“Kurtulmuş,
Başika'da Türkiye'nin eğitim kampı kurduğunu ve bu kampta eğitilen 4 bin
kişinin eğitim gördüğünü belirterek, "Eğitim görenlerden 3 bin kişi,
peşmergelerle birlikte Musul operasyonuna katılmıştır" diye konuştu.”
2015, 92
yıllık Cumhuriyet tarihinde, aynı yıl 2 genel seçim olan ilk yıl olarak tarihe
geçecek gibi.
Aynı
zamanda 2015; 2014 yerel, 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin dahil edilmesiyle,
21 ayda 4 seçim olan tek dönem olarak tarihe geçecek gibi.
17
Aralık 2013’te fiilen 1. Cumhuriyet bitti. Bu süreç, onun ardından geldi. Bir
süreksizliğin üzerine, 4 seçim ile başka bir süreksizlik eklendi.
2.
Cumhuriyet söylemi, 1960 darbesinden beridir var. 2. Cumhuriyet hala yok.
3 darbe
ve üzerine 3 liberalizm, 55 yılda Cumhuriyet’i bitirdi ama 2. Cumhuriyet için
ortada referans yok. Olsa da, onu yapacak iktidar seçkini odağı veya odakları
yok.
Bu 4
seçim süreci; 1946-2015 arasındaki çok partili seçimli demokrasi oyununun bizde
işlemediğini kanıtladı fiilen:
Başkanlık
sistemi var mı yok mu, merkez var mı yok mu, gerçek katılım ve hile oranı, % 35
kararsızdan % 20’si MHP-HDP arasında seçecek simgesel durumu, son 2 haftada
partisine karar verecekler durumu, 4 sağ parti, kronik satılık oy, ithal
muhafazakar-liberal ayırtsızlığı dizisi, çok absürd bir panorama yarattı. Not:
AB’de bu biraz daha farklı oluştu, yani bu alanda özgün oluşumlarımız var.
2015,
1980 momentli neo-global neo-liberal akımın iflas yılı da oldu. 2015, AB’nin
olası bitiş yılı da oldu. 2015, Arap Baharı’nın ve BOP’in bitiş yılı da oldu.
2015, 4 parçalı Kürdistan’ın kesinleşme yılı da oldu. 2015, emperyalist
(kendisi parçalanma riski taşıyan) TC’nin Batı dünyasınca olabilirliğniin
görüldüğü yıl da oldu.
Çok
fazla değişim. Çok fazla hemen hiç denetlenemeyen etken. Dinamik bir durum ama
dinamizm yerine, kaos ve kargaşa. TC, koskoca bir burgacın ortasında.
2015,
istatistiklerin inanılmaz derecede kesinleştiği ve işlediği yıl da oldu. Olan
hiçbirşey, çok çok sürpriz değil ama geleceğin vadesi kısalmış oldu yalnızca.
Yani,
felaket oluşumu hızlandı ve bitişi kısaldı. Yani, eğer olacaksa 2. Cumhuriyet
için yer ve hacim açıldı.
Bunu
yaratanlar da, onu yarattıklarını hiç bilemediler.
Tahminim:
Global:
2015-2022,
geçiş dönemi; 2022-2029, asıl kriz dönemi.
TC’sel:
2015-2023
Fetret,2023’tek asıl felaketi
burunlayacak bir felaket ve ciddi oyun kadrosu oluşumu olanağı.
1983
Ağustos’tan beridir, yani PKK’nin ve Kürtler’in son yarattığı iç savaştan
başlatılmadan önceden beridir, aynı şeyi söylüyoruz:
Kürtler
TC’den bağımsız bir devlet kurmak istiyorlar.
Buna
nasıl eminiz bu kadar?
Çünkü
bize kendileri anlattı, Gayrettepe’de ve Selimiye’de.
Bugüne
kadarki son 32 yılda, 4 kere, bu fırsatı yakaladıklarını sandılar ve her
kezinde mikro konjonktür değişti, olanağı ellerinden kaçırdılar.
Hal
böyleyken, omo beyazı abimiz ne demiş?:
“Son
haftalarda yaşananlar; bir ‘eskiye dönüş’ mü, yoksa yeni ve daha karmaşık bir
denklemin içinde miyiz? Sorulabilecek çok fazla soru var. Ne olursa olsun; ‘silahın
bir araç olarak kullanımını’ izah etmek, giderek, daha da güçleşiyor.”
Çözüm
süreci bar aldatmaca idi. Tıpkı AKP’nin diğer polemikleri, AB, ŞİÖ,
Avrasyacılık, şu bu gibi.
AKP bir
ABD-Yanki projesiydi ama alaturka kıvırtmaları çok tipikti. Özal-ANAP da,
konuyla ilgili farklı davranmamıştı.
Abimiz,
bunları bilmez mi?
Biliir ama bilmezden, görmezden ve
yazmazdan gelir. Nedense, kendisine verilen suflelerin değiştiğine bile ayamıyor henüz.
1983’te
de Irak, İran, TC Kürdistan’ları sorunu vardı ki Talabani-Barzani proto-feodal
aşiret-familya savaşı, yüzyıldan uzun süredir var zaten. Son 5-10 yılın yeni
parametresi Suriye oldu yalnızca. Böylelikle ABD, Kürt vitesini üçken dörtledi
yalnızca (bakınız: ‘ABD’nin Kürt Kartı’ kitabı).
Çözüm süreci, madden ve manen
kimsenin işine yaramıyor (idi).
PKK
üzerinden, hatta IRA-ETA-PKK işbirliği üzerinden, 1984-2004 arasında, PKK’nin Dev-Sol’un bir
tayfasından söke söke aldığı, AB uyuşturucu pazarı (ki o zamanlar yılda, Dünya
= 900 / 3 = AB = 300 milyar dolar idi) var. % 10’u 30 milyar dolar ve 3 milyon
kişiye ekmek kapısı demek bu, topraksız köylüye, vasıfsız-altıya, ümmiye, kent
talancısı ve yağmacısı 3 milyon köyü yakılmışa ve TC’sel zorunlu iskana
sürülmüşe... Ve 1 milyon Çingene’ye ve 1 milyon Afrikalı’ya ve en son da 1
milyon Suriyeli’ye: Global
jenftirikasyon budur.
(Şerh:
Fakir Baykurt ilginç bir örnek anlatır: Burjuvazi, köylülere yeraltından su
çıkartır. Su acı çıkar. Toprak daha beter olur. Burjuvazi toprağı satın alır.
