post-sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
post-sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Nisan 26, 2012

Sinemasal Neo-Sistematikler


5 neo-sistematik tanımlaması deniyoruz:

1.        Kısa film olarak; bilgisayar oyunu demosu, reklam, klip, jenerik.

2.        Her tür tanımıyla oyun olarak film praksisi. (Oyun pazarının yavaş yavaş film pazarını geçmesi.)

3.        Çizgiroman, çizgifilm, film, ticari kart, oyuncak praksisi.

4.        Resim, fotoğraf, (çizgiroman dahil) grafik, film praksisi.

5.        Epistemoloji dalları olarak sanat dalları.

Her 4 konu hakkında da makaleler yazdık.

1.        Kısa Film Olarak Jenerik, Demo, Klip, Reklam (Sinema ve Kuram) (Buraya 2005 sonrası TV dizilerini de eklemiş oluyoruz, bakınız 5. örnekleme.)

2.        Bir Post-Film Örneği Olarak Film-Oyun (Post-Sinema)

3.        Çizgiroman Ticari Kartlarının Kültürolojisi (Çizgiroman)

4.        Fotoğraf, Resim ve Çizgiroman (Çizgiroman)

5.        ‘Lie to Me’: Problem Çözücü Diziler (Post-Sinema)

Bunlar eksik olarak da olsa, İkinci Sinema’nın fraktal dış sınır tanımlarını içeriyor.

Çıkarsamalar ve önkoyutlar:

Bu tanımlarla, post-modernizmin savunduğu epistemolojik muğlaklığın, aslında çokdisiplinliliğe geçişteki bir belirsizlik dönemi olduğu gerçeği mevcut oluyor.

Tekdisiplinlilik, çokdisiplinlilik ve disiplinlerarasılık yeni tanımlar kazandı. Örneğin, aynı disiplinlerarası sanat eseri, ait olduğu sanat dallarında, farklı (realizm veya sürrealizm gibi) epistemolojik / estetik düzeylerde / ekollerde olabilir. Bu durum daha önce de vardı ama kayda geçmemişti. Örneğin, modern resimle modern dans eşzamanlı ortaya çıkmamıştı. Bunun tersi de rahatça çıkarsanabilir.

Bunların hepsi de, gelecekte bir süreliğine kalıcı olarak uzun dönemde yine değişecek olarak, yeni sistematik tanımlara doğru yol aldğımızı imler. Örnekse, fotoğraf 1850, sinema 1995, modern dans dalı olarak buto 1970 tarihli / momentli. Yukarıdakiler 2010 momentli. En geç 2020’de yeni tanımlar gelir.  1995-2010 arasında trans-sinema, yeni sinema ve post-sinema yaşandı bile. İkinci Sinema’nın ilkede olsun tamlaşması, en erken 2015’te olabilecek gibi görünüyor.

Çarşamba, Nisan 11, 2012

İkinci Sinema Nedir?

İkinci Sinema, Birinci Sinema’nın ertesinde oluşan sinemadır.

Birinci sinema, 1895-1995 arasındaki yüzyılda tanımlıydı.

1985-2015 arasındaki 30 yıl, her 2 sinemayı da kapsayan içiçe geçmiş iki dönemli bir dönemdi: 1950-2000 arasındaki 2 (1. ve 2.) Sanayileşme sürecinin içiçeliği gibi.

Bu içiçe dönemde; trans-sinema, yeni-sinema, post-sinema örnekleri, kaotik kırınımlar biçiminde oluştu.

İkinci Sinema, 2005’ten itibaren sözkonusudur.

2015-2025 arasındaki sürede, tüm 5 sinema türünde örnekler sergilenmeyi sürdürecek. Birinci Sinema daha uzun süre, 3 kırınım küme daha kısa süre boyunca sürecek.

2. Sinema hala holografik sinemayı içermiyor. Teknolojik olarak mümkün ama şirketler ekonomik olarak onu karlı görmüyor ve 3D çeşitlemelerin karlılığıyla yetiniyor. Bu, aslında ticari muhafazakarlıktır: Yani, yeni ürün satılabilecekken, korkudan hala eski ürünü satmakta ısrar etmektir: Titanik’in 10 yıldan sonra bir de 3D olarak piyasaya yeniden sürülmesi gibi.

2. Sinema tiyatrodan bağımsızdır. (Ek bilgi: Televizyon dizisi, bu sıralar tiyatro oyuncularına büyük paralar kazanmak için olanak sağladığından dolayı, tiyatrocular sinemanın peşini biraz olsun bıraktı ve bu sayede sinema yıldızları da telvizyon dizilerinde rol aldı. Eskiden, dizi ve sinema oyuncuları genelde birbirinin alanından uzak dururdu.)

