harp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
harp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Ağustos 07, 2015

IŞİD x Yapay Zeka

Dünya’nın süper bilgisayarlarının önemli bir bölümü askerlerin elindedir, en pahalı yazılımlar da öyledir, tüm ülkelerde böyledir ama TC için öyle olduğunu sanmıyoruz, bizimkiler Nuh-u nebiden kalma strateji kitapları kullanıyorlar çünkü, 50 yıl eskiliğinde falan, o kadar yani.
İşte uyanık pentagon, başedemediği IŞİD’e karşı öyle bir program kullanmış ve şu sonuçlara varmış:
Bir:
“Paulo Shakarian BBC'ye yaptığı açıklamada, ‘Çok fazla hava saldırısı düzenlendiğinde, çok sayıda piyadeyle düzenlenen eylemlerden, yol kenarına bırakılan bombalara geçiyorlar’ dedi.”
Araştırmacılar ayrıca, IŞİD'in çok sayıda piyadeyle düzenlediği operasyonlardan önce, bomba yüklü araç kullanımının arttığını tespit etti.
Shakarian, ‘İki olgu arasında böyle bir ilişki olduğuna inanıyoruz çünkü Irak Ordusu'ndan takviyelerin başkent Bağdat dışına çıkmasını önlemek istiyorlar’ dedi.”
En önemlisi şu, bu konuda:
Pentagon, konuya kafasının tek başına basmadığını baştan ve kendi itiraf etmiş olmuş ve biz bunu hep söyledik.
11 Eylül 2001’de de öyle olmuştu. Pentagon patentli bizim emekli generaller ise, canlı yayında ‘aa, üü, ee’ sesleri çıkarmışlardı.
Burada da, 1 ve 2 ilintili gibi de, 2 ve 3 değil gibi. Birinci bomba patlayınca, sivillerin olsun, askerlerin olsun, ortalıkta dolaşması ve harekat alanı kısıtlanmış oluyor, Bağdat’tan dışarı çıkması değil, o adamlar oraya sıkışıp kalmış değil ki muhasara altında kalsınlar orada.
İki:
“Araştırmacıları başta şaşırtan bir bulgu da, Suriye Ordusu'nun hava saldırılarından sonra IŞİD'in yaptığı tutuklamalarda büyük bir artış olması.
Shakarian şu anda bunun hava saldırılarında rol oynamış olabilecek Suriye istihbaratı ajanlarını temizlemek için, bir misilleme olabileceğine inandıklarını kaydetti.”
Boş atıp dolu tutmak yönünde bir davranış bu bizcesi. IŞİD’in sivil sağ kalması gibi bir kaygısı yok. Kuru yerine yaşı yakabilirler rahatça yani.
“Quintana ‘Ordular çok miktarda bilgiye sahip. Bu bilgileri daha kullanışlı ve sindirilebilir bir formata dönüştürme yoluna ihtiyaç duyuyorlar. Bu tür analizler de kesinlikle bunu yapmanın bir yöntemi’ dedi.”
Ahan da, itirafa bakar mısınız?
Bilgi açısından, ‘midem dolu ama karnım aç’ demenin tam karşılığı olmakta bu.
Sorun şudur oysa:
Savaş dahil, her türden kültürolojik veri tabanının % 95-99’u anlamsızdır zaten. Aynı göstergeler, bazan anlamlı, bazan anlamsızdır (burada hileden söz edilmiyor, belirsizlikten ve amaçsızlıktan, hatta genelde ne yaptığı bilmemekten söz ediliyor). Yani, o  verileri zaten insanlar taramak ve ayıklamak zorunda, bilgisayarlar veya yapay zekalar değil.
ABD şunu öğrenmeli:
Kendisi askersiz ve insansız savaşı beceremedi ama karşı taraf silahsız savaşı becerdi. Yani ABD, 2 kere becerildi, kendi elleriyle.

Gelecekbilimci acı söyler.

Çarşamba, Temmuz 29, 2015

Halk Savaşa Karşı mı?

Bu sorunun yanıtlarını değişik bakış açılarıyla ve değişik demografik gruplar için bulmaya ve irdelemeye çabalayalım.
Öncelikle, halk yok bu konuda. Halklar var ve TC’deki 100 halk, savaşa karşı kendi içinde ‘evet, hayır, belki, bilmiyorum’ açılımındaki yanıtların hepsini verebilir. Yani etnik köken, savaş için kültürel bir parametre olmamış bizde pek.
Halkların Hitler’i seçimle başa getirdiği düşünüldüğünde ve 1. Dünya Savaşı’nda alman sosyal demokratlarının paşa paşa savaşa gittiğine bakılırsa, halkın aşağıdaki veya yukarıdaki bölümlerinin de bu konuda farklı farklı davranmadığını görüyoruz demektir.
Devamında:
Lgbti grubu gibi marjinallerin ve onun altkümelerinin bile, politik ve savaşsal konularda pekala bir uçtan bir uca değişen yanıtlar, tutumlar ve davranışlar içinde olduğunu da bizzat gözledim.
Zaten:
Halk savaşmaz. Erkek, 20 yaşında erler savaşır. Halkı terör etkiler ama savaş pek etkilemez. Bu kezki savaş, teröre karşı yapılıyor gösterildiğinden dolayı, bunu imlemek gereğini duyduk.
Savaş çıkalı 1 haftayı geçti. Ondan sonraki anketlerde AKP’nin oyları hala % 40 civarında görünüyor. Bununla da, MHP’yi de katarsak, hala halkın yarısından çoğunun hala savaşa karşı olmadığını görüyoruz demektir.
Peki, tersinden bakalım o zaman:
Halk savaşı neden ister?
Çünkü:
Savaşın sonuçlarını bilmez. Halk, yaptığı hemen hiçbirşeyin sonucunu düşünmez ve bilmek istemez. Sorumluluğunu da almaz. O nedenle devlete ve hükümete yaslanır. Onun için oy vermek, bunun içindir.
TC’nin halkının rahat bir tarafına battı. Hem de feci battı.
TC halkı savaş unuttu. Hem de çok unuttu. Savaş görmüş bir kuşak şu an yok.
32 yıllık liberalizmden sonra halk, artık sınıf atlama hayalinin bittiğini gördü gibi.
Örnekleme:
1982’de Sirkeci-Halkalı banliyö treninde bir evsiz görmüştüm. Şöyle diyordu sesli olarak:
“Savaş çıksın. Ölen ölsün. Sağ kalanlar doyar o zaman.”
(“Doyayım” dememişti, o kesin.)
Bunu şöyle diyelim şimdi için:
“Savaş çıksın. Ölen ölsün. Ben sağ kalayım. Yeniden sınıf atlayabilirim o zaman.”
Devam:
Kapitalizm, hemen her dominant hegemoni gibi, varlığını savaşa dayandırır ve savaşla sürdürür. Savaşla da bitirir, o ayrı konu. (Ancak bu, kapitalizmin sonunu şu an geldiği anlamına gelmez.)
Çünkü:
Savaşlarda işsizlik negatiftir. İnsanlar bedavaya, hatta ‘vatan millet Sakarya’ için, üste para vererek çalışırlar ama bunu barışta yapmazlar. Yani savaş, artı-sömürü için gayet uygun bir araçtır.
Daha devam:
Tayyip gitmek istemiyor. Seçimden önce de bu olasılık vardı ama en düşük olasılıkla. Zaten HDP = % 13 de epeyi düşük bir olasılıktı. Şimdi olasılık bitti, gerçek var ortada. Gayet de, pragmatik ve oportunist bir gerçek.
Ne olur peki?
1983-2013 arasındaki 100 bin ölü gibi olur. Belki 5 senede olur bu kez.
Sınırlar fiilen silinir.
Her tür kriminalite, sivilsel ve devletsel olarak kronikleşir. Aslına bakılırsa da, çoktan kronikleşti bile.
Para bu tür ticaretten edinilir. Harp zenginleri bolarır.
Çok göçmen olur. TC’nin nitelikli nüfusunun önemli bir bölümü, özellikle gençler ülkeden kaçar.
Turizm fiilen sıfırlanır.
Üretim artar.
Nüfus az azalır.
TC’nin 10 milyon emeklisi ve 20 milyon vasıfsız-altı genci pek azalmaz.
TC emperyalist olmayı bu kez öğrenir. Aslına bakılırsa, öğrendi bile. AKP’nin görünürdeki ters köşeye yatırışı ama aslında göstere göstere savaşı herkese sokuşu, bunun dolaylı göstergesi bizcesi.
İran dışında bölgede TC’ye el ense çekecek kimse yok. Dominant abi oluruz.
TSK savaşmayı yeniden öğrenir.
TC, 10 (yazıyla on) yıl daha yitirir.
Sonrası reform, çakma bir sosyal demokrat iktidar, vd, vb...

