terör etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
terör etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Ekim 17, 2016

Türkiye’nin Musul Planında Son Moment: 17.10.16, 17:00

Kurtulmuş’un açıklaması şöyle:
“Kurtulmuş, Başika'da Türkiye'nin eğitim kampı kurduğunu ve bu kampta eğitilen 4 bin kişinin eğitim gördüğünü belirterek, "Eğitim görenlerden 3 bin kişi, peşmergelerle birlikte Musul operasyonuna katılmıştır" diye konuştu.”
Yani, o 3 bin kişi Arap, yani C planı, yahi Barzani Türkiye’yi sattı, yani ağır ödeyecek, yani baraj yıkılacak, yani ABD bunları hesaplamadı.
Peki, PKK Barzani’ye dalınca ne olacak?
Peki, koskoca ABD Türkiye’yi 1 yıldır nasıl Başika’dan çıkaramadı?
Peki, Halepçe’yi Barzani’yi yaşamadı mı?
Peki, TC IŞİD’e hafif bilgi sızdırınca ne olacak?
Haa evet, TC accaip riskli oyunu seçti ama Barzani ve Obama daha da beterini seçti. Operasyon Kasım 2016 başında bitememiş olacak.
Var mısınız bahse?

(18 Ekim 2016)

Salı, Eylül 08, 2015

Turizmi PKK Değil, Sivil Türkler Vurdu

Bir haber:
“Hakkari'nin Dağlıca bölgesinde şehit düşen, piyade sözleşmeli er Uğur Yıldız'ın memleketi Antalya'nın Manavgat ilçesi, geceyi gergin geçirdi. İlçede başta Side olmak üzere, Çolaklı gibi önemli turizm merkezlerinde, çok sayıda işyerine, Türk Bayrağı asılı olmadığı gerekçesiyle saldırıldı, iki restoran ateşe verildi.
...
Olaylardan ilki, Side’de halk plajında yer alan ve jandarma karakoluna ancak 100 metre mesafe bulunan bir restoranda meydana geldi. Otellerin arasında yer alan restoranda göstericiler tarafından çıkartılan yangın, itfaiyenin müdahalesiyle söndürüldü ancak restoran tamamen kül oldu. Turistler yangını sahilden izlerken, çevre otellerde bulunanların gecenin ilerleyen saatleri olmasına rağmen, otellerinden bavullarıyla ayrılması dikkati çekti.”
Oğ yeğ...
Yağk bütün fotoğrafları, bana ait bütün eşları yaakkk...
Tarkan şarkı sözü gibi olmuş vallaa...
Yalın’ın şarkı sözü gibi de:
Ellerine sağğlııkkk...
Trajikomik, melokomik, kısaca komik...
Ayaktakımının tüpgazla intiharı... Çotanak çotanak...
‘Rebel’ değil, ‘riot’...
Fakir Baykurt’un ‘Onuncu Köy’deki gibi, önce köylüler birbirini döver, sonra jandarma gelir, bi’ tur da onlar köylüleri döver, oğ yeğğ olur.
Çingene’yi kral yap, babasını assın...
Padişah cücesini ikindi vakti ortaya sal, kendini adam sansın...
‘Askeri darbe geliyor’ falan diyorlar.
Hayır canım. Çoktan sivil darbe geldi girdi bile.
Darbe elkitabı vardır. Önsözünü casus-yazar John Le Carre yazmıştır.
Orada fazla irdelenmemiş bir örnek vardır:
Asker emeklisi de Gaulle, Fransa’da sivil darbe yapar ve Fransa’nın cumhuriyetlerinden birini bitirip, bir yenisini başlatır.
Bizde de, Anayasa Mahkemesi başkanı emeklisi Sezer’in cumhurbaşkanı olma ve 2001 Krizi’ni çeyrek müsebbib olarak  çıkarma süreci, Kadı Burhaneddin türünden bir sivil-yarı darbe olmuştu.
Çünkü, Sezer’i AYM’ne darbeci Evren seçmişti.
Erdoğan, başkanlık veya diktatörlük istemiyor, yalnızca baş olmak istiyor.
Bilgisi daha çoğuna yetmez ki onun.
Say desen, ne Dünya başkanlık ülkelerini sayabilir, ne de halihazırdaki diktatörlükleri.
Bu tartışmaları yaratanlar da bilmez, tıpkı 2. Cumhuriyet savunucusu Mehmet Altan’ın, o argümanın 1990 değil, 28 Mayıs 1960 momentli olduğunu bilmemesi gibi.
Malum, Osamnlı’da bir Fetret Devri vardı. 10-12 de ‘devlet başa’ adayı.
En sürpriz aday kazandı, gerisi ‘kuzgun leşe’ oldu. (Kardeş kardeşi katletti: Sonra da, İstanbul fatihi Fatih, 18 kardeşini peşinen katletti, tedbir niyetine.)
Ancak, o sıradaki taraf değiştirmeler, taraf seçmeler, bağlılıklar ve ihanetler süreçleri, çok çok ilginçtir ve bir daha okunmalıdır.
Ancak, kırılan bir kemiğin sağlam kaynayınca daha da sağlamlaşması gibi, İstanbul’un fethinin dolaylı olarak o Fetret Devri’ne bağlı olduğu da...
Şu an için, 17 Aralık 2013’ten beridir bir neo-Fetret Devri’ndeyiz. Tayyip, ne başkan olabilir, ne de diktatör, en azından artık olamaz, bu koşullarda olamaz. Nasıl ki şeriatı ve uç milliyetçiliği beceremedi, onları da beceremez.
Ancak, onun son İncirlik anlaşması, bizim ABD’nin arkasından dolanarak nasıl puan alacağımızın, nasıl bölgesel bir emperyalist olacağımızın belirtileridir.
Anımsayın:
ABD de, bir İç Savaş (1861-1865) yaşadı ve sonra Dünya hegemonu oldu. E tabii, tüm AB de, 1914-1944 arasında, kendini tasfiye etti, katkı niyetine.
‘BR I-II’ der ki büyükler ölmelidir, küçükler başa geçmelidir.
Öyle de olacak ama bir işe yaramayacak ayrı konu.
Büyükler zaten kendi kendini tasfiye ediyor şuna: ABD ve AB.
Boşluklar çıkıyor ortaya:
Osmanlı en küçük beylik idi, Cengiz Han en küçük kabile idi.
TC, önce 4 milyon Türk’ü, sonra 2,5 milyon Arap’ı AB’ye soktu mu soktu. Bu da bir dolaylı emperyalizmdir. Bizi asimile ve entegre edemediler çünkü. Tam tersine biz onları ettik çoktan. Tavuk dönersiz bir ülke bilmeyen 2 kuşak oldu oralarda.
Eh, emperyalizm var, emperyalizm var. Bu da, neo-alaturka-lümpen emperyalizm. Bu kadroyla ve bu tesisle, ancak böyle bir emperyalizm olabiliyor amcası.
Biz bu maçı aldık amcası.
Kayıp umulandan az amcası:
2 milyon yerine, potansiyel 200 bin ölü olacak gibi bu kez.
Olacak da şu:
Blair-Hollande (İngiltere-Fransa kırması) tipi, çakma sosyal demokrasi eliyle bir çakma emperyalizm.
Komik değil mi?
Ama olduğunu hep birlikte göreceğiz.
Biz, bu ülkenin 7 düvele kafa tutup, sosyal demokrat bir parti eli ile Kıbrıs’a girdiğini ve hala çıkmadığını, 1974’ten beridir görüyoruz.
Eh, bu da alaturka sosyal demokrat emperyalizm parodisi işte...
Sırada; sağ üstten başlayarak Acaristan, Nahcıvan, Kuzey Suriye batı bölgesi Türkmenistan’ı, Kıbrıs, Gümülcine, Bulgaristan Dobruca Tatar Türk bölgesi, Romanya Adakale Tatar Türk bölgesi, Gagavuzya şimdiden mevcut, gönüllü vassal olarak.
Yunanistan bitti. Bulgaristan bitti. Ukrayna bitti. Gürcistan başlamadan bitti. Ermenistan başlamadan bitti. Azerbaycan başladı, bitti. Kuzey Irak başladı, bitti. Kuzey Suriye başladı, bitti. (Bir tek İran, 15 yıl aradan sonra, yeniden başlayacak ve 15 yıl sonra yeniden bitecek durumda, o 15 yıl bizi oyacak ama.)
Beleşe, 8 tane kaput komşu. Tam korunmalı bir dış çerçeve. 0 sorun değil, 0 tehdit.
Nasıl ama?
Nasreddin Hoca fıkrası hesabınca, peşin parayı görünce, gülüyorsunuz, değil mi?
Dipnot:
Haa, bu arada İstaanbuull Sokaaklaarıı, Müslüm ciletlemesini en az 10 yıl daha sürdürecek. Ayaktakımının psikopatisi ve sosyopatisi, en az 35 yıldır süregelen bir şey, potansiyel veya aktuel olarak. O denli kolayca, adabına çüş denemez onun.
Sonuç, ‘Now York’tan Kaçış’ gibi, disütopik bir toplumsal deney alanı olacak buralar. Aslına bakılırsa oldu l çoktan.
İstanbul Banalite Atlası, Lümpenlerin İstilası, Shit-Will-Age istanbul o sayede yazıldı.