Acı su kuyusunu betonlar. Tatlı su çıkartır
ve köşeyi döner. Ne kadar tanıdık bir öykü, değil mi?)
Şu an
bunun yerini insan kaçakçılığı ve sigara kaçakçılığı ladı. Onların da yıllık
pazarları belli.
Bunların
olabilmesi için, düşmanların işbirliği ve sınırların ihlal edilebilmesi gerekli
ki o da barış değil, savaş demek zaten. Savaş ekonomisi demek, savaştaki negatif işsizlik (< % 3) demek (bunu
bana rahmetli Demir Demirgil öğretmişti, Tansu’cuğumuzun da hocaşıd kendisi).
E, bunun
için de savaş gerek.
Eh, iktidar
sekinlerinden olan (her 2 tarafsal da) ordu için de savaş gerekli, çünkü savaşı
unutuyorlar savaşmayınca ki bakınız 2010-2015 PKK’si gibi. IŞİD, onları 2015
başında feci ezdi geçti. Şimdi de, İran Kandil’de öyle yapıyor ve Talabani
atına oynuyor, hep yaptığı gibi. Barzani ve Talabani tarafları ise, 25 yıldır
savaşı unuttu.
O
nedenle, ne oluyor?
TC
TSK’sinin başına yavaş yavaş 1993 elemanları getiriliyor. Yakında, Ağar’ı da yeniden bakan olarak
görebiliriz pekala. (Ben de bana DAL’da işkence yapan ve şu anda içeride olan
Doktor ile oturup durumu tartışırım, ‘Balkan Cafe’de oludğu gibi)
Boşluğu
IŞİD doldurdu, hem de öncüllerine yeni şerhler ekleyerek. PKK, TC’yi korkuttu
ama IŞİD, PKK’yi korkudan altına ettirdi, savaşa / Kobani’ye giremediler bile,
askerlerini geride tuttular. (TC’de Niyazi çok, o yüzden pek aldırmadılar
telefata ama PKK’nin elemanı sınırlı ve sonlu sayıda ve onlar da en az 10 yılda
bu işi, yani savaşmayı öğrenebiliyorlar.)
Tabii ki
bu savaş-barış gelgitlerinin ve oyunlarının olabilmesi için, konjonktürel altyapı da gerekli idi:
AB kendi
poposunun derdinde, ABD başkanlık yarışında. Rusya ve Çin, global hegemoni
ısınma turlarında. Dolayısıyla, ortamın böyel küçüklere kalmasının nedeni bu.
Eh, onların da aklı ve gücü, bu kadarına yetiyor ancak. Örneğin Suruç’ta, 30
küsur yerine, 300 küsur kişi ölmüş olabilirdi.
Şerh:
Burada, 30 kişilik ölümün 300 kişilik ölümden,
medya geştaltı olarak daha etkili olabilme durumu var, örneğin genç ölümü
ile HDP mitingi taraftarı ölümü arasında, kitlesel algısal ve etkisel farklılık
var.
Yani:
Eskiye
dönüş falan yok: Cehennemde sigara
molası olabildi yalnızca: Bokun içine başaşağı alalım sizleri yeniden
lütfen: 5. kere ve melokomikleşmiş
olarak.
Soru
kipi:
TC
Kürt’leri, TC’den ayrılabilir mi?
Artık
zor.
Hele
hele, diğer 3 gruba galebe çalmaları ve büyük Kürdistan’ı kurmaları, aşağı
yukarı imkansız gibi. En yakın aday,
fiilen Barzani ama o da fikren en zayıf odak ki o noktaya
getirilmesinin nedeni de bu: Kolay yönetilebiliyor ve kolay taraf değiştiriyor.
Bu
durumda kakafoni ve dekreşendo olur ama özgün
kaotik fraktal örüntüleri oluşur ki her 10 yılda bir de yöle lodu.
Eh, bir
entelejensiya değil de, entellektüel olarak bizim işimiz, durumu nesnel
yorumlamak ve enformasyonizasyon
yapmak, dezenformasyonizasyon değil.
Onu omo beyazı abilerimiz yapıyor zaten gönüllü gönüllü, kul kul.
Dipnot 1:
Bu metin
için, fonda Ceylan Ertem’den ‘Düşmedim Daha’ geldi okurlarım için.
Dipnot
2:
Yani:
Fassbinder’in
sentimental faşizmine ilk şerh, sentimental engizisyon ve sonra da ikisinin 10
diyalektiği, sentezi, dekadansı ve praksisi olarak bendenizden gelmiş olsun.
Dipnot
3:
Bildiğim
ve yazdığım kadarıyla, bunu savaş alanından naklen ve ‘Lili Marlene’ estetiko-politiğinde, tarihte yazan ilk kişi benim.
Salam Pax yok şmdi ve burada, İstanbul = ‘Shit-Will-Age’den ‘Domuz Salamı’
bildiriyor var. Umay Umay’ın ‘Orospu
Kırmızı’sı var.
Dipnot
4:
Ertem,
ne yaptığını biliyor ve bundan gururlu ve kibirli ama yapamadıklarını henüz
bilmiyor, çünkü onun alanında rakibi yok. Oysa bir sanatçı, yapamadıklarını da
bilir, Bosch-Bruegel-Dührer başustasal
engizisyon deparından beridir böyledir bu. Ustaları sollamak muhakkak gereklidir
ama bunu yapmak zordur, çok çok zordur.
Dipnot
5:
Uçurum dağından daha düzdür vadi (Ertem’in şarkısı öyle diyor),
göçerler ise düzlükte ve aşkta yaşayamazlar. Yani, bazıları
benim gibi, savaş, ölüm, delilik, engizisyon ve faşizm insanıdır, çünkü zehiri
çok yuttuk ve artık onsuz olamayız, öyle olmasaydı da ölmüştük, paralı askerler
gibi: Savaşmak için savaşıyoruz, taa
ki son ve kalıcı barışı getirecek son savaşa dek. Ona ise, daha en az 500 yıl
var.
Dipnot
6:
Yani:
Kaçın.
Veya:
Ölün.
Veya:
Tuvalet-zımpara
kağıdı olun.
Veya:
İsrail’i
kurun.