2023’e belki 2. Cumhuriyet ile gireriz, belki giremeyiz, 2028’e kalır o iş ve çok geç olur. 2029 Krizi, 2015’te bile ayan beyan ortada çünkü.

Pazar, Temmuz 26, 2015

Drone Sniper

Bu da oldu:
“Küçük bir insansız hava aracına (drone) yerleştirilen yarı otomatik silah, ABD Federal Havacılık Dairesi’ni harekete geçirdi.
Connecticut’ta makina mühendisliği okuyan 18 yaşındaki Austin Haughwout isimli öğrencinin, ‘drone’dan ateşlenen yarı otomatik silahının videosu sosyal medyada hızla yayıldı.”
Bu ne demek?
Bu videoyu 10 milyon kişi gördü demek, Türkiye’dekiler dahil.
Peki o ‘drone’, patlayıcı dolu olarak, Suruç’ta havadan kullanılsaydı ne olurdu?
Bin kişi ölürdü.
 (Not: 2013 Taksim Gezi’de bir ‘drone’, bir fotoğrafçı tarafından çekim için kullanıldı ve polis tarafından vurularak düşürüldü.)
Uzun süredir silah ve toplu öldürme biçimleri tasarlarım ve aynı zamanda bunların nasıl engellenebileceğini de.
Her tür teknolojiyi anı anına izlemeye çabalarım.
Bir gelecekbilimci olarak etkilerini öngörebilmek için.
Suruç’taki canlı bomba, 1975 Sri Lanka momentli (sanıldığı gibi Filistin değil); ‘drone-sniper’, 2015 momentli.
Eğer, devlet veya kontr-terörist isen, onu engelleyebilmek için, teröristin şu anki momentini bilmen yetmez, 1-2 yıl sonraki momentini de tahmin edebilmen gerekir, satrançtaki çoklu hamle tahminleri gibi. Yani, ABD polisinin bunu 2013’te falan öngörebilmesi ve önlem almış olması gerekirdi, şu anki ‘drone’ları izlemenin yolları var, çünkü kullanıcının yakında olduğu uzaktan kumandalı sistem kullanıyorlar. Ancak, önümüzdeki 1-2 yıl içinde uzun menzilli ‘drone’ yapılacağı kesin. Hatta, sinyali kamufleli ‘drone’ yapılacağı da kesin. Hatta, günışığında görünmeyen ‘drone’ yapmak bile şu anda mümkün, ses desen, zaten kent gürültüsünde kamufledir.
Şerh: 2003 Kasım İstanbul’da (2 x 2) idi, (2 x 2) + (2 x 2) oldu gibi 2015 Temmuz Suruç’ta. Yani, teröristler gerçekten evriliyor, özellikle de silahsız savaşı icat ettikleri 11 Eylül 2001’den sonradır.

Bu böyle biline.

Salı, Haziran 23, 2015

IŞİD'in Anti-BOP'u



IŞİD stratejik olarak Dünya’yı 3 halkaya ayırmış:
Bir:
İç Halka:
Irak ve el-Şam (Suriye).
İki:
Orta Halka:
Geniş anlamıyla Orta Doğu ve Kuzey Afrika (ama anladığım kadarıyla Doğu’da pek pek Pakistan dahil ama diğerleri değil).
Üç:
Dış Halka:
Avrupa, Asya ve ABD.
Bu, tersinden bakılınca, tam da ABD’nin BOP projesi.
Yani, IŞİD o projeyi tam tersinden okuyor.
Eh, bir kitap tersinden okununca da anlamlıdır. Haa, başka anlamlı olabilir ama anlamlıdır yine de.
Her halka ayrı askeri stratejilere sahip: Geleneksel savaş, gerilla savaşı ve terör saldırıları. Bu stratejilerin üçü birden, İç Halka'da etkili bir şekilde kullanılıyor.
Buna muhalefet şerhi:
IŞİD, İç Halka’da gayrınizami savaşın henüz denenmemiş türlerini ve artı stratejisizliği kullanageldi bugüne dek. Yani, ne yapacağının bilinmemesi de, bu nedenle. Askeri kitapta olmayan bir savaş türünü, generaller anlamaz pek. Olanları da anlamazlar ya, neyse. 11 Eylül’de o anda ilk kez yapılan silahsız savaşı çeneleri düşmüş olarak izlemişlerdi naklen yayında, bizzat seyrettim.
11 Eylül 2001 günü, Dünya savaş tarihinde yepyeni bir sayfa açıldığını tam da o gün yazdık.
O günkü silahsız savaşla, Sun Tzu’sundan Clausewitz’ine dek, tüm klasik strateji kitapları değillendi.
Artı, Makyavelli-Neçayef ekseni 8tez-antitez ikilisi de / diyalektiği) de aşıldı.
Sonra, topyekun imha savaşına yeni sayfalar eklendi.
Tüm bunlar, ABD’nin neo-globalist neo-liberal yaklaşımıyla birlikte devreye sokula, ABD Askeri Stratejisi 2000’in adımlarına şerh idi ki o plan 1985 tarihlidir.
Yani,
Einstein’ın deyimiyle:
Üçüncü Dünya Savaşı, taş ve sopa ile olmakta. Milenyumdan eski Tatar Yayı, modern silah Kalaşnikof’a alternatif olmakta şu sıralar.
Bunlar, 2010’a kadarki adımlardı.
Ondan sonra IŞİD, devreye girdi.
Birçok hatası var.
Birçok artı-değer bilgi yarattı.
En boş noktaları, geçici olmaları.
Bu denli acımasız olabilmelerinin nedeni de o.
2015 gibi başka bilgiler de devreye girdi bizcesi. (Bunu öğrenmeyi sonraya bıraktık şimdilik.)
Marksistlikten Müslüman’lığa dönüşmüş terörist Çakal Carols, 1991 gibi, İkiz Kuleler’i yıkmayı planladıklarını anlatır ‘Devrimci islam’ kitabında.
Ancak, artık o da aşıldı.
IŞİD, bizcesi her an amorf bir biçimde metamorfozlayan bir savaş makinası.
İçinde, Batılı paralı askerleri, Batılı beyaz Müslüman ceylanlar, El Kaide’den ve Hizbullah’tan dönenler, Saddam’ın eski askeri üst düzey kadrosunun bir bölümü gibi, 5 benzemez ötesi bir karışım var.
Bu, BM askeri koalisyonu veya 2. Dünya Savaşı birleşik orduları gibi bir şey değil.
Bu, öngörülemeyen ve kendini de öngörmeyen, spontan ve enstantane bir askeri gidişat.
Kısa vadede kesin kazanır, uzun vadede kesin kaybeder.
Ancak, geriye muazzam kıymette veriler bırakır / bırakacak bizlere.

