sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Eylül 29, 2013

Starlar ve Filmler



Klasik anlayış, filmleri starların seyrettirdiği yönündedir ama bir bakalım öyle midir:

Eylül 2013 itibarıyla en çok para kazanan 10 star, film sayıları ve ciroları (milyon dolar):

Tom Hanks                            40            4.003

Harrison Ford                       34            3.557

Eddie Murphy                      36            3.344

Tom Cruise                            34            2.997

Johnny Depp                        38            2.612

Robert Downey Jr.               35            2.611

Bruce Willis                          43            2.566

Matt Damon                          32            2.553

Nicholas Cage                      52            2.474

Robin Williams                     34            2.473


En çok para kazanan filmler ve ciroları:

Rank      Title       Worldwide gross                 Year

1              Avatar    $2,782,275,172  
2009
2              Titanic    $2,186,772,302  
1997
3              The Avengers      $1,511,757,910  
2012
4              Harry Potter, Deathly Hallows – 2     $1,341,511,219  
2011
5              Iron Man 3 film currently playing      $1,214,713,994 
2013
6              Transformers: Dark of the Moon       $1,123,746,996  
2011
7              The Lord of the Rings: The Return of the King              $1,119,929,521   2003
8              Skyfall    $1,108,561,013  
2012
9              The Dark Knight Rises        $1,084,439,099  
2012
10            Pirates of the Caribbean: Dead Man's Chest   $1,066,179,725   2006

Görüldüğü gibi tek bir film, en iyi starın 15-50 filminin cirosunu kazanabiliyor.

İronik olan, bunun Holywood gibi bir yerde, yönetmen sineması demek olması. Oysa ki Holywood ‘eşşeği bağlasan, yönetmen olur’ anlayışındadır genelde.

Starların ve ciroların Oskar ile çok yakın ilintisi olmayabilir gibi görünüyor.

Film cirosu, aksiyon janrı ile yakın ilintili ama star cirosu tam öyle değil gibi.

Robert de Niro gibi biri, bu listede yok.

1 star 30 yıl star olsa, yılda 1 film çevirse, 30 film eder ki starların epeyi bunu aşmış durumda.Yani iş seri üretime (sürümden kazanmaya) geçmiş durumda çoktan.

En önemlisi: Listede kadın star yok. Dikkat edilirse, en çok ciro yapan filmlerin asıl starları da erkek.

Sonuç

Demek ki Holywood’da bir şeyler epeyi değişmiş çoktan.


Pazar, Temmuz 28, 2013

Reel Porno


Pornoları aşırı yapmacık ve yapay bulurum.

Bugüne dek hiç doğrudan çekimli bir porno film yapılmamıştı.

Sonunda porno sektörü, ‘Google Glass’ı da keşfetmiş:

“ABD porno sektörü, Google’ın ‘hayatımızı değiştirecek’ gözlükleri Glass ile ilk porno film çekimini yaptı. Google, gelişmeden hiç memnun değil.”


Meselası Google, kendi ürünleri ile porno çekilmesini yasaklar ve onu tessettüre sokarmış.

Ya da İslam ülkeleri için böyle bir uygulama geliştirirmiş.

Bu işin şaka yönü. Dönelim ciddiyete:

Youtube’da gerçek sevişme olarak lanse edilenlerin hiçbiri gerçek sevişme değil. Gerçek bir sevişme, çekici olur muydu acaba? Sonuçta, işin peşrevi epeyi uzun sürmekte. Asıl bölüm ise, genelde pek görülebilir ve/ya gösterilebilir gibi değil. O nedenle, pornolarda kamera açıları, tekrar tekrar çekimler var. Bu da işin reelliğini öldürüyor.

O nedenle:

Acabası, hiç reel porno film yapılabilir mi?


Perşembe, Kasım 15, 2012

Detektif Dee




Künye: Tsui Hark: Yönetmen, 120 dakika, 2010.


Gözünü sevdiğimin Tsui Hark’ı...

Gözünü sevdiğimin Çince’si...

(Bazan kanımda Çinlilik olduğundan cidden kuşkuya düşüyorum.)

Konu:

Bir detektif bir seri cinayeti çözer.

Tarih M.S. 689.

Dünyanın ilk kadın hükümdarı / imparatoru Çin’de.

Bir adet proto-Marco Polo (İtalyanca konuşan biri) Çin’de.

Bir adet Rodos Feneri benzeri Buda heykeli.

(Dakika 3, gol 3.)

İlk detektif.

İlk albino (Çin filmlerinde).

(Dakika 9, gol 5.)

Bir hayvan kahinin konuştuğu şamanizm.

(Dakika 17, gol 6.)

Tarih kayıtlarını doğruyu söyleyen detektife yaktırtmak.

Onu yapay kör yapmak.

