ateizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ateizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Temmuz 09, 2016

Türkiye Ateist Olsaydı

Bu, 04.07.16 21:00 civarında, 14 bin girdi alan bir başlık. Dünya çapında trend olmuş.
Gelelim, 40 yaş altı ergenlerimizin atezimden ne anla(ma)dığına:
“aydınlanma bir an önce başlardı!..”
AB’de Aydınlanma’yı ateistler başlatmadı.
“daha hoşgörülü insanlara sahip olacaktı”
Ateist engizisyon da vardı, SSCB’de ve Çin’de olduğu gibi.
“Ülkenin IQ seviyesi uçardı.”
Ateizm ile IQ arasında bilinen hiçbir ilinti yoktur.
“fakirlerin halini anlamak için aç kalmak yerine, fakirliği bitirmenin çaresine bakılırdı.”
Fakirliği bitirmek, eğer öyle bir şey mümkünse, dinsel değil, ekonomi-politik bir dert olmakta.
“Siz hic ibadet ediyor diye birine saldiran ateist gordunuz mu?”
SSCB’de ve Çin’de tapınaklar yıkıldı, tek tanrılı olanların olduğu kadar, diğerlerinin de.
“Diyanet'in bütçesi sağlık ve eğitimden daha çok olamazdı.”
Almanya’nın üçte biri ateist ama Almanya her yıl 10 milyar avro Papa’ya veriyor.
“otumuzu, kubarımızı rahatça alır içerdik.”
Ateistlerin epeyi kalabalık olduğu epeyi AB ülkesinde ot yasak.
Yani ateizm:
Demokrasi, sosyal demokrasi, zekilik, şu bu demek değil...
Bunlara katkısı olabilir. Nasıl olacağı tartışılır ama doğrudan bunlara yararı ve bunları yaratırı yoktur.
Hiç olmadı da...

(4 Temmuz 2016)

Perşembe, Haziran 18, 2015

Özcan Deniz Çarpılmış



Ya da kendisini hidayete eren cin taifesi ziyaret etmiş.
Dediklerine bir bakın:
“Yine zengin sofralar kurulacak, yine sahurda ve iftarda 5 öğünlük yemekler yenilecek ve otellerde, restoranlarda artanlar çöpe atılacak, yine açlıktan siniri bozulanlar oruç tutmayanlara saldıracak, yine din adamları tutarsız konuşmalarını acıklı müzikler eşliğinde, tv’lerde büyük ücret karşılığında yapıp, kafaları karıştıracak, yine ünlülerle! iftar partileri düzenlenip tv şovları yapılacak, yine ‘oruç tutmanın”’ tüm nedenleri unutulup, en basitinden gün boyu aç kalıp ezanla beraber yemeğe saldırmak zannedilecek. İsraftan uzak, öfkeden uzak, nefsine hakim, Allah’a yakın bir Ramazan geçirmeniz dileği ile hayırlı Ramazan’lar… ”
Yook yok.
Belki bu Ramazan değil ama en geç gelecek Ramazan ayında, AKP’nin ‘yemeyen domuz’ sofrasının bittiğine birileri ayacaklar.
Artık, ateistler görünür % 2, görünmez % 10 oldu.
İslam’ı Müslümanlar katletti.
AKP, şeriatı bile beceremedi.
Türk-İslam sentezi diye, % 30’dan aşağı cuma namazı devamlılığını kakaladılar bize.
Diyanet İşleri Başkanı’mız milyon dolarlık arabalara bindi.
Utandı geri verdi, cumhurbaşkanı ona bi daa verdi.
Bakalım şarkıcı abimize:
Da bunları söylemek, Özcan Deniz’e mi kaldı acaba?
Kendisi, pasta bulamayıp ekmek yiyenlerden mi yoksa?
ÇÜŞ kapitalizminin şeysi koka kolaya reklam çekerken pek öyle düşünmüyordu.
Belli belli:
Deniz’i cin çarpmış.

Dipnot: Metnin fotosu, dinin ülkemizde nerede olduğunu göstersin diye seçildi.

