kültüroloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kültüroloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Ocak 07, 2015

NBA ve Holywood

Çocukluğumuzda bir Türk basketbol oyuncusunun NBA’de (ABD basketbol ligi) oynamasını hayal ötesi bulurduk. Şu sıralar, orada oynamış ve oynuyor olan Türk oyuncu sayısı 10’u geçti çoktan.
Bir zamanlar bir Türk sinema oyuncusunun Holywood’da (ABD film ligi) oynamasını hayal ötesi bulurduk. Şu sıralar, birkaç Türk oyuncu Holywood filmlerinde rol almış durumda. Epeyi çok seyredilen filmin Türkiye’de çekilmiş planları var. En son da, Russel Crowe Yılmaz Erdoğan’ı ve Cem Yılmaz’ı arkasına alarak benzeri bir film yaptı.
Bayram değil, seyran değil, Yankiler bizi niye öptü?
Çünkü:
ABD, kurulduğundan beridir, herşeyini ithal eder. Özgün bilimi, düşünü, sanatı yoktur. Tek özgün Yanki sanat dalı sayılan cazı da,  Afrika’dan ithal edilen siyahlar başlatmıştır. Holywood’u da Avrupa’dan ithal edlen yönetmenler başlattı.

İşte büyük Amerika, işte küçük Amerika, işte onların orta boy kültürel orjisi...

Cuma, Aralık 19, 2014

Türk Evi Şeysi




Cumhuriyet döneminin bir numaralı sanat tarihçisi sayılan adam bile, Türk evi sayılan şeyin, hepi topu bir çadır düzeninde olduğunu ballandıra ballandıra anlatır nedense.
Amcamızın gördüklerini bırakalım, görmediklerine bakalım bir: Saptamalar:
Türk evi lüks olabilir ama konforlu olmaz.
Türk evi, bırak ergonomik olabilmeyi, anti-ergonomik olmak için elinden geleni yapar.
Çadırda yalnızca Türkler yaşamadı, tüm Orta Asya halkları yaşadı ve yaşıyor. Bugün Moğolistan ve Çin’de çadırda yaşayan binlerce insan var hala. Ancak, onların çadırlarında ısı yalıtımı var, böylelikle de eksi 50 derecede donmuyorlar. Betonarme Türk evlerinde ise, rüzgar hepi topu birkaç yıllık pimapenlerin içinden, evin bir ucundan girer, öbür ucuna doğru püfür püfür eser.
Yandaki çadırdakinin idrar sesini duymazsınız ama Türk apartmanlarında 5 kat yukarıdakinin idrar sesi, gecenin karanlığında çınlar durur. Ayrıca, bu sayede komşularının cinsellik alışkanlıklarını ezbere bilirler.

Şerh: Türkler ev yapmayı öğrenemedi ama yemek yapmayı çok çok iyi öğrendi. Bu da tuhaf bir ikilem doğrusu. Gerçi, midesi dolu olarak poposu açıkta donmak, tam da bir Türk’e yakışır.

Çarşamba, Aralık 17, 2014

İstanbul Usülü Absürd Banaliteler




Bir: (Yeni) Macar / (eski) Borusan Kültür Merkezi’nin vitrinindeki, içi boş halka biçiminde, 4 metre çapındaki pinpon masasının 2 dış yanında pinpon oynayan güvenlik görevlileri. Saçma mesai saatını saçma bir boş zaman aktivitesiyle doldurmak ve artı insanımız için ayıp bir şey sayılan seyredilmeyi ve yaptıkları şey nedeniyle gammazlanmayı göze almak ya da bunun bilincine bile varamamak.

İki: Düzgün çaldığında para toplayamayan ama Piazzolla’vari bir absürdlükte sesler çıkardığında para toplayabilen, akerdeon çalgıcısı, Balkanlı çocuk: İnsanların gürültüye daha çok dikkat etmesi ve saçmalığa daha çok acıması. Artı, Beyoğlu’nda dozu kaçıran sokak müzisyeni sayısı ve insanların onlara karşı artık duyarsızlaşması.

Üç: Greenpeace’çilerin bu sıralar kendi finansal destekçilerine toslayıp, onları yeniden üye yapmak istemesi durumu: Sivil toplumcuların sayısının çok az olması ve onların da İstiklal Caddesi’ne muhakkak gelmesi durumu. Yine de taleple karşılaşanların, gönüllü veya paralı üye yapıcıların orayı üs tuttuklarını bilecek kadar sık (yılda bir) oraya gelmemesi. Bir tür, körlerle sağırlar birbirini ağırlar, durumu: Sivil toplumcular ve paracı gönüllüler arası ilişki.


Toplam: İstiklal Caddesi manzarası olarak, hepi topu 15 dakika içinde izlenen bu fragmanlar, toplumsal absürdleşme dozunun zıvanadan çıkmışlığını imliyor: Ne kantar var, ne topuz var artık.

Perşembe, Nisan 05, 2012

Elit Sanat Nasıl Banal Olabilir?