Canlı bombanın arkaik yorumu: Suikstçılar başarısız olunca, canlı canlı doğrudan ateşe atlarlar.

(Dakika 22, gol 9.)

Alkış, alkış, alkış...

(İzlerken cidden soluğum kesildi.)

Dışarıda, içeride olacağınızdan daha fazla hapiste olacağınızı biliyor olmanız gerek.

(Dakika 24, gol 10: Şandelden, karşı yarı sahadan.)

Detektif, kendini korumakla ve hizmetle yükümlü kadın muhafız, detektifi öldürmek isterken onu tutar ve elindeki usturayı ona verip, gırtlağını traş için ona açar.

(Dakika 30, gol 11. Bu benim özel spesiyalitem oldu, ne de olsa erkek yorumu.)

Bir detektifi tarih kayıtlarının her gün yakıldığı yerde çalıştırırsanız, o körlüğü aşmanın yolunu bulur ve kayıtları belleğine kaydeder.

(Dakika 39, gol 12. Bu akıl yürütme, gündelik yaşamın kültürolojisi çalışmanın, bazı tarihsel kayıtlar yok edilse bile, onları kayıtlı bırakmanın en az bir yolunu bulduğunu imler.)

Bir Doğulu’nun, bir has Doğulu’nun Batılı altkültür parodisi: Korsanlar filan ama Batı tarzı korsanlar parodisi, yoksa Malaya Boğazı’ndakiler Kaptan Drake dedelerinde vitamin iken var idi...

(Dakika 50, gol 13. Doğulu ‘sence of humor’ beni çok güldürdü. Ayrıca, ahan da oryentalizm panzehiri bu arada.)

Final: Buda heykelinin yüz kısmının bir mask olarak patlayıp dağılması: Sıkıyorsa, bunu Hz. Muhammed’e adapte edin.

Bir final daha: İyi bir savaşçı ne zaman ayrılacağını da bilmelidir.

(Dakika 157, artık gol yok.)

İşte tüm bunlar Hark farkıdır. Onu biricik yapanlardır. Bizi yıllarca filmsiz bırakması için kendisine sitayiş etsek de, 10 yılda 1 film olsun, bu olsun.

Dipnot: Filmin 1 saatı zirve, 1 saatı vasattı. İkinci yarı klişelerle doluydu.

Cumartesi, Kasım 10, 2012

Bilgisayar Oyunu, Çizgiroman, Çizgifilm, Film İlintileri


Çizgiroman, çizgifilm ve film, yaklaşık eşzamanlı olarak 20. Yüzyıl’da başladı. Bilgisayaroyunları ise, ncak 1980’lerde yaygınlaşan popüler kültür ürünleri oldular.

Bunların ikili olarak birbirine dönüştürülmeleri popüler kültür incelemesi olarak çok geniş bir alan kaplar. Öyle ki hepsini listelemek neredeyse imkansızdır. O nedenle, en çok tüketilenleri örnekleyeceğiz:

Çizgiroman-Film:

Dick Tracy
Raod to Perdetion
History of Violence
Superman x 5
Batman x 4
Blade x 3
Dradevil
Fantastik Dörtlü x 2
Örümcek Adam x 3
X-Men x 3
Gümüş Kayakçı
Spawn
Vendetta İçin V
Sin City
Hellboy
Conan
Red Sonya
Asterix
Ejder-Kaplan Kapısı
Persepolis

Oyun-çizgifilm:

Tekken
Final Fantasy

Çizgiroman-Çizgifilm

Red Kit
Asterix

Yüzlerce filmin oyunu yapıldı.

Dünya oyun pazarı 2006 için 36 milyar dolar olarak tahmin edilmiş.


Dünya film pazarı 2004’te 83,4 milyar dolarmış.


Perşembe, Kasım 08, 2012

KISA FİLM OLARAK KLİP, REKLAM, JENERİK, OYUN DEMOSU ve ÖTESİ



GİRİŞ


·         Deyiler, episodik olacak.
·         Söylem, ilklik nedeniyle deneysel belirsizlikte kalacak.
·         Akışkanlık / devimsellik, çelişkili önermeler sonuçsayabilecek.
·         ‘Oyun demosu’ parçasının sonradan eklenebilmesi gibi, açık uçlu bir metin istifi olacak, metin bittiğinde ‘trük’ ekine hala açıklık gibi…

·          

 

KISA FİLM


Koyutlar


·         Kısa filmin kısalığı görelidir, uzun filmin uzunluğu gibi… Uzun, 50 yılda 80’den 120 dakikaya uzadı. Kısa, kısalabilir de, uzayabilir de ki bu onu diğerinden ayırır.
·         Okullarda olsun, pratikte olsun, yönetmenlerin, ilk uzunlarından önce, kısa çekmeleri, kısayı kendiliğinden bir tür hazırlık, deney, laboratuar, stüdyo, atölye kılıyor. Biri, ‘tersi olmalıdır, yani kısa uzundan sonra çekilmelidir’ dediğinde şaşırdım ve sonradan ona hak verdim. Kısa öykü yazmak da, uzun öykü veya roman yazmaktan daha zordur ve daha çok ustalık gerektirir.