Perşembe, Haziran 11, 2015

2019 Seçim Ateist Manifestosu



Türkiye’de en son yapılan bir araştırmada, % 2 kendini açıkça ateist olarak ifade etmişti.
Bu, 550 üzerinden 11 sandalye eder.
2015 Genel Seçim’de 2 Lgbti aday vardı. Ateist aday yoktu.
Ateistler ve Lgbti’ler, bu toplumun en lanetlenen 2 altkültürü.
Bu, Dünya’da da denenmemiş bir durum olduğu için, elimizde bu türden bir politik işbirliğinin kayıtları yok.
Türkiye’nin Lgbti’lerini ve ateistlerini, 2019 genel seçimlerinde, politik işbirliği için davet ediyorum burada.
Bu konuda, Radikal Blog yazarı Halil Kandok’u özellikle davet ediyorum. Kendi davasını açıkça, dürüstçe, taviz vermeden savunduğu için.
Ateistlerden ilk beyan edenler, ironik olarak Ahmet Hakan’ın programında idi bu, son yıllarda Aziz Nesin ve Vedat Türkali oldu bu ülkede.
Ancak, biri vefat etti, biri çok çok yaşlı. Ben de yaşlıyım, 55. Bu iş, en az 20 yıl sürecek gibi. Depar atmayacak genç maratonculara gereksinim var.
Deneyimim, 10 yıllık ateist blog birikimim. (Blogcu’da bu sayfa, benim adımla.) Daha çok teorisyenim, pratik insanı olduğumu önesüremem açıkçası.
Lgbti’lerden politik deneyimi olanlarla diyaloğum var ama onlar pekala ateistlerle muhatap olmayı tercih etmeyebilir. AKP Eşcinsel Müslüman Manifestosu’nu yayınladım daha önce.
Durum budur.
Gidişatlarda illa ki ben veya bir başkası olacak diye bir kayıt yok. İsteyen herkes kendi yolunu açsın, derim.
Çünkü, aynı zamanda oto-anarşist olduğum için, toplumsallıktan çok, bireyselliğim ağır basar.
Bu sosyal-politik projeye de, tümüyle bıçak kemiğe dayandığı için girişmek arzusundayım.
Hepimize kolay gelsin.
Lehte veya aleyhte olan herkese sevgiler.
Birinci slogan:

TBMM’de Çingene var, Ermeni var ama Lgbti yok, ateist yok.

Cuma, Aralık 19, 2014

Müslümanlar Havana'ya



Tayyip, Barack’a ters köşeden bir gol attı:
“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Küba’ya cami yapılması önerisine Küba’nın Ankara Büyükelçisi Alberto Gonzales Casals’tan yanıt geldi.
...
Casals, şöyle konuştu:
“İki yıl önce Küba’daki Müslüman toplumdan böyle bir talep gelmişti. Biz laik bir ülkeyiz. Bütün farklı dinlerin taleplerini değerlendiriyoruz. Müslümanların camiye sahip olma hakkı var. Türkiye hükümeti, Diyanet aracılığıyla cami inşaatında yardımcı olacak.
2-3 yıldır gündemde olan bir konu. Bir cami inşaatı söz konusu. Önemli olan Havana’da yaşayan halkın talebi. Uzun süredir bunu düşünüyoruz. Bu cami inşaa edilecektir.””
Çatlayın, e mi?
Kafayı da yiyin, e mi?
Laik ülkede, ona buna fetva veren Papa’nın ne işi var?
Laik ülkeliğin, tüm din taleplerini kabul etmekle ne ilgisi var?
Size gerçek öykücükler:
Norveç Oslo’da, tüm dinler kendi ibadethaneleriyle gürültü, pardon anons yapabildikleri için, ateistler de mürcaat edip, günde 3 veya 5 vakit ‘Allah / Tanrı / Yehova (her ne ise ondan) yoktur’ anonsu yapmaya başlamışlar.
Müslümanlar ne yapmış?
Gidip kent içinde en yüksek sesli araba sesini kaydedip, 100 desibelli cami hoparlörü için başvurmuşlar.
Yani:
Müslümanlar Havana’ya...

Kübalılar çok yakında, ezan sesiyle salsa yapmayı öğrenecek   demektir.

Cuma, Kasım 29, 2013

Yurdum Ateistleri



Valla, bana feci asparagas bir haber gibi geldi ama asparagas ise bile çok mavra:

“SEKAM'ın 81 ilde 15-28 yaş aralığındaki 5 bin 541 gençle yaptığı araştırmada ‘ateist’ kimliğini kendisine uygun bulan 160 gencin verdiği yanıtlar şaşırttı. Ateist olduğunu belirten 160 gencin yüzde 61'i ‘Allah'ın varlığına kesinlikle inanırım’, yüzde 18'i ‘inanırım’, yüzde 13'ü ‘şüpheliyim’, yüzde 9'u ise ‘inanmam’ seçeneğini işaretledi.”


