dilbilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dilbilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Ekim 06, 2013

Çapraz Medya ve Hiper Tekst



Çapraz medya ürünleri, kendiliğinden hiper-tekstlerdir. Viral videolar, bunların trans-semantem’leri ve/ya neksus-semantem’leridir.

Çapraz medya ürünleri, ticari açıdan tasarlanmaya çabalandıkları biçimiyle, boyut düşürücü, izdüşümle deforme edici sonuçla verecektir ve vermektedir.

Hiper-tekstler de, tanım aralıklarının dışına taşırılınca, trans-duyu-dil’li olabilirler. Çapraz medya oldukları an öyle olurlar ve çapraz medya da hiper-tekst olduğu ölçüde buna uyar.

Bu demek değildir ki çapraz medyanın alttürleri, diyelim çizgiromandan filme dönüşüm yaratılırken trans-duyu-dil haritalarını zorunlu kullanr. Tersine; hem hiper-tekstlerin, hem de çapraz medyanın geleceğinin zenginliği, şimdiye dek tanımlı olmayan trans-duyu-dil’ler tanımladıkları ölçüde olacaktır.

Tüm bunlar, poli-dilbilim(ler) alanına girer. Dolayısıyla, oradaki çeviri alt-alanının bilgileri gelecekte çok işe yarayacak, hatta şimdiden yaramaya başladı bile...

Dipnot 1: Oyun filmi (game movie), oyuncular tarafından yapılmış son 10 yılın ürünü çapraz medyalardır. (Youtube’da bu başlıkta arama yaptığınızda, birçok oyunun filmini bulursunuz ve bunlar, ‘story-line’ açısından, en azından bazı oyunlar (Heavy Rain gibi) açısından da, izdüşüm düşürücü, yani çoğul öyküyü tekleyici yönde işler.)


Dipnot 2: Anti-machinima, yani machinima’nın yaptığının tersini yapan, oyunu filme dönüştüren değil de, olağan filmi dijitalize edici (film dijital çekilmiş olsa da bu gereklidir, belki o sürecin adı farklı olur) olan yazılımlar, neo-hiper-tekst’lerin ve neo-çapraz-medya’ların başlangıcı olacaktır, belki oldu bile ama haberimiz yok henüz.

Pazartesi, Eylül 16, 2013

Wittgenstein Soruşturmaları 1



Gün gelip de, Wittgenstein’ı bu denli değilleyeceğim (negasyon kere negasyon) hiç aklıma gelmezdi. Yine de, onun tuhaf bir ‘sence of humor’u olabileceğini bildiğimden dolayı, eserlerinde bir tür aşılacak (trans gelecek kipi olacak) bazı kodlama dizileri de bırakmış olabileceğini hesaba katıyorum. Sonuçta, bir mantıkçının / dilbilimcinin zeka oyunlarını sevmemesini umamazdım.

Gelelim soruşturmamıza:

Alıntı:

“Kullandığınız sözcükler, ‘güzel’ ve ‘sevimli’ sözcüklerinden çok, ‘doğru’ ya da ‘uygun’ sözcüklerine (gündelik konuşmada kullanıldıkları biçimleriyle) daha yakındır.”

(Kaynak: Estetik, Ruhbilim, Dinsel İnanç Üstüne Dersler ile Söyleşiler, sayfa:15. Şerh: Bu düşünceler Wittgenstein’ın ama arada öğrenci aktarımı var, çünkü bunlar ders notları.)

Yorum:

Önyorum:

Burada, bu türden tanım boşluğunu ondan hiç bekleyemeyeceğimiz bir biçimde, Wittgenstein’ın renk metinlerinde de yapmış olduğunu imlemek gerekli. Sanki, tanımın kantarının topuzunu tutturamıyormuş gibi ki bu bir bilimci, bir matematikçi ve bir mantıkçı için utanç verici bir durumdur. Belki de Wittgensten, bu utangaçlığı seviyordu, inanın bilemiyorum.

Yorum yorum:

‘Uygun’, ‘ahenkli’ de demektir. ‘Ahenkli’ de, ‘güzel’ ve ‘sevimli’ de demektir.

Zaten örneğin doğru nota, doğru ahenk (burada armoni veya kontrpuan) demektir.

Doğru ahenk de, buna tümüyle katılamasak da, en azından Avrupa Klasik Müziği için. güzel ve sevimli olabilir. Çok az durumda olmayabilir, özellikle de öyle olması istenmişse. Bu da gözardı edilebilir. En azından bu koşullarda.

Yani Wittgenstein, yapması gerekeni hiç yapmıyor: Anlam açıkseçikleştirmesi ve berraklaştırması eksikliğinde veya durmasında asılı kalıveriyor.

Bunun da nedeni, bir sözcük için bir ve yalnız bir anlam tanımı peşinde koşması. (Ya da başka bir deyişle, tümevarımla tümdengelimin yönlerini şaşırıyor.)

Bu çaba, tam da burada sıfırlanıyor, olumsuzlanıyor, geçersizleniyor, vb, vd... (Negasyonlardan negasyon beğen Wittgenstein.)