Onları da 10 yıl sonra okuruz.

Çarşamba, Mart 25, 2015

Ateşkes Bitti



Vakıa aynı ama rivayet muhtelif:
“TSK’nın Mardin’de operasyon yaptığını belirten Önder, ‘Mardin’de valinin onayı, yani hükümetin de oluruyla başlatılan operasyon ateşkes koşullarının ağır bir ihlalidir’ ifadesini kullandı.”
“TSK tarafından yapılan yazılı açıklamada PKK’lıların saat  13.25’te Dağlıca / Yüksekova / Hakkâri Bölgesindeki askeri  unsurlara üç adet havan atışı yaptığı belirtildi. Açıklamada ‘Dağlıca’da bulunan havan tespit radarıyla belirlenen söz konusu havan atışlarının yapıldığı hedefler, 155 mm Fırtına Obüsü ve 120 mm havanlar ile derhal ateş altına alınmıştır’ denildi.”
Not bilgi: İlk haber, ikincisinden daha sonra yayına girdi.
Böyle olacağı belliydi:
Kandil, tarih olarak Nisan 2015’i vermişti.
Birileri, provokasyona dikkat edilmesini ister olmuştu.
Sorun şu:
Seçime silahların gölgesinde gireceğiz.
Peki, silahların gölgesinde HDP baraji geçer mi?
Baraj % 10.
Kürt seçmenler de % 10.
Eh, Kürtler’in % 100’ü HDP’ye oy vermez.
Eh, yarı-bunak 68’lilerin önemli bir bölümü bu gidişatta vazcayar.
Yani, sonuç baştan belli.
Da, 8 Haziran 2015 sabahı, ne halt yeriz toptan?
Çıkış:
Ben, en başından beridir önesürdüğüm, AKP’nin HDP’nin barajı geçmesine izin vereceği ve onların çoktan anlaştığı savındayım hala.
Başlar sevişir, ayaklar savaşır ve ölür.
Sorun akrepte değil, kurbağada...

Sorun başlarda değil, ayaklarda...

Salı, Mart 17, 2015

Çanakkale 1915 Düşünceleri


Bu düşüncelerim en az 10 yıllıktır, sözlü olarak çok dilegetirdim onları. Ancak yazılı dilegetirilmeleri, bu olayın yüzüncü yılında mümkün oldu tesadüfen.
Fragmanlar:
Birinci Dünya Savaşı’nı yitireceğimizi (ve dolayısıyla ona girmememiz gerektiğini) tüm erkan subaylar biliyordu önceden, Atatürk de. Dolayısıyla, Çanakkale’nin hiçbir önemi yoktu taa kasım 1914’te.
O nedenle yapılan şey, daha savaşın / maratonun başında depar atmak oldu Çanakkale ve bu da bizi bitirdi.
İster 25 bin, ister 250 bin kişi ölmüş olsun, Çanakkale’de ölenler, bu ülkenin en elit kesimlerindendi. Galatasaray Lisesi 2 yıl mezun veremedi o yüzden. Ondan sonra da, Cumhuriyet kurulunca Atatürk, Ankara Garı’nda İstanbul treninden inenler arasında, Fransızca bilen adam arattı.
Çanakkale Savaşı’nı kazanmış gibi gösteriliyor olabiliriz ama İstanbul her koşulda işgal edildi ve işbirlikçiler her koşulda düşmanla çalıştılar.
Eğer, 1917’de Rusya savaştan çıkmasaydı, biz Kurtuluş Savaşı’nı kazanamazdık. O zaman da küllüm mafiş olmuştuk.
Bizi Birinci Dünya Savaşı’na sokan Enver Paşa’nın terekesi, birkaç yıldır ‘çerçiliğin kulağına su kaçıranlar’ın ellerinde. Belki 18 Mart 2015’te, belki ondan sonraki 1-2 ay içinde, Enver Paşa’nın herşeyi satılacak haraç mezat. E, alma mazlumun ahını, çıkar aheste beste.
17 Mart 2015 günü bir mezatta, düşmanın İstanbul işgali sırasında, düşman gemilerinde verilen balolara katılma davetiyesi satıldı (ki o baloları ve oralara katılanları Atatürk, saraylı bir hanıma izlettirirmiş). Eh, bu da tarihin bir ironisi işte.
Yine de Çanakkale savaşı, savaş tarihine ‘adam geçer, top geçmez, top geçer adam geçmez’ gibi, gerçekten tuhaf bir savunma anlayışı hediye etti.
Ancak, Atatürk’ün Çanakkale’deki ‘ben size savaşmanızı değil, ölmenizi emrediyorum’ tavrının, bugün bile harp akademilerinde övünülerek anlatılan ve ders malzemesi olarak kullanılan bir önerme olması, feci bir şey.
Çannakkale’de bizim lehimizde değil ama düşmanın aleyhinde kanıtlanan, ‘mağrur olma emperyal, senden büyük Üçüncü Dünya var’ önermesi, herhalde tarihte bir ilkti. Ve ardından Kurtuluş Savaşı da.
Çanakkale’de savaşmasaydık, ne olurdu?
Bizcesi, pek bir şey değişmezdi tarihte açıkçası.
Savaşınca da, değişmedi.
Tarihin büyük sayılar kuramı, bazan büyük açılı dalgalanmalar içerebiliyor.
Yine de, Osmanlı’nın 1930’da sürüyor olmasını istemezdik. Çanakkale olmasaydı Osmanlı bitmezdi. (Gerek idi ama yeter koşul değil idi Çanakkale.)
Özetlersek:
Başlamadan:
Olmasaydı, daha iyiydi.
Olurken:
Astarı yüzünden çok çok pahalı bir zaferdi: Pirus’unkinden bile.
Bitti, hemen ertesinde:
Bir şey değişmedi.
Çok sonra:
Bir şeyler epeyi değişti.

Dipnot: 2 dedesi de Kurtuluş Savaşı’nda savaşmış (ama Birinci Dünya Savaşı’nda savaşmamış) ve anne ve babası İkinci Dünya Savaşı’nı yaşamış biriyim. Kendisi de, muhtemelen Üçüncü Dünya Savaşı’nı yaşayacak biriyim. Metin, biraz da bu gözle okunsa gerek.

