günah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
günah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Ekim 21, 2014

İntihar Üzerine

Bir soruya yanıt alabilmenin ilk yollarından biri, o soruyu yanıtlanabilecek biçimde sormaktır.
İnsanlar şu soruyu da hep sorarlar:
İnsanlar neden intihar ederler?
Oysa, doğru kip şu olabilir:
İnsanlar neden intihar etmezler?
Gerçekten de, ölümden önce, 1 yaşam var mı acaba?
Gerçekten de, yaşamı olduğu gibiliğiyle yaşamak için herhangi 1 neden var mı acaba?
İnsanlar intihar etmezler, çünkü günahtır, ayıptır ve bazı ülkelerde suçtur da, Türkiye’de öyledir mesela.
İnsanlar intihar etmezler, çünkü sevdiklerini üzmek istemezler ama sevdikleri onları pekala çatır çatır üzerler.
İnsaanlar intihar etmezler, çünkü bunu beceremezler: O nedenle de, çoğu intihar yolu, köprüden atlamak gibi, edilgin kiptedir.
Peki, neden yaşanacak 1 yaşam olmayabilir?
Şu an için özel yanıt:
Tarihin kriz dönemlerinden birindeyiz. Örneğin benzeri durumda kalan Museviler, toplama kamplarına tıkılmadan önce, bir intihar salgınına kapılmışlardı. Öyle ki Almanya’da havagazı şirketleri, ölüp de faturayı ödemedikleri için, Yahudi mahallelerine havagazı vermemeye başlamıştı (kaynak: Kendi de bir Musevi olan Walter Benjamin).
Genel yanıt:
Her kültürel modun standart biyografileri vardır. İnsanlar doğarlar ve o verili öyküyü neredeyse noktası noktasına yaşarlar ve buna da ‘yaşam’ derler. Bazıları, bu oyunun dışına çıkmak ister bazan. Bunun adı da intihar olur.
Standart biyografilerin dışına çıkarsan, astandart nekrografi olursun ki bu da bir tür intihar sayılır ve adına genelde ‘marjinallik’ denir.
Yani, ‘Sana Gül Bahçesi Vaad Etmedim’deki gibi, dışarıda toplama kampı, içeride tımarhane vardır genelde.
Eh, Kierkegaard ‘ya / ya da’ demiş, Kafka da ‘seçim yoktur’ demiş. Kafka kanser kanser erken gitti, ailesi toplama kampında gitti, fark noke. Ek: Toplama kamplarından kurtulanlar, bazan 40 yıl sonra bile hala intihar ettiler. Buna, toplama kampı terminolojiyle ‘müslümanlaşmak’ denirmiş (kaynak: Serol Teber, Toplama Kampı Psikolojisi). İlginç değil mi?
İntihar ölmektir. Savaşmadan ölmektir. Savaşırsan, % 100’e yakın olasılıkla gene ölürsün.
Tüm bunların dışında istisnanın istisnası olan azınlıklarda azınlık kere azınlık biri(leri) vardır.
Onlar yine erken ölebilirler ama geriye duvarda kocamaan delikler bırakırlar. Örneğin Fassbinder, yaşadığı yalnızca 36 yılda, geriye 70 film / oyun / kitap bırakarak, daha gerçekleşmeden önce, Birleşik Almanya’nın neo-faşizmini delmiştir ve erken ölmüştür paşa paşa, intihar etmiştir de denebilir tabii ki.
Kafka kaçsaydı sağ kalırdı ama bunu akıl edememiştir, kanser ölümü olasılığı hariç. Yani Kafka bağlanmıştır ve bu onu öldürmüştür.
Yani; intiharın panzehiri, ayrılmaktır, kaçmaktır, ortalıkta hiç görünmemektir, kopmaktır, büyük A ile acı çekmektir ama sağ kalmaktır.
Çıkış sorusu ve yanıtı:
İnsanlar neden intihar ederler?
Çünkü, 5 milenyumluk tarih ertesinde insanlar, varlıklarını sorgulamaya başladılar. İnsanlar bunun için yanlış sorular sorarlar, yanlış yanıtlar alırlar ve oyundan çıkarlar, Oğuz Atay’ın ‘Oyunlarla Yaşayanlar’ finali repliğindeki gibi.
Doğru yanıtlar verenler, kendileri erken ölseler de, kendilerinden sonra gelenlerin biraz daha uzun sağ kalmasını sağlarlar, bilimkurgu filmi öyküsü hesabı, haa bunun da fazla önemi yok, çok yakın gelecekte insanlar 200 yıl yaşayacakken ve bunun intihar ile ilgisi yokken, intiharın kısalttığı hepi topu 20 yıl hiçbirşey ifade etmeyebilir.
Faşistler ne demiş?:
Birden sonrası istatistik.
İşte hepimiz o deli saçması insanlık oyununun istatistiğiyiz yalnızca...
İntihar da bir zar yalnızca, bir zarın bir yüzü, ölümün bir yüzü.

Ölümsüzlük ise, aaz sonra. 2050 gibi.

