Cuma, Aralık 06, 2019

Transmedia Storytelling ve Cross Media Storytelling


Ana akım çapraz medya terimini reklamcılar kapmış. 5 yıl önce böyle değildi.
“cross media storytelling ile karıştırmamak gerekiyor.
harry potter cross media örneğiyken, the matrix trans media örneğidir.
daha geniş bir anlatımla kanal kullanımı, harry potter kitapta anlatılanı filme ve eğlence parkına olduğu gibi aktarılarak yapılırken, the matrix kitabındaki eksik bölümü çizgi romanda tamamlar, çizgi romanda vermediklerini filminde verecek şekilde yapılır.”
(16 Mart 2016 momentli. Gözümden kaçmış.)
Bizce ikisi birleşik bir şey. Çünkü zaten 5 yıl önce öyle tanımlanmıştı.
İkincisi, daha çok spin-off alanına giriyor:
Karakter, zaman, mekan spin-off’u ki Assassin’s Creed tek bir anafikrin değişik yerlere ve zamanlara uygulanmasıdır ilkede. Hepsinin tek bir öykü oluşturduğu önesürülür ama hepsinin öykülerini farklı kişiler yazdığı için, öyle olmamıştır.
Artı şerh: Terör / suikast ve itikadı anafikri, değişik yerzamanlarda değişik töz-semantem’e sahiptir / sahipti. Hassan Sabbah tözü de öyledir ama nedense, oyun hiç oralara giremedi 20 yıldır.
+
Gelelim asıl panoramaya:
Kros-, inter-, multi-, trans-, meta- önekleri, aslında hep aynı şeyi anlatmak için kullanılıyor.
Ve hala 5 duyu-dil yaklaşımı eksik. Oysa, tüm bilgisayar oyunları için özel müzikler kompoze ediliyor artık. Üstelik görüyoruz ki aynı oyun sinemasal fragmanına farklı müzikler montajlanıp kliplenince, ortaya bambaşka sonuçlar çıktı.
Aslın önemlisi; film x dizi (HBO çizgisinde) ve çizgiroman x çizgiroman karşıtlıkları bir türlü görülemiyor. Oralara bakılmıyor çünkü.
Artı, Kojima ve Death Stranding’i olayı son 1-2 yılda bambaşka bir yere vektörledi.
Olaya, Google’ın arama motorluğunu artık bırakması eklenince, Taş Çağı günlerine geri döndük, Dünya’da ne olup bittiğini izleyemez olduk.
Asıl önemlisi, olay hala sanat alanında ve fotoğraf, resim, grafik, illüstrasyon, karikatür, çizgiroman, minyatür (5 Asya altdalı ile) eşlenikliği gözden kaçıyor. Bunların hepsi tek bir çapraz medya alanı aslında. Yalnızca, tek bir duyu-dile bağlılar.
Demek ki bunun tüm duyu-diller için çoğaltılması gerekiyor.
100 duyu-dil altalanı ile 100 sanat altalanı arasında sıfırdan tanımlama gerekiyor, 2020 momentinde. Bu yapılmayacak, ona eminiz.
Artı, olay bilime ve düşüne de açımlanabilir.
Geri dönersek:
10 bin duyu-dil-sanat epistemi birleşik alan olarak tanımlanırsa, 500 yıllık yeni sanat alanı tanımlanmış olur. VR’nin ve holografik sinemanın buradaki yeri şimdiden hazır örneğin.
Yani bu epistem tümel.
Yani bu tümel estetik.
+
Dipnot:
Tüm öykü anlatımlarında, Matrix örneğinde olduğu gibi eksik ve tutarsız bölümler var. Bu, bir medya sorunu değil, yaratıcının başarısızlığı sorunu.
(4 Aralık 2019)

Çarşamba, Aralık 04, 2019

Politik Aforizma


Politically correctness:
Bugün 'nigger'ı beyazlardan çok siyahlar kullanıyorlar.
Yakında, ibneyi de, heterolardan çok, homolar kullanacaklar.
(3-4 Aralık 2019)

Demirtaş, Düzkan, HDP, TC


2 moment:
“Demirtaş’ın yaşadığı ilk rahatsızlık değil, kendisi tutuklandığından bu yana nefes darlığı ve göğüs sıkışmasını en az 20 kez yaşadığını söyledi.”
Demirtaş ve/ya ailesi durumu partiye söylememiş yani.
+
Kraldan çok kralcı, Kürtsever yazarın yorumları:
“birincisi, herkesin cebinde bu kadar çok hdp eleştirisi, hatta hdp yönetiminin komploculuğuna dair intiba bulunması ve bunların sadece böyle kriz anlarında dökülüp saçılması. açıkçası insanda biraz izan olması gerekir; diyelim ki mevcut hdp yönetimi selahattin demirtaş’a soğuk bakıyor, diyelim ki “a.ö.” (kısaltma bana değil, kimi twitter hesaplarına ait) demirtaş’ı kendisine rakip gördüğü için hdp içindeki taraftarlarıyla onu unutturmaya çalışıyor, diyelim ki demirtaş ile hdp arasında partililerin çoğunun dahi akıl erdiremediği bir gerilim var. bütün bunlar, hastalandığını gizlemek, umursamamak gibi sonuçlar verir mi?
ikinci nokta bence daha vahim. demirtaş’ın türkiye siyasetindeki vazgeçilemeyecek konumu bir yana, gönüllerdeki yeri de çok çok önemli. (bu ve anlamı üzerine birkaç kere yazmış bulunduğum için tekrar etmiyorum, hdp’yi eleştirme konusunda da elimin korkak olmadığını -eğer varsa- düzenli okurlarım bilir.) ancak demirtaş’ın önemi, haklara sahip çıkılması konusunda bir öncelik, bir sıralama anlamına geldiği noktada sorundur ve tanıdığımız, oyumuzu verdiğimiz demirtaş’ın kendisinin de tercih etmeyeceği bir şey diye düşünüyorum.”
“bunların sadece böyle kriz anlarında dökülüp saçılması…”
İnsan bunu yazarken azıcık utanır.
Son 1,5 yıldır HDP, içeriden ve dışarıdan çok eleştiri alıyor, çünkü parti çıkmaza girdi.
Kriz anında eleştiri yapılmaz diye bir kural da yok.
Sorun şu:
Demirtaş susarak ve kimi yalnızca 1-2 imayla epeyi dezenformasyon yaptı.
Yani, durumu daha da kötüleştirdi.
Demirtaş, parti-içi iktidar mücadelesi olmadığını söylerken, geçmişte birçok Kürt için vur emri verilmiş durumdaydı.
+
Sanarım intikal edilmeyen durum şu:
HDP artık 2015 Haziran’daki parti değil.
4,5 yıldır inişte yani.
% 20 barajının altında yani.
İkinci İstanbul yerel seçimlerinde istediği etkide bulunamadı ve bu konuda dezenformasyon yaptı yani. (Kendi seçmenini sandığa götüremedi.)
Şimdi tüm bunlar varken, Düzkan gibilerin yaptığı kendi davalarını batırıyor.
(4 Aralık 2019)

