strateji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
strateji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Ağustos 10, 2012

Savaş Güncesi


Ön Açılım

Bu savaş konusu, giderek karmaşıklaşıyor. Taraflar saflarını birkaç aydır bir türlü netleştiremedi ki buna ABD bile dahil. Bir planları olabilir ama o planın yürüyebileceği tartışmalı kalır.

Bizdeki savaş taraflarına bakılınca; nötrler, taraftarlar ve karşılar olarak 3’e ayrılabilirler ama asıl kesim hala ‘bilmiyorum’ şıkkında seyrediyor. Ancak bu kez bu bilmemekte haklılar, çünkü durum gerçekten pek bilinecek gibi değil.

Yinelemeden kaçınmak için, metinlere bir süre ara verildi. Bu sürede gelişmeler oldu ama anlamlı gösterge olanına raslanmadı.

*

Haber 1

Bir beyaz kuvvetlere bakalım:

Ruşen Çakır şöyle yazmış:

“Olayları büyük ölçüde ‘askeri” ve “stratejik’ açılardan tahlil etmeye çalışan bu yazı ve konuşmalarda genellikle dört yanlışın tekrarlandığını görüyorum:

1) PKK’nın son hamlelerinin ‘Arap baharı’ ile ve son olarak Suriye’de yaşananlarla ilgisi ve benzerliği fazlasıyla abartılıyor;

2) PKK’nın Şemdinli stratejisinin kaybetmeye mahkum olduğu önkabulünden yola çıkılıyor;

3) PKK’nın bu stratejiye sürüklenmediği, tam tersine uzun bir süredir üzerinde çalışmakta olduğu unutuluyor veya ihmal ediliyor;

4) PKK’nın Şemdinli’den sonra nerede ne yapacağı / yapabileceği üzerine fazla kafa yorulmuyor.”


(5 Ağustos 2012)

*

Yorum 1

Çakır, çoklu oynayan beyaz kuvvetlerden. O nedenle dedikleri birden çok anlamda yorumlanabilir ve oldukça eğlenceli.

Kürtler’in durumuna genel olarak bakarsak:

Son gelişmelerin Kürt devlet(ler)i kurulma olasılığını arttırdığı sanılıyor ama durum tam tersi: Kürtler’in büyük devletler tarafından, bilmem kaçıncı kez olarak ihanete uğrayacağı, giderek ortaya çıkıyor, çünkü onların şimdiki planı, başta ABD’ye ve AB’ye zarar verir. Kuzey Irak da veriyor ama buna yavaş ayacaklar. Çakır kuşkusuz bunların derdinde değil.

Çakır’ın yanıldığı en temel nokta şu: Kürt askeri kuvvetlerinin uzun dönemli bir askeri stratejisi olması mantıklı değil; çünkü, eğer öyle bir şey olursa, hemen tüm uzun dönemli stratejiler gibi tahmin edilebilir olur, çünkü bu dar alanda permütasyon-kombinasyon sayısı çok sınırlı durumda; artı, zaten gerilla olmak, kısa dönemli davranmayı gerektirir, artı zaten proto-feodal olmak, kısa dönemlilikte kalmayı gerektirir, beyinsel ve kültürel zihniyet olarak ki Kürtler’de de 30 yıldır öyle geldi ve gidiyor.

Ancak Çakır, konunun fay hatlarını iyi izliyor. Onun dediklerinin negasyonu (tam tersi demek değil bu) bize epeyi gösterge veriyor. Örneğin, Kürtler’in Kürt Baharı kisvesine sarılacağı gibi ki bu Türkiye için stratejik açıdan büyük bir avantaj, hem de düşmanın verdiği bir avantaj. E, hep Türkler askeri hatalar yapacak değil ya.

(6 Ağustos 2012)

*

Haber 2

Bir de ulusalcılara bakalım:

Hasan Pulur şöyle yazmış:

“Sırada Suriye Kürtleri var, Türk sınırının hemen arkasında, yeni bir Kürt devleti...

Başbakan haklı bir telaş içinde:

‘Gereken adımlar zamanı geldiğinde atılacak. İstim üzerindeyiz. Hayali haritalara eyvallah etmeyiz.’

