İslam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İslam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Ağustos 25, 2015

İbadet Olarak Ölüm



Bir hak mıdır?
Kuşkusuz öyledir.
İntihar da öyledir, ötenazi de öyledir.
Bu ölüm şöyle imiş:
"Bizi anlamalısınız. Ölüm bizim için çok heyecanlı bir şey. Hayattan bezdiğiniz için değil fakat yeni bir şey edinmek için ölüme yürürsünüz. Bu yepyeni bir ülkeyi bir yeri ziyaret etmek kadar heyecanlıdır. Olasılıklarla dolu yeni bir hayatın heyecanını yaşıyoruz."
Bunu, ibadet olarak ölümü seçen, Caynacı bir rahibe söylemiş ve konuyu aşmış.
İbadet olarak yaşam, bir tür spiritüalizm, bir tür animizm, bir tür panteizm olur; tuhaf olan şey, tersinin de öyle oluşudur. Bedenini de, ibadet babında kullanabilirsin, ölüm veya yaşam babında da.
Bu, İslam’ın Uzakdoğu Asya ile karşılaştığı dönemde oluşan tasavuufun da tosladığı bir duvar.
Nazım, Gazzali için şöyle diyor:
“Kavaklar pamuklayınca
kiraz gelir ardından
kavaklar pamukluyor Gazzali’de
görmüyor üstad baharın geldiğin
ölüme ibadeti bundandır”
Bu benim beynimdeki. Aslı da şu imiş:
“«Pamukladı mıydı kavaklar
                               kiraz gelir ardından.»
Kavaklar pamukluyor Gazalî'de,
fakat
görmüyor, üstat,
                 kirazın geldiğini.
Ölüme ibadeti bundandır.”
Sonra da kalkıp, ‘aslolan hayattır Hatçe’m der’ ve duvara duble toslar.
Çünkü:
“Yalaan, ölümden başkasıı yalaan”
... olmakta...
Ve şair feci çuvallamakta...
Bildiğini sandığı konuda, kendi ayak oyunuyla tuş olmakta...
Şerh:
Ölümsüzlüğün mümkün olduğu bir çağda bile ölüm, bir seçenek oldu çoktan. Örneğin, Hawking ve Gates ölümsüzlüğü reddetti.
Dönelim dine:
Tüm tek tanrılı dinlerde şehit olma var ve bu da bir ibadet olarak ölüm. Kafadan cennet durumu yani.
Ancak asıl konu şu:
“Hayattan bezdiğiniz için değil fakat yeni bir şey edinmek için ölüme yürürsünüz. Bu yepyeni bir ülkeyi bir yeri ziyaret etmek kadar heyecanlıdır.”
Yani:
Yaşam yeni bir şey öğretmez veya çok çok nadiren öğretir ama her ölüm öğretir.
İnsanlar, öğrendikleri herşeyi ölerek veya (büyük A ile) Acı çekerek öğrenirler. Kendi ölümün en büyük Acı’dır. (Bazıları için değildir, ayrı konu.)
Bu ölüm deneyimi adrenalini, paralı askerlerin konusu. Onlar ölmeden yaşayamıyorlar, bağımlısı olmuşlar o duygunun yani.
Bunu aksiyonla değil de, durarak yapmak, tam din konusu.
Zaten ölüm, en durgun halimizdir. En huzurlu, en açıkseçik.
Zamanında ergenler sormuştu:
Ölümden önce bir yaşam var mı?
Bir çağ yangınındayız. Standart biyografiler, artık kimseyi doyurmuyor, kimse artık onları yaşamaya kölecesine heveslenmiyor.
Dolayısıyla bu rahibenin söyledikleri, tarihçe momentine cuk oturmuş: Oyunu beğenmiyorsan, oyundan çıkarsın.
Çıkış:
İbadet olarak ölümün, faşizmin ve engizisyonun globalleştiği, yani duble kültürel ölümün globalleştiği bir döneme denk gelmesi raslantı değil.

Kitlesel ölüm arzusu histerisi de, bunun yan göstergeli olgularından biri durumunda.