İlhan Uzgel: Kürt sorununu Baltıklar'a taşımak


Önnot:
Bu yapılabilir bir şey:
A sorununu çözmek için, B sorunuyla pazarlık.
+
“Türkiye, NATO’nun Baltık bölgesi ve Polonya’nın Rusya tehdidine karşı geliştirdiği savunma planını, YPG’nin terör örgütü sayılması koşuluna bağlayarak veto etti. Tam da bu dönemde Macron’un “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” çıkışıyla üst üste gelen bu manevra hem NATO’nun ve hem de Türkiye’nin bu örgüt içindeki konumunu gündeme getirdi.”
Meali:
İçeride: Türkiye NATO’dan çıksın.
Dışarıda: Türkiye NATO’dan çıkarılsın.
Bu o kadar kolay değil gibi.
+
Tarihe biraz bakalım:
Fransa bir süreliğine NATO’unn askeri kanadından çıkmıştı. Sanki NATO, askeri bir anlaşmadan başka bir şeymiş gibi.
Artı, 2 NATO üyesi birbiriyle 1974’te savaşmıştı.
Yani NATO, ilk kez kriz yaşamıyor.
+
Türkiye-NATO durumu ise şöyle:
Yalta’da SSCB Türkiye’yi ABD’ye bıraktı denir.
Türkiye, 2. Dünya Savaşı’na girmediği için, NATO’ya girebilmek için. 1950’da Kore’de 5 bin ölü bırakmak zorunda kaldı ve NATO’ya alındı. Bu, aynı zamanda DP’nin CHP ikamesi kılınmasıydı.
+
1990-2020 arasında NATO, eski Doğu Avrupa ülkelerini soğurarak büyüdü.
2011’den sonra, işin içine Ortadoğu da sokuldu ve ip o zaman koptu, şimdi değil.
Türk-Kürt-Arap sorunu bin yıllık ama ABD 200 yıllık. ABD’lilerin kafası Ortadoğu’ya basmıyor yani. O kadar zaman perspektifleri yok yani.
2001-2020 arasını ABD harcadı. 2020’de artık Dünya ABD’yi dinlemez durumda. Türkiye de dinlemiyor.
Buna bir de Erdoğan tipi bir politikacı eklendi. Ortaya son tablo çıktı.
Macron, Johnson, Trump’ın Erdoğan’dan aşağı kalır yanı yok.
NATO bu absürd momentte yani.
+
“… kısaca belirtmek gerekirse NATO kuruluş itibariyle temelde ABD hegemonyasının Avrupa ayağıydı ve aynı zamanda Avrupa’yı kontrol altında tutmanın aracıydı. Bu işlevi tam olarak değişmedi.”
Hah, sonunda asıl konuya gelebildi.
Selcen, 2001-2020 arasındaki ABD-AB yol ayrımını ve çıkar çatışmasını ve artı AB’nin çözülüşünü görmüyor ve hesaba katmıyor.
AB, artık Almanya Birleşik Devletleri kısacası.
Ve ABD, Almanya ile baş edemez durumda.
Ve Almanya / Merkel, her nedense, Türkiye’yi destekliyor.
+
Bu panorama oldukça acaip.
Herkes hileli ve absürd oynuyor. Oyunun kuralı kaldığı pek söylenemez. Ancak ekonomide gördük, politikada da bu kadar kuralsızlık oyunun bitirir. AB için sağ-sol bitişi oldu bu. Burada da, askeri açıdan bakınca NATO çözülür demek ama bu, ABD-AB çözülmesi olur aslında.
Erdoğan ne yaptığını bilmiyor yani.
Selcen duruma bakmıyor ki görsün yani.
Bu arada, bizce Merkel ne olup bittiğini görüyor ama Johnson, Macron, Trump görmüyor.
ABD oligarkları da görmüyor.
Çünkü oyunu hala yönettiklerini sanıyorlar.
Ve hala eski oyun var sanıyorlar.
(4 Aralık 2019)