Kung-fu filmleri sayesinde, sinemanın şu sıralar en fazla içiçie olduğu diğer sanat alanı, dans koreografisi durumunda. Artık savaş filmlerinde bile döğüş koreografisi var. Bu, Pina Pausch’un 1984 Los Angeles Olimpiyadı’nda yüzlerce dansçıyı dans ettirmesi kadar kiteleselce-faşistçe ama başarıyla yapılıyor, bunu imlemek gerekli.

Sinemaya görsel ve işitselliğin dışındaki duyu-dillerin katımı böylelikle, en çok motor alanda kalıyor. Film seyrine tat ve koku katımı, şimdilik ticari görülmüyor., teknolojik olarak denendi ve mümkünlüğü görüldü.

Söz-dilinin öte dili olan matematik ve mantık dilleri giderek daha fazla sinemaya sokuluyor ve düşünce filmi, olabileceğinden yavaş olsa da, giderek varlığı kesin görünür duruma geliyor.

2. Sinema, 1. Sinema’nın 2 dünya savaşı ve 2 dünya devrimini ıskalaması yerine, onları aşan 4 makro-global krizle yüzleşecek. Çin’in 1911’in ve 1949’un, Japonya’nın 1941 Pearl Harbour’un filmini yapmış olması, yeterince sağlam sinemasal dayanaklar. Yine de krizler hala öngörülemezlik boyutlarında yer aldığı için. 2. Sinema’nın onları anlatmakta zorlanacağı kanısındayız. Eski Yugoslavya savaşlarını anlatımı çok ironik ve çaprazdı örneğin.

Diğer sanat dalları öncülüğünü azalttığı veya yitirdiği için, 2. Sinema 1. Sinema’dan sonra da sinemanın öncü bir sanat dalı olarak sürmesini sağlayacak.

Gerisi henüz gelecekbilimsel belirsizlikte kalıyor.

Pazartesi, Ocak 09, 2012

Nishimura ve ‘Pulp Feature’ının Anti-Post-Sinema’sı

Öncelikle belirtelim:

Yanki Tarantino, bunu bile beceremedi. Beceremediği şu:

Nishimura; ‘The Machine Girl’, ‘Tokyo Gore Police’ ve ‘Helldriver’da bir janrda dolanıyor:

Absürd-korkunç-komik melezi / kırması olan bir ara-alt-tür.

Kitano ve Miike, şiddetin absürdüne daha önce varmışlardı.

Ancak, şuna varamadılar:

Japonya sanatçıları, artık 1945 atom bombalarının mazlumu değildir.

Kitano, komedyenliğinin verdiği kök nedeniyle mi demeli, kişiliği çok ağırkanlı olduğu için mi demeli bilemiyorum, çok anlatı kabızı biri. Bunu bir tek ‘Zatoichi’de inanılmaz bir epik-final çıkışı ile kırar.

Miike ise, gerçekten en baştan absürddür. Filmlerinin üçte ikisi saçma sapandır.

Ancak Miike, ‘Ichi # 1’ ile hem şiddeti aşar, hem de şiddetin komikliğini çok naturalist bir yoldan vurgular.

Hishimura, bunların dışında bir yerlerde.

‘Suicide Club’, ‘Survive’ mangasının ve animesinin bir yorumu idi ve yalnızca yanıtlanmamış sorular açısından anlam boşluğu taşıyordu.

Nishimura, onu geçmiş, adı anılan 3 film ile, Çinliler’in 1960’ların sonundaki teknolojiyle yaptıkları, günümüz açısından hem absürd, hem de komik döğüş filmleri gibiliğe gitmiş. Ancak isteyerek ve bilerek. Hatta ürünlerinin sattığını görünce, bunu vurgulayarak büyütmüş.

Bu durumda bilgisayar oyunu kuşağı apartman / site çocuklarının zevk alacağı türden, yapay bir şiddet dünyası bilerek oluşturulmuş.

Buna karşılık ‘Ölüm Oyunu 1-2’nin aşırı naturalizmi ve şiddeti çırılçıplak ve doğrudan basitçe gösterebilmişliği, Nishimura’yı geç kalmış kılıyor. Hele hele Tokyo, gerçek yaşamda artık füzelerle korunurken. (Bu, animelerde 30 yıl boyunca işlenen bir paranoyadır ve artık gerçekleşmiştir.)

Nishimura, ne düşünürse ne düşünsün, ne yapmak istemiş olursa olsun, sinema-dışı bir alanda kalmış.

Bu, post-sinema değil. Bir tür anti-post-sinema.