Çarşamba, Ekim 23, 2013

Alaturka Sanal Helal ‘Sex-Shop’



“Önceki akşam e-posta kutumu açtım ki ne göreyim! Nur topu gibi bir ‘helâl sex shop’umuz olmuş. Gönderilen mektup, İslâmi kurallara uygun yerli seks dükkânımızın açılışını müjdeliyor. ‘Sizleri de mutlaka bekleriz’ notuyla. İnşallah, ilk fırsatta diyoruz!...”

Breh breh breh...

Nasıl oluyor da oluyor?

Bu kadar kel alaka niteleme biraraya nasıl gelebiliyor?

En baştan alalım:

Helal ‘seks-shop’ olur mu?

Bence olmaz. Olamaz.

Doktorun yazdığı ilacı almak ayrı şey, mısırın püsküllüsünü istemek ayrı şey...

Tabii burada da takıyye işliyor. Burada takıyye şöyle olmuş:

“Ben en çok sonuncusuna takıldım, çünkü ‘Bayan Orgazm Kremi’ diye Türkçeleştirilen ürünün orijinal adı farklı ve daha ‘sarsıcı’: ‘Scream Orgazm Cream’… ‘Scream’ (çığlık) bize fazla gelmiş! Yine de acaba hem çeviriyi kurtarmak hem de İslâmi havayı muhafaza etmek bakımından ‘Vecdî İnzal Kremi’ denemez miydi diye düşünmemek de elde değil. (‘Vecd’i burada tasavvufî anlamında kullanmadığımızı bilen bilecektir.)”

Yani meali şu:

Çığlık atmayana bedava...

İslam’ı anlama işinde, akvaryum ılığı ve tatlısı solcularımız son 20 yıldır, yani İstanbul’un belediyelerdeki yeniden fethinin 20. yılını intikal ederken, çok şaşaladı.

Önce hoşgörü dendi.

Sonra modernleştikleri söylendi.

Sonra protestanlaştıkları söylendi.

Hiçbiri değil.

Dejenerasyon ve dekadans bu.

Hem de en hasından.

Ancak, dincilerin çürüdükleri alan yalnızca din değil, her alanda dağılıp gittiler, çünkü Cumhuriyet dağıldı gitti.

Üstelik ‘imam yellenirse’ durumu mevcut. Yani, en üst düzeydeki politikacıları 50 kere hacca giderse, sürü elbette cıvır.

Bunu olağan karşılıyoruz ve buradaki kritik göstergeyi, Türk-İslam sentezinin 1994-2014 dekadansının kendini antiteziyle birlikte gömmesi ve şeriatı bile beceremesi olarak imliyoruz.

Burada eksik olan maneviyat, yani kendilerinde en çok olduğunu iddia ettikleri şey.

Türk İslamı, parayla ve uçkurla sınandı ve sonuçta cehennemdeki katlar arasında gidip gelen asansör takım oldu.

Helali hoş olsun...

Aksırıncaya tıksırıncaya kadar orgazm olsunlar inşaallah...


Çarşamba, Temmuz 24, 2013

Helal Kan, Haram Kan

Yok yok, kafirin kanı Müslüman’a helaldir, konusu değil...

Kızılay başkanı ahmet Lütfi Akar bir seçme saçma yumurtlamış da, konu o.

“Bir süredir yaşanan helal-haram kan tartışmalarının kendisini çok üzdüğünü ifade eden Türk Kızılayı Genel Başkanı Ahmet Lütfi Akar, kanda helal ya da haram, diye bir ayrımın asla söz konusu olmadığını söyledi.”


Oluur oluur, bal gibi oluurrr…

Ateistim. Domuz eti yerim, yedim de. (Hoş, Müslüman olsam da yerim, ayrı konu. Ayrıca, çoğu işkembecideki işkembeler domuz işkembesidir ve Müslümanlar da onları çatır çatır yemektedir.)

Kanımda bal gibi domuz yağı (ya da onun özgün alt bileşenleri) var.

Ne olacak?

Günah diye, domuz yağlı gıda ürünü kullanmayanlar, benim kanımı  nakil alsa, günaha girmeyecek mi?

Bence girecek.

Burada, ateist kanımı koruma içgüdüsü sözkonusu değildir, onu da belirtmiş olalım.

Kızılay başkanı, kendini Diyanet İşleri başkanı sanmış, fetva vermiş ama geçersiz.

Bahanesi de uygunsuz:

“… Akar, Türk Kızılayı'nın, güvenilir donörlerden aldığı kanı, analiz edip, üzerinde işlemler yapıp, güvenli hale geldiğinden emin olduktan sonra hastanelere dağıttığını belirtti.”

Laboratuar kitlerinde, insan kanındaki domuz yağını saptayıp süzen bir düzenek mi var?

Yoksa; laik, ateist, Müslüman kanlarını mı analizle ayırt ediyorlar ve nasıl?

Hiç mi hiç sanmıyorum. Zaten, o başkanın kimya veya biyoloji bilgisi bunu bilmeye elvermez.

Neydi?

İslam’da kilise yok mu idi?

Peki bu ne, konu hakkında yetkisiz zangoçtan, pardon papazdan gayrı?