Perşembe, Nisan 09, 2015

Yamyamlık Fetvası



Bu da oldu:
Yamyamlık fetvası da verildi:
“Suudi Arabistan Müftüsü Abdülaziz bin Abdullah'ın, 'Erkek, şiddetli açlık durumunda eşini ya da eşinin vücudunun bazı parçalarını yiyebilir' dediği öne sürüldü.”
Müftünün bu sıralar canı insan eti çekti herhalde.
Ya da hamile kaldı, insan etine aş eriyor.
Öncelikle, büyük kıtlık durumlarında, kadınların sağ kalması daha rasyonel, çünkü:
Kadınların vüccudunda daha çok yağ oranı var.
Kadınların bedeni erkeklerden daha küçük.
Dolayısıyla, her iki nedenle de bir kadın, bir erkekten çok daha uzun süre sağ kalabilir.
Ayrıca:
Kıtlık bitince, çocukları doğuracak ve nüfusu yeniden arttıracak loanlar da kadınlar.
Tabii ki İslam dini, rasyonel değil, patriyark bir din yalnızca.
Beni şu bölüm eğlendirdi:
“... eşinin vücudunun bazı parçaları ...”
Yani:

Amcam, kafaya koymuş, niyetlenmiş, yiyecek, hatta neresini yiyeceğine bile karar vermiş. Parça parça yiyince, kadın nasıl olsa ölmemek için razı gelir, diye düşünüyor olmalı.

Perşembe, Ekim 17, 2013

Hac Ruhu




... bozuluyormuş. Ben demedim, diyanet işleri başkanı dedi.

“İbadet mekanları bu kadar daraltılıp devasa binalar altında Kabe’yi esir bırakmasaydı. Ben ne zaman gitsem o etraftaki binalardan dolayı kalbimde Kabetullah mahzun...”


Peki, bu binalar neymiş?

“Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr.Mehmet Görmez, Kabe’nin etrafına yapılan ve dünyanın en büyük otelleri ve AVM’leri arasında gösterilen yapılara sert tepki gösterdi.”

Kabe’de AVM. Breh breh breh... Bunu bizimkiler bile yapmaz. Bizimkiler caminin altına dönerci açar yalnızca...

“Son 10 yılda her yıl bir şeylerin değiştiğini görüyorum. İmkanlarımız artıyor. Otellerimiz lüksleşiyor. Kabe manzaralı odalarımız çoğalıyor. ‘VİP Hac’, ‘Lüks Hac’ çoğalıyor ama Haccın ruhu azalıyor. Haccın eğitici, dönüştürücü yönünün zayıflamaya başladığını görüyoruz. Bundan irkiliyorum. Ben geçen sene şahit oldum. Telefonla, ‘Brezilya’daki iş ortağımı bana bağla” diyor tavaf esnasında. Bir taraftan da kamerayla çekiyor. Bunlar çoğalıyor maalesef.”

Naklen hacc... VİP hacc... ‘Luxury’ hacc...

Kulağa sanki günah gibi geliyor nedense...

“Kabe’deki genişletme çalışmaları devam etse bile en fazla 5 milyon insanın Hacca gidebileceğini, oysa talebin 20 milyon olduğunu kaydeden Görmez...”

İyi de, Dünya’da 1 yıllık süre için, ailesinin tüm masrafını kenara ayırabilmiş Müslüman bu kadar yok ki... Allah bilir adamlar, kredi kartıyla borçlanıp gidiyordur Kabe’ye... Bir de rahmetli erbakan gibi, 50 şeref turu atıyorlardır habire...

Son olsun ama prosedüre uygun mu bu yorum, bilemem:

“İsmail'in nakdi karşılığı yoktur. Yani Allah İsmail'e bedel olarak bir koç ikram etti. Hz. İbrahim'e. Kur'an-ı Kerim'in açıklamasıyla yani bir insan inanmıyor olabilir ona bir şey diyemem. Ama inanan bir Mü'min Kur'an-ı Kerim'e inanıyorsa. Kur'an-ı Kerim bize bunu böyle nakleder. İslam dininde bir kural vardır. İbadet alanı içtihada kapalıdır. Yani bir olay sosyal hayatla ilgiliyse siz İslam'ın sabitelerinden hareketle bir takım yeni yorumlar yapabiliyorsunuz. Ama bu salt ibadet ise namaz gibi, oruç gibi, kurban gibi bir ibadet ise siz yorumlarla bunu değiştiremiyorsunuz...”