Epeyi çok onyıllar içeren sözlükler tarihinde, nedense yakın anlamlılık pek çalışılmamış bir alan olarak kalmış gibi. Oysa ki uzak, yakın ve serbest çağrışım, yani anlam çağrışımları, tümüyle bu alanın konusu durumunda.

Yakın anlamlar, hem kültürel (belli bir yeran momenti olarak), hem de zihinsel (belli bir biyografik yeran olarak) listelenebilir. İngilizce’deki ‘theasaraus’lar basıldıkları (veya ilk derlendikleri) an bu işlevi kültür için yerine getirir ama onlar da 1., 2., ... . n. gibi bir anlam yakınlığı / uzaklığı derecelendirmesi yapmazlar. Wikipedia, bunu çok kullanılan belli sözcükler için, ayraç içinde alt anlam alanı koyarak kolayca hallediyor: Örneğin ‘James Bond’, ‘çiigiroman, ‘roman, ‘film’, vd...

Bunu 30 yıla yakın bir süre öncesinde, bir dnas tiyatrosu projesinin n çalışması niyetine bir grup çalışmasıyla yaptığımızda, Türkçe’deki duygu sözcüklerini ve çağrıştırdıkları duygu sözcüklerini listeleyince, açıkaçası zihinbilimin tüm duygu tanımlarını değilleyen ilintiler görmüştük. Bunu da, belli bir devinim yapan bir dansçının veya belli bir besteyi dinleyen bir dinleyicinin duygularının akışını sözcükler bazında kaydettirerek göstermiştik. Bu çalışmayı yapan 3 kişiydik, birimiz disiplinlerarasıcıydı, biri müzisyendi, biri dansçıydı. Böylelikle, bugün bile hala bazı notları duran bir biçimde, karşımıza hem müzikteki, hem danstaki, hem de sözdilindeki duygu tanımlarının geçersiz olduğu ortaya çıkmıştı, tanıklı ve kayıtlı olarak.

Wittgenstein’in boşluğu, kendisi de bir disiplinlerarasıcısı ve çokdisiplinlici iken, bunlar ıskalamasında...

Bunu renkler konusunda da aynı izlekte yinelemiş.

En ağır saptama-suçlama:

Wittgenstein, felsefi soruşturmalarında sorgulama yapmıyor, özellikle de öz-sorgulama. Yani, bildiklerini (aslında bildiğini sandıklarını) tartmıyor ki bu berbat bir davranış: Kişiyi sırılsıklam eksi zekalı ve eksi bilgili (artı bilmediğini bilmez) gösterir, göstermiş de...

Daha ötesine vicdanımız elvermedi.

Es.


Cuma, Kasım 30, 2012

Morfem, Fonem ve Semantem



B, B veya 13 olarak okunabilir. 13 B’nin dikey ve eğrili yazılış biçmlerinin farkından oluşur.

C, C veya 100 olarak okunabilir, anlamına gelebilir. 100 okunan C, Latince’deki 100 sözcüğünün baş harfidir.

B, B veya 2 olarak okunabilir. Arapça’daki ebced hesabına göre.

H, H veya N okunabilir. Yunanca’da veya Rusça’da.

Sözcüklerde Yüzgü



1.

Piazzolla ‘Pulsacion 1’de sert-esnek bir duygu var / yaratır. Sert ve esnek nasıl olunur? Sert-esnek’ler nasıl olunurlar?

1.1.

Bir uçak kanadı (bazılarının) sert ve esnektir.

Nereye kadar? Bazı fırtınaların sınırına kadar.

1.2.

Bir modern dansçının (bazılarının) kolları sert ve esnektir.

Nereye kadar? Bazı koreografilerin sınırına kadar.

1.3

Demek ki sınırda.

*

2.

Piazzolla ‘Pulsacion 1’de sert-esnek bir duygu var / yaratır.

Bu ne demektir?

Piazzolla ‘Pulsacion 1’de sert-esnek bir duygu var ve yaratır.

Piazzolla ‘Pulsacion 1’de sert-esnek bir duygu var ya da yaratır.

Piazzolla ‘Pulsacion 1’de sert-esnek bir duygu var ve/ya yaratır.

*

3.

Sert ve esnek sözcükleri, belli yerzamanlarda, diyelim Türkiye İstanbul 1960’ta ve Türkiye Ankara 2010’da farklı anlamlar yaratabilirler. Bir.

Farklı yazarlar onları aynı yerzamanlarda farklı anlamlarda kullanabilir veya onlara yeni anlamlar yükleyebilir / katabilir. İki.

Sözlüklerin okura ve yazara aktardığı / verdiği anlamlar, her zaman ve her yerde doğru değildir. Üç.