Salı, Şubat 24, 2015

Suriye, TC, Irak, İran Analizi



İran demiş ki:
"Amerika, İngiltere ve Fransa; 'NATO patronları' olarak, Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün Krallığı ve Türkiye Hükümeti açıkça; terörist ve katil İsrail rejimi, bazen açık ve bazen gizli bir şekilde, Suriye'de Özgür Suriye Ordusu’nu kurdurup, ardından tekfirci terörist örgütleri geliştirdi. 'Özgür Suriye Ordusu' ise, Suudi Krallığı ile Katar petro-dolarlarıyla beslenip, Türkiye topraklarında karargah kurarak silahlandırılıp, Suriye halkına ve hükümetine katliam, terör ve yıkım dayattı. Özgür Suriye Ordusu, ardından bütün tekfirci terör örgütlerinin kurulup silahlanmasına kaynaklık etti. Böylece, Suriye'de terörizm ateşi yaygınlaştırıldı. Süleyman Şah Saygı Karakolu da son 2 yılda tekfirci vahşi IŞİD'in kontrolü altına girdi. IŞİD, bölgedeki Alevi, Sünni, Kürt ve Araplar'ı katliamdan geçirirken, Süleyman Şah Mezarı'na dokunmadı. Çünkü, Suriye'nin kuzey bölgeleri IŞİD ve diğer tekfirci terör örgütlerinin denetimindedir. Türkiye Hükümeti, Suriye devleti ve hükümetini düşman olarak nitelendirip, angajman kurallarını değiştirerek, sınır boyu tekfirci teröristleri koruma altına almış bulunuyor. Bu nedenle IŞİD, bu mezara ve saygı karakoluna hiç dokunmadı. AKP hükümeti defalarca Amerika ve batılı ülkeleri Suriye'yi işgal etmeye çağırdı. Hatta, Türkiye Dışişleri Bakanlığı gizli toplantısında Suriye'den Türkiye'ye füzeler fırlatılması planlandı. Bundan amaç, Türkiye'nin tek başına yapamadığını, NATO ve Amerika'yı devreye sokarak Suriye topraklarına girmek ve doğrudan savaş başlatmaktı. Fakat bu plan da suya düştü."
‘Böylece’ye kadar doğru. Ancak, bizcesi bu konudaki hesaplar yanlıştı ve tutmadı da. Dikkat edilirse, Afganistan’dan Irak’a ydjjs ABD ağırlıklı hiçbir plan, 1991’den sonra tutmadı, tutamadı. Reklam planı bile hedefini % 50 bulur ama burada % 50 isabet yok, % 25 belki.
‘Böylece’li tümce geçersiz:
Çünkü, Suriye’de isyan ateşi hep vardı, taa 1960’lardan beridir. Esed, Suriye’nin tamamına arada bir hakim olamadı. Dış yardım gelince, olay yaygınlaştı yalnızca. Yani, olay taşıma suyla yapıldı, o doğru.
‘Böylece’linin doğrusu şu:
Tümüyle teknik bir hata olan Arap Baharı planı kronolojik sıralamasında, Suriye yanlışlıkla İran’ın önüne alındı. Böylelikle İran paçayı kurtardı, şu an hayt hoyt yapıyor ama bir ara kılıcın epeyi altına girmişti kellesi. Ki yine oraya girebilir yakın gelecekte. Ki oradan da Pakistan’a doğru devam even bir projedir BOP ve Arap Baharı ertesi.
Türbe konusu, yeni gündeme sokuldu. TC açıkladı ki daha önceleri de 3-5 kez türbenin yeri değişmiş. Zaten şu an alınan Türbe değil, yalnızca içindekiler, Türbe binalarını TC yok etti.
Görüldüğü gibi, gereksiz bir sürü takla var. Konu kamuoyu ise, şu an verdikleri bilgiler onları ipe götürecek cinsten, nasıl bir kamuoyu oluşturma politikası uyguladılarsa, hangi akla hizmet ettilerse. Herhangi bir AB mahkemesi, bu yapılanlara ilişkin, bunu yapanlara çok rahat yakalama emri çıkartır. Bunları yapanlar da kaçarlar, Arap ülkelerinde sürgün yaşar üç buçuk üç buçuk.
Devam:
TC, Suriye hükümetini ve Esed’i düşman mı, dost mu sayacağı konusunda feleğini şaşırdı ki bu tümden Tayyip’in hatasıdır. Tayyip’in Beşar ile fotoları hala internette duruyor. Emine de Esed’in eşiyle elele diz dize pozlar vermişti.
TC, bir adım daha ileri giderek, Suriye ve Esed düşmanlığını abarttı. Şu an ABD ve AB, Esed’i yerinde tutmak istiyor ama Tayyip buna karşı. Neden karış olduğu da belli değil.
Gelelim metnin asıl konusuna:
TC, IŞİD, PKK işbirliklerine ve çatışmalarına:
Suriye’de ve Kürtler’de 3’er odak bulunduğunu yazmıştık daha önce.
Hesaplayın, onlarca permütasyon etmektte, düşmanlık ve işbirliği olasılıkları olarak. Bunların en az yarısı, yaşandı, yaşanıyor ve yaşanacak durumda. Hepsini tamamlamaya, ömür de tarih de yetmez, yoksa onu da denerlerdi, adı üzerinde: Dene ve yanıl ama öğrenme.
Bizim tezimiz şu: TC, hem IŞİD’i, hem de PKK’yi kendine düşman etmeyi başardı ve bu ikisi birbiriyle savaş halinde. Bu da TC’nin uluslararası / dış savaşı henüz beceremeyeceğini imliyor şimdilik. Ancak TC, yine dene-yanıl ile öğrenecek ama çok yavaş.Olsun, IRA savaşı 150 yıl sürmüştü, PKK savaşı henüz 31. yılında.
TC açısından en büyük sorun, bir gün olabilecek IŞİD-PKK  işbirliğinde: O zaman tuvalet kağıdı oluruz. Da şimdilik uzak olasılıklı bir durum bu.
PKK için en büyük sorun, kendi içlerindeki 3’lü bölünme ve bu sonun başlangıcı. Yani, ülke kuramama sonunun başlangıcı.
IŞİD ise geçici bir oluşum. Yerini kuşkusuz başka örgütler alacak ama o varlığını ve sürmesini yalnızca konjonktürün boşluklarına borçlu.
Yani:
PKK-IŞİD işbirliği çabası şu an başlasa, yine de IŞİD’in ömrü yetmeyebilir bunu becermeye.
Yani:
TC metamorfozlayacak.
PKK, bölünecek ve az metamorfozlaycak.
IŞİD tümüyle metamorfozlayacak.
Suriye, TC, Irak ve iran için baki kalan kaos olacak, en az 50 yıl daha.
Suriye ve Irak de facto bitti.
TC de facto bit(e)miyor. Global konjonktür buna uygun değil.
İran yakın gelecekte az bitecek. (İran’ın parçalanma planı, Büyük Azerbaycan’ı içeriyor ama o imkansız bir hayal bizce.)
Yani mecazla söylersek TC, Fetret Devri biter bitmez, İstanbul’u fethedecek. Neo-İstanbul’un fethi süreci, en az 10 devletçiğin TC’ye gönüllü ilhakı anlamında olacak (Acaristan, Gagavuzistan ve Nahcıvan, bu konuda TC’ye başvuralı onyılı geçti). TC emperyalist olacak ve bu Pirus Zaferi’nden daha ağır bedelli olacak.
İşte son piyon hamlesi (Türbe), satranç tahtası geneli panoramasında bunları imliyor.

Ve daha asıl maç yeni başladı.