İyi de dönüp dolaşıp o ‘bana göre’ye geliyoruz. Türkler, İslam’ın şartını 1’e indirip, kelime-i şahadetle idare etmeyi matah sayarlar. Kemal Karpat gibi insan bilimciler de, bunu pekala olumlar.

Ayrıca, kurban ve hac paraya bağlı ibadetler ve % 99-99,5’un o parası yok. ‘Bana göre’ olsa ne olur, olmasa ne olur? Vermeyince mabut, neylesin Mahmut?

Ayrıca verince mabut, yine vermiyor Mahmut. Yılda % 2,5’tan fitre ve zekat, yalnızca ev için 37,5 milyar dolar ediyor. Nerede o paralar? 50 yılda 100 bin camiyi toplasan o kadar etmiyor ki...

Ayrıca mezhepler; o zaman ne olmakta? Zaten ibadetlerin hepsi sonradan çıkmadı mı? Kaldı ki bunlar sözlü kaynaklardan aktarma değil mi? Herkes farklı yorumlayınca, ters kanıtını kim koyacak ortaya?

Sonuçta diyanet işleri başkanı da, ‘bana göre’ demiş bizce...


Çarşamba, Temmuz 24, 2013

Helal Kan, Haram Kan

Yok yok, kafirin kanı Müslüman’a helaldir, konusu değil...

Kızılay başkanı ahmet Lütfi Akar bir seçme saçma yumurtlamış da, konu o.

“Bir süredir yaşanan helal-haram kan tartışmalarının kendisini çok üzdüğünü ifade eden Türk Kızılayı Genel Başkanı Ahmet Lütfi Akar, kanda helal ya da haram, diye bir ayrımın asla söz konusu olmadığını söyledi.”


Oluur oluur, bal gibi oluurrr…

Ateistim. Domuz eti yerim, yedim de. (Hoş, Müslüman olsam da yerim, ayrı konu. Ayrıca, çoğu işkembecideki işkembeler domuz işkembesidir ve Müslümanlar da onları çatır çatır yemektedir.)

Kanımda bal gibi domuz yağı (ya da onun özgün alt bileşenleri) var.

Ne olacak?

Günah diye, domuz yağlı gıda ürünü kullanmayanlar, benim kanımı  nakil alsa, günaha girmeyecek mi?

Bence girecek.

Burada, ateist kanımı koruma içgüdüsü sözkonusu değildir, onu da belirtmiş olalım.

Kızılay başkanı, kendini Diyanet İşleri başkanı sanmış, fetva vermiş ama geçersiz.

Bahanesi de uygunsuz:

“… Akar, Türk Kızılayı'nın, güvenilir donörlerden aldığı kanı, analiz edip, üzerinde işlemler yapıp, güvenli hale geldiğinden emin olduktan sonra hastanelere dağıttığını belirtti.”

Laboratuar kitlerinde, insan kanındaki domuz yağını saptayıp süzen bir düzenek mi var?

Yoksa; laik, ateist, Müslüman kanlarını mı analizle ayırt ediyorlar ve nasıl?

Hiç mi hiç sanmıyorum. Zaten, o başkanın kimya veya biyoloji bilgisi bunu bilmeye elvermez.

Neydi?

İslam’da kilise yok mu idi?

Peki bu ne, konu hakkında yetkisiz zangoçtan, pardon papazdan gayrı?


Perşembe, Temmuz 11, 2013

AKP Dini Bozar

AKP’nin bu memlekete biricik hizmeti, şeriatın canına okuması olmuştur.

Daha önce, AKP döneminde cuma namazı kılanların oranının azaldığı açıklanmıştı.