 

Açılımlar


·       Genelde belgeseller kısa, kısalar belgesel oluyor ama Flaherty’nin başyapıtı ‘Kuzeyli Nanook’un en azından girişinin kurmaca bir yapıt  olduğu unutuluyor.
·       Kısa film, henüz klipler yaygınlaşmadan önceki dönemde, öyle olduğunu ayırsamaksızın, anlatı açısından klibimsilikler içeriyordu. Örnekse, 1977 tarihli Aleksandar İlic’in başyapıtı ‘Balyoz’ bile, biraz kısaltılıp fonuna ‘hard-rock’ bir parça konulursa, klip niyetine seyredilebilir.
·       Kısa için sesli, renkli, animasyon, kukla, vd sınırlaması yoktur.

 

·          

 

KLİP


Koyutlar


·       Süresi, şarkılar nedeniyle 5 dakikayı pek geçmez.
·       Siyah-beyaz veya renkli sınırlaması yoktur.
·       Çizgifilm veya bilgisayar animasyonu olabilir.
·       Sessiz müzikler olabileceği gibi, sessiz klipler de olabilir.
·       Kare-birim zaman alt sınırı, insanların algı eşikleri nedeniyle, 1/100 saniyedir, ileride 1/1.000 de olabilir.
·       İleride holografik klipler de olacak.
·       Kliplerde zaman; doğrusal, tersinmez, sürekli olmak zorunda değildir.

Açılımlar


·       ‘Klip’ dendiğinde; müzik videosu (Kral TV klipleri), jenerik (‘James Bond’ filmleri), ara jenerik (Asit Evi), art jenerik (Jackie Chan filmleri), reklam filmi (Alternatif Bank 2000, TC), film tanıtım fragmanı (Blackjack), episodik planlar + film müziği (Romeo Ölmeli) ve/ya manga animesi şarkılarının planları (Ghost in the Shell)  gibi türlerin ve alttürlerin hepsini anlıyoruz. Burada kullanılan adın ‘klip’ olması zorunlu değildir.
·       Klipler, müziksel açıdan da ayrı kategorilendirilebilir: ‘New Age’ klibi ile pop klibi bambaşka şeylerdir. Melez klipler de (hem film müziği klibi olması, hem de müziğinin melez olması nedeniyle Godzilla) olabilir.
·       Klibin temel özelliği, zamanı optimum kullanımı ve bu kısacık sürede anlatı klişelerini bozup yenilerini kurabilmesidir.
·       Episodik anlatıda, bütünün içindeki parçalar demonte edilince, bağımsız anlatı birimleri olabilirler ve sıralamadan muaftırlar. Filmlerde klipleşen planlar bu niteliklidir.
·       Bazı kliplerde ve reklamlarda (Alternatif Bank, 2000, TC) zaman, ‘1-2-3-4-5-6-7-8-9’ yerine, ‘1-2-2-3-3,5-4-6-5-7’ gibi, durgu, yavaş çekim ve geri çekim parçacıkları içeriyor. Müzikte zaman akışı, türk aksağı, velvele ve mehter ritm-temposu gibi aykırı örnekler içeriyordu. Sinemada bu yeni deneniyor veya yaygınlaşıyor.
·       Öncekinin açılımı: Hız algısı ters artetkileri de var. Zaman akışı bozumu, zamanın verildiği gibi, değil, kişiden kişiye de değişebilen, bozunmuş algılara yol açıyor. ‘2-2-3’, ‘durgu’ olarak değil, ‘devinim devamı’ olarak algılanıyor ama çok kısa bir süre için.. Bu da ‘sıkışan titreşim’ izlenimi yaratıyor.
·       Klip, bir müzik parçasının satışını çok etkiler.
·       Klip yapımı, uzun-kurmaca film denli pahalıdır. O nedenle on parçalık bir albüme yalnızca bir veya iki klip çekilir.

·          

 

REKLAM


Koyutlar


·       Reklam filmi, mal satmak için yapılır.
·       Reklamın verim oranı % 50’yi geçmez, diğer bir deyişle genelde maliyetini karşılamaz ama totolojik bir biçimde başkaları da reklam yaptığı için yapılır.
·       Sanat filmi yönetmenleri, reklam filmi de çekiyorlar. Reklam filmlerinin sanatlaşması biraz da bu yüzden. Olayın ahlaki yönü (reklam parasıyla reklamı eleştiren sanat filmi çekmek gibi) tartışma dışı bırakıldı.

