PKK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
PKK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Ağustos 26, 2015

Alaturka Neo-Terör



Kürt konusunda sürekli yazan Ezgi Başaran’ın son zamanlarda jetonları birer birer düştü ama geç düştü. Perşembenin gelişi çarşambadan belliyken, o dahil herkes, bunun inkarı kültüne saplandı ki bu gerçeği inkar kültü bir gelenektir bizde: Gerçeği yok sayma, kafasındakini varsayma, olayları kuramla sınayamama, vb, vd.
Gelelim yeni duruma:
Kürt gençleri otonom-gerillasal örgütlenmeye gitti.
Olağandır. Orada lök gibi, 32 yıldır aynı adamlar, merkezi merkezi fetva verirken, doğma büyüme İstanbullu olan ve farklı bir Türkiye yaşayan Kürt gençlerinin tepkileri de farklı olacaktı elbette.
Saptamalar:
Kuşak farkı oluştu ama 1 değil, belki 3-5 kuşak. Bir bölümü biyolojik, bir bölümü kültürolojik. Cemil Bayık, asla ve kata bir kentli gibi yaşayamaz ve düşünemez ama bu gençler, kırma da olsa, kentli / burjuvasal yaklaşımlarda yaşıyorlar ve düşünüyorlar. Daha düşünen, daha bağımsız, daha kendi sorumluluğunu almış (yani ölüm orucuna koyun seçilip gitmeyen genç türünden) insanlar.
Yine bu kuşak, Ece Temelkuran gibilerin, Bodrum gibi yerlerde, beyaz-slaktivist Türk kızlarla başını başladığı gençler. En azından onların bir bölümü öyle. Davadan dönenleri diyelim.
Yine bu kuşak, farklı şeyler okudu. En azından temel anarşist eserleri okudu. Henüz Neçayef’i keşfetmemişler, o belli. İşte o zaman, zımpara kağıdı oluruz.
İnternette izleyebildiğimiz kadarıyla bu gençlerin bir bölümü, otonomiyle anarşizmi birbirine karıştırıyorlar ve kendilerini anarşist olarak nitelendiriyorlar, devletsiz-tezcisi yani. Oysa bilindiği üzere Kürtler, devlet peşindeler. Bu nokta, de facto en önemli kuşaksal ayrım durumunda.
Bu kuşağın kent gerillalığı olağan olarak, İstanbul’da Diyarbakır’dakinden farklı oluyor. Orada evlerindeler, burada deplasmandalar. Burada polis korkmuyor, orada korkuyor.
Bu kuşak tabii ki hata yapıyor ama kendi hatasını yapıyor ve kendi ödeyecek. Bugüne kadar gençler, hep yaşlıların hataların ödeyegeldi. Kürtler’de de bu böyle, Türkler’de de bu böyle.
Belirtildiği üzere bunlar, kendilerine ‘Apocu’ diyorlar, başka bir şey değil. O zaman bu, bir tür özüne, eylem silsilesinin başına dönüş arzusu olmakta.
Sonuçta, Kandil’in pek övülesi ve sevilesi bir noktada olmadığı kesin. Kandil’in artık savaşmayı beceremediği de (ve belki unuttuğu da) kesin. İran, bu sene resmen canlarına okudu. Sen kalkıp, 3-4 düşman birden yaratırsan, e onlar da, birbirleriyle düşman olsalar da, hem birleşip hem sırayla, seni topyekun imha etmecesine sana saldırırlar. Oysa tanımı gereği, bu hücresel oluşumlar yok olmaz. Dağılır ve başka kişilerle yeniden birleşir. Bunun da miyadı var tabii ki, pek pek 5-7 yıl ama 20 yaşındaki bir genç için 30 yaş çook uzaktır ve belki hiç gelmeyecektir. Gençler intihar ederler, yaşlılar etmezler çünkü.
