zihin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zihin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Şubat 15, 2015

Zekilikler ve Salaklıklar

Soru 1:
Hepimiz zeki olsaydık, Dünya nasıl bir yer olurdu?
Dünya aptalların değil, zekilerin yapacağı hatalarla dolu olurdu. Onlar da sakar veya beceriksiz olabiliyor, aptal insanlar gibi. Onlar da hırslı veya sapık olabiliyor, aptal insanlar gibi. Aptal insanlar hatalarını bilmeden yaparlar çoğunluk, zeki insanlar hatalarını bilerek yaparlar çoğunluk.
Soru 2:
Neden bu kadar salağız?
Hem zekiliğin gerektirileri giderek artıyor, hem de 50 bin yılda ancak bu kadar zeki olabildik. İnsanların yavaş ve 4-5 aşamada öğrendiği gibi bir gerçek ortada mevcut. Ayrıca, insan türünün bazı şeyleri öğrenmiş olduğu da belli. Krallığı ve köleliği ortadan kaldırabildi örneğin. Artı, insan türünün birincil ölüm nedeni olan salgın hastalıklara da ilaç ve derman buldu. Ortalama yaş, doğal koşullardaki 20’den 80’e çıktı, aynı sürede.
Soru 3:
Akıllı insanlar, salaklardan daha mı ahmak?
Hayır. Özgüvenleri daha yüksek olduğu için, hatalarını daha zor görebiliyorlar.
Örnek olarak irdelenen Çernobil ve örnek olarak irdelenmeyen Challenger felaketleri, çok çok zeki insanların yapıtğı hatalara olarak tarihe geçti. ABD, bunun üzerine 2. Mekik hazasını da becerdi. Olağan koşullarda, her 2 kazaya da neden olanların toptan asılması gerekirdi, 20 bin kişi falan yani. O insanlar, uzaycılık tarihine neredeyse 100 yıllık bir zarar verdiler.
Burada en ahmakça olan şey, birinci kazanın, yalnızca bir conta nedeniyle olması ve bunu da bin kişinin değil de, tek bir kişinin görebilmesi idi.
Soru 4:
Çok çalışanlar, sokak serserilerinden daha mı salaktır?
Yanıtı zor ve alengirli bir soru.
Çok çalışan biri, eğer limitin iyi koymuşsa ve buna uyarsa, 40’ında bile emekli olur ve 50 yıl bir serseri gibi ama zengin bir sersergi gibi özgürce yaşar.

Ancak, bunu koyabilen çok çalışan oranı limit sıfırdır ve çok çalışanlar, serserilerden epeyi önce kanser olup veya kalp krizi geçirip mezarı boylarlar. Geriye kalan parayaı da, beleşçiler yer.