Açılımlar


·         Reklam, şimdilik en kısa süreli filmdir (20 saniye) ama daha kısaları da yapılacak, yani 1 saniye ve 1.000 plan gibi... Bu nedenle, insan algısını uyuşturuculardan sonra, en çok hızlandıran olumsuz zihinsel / kültürel öğe reklam filmidir.
·         ‘Silkcut’ gibi ender raslanan reklam filmleri, reklamdan önce ve daha çok sinemadır. Tersine; ‘Baraka’ gibi filmler, sinemadan önce ‘reklam’ veya ‘ideolojik propaganda’ veya ‘halkla ilişkiler’dir.
·         Reklam, en tehlikeli, yani informatik / kognitif açıdan en zehirli / faşist alanların bile sterilize edilebileceğini gösterdi.  Başka bir deyişle, 10.000 reklam seyri bağışıklık yaratıyor (herkeste değil tabii ki).

·          

 

JENERİK


Koyutlar


·       Jenerik, filmin başında ve/ya sonunda konulur. Woody Allen’ın ‘Manhattan’ı (birden çok /  deneysel jenerikli) ve Paul Mc Guigin’in ‘Asit Evi’si (ara jenerikli) gibi örnekler azdır.
·       Ön jenerik, seyircinin filme ısınmasını sağlar.
·       Art jenerikteki yazılar, seyirciyi genelde sıkar ve sanatsal olmasına ön jenerikten daha az çabalanır..

Açılımlar


·       Jenerik, filmden apayrı nitelikli olabilir, Jean-Paul Belmondo’lu ‘Hayvan’ınki veya ‘Fight Club’ınki gibi…
·       Trier’ın dogmasının yönetmen adsızlığı, ‘jenerik varlığı ya da yokluğu’ sorusuna yanıt vermiş sayılmaz. Bu sorunun soruluş biçiminin, konunun içerik (yani, ‘jenerik nedir’, ‘neyin jeneriği’ ve/ya ‘jenerikte ne’) olarak değil, yalnızca biçim sorunu olarak ele alındığını göstermesi ilginç.

·          

DEMO


Koyutlar

·         ‘Demo’ dendiğinde, bilgisayar oyunlarının tanıtımı için hazırlanmış, film fragmanlarına benzeyen, oynanmaksızın yalnızca seyredilen ürünleri anlıyorum.
·         Demo; reklam niteliği de taşır, (burada ayrıca incelenmeyen) fragman niteliği de taşır, kısa film niteliği de taşır.

Açılımlar

·         Bizi ilgilendiren ‘kısa film’ niteliğidir. Neden, konuyla ilgisiz gözüken bir parçayı kısa film sayıyoruz? Demonun başı ve sonu vardır. Öyküsü vardır. Seyirciyi / oyuncuyu çekmek için, fragmanlarda olduğu gibi davranılarak, en çarpıcı yönleri öne çıkarılmış öyküselliği vardır. Bir demoyu seyredip bitirdiğinizde, bir kısa öyküyü okuduğunuzdan daha çok bilgisel malzeme edinmiş olursunuz (bunun nedeni görsellik değildir, yüksek anlatı hızı ve yoğun öyküdür).
·         Oyunlar, bilimkurgu romanlardan uyarlanabildiği için, filmini izlemeksizin bir romanın oyunuyla karşılaştığınızdaki izlenim ilginçtir (benim için Übü’de öyle oldu): Ana metnin topografyası bir hayalet yazar tarafından yorumlanmış gibidir  (ki bilimkurgu romanlardan filme geçişlerde bu hemen her zaman yaşanır ki bu özle ilintili bir çıkma demektir ki bu başka bir yazının konusuna girer).
·         Oyunlar, 3 boyutlu hazırlandıkları ve yapay görüntüler oldukları için, çizgifilm sınıfına girer. İnternette yayınlanan ilk yapay filmin bir demodan farkı yoktur, çünkü Humphrey Bogart Bruce Willis, Marilyn Monroe Julia Roberts olabilir, tüm kombinasyonlar yalnızca para ve zaman sorunudur. Hazırlanış kuralları nedeniyle, yeniden çekimin en ucuz (aslında limit bedava) olduğu alan burasıdır.
·         Oyunlar, sanal dünyaya (veya siberuzaya) en yakın kültürel olgulardır. Örneğin, yolları çatallanan öyküler bu biçimde yazıldı. Bu nedenle belki de, geleceğe en yakın temasta olan sinemasal alan budur, denilebilir.
·         Demolar, 3 boyutlu devinimi sinemaya en çok katan ürünlerdir. Matris’deki ve Titan’daki ilk uzay döndürümü planları tümüyle oyun demosu yaklaşımlıdır. Bunun kanıtı, hafif duraksamalı akışlarıdır. Oyun tasarımcıları arasında Holywood’da görsel efektçi olarak çalışan çoktur.