Moruklar şunu yarattı:
Suriye, Irak, İran, Türkiye Kürtleri’nin kesin bölünmesi ve artı Kuzey Irak’ta Talabani-Barzani kesin bölünmesi. Bunu da tümüyle kendi şahsi iktidar hırsları için yaptılar.
Görüldüğü gibi panorama gayek açıkseçik ortada. Bir de, Başaran neler demiş, ona bakalım:
“10 kişilik bir ekibi yönettiğini söyleyen Berman kod adlı YDG-H üyesi şöyle diyordu: ‘Biz artık her şehirdeyiz.’ Berman geçen yıl İstanbul’daki üniversitesini bırakıp YDG-H’a katılmıştı. ‘Kendisini ve yoldaşlarını kendi kendine örgütlenen PKK sempatizanları’ olarak tarif ediyordu.
Dikkat buyurunuz: ‘Kendi kendine örgütlenen PKK sempatizanı.’
İşte bu kavram PKK’nin merkezden yönetmesi için zor ve muğlaktır.”
İlginç ama aşağı yukarı aynı şeyleri yazmış ama kendisiyle hemen hiç aynı düşüncesel noktada buluşmamışımızdır.
Devam:
“Ne demişti Baydemir: ‘İş, her iki tarafın da kontrolünden çıkıyor. Bu her iki tarafın da emin olun, istemediği bir gidişattır. Yani tasarlanmayan, düşünülmeyen, arzulanmayan bir ‘Suriyeleşme’ye doğru gidiyoruz. Onun için, hükümetin politikası her ne ise, örgütün politikası her ne idiyse, mutlaka, bir an önce bu gidişata bir son verilmeli. Bu çatışma, kontrol edilebilir olmaktan çıkıyor. Her iki taraf için de böyle.’”
Öncelikle şu:
Bu, bir suriyeleşme değil. Tam da türkiyeleşme. Tam da PKK’nin bilmeden istediği ve yarattığı şey. Kendisi de türkiye(li)leşti ayrıca. Üzüm üzüme baka baka kararıyor demek ki.
Ayrıca, bunu AKP yaratmadı, PKK ve HDP yarattı. HDP işi resmen imaja ve şekil yapmaya vurdu. Gençler imaj yutmazlar. HDP’nin son 3 aydır tümüyle kilitlendiği ortada. Apışıp kaldılar. Tek A planları vardı ve o da kaput oldu. Bu gençler, kendi yollarını kendileri açıyorlar ama yolu bitiremiyebilirler. Haa evet, ölüme kapı açıyorlar, olabilir. Başkası seni ölüme yollayacağına, sen kendini ölüme yollarsın.
Cengiz Çandar olsun, Ezgi Başaran olsun, hangi odakta saf tutmuş olursa olsun, gazetecilerin eksiği şu:
Ne yaşam pratikleri var, ne de gerçek savaş teorikleri. Bu yaşadığımız şeyler, tarihin çok bilinen bir momentidir, savaşın da öyle.  Sürpriz hiçbirşey yok ama onlar şok olup kaldılar.
İşte o nedenle gerçek entellektüel, ne kitlenin yanında yer alır, ne de iktidar seçkinlerinin. Özgür beyinli olarak, bilgisel yenilikçi olur. Öyle bozulmuş greyder gibi, yolun ortasına serilip kalmaz.
Hepsine geçmiş olsun. Tarihçenin istop etmiş bağırsakları açıldı, kültüre epeyi feçes bırakacak.
Churchill ne demişti?:
Size kan, ter ve gözyaşı vaad ediyorum.
Amin.
Ve den den.
Dipnot:
Felaketi bitirmenin bir yolu, onu hızlandırıp tüketmektir, orman yangını gibi, çığ gibi. Bir gelecekbilimci olarak bunu tercih ediyoruz.
Tecavüz kaçınılmaz ama zevk aldığımız falan da yok. Sabırlıyız yalnızca.
Gelecek hep gelir ve uzun sürer.