Sanat elit sayılır, gündelik yaşam banal.

Ancak, elit sanat ürünleri de banal olabilir.

Özellikle güzele çok yüklendikleri zaman.

Neden?

Banal gündelik yaşamın ürünlerinden olan mankenlerin gösterdiği üzere, güzellik çok ender raslanan bir şeydir. Gerisi ‘photoshop’tur. O da yalan söylemek, dezenformasyon ve banaldir.

Dezenformasyon neden banaldir?

Çünkü Bilgi Çağı’ndayız.

Çünkü aynı zamanda tarihin bir çöküş ve geçiş dönemindeyiz. Bu dönemde genlde en çok yalan söyleyenler kazanır ve güzel, bir yalandır: Holywood ve Yeşilçam yalanı.

Çünkü güzel süperegosaldır, faşizm de öyle, onu uygulayan Prusyalı subaylar da öyle, onlar da güzele çok düşkündü, örneğin Wagner’in güzel müziği gibi.

Yalan söylenmediğini varsayalım:

Güzel tek başına, çıplak olarak var da, güzel ne işe yarar?

Hislendirmeye.

His yerine, düşünce gereken Bilgi Çağı’ndayız.

En kitlesel ve bayağı ürünler verilen sinemada bile, düşünce filmi ble yapılabilirken; modern dansı da, klasik baleden sonra, güzel hissine hasretmek bayağıdır, aşağılıktır, yalandır.

Banal Nedir?

Türkçe’de günlük kullanımda, ‘bayağı ve adi’ demektir.

İngilizce’de şunlar demekmiş:

“devoid of freshness or originality; hackneyed; trite.”

http://bonniedean.ca/2011/10/banalogy/

“Tazelikten veya özgünlükten kaçınma; basmakalıp, klişe, bayat.”

Redhose İngilizce-Türkçe sözlük.

“sıradan, .ayağı, basmakalıp.

http://translate.google.com/

Bunların hepsinin aynı şey sayılması, yani olumsuzlanması ama gündelik yaşamımızdaki aşağı yukarı tüm şeylerin banal olması çok ilginç.

Hazır giyimin en pahalı formlarının tamamına yakını banaldir, en sıradan formlarının da.

Sanırım konu, taze (yeni ve farklı) ve özgün olana geliyor. İnsanların banal olmak için bunlardan kaçınması gerekmiyor; kaçınmasalar da yine banal olmaya varıyorlar; çünkü banal olmayan, yani özgün çok ender. Ayrıca toplum, öyle habire yeni yapılan şeylerden hiç hoşlanmaz, belli bir ataleti vardır.

Yani sorun, aşağılık olmakta değil, aşağılık olarak kalmakta.

Bu, bize neden kültür ve tarihin neden ‘olduğu gibi olduğu’nu da açıklar: Bir kez büyük sayılar kuramına bağlandınız mı, o hep işler. Büyük sayılar kozmos için geçerlidir, kaos için değil. Kaosta, % 10’dan fazla belirsizlik gerekir.

Burada önemli bir nokta daha var:

Değişim, belirsizlik de demek olduğu için ondan çokça kaçınılır: İnsanlar, dibinde canavar oldukları bir kuyuya, ne olduğunu bilmedikleri bir kuyudan daha rahat inerlermiş.

Bu, bize evrimden kalan ve tuhaf bir biçimde metamorfoz geçirmiş tuhaf bir nitelik.

Ben bunu genel olarak, toplu bilisizliğe yerleşen, son 3 milyon yıllık anayurt Afrika’yı kezlerce terklerin tamamına yakınının başarısız olmasına ve başarılı olan tekinin de fazla başarılı olup, insanın orman, dağ, kutup gibi acaip bölgelerde yaşamasına izin verip, onun ve kültürünün daha da acaipleşmesini sağlamasına bağlıyorum.

Sonuçta, onlardan sonra, sonul olarak varılan kent yaşamı ise daha acaip, çünkü toplumsallık orada bir kölelik durumunda. İnsanlarsa, hala 10 metrelik bir güvenlik çemberi gereksiniyor ama kent yaşamı buna izin vermiyor. İnsanlar bugünün büyükkentlerinde kendilerini tehdit altında hissediyorlar ve dost-aile imajı / menzili ile örtüşüyor.

Diğer bir deyişle, insanın tüm kültürel evrim aşamaları hep banalliklerle dolu. Bunun bir tek çıkarımı var: Büyük sayılar kuramının işlemesi için gereken süre hala dolmadı. Yani, insanlar banaldan yana daha çok yalpa vuruyorlar ama eğitim süresinin artması, vd nedenleriyle bu durum, 5.000 yıl sonra filan kalıcı olarak nitelikli kültürden yana değişmiş olacak.

Sonuçta, resim tarihine bakmak yeterli: Taş Devri’nin resim dahilerinin resimlerini, bugün ilkokul çocukları yapabiliyor, hem de yine istatiksel yineleme kümeleri içinde.

Tabii ki bu gerçek, banali katlanılır kılmıyor.