·          

 

ODAK


·       Sinema ilk yüzyılı ertesinde, tür-sanat filmi ayrımında olduğunca, kısa-klip-reklam-jenerik-demo ekseninde de başkalaşım geçirmekte. Bunun bir bölümü bilinçli / istenen, bir bölümü bilinçsiz / istenmeyen edimlerden oluşmakta.
·       George Melies’den, yani sinemanın başlangıcından beri, ‘trük’ var ama tıpkı bilimkurgunun 20. Yüzyıl’da başlamaması ama o zaman tür olması gibi, ‘trük’ 21. Yüzyıl’da artık bir tür. Ancak, diğerlerine oranla daha geride kalmış durumda.
·       Hepsi de, içerik (: nasıl) şeyselliğini (çelişkili gelse de aslında biçimi) öne çıkaran türler. Bunu, sinemanın bugüne dek içerik (: ne) sorununu çözememesiyle birleştirince, bu alanın çifte (çoğu kez daha çok) değilleme (: negasyon) gerektiren bir alan olduğunu saptarız (ki buna ‘negatialectics’ (: değillemler veya değilleme eytişimleri) denebilir).

(Haziran – Kasım 2000)

Pazar, Kasım 04, 2012

Fidelite





Künye: Yönetmen: Andrzej Zulawski, 2000, 105’.


Marceau kendini aşan bir oyunculuk sergilemiş. Tek başına buna bakınca bu olumlu ama filmin tamamına bakınca değil.

Film anlatı açısından % 10 verimlilikte. Böylesi az derişik bir sanat ürünü hakkında ilk kez yazıyorum. Ancak negasyon bu kez bunu gerekli kıldı. Burjuvaların burjuvaları eleştirisi, marksistlerin (ve Marx’ın kendisinin de) burjuvaları eleştirmesinden daha verimli oluyor ve tabii ki burjuvaziyi eleştiren burjuva, ‘on binde bir dahi’den daha az bulunuyor.

İsteri 21. Yüzyıl’a yakışmıyor.

Bu film, fotoğraf sanatının estetiği ve burjuvanın sosyopolitiği üzerine bir film.

Bu filmi seyrettiğimde Susan Sontag aklıma geldi ve onun fotoğraf üzerine söylediği herşey değilse bile, tamamına yakını yanlıştı.

Filmin konusu: Sophie Marceau kıstırılır. Fotoğraf çeken kendisinin gizleri fotoğraflanmaktadır. O ne yapar? Çiftleşmeye kaçar ve şöyle der: “Yardım et, yolu göster.” Yola bakar mısınız? Kimin neresinden geçiyor? Ve devamında: “Bana bebek ver.” Nedir bebek? Çarşıdan mı alınır, yoksa erkek penisinden mi? Anti-maskulin ne yapar? Onu bebek peydahlarken de fotoğraflar.

Bu film tam da, Sontag’ın neden fotoğraf konusunda yanıldığını imler: O da çocuk peydahlamıştır. O da çocuğuyla fotoğraflatmıştır kendini. Çocuğunu meta-şey kılmıştır, Hülya Avşar gibi.

Marx sınıf mücadelesi konusunda gerçekten yanıldı ve/ya yalan söyledi ki farketmez. Sınıf mücadelesi, gerçekten kümesteki tavukların birbirini gagalamasına benzer: Kimin kimi gagaladığının önemi yoktur, altta kalanın canı çıkar.

Fransız burjuvazisi ve katmanları:

Büyük burjuva, küçük burjuva, (sonradan tanımlanan) orta burjuva, (bir Portekizli’nin tanımladığı) lümpen burjuva.

Burjuvazinin Fransız Sineması’nda filmleştirilmesi:

Claude Sautet, Jean Gabin ve Komiser Magiret, Claude Chabrol.

Metin de, % 10 sıkılıkta örüntülü oldu.

Salı, Eylül 18, 2012

Erotik Animeler Geldi Hanıım


Porno ve erotik film seyretmeyi severim. Seksopat olduğum için değil. Anti-feminist olduğum için değil (öyleyim ama erotik film sevme nedenim bu değil). Keyif aldığım için.

1960 doğumlu bir erkek olarak, 2005’ten beridir nötroseksüelim. Yani, sekse karşı nötrüm. En azından zihnen. Ancak bedenim, gereksiz dirimsel etkinliklerini sürdürüyor hala.