NATO'nun sonu, alanı ve marjı: Aydın Selcen


NATO’nun kuruluş nedeni, hesapça ABD’nin AB’yi SSCB’den / Rusya’dan korumasıyda ama açıkçası AB’yi ABD’nin vassalı yaptı.
Bunu Selcen böyle yazmamış nedense.
+
“O  yıllar, Rusya yukarıda belirttiğim üzere “kanı çekilmiş” ve kendi “iç yağmalama” süreciyle meşgul bir görünüm arz ederken…”
“Soğuk savaşsız dünyada, NATO da anlamını yahut kimliğini “alan dışı” cephelerde arıyordu. 11 Eylül 2001 terör saldırılarıyla açılan yeni binyılda ise, “terörle mücadele” küresel zorunlu görev olarak ortaya çıktı.”
Açıkçası, SSCB gitti, İslam-Arap geldi.
1945-1990 arasında İslam-Arap SSCB güdümündeydi. Selcen bunu da atlamış.
Yani, ikameyi böyle de okuabiliriz. Sonuçta, yeni düşman yaratmak o kadar kolay değil.
Vurgu: Asıl terör, 1960-1070 arasındaydı ve yine Arap kökenliydi. O zaman İslam-Arap aynı zamanda sosyalist sayılırdı, her nasıl yapılabildiyse.
Yani: Nasıl ki ABD-SSCB döneminde de, her ikisi de terör yaratıcısı ve destekçisi idiyse, ABD-Rusya döneminde de her ikisi yine ve hala terör yaratıcısı ve destekçisi. Taliban’dan El Kaide’ye yaratıcı ABD.
Yani bu durumda ABD, NATO’yu SSCB’den İslam-Arap’a çevirdi. Bu arada işin içine, eski doğu Avrupa ülkelerini de katarak, yeni Rusya’ya karşı da duvar inşa etti.
Yani, gidişin Selcen’in anlattığıyla pek ilgisi yok.
Bu önemli, çünkü NATO’nun şu anki krizinin nedeni bu anlattıklarımızdan geliyor.
+
“Bu defa bir yandan NATO’da başta ABD, tüm üyeler karşıda. Kaldıraç, şantaja döndü. Şantaj denince, alınganlık başladı. Her şeyi aynı anda isteyen dış politikada yine koşuşma başladı. Bu alışıldık görüntü ortakları artık etkilemiyor. “Beyin ölümünden” söz eden Macron’a, “sen git, dönünce kendi beynine baktır” diyerek, NATO’ya sahip çıkan milliyetçi-mukaddesatçı lider profili merak uyandırmıyor.”
Bu, bir okuma.
Asıl okuma ise şu.
Kakafonu var. Zayıf liderler var. Muppet Show’daki huysuz ihtiyarlar locası var.
“… NATO’ya sahip çıkan milliyetçi-mukaddesatçı lider..”
Bu, bir yorum.
Bu, diğer bir yorum:
NATO içinde istediğini alan bir lider. Bunun için şantajmış, restmiş, kumarmış, yapıyor olabilir.
Herşeyi aynı anda istemeyi, çok cephede savaş isterlik olarak okuyoruz. Çünkü Libya’da yeni yaptıklarımız ortada (değişik bir uluslararası karasuları tezi).
+
Bu durumda NATO, şu anda belirsiz kalıyor.
Marj, alan, vade, baş, son, şu bu.
+
Selcen’in derdi ise Erdoğan ve Kürtler.
“Yeni Türkiye’nin de sonuna gelip, III.Türkiye’ye geçiş ıspazmozları yaşıyor olabilir miyiz? Öyleyse Kürt sorunu farklı anlam kazanıyor demektir.”
Ama aymış:
Kürt sorunu farklı anlam kazandı.
(4 Aralık 2019)

Salı, Aralık 03, 2019

Sarp Kuray Monologları


Söyleşi dizi gidiyor gibi. Okudum ve yazdım da. Feci sallamış, unutarak konuşmuş. Ayrıca, o da çürük elmalardan sayılır. Biz o günleri yaşadık ve yaşarken okuduk, karşılaştırma mümkün. Aşırı dezenformasyon içindeler. Basit bir tez: Solcu subay olmaz. Subay devrim de yapamaz, en azından TC'de, komitacılık çizgisi belli. 1968'liler ölürayak imaj boyamak derdindeler. Teslim Töre için de öyle yaptılar. Devrimin 100 metresiymiş. Devrim sonsuz bir maratondur yahu. Devrimi Yeşilçam filmi yaptılar.
+
Sorun şu: Kuray'ın verilmemiş hesabı var, Töre'nin de öyleydi, Kürkçü'nün de öyle. Riskli konulara girmemiş. O dönemin nereye vardığı belli, bilançoyu üzerine alınmamış, kimse hesabı ödemeye yanaşmıyor. İmajlara ve vitrine bakma, mutfağa bak. Birbirlerine sıkı girmişlerdi. Oralar da pas geçilmiş. Risksiz konular anlatılmış. O dönem gerçekten kirliydi. Uyuşturucu konusu, daha 1968'de dertti, Atilla Sarp, En Demokrat Mavralar. Kimse ağzını açıp da konuşmuyor. Türk marksistleri tarihe çok borçlular.
+
Hesap çok pis X. Bilmen gereken bu. Bu adamlar zemzem kuyusundan çıkmadı. Yoksa, hata hatadır, ödedik bitti, 50 yıl önce geçti gitti. Ama yalana gerek yok. Yalan söylüyorlar, olmadı, kritik konularda susuyorlar. Hesabı verilmedik bir banka soygunları dizisi ve oradan gelen paralar var. Hiç kimse anlatmadı.
*
Notlar:
Dizi 2 bölümde bitti.
Bu, 1968 ve 1978 dönemini aşırı romantikleştirme yeni bir moda.
Bunlar, hamamdaki deliler gibi, kendi seslerini duydukça, daha çok bağırıyorlar. 1980-2010 arasında gıkları çıkmadı ama.
Önemli not:
Somutlaştırma, kişileştirme, putlaştırma elle tutulan üzerinden gitti 50 yıl. Son 10 yıldırsa, imaj ikonu var. Görünen onlar için somut. Bu kadar imaj makyajı yapmaları o nedenle. Hatalarıysa, imajı ve makyajı habire tazelemeleri ve değiştirmeleri.
Temel hataları şu:
O dönemleri bilenler hala yaşıyorlar. Susuyorlar ayrı konu ama yalan tutmuyor.
Bir de yazılı kayıtlar var.
Sonuçta, mezarlarına tükürülecek insanlar kıldılar kendilerini. Helal olsun.
(2-3 Aralık 2019)

Türkiye de Kendi Haritalarını Üretiyor




Libya konusu üzerinden ortaya çıktı.
Türkiye Akdeniz’de yeni bir şeylerin peşinde.
Haritayı tam ve doğru okursak, Libya konusunu da işin içine katarsak, Türkiye Doğu Akdeniz’in neredeyse tamamında hak iddiasına geçmiş.
Yunanibtan’ın Güney Kıbrıs üzerinden atağına karşı, Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs üzerinden bir karşı-atağı bu.
Tutar mı?
Zor.
Ama denenir.
(3 Aralık 2019)

Lale Devri’nde Sodom-Gomor: Kara Cuma


“Bankalararası Kart Merkezi (BKM), kasım ayının dördüncü perşembe gününden sonraki cumaya denk gelen ve Türkiye’de “Süper Cuma”, “Şahane Cuma”, “Muhteşem Cuma”, “Efsane Cuma” gibi isimler de verilen, “Kara Cuma” alışveriş festivalinde kartla yapılan ödemelerin miktarını açıkladı. Buna göre  29 Kasım Cuma günü 4,7 milyar TL kartlı ödeme gerçekleşti. Geçen yılın aynı gününe göre, yüzde 36 daha fazla harcama yapıldı.”
Bunun 1,4 milyarı internetten yapılmış. Çok değil.
“Bankalararası Kart Merkezi’nin (BKM) verilerine göre toplam kartlı ödeme tutarı 2018 yılında yüzde 21 artışla 817 milyar liraya ulaştı.”
Günde 2,24 milyar lira eder.
2019 için % 20 artışla, 2,69 milyar lira eder.
Ortalamanın 1,55 katı ediyor.
Ya da, fazladan 1,97 milyar lira eder.
Ülke battı mı?
Battı.
Bu Lale Devri ne?
Bu Sodom-Gomor ne?
(3 Aralık 2019)