Şimdi de yeni oruç oranları açıklanmış:

“Wall Street Journal, Türkiye'nin işyerlerine yemek hizmeti veren (catering) şirketlerinden edindiği bilgilere göre, Ramazan ayında oruç tutan çalışan oranı yüzde 40'dan yüzde 32'ye düştü. En fazla oruç tutulan bölge yüzde 37 ile Marmara bölgesi oldu. Ege bölgesinin oranı ise yüzde 20'de kaldı. İstanbul yüzde 40 ile en fazla oruç tutulan şehir oldu. İzmir'in payı ise yüzde 15'e yakın.”


Yine de dünyanın kendini en dindar sayan halkı bizmişiz.


Kılavuzu karga olanın burnu...

Karpat gibilerin ibadet etmeyen Türk-İslam sentezi / Anadolu Müslüman’lığı tanımları...

İmam yellenirse, cemaat böyle olmakta...

Sağolasın AKP, senden başkası bunu beceremezdi.


Müslüman Soros: Gülen



Valla, ben demedim, omo beyazı kuvvet dedi:

“Uzun molada Bay Barlas sigarasını yakıyor.

'Gülen'e Müslüman Soros diyebilir miyiz?' diyorum.

Gülerek, 'Diyebilirsiniz. Doğru bir tanım.' ...”


Burada cehalet adamı söyletir, değil.

Allah adamın dilini sürçtürür, gibi.

Bunu diyen her devrin adamı olan Mehmet Barlas. Yine de kendisi, kraldan çok kralcı olduğu için, boyalı basından 10 sene falan tart almıştı. Sonra boyalı sahalara geri döndü.

(Burada ara şerh: Benzeri bir senaryocuk, Yiğit Bulut’un başından da üç vakte kadar geçecek. İzleyin: Azz sonraa...)

Soros-Gülen ilintisi ise şöyle gibi imiş.

“Fethullah Gülen cemaatinin en önemli yayın organları olan Zaman gazetesini ve Samanyolu televizyonunu (STV) bugünkü haline bir üçlü getirdi. Bunlar Zaman gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı, Yayın Danışmanı Eyüp Can ve eski STV Ankara Haber Müdürü Haluk Örgün... Üçü de Amerikan ekolünü temsil ediyorlar.

Hatta Zaman grubu içinde bu üçlü, ABD'li George Soros'un darbeleri teşvik etmesiyle ünlü Vakfı'nın ‘Balkanlar ve Türkiye Halkla İlişkiler Dairesi'nin etkin isimleri’ olarak anılıyor. Üçlü, Zaman grubu dışında da ‘Soros'un Türkiye ekibi’ olarak mimlenmiş durumda!

Soros destekli bu isimlerden Eyüp Can, Doğan Medya Grubu'na dokuz ay önce Genel Yayın Yönetmeni olarak transfer oldu.

Haluk Örgün de TMSF'nin kontrolündeki Star Grubu'nun başına getirildi. Örgün'ün bizzat Fethullah Gülen'in Tayyip Erdoğan'dan talepte bulunmasıyla bu göreve getirildiği iddia ediliyor.”


Bu, 2005 tarihli bir bilgi.

Eyüp Can şu an Radikal’de.

Gülen bu bilgiler panoramasında Soros ile birlikte.

Gülen fotoğrafta Papa ile birlikte.

Paranın dini imanı yok.

Yeni dünya düzeni ve yeni medya böyle bir şey.


Pazartesi, Haziran 24, 2013

Cami, Cemevi, Kilise, Vs

2 haber:

“İzmir'de turizmin parlayan yıldızlarından Alaçatı, dinler arası hoşgörünün de en güzel örneklerinden birini sunuyor. Kilise olarak inşa edildikten sonra camiye dönüştürülen ibadethane hem Müslümanlara hem de Hristiyanlara ev sahipliği yapıyor.”


 “Ordu’nun Fatsa ilçesinde yıllardır aynı çatı altında hizmet veren Hz. Ali Camii ve Cemevi, kardeşlik, barış ve hoşgörü örneği sunuyor.”


Şimdi 77 yanlışı bulalım:

Hoşgörü saysan değil, şu an Hristiyan-Müslüman savaşı alabildiğine sürüyor. 2001’de Haçlı Seferi ilan edildi.

Zorunluluk saysan değil, ibadullah yer var.

Alevi köylerine hala zorla cami yapılıyor.