Kendi gözlemime göre ise, kendini ateist sayan yurdum insanlarının yarısı panteist, yarısı ise agnostik.

Gelelim halkımızın bu araştırmaya tepkilerine:

“Yapılan bir araştırmaya göre, cennete giden ateist sayısı, müslüman sayısını ikiye katladı. HAHA Ankara Bürosu.

% 61'lik araştırmaya ateistlerden beklediğim tepki:
‘Dinime söven ateist olsa.’ Hahahaaay:)))

Benim bugün kendi aralarında toplanıp danaya ortak giren Ateist arkadaşlarım da var.

Bu topraklar cumaya giden ateistler gördüyse Allah'ın izniyle Marksist ülkücüleri de görecektir.

valla bizim oralarda ülkücüler bile ahmet kaya dinler ateistler bile selamun aleyküm diye selam verirdi...

Ateist gençlerin yüzde 61'i Allah'a inanıyorsa, bu gruba giren müslümanların yüzde 61'i de ateist oluyor o zaman.”

Bu ülke, Geziciler sayesinde, kendini Müslüman sananlara cuma namazı kıldıran, kendini ateist sananlar da gördü.

Özgürlük ‘ne olsa gider’ değildir, multi-kulti ‘ben yaptım, oldu’ değildir.

Muhafazakar ve liberal olunamayacağı gibi, ateist olup da Allah’a da inanılamaz.

Ancak, alıntıların da gösterdiği üzere, dedesi 1968’li, babası 1978’li olanın burnu feçesten çıkmaz zaten.

Zırvalamaya devam gençler, tarih size mabadıyla gülmeye devam ediyor. Daha olmadan çürüdünüz gençler... Beyninizi çöpe attınız gençler... Sizi internet bile bilgilendiremedi gençler... Ölmeden mezara girdiniz, beyninizi kubura ve kabire döndürdünüz gençler...

Sıradaki kuşak gelsin gençler...

Siz evlenin, çocuklar peydahlayın, sınıf atlayın...


Perşembe, Ekim 03, 2013

Ateistlere Vah Vah

Son 7 yıldır ateizmle ilgili metinler yayınlamaktayım. En başta ölüm tehdidi bile aldım.

Ancak bu bile beni rahatsız etmedi ama şu hep rahatsız etti:

En azından laik ve/ya ateizme açık kanatta yer alabilecek olanların ateizm hakındaki düşünceleri, tıpkı Dawkins’inler gibi, ateizme zarar verici durumda.

En son şu metnimi yayınladım:


Ona da, aynı sayfada yer alan şu yorumu aldım:

“herhangi ateist bir parti din üzerinden siyaset yapan herhangi baska bir partiden farkli olmayacagi icin, ve ayni zamanda, partiler arasi cekismeyi reel politika tabanindan uzaklastirip, hamasi söylemlere itecegi icin, bence cok gereksiz bir cabadir. Cok basit bir sekilde ve kisaca acarsak; CDU'nun saglik hizmetlerindeki bir iyilestirmesi, CDU'nun hristiyan degerlerinin bir ürünü olmayacagi gibi, Ateist partinin herhangi bir kriz aninda ücretleri düsürmesi, onlarin tanritanimaz olmalarinin bir ürünü olmayacaktir. Konunun öznesi Almanya'da reel hayatin belirleyenleri inanclar olamayacagi icin böyle bir partinin varligina lüzum grülmemis anlasilan. Ek olarak: Yesiller, Anarsitler, Korsanlar, herhangi bir ateist partiye ihtiyac birakmamaktadir.”

(Yazım ve anlam hataları olduğu gibi bırakıldı.)

Vah vah... Vah ki ne vah...

Adım adım gidiyoruz:

Ateizm bir din değildir. Ateist bir parti din üzerinden siyaset yapmaz. Uygulamalı politika yapar (uygulamasız politika da vardır ve partilerin tüzüklerinin neredeyse tamamı buna denk gelir). O da şudur: Tek tanrılı dinlerin engizisyonlarına karşı, 300 küsur yıllık Aydınlanma Dönemi boyunca elde edilmiş hakları korumaya çabalar. Yani, bir tür nefs-i müdafaa yapar. Bu kaçınılmazca gereklidir ve bunun için epeyi de geç kalınmıştır.

Reel politika sayılan şey zavallılıktır. Reel sosyalizmin ateizm adına neler yaptığını, Rusya’da ve Çin’de gördük. Artı, o dinler artarak geri tepti onların ve o reel politikalarının sayesinde.