Sahte peygamberin defnedildiği mezarlığa talepler arttı: Mezar yeri satışları durduruldu


Bu konuda imamın hatası yok, cemaat feçesini çıkarmış.
Bu ülkedeki bütün eski yazılı mezarlı yerlerin kapısında yazar:
Yatır yapmak günahtır.
Ama cemaat yine de o yatırları yapar, adağını adar.
+
“Sahte peygamber İskender Erol Evrenosoğlu’nun defnedildiği, Bursa’daki Hamitler Mezarlığı’na talep patlaması oldu. Evrenosoğlu’nun mezarının bulunduğu parselden yer satın almak isteyenlerin sayısı 100’ü bulunca, Bursa Mezarlıklar Müdürlüğü satışları durdurdu.”
Mezar, satılıyor.
Arz-talep dengesi var.
Öte yanda yer garantisi, mezarlıktan başlıyor.
Bu, kabir azabı değil, kabir fiyatları.
(3 Aralık 2019)

Müstakbel Sosyal Molozların Eski Zekalılığı ve Eksi Bilgililiği


PISA sonucunu BBC Türkçe'ye değerlendiren Eğitim Reformu Girişi (ERG) Politika Analisti Yeliz Düşkün, "Türkiye'ye ilişkin ortalama puanların düşüklüğü kadar dikkat çeken bir bulgu da en üst düzeyde (düzey 5 ve 6) yeterlilik gösteren çocukların oranının düşük oluşudur.
Türkiye'de alt yeterlilik düzeyinde yer alan öğrencilerin oranı ise, oldukça yüksektir. Örneğin en alt düzeyde yeterlilik gösteren (düzey 1 ve aşağısı) çocukların oranı, matematikte % 36,7, fende % 25,2, okumada % 26,1'dir.
Okuma alanında en alt düzeyde yeterlilik gösteren çocuklar bir metinde çok açık olan bilgileri saptamak, kendilerine tanıdık gelen konulardaki yazıların ana fikrini fark etmek gibi basit şeyleri yapabilirler ama daha derin yorumlarda bulunmakta zorlanırlar. Matematikte de çok basit işlemleri yapabilirler. Dolayısıyla PISA sonuçları, Türkiye'de 15 yaşındaki öğrencilerin önemli bir oranının temel becerilerden yoksun olduğunu gösteriyor." diyor”
Yani, bildiğimiz moron, idiot, embesil.
Konular, Türkçe, matematik, fen.
Temel konular yani.
Boşuna okula gidiyorlar yani.
Vurgu: Bunu tek başına AKP yapmadı, aileler de yaptı.
Soru basit:
Bunun çözümü var mı?
(3 Aralık 2019)

Pazartesi, Aralık 02, 2019

Cumhurbaşkanlığı seçim anketi: Ekrem İmamoğlu yüzde 44.5, Erdoğan yüzde 39.7


AKP’nin gideceğine ikna olan ve inanan muhalif sanal gazete yazarları, buna kafalarından mesnet uydurmaya başladılar.
Ver gazı, ver gazı.
Aç tavuk, kendini buğday ambarında görür.
+
“Ankette katılanların yüzde 44.5’i “İlk turda iki adayın olduğu bir cumhurbaşkanlığı seçiminde hangi adaya oy verirsiniz?” şeklindeki soruya, ‘İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’ yanıtı verdi. Araştırmada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise, yüzde 39.7 ile İmamoğlu’nun gerisinde kaldı. Ankette katılanların yüzde 15.8’i ise kararsızlardan oluştu.”
E peki, asıl seçimde kaç aday olacak?
En az 4.
HDP ve SP’nin adayı olacak.
Artı, Davutoğlu ve Babacan da oyunun içinde olacak.
Artı, bizim kanımız kararsızların çok daha fazla olduğu. Seçime katılımın da % 80 civarında olacağı.
Yani, toplamda % 84 görünen ikili, aslında % 65 gibi.
Yani, toplumu ve seçmeni ikna ve temsil etmiyorlar.
Bu böyle biline.
Göstere göstere manipülasyon yapılmaya.
(2 Aralık 2019)

AKP bu büyüme oranıyla seçim kazanamaz, faiz kumarını sürdürecek


AKP’nin gideceğine ikna olan ve inanan muhalif sanal gazete yazarları, buna kafalarından mesnet uydurmaya başladılar.
Bu da öyle, çünkü bu büyümesizlik oranı çok yıldır böyle. Üstelik, gerçek veriler çok daha berbat ve bunu onların da biliyor ve yazıyor olmasını ve beklerdik. 2 yıl önce yani.
+
Büyümeyle faiz arasında doğrudan oran yok, kalmadı veya bırakılmadı.
Geleneksel ekonomide; faiz, döviz, işsizlik, üretim arasında belli ilintiler vardı. Altın, borsa, faiz, döviz, aynı anda birlikte artmazlardı. Artık böyle şeyler kalmadı.
Faizi düşürünce, yatırım artmıyor, mevduat liradan uzaklaşıyor yalnızca. Artı, ülkeden çıkıyor.
Bunun nedeni de, Dünya’da da aynı olarak, aşırı şişirilmiş gayrımenkul fiyatları. Keynes’yen anlamda toprağa şişe gömme ekonomisi, inşaat için işlemedi. 10 yıl önceki ev döviz fiyatları üçte birine düştü şu an. Yılda % 5 de faiz koy. Altıd da bir eder kabaca. Yani, 2010’daki 600 bin dolar şu an 100 bin dolar. 1 milyon kişi için de. 500 milyar dolar kayıp eder.
Bu para nereye mi gitti?
Buharlaştı.
Yani, ekenomik küçülmeyi yaratan asıl etken, şişirilmiş ve sahte ekonomik büyüme.
+
“Ekonomi yüzde 5 ve üzeri büyümeli ki, işsizlik azalsın, AKP oyları artsın. İktidar bunun farkında.”
Ekonominin % 5 büyüdüğü zamanlarda da işsizlik arttı.
Çünkü tarım sektörü nüfusu istihdamı hala daralıyor.
Çünkü çakma üniversite mezunlarını kimse işe almaz. Onların işini ilkokul mezunu da yapıyor zaten. Göçmen işçi de yapıyor zaten.
Üstelik, göçmen işçileri getiren de AKP.
Yani, gerçek ne, yazar ne diyor?
(2 Aralık 2019)