Aleviler hala Sünniler’ce öldürülüyor.

Cemevleri bu iktidar tarafından ibadethane sayılmadı.

Bazı Aleviler bu Sünni iktidara yamanarak, nemalanıp, dindaşları tarafından düşkün ilan edildiler.

Müslümanlar hala Hristiyan komşu istemiyor.

Tüm bunlar tamam ammaa faça güzel yani:

Kardeşlik ve saire...

Anımsayalım:

800 yıl barış içinde yaşadığı varsayılan Hristiyanlık, düşman kardeşini İspanya’da 1492’de 5 yılda ‘yeniden fetih’ eylemişti.

Ulu Tayyip de, İstanbul’u ‘yeniden fetih’ eyleme arzusunda olduğunu kezlerce beyan etti.

Sonraa?:

Bazı aymazlar, böyle teranelerle vakit geçiriyor işte...


Çarşamba, Mayıs 15, 2013

Yeni Orta Çağ’da Din



İnsanların aşağı yukarı tüm dinsel davranış alışkanlıkları saçmadır ama konumuz o değil.

Avrupa’daki asıl Orta Çağ’da (400-1400 arasında) din için genel kanı, Hristiyanlık saçmalığının egemen olduğudur.

Oysa ki gözden kaçan bir ayrıntı var:

MS 400’de Avrupa’nın aşağı yukarı % 0’ı Hristiyan idi. MS 1300’de ise üçte biri hala Hristiyan değil idi.

Bu dönemdeki temel dinlerin paganist / animist olduğunu biliyoruz. Ancak, o dönemde halklar pratikte % 0 okuryazar olduğu için, elimizde yazılı malzeme yok. Yani, nasıl dinler olduğunu pek bilmiyoruz.

Ancak, bir durum açıkça ortada: Orta Çağ demek, bir dinin koyuluğu değil, bir dinden bir dine zorla geçiş süreçleri demek. (1990-2010 arasında bunu konu alan G-7 yapımı filmlerin pıtrak gibi çoğalması da, dolaylı bir gösterge bence.)

Yeni Orta Çağ için ise, ironik bir durum var ortada:

Din siliniyor ve yitiyor. AB’nin son 70 yıllık barışlı toplumlar süreci, bir biçimde ateizmi besliyor ve AB nüfusunun en az üçte biri ateist durumuda ve bu reel sosyalizmin engizitör ateizmi değil, demokrat bir ateizm.

Ancak, bu yeni ateistlerde ne ateizm bilinci, ne de Hristiyan / tek tanrılı - engizitör din karşı-bilinci yok veya henüz oluşmamış durumda. Yani, kendilerini koruyacak kurumsallaşmalara henüz hazır değiller.

400-1400 arasındaki milenyumun 650-1400 arasındaki 750 yılı, papa-şeyhülislam karşıtlığında yaşandı.

Oysa bugün İslam’da şeyhülislam yok. Papa da ancak üçte bir oranda Hristiyan için geçerli hükümler veriyor.

Demek ki din konusunda, inananlar da inanmayanlar da yönsüz durumda bu yeni Orta çağ’da.

Kitle için aşırı yönlendirme baskısı da, yönsüzlük de aynı kargaşaya limitlenebiliyor.

Bu kargaşada dinsel saçmalıklar da rol oynuyor.

Papa hoşgörü mesajları yayınlarken, Papa’nın cemaati Müslüman yakmayı sürdürüyor.

Müslümanlar’ın saçmalıklarını da diyanetin internet sayfasındaki soru ve yanıtlarda izleyebiliyoruz. Midyenin anüsü olduğu için yenemeyeceği gibi fetvalar var orada. Bu arada, diğer bir anüs civarından gelen kokoreç için herhangi bir fetva yok, çünkü kurnaz halkımız o konuda soru sormuyor ki yanıt alsın.

Bu dinsel örüntü sıkıştırılması ve gevşetilmesi süreçlerinde belki bir simetri vardır. Öyleyse bir milenyum daha yandık demektir.

