algı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
algı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Temmuz 24, 2013

Bakış Açıları 1

Elimizde 2 şekil var:

Biri, H, M, T harflerinin 3 boyutlu tasarımı ve birbirine dik 3 bakış açısının farklı harfi görmesi ve göstermesi durumu.



Diğeri, B, E, G harflerinin 3 boyutlu tasarımı ve birbirine dik 3 bakış açısının farklı harfi görmesi ve göstermesi durumu.



Bunların böyle olabilmesi, Latin Alfabesi’nin çizgili, köşeli, birimli, modüler harf düzeni ile mümkün. Yani, harfler aslında belli alt-öğe-birimlerin yinelenen bir biçimde biraraya gelmesi ile oluşturuluyor.

Arap ve/ya Çin alfabesi ile böyle bir şey yapılamıyor, çünkü onlarda mükerrer ve aynı parçalar yok.

Artı, Latin Alfabesi’nin kökeni böyle değil. Latin Alfabesi, Fenike Alfabesi kökenli. Yunan Alfabesi de öyle ama ondan bu tür işlemler yapılamıyor.

Bu, işin biçimsel durumu.

İçeriksel durum ise şu: Değişen bakış açılarının, hem doğru olup, hem de birbirine çok (geometrik anlamda) aykırı / karşıt görüşler içerebilmesi durumu.

Asıl önemlisi ise, özellikle ‘B-E-G’ örneğinde olduğu ve açıkça izlendiği üzere, asıl makro biçimin bunlara hiç benzememesi.

Zaten bakış açıları, görüldüğü üzere indirgenmiş nitelikte. Yani, 3 boyutlu bir cisim, 2 boyutluymuş gibi algılanmaya kalkılınca, sonuç onlar olmakta. (Bakış açısının tanımının bu sınırlanmışlık olması gerektiği tartışması, kesin olmayan bir sonuç verir.)

Adamın biri, olayı daha ileriye taşımış:

‘B-E-G’nin QR (quick response = çabuk tepki) kodunu 3 boyutlu tasarlamış:





Ara açıklama:


QR kodu, bildiğimiz bar kodunun iki boyutlu ve matris biçimli olanı.



Bildiğimiz bar kodu ise şöyle bir şey:



Yani böylelikle, Arap alfabesi yerine, QR Kodu alfabesi kullanılmış gibi olmakta.

Yani böylelikle, 3. dereceye kadar açılım yapılmış oldu. Daha çoğu da tabii ki mevcut.

Sonuç?:

Özellikle fotoğrafta ama genelde yaşamda bakış açımız, algıladığımız şeyin ‘ne?’liğini epeyi etkiler.


Cuma, Şubat 17, 2012

Yapay Transtezi



Doğuştan tam renk körü (akromatopsi) olan biri, renkleri seslere dönüştüren bir araç tasarlatmış, yaptırmış ve kullanmış:

“Üniversitedeyken, Plymouth Üniversitesi'nde okuyan Adam Montandon'un sibernetik dersine girdim ve kendisine renkleri görmemi sağlayabilecek birşey yaratıp yaratamayacğımızı sordum. Montandon, basit bir gereç çıkardı ortaya. Bilgisayar kamerası, bilgisayar ve kulaklıktan oluşan bir gereçti bu. Bir de karşımdaki her türlü rengi, sese dönüştüren bir yazılım hazırladı.”


Doğal durumda sinestetikler vardır. Onlar, (2 farklı biçimde tanımlanabilecek olan) 5 farklı duyuyu, genelde 2’li gruplar olarak algılarlar. En çok raslananı görsel-işitsel sinestezidir. Ancak çok nadir olarak 5’inin de birarada algılayan birinin varlığı da kayda geçmiştir.

Doğal veya yapay sinestezi bundan biraz farklı olarak, bir duyu-dilin başka bir duyu-dile belli bir format çerçevesinde dönüştürülmesidir.

Sanatta bu epeyi çeşitlemelerde yaratılmıştır:

Klasik Avrupa Müziği’nde belli duygular, belli çalgıların belli tempolarıyla verilegelir genelde.

Sinemada  ise, örneğin griye kaçan azaltılmış renkli bir görüntü, bizi boğuntuya sürükleyebilir.

Gelelim vakaya:

Siborgluk, organik veya inorganik organ protezleriyle, eksik olan insan yetilerini, eksiklikliğini çekenlere yeniden kazandırmak içindir.

Bu, bilindiği kadarıyla bu türden ilk teknolojik örnek. Daha önce, beyin uyarısıyla güvercinler yapay olarak uçurulmuştu ama bu tümüyle başka bir açıdan yaklaşan bir uygulama:

Dışarıdan alınan verileri yine dışarıdan yorumlayıp, bir tür duyu-dil çevirmeni gibi kullanıyor. Sinestetler sinestezilerinin formatını seçemezken, bu vaka istediği rengi istediği oktavda görme seçeneğini kullanabilir durumda.

Takdir edilecek bir başarı. Aynı zamanda, 20-30 yıl önce elde edilmiş olması gereken gecikmiş bir sonuç.