Veya:
Kalın ve
savaşın. Benim gibi. Dost ateşinizi sevmem, benim dost ateşim de öldürür
dedesi. Doğrudan öldürmek için vururum
çünkü. Yasımı sonra tutarım, kendi
ölümlerimde yaptığım gibi.
Dünya’nın
süper bilgisayarlarının önemli bir bölümü askerlerin elindedir, en pahalı
yazılımlar da öyledir, tüm ülkelerde böyledir ama TC için öyle olduğunu
sanmıyoruz, bizimkiler Nuh-u nebiden kalma strateji kitapları kullanıyorlar
çünkü, 50 yıl eskiliğinde falan, o kadar yani.
İşte
uyanık pentagon, başedemediği IŞİD’e karşı öyle bir program kullanmış ve şu
sonuçlara varmış:
Bir:
“Paulo
Shakarian BBC'ye yaptığı açıklamada, ‘Çok fazla hava saldırısı düzenlendiğinde,
çok sayıda piyadeyle düzenlenen eylemlerden, yol kenarına bırakılan bombalara
geçiyorlar’ dedi.”
Araştırmacılar
ayrıca, IŞİD'in çok sayıda piyadeyle düzenlediği operasyonlardan önce, bomba
yüklü araç kullanımının arttığını tespit etti.
Shakarian,
‘İki olgu arasında böyle bir ilişki olduğuna inanıyoruz çünkü Irak Ordusu'ndan
takviyelerin başkent Bağdat dışına çıkmasını önlemek istiyorlar’ dedi.”
Pentagon,
konuya kafasının tek başına basmadığını
baştan ve kendi itiraf etmiş olmuş ve biz bunu hep söyledik.
11 Eylül
2001’de de öyle olmuştu. Pentagon patentli bizim emekli generaller ise, canlı
yayında ‘aa, üü, ee’ sesleri çıkarmışlardı.
Burada
da, 1 ve 2 ilintili gibi de, 2 ve 3 değil gibi. Birinci bomba patlayınca,
sivillerin olsun, askerlerin olsun, ortalıkta dolaşması ve harekat alanı kısıtlanmış
oluyor, Bağdat’tan dışarı çıkması değil, o adamlar oraya sıkışıp kalmış değil ki
muhasara altında kalsınlar orada.
İki:
“Araştırmacıları
başta şaşırtan bir bulgu da, Suriye Ordusu'nun hava saldırılarından sonra
IŞİD'in yaptığı tutuklamalarda büyük bir artış olması.
Shakarian
şu anda bunun hava saldırılarında rol oynamış olabilecek Suriye istihbaratı
ajanlarını temizlemek için, bir misilleme olabileceğine inandıklarını kaydetti.”
Boş atıp
dolu tutmak yönünde bir davranış bu bizcesi. IŞİD’in sivil sağ kalması gibi bir
kaygısı yok. Kuru yerine yaşı yakabilirler rahatça yani.
“Quintana
‘Ordular çok miktarda bilgiye sahip. Bu bilgileri daha kullanışlı ve
sindirilebilir bir formata dönüştürme yoluna ihtiyaç duyuyorlar. Bu tür
analizler de kesinlikle bunu yapmanın bir yöntemi’ dedi.”
Ahan da,
itirafa bakar mısınız?
Bilgi
açısından, ‘midem dolu ama karnım aç’ demenin tam karşılığı olmakta bu.
Sorun
şudur oysa:
Savaş
dahil, her türden kültürolojik veri tabanının % 95-99’u anlamsızdır zaten. Aynı
göstergeler, bazan anlamlı, bazan anlamsızdır (burada hileden söz edilmiyor,
belirsizlikten ve amaçsızlıktan, hatta genelde ne yaptığı bilmemekten söz
ediliyor). Yani, o verileri zaten
insanlar taramak ve ayıklamak zorunda, bilgisayarlar veya yapay zekalar değil.
ABD şunu
öğrenmeli:
Kendisi
askersiz ve insansız savaşı beceremedi ama karşı taraf silahsız savaşı becerdi.
Yani ABD, 2 kere becerildi, kendi elleriyle.
“Küçük
bir insansız hava aracına (drone) yerleştirilen yarı otomatik silah, ABD
Federal Havacılık Dairesi’ni harekete geçirdi.
Connecticut’ta
makina mühendisliği okuyan 18 yaşındaki Austin Haughwout isimli öğrencinin, ‘drone’dan
ateşlenen yarı otomatik silahının videosu sosyal medyada hızla yayıldı.”
Bu
videoyu 10 milyon kişi gördü demek, Türkiye’dekiler dahil.
Peki o
‘drone’, patlayıcı dolu olarak, Suruç’ta havadan kullanılsaydı ne olurdu?
Bin kişi
ölürdü.
(Not: 2013 Taksim Gezi’de bir ‘drone’, bir
fotoğrafçı tarafından çekim için kullanıldı ve polis tarafından vurularak
düşürüldü.)
Uzun
süredir silah ve toplu öldürme biçimleri tasarlarım ve aynı zamanda bunların
nasıl engellenebileceğini de.
Her tür
teknolojiyi anı anına izlemeye çabalarım.
Bir
gelecekbilimci olarak etkilerini
öngörebilmek için.
Suruç’taki
canlı bomba, 1975 Sri Lanka momentli (sanıldığı gibi Filistin değil);
‘drone-sniper’, 2015 momentli.
Eğer,
devlet veya kontr-terörist isen, onu engelleyebilmek için, teröristin şu anki
momentini bilmen yetmez, 1-2 yıl sonraki momentini de tahmin edebilmen gerekir,
satrançtaki çoklu hamle tahminleri gibi. Yani, ABD polisinin bunu 2013’te falan
öngörebilmesi ve önlem almış olması gerekirdi, şu anki ‘drone’ları izlemenin
yolları var, çünkü kullanıcının yakında olduğu uzaktan kumandalı sistem
kullanıyorlar. Ancak, önümüzdeki 1-2 yıl içinde uzun menzilli ‘drone’
yapılacağı kesin. Hatta, sinyali kamufleli ‘drone’ yapılacağı da kesin. Hatta, günışığında görünmeyen ‘drone’ yapmak
bile şu anda mümkün, ses desen, zaten kent gürültüsünde kamufledir.
Şerh:
2003 Kasım İstanbul’da (2 x 2) idi, (2 x 2) + (2 x 2) oldu gibi 2015 Temmuz
Suruç’ta. Yani, teröristler gerçekten evriliyor, özellikle de silahsız savaşı icat ettikleri 11 Eylül
2001’den sonradır.