Açıkçası, büyükbaşların değil, küçükbaşların sapıklıkları (ensest, çocuk çocuğa tecavüz, vd) daha çok ilgilendirmiştir beni her zaman.

Cumartesi, Ağustos 08, 2015

Savaş ve Bağımsız Kürdistan Hedefi: Düşmedim Daha: Belki Lili Marlene



1983 Ağustos’tan beridir, yani PKK’nin ve Kürtler’in son yarattığı iç savaştan başlatılmadan önceden beridir, aynı şeyi söylüyoruz:
Kürtler TC’den bağımsız bir devlet kurmak istiyorlar.
Buna nasıl eminiz bu kadar?
Çünkü bize kendileri anlattı, Gayrettepe’de ve Selimiye’de.
Bugüne kadarki son 32 yılda, 4 kere, bu fırsatı yakaladıklarını sandılar ve her kezinde mikro konjonktür değişti, olanağı ellerinden kaçırdılar.
Hal böyleyken, omo beyazı abimiz ne demiş?:
“Son haftalarda yaşananlar; bir ‘eskiye dönüş’ mü, yoksa yeni ve daha karmaşık bir denklemin içinde miyiz? Sorulabilecek çok fazla soru var. Ne olursa olsun; ‘silahın bir araç olarak kullanımını’ izah etmek, giderek, daha da güçleşiyor.”
Öncelikle şu:
Çözüm süreci bar aldatmaca idi. Tıpkı AKP’nin diğer polemikleri, AB, ŞİÖ, Avrasyacılık, şu bu gibi.
AKP bir ABD-Yanki projesiydi ama alaturka kıvırtmaları çok tipikti. Özal-ANAP da, konuyla ilgili farklı davranmamıştı.
Abimiz, bunları bilmez mi?
Biliir ama bilmezden, görmezden ve yazmazdan gelir. Nedense, kendisine verilen suflelerin değiştiğine bile ayamıyor henüz.
1983’te de Irak, İran, TC Kürdistan’ları sorunu vardı ki Talabani-Barzani proto-feodal aşiret-familya savaşı, yüzyıldan uzun süredir var zaten. Son 5-10 yılın yeni parametresi Suriye oldu yalnızca. Böylelikle ABD, Kürt vitesini üçken dörtledi yalnızca (bakınız: ‘ABD’nin Kürt Kartı’ kitabı).
Çözüm süreci, madden ve manen kimsenin işine yaramıyor (idi).
PKK üzerinden, hatta IRA-ETA-PKK işbirliği üzerinden,  1984-2004 arasında, PKK’nin Dev-Sol’un bir tayfasından söke söke aldığı, AB uyuşturucu pazarı (ki o zamanlar yılda, Dünya = 900 / 3 = AB = 300 milyar dolar idi) var. % 10’u 30 milyar dolar ve 3 milyon kişiye ekmek kapısı demek bu, topraksız köylüye, vasıfsız-altıya, ümmiye, kent talancısı ve yağmacısı 3 milyon köyü yakılmışa ve TC’sel zorunlu iskana sürülmüşe... Ve 1 milyon Çingene’ye ve 1 milyon Afrikalı’ya ve en son da 1 milyon Suriyeli’ye: Global jenftirikasyon budur.
(Şerh: Fakir Baykurt ilginç bir örnek anlatır: Burjuvazi, köylülere yeraltından su çıkartır. Su acı çıkar. Toprak daha beter olur. Burjuvazi toprağı satın alır. Acı su kuyusunu betonlar. Tatlı su çıkartır ve köşeyi döner. Ne kadar tanıdık bir öykü, değil mi?)
Şu an bunun yerini insan kaçakçılığı ve sigara kaçakçılığı ladı. Onların da yıllık pazarları belli.
Bunların olabilmesi için, düşmanların işbirliği ve sınırların ihlal edilebilmesi gerekli ki o da barış değil, savaş demek zaten. Savaş ekonomisi demek, savaştaki negatif işsizlik (< % 3) demek (bunu bana rahmetli Demir Demirgil öğretmişti, Tansu’cuğumuzun da hocaşıd kendisi).
E, bunun için de savaş gerek.
Eh, iktidar sekinlerinden olan (her 2 tarafsal da) ordu için de savaş gerekli, çünkü savaşı unutuyorlar savaşmayınca ki bakınız 2010-2015 PKK’si gibi. IŞİD, onları 2015 başında feci ezdi geçti. Şimdi de, İran Kandil’de öyle yapıyor ve Talabani atına oynuyor, hep yaptığı gibi. Barzani ve Talabani tarafları ise, 25 yıldır savaşı unuttu.
O nedenle, ne oluyor?
TC TSK’sinin başına yavaş yavaş 1993 elemanları getiriliyor. Yakında, Ağar’ı da yeniden bakan olarak görebiliriz pekala. (Ben de bana DAL’da işkence yapan ve şu anda içeride olan Doktor ile oturup durumu tartışırım, ‘Balkan Cafe’de oludğu gibi)
Boşluğu IŞİD doldurdu, hem de öncüllerine yeni şerhler ekleyerek. PKK, TC’yi korkuttu ama IŞİD, PKK’yi korkudan altına ettirdi, savaşa / Kobani’ye giremediler bile, askerlerini geride tuttular. (TC’de Niyazi çok, o yüzden pek aldırmadılar telefata ama PKK’nin elemanı sınırlı ve sonlu sayıda ve onlar da en az 10 yılda bu işi, yani savaşmayı öğrenebiliyorlar.)
Tabii ki bu savaş-barış gelgitlerinin ve oyunlarının olabilmesi için, konjonktürel altyapı da gerekli idi:
AB kendi poposunun derdinde, ABD başkanlık yarışında. Rusya ve Çin, global hegemoni ısınma turlarında. Dolayısıyla, ortamın böyel küçüklere kalmasının nedeni bu. Eh, onların da aklı ve gücü, bu kadarına yetiyor ancak. Örneğin Suruç’ta, 30 küsur yerine, 300 küsur kişi ölmüş olabilirdi.
Şerh:
Burada, 30 kişilik ölümün 300 kişilik ölümden, medya geştaltı olarak daha etkili olabilme durumu var, örneğin genç ölümü ile HDP mitingi taraftarı ölümü arasında, kitlesel algısal ve etkisel farklılık var.
Yani:
Eskiye dönüş falan yok: Cehennemde sigara molası olabildi yalnızca: Bokun içine başaşağı alalım sizleri yeniden lütfen: 5. kere ve melokomikleşmiş olarak.
Soru kipi:
TC Kürt’leri, TC’den ayrılabilir mi?
Artık zor.
Hele hele, diğer 3 gruba galebe çalmaları ve büyük Kürdistan’ı kurmaları, aşağı yukarı imkansız gibi. En yakın aday, fiilen Barzani ama o da fikren en zayıf odak ki o noktaya getirilmesinin nedeni de bu: Kolay yönetilebiliyor ve kolay taraf değiştiriyor.
Bu durumda kakafoni ve dekreşendo olur ama özgün kaotik fraktal örüntüleri oluşur ki her 10 yılda bir de yöle lodu.
Eh, bir entelejensiya değil de, entellektüel olarak bizim işimiz, durumu nesnel yorumlamak ve enformasyonizasyon yapmak, dezenformasyonizasyon değil. Onu omo beyazı abilerimiz yapıyor zaten gönüllü gönüllü, kul kul.
Dipnot 1:
Bu metin için, fonda Ceylan Ertem’den ‘Düşmedim Daha’ geldi okurlarım için.