Alternatif Bilim Tarihi


Öndeyi:
Bilimin ve bilginin bir yöne gitmesi gerekli ama o yön ‘collective unconscious’ tarafından kapatılmış durumda. 50-100 yıl böyle gider. Yeni Orta Çağ bu demek.
+
Tarihte bilimin 3 doruğu var:
Antik Yunan MÖ 300-200, Ön Asya MS 1000-1100, AB 1650-1950.
+
Antik Yunan, 2 ayaklıydı:
Sokrat, Platon, Aristo önbilim / felsefe çizgisi ve Eratosthenes, Ptolemy, Euclid bilim / geometri çizgisi.
Ön Asya, hem bilimsel, hem de dinsel rönesansın ve engizisyonun birarada olduğu ender yerzamanlardan birisiydi.
AB Aydınlanma ise, tarihte kendi arzusuyla ve eliyle bitirilen ilk bilim rönesansı dalgası oldu. AB bunun savaştan uzak durabilmek için yaptı, ölümüne bir feda hamlesi çünkü. Sonucu da Brexit oldu.
+
Son bilim doruğunda, belki 1.000 bilim disiplini icat edildi. Bu da, yenilerinin gelebileceği anlamına geliyor.
Aynı zamanda, insan bilimlerinin önemli bir bölümü bu dönemin sonunda bilim kılınabildi ancak. Ancak, hala tarihin bilim olmadğını düşünen tarihçiler ve Dünya Sistemi’ne ikna olmamış tarihçiler mevcut. Ki bu da zaten o toplu bilisizliğin varlığının kanıtı ve göstergesi.
Ancak, ekonomi gibi bazı disiplinlerin de bilim kılınamayacağı, çünkü epistemik olarak bilim kategorisine girecek bir veri tabanı olmadığı görüldü. Bu, Tititus-Bode ve Kepler’deki bellirti-yasa ayrımından bağımsız olarak, bir tür denklemlenemeyen veri tabanı demek. Ekonomik verinin epistemik belirginliği % 10-25 gibi yani.
Triyalektik trilemma dediğimiz biçimde, Einstein-Planck-Heisenberg ve Marx-Darwin-Freud üçlü ikililerinin epistemik kategorilerinin açımladığı biçimde, bilim bilimciler tarafından açmaza sokulmuş durumda.
Bu da, ilk paragrafın epistemik içeriği demek.
Yeni bir bilim paradigması, bizim deyimimizle tam-bilim gerekli ama ona da, gelecekbilim bakış açısıyla 100-500 yıl daha var.
(2 Aralık 2019)

Fransa’da ve Dünya’da Sınıflararası Çelişkiler 2020


“Fransa’da Sarı Yelekliler hareketini iyi-kötü atlatabilen Cumhurbaşkanı Macron ise, bu defa Paris’in ana akslarından birini traktörleriyle tıkayan çiftçi ve köylünün tepkisiyle karşılaştı. Tarımla geçinenler, çevrecilerce sürekli şeytanlaştırıldıklarını ve sübvansiyonlara bağımlı kılınarak, emekleriyle geçinme haysiyetlerinin ellerinden alındığını, özcesi “ne yapak, taş mı yiyek?” konumuna itildiklerini söylüyor.”
21. Yüzyıl’dayız.
İlk devrimin olduğu ülkede, birbiriyle çelişen 3 sınıf / altsınıf var:
Göçmen işçiler, yerli işçiler, çiftçiler.
Hepsi reel üretimle meşgul.
Ancak, hizmet sektörü ekonominin belki % 70’i oldu artık. Onlara da % 10’ar kalıyor yani.
Daha da önemlisi, belki 1990’dan beridir, üretim tüketimden fazla kapitalist ülkelerde.
Yani:
Bu üreticilere bile gerek yok.
Apple, 4. Dünya ülkesinde ayda 25 dolarlık asgari ücretle çalışan işçilerin olduğu fabrikayı, maliyet nedeniyle kapattı ve robotsal üretime geçti.
Kapitalist ülkerde çiftçiler, belki 100 yıldır subvansiyon alıyor. Çünkü tersi durumda, üretim kendi maliyetini karşılayamayacak. Ama gıdasız da yaşanmıyor.
Şimdi aynı şey, yavaş yavaş sanayisel üretim yapan emekçi sınıfı için geçerli olmaya başladı gibi.
Rantçılar, sanal / finansal iktidar seçkinleri, üçünü de gereksiz görmeye başladı.
Zamanında işçi-çiftçi çatışması vardı. Rantçılarla çatışmaya sıra gelmiyor bir türlü.
Şimdi işçi-işçi çatışması var. Sarı Yelekliler gösterilerinde birbirlerini öldürdüler.
Çiftçiler ise, Sarı Yelekliler olmaya katılmayıp, kendi isyanlarını tek başlarına kendileri eylediler.
2020 momentinde, değişik bir sınıf panoraması bu.
İmlenmeliydi.
Not: Devrim çatışması (burjuva x aristokrasi), Fransa’dan Dünya’ya yayıldı. Bu çelişki (-cikler toplamı) de öyle olacak gibi. 3 altsınıfın birleşip, finans-kapitale karşı toptan ayaklanması şimdilik bir hayal.
(1 Aralık 2019)

2019’da Dikkat Çeken 11 Teknolojik Ürün


“Uçan taksi, seks oyuncağı, katlanabilir akıllı telefon, 4 ayaklı yürüyebilen araç, arttırılmış gerçeklik gözlüğü, robot teslimat köpeği, gerçek zamanlı duygu uyumlu sürüş teknolojisi, akıllı klozet, akıllı saat, sanal gerçeklik başlığı, akıllı bavul.”
Bizce, tam yeni hiçbirşey yok.
Kimse ayırsamıyor ama yıllardır böyle.
Androidlerde ilerleme yok ama.
Nanoteknolojide bir şey yok ama.
Tıpta bir şey yok ama.
Diğer bir deyişle, Türkler’in ‘kullanılabilir yenilik’ zırvası dışında bir şey yok.
(1 Aralık 2019)