Yarının şafağı attı. O epeyi felaketli olsa da.

Cumartesi, Temmuz 25, 2015

Açılış Hamleleri



Açıkseçik ve düzenli oldu:
Birinci gün: IŞİD PKK’ye saldırdı.
İkinci gün: PKK TC’ye saldırdı.
Üçüncü Gün: PKK IŞİD’e saldırdı.
Dördüncü Gün: IŞİD TC’ye saldırdı.
Beşinci gün: TC IŞİD’e saldırdı.
Altıncı gün: TC PKK’ye saldırdı.
Notlar:
Bundan sonra bu kadar nizami düşük yoğunluklu savaş olmaz.
Hüda-Par, DHKP-C gibi küsur durumlar da var.
2003 Kasım terörü, ‘2 x 2’ düzeninde idi. 2015 Temmuz terörü, ‘2 x 2’ + ‘2 x 2’ oldu.
TC, duruma her zamankince geç aydı. Bu da savaş nedeni kazanmasına neden oldu. ABD, buna mızıldandı ama bir şey yapamaz.
Hedefler; büyükkent-turistik odak ve sivil-askeri (polis dahil) olmak üzere çeşitlemede.
Çok çok fazla düzensiz ve gayrınizami destek atışı olacak.
Dost ateşi başladı.
‘Ay pardon, yanlış kişiyi vurmuşuz’ başladı. (NATO kendini vurdu örneğin.)
Eğitim zayiatı çok çok fazla olacak.
Gönüllü ve gönülsüz ceylanlar çok çok fazla olacak.
Bu bir geçiş süreci. Aynı zamanda mayalanma süreci. Yeni Orta Çağ’ın ön dönemleri.
İşin içine, bir biçimde mafya da girecek bu kez, belki girdi bile. Ancak kazara veya raslantıyla.
Savaş tarihinin büyük sayılar kuramı işliyor artık.
Hala ve hala:
Anadolu beylikleri dönemi gibi, Ortadoğu beylikleri dönemi başladı.
Kuzgun leşe olanlar, çok çok fazla ağlak yapıyorlar. Bu da, yaptıklarının sonucunu hiç mi hiç hesaplamadıklarını imliyor.
TC, kendinin bir kobay olduğu bir deneye kendini soktu.
ABD, AB, Çin ve Rusya, makro gözlemciler ve deneyciler.
Bu ölüm oyununda, küçükler kazanacak: Battle Royal 1-2. Bu kesin. Ancak geçici olarak. Belki maksimum 50 yıllığına.
Haa evet, matematiksel oyun kuramı, Huizinga’nın oyun kuramı ve sanat, özellikle de sinema, çok önceden gerçeği geçti ve onu önceden dilegetirdi, tıpkı Kafka’nn ‘Açlık Şampiyonu’su ve ‘Ceza Sömürgesi’si gibi.
Yani:
Sentez, bu kez çok çok daha büyük olacak ama praksis olamaycak, çünük bu, bir proto-praksis geçici kuramsal ve geçici edimsel..
Ölçek ve ölçüt, Kraliyet’ten (Royal’den) daha daha büyük. Hatt-ı müdfaaf yokttur, sath-ı müdafaa vardır, bitti. Şimdi tüm Dünya bir savaş alanı / sathı oldu, ‘Battle Royal 2’deki gibi.
Savaş cehennemine hoşgeldiniz.
İhanetlere hoşgeldiniz.

Sürprizlere hoşgeldiniz.