Dipnot 2:
Yani:
Fassbinder’in sentimental faşizmine ilk şerh, sentimental engizisyon ve sonra da ikisinin 10 diyalektiği, sentezi, dekadansı ve praksisi olarak bendenizden gelmiş olsun.
Dipnot 3:
Bildiğim ve yazdığım kadarıyla, bunu savaş alanından naklen ve ‘Lili Marlene’ estetiko-politiğinde, tarihte yazan ilk kişi benim. Salam Pax yok şmdi ve burada, İstanbul = ‘Shit-Will-Age’den ‘Domuz Salamı’ bildiriyor var. Umay Umay’ın ‘Orospu Kırmızı’sı var.
Dipnot 4:
Ertem, ne yaptığını biliyor ve bundan gururlu ve kibirli ama yapamadıklarını henüz bilmiyor, çünkü onun alanında rakibi yok. Oysa bir sanatçı, yapamadıklarını da bilir, Bosch-Bruegel-Dührer başustasal engizisyon deparından beridir böyledir bu. Ustaları sollamak muhakkak gereklidir ama bunu yapmak zordur, çok çok zordur.
Dipnot 5:
Uçurum dağından daha düzdür vadi (Ertem’in şarkısı öyle diyor), göçerler ise düzlükte ve aşkta yaşayamazlar. Yani, bazıları benim gibi, savaş, ölüm, delilik, engizisyon ve faşizm insanıdır, çünkü zehiri çok yuttuk ve artık onsuz olamayız, öyle olmasaydı da ölmüştük, paralı askerler gibi: Savaşmak için savaşıyoruz, taa ki son ve kalıcı barışı getirecek son savaşa dek. Ona ise, daha en az 500 yıl  var.
Dipnot 6:
Yani:
Kaçın.
Veya:
Ölün.
Veya:
Tuvalet-zımpara kağıdı olun.
Veya:
İsrail’i kurun.
Veya:
Kalın ve savaşın. Benim gibi. Dost ateşinizi sevmem, benim dost ateşim de öldürür dedesi. Doğrudan öldürmek için vururum çünkü. Yasımı sonra tutarım, kendi ölümlerimde yaptığım gibi.
2. Cumhuriyet, bir gün mutlaka.
Acelesi yok.

Gelecek hep gelir ve uzun sürer.