Çarşamba, Temmuz 17, 2013

Yeni Nesil Yeni Seçim



Yok yok kola reklamı değil...

Sevgili müminlerimizin en yeni nesillerinin günah problematikleri...

Şöyle bir vaka:

“ATV ekranlarında Ramazan ayı boyunca Sultanahmet Meydanı'ndan iftar ve sahur programı yapacak olan ilahiyatçı Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu'na sorulan soru herkesi güldürdü.

14 yaşındaki genç kız Hatipoğlu'na 'Duvarıma Justin Bieber Posteri asıyorum, günah mıdır?' sorusunu yöneltti. Nihat Hatipoğlu ile genç kızın konuşması şöyle devam etti:

Nihat Hatipoğlu: Kimmiş bu Jus... Ne? Şu 16 yaşındaki çocuk? Daha iyi bir şey bulamadın mı peki?

Gözde: Yok.

Nihat Hatipoğlu: Bari bir Türk'ünkini assaydın.

Gözde: Hocam o daha iyi

Nihat Hatipoğlu: İnşallah ilerde odana Allah'ın adını asarsın. Peygamberimiz'in adını asarsın inşallah. Şu anda gençsin. Bu tür isteklerin var. Onları ilerde azalt inşallah, olur mu?”


Rahmetli Erbakan Hoca da zamanında, bir çocuğa kainatın efendisini sorunca, ‘He-Man’ yanıtını almıştı.

Nafile ve beyhude...

Tanpınar’dan Atay’a halkımızın konumunun tanımı...

Durum hala baki...

Hatipoğlu’nun önerisi de evlere şenlik, meali şu olabilir mesela:

‘Yavrucum, Tarkan dururkene, dunkof Bieber’kopf ne olmakta? Zinhar olmaz.’

Bu arada o şarkıcı sübyancık da, Türkiye’ye gelip, kişi başına bileti 1.500 (yazıyla bin beş yüz) dolara konser vermişti.

Bu 18 yaş altı kardeşimiz, yine 18 yaş altı sevgilisi ile erotik poz verince, oldukça pedofil durumlar ortaya çıkmıştı. G-7 bile infiale girmişti.

Tabii Hatipoğlu bunları nereden bilecek?

Eee, boşuna dememişler:

Kızı kendi haline bırakırsan, ya davulcuya, ya zurnacıya...

Bieber konserinde zemzem suyu ile yıkanasınız mümin ergen kardeşlerim. Caizdir.


Cuma, Temmuz 20, 2012

Alaturka Müslümanlar




Önbilgi: Fotodaki ‘muffin’li (sıkma popolu) türbanlı hanım kızımız, bu metnin anafikrini çok iyi açımlıyor.


Heyt be yurdum insanları: Yemeleri kanserli acaip, içmeleri kusmalı ve kavgalı acaip, sevişmeleri 5 dakkada Beşiktaş’lı ve öldürmeli acaip. Şimdi de AKP modeli İslam’ları acaip çıkmış:

“1- Türkiye’de kendisini ‘dindar’ olarak tanımlayanların oranı, 2000 yılından bu yana değişmedi. Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığında hayli yüksek olan % 81 oranını koruyor.

2- Ipsos KMG’nin 2012 araştırma sonuçlarına göreyse, Türkiye’de dini inancının hayatına yön verdiğini söyleyenlerin oranı 2007 ile 2011 arasında % 72’den % 66’ya gerilemiş durumda.

3- Ancak BBDO’nun araştırmasında, dindarlığın en önemli göstergesi olan dini pratikleri uygulamada negatif değişim çıkmış. 2003’ten 2007’ye, % 31,6 olan düzenli namaz kılma oranı % 29,3’e; düzenli oruç tutma oranıysa % 65’ten % 50’ye gerilemiş durumda.

4- Ancak kılınan namaz, tutulan oruç gibi somut sayılarda gözlenen bu eğilim, kişilere düşünceleri sorulduğunda, bambaşka bir tablo çiziyor. Katılımcılar, yükselen oranlarda (2003’te % 21,5; 2007’de 24,8) muhafazakâr olduklarını söylüyorlar.”


İşin en güzel yanı, Müslüman demokrat geçinen AKP’nın insanları dinden imandan çıkarmış olması.

İşin en çirkin yanı, halkımızın kendine takiyyeli yalancılığı: İbadetsiz İslam olmaz, dinsiz ve ahlaksız muhafazakarlık da olmaz.

Yine de, ülkemizde fiilen bu kadar düşük muhafazakarlık da yok. Halkımız, hem kendini bilmez, hem neyin ne olduğunu bilmez, hem bilmediğini bilmez, hem de anlatsan dinlemez, durumda.

Mahalle balyozunu, pardon mahalle baskısını yaşayanlar bilir. Türkiye’de had safhadadır. Baksana, gayrımüslim Birand bile duruma aymış:


Peki, ne olacak?

Müslüman Türkiye Müslüman ülkelerin halklarını kesecek, Hristiyanlar’ın ayakçısı olarak.

Adına da, gerine gerine ‘İslam’ denecek: ‘Muffin Islam alla Turca’...