Pazar, Aralık 14, 2014

Yapay Zekanın Geleceği



Yapay zekanın geleceği açısından 2 önemli gelişme oldu.
Bu, tıpkı ABD-SSCB arasındaki uzaycılık yarışı gibi ikili bir durum yarattı. ABD’nin uzay mekiği yanlış seçimi ve SSCB’nin çöküşü ile, bunu 3. yol ile sonuçlandığını baştan imleyelim.
Stephen Hawking yapay zekanın aleyhine bir beyanatta bulundu.
Google’ın başındaki Schmidt ise, yapay zekanın lehinde bir açıklamada bulundu:
“Geçtiğimiz günlerde konuyla ilgili bir açıklama yapan İngiliz astrofizikçi Stephen Hawking, yapay zekanın insanlığın sonunu getirebileceği uyarısında bulunmuştu.
Bu korkuyu normal bir reaksiyon olarak gördüğünü belirten Schmidt, New York’taki bir konferansta yaptığı konuşmada, yapay zeka ve robotların insanlığın sonunu getireceği ve işsizliği artıracağı iddiasının yersiz olduğunun da altını çizdi.
Bir süredir bu teknoloji üzerine çalışmalar yürüten Google, kaynaklarının bir kısmını sürücüsüz araba ve yapay zekaya ayırmış durumda. Şirket, bir süre önce insan beyninin yapısını taklit etmek için deneyler gerçekleştiren DeepMind isimli şirketi 400 milyon dolar karşılığında bünyesine katmıştı.”
Burada önemli bir saptama gerekli:
Hem insan zihinleri, hem de yapay zekalar, birbirlerinden çok farklı kategorilere ve parametrelere sahip.
Açımlama:
Elektronik hesap makineleri 1970’lerden beridir var. Aritmetik yapay zeka onlar. Bundan sonra kimse kalkıp da, insan zihni gibi hesaplama yapan, yapay zeka elektronik hesap makinesi yapmayacak. Yani, doğru veya yanlış, geleneksel teknoloji çizgisi epeyi bir belirleyici oluyor.
Çeviri programları da insan zihninin çeviri yapması gibi çeviri yapmıyor.
Bunun karşısında ise şu var:
İnsan zihninin tam yapay zekasal / yazılımsal simülasyonu er veya geç yapılacak (şu an verilen vade 2045).
Robotlar nasıl ki insan bedeninin yapamadığı birçok işi yapabiliyorlarsa, başta uzay çalışmaları olmak üzere, yapay zekalar da, insan zihninin yapamadığı birçok işi onyıllardır zaten yapıyor durumda. Şu anda uzayda onlarca oldukça gelişmiş yapay zekalı uzay robotu var, örneğin Mars’tekiler ve asteroittekiler gibi. İnsanların belki de yüzyıl sonra gideceği noktaya, bir yapay zeka robot çoktan gitti ve Güneş Sistemi’ni terketti.
Yani, bu işin artık durması yok.
Gelelim günümüze:
Google çeviri programlarıyla çok büyük bir başarı yakaladı ama Google Glass olsun, sürücüsüz araba olsun, yapay zeka için pek uygun gelişme yolları değil gibi.
Japonların yaptığı yapay zekalı bakıcı robotlar, çok daha makul bir yol gibi görünüyor.
Yani, hem ideolojik olarak, hem de teknolojik olarak, farklı yaklaşımlar ve rekabet var global olarak.
Bir de işin gizli / askeri yönü var:
ABD ordusu gizli olarak, belki taa Vietnam Savaşı’ndan beridir beyin-zihin protezleri üretiyor ve uyguluyor. Bunlar devlet-ordu sırrı ve uygulanan kişi sayısı bile bilinmiyor tam olarak. Bildiğimiz tek şey, işledikleri ama başarısızlık oranını da bilmiyoruz.
Tüm bilgisayar programlarını yapay zeka sayarsak, yapay zeka iş hacmi global olarak on milyarlarca dolar eder, yani işin finansman derdi yok.
Sorun, karar verme mekanizmalarının başında olanların konuyu nereye yönlendireceklerinde.
Tuhaf bir biçimde ilginç bir vektör Hollanda’dan geldi çoktan:
Kendileri için çok ciddi bir sorun olmuş ve halen de oluyor olan sel derdini, yapay zekaların doğal zekalarla birlikte kullanıldığı, ciddi oyun simülasyonunda çalışıyorlar. Program 2015 vadeli.
Sonuçta 10 veya daha çok odaklı bir geleceği var gibi yapay zekanın...
Gönül isterdi ki genom projesinde olduğu üzere, baştan herkes birbirinden farklı alanlar seçip, tüm alanı tarayıp çalışabilselerdi. Oysa şu an, 10 tane yapay zeka gözlük projesi devam ediyor. Ancak, kullanılabilir insansız hava aracı gibi çok pratik uygulama alanlı birçok proje ihmal ediliyor; ayrıca Amazon’un bunları kargoculukta kullanma arzusu da engelleniyor üstüne üstlük.
Saptama:
Yapay zekanın sonul vadesi ölümsüzlük, insan düşmanı yazılım androidler değil...
Burada en önemli nokta, bu konunun artık tamama yakın olarak özel sektörün elinde olması. Askeri-devletsel sektör limitlerine vardı çoktan ve (çok çok önemli bir vurgu ile belirtilmiş olarak) savaş simülasyonu programları yapay zeka olarak çok ilkel durumda.