Bundan
sonra bu kadar nizami düşük yoğunluklu
savaş olmaz.
Hüda-Par,
DHKP-C gibi küsur durumlar da var.
2003 Kasım
terörü, ‘2 x 2’ düzeninde idi. 2015 Temmuz terörü, ‘2 x 2’ + ‘2 x 2’ oldu.
TC,
duruma her zamankince geç aydı. Bu da savaş nedeni kazanmasına neden oldu. ABD,
buna mızıldandı ama bir şey yapamaz.
Hedefler;
büyükkent-turistik odak ve sivil-askeri (polis dahil) olmak üzere çeşitlemede.
Çok çok
fazla düzensiz ve gayrınizami destek atışı olacak.
Dost
ateşi başladı.
‘Ay
pardon, yanlış kişiyi vurmuşuz’ başladı. (NATO kendini vurdu örneğin.)
Eğitim
zayiatı çok çok fazla olacak.
Gönüllü
ve gönülsüz ceylanlar çok çok fazla olacak.
Bu bir
geçiş süreci. Aynı zamanda mayalanma süreci. Yeni Orta Çağ’ın ön dönemleri.
İşin
içine, bir biçimde mafya da girecek
bu kez, belki girdi bile. Ancak kazara veya raslantıyla.
Savaş
tarihinin büyük sayılar kuramı işliyor artık.
Hala ve
hala:
Anadolu
beylikleri dönemi gibi, Ortadoğu beylikleri dönemi başladı.
Kuzgun
leşe olanlar, çok çok fazla ağlak yapıyorlar. Bu da, yaptıklarının sonucunu hiç
mi hiç hesaplamadıklarını imliyor.
TC,
kendinin bir kobay olduğu bir deneye kendini soktu.
ABD, AB,
Çin ve Rusya, makro gözlemciler ve deneyciler.
Bu ölüm
oyununda, küçükler kazanacak: Battle Royal 1-2. Bu kesin. Ancak geçici olarak.
Belki maksimum 50 yıllığına.
Haa
evet, matematiksel oyun kuramı, Huizinga’nın oyun kuramı ve sanat, özellikle de
sinema, çok önceden gerçeği geçti ve onu önceden dilegetirdi, tıpkı Kafka’nn ‘Açlık
Şampiyonu’su ve ‘Ceza Sömürgesi’si gibi.
Yani:
Sentez,
bu kez çok çok daha büyük olacak ama praksis olamaycak, çünük bu, bir proto-praksis
geçici kuramsal ve geçici edimsel..
Ölçek ve
ölçüt, Kraliyet’ten (Royal’den) daha daha büyük. Hatt-ı müdfaaf yokttur, sath-ı
müdafaa vardır, bitti. Şimdi tüm Dünya bir savaş alanı / sathı oldu, ‘Battle
Royal 2’deki gibi.
Bu,
Güneydoğu’da savaşmış emekli bir asker olan Pamukoğlu’nun kitabı.
Aşağı
yukarı doğru bir saptama.
Eksiği
de var:
100 bin
ölüyü nasıl verdiğimizi anlatıyor ama bu hesaba katılıp katılmadığı hala belli
olmayan 18 bin fali meçhulü ve 18 bin kayıbı anlatmıyor. O da, onunki gibi, bir
1993 öyküsü sonuçta...
Fazlası
da var:
Savaş,
bir kahramanlık öyküsü değildir.
Savaş,
insan rezilliğinin bir panoramasıdır. Her kezinde farklıdır üstelik. İnsan türü,
rezillikte çok yaratıcı davranır.
Asıl
klip konusu:
Bir
müzik kanalında ‘Unutulmayanlar’ bölümünde, yaklaşık 20 yıllık olan, Mahzun
Kırmızıgül’ün ‘Kardeşlik Türküsü’ çalındı 23.07.15 günü:
Bu,
tersinden bakılınca, tam da ABD’nin BOP projesi.
Yani,
IŞİD o projeyi tam tersinden okuyor.
Eh, bir
kitap tersinden okununca da anlamlıdır. Haa, başka anlamlı olabilir ama
anlamlıdır yine de.
Her
halka ayrı askeri stratejilere sahip: Geleneksel savaş, gerilla savaşı ve terör
saldırıları. Bu stratejilerin üçü birden, İç Halka'da etkili bir şekilde
kullanılıyor.
Buna
muhalefet şerhi:
IŞİD, İç
Halka’da gayrınizami savaşın henüz denenmemiş türlerini ve artı stratejisizliği
kullanageldi bugüne dek. Yani, ne yapacağının bilinmemesi de, bu nedenle.
Askeri kitapta olmayan bir savaş türünü, generaller anlamaz pek. Olanları da
anlamazlar ya, neyse. 11 Eylül’de o anda ilk kez yapılan silahsız savaşı çeneleri düşmüş olarak izlemişlerdi naklen yayında,
bizzat seyrettim.
11 Eylül
2001 günü, Dünya savaş tarihinde yepyeni bir sayfa açıldığını tam da o gün
yazdık.
O günkü
silahsız savaşla, Sun Tzu’sundan Clausewitz’ine dek, tüm klasik strateji
kitapları değillendi.
Artı, Makyavelli-Neçayef ekseni 8tez-antitez
ikilisi de / diyalektiği) de aşıldı.
Sonra, topyekun imha savaşına yeni sayfalar
eklendi.
Tüm
bunlar, ABD’nin neo-globalist neo-liberal yaklaşımıyla birlikte devreye sokula,
ABD Askeri Stratejisi 2000’in adımlarına
şerh idi ki o plan 1985 tarihlidir.
Yani,
Einstein’ın
deyimiyle:
Üçüncü
Dünya Savaşı, taş ve sopa ile olmakta. Milenyumdan eski Tatar Yayı, modern
silah Kalaşnikof’a alternatif olmakta şu sıralar.
Bunlar,
2010’a kadarki adımlardı.
Ondan
sonra IŞİD, devreye girdi.
Birçok
hatası var.
Birçok
artı-değer bilgi yarattı.
En boş
noktaları, geçici olmaları.
Bu denli
acımasız olabilmelerinin nedeni de o.
2015
gibi başka bilgiler de devreye girdi bizcesi. (Bunu öğrenmeyi sonraya bıraktık
şimdilik.)