Perşembe, Temmuz 23, 2015

Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok



Bu, Güneydoğu’da savaşmış emekli bir asker olan Pamukoğlu’nun kitabı.
Aşağı yukarı doğru bir saptama.
Eksiği de var:
100 bin ölüyü nasıl verdiğimizi anlatıyor ama bu hesaba katılıp katılmadığı hala belli olmayan 18 bin fali meçhulü ve 18 bin kayıbı anlatmıyor. O da, onunki gibi, bir 1993 öyküsü sonuçta...
Fazlası da var:
Savaş, bir kahramanlık öyküsü değildir.
Savaş, insan rezilliğinin bir panoramasıdır. Her kezinde farklıdır üstelik. İnsan türü, rezillikte çok yaratıcı davranır.
Asıl klip konusu:
Bir müzik kanalında ‘Unutulmayanlar’ bölümünde, yaklaşık 20 yıllık olan, Mahzun Kırmızıgül’ün ‘Kardeşlik Türküsü’ çalındı 23.07.15 günü:
Melokomik bir söylem.
Ölümden söz ediyor ama Yeşilçam arabesk filmi kıvamında.
30 sanatçı.
Bir ama, bir taksi şoförüne yüz binler kaptırmış, bir şu an ölü, 3 arabaskçi, bir aranjmancı...
Kadro bu...
Bir barış türküsü nasıl oluyor da bir marş ritminde oluyor?
Barış güvercininizi ızgara mı alırdınız?
“Dağlar oy oy oyyy...”
Batarya’nın Batu’su der ki:
“Pazarlıklar bitti, savaş zamanı...
Söyleniyor dinlemiyorsunuz, dinlediğinizde anlamıyorsunuz, ölürken de ağlıyorsunuz...”
Pavyon ekosu fonda:
-sunuz...
-sunuz...
-sunuz...
Finaldeki TC haritası yeterince imleyici-dolu gösterge.
Beyaz barış güvercini yok artık, siyah savaş kargası var şimdi ve burada...
Şarkının sözleri:
“Hepimiz kardeşiz bu öfke ne diye
Yaşamak dururken bu kavga ne diye
Dağlar oy oy yollar oy oy
Dağlar oy oy yollar oy oy
Kardeş oy oy
Bir kardeş kardeşi vuruyor ne diye
Bir ana ağlıyor evladım nerede
Dağlar oy oy yollar oy oy
Kardeş oy oy
Susmuyor silahlar feryat var gecede
Dinsin bu gözyaşı bitsin bu işkence
Dağlar oy oy yollar oy oy
Kardeş oy”
İnsanın cehennemine hoşgeldiniz...
Allah’ın cehennemine hoşgeldiniz.
Tanrı’nın cehennemine hoşgeldiniz...
Yehova’nın cehennemine hoşgeldiniz...
Araf’ta değil, marj’da olun...
% 90 kaçın, % 10 ortalıkta hiç görünmeyin...
İnsansanız yani...
Not:
Son 3 Gün:
IŞİD PKK’ye, PKK TC’ye, PKK IŞİD’e...
Geriye kaldı 6 varyasyon ve sonsuz tur...

Bu kez, limitsiz zaman ve en az 1 milyon ölü tahmin ediyorum bir gelecekbilmici olarak...