CDU'nun sağlık hizmetlerindeki bir iyileştirmesi, CDU'nun hristiyan değerlerinin bir ürünü olabilir. Aşevi / imarethane açmak ve açlık hastalıklarını azaltmak, İslam’ın değer yargılarının bir ürünü olabilir.

Konunun öznesi Almanya'da reel hayatın belirleyenleri, inançlar olabilir değil, Hristiyan Demokrat sıfatlı bir parti nedeniyle, doğrudan öyledir.

Yeşiller, Anarşistler, Korsanlar, herhangi bir ateist partiye ihtiyaç bırakmamakta değil, tam da gereksinim yaratmaktadır (tıpkı reel sosyalistler gibi). Bu eksi zekalılar ve eksi bilgililer güruhu, pratikten ve teorikten hiçbir halt anlamadıklarını kendi praksisleriyle çoktan kanıtladılar.

Son olarak:

Bir metin ancak ve ancak bu kadar yanlış okunabilirdi.

İşte o nedenle ey kari, gölge etme başka ihsan istemez.

Dipnot: Bunun benzeri bir durumu, ‘atheistnexus’taki Yanki ateistlerin aymazlığında yaşadım: Bilmez, bilmediğini bilmez, anlatsan anlamaz değil, dinlemez.


Salı, Ekim 01, 2013

Ateist Parti: Almanya 2013



Almanya 2013’te ateist parti yok. Hristiyan demokrat parti var ama demokrat ateist parti yok. (Ateist demokrat değil, demokrat ateist, çünkü tamlanan ad ve asıl niteleme olanı ikincisidir; artı demokrat parti sıfatı doğrudan ABD tipi siyasete gönderme taşır; artı faşist ve reel sosyalist ateistler de mevcuttu, hala da mevcuttur herhalde.)

Almanya 2013 nüfusunun göçmen dışındakilerin üçte biri ateist, üçtü biri protestan, üçte biri katolik kabaca. Dünya’da protestan-katolik savaşının ilk başladığı yer de Almanya. Hristiyan demokratların her iki mezhebi fiilen ve fikren kapsayamaması konusu, başlangıç tanım kümesi oarak o nedenle görmezden gelinemez.

Dünya 2013’te de ateist parti yok, ABD hariç ama orada da 2011 gibi yeni bir tarihli. 11 Eylül 2001’den beridir tüm dinler arasındaki savaşlar feci artmışken bile yok. Bunda ancak ve ancak ateistlerin aymazlığının payı vardır bizce.

Ateist parti olur mu?

Olur. En azından Almanya’da olur. Başka yerde, diyelim Türkiye’de yasalara izin verdirilmez örneğin.

Ateist parti seçime girer mi?

Girer.

Ateist parti meclise girer mi?

İlk 1 veya 2 genel seçimde hayır, sonra evet.

Ateist parti hükümete girer mi?

O zamankilerin gönlüne bağlı.

Ateist olmanın diğer konularda düşünce yaratması mümkün mü?

Bugün; Yeşiller’in AB veya Korsanlar’ın nükleer enerji konusundaki düşüncesizliği veya yanlış düşünceliliği mevcut olduğuna göre, fiilen mümkün, fikren o zamanki ateistlere bağlı.

Her zamanki gibi, bunun 2 yolu var:

Bir: Temel (din gibi) konularda partinin anafikirlerini ortaya koyarsın ve diğer konularda üyeleri serbest bırakırsın.

İki: Her konuda parti fetvası çıkarırsın ve bunların yarısından çoğu uygunsuz / geçersiz olur.

Ateist parti ne işe yarar?

Ateistler önce siyasal, sonra da yaşamcıl alan hakkı yaratır ve bu, yakın gelecekte epeyi kanlı yollardan bile olabilir ya da tersi durumda eski engizisyon tası eski hamam, sürer gidersin.

Yeniden soralım.

Ateist parti hükümete girer mi?

Klasik müzmin muhalefet takıntısının dışında, reel siyaset artık (aslında hiçbir zaman) meclislerde yaratılmıyor: Sokak var, sivil toplum örgütleri var, mahalle baskısı var. Bu nedenle almanya ateist Partisi hükümete girmese daha evla olur, en azından 2075’e kadar filan. Sonra ilk uzay devleti (koloni de olabilir) kurulur ve ateist parti fiilen geçersizleşir.

Sonuç:

Bu durumdaki koşullarda, Almanya 2013’te bir ateist parti kaçınılmazca gerekli demektir.