Kim anlatacak?

Başbakan, ‘Kararlılığımızı kendisine anlatacağız’ diyor...

Eyvah ki eyvah!

Yine, sıfıra sıfır, elde var sıfır...”


(30 Temmuz 2012)

*

Yorum 2

Eh, böyle ülkeseverlerimiz oldukça, sırtımız yerden kalkmaz tabii ki...

Pulur’u 45 yılı aşkın süredir okurum. İnanılmaz düz, inanılmaz sığdır. Arcayürek gibi, sudaki balık denli, içinde yaşadığı tarihsel  sudan habersizdir.

Örneğin, Erdoğan’ın tüm bunları yapsın diye iktidara getirildiği, gözlerinin önünde vuku bulduğu halde, buna ayamıyor.


Sonra, ‘ah ilee, vah ilee geçti bu ömrüm’ oluyor.

Ancak, onun gibilerin yararı şu:

Çakır gibilerle Pulur gibiler, 2 safta toplanıp mahalli maç yaptıkça, oyuna müdahale hakları kalmaz. Böylelikle akil adamlar, kendi aralarında adam gibi maç yaparlar. (Burada elitist dominantlık kastedilmiyor, oyunun sonucunun açıkseçik ortaya konacak biçimde oynanmasından söz ediliyor: Sanıldığının tersine, savaşların epeyinin nedeni ve sonucu yoktur, özellikle de göreli küçük olanlarının.)

Bunun yararı da şudur: Ortalık dümdüz olacaksa, adam gibi olur.

Ancak çok komik olan şu ki ABD bile artık ortalığı dümdüz edemiyor. İster ‘başkan seçimi yılı’ deyin, ister ‘hava puslu + yön belirsiz’ deyin.

Demek ki Kürtler, yani mini mini eşkiyalarımız, ortalığı bir kez daha kırıp dökecekler, yani kendi ortamlarını...

Diğer bir deyişle, 4 Kürt kuvvetinin birbiriyle dalaşması yakındır.

Salı, Haziran 26, 2012

1 Değil, 50 Uçak İçin Bile Savaşa Girilmez (İmiş)


Bir şiddetseverim ama savaş karşıtıyım da... Savaşın insanlık tarihinde en kesin çözümleri getirmesine karşın, savaşın madden ve manen en pahalı çözüm yolu olduğunu da bilirim. İnsanların barıştan çok savaşı hak ettiklerini de bilirim. Deveye diken, insana liken gerektiğini de bilirim.

Kim bilir? Kim bilmez?

Suriye tarafından düşürülen türk savaş uçağının, hala kayıp olan pilotunun babası şunları söylemiş:

“Yüzbaşı Gökhan Ertan’ın babası Ali Ertan da, Malatya’daki evinde heyecanla iyi haberin gelmesini bekliyor. Her geçen saat umutları azalmasına rağmen duygularına hâkim olmaya çalışan öğretmen baba şunları söyledi: ‘Bizim ülkemiz, ‘Bir pilotumuz öldü hadi savaşa girelim’ diyecek bir ülke değil. Bir pilot için, bir uçak için, 50 uçak için bir ülkenin savaşa girmesi bize yakışmaz.’”


Diyeceklerimin önemli bir bölümünü yutuyorum. (Örneğin, ‘kaç uçak mesela?’ gibi...)

Aklıma şu öykü geldi, eski tarih kitaplarımızda vardı:

Türk hakanların birinden Çinliler, en değerli atını istemişler vermiş, en değerli cariyesini istemişler vermiş ama bir çorak toprak parçası istenince, vermeyip savaşa girmiş.

2 öyküde de mesel şu:

Ne için savaşa girilir?

Dün tesadüfen, geniş açılı okumalarım sırasında, Wikipeda’da savaş tarihini de okudum. Oukmalardan çıkardığım en önemli mesel, savaşın olması için, belirli bir neden olması gerekmediği. İngiltere-Fransa arasındaki Yüzyıl Savaşı gibi başı yok sonu yok, nedeni çoktan unutulmuş savaşlar da var; ilkel toplumlarda sürekli savaşıp erkeklerin % 60’ının ölüm nedeninin savaş olduğu durumlar da var (bu tüm tarih için bu, % 3 gibi bir oranda).