Sanal deneyimlerin gerçek deneyimlerden daha gerçek olabileceğini epeyi önceden biliyordum. Rüyalarımı yıllardır gerçekten daha gerçek şeyler yaşadığımdan dolayı. Gölge düşüncelerimin bir bölümünün sanrısallıklarına karşın, geleceğin gerçeği olduğu bilen bir gelecekbilimci olduğum için. İnsanların dünyasının indirgenmiş olduğunu bilen bir anti-hümanist olduğum için.

Dolayısıyla, porno filmleri de sanal deneyimler sayıyordum daha PC kullanmaya başlamadan epeyi önce. Zaten sinemayı da bir siberuzay sayanlardanım.

Yine de, biyografimin içinden geçtiği teknolojik koşullar nedeniyle, sanal erotik ve porno filmlere ancak 40’ımdan sonra bolca ulaşabilir duruma geldim.

İnsan yaşlanınca herşeye farklı bakıyor, sekse de öyle bakıyor.

Son zamanlarda anime erotik filmlere de sardırdım. Gibson’un anime mavisi dediği türden, bir tür ‘anime seks yapay sanallığı’ gibi bir şeyle karşılaştım: Rengiyle öyle, formatıyla öyle, konusuyla öyle, çizimiyle öyle.

Örneğin, bir aksiyon bilimkurguda sakil kaçmayan çizgiler, bir seks filminde epeyi güldürücü oluyor doğrusu. (Yaşlanınca, sekse gülebiliyorsunuz.)

Japonlar’ın sübyancılıkları alaturka olanı aşıyor ve oranın sinemacıları bunu dışavurmakta hiçbir beis görmüyorlar.

Böylelikle, ortaya at tarrağı almaya çalışan kadın konulu, absürd olmak peşinde olmayan ama absürd-komedileşmiş görüntülü xxx+ pornolar akla geliyor.

Seks filmlerinin dublajı ve altyazıları (Sermet Serdengeçti filmleri gibi) absürd-komedileri akla getiriyor. Japonya veya Türkiye gibi ülkelerde kadınlar sevişirken genelde çok sessiz olmalarına karşın, bu tür filmlerin dublajı, sürekli inleme sesi çıkarmaktan dolayı,  seslendiricinin nefesini tüketici oluyor.

Erotik ve porno filmleri neden sevdiğime gelince:

Orada bir nebze olsun dürüstlük var. Sonuçta, kendimizi ne denli kandırırsak kandıralım, seksi yalnızca seks için yapıyoruz: Gereksiz içgüdülerimiz biraz yamularak öyle çalıştığı için. Aşk, kurlaşma gibi gereksiz ayrıntılar pornolarda yok. Hoş, bu da makinistin konuya doğrudan girmesinin absürd-komikliklerini yaratıyor ayrı konu.

Son zamanlardaki seyirlerimi daha çok Google videoda yapıyorum. Malumunuz, oralardaki bu konulu filmler ya açılmaz, ya kel alaka şeyler açılır, ya bloklanırsınız, vd, vb. Açılanlar da, onlarca sitede aynıdır. Sanal makinist abimizin kulaklarını sıkça çınlatırsınız dolayısıyla.

Böylelikle, Google videodaki porno internet sörfü, abidik gubudik yürüyor. Arada ereksiyon ve ejakülasyon konusu, 5 dakikada Beşiktaş oluveriyor.

Ha evet, ben bu filmleri aslında bu nedenle seyrediyorum: Masturbasyonu asıl sekse yeğlediğim için.

Perşembe, Haziran 28, 2012

Bir Post-Film Örneği Olarak Film-Oyun


Öncelikle film-oyun, oyun-film değil. Oyunların film yapılması ile oyun-film yapıldı.

Fim-oyun, çünkü düşünce filmi için bir ön-aşama.

Film-oyun, çünkü ana biçimi oyun, yani sonu belli değil, filmlerin sonu genelde bellidir.

Film-oyun, çünkü film başka bir şey oldu artık. Oyun olma durumu da, bu aşamanın momentlerinden yalnızca birisi.

Peki, film-oyun nasıl bir şey olabilir?

Aksiyon-bilimkurgu türünün izleğinden yürüyebilir, çünkü hem edebiyat, hem de sinema örneği olarak aksiyonlu bilimkurgu, insanlara en çok şey öğreten tür durumunda. Aynı zamanda, insanlara en kolay yoldan ve daha birçok şey öğretebilecek türlerden biri olma konumunda.

Aksiyon, çünkü adrenalin insanların bir şeyler öğrenmesini kolaylaştırıyor. Eskiden bu duygu, ağırlıklı olarak Acı (ve kimi melankoli) idi ama durum artık değişti.

Ara şerh: 2009-2011 (Hong Kong dahil) Çin filmleri, kendi tarihlerini anlama açısından, birer film-oyun sayılsa gerek, çünkü gerçek öyküye yönelik çeşitlemeler var.