Yapay Zekalı Çoklu Vibratör Robot


2019’un en dikkat çekici teknolojik ürünlerinden biri bu imiş.
“Osé adı verilen cihaz, kadınlar için harmanlanmış bir orgazm sağlamak amacıyla, ağız, dil ve parmakların hissini taklit etmek için mikro-robot teknolojisi kullanıyor.”
Şekli dildodan hallice.
Bu nesne, önce teknoloji ödülü amış, sonra bu ödül iptal edilmiş.
“CES’i organize eden kuruluş olan Consumer Technology Association (CTA), Ose ürünü nedeniyle Lora DiCarlo şirketine verdiği inovasyon ödülünü iptal etti. CTA Etkinlik İletişimi Kıdemli Müdürü Sarah Brown bu konuyla ilgili olarak TechCrunch’a yaptığı açıklamada, Ose’nin mevcut ürün kategorilerinden hiçbirine uymadığını ve daha en başından “İnovasyon Ödülleri Programına” kabul edilmemesi gerektiğini ifade etti. CTA, aynı zamanda Lora DiCarlo’nun CES’te herhangi bir ürün sergilemesini de yasakladı.”
Adam tam katolik çıkmış.
Demek ki epeyi alay konusu olmuşlar.
Bizce bu ürün, Dünya’nın yarısına hitap ettiği için, ödülü hak etmiş.
(1 Aralık 2019)

Kara Bütçe, Kara Proje


Kara bütçe, kara projeler için ayrılan para. Ne oldukları ve ne kadar harcandığı devlet sırrı.
Kara proje, ABD’nin radara görünmeyen Stealth uçağı gibi şeyler.
ABD 2012 için bu, 52,8 milyar dolar imiş.
Bunu sağlayan, CIA’i kurduran, 1947 tarihli Ulusal Güvenlik yasası.
Bu miktar, Rusya için 10 milyar dolar civarında.
Demek ki global ölçekte, yılda 100 milyar dolardan fazla para, kara projeler için ayrılıyor.
Bunlar da, olsa olsa misket bombası gibi şeyler olarak görünür oluyor.
Yani, bizim bakış açımıza göre bu para boşa akıyor.
Örneğin askeri zihin kontrol miğferi projesi varmış.
Hesapça, ultrases dalgaları yayınlayıp beyni etkiliyormuş.
Bir ara da Echelon’a takmışlardı.
Sonra ne oluyor?
Snowden gibileri çıkıyor, hepsini deşifre ediyor. Generallerin ulu manituculuk oyunu bozuluyor.
Türkiye’ninki de kendi atom bombanı kendin yap, idi.
30 yıldan uzun süredir uğraşıyorlar, bir nükleer kirli bomba bile yapamadılar henüz. Yapabilselerdi, ellerinde patlatırlardı.
ABD’nin de Kara Şahin helikopteri vardı. Somalililer onu soba borusundan yapılma füze-atar ile vurup düşürdüler, hem de peşpeşe iki tanesini.
(1 Aralık 2019)

Günce: Kış


01.12.19
Kış
İstanbul’da kış var.
Tam kış.
Çok bulutlu gökyüzü.
Teşhisini bir türlü tam koyamadığım bir göz rahatsızlığım nedeniyle, bu tür havalarda görme ve odaklanma yetim azalıyor.
Bu da, zaten çok olan içedönüklüğümü iyice katatonikleştiriyor.
Soğuk ciğerlerimi acıtıyor.
Kapalı yerlerde yasağa karşın içilen sigaraların dumanları da.
Kış zulüm yani.
8.500’den 8.400 güne geri sayımdayım.
Yıllardır bir şey yaşamıyorum.
‘Count Zero’daki, ‘Dünya’nın en hızlı kentlerinde bile aslında hiçbirşey olup bitmiyor’ duygusundayım.
Türkiye’nin en hızlı kenti İstanbul’un en hızlı semti Taksim’deyim.
Ve hiçbirşey olmuyor.
Yeni bir şey olmuyor yani.
Türkiye’nin en müptezel ve en entellektüel insanlarını her gün birarada veya peşpeşe görüyorum.
Ve yine hiçbirşey olmuyor.
Tarih, durmamışsa bile, vitesi boşa almış gibi.
Yaşlılık öyle değil ama.
Eksilen her gün, eksilen ufak tefek bedensel yetiler, yeni ağrılar demek.
Kitapçılar çarşısında 32 yıldır, her yıl yeni bebekler doğuyor, bir bölümü büyüyüp çocuk yaptı bile.
Yeni doğanlar büyüyor, biz küçülüyoruz.
60 yaşındayım. 65, 70, 75 yaşında, ömrünün son günlerini heba eden insanları izliyorum her gün.
Günlerini heba etmemenin ne olduğunu bilmiyorum artık.
Ve ben de günlerimi heba ediyorum.
Yazmak hariç.
Ölüm var, yazı var.
O kadar.

Pazar, Aralık 01, 2019

Kürtler Asla Aymaz: Mazlum Abdi: Til Temir ve Ayn İsa'yı kimseye devretmeyeceğiz


“Suudi Arabistan'ın Al Arabia televizyonuna konuşan Suriye Demokratik Güçleri (QSD) Genel Komutanı Mazlum Abdi, çatışmaların devam ettiği Til Temir ve Ayn İsa ilçelerinin Suriye yönetimine veya Rusya'ya teslim edilmeyeceğini belirterek, “Onlar QSD’nin kontrolü altında kalacaklar” dedi.”
Neden olmuyor?, bilmiyoruz.
Putin ve Esed, Suriye’de son 1 aydır istop oynuyorlar.
Yoksa, istedikleri an, Kürtler’in tüm alanlarına girerler, savaşla veya savaşsız.
+
"Türkiye'nin tekrar işgal saldırılarını başlatmasını bekliyoruz. Kontrol alanlarını genişletmek istiyorlar ve askeri operasyonun sona erdiğini resmen açıklamadlar. Til Temir ve Ayn İsa'yı kimseye devretmiyoruz, birliklerimiz 2 yeri savunmaya devam edecek.”
Bak bu gayet gerçekçi.
Ancak, Türkiye de ne yapmak istediğini tam bilmiyor gibi görünüyor.
Suriye’de aldıkları molayı, Libya’da bazı işler yaparak kullanıyorlar gibi.
Ancak, bu türden bir ‘çok alanda, adım adım savaş’ taktiği, yarasıydı, ABD’nin işine yarardı.
Yani belirttiğimiz, Kürtler’in de Türkler’in de, yorgun olduğu, durduğu, yeni savaş istemediği türünden şeyler.
O zaman da, durum çeneye vuruyor. Bizim askeri merkezler de epeyi hönkürdedi zaten.
(1 Aralık 2019)