Cuma, Ağustos 07, 2015

IŞİD x Yapay Zeka

Dünya’nın süper bilgisayarlarının önemli bir bölümü askerlerin elindedir, en pahalı yazılımlar da öyledir, tüm ülkelerde böyledir ama TC için öyle olduğunu sanmıyoruz, bizimkiler Nuh-u nebiden kalma strateji kitapları kullanıyorlar çünkü, 50 yıl eskiliğinde falan, o kadar yani.
İşte uyanık pentagon, başedemediği IŞİD’e karşı öyle bir program kullanmış ve şu sonuçlara varmış:
Bir:
“Paulo Shakarian BBC'ye yaptığı açıklamada, ‘Çok fazla hava saldırısı düzenlendiğinde, çok sayıda piyadeyle düzenlenen eylemlerden, yol kenarına bırakılan bombalara geçiyorlar’ dedi.”
Araştırmacılar ayrıca, IŞİD'in çok sayıda piyadeyle düzenlediği operasyonlardan önce, bomba yüklü araç kullanımının arttığını tespit etti.
Shakarian, ‘İki olgu arasında böyle bir ilişki olduğuna inanıyoruz çünkü Irak Ordusu'ndan takviyelerin başkent Bağdat dışına çıkmasını önlemek istiyorlar’ dedi.”
En önemlisi şu, bu konuda:
Pentagon, konuya kafasının tek başına basmadığını baştan ve kendi itiraf etmiş olmuş ve biz bunu hep söyledik.
11 Eylül 2001’de de öyle olmuştu. Pentagon patentli bizim emekli generaller ise, canlı yayında ‘aa, üü, ee’ sesleri çıkarmışlardı.
Burada da, 1 ve 2 ilintili gibi de, 2 ve 3 değil gibi. Birinci bomba patlayınca, sivillerin olsun, askerlerin olsun, ortalıkta dolaşması ve harekat alanı kısıtlanmış oluyor, Bağdat’tan dışarı çıkması değil, o adamlar oraya sıkışıp kalmış değil ki muhasara altında kalsınlar orada.
İki:
“Araştırmacıları başta şaşırtan bir bulgu da, Suriye Ordusu'nun hava saldırılarından sonra IŞİD'in yaptığı tutuklamalarda büyük bir artış olması.
Shakarian şu anda bunun hava saldırılarında rol oynamış olabilecek Suriye istihbaratı ajanlarını temizlemek için, bir misilleme olabileceğine inandıklarını kaydetti.”
Boş atıp dolu tutmak yönünde bir davranış bu bizcesi. IŞİD’in sivil sağ kalması gibi bir kaygısı yok. Kuru yerine yaşı yakabilirler rahatça yani.
“Quintana ‘Ordular çok miktarda bilgiye sahip. Bu bilgileri daha kullanışlı ve sindirilebilir bir formata dönüştürme yoluna ihtiyaç duyuyorlar. Bu tür analizler de kesinlikle bunu yapmanın bir yöntemi’ dedi.”
Ahan da, itirafa bakar mısınız?
Bilgi açısından, ‘midem dolu ama karnım aç’ demenin tam karşılığı olmakta bu.
Sorun şudur oysa:
Savaş dahil, her türden kültürolojik veri tabanının % 95-99’u anlamsızdır zaten. Aynı göstergeler, bazan anlamlı, bazan anlamsızdır (burada hileden söz edilmiyor, belirsizlikten ve amaçsızlıktan, hatta genelde ne yaptığı bilmemekten söz ediliyor). Yani, o  verileri zaten insanlar taramak ve ayıklamak zorunda, bilgisayarlar veya yapay zekalar değil.
ABD şunu öğrenmeli:
Kendisi askersiz ve insansız savaşı beceremedi ama karşı taraf silahsız savaşı becerdi. Yani ABD, 2 kere becerildi, kendi elleriyle.

Gelecekbilimci acı söyler.

Çarşamba, Temmuz 29, 2015

Halk Savaşa Karşı mı?

Bu sorunun yanıtlarını değişik bakış açılarıyla ve değişik demografik gruplar için bulmaya ve irdelemeye çabalayalım.
Öncelikle, halk yok bu konuda. Halklar var ve TC’deki 100 halk, savaşa karşı kendi içinde ‘evet, hayır, belki, bilmiyorum’ açılımındaki yanıtların hepsini verebilir. Yani etnik köken, savaş için kültürel bir parametre olmamış bizde pek.
Halkların Hitler’i seçimle başa getirdiği düşünüldüğünde ve 1. Dünya Savaşı’nda alman sosyal demokratlarının paşa paşa savaşa gittiğine bakılırsa, halkın aşağıdaki veya yukarıdaki bölümlerinin de bu konuda farklı farklı davranmadığını görüyoruz demektir.
Devamında:
Lgbti grubu gibi marjinallerin ve onun altkümelerinin bile, politik ve savaşsal konularda pekala bir uçtan bir uca değişen yanıtlar, tutumlar ve davranışlar içinde olduğunu da bizzat gözledim.
Zaten:
Halk savaşmaz. Erkek, 20 yaşında erler savaşır. Halkı terör etkiler ama savaş pek etkilemez. Bu kezki savaş, teröre karşı yapılıyor gösterildiğinden dolayı, bunu imlemek gereğini duyduk.
Savaş çıkalı 1 haftayı geçti. Ondan sonraki anketlerde AKP’nin oyları hala % 40 civarında görünüyor. Bununla da, MHP’yi de katarsak, hala halkın yarısından çoğunun hala savaşa karşı olmadığını görüyoruz demektir.
Peki, tersinden bakalım o zaman:
Halk savaşı neden ister?
Çünkü:
Savaşın sonuçlarını bilmez. Halk, yaptığı hemen hiçbirşeyin sonucunu düşünmez ve bilmek istemez. Sorumluluğunu da almaz. O nedenle devlete ve hükümete yaslanır. Onun için oy vermek, bunun içindir.
TC’nin halkının rahat bir tarafına battı. Hem de feci battı.
TC halkı savaş unuttu. Hem de çok unuttu. Savaş görmüş bir kuşak şu an yok.
32 yıllık liberalizmden sonra halk, artık sınıf atlama hayalinin bittiğini gördü gibi.
Örnekleme:
1982’de Sirkeci-Halkalı banliyö treninde bir evsiz görmüştüm. Şöyle diyordu sesli olarak:
“Savaş çıksın. Ölen ölsün. Sağ kalanlar doyar o zaman.”
(“Doyayım” dememişti, o kesin.)
Bunu şöyle diyelim şimdi için:
“Savaş çıksın. Ölen ölsün. Ben sağ kalayım. Yeniden sınıf atlayabilirim o zaman.”
Devam:
Kapitalizm, hemen her dominant hegemoni gibi, varlığını savaşa dayandırır ve savaşla sürdürür. Savaşla da bitirir, o ayrı konu. (Ancak bu, kapitalizmin sonunu şu an geldiği anlamına gelmez.)
Çünkü:
Savaşlarda işsizlik negatiftir. İnsanlar bedavaya, hatta ‘vatan millet Sakarya’ için, üste para vererek çalışırlar ama bunu barışta yapmazlar. Yani savaş, artı-sömürü için gayet uygun bir araçtır.
Daha devam:
Tayyip gitmek istemiyor. Seçimden önce de bu olasılık vardı ama en düşük olasılıkla. Zaten HDP = % 13 de epeyi düşük bir olasılıktı. Şimdi olasılık bitti, gerçek var ortada. Gayet de, pragmatik ve oportunist bir gerçek.
Ne olur peki?
1983-2013 arasındaki 100 bin ölü gibi olur. Belki 5 senede olur bu kez.
Sınırlar fiilen silinir.
Her tür kriminalite, sivilsel ve devletsel olarak kronikleşir. Aslına bakılırsa da, çoktan kronikleşti bile.
Para bu tür ticaretten edinilir. Harp zenginleri bolarır.
Çok göçmen olur. TC’nin nitelikli nüfusunun önemli bir bölümü, özellikle gençler ülkeden kaçar.
Turizm fiilen sıfırlanır.
Üretim artar.
Nüfus az azalır.
TC’nin 10 milyon emeklisi ve 20 milyon vasıfsız-altı genci pek azalmaz.
TC emperyalist olmayı bu kez öğrenir. Aslına bakılırsa, öğrendi bile. AKP’nin görünürdeki ters köşeye yatırışı ama aslında göstere göstere savaşı herkese sokuşu, bunun dolaylı göstergesi bizcesi.
İran dışında bölgede TC’ye el ense çekecek kimse yok. Dominant abi oluruz.
TSK savaşmayı yeniden öğrenir.
TC, 10 (yazıyla on) yıl daha yitirir.
Sonrası reform, çakma bir sosyal demokrat iktidar, vd, vb...