*

(Hepsi = 24 Kasım 2012)

Pazartesi, Temmuz 02, 2012

En Uzun Cümlem


Sanırım şudur:

“Edebiyatı; roman (en az 20 altdal: tarihi, nehir, fantazya, polisiye, korku, gerilim, macera, erotik, porno, bilimkurgu, çocuk, genç, aşk; gerçeküstü, bilinç akışlı, dışavurumcu, vb), kısa roman, uzun öykü, öykü, kısa öykü, anı, yaşamöyküsü, özyaşamöyküsü, portre, günce, gezi, deneme, anlatı, düzyazı, monografi, makale, risale, araştırma, inceleme, derleme, alıntı, montaj, kolaj, karma, söyleşi, röportaj, fıkra, kronik, köşe yazısı, haber (en az 10 altdal), eleştiri, polemik, mizah, hiciv, söylence, efsane, destan, epope, fabl, masal, cingıl, mektup, özet, yorum, akademik tez, şarkı sözü (en az 5 altdal), dans librettosu, opera librettosu, anket, çizgi roman metni, şiir (en az 20 altdal), radyo skeci, oyun (en az 10 altdal), senaryo, sinopsis, libretto sinopsisi, belgesel olmak üzere, 100’ün üzerinde altküme olarak tanımlıyoruz.”

(Edebiyatın Epistemolojik Aksiyolojisi, Gelecekbilim ve Kuram, 2005.)

115 sözcük ve boşluklar dahil 840 karakter etmekte.

Bu bir ifrat mıdır?

Bence değildir. Öyle yazdığım için bencilce değil, işlevsel olarak gereksinildiği, hatta bazı konularda bu cümle 200 sözcüğü geçebileceği halde, durum onu gerektirdiği için nesnelce değildir.

Cümle anlaşılır mıdır?

Evet.

Cümlede eksik olabilir mi?

Evet. (Daha önceki eksik bilgi ve daha sonraki eksik bilgi ile.)

Cümle bir bakışta okunabilir midir?

Gazete sütunu biçiminde dizilirse evet.

Büyük / fakülte boyu kitap sayfası olarak dizilirse, belki (bazı okuyucular için) hayır.

Bu, durumu değiştirir mi?

Hayır.

Yani, uzun cümle bir gereksinim ise, ondan kaçınmanın gereği yoktur.

Yukarıdaki cümleyi, 4-5 cümleye bölseydim, daha mı anlaşılır olacaktı?

Bence hayır.

Özel vurgu: Bu cümle türü, James Joyce’un veya Oğuz Atay’ın özellikle kurmacasal kaygılarla hazırlanmış, başı sonu olmayan cümlelerinden farklı bir tanımdadır. Onlar bir biçim oyunu olarak bunu yaptı, bense bir içerik gereksinimi nedeniyle bunu yaptım.

Zaten sorunumuz bu:

Neyi anlattığın, nasıl anlattığını epeyi durumda belirliyor.

Pazartesi, Mart 26, 2012

Türkçe’de Sözcük Yaratmak

Türkçe’de sözcük yaratma dalgası 3 aşamada geldi:

1930’larda, 1960’larda, 1990’larda.

1930’lardaki devlet eliyle idi. ‘Güneş Dil Teorisi’ gibi bilimdışı kalan savlara sarılınca ve cumhuriyetin hiçbir inkılabı benimsenmeyince, ilk adım havada kaldı.

İkinci adım, bizde 1960 darbesi ertesi oluşan, Dünya’da 2. Dünya Savaşı ertesi kuşağın gençliğini kazanmasıyla oluşan, ülkesel ve kürel toplu özgürlük ortamında / atmosferinde oluştu.

Türk Dil Kurumu, bu kez devletçilikten çok, tek tek bireyci grişimleri de destekledi. Hemen her dalda bir uzman, konu terimleri sözlükleri derledi ve onlar 40 küsur yıl sonra bile hala kullanılıyor. Aynı zamanda yazılı ve sözlü kaynakların taranmasıyla, tarama ve derleme sözlükleri oluştu.

Ara şerh: Bu dönemde toplamda 250.000 sözcüklük bir dağara ulaşıldı ama o dağar 50 yıl sonra bile tek kaynakta birarada toplanmış değil. Daha da önemlisi, bazı derlemeler yok edilmişe benzer.

Bireysel bir örnek:

Fakir Baykurt 600 yeni sözcük kullanmış. Bunların 300’ü tarama ve derleme sözlüklerinde varmış. Gerisini Baykurt icat etmiş. Bu işi başaran Kemal Ateş ama sözlük şu anda nerede ve hangi koşullarda bilinmiyor.

1990’larda ise 2. Sanayileşme dalgası geldi.

Bu dalganın parçası olarak kendim, 1.450 civarında başlıkta, 1.750 civarında anlam yarattım. Shakespeare’in 2.000’lik dünya rekorunu, ölmeden önce kırmak niyetindeyim.

Arabilgi: Shakespeare’in bu sözcüklerinin yalnızca 200’ü bugün kullanılıyor durumda.

Sonuç?:

Konuya böyle geniş açılı bir panoramayla bakınca, ortada bir ikilem veya sorunsal kalmıyor.

‘Batı-merkez-doğu’ sorunu, ‘trans-aşkın-vecd’ gibi 3 anlamsal nüansla ve birarada yaşatma ile aşılabiliyor.

Anımsatalım:

2020’ler, yani 4. dalga kapıda...

Neredesiniz genç yazarlar?