Yoksa, rasgeleliğe limitleniyoruz demektir. Ancak, son 50 yıldır yaşanan dindışı 2. Sanayileşme süreçleri, teknoloji dinleri gibi başka oluşumları da tetikliyor, örneğin Rael-izm gibi ufocu ve insan kloncu bir tarikat, epeyi mürit toplayabiliyor pekala.

Yeni Orta çağ’ın saçmalama ve abuksama silsileleleri, 50-60 yıl gibi bir global tümden eğitim sürecinin ardından geldiği için, insanlara bilinçsizlik sorumsuzluğu sağlayamıyor. Tersine, artık halkların uluslararası ceza mahkemelerinde yargılanabileceği derecede sorumluluk taşıdığı bir aşamaya geldik. (Hammurabi yasalarının onun ölümüyle epeyi bir süre geçersizleşmesi gibi tarihsel durumlar da mevcut tabii ki, yine bunun benzerleri yaşanacak gibi.)

Bu durumda, eksi zekalılık ve eksi bilgililik ile ileri zekalılık ve ileri bilgililik arasında savaş yaşanıyor demektir. Uzun vadede bilimin dine karşı zaferi kesindir ama kısa vadede belli olmaz tabii ki. Tarih ne Galile ve Ömer Hayyam yargılamalarıyla dolu malumumuz.

Sonuç?:

En az 100 yıl daha abuksamaya devam. Entellektüeller ortalıkta görünmeyin: Kim vurduya gidersiniz. Kitle, ‘kurtar bizi baba’ derse, ortalığa çıkarsınız, kahraman olursunuz. Dost ateşinden de özellikle kaçının.

Cuma, Kasım 30, 2012

'Gay' Camisi





“Avrupa'nın ilk 'gay' camisi açıldı!

...

Avrupa'nın ilk ‘gay friendly’, yani eşcinsel ve LGBT (lezbiyen-gay-biseksüel-transseksüel) Müslümanlar’a açık camisi bugün Fransa'da hizmete girdi.”


Dünyanın ilki olmamakta imiş...


Hayırlı olsun, vatana millete Allah’a, ne diyelim...

Da:

Bildiğim kadarıyla, İslam geleneğinde eşcinsel erkekler erkeklerin arkasında saf tutan çocukların arkasında saf bulmak koşuluyla, zaten camide saf tutma hakkına sahipti. Birilerine özel cami açmak, İslam’ın ruhuna biraz uygun kaçmaz gibi. Ayrıca, özel cami açacaksan engelliler için aç, ne bileyim...

Ha:

Hak verilir, kullandırılmaz, ayrı konu. Yasaları yapanlar da o yasalara uymaz, yine ayrı konu. Maksat, dostlar alışverişte görsün...

Keza:

Bu camiye de gelmelerine olanak tanınan kadınların da, zaten camide fiilin ve fikren yeri var. Ramazandan ramazana ama olsun.

Burada küçük bir ayrıntı var:

“Cami, kalıcı bir mekan bulunana kadar başkent Paris'in doğu banliyösünde Budist tapınağı olarak kullanılan bir evde hizmet verecek.”

Di mi? Yap boz, boz yap.

Tek tanrılı dinlerde, işin özünü bırakıp da, biçimine kaptırırsan, böyle hop tirinam sonuçlar otaya çıkabiliyor.

Şimdi ne olacak?

O camiyi arada bir yakarlar yıkarlar, sonra sonra alışırlar. Olacağı bu...

Cuma, Ekim 12, 2012

Müslüman-Asker ve Asker-Müslüman


Bir Müslüman’dan asker olabilir ama bir askerden Müslüman olamaz.

Neden mi?

Çünkü çünkü:

Bir Müslüman, Müslüman olarak doğmasa bile, 9 yaşında gibi Müslüman olmaya asimile edilir. Muharip asker olma asimilasyonu 18-20 yaşında, yani ondan epeyi sonra gerçekleştirilir ve gerçekleştirilebilir, çünkü askerlik zor bir eğtiim gerektirir ve bu bir çocuk işi değildir.

Ayrıca, çünkü:

Cihad, bir Müslüman’ın asker olmasına ideolojik dayanak zaten hazırlar, yani bir Müslüman’ın asker olması içn, Müslüman’sal nedenleri kendiliğinden tanımlanmıştır ama tersi pek değil (Dünya’daki askerlerin beşte dördü Müslüman değildir).