2023’e belki 2. Cumhuriyet ile gireriz, belki giremeyiz, 2028’e kalır o iş ve çok geç olur. 2029 Krizi, 2015’te bile ayan beyan ortada çünkü.

Cumartesi, Temmuz 25, 2015

Açılış Hamleleri



Açıkseçik ve düzenli oldu:
Birinci gün: IŞİD PKK’ye saldırdı.
İkinci gün: PKK TC’ye saldırdı.
Üçüncü Gün: PKK IŞİD’e saldırdı.
Dördüncü Gün: IŞİD TC’ye saldırdı.
Beşinci gün: TC IŞİD’e saldırdı.
Altıncı gün: TC PKK’ye saldırdı.
Notlar:
Bundan sonra bu kadar nizami düşük yoğunluklu savaş olmaz.
Hüda-Par, DHKP-C gibi küsur durumlar da var.
2003 Kasım terörü, ‘2 x 2’ düzeninde idi. 2015 Temmuz terörü, ‘2 x 2’ + ‘2 x 2’ oldu.
TC, duruma her zamankince geç aydı. Bu da savaş nedeni kazanmasına neden oldu. ABD, buna mızıldandı ama bir şey yapamaz.
Hedefler; büyükkent-turistik odak ve sivil-askeri (polis dahil) olmak üzere çeşitlemede.
Çok çok fazla düzensiz ve gayrınizami destek atışı olacak.
Dost ateşi başladı.
‘Ay pardon, yanlış kişiyi vurmuşuz’ başladı. (NATO kendini vurdu örneğin.)
Eğitim zayiatı çok çok fazla olacak.
Gönüllü ve gönülsüz ceylanlar çok çok fazla olacak.
Bu bir geçiş süreci. Aynı zamanda mayalanma süreci. Yeni Orta Çağ’ın ön dönemleri.
İşin içine, bir biçimde mafya da girecek bu kez, belki girdi bile. Ancak kazara veya raslantıyla.
Savaş tarihinin büyük sayılar kuramı işliyor artık.
Hala ve hala:
Anadolu beylikleri dönemi gibi, Ortadoğu beylikleri dönemi başladı.
Kuzgun leşe olanlar, çok çok fazla ağlak yapıyorlar. Bu da, yaptıklarının sonucunu hiç mi hiç hesaplamadıklarını imliyor.
TC, kendinin bir kobay olduğu bir deneye kendini soktu.
ABD, AB, Çin ve Rusya, makro gözlemciler ve deneyciler.
Bu ölüm oyununda, küçükler kazanacak: Battle Royal 1-2. Bu kesin. Ancak geçici olarak. Belki maksimum 50 yıllığına.
Haa evet, matematiksel oyun kuramı, Huizinga’nın oyun kuramı ve sanat, özellikle de sinema, çok önceden gerçeği geçti ve onu önceden dilegetirdi, tıpkı Kafka’nn ‘Açlık Şampiyonu’su ve ‘Ceza Sömürgesi’si gibi.
Yani:
Sentez, bu kez çok çok daha büyük olacak ama praksis olamaycak, çünük bu, bir proto-praksis geçici kuramsal ve geçici edimsel..
Ölçek ve ölçüt, Kraliyet’ten (Royal’den) daha daha büyük. Hatt-ı müdfaaf yokttur, sath-ı müdafaa vardır, bitti. Şimdi tüm Dünya bir savaş alanı / sathı oldu, ‘Battle Royal 2’deki gibi.
Savaş cehennemine hoşgeldiniz.
İhanetlere hoşgeldiniz.

Sürprizlere hoşgeldiniz.

Perşembe, Temmuz 23, 2015

Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok



Bu, Güneydoğu’da savaşmış emekli bir asker olan Pamukoğlu’nun kitabı.
Aşağı yukarı doğru bir saptama.
Eksiği de var:
100 bin ölüyü nasıl verdiğimizi anlatıyor ama bu hesaba katılıp katılmadığı hala belli olmayan 18 bin fali meçhulü ve 18 bin kayıbı anlatmıyor. O da, onunki gibi, bir 1993 öyküsü sonuçta...
Fazlası da var:
Savaş, bir kahramanlık öyküsü değildir.
Savaş, insan rezilliğinin bir panoramasıdır. Her kezinde farklıdır üstelik. İnsan türü, rezillikte çok yaratıcı davranır.
Asıl klip konusu:
Bir müzik kanalında ‘Unutulmayanlar’ bölümünde, yaklaşık 20 yıllık olan, Mahzun Kırmızıgül’ün ‘Kardeşlik Türküsü’ çalındı 23.07.15 günü:
Melokomik bir söylem.
Ölümden söz ediyor ama Yeşilçam arabesk filmi kıvamında.
30 sanatçı.
Bir ama, bir taksi şoförüne yüz binler kaptırmış, bir şu an ölü, 3 arabaskçi, bir aranjmancı...
Kadro bu...
Bir barış türküsü nasıl oluyor da bir marş ritminde oluyor?
Barış güvercininizi ızgara mı alırdınız?
“Dağlar oy oy oyyy...”
Batarya’nın Batu’su der ki:
“Pazarlıklar bitti, savaş zamanı...
Söyleniyor dinlemiyorsunuz, dinlediğinizde anlamıyorsunuz, ölürken de ağlıyorsunuz...”
Pavyon ekosu fonda:
-sunuz...
-sunuz...
-sunuz...
Finaldeki TC haritası yeterince imleyici-dolu gösterge.
Beyaz barış güvercini yok artık, siyah savaş kargası var şimdi ve burada...
Şarkının sözleri:
“Hepimiz kardeşiz bu öfke ne diye
Yaşamak dururken bu kavga ne diye
Dağlar oy oy yollar oy oy
Dağlar oy oy yollar oy oy
Kardeş oy oy
Bir kardeş kardeşi vuruyor ne diye
Bir ana ağlıyor evladım nerede
Dağlar oy oy yollar oy oy
Kardeş oy oy
Susmuyor silahlar feryat var gecede
Dinsin bu gözyaşı bitsin bu işkence
Dağlar oy oy yollar oy oy
Kardeş oy”
İnsanın cehennemine hoşgeldiniz...
Allah’ın cehennemine hoşgeldiniz.
Tanrı’nın cehennemine hoşgeldiniz...
Yehova’nın cehennemine hoşgeldiniz...
Araf’ta değil, marj’da olun...
% 90 kaçın, % 10 ortalıkta hiç görünmeyin...
İnsansanız yani...
Not:
Son 3 Gün:
IŞİD PKK’ye, PKK TC’ye, PKK IŞİD’e...
Geriye kaldı 6 varyasyon ve sonsuz tur...

