seks etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
seks etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Mart 06, 2015

Kadınlar da Porno Sever



Bir araştırma yapmışlar:
“Dünya üzerinde her 100 kadından 23’ü porno izliyor. Bu oranın kadınlarda en yüksek olduğu yaş ortalaması ise 18-24. En düşük ortalama ise yüzde 17 ile 45-54 yaş aralığı kadınlara ait.”
Ortalama 10-20 dakika kalıyorlarmış bir sitede. Bu da ön sevişme veya tahrik olma süresi demek.
Beni şaşırtan şey, gençlerin daha çok porno izlemesi. Tahrik olabilmek için, pornoya gereksinim duyacaklar, daha çok yaşlılar oysa ki. Demek ki moruklar hayal güçlerini tercih ediyorlar.
Teknolojik alet kullanımına gelince:
“18-24 yaş aralığı cep telefonunu tercih ediyor. 25-34 ve 35-44 yaş aralığı da, cep telefonu ağırlıklı olarak porno izliyor. 45 yaş sonrası ise, en çok masaüstü bilgisayarı tercih ediyor. Tabletler bu konuda pek rağbet görmese de, yine de en çok tablet üzerinden porno izleyen kullanıcılar 45-64 yaş aralığından çıkıyor.”
Bunun bir anlamı olabilir mi?
Gençler evden dışarıda seks veya masturbasyon yapıyor, gibi bir sonuç çıkabilir. Moruklar ise, bunu evde yapıyor, gibi.
Peki, bunun ağırkanlılık veya teknolojik eski kafalılıkla bir ilintisi olabilir mi acaba?
Bir de tablet bilgisayarın, teknoloji işlevi açsıından, arada kaldığı gibi bir sonuç da çıkabilir: Hafif isteyenler için cep telefonu, ağır isteyenler için kişisel bilgisayar mevcut.
Bir de eskiden öyleydi ama yeni kuşak ön-sevişmek için değil de, masturbasyon için porno izliyor gibi.
Herşeyin yalnızca 10 yılda olup bitmesi de ilginç.
İnternet ve arama motorları icat olunalı beridir, en çok aranan konu hala seks.
Demek ki hala cinsel devrimlere gereksinimlerimiz var.
Hala ailevi seks, konuyu doyurmuyor.
Hala tensel özgür seks, konuyu doyurmuyor.
İnsanlar hala partner bulmakta zorlanıyorlar.
Bencesi tuhaf...

Çünkü, konuda bundan ötesi Sodom-Gomor, hatta şu an için bile böyle...

Cuma, Aralık 26, 2014

Pornocu Tasarımı Ben



Bu metin, şu metne bir karşılık olarak yazıldı:
“Peki insan niye porno yıldızı olmak ister? Başkalarının düşüncelerini bilemem ama ben kendi üzerimden fikir üretirsem... Fiziğime güveniyorsam, zaten özgürlükçü bir yapıya sahibim ve bu yüzden de ahlakçılığım zerre kadar yok ve seksi de yapım ne kadar zevk alıyorsa, o kadar seviyorum; yalnız porno işini uygulama yapmadan bedenim kaldırabilir mi bilmiyorum, ve zevk alarak yaptığım bir işten para da kazanıyorsam, bir süreliğine neden meslek edinmeyeyim bu işi. Utanmak bir yana, estetik bir bedeni sergileyip, birilerinin de bundan haz almasından gurur bile duyarım. Ahlak demeyin; ahlaklı olmanın bedenle, cinsellikle alakalı olduğu söz konusu bile olamaz benim için.”
Öyle şakkadanak yıldız olunmuyor bu işte. Bunun da figüranlığı var. Şöyle bir rol vardı örneğin:
Kadının biri dövmeci dükkanına gider. Dövme yapmanın acısı dinsin diye, onu şeyttirirler. Orada bir dövmeci rolü vardı örneğin.
Arkadaş fiziğine güveniyormuş. Ben pek güvenmem. Benim tipim, daha çok, lise öğretmeniyken bu işe giren hispanik abimiz gibi:  Göbek gırla yani. Zaten o abimiz de, önce 200, sonra 350 kiloluk biri ile takılıyordu, ekstremofili durumu yani.
Arkadaş, performansına güveniyor mu bilemem ama yani ööle Rokko gibi 6 saat maazallah. Deniz anası kıvamında 6 saat olabilir tabii.
Gelelim ciddiyete:
Porno film çevirmenin özgür düşünceyle pek bir ilgisi yoktur.
Viagra sağolsun, sonraki yan etkileri hesaba katmazsan, kalp hastası olmayan biri, bunu kaldırabilir sağlık olarak.
Zevk alarak yaptığım bir işten para kazanmak, çok ilkokul deyimi gibi olmuş.
Estetik bir beden konusu, tartışmalı ve bir zevk meselesi. Sonuçta, o 350 kiloya da, cücelere de meraklı birileri var.
Konunun, Dr. House tarafından tartışılması daha ironikti: Karıkoca erkek ve kadın, gündüz porno çevirip, akşam romantik romantik şeyttiriyorlardı. O da kıskanmayı tartışıyordu.
Bir porno film çevirmenin beni ilgilendiren yönleri şunlar:
Belgesel türden (yani her iki tarafın da gerçekten orgazm olduğu türden) bir pornoda oyuncu olarak oynasam, beni tanıyanlar ne tepki gösterirdi? Tanıdığım, arkadaşım veya sevgilim olmuş hanımlardan biri, bu filmde partnerim olmayı kabullenir miydi veya ben bunu kabullenir miydim? Benim duygusal yaşamım (cinsel  yaşamım değil) bu filmden sonra nasıl etkilenirdi? Film çevirirken ölüp gider miydim?