Salı, Haziran 23, 2015

IŞİD'in Anti-BOP'u



IŞİD stratejik olarak Dünya’yı 3 halkaya ayırmış:
Bir:
İç Halka:
Irak ve el-Şam (Suriye).
İki:
Orta Halka:
Geniş anlamıyla Orta Doğu ve Kuzey Afrika (ama anladığım kadarıyla Doğu’da pek pek Pakistan dahil ama diğerleri değil).
Üç:
Dış Halka:
Avrupa, Asya ve ABD.
Bu, tersinden bakılınca, tam da ABD’nin BOP projesi.
Yani, IŞİD o projeyi tam tersinden okuyor.
Eh, bir kitap tersinden okununca da anlamlıdır. Haa, başka anlamlı olabilir ama anlamlıdır yine de.
Her halka ayrı askeri stratejilere sahip: Geleneksel savaş, gerilla savaşı ve terör saldırıları. Bu stratejilerin üçü birden, İç Halka'da etkili bir şekilde kullanılıyor.
Buna muhalefet şerhi:
IŞİD, İç Halka’da gayrınizami savaşın henüz denenmemiş türlerini ve artı stratejisizliği kullanageldi bugüne dek. Yani, ne yapacağının bilinmemesi de, bu nedenle. Askeri kitapta olmayan bir savaş türünü, generaller anlamaz pek. Olanları da anlamazlar ya, neyse. 11 Eylül’de o anda ilk kez yapılan silahsız savaşı çeneleri düşmüş olarak izlemişlerdi naklen yayında, bizzat seyrettim.
11 Eylül 2001 günü, Dünya savaş tarihinde yepyeni bir sayfa açıldığını tam da o gün yazdık.
O günkü silahsız savaşla, Sun Tzu’sundan Clausewitz’ine dek, tüm klasik strateji kitapları değillendi.
Artı, Makyavelli-Neçayef ekseni 8tez-antitez ikilisi de / diyalektiği) de aşıldı.
Sonra, topyekun imha savaşına yeni sayfalar eklendi.
Tüm bunlar, ABD’nin neo-globalist neo-liberal yaklaşımıyla birlikte devreye sokula, ABD Askeri Stratejisi 2000’in adımlarına şerh idi ki o plan 1985 tarihlidir.
Yani,
Einstein’ın deyimiyle:
Üçüncü Dünya Savaşı, taş ve sopa ile olmakta. Milenyumdan eski Tatar Yayı, modern silah Kalaşnikof’a alternatif olmakta şu sıralar.
Bunlar, 2010’a kadarki adımlardı.
Ondan sonra IŞİD, devreye girdi.
Birçok hatası var.
Birçok artı-değer bilgi yarattı.
En boş noktaları, geçici olmaları.
Bu denli acımasız olabilmelerinin nedeni de o.
2015 gibi başka bilgiler de devreye girdi bizcesi. (Bunu öğrenmeyi sonraya bıraktık şimdilik.)
Marksistlikten Müslüman’lığa dönüşmüş terörist Çakal Carols, 1991 gibi, İkiz Kuleler’i yıkmayı planladıklarını anlatır ‘Devrimci islam’ kitabında.
Ancak, artık o da aşıldı.
IŞİD, bizcesi her an amorf bir biçimde metamorfozlayan bir savaş makinası.
İçinde, Batılı paralı askerleri, Batılı beyaz Müslüman ceylanlar, El Kaide’den ve Hizbullah’tan dönenler, Saddam’ın eski askeri üst düzey kadrosunun bir bölümü gibi, 5 benzemez ötesi bir karışım var.
Bu, BM askeri koalisyonu veya 2. Dünya Savaşı birleşik orduları gibi bir şey değil.
Bu, öngörülemeyen ve kendini de öngörmeyen, spontan ve enstantane bir askeri gidişat.
Kısa vadede kesin kazanır, uzun vadede kesin kaybeder.
Ancak, geriye muazzam kıymette veriler bırakır / bırakacak bizlere.

Onları da 10 yıl sonra okuruz.