Bu açıdan, henüz yapılmamış olan ‘Ghost in the Shell 3’, ilk 2’sini izleme açısından eğer doğru yerine oturtulursa, en uygun film-oyun aday adayı durumunda.

Cuma, Mayıs 04, 2012

Holywood Anarşistleri Neden Öptü?


Yeni 2 filmin (J. Edgar ve Sherlock Holmes 2) ana konusu / tematiği anarşistler:



Bayram değil, seyran değil, eniştem beni niye öptü?

Çok ilginç bir tarihsel duble momentteyiz:

Bir: Neo-globalistler ve dünya sistemiciler birbirinden ayırtsızlaştı.

İki: Neo-liberaller ve anarşistler de birbirinden ayırtsızlaştı.

Tarh çökerken büyük devlet hegomonyaları da çöküyor. Bunun tamamına yakınını kendileri yaratmış durumdalar. Azıcık da, ‘Battle Royal 2’nin takdire şayan küçükleri.


Anarşistler herkesi korkutur, Marx’ı bile. Marksist bir yazar tarafından yazılmış ‘Marx ve Anarşistler’ kitabının gösterdiği üzere, marksiszm bile anarşizmin doğrularını tahrif ettmiştir ve ona karşı gerçek bir polemik oluşturamamıştır.

Asıl anarşistlerden daha sert nihilistler de vardı. İlginç bir biçimde nihilistler, ‘bırakınız tarih göçsün, bırakınız hep birlikte barbarlaşalım’ demediler, diyemediler. Onun yerine, gönüllü zekat keçisi gibi kendilerini feda ettiler yalnızca. E, ne de olsa Rus kanı. En azından o zamanki Rus kanı.

Tarihten ders alırsan tekerrür etmez. En azından, Beckett’in deyimiyle, ‘yine yenilirsin ama daha iyi yenilirsin’, benim deyimimle ‘tarihin deneyinde 100 denekten 80.-90.’sı olursun’. Sonuçta tarih her zaman limite varır ve ok hedefini vurur.

Yalnızca, insanlık denilen embesil yığın çok yavaş öğreniyor. 5.000 yıl ona yetmedi, 5.000 yıl daha gereksiniyor ve 1 trilyon embesil daha.

Holywood panikliyor, Yankiler panikliyor, büyükler panikliyor. Küçük anarşistler devreye girdi. Neo-liberalizm tüketim toplumu yaratacağım derken, yönetemeyeceği ‘muğlak anarşist 3-6 genç kuşağı’ yarattı. Evet. ‘yeni nesil, yeni seçim’ ama koka değil.

Ne olacak?

Hiçbirşey olmayacak.

Ne yapacağız?

Hiçbirşey yapmayacağız.

Düşmanımızın saçmalasını ve kitlenin ayıplarının, suçlarının, günahlarının bedelini ödemesini seyredeceğiz.

Tarihin çökmesi için, anarşistlere bile gerek kalmadı ve Holywood embesilleri bile buna aydı, yani Clint Eastwood Abi’miz gibiler...

Hoşgeldin kaos...

(4 Mayıs 2012)

Pazar, Nisan 29, 2012

Dr. Jekyll and Mr. Hide = Dr. House and Mr. Holmes


Giriş

Filmlerin künye bilgileri linkleri:

En son ‘Dr. Jekyll and Mr. Hide’ (2008):


Dr. House (2004-2012)


Son 2 ‘Sherlock Holmes’ (2009 ve 2011):



Geliştirme

Herhalde bu durum sinema tarihinde ilk kez görülüyor:

Sinemadaki bir tipleme, daha önceki sinemadaki ve romandaki bir tiplemeden esinlenip, onu serbestçe aşırı yorumluyor (Dr. House).

Ardından, birinci tiplemenin yarattığı toplu bilisizlik (ki bunun bilinçlice yapılmamış olduğuna ikna olduğum anlamına gelir ki yeni bilgiler bu düşünceyi değiştirebilir), sonucu etkilenen sinema altkültürünün orijinal ve ikinci tiplemeyi yeniden yorumlayıp çekerken, birinci ve kopya tiplemeyi (Sherlock Holmes) yeniden ve aşırı yorumlaması.

Bu kadarını gerçekten post-modernizm bile akıl edemezdi ama post-4-modernizm / post-5-modernizm ve 2. Sinema akıl etti.

Bir söz dilinin ve/ya sanat dilinin soyutlama düzeyinin yüksek sayılabilmesi için, onun kendi hakkında düşünce üretebilmesi gerekir ama bunu bilinçlice yapacak diye bir kuralımız henüz yok.

Gelelim tüm yorumlamalara:

Diziler artık düşünce üreten ve problem çözen duruma evrileli beridir, tuhaf bir biçimde kitleler tarafından daha çok izlenmeye başladı, Türkiye’de bile.