Perşembe, Ocak 24, 2013

Dinsiz Tarih




Pek sayın diyanet işleri başkanımız bir altın yumurta çıkarmış:

“Tarihten dini alın, ‘medeniyet tarihi’ diye bir şey kalmaz.”


Breh, breh, breh...

Pek sayın mümin arkadaşın medeniyet tarihinden anladığı, cihad ve haçlı seferleri engizisyonları ve katliamları olmakta herhalde...

Kayıtlı olarak on milyonlarca, kayıtsız olarak belki bir milyar cesedin seri üretildiği bir dinler tarihini hangi yüzle savunuyorlar ki?

Tabii bir de şu var: Örneğin, Sünniler’in öldürdüğü Şii sayısı, Hristiyanlar’ın öldürdüğünden daha çok, yani din kardeşleri birbirlerini mezbahalıyor.

Tek tanrılı dinler, tanımları gereği engizitördür, yani mutlakçıdır, yani katl-i vacipçidir.

Dönüp dolaşıp takıyyeye geliyoruz: Allah’ın verdiği canı alıp, üstüne bir de cennet vaat edenler, o takıyyesel yalanları yalnız ve yalnız kendilerine söylediler.

Salı, Ocak 10, 2012

1960-2010 ARASINDA DÜNYA

1960’lar çıkış dönemiydi.

1970’ler kriz ve iniş dönemiydi.

1980’ler çıkış dönemiydi.

1990’lar kriz ve iniş dönemiydi.

2000’ler yatay ve dalgalı dönemdi ve hala da öyle.

Bu 50 yıl hangi açılardan önemliydi?

2. (veya 2) Dünya Savaşı’nın izleri silindi.

Sömürge Çağı bitti. 100 yeni devlet ortaya çıktı.

1. Sanayileşme sorunları (çevre kirliliği gibi) kesinleşti.

2. Sanayileşme başlangıcı kesinleşti.

2 dünya devrimi bitti ama izleri silinmedi.

Global konjonktür birden çok kez değişti. Bu 1900 ve 1960 momentleri arasındaki benzerlik açısından, göze çarpan bir değişimdi ama değişimler henüz tam sonuçlanmadı.

2010 için neler var?

Belirsizlik.

Türkiye, Brezilya ve Hindistan ne yapacağını bilmeyen ve ne yapacağı bilinmeyen konumunda (bu ikisi ayrı şeyler).

AB kuşkusuz dağılacak ama henüz belirsizlik daha ağır basıyor.

ABD dalgalı belirginlik içinde.

Çin bir kriz yaşayacağı kesin olduğu ve buna karşı hiçbir biçimde önlem almadığı bir yana, buna henüz aymadığı için belirsizlikte.

Bunlar da, G-20’den fazlasını ama en çok Dünya’nın yaklaşık yarısını belirsizlikte tutacak, diğer yarı aşağıdakiler olarak sürecek. Ülke içlerinde belirsizlik homojen dağılmayacak ki bu yeni toplumsal kesim ve altkültür oluşumları ivmelenmesi demek.

Öyleyse:

Yakın gelecek için 2020 ve/ya 2030 çıkış dönemleri demek. Bu çıkışlar, makro krizleri besleyecek ayrı konu. Buna mecazda, yeni Barok ve/ya Rokoko dönemleri denebilir.

Cumartesi, Ocak 07, 2012

1945-2015 Post-Modernizminin Yanılsamaları

Post-modernistler için, post-modernizm 1990’da, 2001’de ve 2011’de bitmedi, hep sürdü, hala da sürüyor.

Post-modernizm, epistemolojik muğlaklığa sığınır. Yani, kafa karıştırarak insanları kullanır. O zaman durum, 2 şık arasında 1 seçme-seçememe durumu değil, 1 seçici’nin seçme yeteneğinin ve karar verme düzeneklerinin hiç olmaması durumudur.

Post-modernizm ayrıca büyük söylemlerin ve ideolojilerin öldüğünü önesürer.

Oysa:

1945-1980 arasında 2 atom bombası ve uzaycılık büyük söylemi vardı. 2. Sanayileşme başlamıştı. 2. Sanayileşme’nin öncü altkltürlerinden olan, acaba geçmişte hiç ölümsüzlük kadar büyük söylem oldu mu?

1980-2015 arasında ise, kaptilatizmin nihai zaferi ve tarihin sonu ilan edildi.

Oysa:

% 99 hep vardı, gücü de yerindeydi. Asıl önemlisi, tarih henüz başlamamıştı ve başlamadı da... Başlayabilmesi için, dünyadaki herkesin 3 kuşaktır üniversite mezunu olması gerekli. Ayrıca bu, bir gerek koşul, yeter koşul değil.