Bu kez, limitsiz zaman ve en az 1 milyon ölü tahmin ediyorum bir gelecekbilmici olarak...

Salı, Haziran 23, 2015

IŞİD'in Anti-BOP'u



IŞİD stratejik olarak Dünya’yı 3 halkaya ayırmış:
Bir:
İç Halka:
Irak ve el-Şam (Suriye).
İki:
Orta Halka:
Geniş anlamıyla Orta Doğu ve Kuzey Afrika (ama anladığım kadarıyla Doğu’da pek pek Pakistan dahil ama diğerleri değil).
Üç:
Dış Halka:
Avrupa, Asya ve ABD.
Bu, tersinden bakılınca, tam da ABD’nin BOP projesi.
Yani, IŞİD o projeyi tam tersinden okuyor.
Eh, bir kitap tersinden okununca da anlamlıdır. Haa, başka anlamlı olabilir ama anlamlıdır yine de.
Her halka ayrı askeri stratejilere sahip: Geleneksel savaş, gerilla savaşı ve terör saldırıları. Bu stratejilerin üçü birden, İç Halka'da etkili bir şekilde kullanılıyor.
Buna muhalefet şerhi:
IŞİD, İç Halka’da gayrınizami savaşın henüz denenmemiş türlerini ve artı stratejisizliği kullanageldi bugüne dek. Yani, ne yapacağının bilinmemesi de, bu nedenle. Askeri kitapta olmayan bir savaş türünü, generaller anlamaz pek. Olanları da anlamazlar ya, neyse. 11 Eylül’de o anda ilk kez yapılan silahsız savaşı çeneleri düşmüş olarak izlemişlerdi naklen yayında, bizzat seyrettim.
11 Eylül 2001 günü, Dünya savaş tarihinde yepyeni bir sayfa açıldığını tam da o gün yazdık.
O günkü silahsız savaşla, Sun Tzu’sundan Clausewitz’ine dek, tüm klasik strateji kitapları değillendi.
Artı, Makyavelli-Neçayef ekseni 8tez-antitez ikilisi de / diyalektiği) de aşıldı.
Sonra, topyekun imha savaşına yeni sayfalar eklendi.
Tüm bunlar, ABD’nin neo-globalist neo-liberal yaklaşımıyla birlikte devreye sokula, ABD Askeri Stratejisi 2000’in adımlarına şerh idi ki o plan 1985 tarihlidir.
Yani,
Einstein’ın deyimiyle:
Üçüncü Dünya Savaşı, taş ve sopa ile olmakta. Milenyumdan eski Tatar Yayı, modern silah Kalaşnikof’a alternatif olmakta şu sıralar.
Bunlar, 2010’a kadarki adımlardı.
Ondan sonra IŞİD, devreye girdi.
Birçok hatası var.
Birçok artı-değer bilgi yarattı.
En boş noktaları, geçici olmaları.
Bu denli acımasız olabilmelerinin nedeni de o.
2015 gibi başka bilgiler de devreye girdi bizcesi. (Bunu öğrenmeyi sonraya bıraktık şimdilik.)
Marksistlikten Müslüman’lığa dönüşmüş terörist Çakal Carols, 1991 gibi, İkiz Kuleler’i yıkmayı planladıklarını anlatır ‘Devrimci islam’ kitabında.
Ancak, artık o da aşıldı.
IŞİD, bizcesi her an amorf bir biçimde metamorfozlayan bir savaş makinası.
İçinde, Batılı paralı askerleri, Batılı beyaz Müslüman ceylanlar, El Kaide’den ve Hizbullah’tan dönenler, Saddam’ın eski askeri üst düzey kadrosunun bir bölümü gibi, 5 benzemez ötesi bir karışım var.
Bu, BM askeri koalisyonu veya 2. Dünya Savaşı birleşik orduları gibi bir şey değil.
Bu, öngörülemeyen ve kendini de öngörmeyen, spontan ve enstantane bir askeri gidişat.
Kısa vadede kesin kazanır, uzun vadede kesin kaybeder.
Ancak, geriye muazzam kıymette veriler bırakır / bırakacak bizlere.

Onları da 10 yıl sonra okuruz.

Perşembe, Mart 19, 2015

Şii Milislerden IŞİD Tarzı Videolar



Tencere dibin kara, seninki benden kara...
Dinime küfreden Müslüman olsa...
Bla bla bla...
Her zaman söyledik, söylüyoruz, söyleyeceğiz.
Dünün mazlumları, bugünün veya yarının zalimleri; bugünün güçsüz ve mazlumları, yarının güçlü ve zalimleri...
Irak’ta toprakları IŞİD’den geri alan Şii milisler de, onlar gibi şiddet dolu videolar yayınlamaya başlamışlar:
“Kanlı sahneler, idamlar ve benzer şiddet eylemleriyle dolu videolar, sosyal medyada sıradan olay haline geldi. Toplumun gözünde bunlar, kendilerini IŞİD diye adlandıran grupla özdeşleşiyor. Ama Irak kuvvetleri ve Şii milisler, ele geçirdikleri toprakları geri almaya başlayınca, yeni videolar yayınlanmaya başladı. Yeni videolar da, eskileri kadar acımasız.”
Mavra bir açıklama, ABD güçlerinden gelmiş:
“Dışişleri Sözcüsü Jen Psaki Amerika’nın bu konuda şimdiden önlem aldığını söyledi: “Geçmişte güvenilir bilgiye dayanarak bazı Irak birimlerine desteği durdurduk.””
E, adamlar almış silahı, almış eğitimi, almış parayı, artık size gereksinimleri kalmamış ki...
Daha da mavra durum şuymuş:
“Phillip Smyth, “Milis gücüne katılmak isteyen biriysem büyük olasılıkla IŞİD için yaptığım işi gösteren bir kanıt ararım. ‘Ben bunu yaptım. İşte resmi’ derim” şeklinde konuşuyor.””
Adam boynuna levha asıp dolanacak herhal:
Kiralık, kelepir, güvenilir, katliamını kanıtlamış terörist...
E, kılavuzu Yanki olanın burnu kandan kurtulmaz tabii ki..
Haa, sanmayın ki bu iş Hristiyan dünyasında bitti. Belki biraz daha uzun vadele olacak ama onlarda da yeniden mezhep savaşlarını göreceğiz, özellikle de Almanya’da...
Bu arada eğn bi barışçı din olan Budizm’den de olaya katkı var:
“ Müslümanlar ve Budistler arasındaki şiddet olayları tırmanıyor...
Arakan'da çoğu Müslüman yüzbinlerce kişi yerlerinden ediliyor, binlercesi de katlediliyor…”
Tencere dibin kara, seninki benden kara...

Bi de, ateistlere çamur atıyorlar.