DİB'in dibi gördüğünün resmi: Din Şûrası kararları


Diyanet İşleri Başkanlığı bir dini şura topladı.
Bu, gazetelere farklı yansıdı.
Kamuoyundan farklı tepkiler geldi.
Bunu derlemenin gerekli olduğunu düşündük.
Konu, riskli bir konu, yargılanmamak için, otosansürlü yazacağız.
+
“Bütün bu yeni durumların dini hayatı zayıflattığı vurgulanıyor.
Doğru, dini hayat zayıflıyor ama zayıflamasının nedeni, beslenmemekten kaynaklanmıyor, bilakis hormonal bozukluktan kaynaklanıyor. Bugün dinin toplumsal durumu, çok aşırı yemesine rağmen, kilo alamayıp zayıf kalan kişilerin bünyelerine benziyor. Yediğini hemen yakıyor, yani din kurumlarına aktarılan paralar boşa gidiyor.”
İşte bu nokta, din taraftarlarının da karşıtlarının da saçmaladığı bir nokta.
Şeriat karşıtı kişi, dini kurumlara harcanan para boşa gitmese, din bugün çok iyi durumda olacakmış gibi yazmış.
Dini hayat zayıfladı, çünkü gençler mütedeyyin geçinen anababalarının söylediği yalanları gördüler.
+
“Dinselliğin yeniden üretimi tinsellikten geçmektedir, tecimsellikten değil.”
Tecimsel tinsellik de var, vardı, akademi, likeum.
+
“Robot, neden imamlık yapmasın?”
Derdimiz şimdi bu mu?
+
“ "Ülkemizde yaşanan sosyoekonomik ve kültürel değişim, küreselleşmenin de etkisiyle hızlanmış ve dini inanç, ahlaki değerler ve milli kültürü tehdit eder hale gelmiştir", deniyor.”
Bu, 1960 momentli bir sorun, 2020 momentli değil. 2020 momentinde, artık telafi edilebilirlik yok. Tarih, bu durumlarda hilafetin yok edilmesi gibi çözümler öneriyor.
(1 Aralık 2019)

Ordudaki genç subayların da dahil olduğu devrimci bir hareket bir daha asla olmadı: Sarp Kuray


Hep söylüyoruz:
1968’liler bunama noktasını geçeli çok olmuş.
Bu da öyle bir örnek.
+
“68 kuşağından olup Deniz, Mahir, Sinan gibi dönem arkadaşları olan bir öğrencinin devrimci olmama şansı çok azdır bence.”
Bunu söyleyen, söyleşiyi yapan Seran Vreskala.
1978 kuşağında, devrimciliğin en yaygın olduğu zamanda, toplam nüfustaki devrimci oranı %o 2 idi. Bu, kendilerinin belirttiği bir ortalama. Demek ki devrimci olmama şansı, % 998 imiş.
+
“DEV-GENÇ zamanı bir köye gitmiştik yanımda bir arkadaşımla, bir adam bana “sen yine iyisin ama bu DEV-GENÇ biraz küçükmüş ya” demişti.”
Adamın kapasitesi bu. Daha 1968’de halkını görmüş ama aymamış.
+
“Sizin İsmet İnönü ile bir anınız var, bir gün size "Atatürkçü müsün, sosyalist mi?" diye sormuş, "Atatürkçü’yüm" diye cevap vermişsiniz. O da, “bize de hilafetçi misin, cumhuriyetçi mi?, diye sorduklarında, ‘hilafetçiyiz’ derdik, demiş.”
Bu da söyleşiyi yapandan.
Ancak, konuyu aşan, muazzam bir anekdot.
İttihat Terakki’den bu yana gelen çarpık bir ikilem dzisi: Yalan söyleme, takıyye, elifle merteği birbirine karıştırma, vd.
Bu, 1968 ve 1978’de görünmüyordu, 1998’de grünür oldu yeniden. 2028’de de derdimiz kalacak.
+
“ “O protestolarda olacak benim yeğenim” dedi.
Ertesi gün saat 4,5’ta Ordu Evi’nin, Zafer Anıtı’nın oradaydım. Gençler toplanmaya başladı, yürüyüşe başladık. Baktık karşıdan başka bir grup geliyor, takkeli makkeli… Artık kurgu mudur değil midir, bilemiyorum şimdi. Onlar yıkıldı; biz biraz daha acar bir tipiz (gülüyor) önlere kaldık tabii. Bizim elimize bir Bursa Nutku’nu verdiler, çıktık bir arabanın üstüne metni okuduk, oradan Adalet Partisi’nin önüne gittik.”
Önce manippüle edilen, sonra manipüle eden. Ama hep manipülasyon bu. Devrimcilik oyunu da bu.
+
“Devletçiydi babam, biz o gelenekle büyüdük. Kemalizm’le bağlar koptu mu, kopmadı mı, nasıl koptu, nasıl kopmadı?, diye pek ideolojik konuşuyorlar ya, onu biz yaşadık yani.”
O ikilem de aynen sürüyor.
Ona eskide devletçilik denirdi, şimdi neo-ulusalcılık deniyor. İstiklal Marşı’nın duymadan hazıroala geçme durumu.
+
“Elbette, zaten devlette her zaman bir Harbiye-Mülkiye çelişkisi olmuştur.”
Bir de Tıbbiye var.
Kuray’ın havsalası bunu alamamış. Çünkü üçüncü şık asıl bilim.
+
“Orada üç damar var. İstanbul damarı Deniz Gezmiş’in başkanlığını yaptığı Devrimci Öğrenci Birliği (DÖB)’dir. Mustafa Gürkan, Mustafa Zülkadiroğlu, Mustafa Kıyıcı, hep o grup. İkinci damar Ankara’dır, TKF’den ve TİP’ten kopmuş bir gruptur, üçüncü damar da biziz zaten, ordudan gelenler yani…”
Bundan emin değilim.
Anadolu vardı, hem Kürtlü, hem Kürtsüz olarak. 1968, Anadolular’ın üniversite yüzü gördüğü ilk Cumhuriyet kuşağıdır. Bu saptama, kendi içlerinden geldi.
Bir de, TKP çizgisi, onun da altçizgisi İleri, Sarıca çizgisi vardı, TKP’nin aristokratları yani.
Yani, 1968 Amerika’yı ilk kez icat etmedi. Kuray öyle gibiymiş gibi anlatmış.
+
“Mahir’in değeri Deniz’le aynıdır. O 100 metre olayı konuşulduğunda hep derim ki: “Evet, Deniz 100 metreyi koşmuştur ama Mahir de koşmuştur.”
İşte bu kuyruklu yalan.
‘Devrimcilerin Filistin Günlüğü’ daha o zaman, Deniz’in de ve daha sonradan katıldığı biçimde, silahlı eğitim vardı. Oradan 100 kişi öldü. Deniz idol, put, şu bu oldu. Diğerlerinin bugün adını bilen yok. Adamların hepsi savaş alanında öldüler.
Deniz gibi yaptı.
+
“Selahattin Demirtaş’ta da var öyle aydınlık bir gülümseme. Her mahkemeye yüzünde bir gülümsemeyle gidiyor.
O çocuk da aynı damardan çünkü… Kürtler’de de var o damar. Zaten Kürtler de öyle başlamış, üniversite talebeleri başlatmış hareketi.”
Ahan da, 50 küsur yıl sonra, aynı kafa.
Anter alana girdiğinde, 1968’liler dedelerinde, şimdikiler dedelerinin dedelerinde vitamindiler.
Bu yalan-sahte-söylemlerin bir açığı var.
Habire değişiyor ve bir önceki hiç söylenmemiş gibi davranılıyor.
Demirtaş da, geçmiş-söylem oldu, bunlar hala farkında değil.
+
Çıkış:
Geçenlerde Teslim Töre öldü. Kör öldü, badem gözlü oldu.
1968’liler 50 yıl boyunca, kendi içlerindeki çürük elmaların iç ve dış hesaplaşmasını hiç yapmadılar.
Bugün için, Kuray da hala hesaplaşılmamış eski bir defter.
(1 Aralık 2019)