Sonsöz: İnsan, ya meraktan, ya taraktan...

Perşembe, Aralık 25, 2014

Aşırı Tamamlanmış Bir Proje Olarak Erkek



Bu metin şu metne karşı bir aşırı-yorum olarak yazıldı:
“Kadınlar, erkekleri seçerken ya da aşık olurken, bir anlamda da onları değiştirip değiştiremeyeceklerine dair gizli bir bahis içindedirler. Belki de erkekler için de bu geçerlidir, bilemiyorum.”
Geçerli değil bu saptama. Başka türden bir kurgu var ortada:
Bir: Erkekler; kefaret, şövalyelik, vd olarak, kahramanlık yapmayı pek severler. Burada proje olarak kadınlara yer yoktur, Kadınlara madonna veya oropspu olarak bir tasarımda yer vardır ki bu teknik bir hatadır ve / ama yine de bir iktidar tasarımıdır.
İki: Bir erkek olarak bakınca, kılıbık bir erkek olarak bakınca, ‘Büyük Umutlar’ı okumuş ve oradaki kurmaca nedeniyle güçlü olup kadınlara boyun eğmiş bir şövalye erkek olarak belirtirsem, kadın-erkek arasında gereksiz bir iktidar savaşı var. (Hiç işlevi oldu mu, emin değilim.) erkeklerin hödük kaybetmişliği, kadınları madonna yerine koyunca, onlara karşı ktidar kurabileceklerini sanmalarında. Kadınların hödüklüğü, dolaylı psikolojik şiddet / iktidar uygulamanın hep yenecek bir kıtır olduğunu sanmalarında.
“ ... erkeği, "tamamlanmamış ancak kendi tarafından tamamlanacak bir proje" olarak görmekten bahsediyorum.”
Burada hata, kadınların ebedi anne rolünü üstlenmelerinde. Bir: Çocuk, annenin iktidarı altında değil, örneğin artık çocukerkillik var, TC’de bile var. İki: Annelikle, tüm erkekler yönetilemiyor. Üç:  Yönetilenler de, er veya geç sıkılıp, orospulara kaçışor, yani anne = madonna ggibi oluyor erkekler için.
“İşte aşk denilen şey, sevginin bir alanı olduğu gibi projelerin de çatıştığı bir alan. Ama aşkın kendi cazibesi, projelerin çatışmasını aşkın bir parçası olarak sayılması sonucunu getiriyor.
Ve bu aşk alanını orasından burasından çekiştiren diğer parapetreler de var. Katlanabilirlik katsayısı, kişilerin birbirinden istediklerine karşı esneme kapasiteleri, direnç kapasitesi, aşkın çekim gücü ve bu ilişkiye duyulan ihtiyacın gücü, değişmesi istenen özelliğin karşı taraf için ne derece önemli olduğu gibi...
İşte tüm bu parametreleri taşıyan alana biz ilişki diyoruz. “
Hayır aşk bu değil. Gerçekte bir oksitosin projesi. Kültürel tasarımı ise,  iktidar üzerinden işlediği için, aşk hiçbir zaman aşk olamadı, olamıyor, olamıyacak. İktidarsız aşka da, ‘beyindaşlık’ deniyor, ‘aşk’ değil, örneğin Curie’lerdeki gibi.
“Belki de birbirimizin projesi olmasa idik, birbirbirimize zarar da vermemiş olacaktık. Ve en baştan görünür olan şeye doğru da bir zorlamaya girişmemiş olacaktık.”
Meali: Toplumsallığın bu denli kölesi olmasaydık, aşk teranesi altında, bu kadar herzeyi yemezdik. Yemeyenler var zaten.

Evet, aşk sayılan bu herzeyi yemeyin artık gençler...