Çarşamba, Mart 18, 2015

MİT ve PKK Hemfikir



Eh, bu da oldu:
“Cemil Bayık: “MİT, cinayet bizim tarafımızdan yapılmıştır, bunu inkâr etmiyoruz dedi. MİT içinde bazı kanatların olduğu ve onların yaptığı söylendi. Bizimle görüşenler, olayın kendileri dışında olduğunu söyledi. Hakan Fidan öyle söyledi. Ama bize göre MİT bir bütün olarak o cinayetlerden haberdardır. Hakan Fidan, ‘bizim resmi kâğıtlarımız kullanılmış dedi. Kurum içerisinde kurum teknolojisiyle üretilmiş belgeler var’ dedi. MİT’in bunun dışında olduğunu inkâr etmedi, ama dedi ki ‘Biz yapmadık. MİT’in içinde olan çeşitli kesimler yaptı. MİT içinde cemaatçiler, ulusalcılar var onlar yaptı’ dedi. O kesimleri kastetti. Ama bize göre hepsinin haberi var. Ömer Güney bir tetikçidir. Bu çok açık, o bir tetikçidir.””
Kıtır taklaları.
Doğru taklaları.
Dezenformasyon taklaları.
Saptamalar:
Bu türden açıklamaları, hem MİT, hem de PKK gibi kurumlar hep yapageldi:
Olay oldu, bizim içimizden oldu ama içimizdeki hain birileri yaptı, biz sorumlu değiliz.
Tavşana kaç, tazıya tut.
MİT içinde cemaatçi herze yer, PKK içinde ergenler herze yer.
Sonra:
Valla, biz sorumlu değiliz.
Yek ye.
Yemezler canım.
Sen, o olaydan çıkarını sağladın mı?
Evet.
Bedelini ödedin mi?
Hayır.
Bundan kaçmak için mi kıtır atıyorsun?
Evet.
Bilader durum şudur:
Paris’te öldürülen 3 kişinin öldürüleceğini, PKK de biliyordu, MİT taifesinin tamamı da biliyordu ve Fransa da biliyordu.
Hepsi de, bundan çıkar sağladı mı?
Evet.
Onlar göz yummadan bu olabilir miydi?
Hayır.
Peki, eniştem neden şimdi bülbül gibi şakıdı?
Tayyip, cemaati tasfiye için PKK ile bile işbirliği yapabilecek duruma geldi de ondan.
Ara not: Fethullah hala son 2 atağını ve golünü kullanmadı. Seçimlere de 2,5 ay var.
Geçelim asıl analize.
PKK gibi oluşumlar içinde her zaman 2 ve daha çok odak olur mu?
Evet.
MİT gibi oluşumlar içinde her zaman 2 ve daha çok odak olur mu?
Evet.
Hatta TÜSİAD gibi oluşumlar içinde her zaman 2 ve daha çok odak olur mu?
Evet.
Neden?
Çünkü oligarkların çıkarları her zaman ortak değildir.
Çünkü oligarkların gelecekbilim planları her zaman aynı değildir.
Genelde birbirlerinin açıklarından dolanırlar, bir zamanlar Koç ve Sabancı’nın 30-40 yıl boyunca yaptığı gibi.
Sonra, arada dalaşırlar, Sabancı ve Koç ailesinin hisselerinin dağılması gibi.
Gelelim şu ana.
Neden PKK ve MİT, savaşacaklarına sevişiyorlar?
Çünkü hesapça ortak çıkarları var ama evdeki hesap çarşıda tutmadı çoktan, onlar bunu görmüyorlar. Satılmış medya dezenformasyonu ile idare edebileceklerini sanıyorlar.
Çok basit.
Tayyip’in başkanlık hesabı tutmadı.
Büyük Kürdistan hesabı tutmadı.
Parçalanmamış Suriye ve parçalanmamış İran, bu hesaplara izin vermiyor.
ABD ve AB, ne yapacak?
Yine tutmayacak bir Z planı uyduracak. Tayyip’i geldiği Kasımpaşa’ya geri gönderecek. Ondan beter yeni birini lider diye icat edecek.
MİT’in ve PKK’nin lider kadrosunun iç savaşın sürdüğü son 30 küsur yılda kaç kez yenilendiğine bir bakın.
Dediğimizin doğru olduğunu görürsünüz.
Kıssadan hisse:
Düşmanların çıkarları uyuşsa da, kamuoyu önünde uzlaşmaları kendi çıkarları açısından pek uygun değildir. Yani PKK ve MİT, fahiş bir hata eyledi son durumla.

Dipnot: Son zamanlarda, çok geniş bir yelpezadeki konulardaki metinlerimize ‘bu da oldu’ diye giriş yaptık. O olanlar, çok değil 5 yıl önce imkansız şeylerdi. Dolayısıyla, bu bir devrim değil, karşı-devrim denemesidir bizcesi: Tutmayan bir karşı-devrim denemesi.