IŞİD,
bizcesi her an amorf bir biçimde
metamorfozlayan bir savaş makinası.
İçinde,
Batılı paralı askerleri, Batılı beyaz Müslüman ceylanlar, El Kaide’den ve
Hizbullah’tan dönenler, Saddam’ın eski askeri üst düzey kadrosunun bir bölümü
gibi, 5 benzemez ötesi bir karışım var.
Bu, BM
askeri koalisyonu veya 2. Dünya Savaşı birleşik orduları gibi bir şey değil.
Bu,
öngörülemeyen ve kendini de öngörmeyen,
spontan ve enstantane bir askeri gidişat.
Kısa
vadede kesin kazanır, uzun vadede kesin kaybeder.
Ancak,
geriye muazzam kıymette veriler bırakır / bırakacak bizlere.
“TSK
tarafından yapılan yazılı açıklamada PKK’lıların saat 13.25’te Dağlıca / Yüksekova / Hakkâri
Bölgesindeki askeri unsurlara üç adet
havan atışı yaptığı belirtildi. Açıklamada ‘Dağlıca’da bulunan havan tespit
radarıyla belirlenen söz konusu havan atışlarının yapıldığı hedefler, 155 mm
Fırtına Obüsü ve 120 mm havanlar ile derhal ateş altına alınmıştır’ denildi.”
"Amerika,
İngiltere ve Fransa; 'NATO patronları' olarak, Suudi Arabistan, Katar, Birleşik
Arap Emirlikleri, Ürdün Krallığı ve Türkiye Hükümeti açıkça; terörist ve katil
İsrail rejimi, bazen açık ve bazen gizli bir şekilde, Suriye'de Özgür Suriye Ordusu’nu
kurdurup, ardından tekfirci terörist örgütleri geliştirdi. 'Özgür Suriye
Ordusu' ise, Suudi Krallığı ile Katar petro-dolarlarıyla beslenip, Türkiye
topraklarında karargah kurarak silahlandırılıp, Suriye halkına ve hükümetine
katliam, terör ve yıkım dayattı. Özgür Suriye Ordusu, ardından bütün tekfirci
terör örgütlerinin kurulup silahlanmasına kaynaklık etti. Böylece, Suriye'de
terörizm ateşi yaygınlaştırıldı. Süleyman Şah Saygı Karakolu da son 2 yılda
tekfirci vahşi IŞİD'in kontrolü altına girdi. IŞİD, bölgedeki Alevi, Sünni,
Kürt ve Araplar'ı katliamdan geçirirken, Süleyman Şah Mezarı'na dokunmadı.
Çünkü, Suriye'nin kuzey bölgeleri IŞİD ve diğer tekfirci terör örgütlerinin
denetimindedir. Türkiye Hükümeti, Suriye devleti ve hükümetini düşman olarak
nitelendirip, angajman kurallarını değiştirerek, sınır boyu tekfirci
teröristleri koruma altına almış bulunuyor. Bu nedenle IŞİD, bu mezara ve saygı
karakoluna hiç dokunmadı. AKP hükümeti defalarca Amerika ve batılı ülkeleri
Suriye'yi işgal etmeye çağırdı. Hatta, Türkiye Dışişleri Bakanlığı gizli
toplantısında Suriye'den Türkiye'ye füzeler fırlatılması planlandı. Bundan
amaç, Türkiye'nin tek başına yapamadığını, NATO ve Amerika'yı devreye sokarak
Suriye topraklarına girmek ve doğrudan savaş başlatmaktı. Fakat bu plan da suya
düştü."
‘Böylece’ye
kadar doğru. Ancak, bizcesi bu konudaki hesaplar yanlıştı ve tutmadı da. Dikkat
edilirse, Afganistan’dan Irak’a ydjjs ABD ağırlıklı hiçbir plan, 1991’den sonra
tutmadı, tutamadı. Reklam planı bile hedefini % 50 bulur ama burada % 50 isabet
yok, % 25 belki.
‘Böylece’li
tümce geçersiz:
Çünkü,
Suriye’de isyan ateşi hep vardı, taa 1960’lardan beridir. Esed, Suriye’nin
tamamına arada bir hakim olamadı. Dış yardım gelince, olay yaygınlaştı
yalnızca. Yani, olay taşıma suyla yapıldı, o doğru.
‘Böylece’linin
doğrusu şu:
Tümüyle
teknik bir hata olan Arap Baharı planı kronolojik sıralamasında, Suriye
yanlışlıkla İran’ın önüne alındı. Böylelikle İran paçayı kurtardı, şu an hayt
hoyt yapıyor ama bir ara kılıcın epeyi altına girmişti kellesi. Ki yine oraya girebilir
yakın gelecekte. Ki oradan da Pakistan’a doğru devam even bir projedir BOP ve
Arap Baharı ertesi.
Türbe
konusu, yeni gündeme sokuldu. TC açıkladı ki daha önceleri de 3-5 kez türbenin
yeri değişmiş. Zaten şu an alınan Türbe değil, yalnızca içindekiler, Türbe
binalarını TC yok etti.
Görüldüğü
gibi, gereksiz bir sürü takla var.
Konu kamuoyu ise, şu an verdikleri bilgiler onları ipe götürecek cinsten, nasıl
bir kamuoyu oluşturma politikası uyguladılarsa, hangi akla hizmet ettilerse.
Herhangi bir AB mahkemesi, bu yapılanlara ilişkin, bunu yapanlara çok rahat
yakalama emri çıkartır. Bunları yapanlar da kaçarlar, Arap ülkelerinde sürgün
yaşar üç buçuk üç buçuk.
Devam:
TC,
Suriye hükümetini ve Esed’i düşman mı, dost mu sayacağı konusunda feleğini
şaşırdı ki bu tümden Tayyip’in hatasıdır. Tayyip’in Beşar ile fotoları hala
internette duruyor. Emine de Esed’in eşiyle elele diz dize pozlar vermişti.
TC, bir
adım daha ileri giderek, Suriye ve Esed düşmanlığını abarttı. Şu an ABD ve AB,
Esed’i yerinde tutmak istiyor ama Tayyip buna karşı. Neden karış olduğu da
belli değil.
Gelelim
metnin asıl konusuna:
TC,
IŞİD, PKK işbirliklerine ve çatışmalarına:
Suriye’de
ve Kürtler’de 3’er odak bulunduğunu yazmıştık daha önce.