Dünya’da yılda 1 milyon intihar nedenli ölüm var, 500.000 de (savaş dışı) cinayet nedenli ölüm (toplam ölüm sayısı 55-60 milyon gibi). Trafik kazaları deseniz, cinayetten hallice. Yani, bu durumda savaşa ölüm nedenleri arasında ön sıralarda pek yer yok. (Bunun temel nedeninin, AB’nin son 65 yıldır savaştan ısrarla kaçınması ama bunun için daha pahalı bedeller ödemesi olduğunu düşünüyorum. Evet barış, madden ve manen kimi savaştan daha pahalı olabilir.)

O okumalarda ayrıca şunu gördüm: İnsan toplumlarının % 90-95’i şu ya da bu nedenle savaşmış. (Bunun ters durumu da şu: 1. dalga Okyanusya adaları sakinlerini, 2. dalga akrabaları gelip pişirip yemiş.) 5.000 yıllık tarihte ise hiç savaşın olmadığı yıl sayısı 50 gibi.

Türkiye’nin şu ya da bu nedenle er veya geç dış savaşa gireceğini, tersi durumda parçalanacağını hep yazageldim.

Ancak, bu babanın durumu beni aştı:

Hem kendi oğlunu ve 1 uçağı feda et, hem de 50 uçak ve 100 oğul daha... (Uçağın tanesi 150 milyon dolar.)

Yani, ne bileyim? Azıcık sayı saymayı şaşırmış gibi...

Bize kalsa, çoktan dalmıştık Suriye’ye de, NATO ağır abilerimiz orada kapıda, pardon sınırda bekliyor. Onlar aportlayınca girebileceğiz ancak.

Türk halkı gerçekten savaşı unuttu. 30 yıllık iç savaş dönemi bile bunu yeniden anımsatamadı onlara... Ordumuz bile savaşı unuttuğunu kendi kurmaylarının dilinden kezlerce dilegetirdi, iç savaş onlara biraz olsun ders verdi hiç olmazsa... Bunu da kendileri dile getirdi.

Şimdi, motivasyonsuz bir ordu, ambele bir halk, çıkarlarının savaşı mı barışı mı gösterdiğini kavrayamayan işadamları ve medya, bırak savaşı barıştan bile anlamayan siyasetçiler, gırla gidiyor ülkemizde...

Kan, ter ve gözyaşı onlara iyi bir ders verecek, er veya geç...

Dersimiz savaş: Az sonraaa...

(26 Haziran 2012)

Pazartesi, Şubat 06, 2012

Cevdet Aşkın ve Ekşi Sözlük

Bir insan için, Ekşi Sözlük’ten referans almak, en son yapacağım işlerden biridir ama stratejist Aşkın hakkında orada yazılanlar ilgimi çekti.

Şunlar var:

“sadece bir fotoğraftan yola çıkarak, doğru düzgün bir balistik temeli olmadan, yorumlama yeteneği bile şüpheli bir şekilde bir araçtaki kurşun deliğinden çıkarım yapan gazetecimsi. ben bile sadece lise fizik eğitimimle bu araçtaki sözde şüpheli kurşunla camdaki diğer kurşunların aynı kaynaktan geldiğini söyleyebilirim. ha yine de emin oalmam evet. ama bir gazetede yazar olsaydım mal gibi başkaları hakkında şüphe duyduracak ya da olaydaki pkk'lıların kolayca aklanmasına yardımcı olacak şekilde zıçar gibi yazı yazmazdım.”