Bu durumda, o dizileri açıklayan kitaplar yayınlanmaya başladı.

Ve gördük ki diziyi yaratanlar da, yorumlayanlar da, popüler kültürün belli yorumlama gerçekliklerini tanımıyorlar. Ya da başka bir deyişle kendi eserlerini yanlış yorumluyorlar ki bu aşırı bir yorumdur.

Bloch’tan ve Huizinga’dan 100 yıl sonra bu tuhaf kaçıyor.

1’i 2’li olmak üzere, 2 kahramanın da ortak yanı şu:

Çok fazla düşündükleri için, zihinsel ve duygusal sorunları var. Ancak bu sorunlar çözülebilir olmanın çok ötesinde: Normal bakış açısıyla tedavi gerektiriyor durumda. (Bu, normal faşizmini aşan bir ideoloji: 1. Sanayileşme’nin ölümünü ve 2. Sanayileşme’nin doğum sancılarını imliyor.)

Bu anlayış, taa romantiklerin intiharperver 19. Yüzyıl’ından kalma köhne bir anlayış.

İnsanlar düşündükleri için sorunlara sahip olmazlar, diğer insanların hiçbiri düşünmediği için sorunlara sahip olurlar.

O nedenle de Dr. House ve Mr. Holmes, sürekli eksizekalı ve eksi bilgili birilerine açıklama yapar dururlar.

Oysa bizzat Dr. House’ın çok güzel ifade ettiği üzere:

Tıpkı hukuk ilkeleri gibi, bazı bilgiler ve düşünceler varsa, onları bilmeseniz de, onların getireceği sorumluluktan kurtulamazsınız. Eh bu açmaz, tıp ve (Holmes’ın polisiye yönüyle ilgilendiği) hukuk (yani ölümcül-yaşamcıl ayrımdaki) sorunlarda daha da apaçık ortadadır, yani aslında durum en sıradan durumlarda bile apaçık ortadadır ama neyse.

Karşılaştır ve Karşıtlaştır (Compare and Contrast)

Dr. House                                              Holmes

Sür-rasyonel                                         Duygusal (sub-rasyonel)

Apolitik                                                  Politik

Ateist                                                     ? = (Agnostik ?)

Bağımlı                                                   Bağımlı

Zeka: 9/10                                              Zeka: 7/10

Bilgi: 9/10                                               Bilgi: 11/10 (abartı)

Yalnız                                                     Potansiyel eşcinsel

İyi İngiliz aksanı                                   Kötü İngiliz aksanı

Aksiyonsuz                                           Aksiyonlu

Vital-fatal: 10/10                                    Vital-fatal: 7/10

Alter ego: Amber                                 Alter ego: Watson

Sonuç

Bu metnin başka çıkarımları ve bağlantıları da olacak. Bu açıdan bu metin, bir proto-hiper-tekst oldu. Burada görülen, yalnızca giriş-çıkış bağlantı çerçevesidir.

Tüm örnekler, sinema tarihinden başlayarak toplanırsa, menzili 2. Sinema’yı aşan potansiyel bir sonuç sergilendi demektir. Tüm o filmleri tasarlayan temel kişilerin bunu biliyor olması imkansıza yakın bir olasılık.

Yorumbilim yeni tanımlar kazandı.

Estetik yeni tanımlar kazandı.

Sinema yeni tanımlar kazandı.

Avangard yeni tanımlar kazandı.

Epistemoloji yeni tanımlar kazandı.

Çarşamba, Nisan 11, 2012

Karton-Çizgifilm

Bu yöntem, eski bir çizgifilm yöntemiydi, maliyeti ucuzlatırdı.

Bu kez 21. Yüzyıl’da ‘Ghost Rider 2’de kezlerce ve ‘Rango’nun kapanış jeneriğinde bir kez ve hepsinde çok başarıyla kullanılmış.

Bu, siyahbeyaz filmin renkli film dönemine geçildikten sonra, farklı anlatı tarzları için, başarıyla kullanımasına benzer, aynı zamanda balisetin hala Kalaşnikof denli, hatta sessizliği nedeniyle, geceleri ondan daha işlevsel olabilmesi gibi.

Dijital katkıyla karton-çizgifilm yapmak çok kolay. Dolayısıyla onun bugünkü tüm olanaklarını henüz görememiş durumdayız.

Buradaki 2 örnekten, düşüncedeki metafor silahı için en uygun sanatsal yöntemlerden biri olabileceği ortaya çıktı.

Tarihsel bir çöküş ve daha büyük bir geçiş dönemindeyiz: Tüm yeni ve eski düşünce silahları, hatta silahsız savaş bizi kurtaracak. Hepsi de, bir kez daha elden geçirilmeli ve bilenmeli.