Perşembe, Kasım 20, 2014

Tavşana Kaç, Tazıya Tut



Murat Yetkin basınsal omo beyazı kuvetlerdendir. Yani yazdıkları, duble eleştirel gözle okunmalıdır. Biz de öyle yapalım:
“... Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütünden önce, Beşar Esad’a bağlı Suriye ordu birlikleri, ülkenin ikinci büyük şehri Halep’e girebilir.
Buna tam olarak ‘düşme’ değil, belki ‘geri alma’ denebilir.
...
Esad güçleri, Halep’in Kuzey-Batı kesiminde yaklaşık 5 kilometrelik bir bölümde kuşatma uygulamıyorlar; burayı adeta şehirde kalanlara bir tür kaçış yolu olarak açık tutuyorlar.”
Yani:
Yani  Yetkin, kendisine yayınlaması için iletilen ‘beyaz gürültü bilgi’yi yayınlıyor.
Yani, bu bilginin altyazısı var, üstyazısı yok.
Yani ABD, tavşana kaç, tazıya tut, yapıyor.
Yani Esed, tazı benim tavşan tüysün, diyor.
Yani hem ABD, hem Esed, TC’nin başına 1 milyon kişiyi daha bela ediyor.
Yani Esed ve ABD işbirliği yapıyor.
Yani Yetkin, bu altyazı bilgiyi görmezden geliyor.
Gelecek program yorum:
Arap Baharı, amuda kalktı, kış oldu.
AB, ortadaki sandık gibi.
İran-Suriye işbirliği yeni gelişmelere gebe.
Zorlanan potansiyel yeni Çin-Rusya işbirliği, yepyeni belalara gebe. Anımsayalım: ABD eski Yugoslavya’da Çin konsolosloğunu vurdu ve ardından 2001 oldu, o gökdelenlerin askeri stratejik bilgisi bir tek Çin’de vardı, çünkü Çin o bilgileri çalmıştı.
Kürdistan, kimbilir hangi yeni bahara kaldı.
TC, son şansını da kullandı. 2015 seçiminden sonra, ‘vur patlasın, çal oynamasın’lı ekonomik kriz geldi artık, yani süreç artık geri döndürülemez.
Yorumun yorumu:
Bu durumda IŞİD’sel bölge, önümüzdeki 1 yılda makro problem yaratamayacağı için, yeni global kriz bölgeleri yaratılacak demektir kapitalist babamızın sonbahardan kışa’sı olarak. Bu işten en çok Ukrayna zarar görecek tabii ki. Yeni ‘silkelenen keriz’, o oldu gönüllü olarak.

Tüm bunlar, gelecekbilim açısından tümüyle boş gösterge, yani tümüyle zaman yitimi. Ne Arap Baharı’nın bitişi yeni, ne ABD karşıtlığı yeni, ne TC’ye yeni nüfus göçleri yeni, ne Ukrayna iç savaşı yeni, ne Suriye-İran işbirliği yeni...

Cumartesi, Kasım 08, 2014

Yeni Soğuk Savaş Geliyor



Bunu ben söylemiyorum, Glasnost mimarı Gorbaçov söylüyor.
“Sovyetler Birliği’nin eski lideri Mihail Gorbaçov, Berlin Duvarı’nın yıkılmasının 25’inci yıl dönümünde Batılı ülkeler ile Rusya arasında güven ortamının çöktüğünü belirterek, ‘Dünya yeni bir soğuk savaşın eşiğinde’ dedi.”
Yine de, durumu eksik tanımladığını söyleyebiliriz:
Bir: Eski SSCB’yi çökertmek, sanıldığının tersine, ABD’de de kalıcı hasarlar oluşturdu.
İki: Çiftkutuplu Dünya yerine, tekkutuplu Dünya’nın daha kötü olduğunu deneyimle gördük. ABD ise, tekkutup olarak çiftkutubun da ödeyeceği bedeli duble ödedi.
Üç: Reel sosyalizm gerçek anlamda bitmedi. Öyle olsaydı, 25 yıl sonar Doğu Avrupa’da eski komünist partilerin devamı / mirasçısı olan partiler % 20 oy alamazdı.
Dört: ABD olsun, AB olsun, yeni Rusya’ya çok acımasız davrandı. Putin bunun intikamını alma hakkına sahip duruma geldi ve 2024’e kadar başta.
Beş: Dolayısıyla, bu yeni ve müstakbel Soğuş Savaş ,eskisinden daha yıkıcı olabilir: gorbaçov’un gözden kaçırdığı en önemli nokta bu.
Gorbaçov’un gözden kaçmış geçerli tespitleri de var:
"Ben Almanya’nın tarafsız kalmasından yanaydım. Başkan Bush karşıydı. Bana, ‘Almanlardan korkuyor musunuz?’ diye sordu. Bush, Almanya’nın NATO’ya dahil edilmesini istiyordu. Bu şekilde Almanya’yı kontrol edebileceklerdi. Ben de ona şunu söyledim: Öyle anlaşılıyor ki Almanya’dan korkan sizsiniz."
Daha doğrudan ifade: Hitler Almanya’sı her ne idiyse, Adenauer Almanya’sı da oydu, Merkel Almanya’sı da o. 2 dünya savaşında yenilip hala ayakta kalmayı, ABD bile beceremezdi ama Almanya becerdi.
Hitler ve Stalin, kısa da olsa anlaşmışlardı. Merkel ve sonrası Putin ile anlaşırlarsa, Dünya asıl o zaman yanar ve (yeni Soğuk Savaş ile) donar.

Kıssadan hisse: Böylelikle tarihin tekerrürlerini bir kez daha ve yine farklı örüntülerde izlemiş olduk.

Pazar, Kasım 25, 2012

Ticaret ve Savaş


Nedense, ticaretin barışçı bir şey olduğu sanılıyor.

Öyle mi?

Bu konuda en eğlenceli örneği Vikingler veriyor:

Yeni bir kavimle karşılaşınca, önce onlarla savaşıyorlar, onları yenemezlerse, onlarla ticaret yapıyorlar: Bence adil bir yaklalışm.

Bilinen en eski ve en uzun ticaret rotası İpek Yolu. Neredeyse binyıllar boyunca; soyan (haydut), soyulan (kervancı) ve koruyan (asker) olarak, acaba kaç milyon kişi o yolda can verdi?

Ne için?

Birileri rektumunu ipek mendille silsin diye. (Lüks malların bazı kişiler için, yemekten daha acil olduğunu biliyorum.)

Daha da abartlı bir örnek var:

Cezayir-Senegal arasındaki, 50-55 gün süren ve dünyanın en büyük ve en acımasız çölünün (Büyük Sahra’nın) geçildiği ticaret rotası: Develerin yarısı telef olurmuş o yolda.

Dünya’da / tarihte ne kadar oranda savaşta, savaşçıların veya atların yarısı öldü ki?

Bu yol da binlerce yıldır varmış.

Tarihteki en büyük salgınlar, o çok ünlü Avrupa veba salgını da dahil olmak üzere, hep ticaret yolları üzerinden yürümüş. Tüm tarihte salgın hastalıktan ölüm oranı tüm nüfusun (100 milyar kişinin) dörtte biri imiş.

Hangi savaş 1 milyar kişi öldürdü ki?

Mahşerin 4 atlısı vardır:

Savaş, salgın, kıtlık ve ecel.

Diğerlerini açımladık. Bugün ticaret adına (turizm dahil), kaç ülkenin halkları kıtlık çekmekte?

WHO ve FAO, biyoyakıta geçme nedeniyle birkaç milyar kişinin açlığa sürüklendiğini çoktan açıkladı bile.

Kahve, kakao, tütün, vd doyurmayan bitki plantasyonları, doymak için gerekli bitkiler üretilecek alanları doldurup, kaç milyon kişiyi açlığa sürükledi acaba?

Nasıl ki savaşmayıp sevişmek, nüfus fazlalığı yaratıp, bizi darma duman ediyorsa; savaşmayıp ticaret yapmak da, bizi darma duman etmekte.

Dipnot: Bu metin, tam da dünya global ticaretin kırılma noktasına gelip, 3-5 yıl içinde yarıya düşüp, milyonlarca kişiyi işsizlikten sokağa dökmek üzereyken yazıldı. İşbu metnin yazarı, bunun tarihsel bilincinde, kaydını düştü ve o seçeneği yeğliyor: Ticaret devesine diken, ticaret insanına liken.

Cuma, Kasım 23, 2012

Eski Savaşlar, Yeni Silahlar




Savaş bildiğiniz savaş, binyıllardır sürüp gitmekte. Silahlarsa bir acaip, habire değişmekte.