O zaman, Hawking-Schmidt ikilemi gerilimini maç gibi izlemek en eğlencelisi olacak gibi, çünkü dahiler de saçmalayabiliyorlar ve saçmaladıklarında da sıkı saçmalıyorlar, bakınız atom bombası ve Einstein...

Perşembe, Haziran 14, 2012

Anti-ET


Bugüne dek hep ‘exstra-terrestrial’ (dünya-dışı) canlılar hayal ettik ama tersini düşünmek pek kimsenin aklına gelmedi.

Soru şu:

Dünya’daki herhangi bir canlı türü, şimdilik Güneş Sistemi içindeki cisimlerdeki eksremofil koşullarda sağ kalabilir mi?

Görünen o ki 2 ipucu artık elimizde:

Kuzey Kutbu’ndaki buzulların altında planktonlar var, yani fotosentez yapabilen canlılar.


Mars gezegeni koşullarında yaşayabileceği düşünülen bazı mikroorganizmalar, Güney Amerika’daki bazı yanardağ çevrelerinde keşfedildi.


Mars aşırı soğuk ve aşırı kurak bir gezegen.

Venüs ise aşırı sıcak ve aşırı ıslak bir gezegen. Kuramsal olarak en azından atmosferinin üst düzeylerinde, havada yüzebilen türden mikroorganizmalar sağ kalabilir gibi (organik moleküllü, ışıklı ve 100 derece civarındaki ortamda).

Böylelikle şimdilik elde var 2 olmakta.

Bu 2 gezegenin böyle olmasında, bir zamanlar 2’sinin de aslında zamanında belli canlıların yaşayabileceği ortama sahip olup, zamanla birinin aşırı ısınıp, diğerinin aşırı soğumasının payı var.

Elimizde bir de gezegen uyduları var ki sayıları toplamda 100’ü bulmakta. Bunların bazıları, sıvı durumda suya ve volkan düzeyinde ısı üretimine sahip durumda.

Tabii bu durumda asıl şoru şu olmakta:

İnsan türü, bu deneyleri yapmayı ne zaman deneyecek?

Şu anda bu deneyler için alınmış BM’sel veya uluslararası hukuksal bir yasak kararı yok.

Ancak bilimciler nedense korkuyorlar, olur da gelecekte felaket koşulları oluşabilir ve tarihsel suçlamalara maruz kalabilirler diye, bazı canlıları kimseye haber vermeden gezegenlere veya uydulara salamıyorlar.

Uzay çalışmaları artık özel sektöre geçtiği için, devletsel denetleme de zayıfladı. Artık işin zamanıdır.

Örneğin Çin’in bunu yapmakta çok daha fazla serbestlik taşıyacağı kanısındayım. Çünkü onun için, maksat yarışta en önde olayım, var.

Şimdilik, bu deneylerin denenmediği veya denenmişse de başarılı sonuç çıkmadığı, yani varsa gönderilmiş canlıların mevta olduğu çıkarsamasına varıyoruz.

Unutmayın ki Papa ve BM yasaklamışken, Dünya üzerinde 10 insan klonu yaşadığı resmen açıklanmış durumda. Yani, hiçbir yasak bu işi engelleyemez.

Olağan koşullarda 2015’te, en geç 2020’de birden fazla ülke en azından Ay’da kalıcı üs (dolayısıyla canlı ekosistemi) kurmuş olacağından dolayı, acelemiz kalmamış bulunuyor. Yani, ilk sonuçları görecek kadar ben bile yaşayacağım.

Bu deneyler çok eğlenceli olacak: İnsan türünün bir kez daha tarihsel / evrimsel bir eksodus yapacağı, tabii ki bunu yapması için kıçından itelendiği, tarihsel bir çöküş dönemine girmiş bulunmaktayız. Türümüze hayırlı uğurlu olsun.