Terf, Swerf, Perf


‘Terf’ şu demekmiş:
“Trans-Exclusionary Radical Feminist: That group of feminists that claims that trans-women aren't really women, as biological determinism is only a fallacy when it used against them, not when they use it against others.”
(Kaynak: İngilizce Wikipedia.)
Trans-kadın’ları dışlayan ve kadın saymayan bir feministlik durumu.
+
Swerf için, sex worker / hayat kadını / seks işçisi koy. Bu sözcük, sözlükte var.
Perf yok henüz. Onu biz uydurduk. P, pornonun P’si.
Radikal feministler olsun, feministler olsun, slaktivistler olsun belli taife, kadınların seksüel sömürüsüne, kendi söyler kendi inanır, düzeyinde, aşırı kanidir.
Ancak burada fiili bir açmaz var:
Bir kadın, diğer bir kadının şusu busu için nasıl fetva veriyor?
Trans-seksüel ameliyat olma, fuhuş yapma, porno çevirme.
Bir erkek, bunu bir kadın için yaptığında kıyamet kopuyor ama.
Diğer bir konu da şu:
Konuların hepsi seksle ilgili. Her gün yarım saat sevişsen bile seks, yaşamın % 2’si ediyor yalnızca, geri kalan % 98’i ne oluyor arada?
+
Bir söylem sorunu:
“… biological determinism is only a fallacy when it used against them, not when they use it against others..”
Biyolojik belirleyicilik tanımını onlar kullanırsa sorun yok, başkası kullanırsa, sorun var.
Bu da, İsrailli Museviler’in ‘holocaust’ söylemini tekelleştirme eğilimini akla getiriyor doğrudan.
En büyük sorun, rasyonel çağın 350. yılında, böylesi bir irrasyonalizmin egemenliği.
+
Dönüp dolaşıp, matriyarkal gerontokrasiye ve matriyarkal faşizme geliyoruz.
Yani, kadınlar da iktidar peşinde. Erkekler iktidar alırsa, sorun var; kadınlar alırsa, sorun yok. İrrasyonel anlayış bu.
Bizce sorun, östrojen ve testesteron hormonal dağılımının kadınlarda yaşa bağlı değişimi.
“Östrojen; estron, estradiol ve estriol hormonları olmak üzere, üçe ayrılır. Estron ve estradiol, postmenopozal durumlarda aktif olarak çalışan hormonlarken, estriol hamilelik süreciyle ilişkilendirilir.
Östrojen hormonu eksikliği durumunda, regl düzensizliği, vajinal kuruluk, yorgunluk, uyku bozuklukları, cinsel isteksizlik, ağrılı cinsel ilişki ve depresyon gibi durumlar ortaya çıkabilir.”
Östrojenin erkekteki etkisi yazılmamış.
“Testosteron hormonu, insanların yanısıra hayvanlarda da varlık gösterir. Erkeklerde testiste, kadınlarda az miktarda olmak üzere yumurtalıkta bulunur. Sperm üretiminde büyük rol oynar. Aynı zamanda kemik, kas sistemini etkiler ve kırmızı kan hücrelerinin oluşum aşamasında görev alır. Dengesiz testosteron seviyesi, psikolojiden vücut sağlığına pek çok konuda sizi olumsuz yönde etkileyebilir.”
Kadın için bir de progesteron hormonu var:
“Progesteron hormonunun görevi, cinsel ilişki sonucu döllenme olursa kadın rahmini ve cinsel organlarını gebeliğe hazırlamak. Gebelik gerçekleşirse, progesteron düzeyi artar; gebelik gerçekleşmezse, progesteron düzeyi düşer.”
Toplamda gözardı edilen bir şeyler var.
Kadınlara ve erkeklere atfedilen genel davranış kodları yalnızca bunlarla açıklanamaz.
Testesteron, kıllanma ve ses kalınlaşması da yaratır. Bu da, bazı (orta)yaşlı kadınlarda belli olur.
Kimse şu soruyu sormuyor:
Neden iktidar?
İktidar isteyen kadınlar, büyük rolü oynayan çocuklar gibi görünüyor. Özellikle de, Meir, Gandi, Thatcher gibi kadın politikacıların varlığı, iktidarın hiç özenilmeyecek bir şey olduğunu serimliyor.
Radikal feministler bunu ülke değil, küçük komünler veya gruplar düzeyinde yapıyorlar ama sonuç değişmiyor.
Not: Tüm iktidardışılıkların hepsi anarşizm değil. ancak buradaanarşist femisinzm gerekli, iktidar peşinde koşmayan bir feminizm anlamında.
Terf, swerf ve perf türü radikal veya normal feministler ise, çok iktidarperverler.
(30 Kasım 2019)