Skorsky nam şahsın icadı olan helikopter, o yaşarken de, o öldükten sonra da bir türlü mükemmel duruma getirilemedi. Konu yüzyılı aşkın bir süredir çözülemedi. Bir olasılık, zeplinlerin modifikasyonu ve dikine inip kalkan uçaklar, helikoptere değişik ve kalıcı bir çözüm getirebilecek.

Konumuz açısında çok ilginç 2 örnek var, 2’si de ülkemizle ilgili:

Bir: PKK icadı olan, omuzda taşınabilir ve ateşlenebilir helikoptersavar.

“Operasyonda ele geçirilen mühimmat ve malzemelere ilişkin bilgilere de yer verilen açıklamada, PKK  mensuplarınca helikopterlere karşı kullanılmak üzere üretilen 1 adet el yapımı 'zagros' silahı...”


Bu silahın dürbünü, tetiği ve namlusu, 3 ayrı silahtan sökülüp monte edilmiş.

Bu, Somali icadı, omuzda taşınan ve soba borusundan bozma LAW’dan sonra, ileri teknolojiye geri teknolojilerin uyarlama yanıtının diğer bir örneği olmuş.

İki: Tatar yayı olarak da anılan, çok eski bir silahın yeni bir modikifasyonu.



O silahı kullanan bizim ordumuz olmakta. (Linkteki ve metne ek konmuş foto da onun.)

Üç: Yıllardır ikisinin karışımı bir silah düşlerim: 10 kiloluk bir patlayıcı kullanacak ve omuzda taşınabilir, artı sessiz bir silah. Bununla, gerekli öndüzenekleri kurarsan, İkiz Kuleler’i tek başına aşağı indirebilirsin veya İstanbul’u atombombalayabilirsin.

Asker milletiz vesselam.

Peki, hangisi daha etkili?

İlki ile helikopter düşürürsün, medyada haber olur, moral bozar.

İkincisi ile önderlerden birini öldürürsün, adamın kendi bile öldüğünü anlamaz.

Üçüncüsü, daha yapılmadı ama bir şey düşünüldüyse, muhakkak yapılır, hele hele bir silahsa.

Terör ve medya geştaltı: Bu da, başka bir metnin konusu olsun.

Dipnot: Benim gibi asker kaçağı ve bedellici olan Engels de, silah tasarımı ile yakınen ilgilenirmiş vesselam.

Perşembe, Kasım 15, 2012

İstanbul'a Atom Bombası Atılırsa Ne Olur?





Türkiye bitmez. Ayakta kalır.

Ankara ayakta kalır. Atom bombası atana, atom bombası atar.

15 milyon kişinin tamamı ölmez. İstanbul 1,5’ar milyon kişilik 10 merkez ve 1.000 kilometre karelik yayılım içeriyor. 1-1,5 milyon kişi ölür.

Eğer sanayi merkezi olan doğu taraf bombalanırsa, siviller zarar görmez ve tersi de. Bombanın çevresinde 10 kilometre çapında bir boş çemberin çevresine yeni İstanbul genişler. Bu da kuzey ve kara tarafı demek. Zaten er geç oraları katledecekleri için, sonuç pek değişmemiş olur.

İstanbul Boğazı ortadan kalkabilir ya da tersine genişleyebilir. 2 uca da 150’şer metrelik tepe yaratacak bombaların yeraltından yukarı doğru patlatılması gerekir. O zaman da atom bombasının radyoaktif etkisi azalır.

Her durumda Karadeniz ve Marmara ölür. Ege ve Akdeniz 5 yıl sonra ölür.

Sanayi % 15 zarar görür.

Tarım pek zarar görmez.

İşgücünde ve hizmet sektöründe sıkı bir ferahlık olur. Hatta yurtdışından kalifiye eleman ithali başlar.

Ekonomik zarar 400 milyar dolar civarında olur. Bunun 100 milyar dolarını yurtdışındaki Türkler telafi eder. 100 milyar dolarını da uyuşturucu ticareti telafi eder.

Geri kalan açık ve daha önceki borçlar nedeniyle, Türkiye geçici konkardato ilan eder. BM, Dünya Bankası ve IMF Türkiye’yi yeniden hızla borçlandırır.

Yeniden yapılanma için deprem beklenir. Bir olasılık deprem bombadan sonra hemen olur. Ortalık daha da boşalır.

Böylelikle 1. Cumhuriyet’i gömeriz. 2. Cumhuriyet başlar.

Pek de fena bir senaryo gibi görünmüyor. Şu bombayı kendimiz mi atsak, ne yapsak acaba?

Perşembe, Eylül 06, 2012

Savaş Sektörü


Malumunuz 2011 yılı, 1945’ten bu yana en savaşlı yıl sayılmıştı.


Tabii, bir yerde kan akıyorsa, o işten kimin çıkarı var, diye bakmak gerekir, polisiye roman hesabı.

Hesaplar ortaya çıktı:

“Arap Baharı sonrasında Ortadoğu'daki çatışma en çok ABD'ye yaradı. ABD'nin 2011 yılındaki silah satışı bir önceki yıla göre üçe katlandı. ABD'nin en iyi müşterileri ise, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman oldu.

ABD Kongresi tarafından hazırlanan bir rapora göre, ABD 2011 yılında silah satışını bir önceki yıla göre üçe katladı. 2011 yılında dünya genelinde 85,3 milyar değerinde silah alımı gerçekleşti. ABD'nin bundaki payı ise tam 66,3 milyar dolar.”


Yani, dörtte üçü.

1992’den bu yana, ABD’nin evdeki hesabının çarşıya uymayan biçimi olmak üzere, silah satışları azalıyordu, çünkü Soğuk Savaş bitince, eski SSCB’nin neden olduğu savaşlar da azalmıştı ki bu da savaşların % 40 gibi azalması demekti.

Dünya’da savunma sektörünün yıllık harcamaları 1,1 trilyon dolar civarında.


Dikkat edilirse, silah satışları bunun % 10’undan aşağıda ediyor. Bu önemli bir ayrıntı.

Burada önemli 2 nokta var:

Bir: 100 milyar dolarlık silah satılsa da, ABD’nin açığı 10 trilyon doların üzerinde, yani silah satışının 100 katının üzerinde.

İki: O silahların sivil ekonomiye verdiği zarar ise, kuramsal olarak sonsuz durumda. Arap-İslam ülkeleri daha petrol bitmeden, daha içine katılmaya fırsat bulamadıkları tarihin dibine şimdiden feci biçimde gömülmüş oldu.Artı, yıkılanları yapmak yine ABD’li şirketlere kalıyor.

Burada, ‘azalan girdiler yasası’ da işlemiş oluyor.

ABD’nin giderek daha dibe batması de kesinleşmiş oluyor.

AB ülkeleri rahatça enerji üretimlerini nükleer enerjiye kaydırabilirler tümüyle.

ABD gerçekte birtek Çin’i zarar vermiş oluyor. O da, Çin-Japon Denizi’nde, Rusya’nın Sibirya’da ürettiği türden bir yeni çözüm / çıkış yolu yaratacak gibi.

Dünya ekonomisi böylelikle budanmış oluyor, yani bizim belediyelerin usülünce ortadan katledilmemiş oluyor. Budanan bitkiler daha uzun yaşar. Böyelikle olan yalnızca ABD’ye olmuş oluyor, onun onca yıkımına karşın...

Güle güle ABD: Tarih seni kubur olarak anımsayacak.