Bir asker, 11 yaşında ortaokulda kuramsal askeri eğitim almaya başlar, yani askerlik eğitimi Müslümanlık eğitiminden önce gelir ve dominant gelir.

Ayrıca, çünkü:

Bir asker, yalnızca emir verildiği için, emri veren biri Müslüman ve günah işliyor olsa bile, Müslümanlık karşıtı eylemlerde bulunabilir, bu askerlik gereğidir (emir demiri keser veya emir İslam’ı keser). Örneğin, bir asker Müslüman bir çocuğu sorguya çekerken kazara veya isteyerek öldürebilir ve günah işlemiş olur (bu milyonlarca kez gerçekleşmiş bir durumdur).

Bilmem, anlatabildim mi?

Dipnot: Bu metnin, generallerin savaşa karıştırılmayacak denli ülkelerinin canına okumakla, Müslüman’larının ülkelerin satmakla meşgul olduğu maruf bir ülke ile uzaktan yakından ilintisi yoktur.

Cuma, Temmuz 20, 2012

Alaturka Müslümanlar




Önbilgi: Fotodaki ‘muffin’li (sıkma popolu) türbanlı hanım kızımız, bu metnin anafikrini çok iyi açımlıyor.


Heyt be yurdum insanları: Yemeleri kanserli acaip, içmeleri kusmalı ve kavgalı acaip, sevişmeleri 5 dakkada Beşiktaş’lı ve öldürmeli acaip. Şimdi de AKP modeli İslam’ları acaip çıkmış:

“1- Türkiye’de kendisini ‘dindar’ olarak tanımlayanların oranı, 2000 yılından bu yana değişmedi. Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığında hayli yüksek olan % 81 oranını koruyor.

2- Ipsos KMG’nin 2012 araştırma sonuçlarına göreyse, Türkiye’de dini inancının hayatına yön verdiğini söyleyenlerin oranı 2007 ile 2011 arasında % 72’den % 66’ya gerilemiş durumda.

3- Ancak BBDO’nun araştırmasında, dindarlığın en önemli göstergesi olan dini pratikleri uygulamada negatif değişim çıkmış. 2003’ten 2007’ye, % 31,6 olan düzenli namaz kılma oranı % 29,3’e; düzenli oruç tutma oranıysa % 65’ten % 50’ye gerilemiş durumda.

4- Ancak kılınan namaz, tutulan oruç gibi somut sayılarda gözlenen bu eğilim, kişilere düşünceleri sorulduğunda, bambaşka bir tablo çiziyor. Katılımcılar, yükselen oranlarda (2003’te % 21,5; 2007’de 24,8) muhafazakâr olduklarını söylüyorlar.”


İşin en güzel yanı, Müslüman demokrat geçinen AKP’nın insanları dinden imandan çıkarmış olması.

İşin en çirkin yanı, halkımızın kendine takiyyeli yalancılığı: İbadetsiz İslam olmaz, dinsiz ve ahlaksız muhafazakarlık da olmaz.

Yine de, ülkemizde fiilen bu kadar düşük muhafazakarlık da yok. Halkımız, hem kendini bilmez, hem neyin ne olduğunu bilmez, hem bilmediğini bilmez, hem de anlatsan dinlemez, durumda.

Mahalle balyozunu, pardon mahalle baskısını yaşayanlar bilir. Türkiye’de had safhadadır. Baksana, gayrımüslim Birand bile duruma aymış:


Peki, ne olacak?

Müslüman Türkiye Müslüman ülkelerin halklarını kesecek, Hristiyanlar’ın ayakçısı olarak.

Adına da, gerine gerine ‘İslam’ denecek: ‘Muffin Islam alla Turca’...

Salı, Şubat 07, 2012

Müslüman Müslüman'ın Kurdudur

Bununla, Sünni-Şii çatışmasını imlemiyoruz.

Bununla, bir Müslüman’ın hakkından ancak bir Müslüman’ın gelebileceğini imlemiyoruz.

Bununla, insanın insanın kurdu olmasını imlemiyoruz.