Hesaplayın,
onlarca permütasyon etmektte, düşmanlık ve işbirliği olasılıkları olarak.
Bunların en az yarısı, yaşandı, yaşanıyor ve yaşanacak durumda. Hepsini tamamlamaya,
ömür de tarih de yetmez, yoksa onu da denerlerdi, adı üzerinde: Dene ve yanıl
ama öğrenme.
Bizim
tezimiz şu: TC, hem IŞİD’i, hem de PKK’yi kendine düşman etmeyi başardı ve bu
ikisi birbiriyle savaş halinde. Bu da TC’nin uluslararası / dış savaşı henüz
beceremeyeceğini imliyor şimdilik. Ancak TC, yine dene-yanıl ile öğrenecek ama çok
yavaş.Olsun, IRA savaşı 150 yıl sürmüştü, PKK savaşı henüz 31. yılında.
TC
açısından en büyük sorun, bir gün olabilecek IŞİD-PKK işbirliğinde: O zaman tuvalet kağıdı oluruz. Da
şimdilik uzak olasılıklı bir durum bu.
PKK için
en büyük sorun, kendi içlerindeki 3’lü bölünme ve bu sonun başlangıcı. Yani, ülke kuramama sonunun başlangıcı.
IŞİD ise
geçici bir oluşum. Yerini kuşkusuz başka örgütler alacak ama o varlığını ve
sürmesini yalnızca konjonktürün boşluklarına borçlu.
Yani:
PKK-IŞİD
işbirliği çabası şu an başlasa, yine de IŞİD’in ömrü yetmeyebilir bunu
becermeye.
Yani:
TC
metamorfozlayacak.
PKK,
bölünecek ve az metamorfozlaycak.
IŞİD
tümüyle metamorfozlayacak.
Suriye,
TC, Irak ve iran için baki kalan kaos olacak, en az 50 yıl daha.
Suriye
ve Irak de facto bitti.
TC de facto bit(e)miyor. Global konjonktür
buna uygun değil.
İran
yakın gelecekte az bitecek. (İran’ın parçalanma planı, Büyük Azerbaycan’ı
içeriyor ama o imkansız bir hayal bizce.)
Yani
mecazla söylersek TC, Fetret Devri biter bitmez, İstanbul’u fethedecek.
Neo-İstanbul’un fethi süreci, en az 10 devletçiğin TC’ye gönüllü ilhakı anlamında
olacak (Acaristan, Gagavuzistan ve Nahcıvan, bu konuda TC’ye başvuralı onyılı
geçti). TC emperyalist olacak ve bu Pirus
Zaferi’nden daha ağır bedelli olacak.
İşte son
piyon hamlesi (Türbe), satranç tahtası geneli panoramasında
bunları imliyor.
Tam tencere-kapak, kavuklu-pişekar ve başlıktaki gibi bir
durumlar dizisi...
CHP, 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ne yaptı?
Hem milliyetçi, hem şeriatçı bir aday bulup, onu MHP ile
birlikte aday gösterdi ve her iki partinin de oylarında epeyi bir düşüş oldu.
HDP ne yaptı?
Tayyip seçilince, başkanları onu ayakta alkışladı.
Şeytanım, aklıma fikrime mukayyet ol, durumu yani...
Tayyip’in gücü Fethullah’a yetti de, Apo’ya veya
Kılıçdaroğlu’na yetemeyecek mi?
Yetecek de artacak bile...
Peki, bunun böyle olacağı taa 2011’de belli değil miydi?
Belliydi.
Peki HDP, neden o zaman CHP ile işbirliği önermedi de, suyun
gidişini biraz ortadan kesmedi?
İşine öyle geliyordu da ondan...
HDP 2014’te % 10 oy alınca, aç tavuk buğday ambarında,
hesabınca, bunu % 20 olarak görmeye başladı ki bu 110 millletvekili eder, ınını
ınını ınınınn, Ali Desiderooo...
CHP desen, 1999’daki meclis dışı kalmışlığının kuyruk
acısıyla, hala % 20 oyla yetinmeye seviniyor.
Gelelim kim ne demişe?:
“Kılıçdaroğlu, ‘Bizim hiç kimseyle ittifak yapmaya ihtiyacımız
yok arkadaşlar. Biz CHP olarak seçimlere gireceğiz. Bu özellikle AKP kanadının
bilinçli olarak dillendirdiği bir olay’ dedi.”
AKP öyle demese düşünecek yani, hesaba ve mantığa bakar
mısınız?
Kimseyle ittifak yapmaya ihtiyacınız yoktu da, neden MHP ile
işbirliği yaptınız?
Yahu, şu an partinizde o MHP’lilerin vurduğu insanlar var
üye olarak hala, onlara karşı bir vebal hissetmiyor musunuz?
“HDP Hakkari Milletvekili Adil Zozani, CHP’ye genel seçimler
için ‘Demokratik Cumhuriyet Partisi gibi bir şemsiyenin altında birleşelim’
çağrısında bulunmuştu.”
Hi ho ha haa... Hem kel, hem fodul; hem demokrat, hem
cumhuriyetçi, tam böyyüük Amerika tipi yani...
Yapılacak tek şey var:
Baraj düşmeyecek, düşürülse de AKP bunu uygulamayacak. Bu
durumda her parti, diğer partinin kesin kuvvetli olduğu yerde aday göstermez,
olur biter. Seçmenini de serbest bırakır. Seçmen sorumluğunu alır da, işler uygun
giderse, AKP % 40’ta, diğerlerinin toplamı % 60’ta kalır ve bu da 220-330 milletvekili
dağılımı eder. AKP’nin % 30-35’i Şam’da kayısı olur ama aç tavuk kendini buğday
ambarında görmese ve siyasetçiler çarşıdaki pirince giderken evdeki bulgurdan
olmasa gerek.
Ondan sonra, herkes kendi yoluna.. Biz, son 50 yılda ne
koalisyon pozisyonları gördük: Yenilerini de icat ederler muhakkak bunlar...
Murat Yetkin basınsal omo beyazı kuvetlerdendir. Yani
yazdıkları, duble eleştirel gözle
okunmalıdır. Biz de öyle yapalım:
“... Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütünden önce, Beşar
Esad’a bağlı Suriye ordu birlikleri, ülkenin ikinci büyük şehri Halep’e
girebilir.
Buna tam olarak ‘düşme’ değil, belki ‘geri alma’ denebilir.
...