“kıyak gazeteciliğin mümessili. yıllardır anf nin internet sitesinde okuduğu haberleri, yazıları ertesi günkü radikale özetleyip gönderir. arada bir bdp nin temscilerinin kürt meselesiyle ilgili yeni mesajlarını, hükümetin yeni ne yumurtladığını vs. de bu özetlere ekler. köşesinde dediğine göre durumun fotoğrafını çeker. yani kardeşim bari çektiğin bir fotoğrafın anlamını olsun, bir şeyleri, ayrıntıları yakala, bir estetik düzey tuttur. yok, öyle işte. sanırım cevdet bey gazetede dizgici, patron dizgici diye sana çok para veriyoruz, bir de gazeteyi dolduracak bir şeyler karala falan diyor. bilemiyorum cevdet bey, sana gıcık oluyorum sadece.”

(Kaynak: Ekşi Sözlük Cevdet Aşkın sayfası. Yazım hataları oludğu gibi bırakıldı.)

E, hani devamı; hani, bu durumun öznel ve nesnel yorumu?

Türkiye’de oldukça dar bir coğrafyayı sürekli (haftada 3-4 kez) yazan başka biri yok.

Alıntı da olsa, herhangi bir konuda bu denli sürekli bilgi de yok. Bu ülkede 5 yıllık hava durumu listesini bile birarada bulamazsınız.

O 5 yıllık metinleri okuyunca, diyelim ki tek odaktan da olsa, sorunun perspektifini ve retrospektifini görebilirsiniz.

Tersinden bakalım: Konusunda duayen sayılan Sami Kohen’e bakalım: Metinlerini, daha bir veletken 1970’lerde ‘Time’de okumuş biri olarak söyleyebilirim ki bu kadar kokmaz bulaşmaz bir dış siyaset yazarı görülmemiştir. ‘Sahibinin sesi’ Yasemin Çongar bile, onun kadar kokmaz bulaşmaz değil.

Varsayalım ki Aşkın PKK’nin sesi. Ama hangi PKK’nin sesi? Bir bunu sor kendine, güzel kardeşim.

Abdullah’çım 13 yıldır içeride olduğuna göre, son 5 yıl PKK’nin iç iktidar mücadelelerinin sürdüğü yıllar oluyor demektir. PKK-BDP ayrışması bile ortada. ‘Bir kedim bile yok’ Burkay’ı ne hale getirdiler onu da gördük.

Yani Aşkın, siste sürekli aynı yönden gelen ses gibi.

Ayrıca, nüansları da var. Bir de o nüanslara da bakalım:

“Ekim 2007’de ‘Referans’ gazetesinde başlayan Ekim 2010’dan itibaren de ‘radikal.com.tr’ sitesinde devam eden, ‘Kuzey Irak Güncesi’ yazılarında, esas itibariyle, ‘Kim ne dedi? Ne yaptı? Ne anlama geliyor?’ temel felsefesi gereği, verili anın fotoğrafı çekilerek geleceğe dönük kestirimler yapılır. Yazar, Türkiye’de Kürt sorunu ve PKK konusunda herkese açık olan kaynakların taranmasından çııkan anlamlı verileri kullanır. Bu nedenle herhangi bir kaynaktan nispeten fazla alıntı yapılması somut durumun sonucudur. Konunun çok dinamik olması nedeniyle yeni bir gelişmenin ortaya çıkması halinde farklı bir kestirimin yapılabileceğinin bilincinde olan yazar, analize dahil edilen verilerin tarih ve saat ile sınırlandırılmasını zorunlu görür. Yazarın objektifliği temel kriter olarak alması, sorunun nasıl çözüleceğine dair bir fikrinin olmadığı anlamına gelmez. Bununla birlikte yazar sürüden ayrı düşmeyi göze alır ve konuyla ilgilenenlere derli toplu bir kaynak da sunan farklı formatını korumaya özen gösterir.”


Bunlar kendisinin kendisi hakkındaki düşünceleri.

İlk ve en önemli ayrıntı:

Gelecekbilim veya strateji açısından, düşüncelerin / ideolojilerin saniyesel farklılıkları çok çok nadiren etkili olur.

Dolayısıyla bu konudaki yorumum şu.

Yazar alıntıladığı kaynakların sürekli odak-konum değiştirmesinden rahatsız. Kendini bundan muaf tutmak istemiş.