Pazartesi, Ağustos 27, 2012

Tampon Neremize Girecek?


Sonunda Suriye’de tampon bir bölge oluşturulmasına onay çıktı gibi.

“Türkiye'ye sığınan Suriyeli sayısının 65 binin üzerine geçmesi üzerine, hükümet Suriyeli sığınmacılara ‘sınırın 0 noktasında yardım yapılması’ konusunda karar verdi. Karar, ‘tampon bölgeden önce son adım’ olarak nitelendiriliyor.”


Daha önceden (Mayıs 2012’de) ABD’li bir stratejist tarafından bunun Türkiye’nin zararına olacağı önesürülmüştü.


İronik durumlar:

Fisk, ne 3. Dünya veya Kürt özgürlükçü tarafında, ne ABD tarafında.

Türkiye, Irak’taki ve Suriye’deki Kürtler’in ekmeğine yağ sürmek için elinden geleni yapıyor ama bunun Büyük Kürdistan için katkı olacağına aymıyor.

Halepçe katlimanın Türkiye’nin dolaylı olarak yararına oludğunu da kimse pek görmüş değil.

Özal 1 koyup 3 alma uğruna, bize üçün birini aldırmıştı. O zamanki zararımız 100 milyar dolar olarak açıklanmıştı.

ABD’nin çoklu taraflı oynamaya çalıştığı ortada: Hem Türkiye’ye, hem de Kürtler’e tutmayacağı sözler vermekte beis görmüyor. Sonunda, hiç kimse ona inanmadığında, yalnızca kaba kuvvet kullanarak hiçbir savaşı kazanamayacağını da öngöremiyor.

Kürtler ise, 1250’lerde Araplar’a ve 1940’larda İran’a ihanetlerinin bedelini ne denli pahalı ödediklerini ve büyük devletlerin onları yalnızca maşa olarak kabul edeceğinin ayırdına varmamakta direniyor.

Sonuçta, bir kaşık suda fırtına ve Arap Baharı koparıldı.

Türkiye, siyaseten savaş gereği duysa da, iktisaden bunu yapacak en son durumlardan birinde olduğuna ayamıyor. İlla ki AKP 10 yıl daha başta kalsın diye, tüm hükümranlık haklırımız çiğnenirken hiç seslerini çıkarmayan iktidar mensuplarının buiden aslan yürekli rişar takılmaları eğlenceli doğrusu.

Tamam, olmayan ergi kullanalım ve tampon bölge kuruldu diyelim.

Öncelikle, bu ancak ABD hava kuvvetlerinin desteğiyle kurulabilir. Bizim uçakların kendi kendine düştüğü durumlarda olma olasılığımız var ortada.

ABD ve AB, tavşana kaç tazıya tut mantığıyla bizi dolduruşa getiriyor. Sonuçta, bu savaşçıklardan onların ekonomisi nasiplenecek ve durgunluktan çıkacaklar ki 1930’larda da benzeri koşullarda AB ve ABD Hitler’i böylesine bir biçimde dolayılı yollardan fıştıklamışlardı.

Çok demeyelim, bu savaşçık bize 100 milyar dolar daha sokar diyelim.

Suriye’yi aldık veya Müslüman kardeşlerimizi koruduk diyelim.

Ne olacak?

Bırakalım Yeni Osmanlı hayallerini, Misak-ı Milli toprakları elden gitti bile.

İşin daha da kötü yanı, neo-globalizm ve neo-liberalizm de iflas etti. Bu kez, çevir kazı yanmasın ve sola enkaz mirası devredelim mantığı da işlemeyecek. Gördük Obama’yı, kokmaz bulaşmaz bir 4 yılla, iktidarı yeniden Cumhuriyetçiler’e yıkmak arzusunda 8en azından ikincil beyin kadrosu o yolda, Obama bir maşa yalnızca sonuçta).

Ancak, nasıl ki bitmiş bir global çevreyi bırakıp 7 milyar kişiyle yeni bir gezegenin canını okumaya henüz gidemediğimiz için, nasıl kanser oluyorsak; bu acaip, ne faşizm, ne kapitalizm olan bu neo-ucube sistemle hiçbir şeyi kurtarmanın imkanı kalmıyor.

Tamam, Türkiye’de bunlara kimsenin aymasını umamayız ama be birader 10 yıllık iktidarın ardından yapılmayacak ne varsa yapmanın alemi ne?

Tampon, aybaşımıza mı girer artık, çağ sonumuza mı bilemem. Hayırlı olsun ateist ateist.

Cuma, Ağustos 10, 2012

Savaş Güncesi


Ön Açılım

Bu savaş konusu, giderek karmaşıklaşıyor. Taraflar saflarını birkaç aydır bir türlü netleştiremedi ki buna ABD bile dahil. Bir planları olabilir ama o planın yürüyebileceği tartışmalı kalır.

Bizdeki savaş taraflarına bakılınca; nötrler, taraftarlar ve karşılar olarak 3’e ayrılabilirler ama asıl kesim hala ‘bilmiyorum’ şıkkında seyrediyor. Ancak bu kez bu bilmemekte haklılar, çünkü durum gerçekten pek bilinecek gibi değil.

Yinelemeden kaçınmak için, metinlere bir süre ara verildi. Bu sürede gelişmeler oldu ama anlamlı gösterge olanına raslanmadı.

*

Haber 1

Bir beyaz kuvvetlere bakalım:

Ruşen Çakır şöyle yazmış:

“Olayları büyük ölçüde ‘askeri” ve “stratejik’ açılardan tahlil etmeye çalışan bu yazı ve konuşmalarda genellikle dört yanlışın tekrarlandığını görüyorum:

1) PKK’nın son hamlelerinin ‘Arap baharı’ ile ve son olarak Suriye’de yaşananlarla ilgisi ve benzerliği fazlasıyla abartılıyor;

2) PKK’nın Şemdinli stratejisinin kaybetmeye mahkum olduğu önkabulünden yola çıkılıyor;

3) PKK’nın bu stratejiye sürüklenmediği, tam tersine uzun bir süredir üzerinde çalışmakta olduğu unutuluyor veya ihmal ediliyor;

4) PKK’nın Şemdinli’den sonra nerede ne yapacağı / yapabileceği üzerine fazla kafa yorulmuyor.”


(5 Ağustos 2012)

*

Yorum 1

Çakır, çoklu oynayan beyaz kuvvetlerden. O nedenle dedikleri birden çok anlamda yorumlanabilir ve oldukça eğlenceli.

Kürtler’in durumuna genel olarak bakarsak:

Son gelişmelerin Kürt devlet(ler)i kurulma olasılığını arttırdığı sanılıyor ama durum tam tersi: Kürtler’in büyük devletler tarafından, bilmem kaçıncı kez olarak ihanete uğrayacağı, giderek ortaya çıkıyor, çünkü onların şimdiki planı, başta ABD’ye ve AB’ye zarar verir. Kuzey Irak da veriyor ama buna yavaş ayacaklar. Çakır kuşkusuz bunların derdinde değil.

Çakır’ın yanıldığı en temel nokta şu: Kürt askeri kuvvetlerinin uzun dönemli bir askeri stratejisi olması mantıklı değil; çünkü, eğer öyle bir şey olursa, hemen tüm uzun dönemli stratejiler gibi tahmin edilebilir olur, çünkü bu dar alanda permütasyon-kombinasyon sayısı çok sınırlı durumda; artı, zaten gerilla olmak, kısa dönemli davranmayı gerektirir, artı zaten proto-feodal olmak, kısa dönemlilikte kalmayı gerektirir, beyinsel ve kültürel zihniyet olarak ki Kürtler’de de 30 yıldır öyle geldi ve gidiyor.