Perşembe, Mayıs 17, 2012

Beyin Protezi Deneyi


Güzel bir soru:

“If we replaced the neurons in your brain one at a time with identically functioning electronic substitute neurons, gradually transforming your brain from biological to electronical, would your concious experience differ?

Çeviri:

Eğer beyninizdeki nöronları, özdeş olarak işlev görecek biçimde, teker teker biyolojikten elektroniğe değiştirirsek (veya derece derece dönüştürürsek), bilinç deneyiminiz değişir mi?”


Yanıt tersine bakışla verilebilir:

Zaten bilinç deneyimimiz kendiliğinden sürekli değişir. Gerçi çoğu insan, renk görme / ayırsama olgusunda olduğu gibi, zihnin yaptığı sabitlenmiş sonucu algılar ama aşırı içedönükler ince farklılıkları daha çok algılayabildikleri için, bilincin gün içinde kezlerce deneylettirim değiştirmesini algılayabilirler. (Bu arada deneylettirim değişmeden de, deneyim değişebilir.)

Beyin kendi fiziksel varlığını algılamaz, dolayısıyla biyolojik mi, elektronik mi olduğunu algılamaz. Görünce veya gösterilince dolaylı olarak algılar.

Siborg olmaya karşı bireysel tepkiler çok farklı: Organik ve inorganik protezli birçok insanla olan diyaloglarımdan biliyorum.

Keza organ nakliyle organik proteze de tepkileri çok farklı.

Tabii ki genelde tepkiler sözkonusu kişinin kendi ölümü olunca, daha olumlulaşmakta.

Tabii asıl konumuz ve sorunumuz şu:

Bilinç diye bir şey var mıdır?

Örneğin, denizde bize doğru yatay olarak geldiğini gördüğümüz dalgalar aslında dikey devinimdedir.

Burada agnostizm, rölativizm, subjektivizm, vd filan kastedilmiyor.

Bilim felsefecilerinin veya psikologlarının tanımladığı bilincin aslında başka şeyler olduğu kastediliyor. O yüzden ‘altered states of mind’ (zihnin değişmiş durumları) tanımlı.

Uyanıkken de bilincimiz birbirine özdeş olmayan birçok kategoride tanımlanabilir ve en önemlisi bilinç kendine özdeş bir kategori değildir.

İnsanlar kolay anlasın: Zihin o kadar çok, hızlı ve kolay değişir ki bizim zaman birimi tanımlarımızda tek bir bilinç değil, binlerce bilinç formu / durumu tanımlıdır ve zihin onları oto-kontrolle tek bir bilince indirger ve bazan indirgeyemez.

Şunu da anımsayalım:

İlk beyin protezi 2003’te yapıldı:


Yani bu konu, insan klonlama ve beyin nakli gibi, sınırların tanınmadığı bir alan. Yani, şu anda birçok ABD askerinde gizli olarak beyin protezleri var ve bilgiler kamuoyu ile paylaşılmıyor. (Yani, deneyler sırasında epeyi askeri gömmüş olabilirler.)

Beyin protezi, yaşlılıkta onarılamayan tek organ olan beyni biraz daha uzun kullanabilmeye yarayacak. Sonuçta, 150 yılın 100 yılını televizyon seyeredek geçirmenin gereği yok ve bazı şeyler hala bilgi birikimine bağlı ve onlar da insandan insana hala aktarılamaz durumda.

Yani, beyin protezleri 100-200 yıl daha işlevsel kalacak. O zamana kadar da, zihin nakli ve yazılım ölümsüzlük zaten mümkün kılınmış olacak zaten.

Dipnot: Beynin elktronik değil, elektrokimyasal bir sistem olduğu gerçeği dipnot olarak düşülsün. Kimya ortadan kalkınca, en azından duygularımızda değişmeler ya da ortadan kalkmalar olur.