Cumartesi, Mart 14, 2015

Kendi IŞİD'ini Kendin Kur



Bu da oldu.
İran, kendi IŞİD’ini kendi kurmuş.
Bakalım ve görelim yüce mevlam neler eylemiş?:
“Musul’un IŞİD eline geçtiğini gören Tahran yönetimi, ‘Şii hilali’nin bozulmaması için IŞİD’in kopyası bir  örgüt kurdu.
...
‘El Horasani Tugayı’ adı verilen bu örgüt, yalnızca 9 ayda tüm teşkilatlanmasını tamamladı, ağır silah ve teçhizatla donatıldı. Kendi içinde parlamenterleri bile olan örgüt, IŞİD’in klonlanmışı gibi. IŞİD’in Suriye ve Irak’ta hakimiyet kazanması, komşu devlet İran’ın çıkarlarını tehlikeye düşürdü.”
Bu olay şunun devamı ve birliktesi gibi okunsa gerek:
“İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Ali Yunusi, ‘Bağdat bizim başkentimizdir’ dedi.
İranlı öğrenciler ajansı İSNA'nın haberine göre, ‘Büyük İranlı Kimliği Konferansı’nda konuşan Yunusi, İran kültür coğrafyasının Çin sınırından Hint alt kıtasına, Kuzey Kafkasya'dan Basra Körfesi'ne ulaşan coğrafyayı kapsadığını savundu.
Kültür, medeniyet, din ve İranlılık ruhunun 'Büyük İran' coğrafyasına yayıldığını söyleyen Yunusi, ‘Bu bölgede doğal bir birliktelik sözkonusudur. Her ne kadar bazı farklılıklar birleşmeyi engellese de, gerçekte İran coğrafyası; Çin sınırından bugünkü Afganistan ve Pakistan'a, Kuzey Kafkasya'dan Fars (Basra) Körfezi'ne kadar olan coğrafi alan bu birliğin içerisinde yer alır’ değerlendirmesinde bulundu.”
Eh, boşuna dememişler:
Aç tavuk, kendini buğday ambarında sanır.
Bu ülke, daha 3 ay öncesinde, parçalanması % 100 olasılıklı olan bir ülke. Bir biçimde oportunist ve konformist bir tavırla paçayı geçici olarak sıyırdılar. Aranıyorlar resmen.
Dönelim asıl habere:
“Örgüt tıpkı IŞİD gibi ‘devlet yapılanması’ olarak kurgulanmış durumda.
Örgütün bakanları ve parlamenterleri de bulunuyor.”
İşte, zurnanın zırt dediği yer burası.
Geçmişbilimciler ve gelecekbilimciler, şu durumlara henüz ayamadılar son 25 yıldır, yani eski Doğu Bloku çköşü sercinden beridir:
Hem reel sosyalizm, hem de neo-liberalizm, global anlamda devleti tasfiye ettiler: En azından fiilen öyle oldu ama niyetleri o olmuş olmayabilir pekala.
Bu tasfiye edilen, en son devlet modu idi.
Daha önceki devlet modları, kültürlerde toplu bilisizlikte saklı duruyordu ama tıpatıp aynı olarak değil. Yani devlet, kategorik açıdan kendine özdeş bir tanım değil. Hem anı anına, hem de feodaldan sanayiye olduğu üzere, farklı kültür modlarında sürekli başkalaşan bir kurum. Tasfiye edilen, 1945-1990 devleti modeli idi.
Devletler tasfiye edilince, çok daha küçük devletler ortaya çıkar. Kaos da. (‘Bizim Fetret Devri gibi.) Şu ana uzunca bir ara-orta-kaos dönemindeyiz. Yani, eğer gelecekse, asıl-makro kaos henüz gelmedi.
Burada ve bu koşullarda 2 durum geçerlidir:
Hem, yıkıcı barbarlar yıktıkları devlet formlarını taklit ederler ama taklit ederken de onu dönüştürürler. Hem de, küçük devletler de, bir önceki devleti (Anadolu Selçuklu’nun Büyük Selçuklu için yapmak istediği gibi) aynen sürdürmek isteseler bile, onu dönüştürürler.
Buna, 1990 ertesinde 2 yeni yapı daha eklendi:
Bir: Kara-kara-para mafyanın devletsiz devlet / malforme devlet ama kesinlikle oto-organize bir yapı olarak devletsi yapısı.
İki: Sanal / finansal ekoniminin reel ekonomiyi tümüyle geçmesi ile feci derecede büyüyen, beyaz-kara-parasal zenginlerin parasal devleti (İsviçre Daha Beyaz Yıkar’ı).
Şerh: İsviçre’nin epeyi kara parayı aklayıp, en büyük finansal devlet olması ile Brezilya’nın Kolombiya’nın reel uyuşturucu sektöründen en çok nemalanıp, kendi iç beyaz-kara-paralı ve 30 milyonluk burjuvazisini (bir tür neo-lümpen burjuvazi) yaratması koşut oluşumlardır. Her iki durumda da paranın dini, devleti ve ulusu olmaz. Olmadı da, olmuyor da.
Bir şerh daha: Hollanda Doğu Hindistan Şirketi ve İngiltere Doğu Hindistan şirketi oluşumları da yüzyıllar öncesinde bile böyleydi. Padişahlara borç verip onları batıran tefeciler de öyleydi.
Ve buna üçüncü ek olarak, devlet kurmaya aday adayı terör yapıları (ETA, IRA, PKK) da eklendi.
Bunlar, hem mafya gibi kara-kara para kullandı.
Bunlar, hem büyük burjuvazi gibi beyaz-kara-para kullandı.
Dolayısıyla, hem de mafyanın kara para aklamasını kullandı.
Ancak özellikle Filistin oluşmalarının gösterdiği üzere, her terörist örgüt, artık yarının devleti gibi olmaya ve medya geştaltı tarafından öyle algılatılmaya başladı.
Yani:
IŞİD olsun, İran’ın Şii IŞİD’imsi de olsun, birer devlet aday adayı.
Kara para aklıyorlar.
Ancak, aynı zamanda diğer benzerlerine eklektik ve yapışık gibiler.
Ancak, en azından henüz ve şimdilik global bir metamorfoz oluşturacak denli, alt kritik eşiği geçemediler.
Yani:
Irak IŞİD’i tam devlet olamayacak.
İran IŞİD’i Büyük İran’ı kuramayacak.
Durumdan anladığımız budur.
Peki, ne olacak?
Tarihe birçok yeni yeni ve küçük küçük şerhler düşülecek. Belki onların bir bölümü, yeni devlet oluşumları için dersler / kıssalar oluşturabilir.
Örneğin Brezilya, mafya-devlet kurumuna yepyeni bir yorum getirdi ama yalnızca 20 yıllığına ve gizli olarak. Şu an, neo-liberal ve yepyeni bir iç-burjuvazi yaratma örneğinin kötü bir kopyası olarak kalmış / kilitlenmiş durumda yalnızca. Tarihe bunu bırakabildi ancak yani.
İran ise, yine de hiç belli olmaz.
Eski Persler, ilk gerçek Dünya fethi oluşumunun tetikleyicisi, bunu gerçekleştiren İskender oluşumunun katalizleyicisi olarak, tarihte önemli bir yer tutarlar.
Hatta,  henüz hiç göze batmasa da, İndo-Avrupa dillerin makul tek-ilk kaynağı olabilecek coğrafi bölge konumundalar. Ancak o Eski-Eski Persler, ne eski Persler, ne de şimdiki Farısiler.
Tıpkı bizim gerçek Türk olmadığımız ama o mirası üstlendiğimiz gibi...
Sonuç:
Tarih, görüldüğü gibi değildir. Yazıldığı gibi değildir. Her 50 yılda bir yeniden yazılır. Yalnızca yenilenler yazdığı için değil, savaşa hiç mi hiç girmeyen epistemikler (filozogların Lao Tzu gibileri diyelim) tarafından yazıldığı için de.
1945-1990 arası, insan-ötesi’nin yolunun kesinleştiği ve eksoduslaştığı dönem aynı zamanda. Şu anda post-human yapı, human yapı içinde % 50 üzerinde sağ kalm olasılığına sahip.
Ancak, ilk kendi öz-yapısı olacak olan ilk uzay devletinin kurulmasına en az 100 yıl falan var.
O zamana kadar, tarih yanlışlarına ve malzeme değiştirmiş form tekerrürlerine devam.
Yani, tarih tüm anlamsızlığına devam edecek bir süre daha. Sonra tarih-sonrası yazılacak.
İran’ın kendi IŞİD’i de buna katkı sağladı yalnızca.
Bunu bilselerdi, öyle yapmazlardı.

Dipnot: İlk 5 uzay devleti formunun da, daha önceki insan devletleri formlarının tüm hatalarını yineleyeceğine, bir gelecekbilimci loarak eminiz. İnsan yavaş öğreniyor, insan-sonrası da öyle. Yoksa, ilk uzay devleti çoktan kurulmuş ve BM’ye girmiş olurdu.