Ancak Çakır, konunun fay hatlarını iyi izliyor. Onun dediklerinin negasyonu (tam tersi demek değil bu) bize epeyi gösterge veriyor. Örneğin, Kürtler’in Kürt Baharı kisvesine sarılacağı gibi ki bu Türkiye için stratejik açıdan büyük bir avantaj, hem de düşmanın verdiği bir avantaj. E, hep Türkler askeri hatalar yapacak değil ya.

(6 Ağustos 2012)

*

Haber 2

Bir de ulusalcılara bakalım:

Hasan Pulur şöyle yazmış:

“Sırada Suriye Kürtleri var, Türk sınırının hemen arkasında, yeni bir Kürt devleti...

Başbakan haklı bir telaş içinde:

‘Gereken adımlar zamanı geldiğinde atılacak. İstim üzerindeyiz. Hayali haritalara eyvallah etmeyiz.’

Kim anlatacak?

Başbakan, ‘Kararlılığımızı kendisine anlatacağız’ diyor...

Eyvah ki eyvah!

Yine, sıfıra sıfır, elde var sıfır...”


(30 Temmuz 2012)

*

Yorum 2

Eh, böyle ülkeseverlerimiz oldukça, sırtımız yerden kalkmaz tabii ki...

Pulur’u 45 yılı aşkın süredir okurum. İnanılmaz düz, inanılmaz sığdır. Arcayürek gibi, sudaki balık denli, içinde yaşadığı tarihsel  sudan habersizdir.

Örneğin, Erdoğan’ın tüm bunları yapsın diye iktidara getirildiği, gözlerinin önünde vuku bulduğu halde, buna ayamıyor.


Sonra, ‘ah ilee, vah ilee geçti bu ömrüm’ oluyor.

Ancak, onun gibilerin yararı şu:

Çakır gibilerle Pulur gibiler, 2 safta toplanıp mahalli maç yaptıkça, oyuna müdahale hakları kalmaz. Böylelikle akil adamlar, kendi aralarında adam gibi maç yaparlar. (Burada elitist dominantlık kastedilmiyor, oyunun sonucunun açıkseçik ortaya konacak biçimde oynanmasından söz ediliyor: Sanıldığının tersine, savaşların epeyinin nedeni ve sonucu yoktur, özellikle de göreli küçük olanlarının.)

Bunun yararı da şudur: Ortalık dümdüz olacaksa, adam gibi olur.

Ancak çok komik olan şu ki ABD bile artık ortalığı dümdüz edemiyor. İster ‘başkan seçimi yılı’ deyin, ister ‘hava puslu + yön belirsiz’ deyin.

Demek ki Kürtler, yani mini mini eşkiyalarımız, ortalığı bir kez daha kırıp dökecekler, yani kendi ortamlarını...

Diğer bir deyişle, 4 Kürt kuvvetinin birbiriyle dalaşması yakındır.

Salı, Haziran 26, 2012

1 Değil, 50 Uçak İçin Bile Savaşa Girilmez (İmiş)


Bir şiddetseverim ama savaş karşıtıyım da... Savaşın insanlık tarihinde en kesin çözümleri getirmesine karşın, savaşın madden ve manen en pahalı çözüm yolu olduğunu da bilirim. İnsanların barıştan çok savaşı hak ettiklerini de bilirim. Deveye diken, insana liken gerektiğini de bilirim.

Kim bilir? Kim bilmez?

Suriye tarafından düşürülen türk savaş uçağının, hala kayıp olan pilotunun babası şunları söylemiş:

“Yüzbaşı Gökhan Ertan’ın babası Ali Ertan da, Malatya’daki evinde heyecanla iyi haberin gelmesini bekliyor. Her geçen saat umutları azalmasına rağmen duygularına hâkim olmaya çalışan öğretmen baba şunları söyledi: ‘Bizim ülkemiz, ‘Bir pilotumuz öldü hadi savaşa girelim’ diyecek bir ülke değil. Bir pilot için, bir uçak için, 50 uçak için bir ülkenin savaşa girmesi bize yakışmaz.’”


Diyeceklerimin önemli bir bölümünü yutuyorum. (Örneğin, ‘kaç uçak mesela?’ gibi...)

Aklıma şu öykü geldi, eski tarih kitaplarımızda vardı:

Türk hakanların birinden Çinliler, en değerli atını istemişler vermiş, en değerli cariyesini istemişler vermiş ama bir çorak toprak parçası istenince, vermeyip savaşa girmiş.

2 öyküde de mesel şu:

Ne için savaşa girilir?

Dün tesadüfen, geniş açılı okumalarım sırasında, Wikipeda’da savaş tarihini de okudum. Oukmalardan çıkardığım en önemli mesel, savaşın olması için, belirli bir neden olması gerekmediği. İngiltere-Fransa arasındaki Yüzyıl Savaşı gibi başı yok sonu yok, nedeni çoktan unutulmuş savaşlar da var; ilkel toplumlarda sürekli savaşıp erkeklerin % 60’ının ölüm nedeninin savaş olduğu durumlar da var (bu tüm tarih için bu, % 3 gibi bir oranda).

Dünya’da yılda 1 milyon intihar nedenli ölüm var, 500.000 de (savaş dışı) cinayet nedenli ölüm (toplam ölüm sayısı 55-60 milyon gibi). Trafik kazaları deseniz, cinayetten hallice. Yani, bu durumda savaşa ölüm nedenleri arasında ön sıralarda pek yer yok. (Bunun temel nedeninin, AB’nin son 65 yıldır savaştan ısrarla kaçınması ama bunun için daha pahalı bedeller ödemesi olduğunu düşünüyorum. Evet barış, madden ve manen kimi savaştan daha pahalı olabilir.)

O okumalarda ayrıca şunu gördüm: İnsan toplumlarının % 90-95’i şu ya da bu nedenle savaşmış. (Bunun ters durumu da şu: 1. dalga Okyanusya adaları sakinlerini, 2. dalga akrabaları gelip pişirip yemiş.) 5.000 yıllık tarihte ise hiç savaşın olmadığı yıl sayısı 50 gibi.

Türkiye’nin şu ya da bu nedenle er veya geç dış savaşa gireceğini, tersi durumda parçalanacağını hep yazageldim.

Ancak, bu babanın durumu beni aştı:

Hem kendi oğlunu ve 1 uçağı feda et, hem de 50 uçak ve 100 oğul daha... (Uçağın tanesi 150 milyon dolar.)

Yani, ne bileyim? Azıcık sayı saymayı şaşırmış gibi...

Bize kalsa, çoktan dalmıştık Suriye’ye de, NATO ağır abilerimiz orada kapıda, pardon sınırda bekliyor. Onlar aportlayınca girebileceğiz ancak.

Türk halkı gerçekten savaşı unuttu. 30 yıllık iç savaş dönemi bile bunu yeniden anımsatamadı onlara... Ordumuz bile savaşı unuttuğunu kendi kurmaylarının dilinden kezlerce dilegetirdi, iç savaş onlara biraz olsun ders verdi hiç olmazsa... Bunu da kendileri dile getirdi.

Şimdi, motivasyonsuz bir ordu, ambele bir halk, çıkarlarının savaşı mı barışı mı gösterdiğini kavrayamayan işadamları ve medya, bırak savaşı barıştan bile anlamayan siyasetçiler, gırla gidiyor ülkemizde...

Kan, ter ve gözyaşı onlara iyi bir ders verecek, er veya geç...

Dersimiz savaş: Az sonraaa...

(26 Haziran 2012)