Ancak, şunu da eksik görmüş:

Eğer büyükler / gerontokratlar büyükkente saldırmaya karar vermişse, bundan vazgeçseler bile, gençler vazgeçmezler. Yol açılmış bir kere.

Gözlediğim durumu anlatayım:

6 yıldır Kasımpaşa’da oturuyorum. Her Taksim olayında, oradan kaçan genç Kürtler’i buranın gençleri avlıyor. Avlıyor diyorum, çünkü bu bir linç değil, pusu. Aynı durumun Tophane için de geçerli olduğunu, orada oturanlardan biliyorum. Sevgili polis devletimiz bu konuda Çingeneler’den bile medet umup ellerine silah verdi ama hatasına çabuk ayıp, bundan vazgeçti. O nedenle bu, polis devleti kışkırtması değil, toplu bilisizlik inisiyatifi.

Sonuç ve ikincil yorum ne?:

Sivil Kürtler ve Kürt olmayanlar arasında 5 yılı geçen bir süredir iç savaş var. Bunu hiç kimse durduramıyor. Çünkü halkta da genel bir öfke var. İşler kötü ama baştaki iktidara (Kürtler de dahil omak üzere) kendileri oy verdikleri için, kendilerine başka bir düşman yaratmaları gerek.

Da, bu nereye varır?

Bildiğimiz sokak-çete savaşlarına. Hele hele bunların eline etkin silahlar şu ya da bu biçimde geçerse, İstanbul 2-3 yıl sonra yaşanmaz bir yer olur; Etiler, Nişantaşı, Bağdat Caddesi dahil. Çünkü bizde gecekondu-site sınırı elektrikli dikenli tellerle çizili değil.

Tüm bunlara nereden geldik?:

Bilgilerin tek demeyelim de, yoğun belli bir odaklı olmasından...

Ne demiştik?:

Tarihsel fetret dönemlerinde kimin hangi tarafta olduğu pek belli olmaz. Örneğin, 20 yıl askerden kaçmış ve apolitik biri iken işkence-elektrik görmüş biri olarak, TC’nin yanında yer almam, pek çok insana Stockholm Sendromu gibi görünüyor.

Oysa, soru basit:

Daha çok kötü olan mı, daha az kötü olan mı?

Dilerim, bu soruyu Aşkın da kendine sormuştur.

Dipnot: Ekşi Sözlük yazarları ve Aşkın gibiler, tam haritalanamamış eski Yugoslavya savaşı gibi bir durumun, bizde de olmamasına yarıyor. Biz zaten öldük. Sorun, cesedimizin hastalığın nasıl iyileştirilebileceği konusunda işe yarayıp yaramayacağında.

Bir Gelecekbilimcinin Dünü

Bugün, yarın dün olacaktır: En basit gelecekbilim ilkesi.

Dün şaşkınlıktan çenem düştü:

Fethullahçı’lar, Akit gazetesi aracılığıyla, PKK’ye saldırıya geçtiler.

PKK’lılar, eylemlerini büyükkente taşıyacaklarını açıkladılar.

AKP’liler Arap Baharı’nın ucunun Türkiye’ye dokundurulacağını anladıklarını açıkladılar.

Bunları zaten daha önce yazmıştım.

Peki, ne oldu da bunlar hep birlikte aydı?

Bir gerçek var: Evdeki hesabın çarşıya uymayacağını ve çarşıdaki pirince gidilirken evdeki bulgudan olunacağına henüz aymadılar.

Birden atağa geçmelerinde, herkesin ortamı kendi bakış açısından uygun görmesi neden oluyor.

Kurt dumanlı havayı seviyor da, bu dumanlı hava doğal dumanlı hava değil ki...

ABD ve AB, AKP’yi ve Erdoğan’ı gözden çıkarmış gibi davranmaya başladı ya da görünürde bile olsa, Türkiye’de işlerin iyi gitmesine gıcık kaptılar, onların durumu kötü ne de olsa.

Artı ABD ve AB bir yanda, Çin ve Rusya bir yanda saf tuttu. Biz her zamankince, 2 hegemonya odağı arasında bihegemon kaldık yine.

Oyun alanı da bizim bölge.

(6 Şubat 2012)