Bununla, son günlerde ortaya çıkan Müslüman-Müslüman çatışmasını imliyoruz. Bu çatışmalar birden çok alanda sürüyor.

Hizbullah-PKK savaşı vardı. PKK o zaman da Müslüman idi ama bunu belli etmiyordu. Türk marksistlerini kandırıyordu, onlar da kanıyordu, bunu FKÖ de yapmıştır zamanında.

Fethullah altkümeleri arasında, Hoca’nın ölümünden sonrası için, miras savaşı var.

Fethullah- Müslüman’laşan PKK çatışması var.

Zengin-fakir Müslüman çatışması var.

Dünyevi-uhrevi Müslüman çatışması var.

Biz basit ve doğrulanmış bir sav önesürdük: İktidar maneviyatı, dolayısıyla dini, dolayısıyla İslam’ı öldürür. Öldürdü de... Son olanlar, tabut başı kavgaları yalnızca. Hani, cenaze töreninde Humeyni’nin naaşı müritlerince parçalanacaktı, anımsar mısınız?

AKP 10 yılda büyük bir başarıya imza atarak bazı Müslümanlar’ı dinden çıkardı.

Gelelim çatışmanın reel eksenine:

Eliaçık’ın savları AKP’nin ve Erdoğan’ın maddiyatçılığı üzerine:

“Alternatif sermaye oluşturmuyorsunuz, yiyici, sömürücü sermaye sınıfına dahil oluyorsunuz. Kapitalizme abdest aldırıyorsunuz.”

“Irak'ta ölen 1.5 milyon müslümandan haberin var mı? Dünyanın ezan okunan yerlerine bomba yağıdıranlar senin neyin oluyor? Model ortağın mı?”

“Ehli sünnet ve'l cemaat, ehl-i mülkiyet ve'şatafat oldu. ‘İnşaat ya Resulullah’ diye kibir kulleri dikiyorlar. ‘Caprice Gold’ sizin mezarınız.”

Bir de 3.000 dolarlık takım elbise konusu var ama o kayıtlardan çabucak silinmiş.


İlginç bir durum var ortada:

Haber internete yansıdıktan çok değil, 1 saat sonra alıntılar hemen kısaltıldı, değiştirildi, çarpıtıldı, Twitter konusu / kaynağı örtbas edildi.

Bu saptamalar yeni değil ama bu denli açık ve doğrudan hiç çekinmeden konuşan ilk kişi Eliaçık. Dindar gençler yetiştirme zorlamasının da zulüm olduğunu söyleyebildi.

Sorun ülkenin bölünmesi değil. Ölmüş eşek kurttan korkmaz: 50 küsur yıldır hep bölünüyoruz, darbeleniyoruz, liboşlaştırılıyoruz:

Kitle satılık, hiç olmazsa karşılığını aldı. İktidar seçkinleri bedavaya satıldı, duruma ayınca da veryansına geçtiler.

Sorun şu ki AKP’nin dahil edildiği BOP-GOP projesi duvara çarptı. AB zaten palavraydı. AKP’nin takkesi düştü, kel göründü. Sonuçta, 3. Köprü’ye sıfır talep geldi, hani o inşaatperver müteahhitlerden.

Bu ülkenin cuma namazına gideni % 30 idi. Onun da % 70’i köyde idi. Şimdilerde palazlanan zenginkondulular, gösteriş olsun diye cuma namazına gidiyor. Hep birlikte namaz kalmadı, geç gelen de, erken giden de çok. Herkes para peşinde, cuma da yoğun haftasonu işgünü zaten.

Evet, şimdi ne olacak?

Gerçek entellektüelleri, soru soranları veya arı kovanına çomak sokanları kimse sevmez, hatta nefret eder. Gonca Hanım’a ne yaptıkları ortada.

Ancak, bu kez imam pilav yiyemeyecek: Pirinç ithal ve stoklar sıfır durumda çünkü.

Evet baylar ve bayanlar, ‘dinsel iç savaş’a hoşgeldiniz. Ben değil, herkes bunu söylüyor.

Favorim, kaybedenler klübü üyeleri…

Anlayan anlasın.