Cumartesi, Ocak 31, 2015

Akrep Akrepliğini Yapar, Sorun Kurbağada



“KCK Yürütme Konseyi üyesi Sabri Ok çözüm sürecine ilişkin yaptığı son dakika açıklamada Kürtleri baharda savaşa hazırlık yapmaya çağırdı.”
Bu kaçıncı bozulan ateşkes?
Bu kaçıncı boş atıp dolu tutma çabası?
Bu kaçıncı sözünden dönme?
Biz saymayı unuttuk, onlar ar damarını unuttu.
Bu son adımın da böyle olacağı baştan belliydi ama baştan belli olmayan şey ise, IŞİD PKK’yi dövdü, oldu.
Bir de, IŞİD’in yanında PKK / KCK / YGP, LPG gibins cayır cayır yanar, oldu.
ABD desen, PKK’den oryantal, rakkase büyük kase.
Oohh, AB kaput, ABD kahut, PKK kaput, IŞİD kaput, benim favorim, adı henüz konmamış yeni bir İslat terröist grubu tomurcuğu. Eee, mart ayı geliyor, dağlarda tomurcuklar açar artıkın. Bunlar tohumsuz olarak, mayoz bölünen terliksi hayvan gibi oldukları için, artık kısmete ne çıkarsa...
Vet, akrep akrepliğin hep yapar.
Sorun kurbağada.
Akrebi sırtına almayacak.
Hep birlikte boğulmayacaklar.
Aslında, şu andaki durum daha mavra:
Kurbağa (bu bizim ordu olmakta, Tayyip değil) kendi kendini soktu, akrep yerine...
Şöyle de denebilir:
La Fontaine fablındaki gibi şişti şişti, patladı en sonunda.
İyi mi?

Dipnot: Bu durumda benim faorim durumumda, Sezer’in yaptığı gibi, yeni bir Kadı Burhaneddin devleti daha olur. Sonra da o aile, toptan aynen tarihteki gibi ince kıyım doğranır. Tabii, bu yeni Kadı Burhanettin herhal AYM’den çıkmayacak. Bir kere çıktı, şansları sıfırlandı. Kılıç desen, epeyi paslı zaten.

Cuma, Kasım 14, 2014

Devrimciler, Kürtler ve Savaş Ahlakı


Cehalet insanı söyletiyor.
Akademisyen Foti Benlisoy, Kürtler’in şu anda ABD ile işbirliği için, şöyle bir inci yumurtlamış:
“Önemli olan taviz, geri adım, uzlaşmanın hangi stratejik çerçevede ilerleyeceği. Bu konuya dair yazımda da Lenin’den bir alıntıyla ifade etmeye çalışmıştım; Brest Litovsk antlaşmasını biliyorsunuz, aslında bir anlamda bir ‘teslimiyet’ anlaşmasıdır. Yani Rusya’nın en zengin bölgelerini Alman emperyalizmine hediye ediyorsunuz. Bolşevik parti içerisinde de çok muhalefet görmüştür. Çünkü kitleler de devrimci savaş istemektedirler. Almanya’yla savaşacaksın. Orada şunu söylüyor Lenin; ‘İki tip uzlaşma söz konusudur. Bir haydut önünüzü kesmiş, canınızı kurtarmak ve daha sonra onu yakalamak üzere siz paranızı silahınızı, eşyanızı veriyorsunuz. Bu bir uzlaşma biçimi olabilir.’ Benim demeye çalıştığım, PYD’nin de karşı karşıya kaldığı uzlaşma biçimi bu. Sırtı duvarda. Bu uzlaşma biçimi anlamlı. ‘Ama’ diyor Lenin, ‘haydutla oturur, paranızı bilmem neyinizi ona ortak iş kotarmak üzere veriyor, onun yağmasına katılmak üzere uzlaşıyorsanız, o başka bir meseledir.’”
Öncelikle sözü geçen anlaşmaya bakalım:
Rusya, bu anlaşma ile ne yapmış?:
Kars’ı Türkiye’ye, Baltık Ülkeleri’ni Almanya’ya devretmiş.
Akademisyen arkadaşa göre, bunlar Rusya’nın malı oluyormuş.
Aynı anlaşmaya göre, Polonya da Almanya’ya devredilmiş.
2. Dünya Savaşı öncesinde Stalin de, aynı Polonya’yı Hitler’e teslim etmişti.
Ayrıca sözü geçen aynı Lenin de, asıl kendi toprağı olan Kronstadt’ı 1921’de düzlemişti / sıfırlamıştı.
Arkadaşın reel politik’i böyle bir şey.
Demek ki arkadaşa göre devrimci Kürtsel ahlak, böyle bir şey: Gerekirse, bilmem neni satacaksın.
Daha da önemlisi bu beyan, devamında, Kürtler’in Büyük Kürdistan’dan şimdilik vazgeçmesinin de geçici bir strateji olduğunu rahatça gösteriyor. Çünkü bugün IŞİD’in elinde olan topraklara aslında Kürtler talip.
Yalan, düşmanıyla işbirliği, kendi sivillerini ölüme terketme, kendinin olmayan sivillerin ölümünü isteme, hatta buna olanak hazırlama, şimdilik yapılanlar bunlar. Örneğin Kobani’de Kürtler’in ve talip oldukları Suriye topraklarında Araplar’ın ölümüne hem Barzani, hem de Öcalan seyirci kaldı, hatta bunu desteklediler ki ortalık boşalsın.
Şunu anımsayalım:
Bu, tarihte Kürtler’in Araplar’a ilk ihaneti değil. 1250’de Bağdat yakılıp yıkılırken de Kürtler, düşmanın safında yer alımşlardı ve bunu pahalı ödemişlerdi.
Kısacası, biz buna ‘reel politik’ demiyoruz, ‘oportünizm’ diyoruz.
Olabilir, aç tavuk kendini buğday ambarında görebilir ama reel politik, aynı zamanda kaybetmeyi de hesaba katar, çarşıdaki pirince giderken, evdeki bulgurdan olmak da var sonuçta.
Gelelim ABD özeline:
ABD Kürtler’i daha önce satmadı mı hiç?
1946’dan beridir 3-5 kez sattı ve Kürtler bundan hiç mi hiç ders almıyora benziyor.
Olabilir, ya devlet başa ya kuzgun leşe, olabilir ama ‘devlet başa’daki kelle ile, ‘kuzgun leşe’deki kelle aynı, yani sizinki olmalı, bir savaş ahlakı gereği olarak: Başkasının kellesiyle gerdeğe girilmez.
Son 10 yıldır özenle savaş hukuku kaydı yapan biri olarak, şunu vurguluyarak belirtelim:

Kürtler, tarihte savaş suçundan yargılanıp, suçlu bulunup, mahkum olan ilk halk olma şerefini kazanmak üzereler.

Salı, Temmuz 09, 2013

Talabani, Öcalan, Gülen

Talabani komada veya çoktan uçtu.

Öcalan sağlıksız gibi.

Gülen ölmeden önce yapılanları yapıp, düşmanlarıyla helalleşti.

3’ü birden ölürse, herşey değişir.

(Tayyip desen, habire direkten dönmekte.)

1993’te de öyle olmuştu:

Özal, Bitlis, Mumcu.

O ne işe yaradı?

Güvercinler şiş kebap oldu, şahirler 20.000 kayıp, 20.000 fail-i meçhul yarattı. O işleri yapanların epeyisi erken emekli edildi veya hapse atıldı.

10 yıl geçti.

Bunlar başımıza tebelleş oldu.

10 yıl daha geçti.

Bu 3’ü de şahin kanadından.

Tamam, bunların da miyadı doldu.

Peki, bu kadar şatafata neden gerek var ki?

Yani, Obama başkan oldu diye mi, neo-güvercin kebap moda oldu ya da yoksa bunlar modası geçmiş şahin mi?

Böyle toptan temizlik, daha ucuza mı geliyor veya daha etkileyici mi oluyor?

Hayır, Arap Baharı geri tepti.

Bu neden geri tepmeyecek ki?

Şahin-şahinlerde hiç mi akıl kalmadı?

Ya da:

Brzezinski’nin dediğince ABD, son şansını da mı yitirdi?

Ya da:

Gerçekten yeni durumlar geldi.

Düşünürüz.

Dipnot: Bazılarının sandığının tersine, dünya hegemonu ABD’nin (B’yi bilemem ama işe yaramaz) C, D, ... Z planları olduğunu hiç hiç sanmıyorum. Tarih öyle gösteriyor.