2012-2015 arasında AB ve ABD çökecek. Hoş, dünya da çökecek, ayrı konu. Ancak post-modernizm, bu durumda hep yalan söylemiş, söylüyor ve söyleyecek olacak.

Kitle bu yalanları yedi. Uyruklaşan ktidar seçkinleri de, kendilerine söyledikleri yalanlara kendileri ikna oldu, hamamdaki deliler korosu gibi gürültü yaparak...

Sanırım, yeni ekonomik kriz dizileri, benim tanımlarım açısından, post-5/6-modern momentte yaratılmış olacak.

Tarihin bitmesinin gerçek anlamı, tarihin kendi üstüne çökmesidir ve bunun daha önce kezlerce büyük ve küçük ölçekli olarak yaşanmışlığıdır. Diğer bir deyişle, dünya sisteminin çözüldüğü dönemlerdir.

Örnek: Cengiz Han’ın tarihten sildiği 50 kentin 10’u bir daha hiç olmadı ve buna karşın Cengiz Han’ın torunları bugün hala çadırda yaşıyorlar.

Chandler’in tarihteki büyükkentler dizisinde eksik olan bir şey vardır: Bazan ortada büyükkentler kalmaz. Bugünkü 10-20 milyonluk Cakarta ve/ya Bombay, gerçek bir kıtlıkta, güneş görmüş  kar gibi küçülür, hatta yok olur gider.

Tarihin içine girdiğimiz çöküş döneminin temel sorumlusu post-modernistler ama onlara karşı kitle olsun, entellektüeller olsun, asla yeterli direnişi gösteremedi. Tam tersine, iktidar seçkinleriyle işbirliğine girdiler. O yüzden, yaklaşan kıyımdan muaf veya azat olan kimse yok. Hep birlikte mezbahaya gidiyoruz.

Post-modernistlerin son yanılsaması, toplama kampında, zehirli gaz odasının kapısında, ölümü bekleyen Museviler’in hala olanlara inanmıyor oluşu gibi olacak. Yani % 1 kaçmayacak, çünkü kaçma intikalleri yok. Beyin bulanıklığını kendilerine de bulaştırdılar.

O zaman: Baş parmağımızı aşağıya çeviriyoruz: Domini ve dominusları öldür Spartacus.

Cuma, Ocak 06, 2012

Copy Me'izm

“Kopimizm, İsveç’in tartışmalı Korsan Partisi’nin gençlik kolu ‘Genç Korsanlar’ tarafından 2010 yılında kuruldu. O günden bu yana yaklaşık 3 bin takipçiye ulaşan bu ‘inanç sistemi’ bugün İsveç hükümeti tarafından resmen bir din olarak kabul edildi.   

Adını, İngilizce ‘kopyala beni’ anlamına gelen ‘copy me’ ifadesinden alan Kopimi hareketi, daha önce iki kez din olarak kabul edilmek için başvuru yapmış ancak reddedilmişti.

Kilise, dua ve ayin sistemlerini netleştirerek yeniden başvuru yapmasının ardından nihayet onay aldı.”


Ben taa başından beridir, Yeşiller’i muhafazakar bir parti sayarım. Yok olmaya mahkum birşeyleri savundukları için.

Ayrıca, sağ ve solun tükendiği yerden nemalanıp da, 30 yılda elle tutulur hiçbir eser bırakmamaları da cabası.

Korsan Partisi de bu türden bir çıkıştı: Doğruların yanlış kişiler tarafından savunulması.

Korsan Partisi’ne, Yeşiller’in tersine, nötr ve yalnızca soru imi ile yaklaştım.

Bu davranışlarıyla, nutkumun tutulmasına neden oldular.

Norveç ateistleri olayı daha da aşmışlardı: Diğer 2 dine inat, onlar da günde bilmem kaç vakti, başkent Oslo’da anons yaptırıyorlar, ‘tanrı yoktur’ diye.

Bu, AB gerçekten tükenmiş: Artık çıkış yolu bile aramıyor, kuburunda feçesiyle oynuyor.

Bir bakıma iyi oldu. Korsanlar da Yeşiller gibi, koyunun olmadığı yerde keçi Abdurrahman Çelebi olup, AB’ye zaten girmişlerdi. Bu son olay, hiç olmazsa, eğer kalmışsa, sağduyuluların Korsanlar’a yönelimini keser.