Esad güçleri, Halep’in Kuzey-Batı kesiminde yaklaşık 5
kilometrelik bir bölümde kuşatma uygulamıyorlar; burayı adeta şehirde kalanlara
bir tür kaçış yolu olarak açık tutuyorlar.”
Yani Yetkin,
kendisine yayınlaması için iletilen ‘beyaz gürültü bilgi’yi yayınlıyor.
Yani, bu bilginin altyazısı var, üstyazısı yok.
Yani ABD, tavşana kaç, tazıya tut, yapıyor.
Yani Esed, tazı benim tavşan tüysün, diyor.
Yani hem ABD, hem Esed, TC’nin başına 1 milyon kişiyi daha
bela ediyor.
Yani Esed ve ABD işbirliği yapıyor.
Yani Yetkin, bu altyazı bilgiyi görmezden geliyor.
Gelecek program yorum:
Arap Baharı, amuda kalktı, kış oldu.
AB, ortadaki sandık
gibi.
İran-Suriye işbirliği yeni gelişmelere gebe.
Zorlanan potansiyel yeni Çin-Rusya işbirliği, yepyeni
belalara gebe. Anımsayalım: ABD eski Yugoslavya’da Çin konsolosloğunu vurdu ve
ardından 2001 oldu, o gökdelenlerin askeri stratejik bilgisi bir tek Çin’de
vardı, çünkü Çin o bilgileri çalmıştı.
Kürdistan, kimbilir hangi yeni bahara kaldı.
TC, son şansını da kullandı. 2015 seçiminden sonra, ‘vur
patlasın, çal oynamasın’lı ekonomik kriz geldi artık, yani süreç artık geri döndürülemez.
Yorumun yorumu:
Bu durumda IŞİD’sel bölge, önümüzdeki 1 yılda makro problem
yaratamayacağı için, yeni global kriz bölgeleri yaratılacak demektir kapitalist babamızın sonbahardan kışa’sı
olarak. Bu işten en çok Ukrayna zarar görecek tabii ki. Yeni ‘silkelenen keriz’, o oldu gönüllü olarak.
Tüm bunlar, gelecekbilim açısından tümüyle boş gösterge,
yani tümüyle zaman yitimi. Ne Arap Baharı’nın bitişi yeni, ne ABD karşıtlığı
yeni, ne TC’ye yeni nüfus göçleri yeni, ne Ukrayna iç savaşı yeni, ne
Suriye-İran işbirliği yeni...
Bozacının şahidi şıracı imiş ve kazın ayağı belli olmuş.
“Mali’deki gelişmeler nedeniyle, Paris’in talebi üzerine olağanüstü
toplanan Avrupa Birliği dışişleri bakanları Fransa’ya destek verdi.
...Avrupa Birliği bakanlarının yeşil ışık yaktıkları Mali
gücü, toplamda 450 kişilik bir ekipten oluşacak. İlk aşamada 12 Avrupa Birliği
ülkesinin destek sağlama taahhüdünde bulunduğu güçte yer alacak 200 kişi Mali
askerlerinin eğitiminden sorumlu olacak, 250 kişi ise koruma ve destek rolü
üstlenecek. Misyon merkezi olarak Mali’nin başkenti Bamako seçilirken, ana amaç
‘eğitim ve danışma’ olarak belirlendi. Askerlerin ‘savaşa katılma yetkisi’
olmayacak.”
“Bir silah ortaya çıkmışsa, öykünün sonuna kadar muhakkak patlar.”
Üstelik onu bahsettiği piyes, hoş bu da tarih piyesi ayrı konu...
Piyesin anafikri şu:
AB 20 yıldır 1 AB ordusu istiyor ama ABD ‘NATO kafa, nato mermer’ diyor da,
başka bir şey demiyor.
Tabii, demokrasi trajikomiği bu, deliği elbette bulunur:
Almanya nasıl ki yurtdışına anayasa yasağına karşın asker yolladı, Japonya
nasıl ki silahlanma yasağına karşın bugün Tokyo’yu füzelerle koruyor ve hatta
uzayda bir göktaşından parça koparıp Dünya’ya getiriyor. AB de barışı şeyttirir
elbet.
Sonunda, dişlerine uygun olarak, bula bula Afrika’yı buldular. Da bence o
kaz, 500 sene sonra bu kez dişlerini feci ağrıtacak.
Bir de tuhaf bir ortaoyunu olacak:
Zamanında 1980’lerde ve 1990’larda, KGB’sinden MOSSAD’ın tüm tüm dünya
derin devletleri, Orta Amerika’nın minnacık ülkelerinde egzersiz yapıyorlardı.
ABD’nin yeni silah denemesi gibi, onlar da yeni düşünce deniyorlardı. Rivayete
göre epeyi verim almışlar.
Şimdi de, Çin’den Rusya’ya bütün dünya ortaoyncuları Afrika’da. Ortada
kural yok. Ortada kale yok. Hatta top var mı o bile belli değil. Hakem desen,
eşcinsel orjici (yani BM)...
Bu, 11 Eylül’ün silahsız savaşının bir parodisi olacağa benzer:
Var da yok gibi bir savaş.
Şimdi şöyle bir Ferhan Abi metni:
Uzaktan Çin pişekarı ile Rus kavuklusu birbirini keser. AB ve ABD figüran
Osman’ları birbirine yaklaşınca, hafiften provakasyon el enseleri başlar.
Bunun bir benzerini ABD ordusu, bizim Kurtuluş Savaşı’nda Yunan ordusuna
ABD üniformaları vererek yapmıştı (bakınız Hemingway İstanbul’da, Milliyet
Yayınları).
Bu arada bizim neo-jöntürk Misak-ı Neo-Liberal’ler, Gana’yı salçalamakla meşgüller.
Eminim ki o kabak er geç bizim bir gariban Mehmetçik Memet’in başına
patlayacak. Malumunuz, bugün yargılanan ‘Somali’ye 1 Umut’ parodisinde, tek
şehidimizi havadaki elektrik tellerine takılan biri sayesinde vermiştik. Tabii,
bizim Kara Şahin’imiz yok vurulacak.
Tamam, bütün trajediler konu ilerledikçe komedi olur ama bu hikaye ne oldu
çıktı, belli değil.
ABD ve AB erleri birbirine silah çekene kadar, AB kalmadı yahu...
ABD ise o barbar göçmenlerin çoğunluğunun eline geçmek üzere: Azz sonraa...
Gelelim tarih ve tekerrürlerine:
Roma’yı şeyttiren Hanibal Gebze’de sürgün öldü, Atilla bir cariyenin
koynunda öldü.
Kartaca desen Mağrib, Hun desen az Macar, az Karaim... Yani, nedense
barbarlar, hep talan ettikleri uygarlar tarafından asimile ediliyor, dikkatinizi çekerim, Roma’yı yaktıktan
sonra...
O Paris... Rien rien...
Lyon: 31 – Paris: 0.
Teröristlerin ülke kurduğunu
gördük, şimdi sıra mafyada...
Dipnot: Derleme ‘Dünya Sistemi’ (İmge Yayınları) ve ‘Yeni orta Çağ’ (Alain
Minc), konuyu göstere göstere 60 ve 20 yıllık geçmiş perspektiflerinden veriyor
ama o dünya sistemiciler azıcık utangaçlar: Şimdi geçmiş olmadan şimdiyi
yorumlamalıyorlar, attali’nin gösterdiği üzere, gelecekbilimciler de öyle ya da
deneseler de beceremiyorlar.
İşte epistemik komedimiz bu: Şimdisiz
bir geçmişbilim ve şimdisiz bir gelecekbilim...
Çalıntı, talansal, yağmasal, ganimetsel mal, genelde onda veya beşte biri
fiyatına satılır ki genelde bu bir satıcıya satıştır ve ganimetçinin cebine
giren paradır, ondan sonrası başka karlar ve ticarettir.
Apple ise, 2’ye mal ettiği teknolojik ürünleri 10’a satıyormuş.
(Bu haberde maliyet, fiyatın % 26’sı olarak gösterilmiş. İşin içine
aksesuarlar ve hizmetler katılmamış.)
Sanki, kulağa bir şeyler yanlış geliyor, değil mi?
Daha komik durumlar da var:
İspanya, 1500’de Amerikalar’ı ilk yağmaladığında, tüm dünya ve İspanya da gümüşe boğulmuştu, bu sayede Osmanlı habire
devalüasyon görmüştü ve yavaş yavaş dünya hegemonyasını yitirmeye başlamıştı.
Ancak, İspanya da kısa sürede sürümden zarar etti. Sonra da, pek sevgili korsan
İngilizler (Kaptan Drake, vs) Kızılderililer’i soyan İspanyollar’ı soymaya
başladı. Daha 1650’de İspanya’nın zenginliği bitmişti.
Kalkıp da, mülkiyetin hırsızlık olduğunu önesürsek, taa hayvanlarda bile
mülkiyet ve artı hırsızlık var, uymaz.
Ancak söyleyeceğimiz şu:
Ticaret barışı, en az savaş katliamı ve ganimeti denli acımasızdır. Arada
da haraç gelir: Geçenden 1 akçe, geçmeyenden 2 akçe hesabınca; yani, işgal
edilenden 1 ganimet, işgal edilmeyenden 2 ganimet / haraç gibi olur.
Bu konuda Çin ilginç bir tarihsel gergef çizmiş:
Hep batısındaki halklarca haraca bağlanmış ama o da doğudaki halkları hep
haraca bağlamış. Muhtemelen bir ara hem haraç verir, hem alır olmuştur veya
dağınık bir ülke olduğu için, beyliklerinin bir bölümü dışarıdan haraç alırken,
bir bölümü de haraç vermiştir. Ayrıca, aynı o beylikler de kim kimi yenerse
hesabınca, aralarında haraçlaşmıştır.
Yani, anlayacağınız bu konular, orjiden hallice: Bir kere oyuna girdin mi,
ister savaş, ister ticaret, ne zaman öpeceğin, ne zaman öpüleceğin hiç belli olmaz.
En eğlenceli olanı; Osmanlı sadrazamlarının tayin edilince bir makam
kaftanı, bir de kefen diktirmesi ve herkesin de kalp çarpıntıları içinde, tayin
haberi beklemesi hesabınca; ne savaştan, ne de ticaretten kaçanı 5.000 yıllık
tarihte pek görmedik.
Ha, arada muz ve yağmur suyu ile savaşı unutup, ebedi barış içinde
yaşayanlar oluyor, onları da bir sonraki göçmen kuşak pişirip yiyor, yamyam
hesabınca (bakınız Polinezya adaları tarihi)...
Ankara ayakta kalır.
Atom bombası atana, atom bombası atar.
15 milyon kişinin
tamamı ölmez. İstanbul 1,5’ar milyon kişilik 10 merkez ve 1.000 kilometre
karelik yayılım içeriyor. 1-1,5 milyon kişi ölür.
Eğer sanayi merkezi
olan doğu taraf bombalanırsa, siviller zarar görmez ve tersi de. Bombanın
çevresinde 10 kilometre çapında bir boş çemberin çevresine yeni İstanbul
genişler. Bu da kuzey ve kara tarafı demek. Zaten er geç oraları katledecekleri
için, sonuç pek değişmemiş olur.
İstanbul Boğazı
ortadan kalkabilir ya da tersine genişleyebilir. 2 uca da 150’şer metrelik tepe
yaratacak bombaların yeraltından yukarı doğru patlatılması gerekir. O zaman da
atom bombasının radyoaktif etkisi azalır.
Her durumda Karadeniz
ve Marmara ölür. Ege ve Akdeniz 5 yıl sonra ölür.
Sanayi % 15 zarar
görür.
Tarım pek zarar
görmez.
İşgücünde ve hizmet
sektöründe sıkı bir ferahlık olur. Hatta yurtdışından kalifiye eleman ithali
başlar.
Ekonomik zarar 400
milyar dolar civarında olur. Bunun 100 milyar dolarını yurtdışındaki Türkler
telafi eder. 100 milyar dolarını da uyuşturucu ticareti telafi eder.
Geri kalan açık ve
daha önceki borçlar nedeniyle, Türkiye geçici konkardato ilan eder. BM, Dünya
Bankası ve IMF Türkiye’yi yeniden hızla borçlandırır.
Yeniden yapılanma
için deprem beklenir. Bir olasılık deprem bombadan sonra hemen olur. Ortalık
daha da boşalır.
Böylelikle 1.
Cumhuriyet’i gömeriz. 2. Cumhuriyet başlar.
Pek de fena bir
senaryo gibi görünmüyor. Şu bombayı kendimiz mi atsak, ne yapsak acaba?