savaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
savaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Ekim 17, 2016

Türkiye’nin Musul Planında Son Moment: 17.10.16, 17:00

Kurtulmuş’un açıklaması şöyle:
“Kurtulmuş, Başika'da Türkiye'nin eğitim kampı kurduğunu ve bu kampta eğitilen 4 bin kişinin eğitim gördüğünü belirterek, "Eğitim görenlerden 3 bin kişi, peşmergelerle birlikte Musul operasyonuna katılmıştır" diye konuştu.”
Yani, o 3 bin kişi Arap, yani C planı, yahi Barzani Türkiye’yi sattı, yani ağır ödeyecek, yani baraj yıkılacak, yani ABD bunları hesaplamadı.
Peki, PKK Barzani’ye dalınca ne olacak?
Peki, koskoca ABD Türkiye’yi 1 yıldır nasıl Başika’dan çıkaramadı?
Peki, Halepçe’yi Barzani’yi yaşamadı mı?
Peki, TC IŞİD’e hafif bilgi sızdırınca ne olacak?
Haa evet, TC accaip riskli oyunu seçti ama Barzani ve Obama daha da beterini seçti. Operasyon Kasım 2016 başında bitememiş olacak.
Var mısınız bahse?

(18 Ekim 2016)

Salı, Ağustos 18, 2015

Duble Genel Seçim Yılı 2015



2015, 92 yıllık Cumhuriyet tarihinde, aynı yıl 2 genel seçim olan ilk yıl olarak tarihe geçecek gibi.
Aynı zamanda 2015; 2014 yerel, 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin dahil edilmesiyle, 21 ayda 4 seçim olan tek dönem olarak tarihe geçecek gibi.
17 Aralık 2013’te fiilen 1. Cumhuriyet bitti. Bu süreç, onun ardından geldi. Bir süreksizliğin üzerine, 4 seçim ile başka bir süreksizlik eklendi.
2. Cumhuriyet söylemi, 1960 darbesinden beridir var. 2. Cumhuriyet hala yok.
3 darbe ve üzerine 3 liberalizm, 55 yılda Cumhuriyet’i bitirdi ama 2. Cumhuriyet için ortada referans yok. Olsa da, onu yapacak iktidar seçkini odağı veya odakları yok.
Bu 4 seçim süreci; 1946-2015 arasındaki çok partili seçimli demokrasi oyununun bizde işlemediğini kanıtladı fiilen:
Başkanlık sistemi var mı yok mu, merkez var mı yok mu, gerçek katılım ve hile oranı, % 35 kararsızdan % 20’si MHP-HDP arasında seçecek simgesel durumu, son 2 haftada partisine karar verecekler durumu, 4 sağ parti, kronik satılık oy, ithal muhafazakar-liberal ayırtsızlığı dizisi, çok absürd bir panorama yarattı. Not: AB’de bu biraz daha farklı oluştu, yani bu alanda özgün oluşumlarımız var.
2015, 1980 momentli neo-global neo-liberal akımın iflas yılı da oldu. 2015, AB’nin olası bitiş yılı da oldu. 2015, Arap Baharı’nın ve BOP’in bitiş yılı da oldu. 2015, 4 parçalı Kürdistan’ın kesinleşme yılı da oldu. 2015, emperyalist (kendisi parçalanma riski taşıyan) TC’nin Batı dünyasınca olabilirliğniin görüldüğü yıl da oldu.
Çok fazla değişim. Çok fazla hemen hiç denetlenemeyen etken. Dinamik bir durum ama dinamizm yerine, kaos ve kargaşa. TC, koskoca bir burgacın ortasında.
2015, istatistiklerin inanılmaz derecede kesinleştiği ve işlediği yıl da oldu. Olan hiçbirşey, çok çok sürpriz değil ama geleceğin vadesi kısalmış oldu yalnızca.
Yani, felaket oluşumu hızlandı ve bitişi kısaldı. Yani, eğer olacaksa 2. Cumhuriyet için yer ve hacim açıldı.
Bunu yaratanlar da, onu yarattıklarını hiç bilemediler.
Tahminim:
Global:
2015-2022, geçiş dönemi; 2022-2029, asıl kriz dönemi.
TC’sel:
2015-2023 Fetret, 2023’tek asıl felaketi burunlayacak bir felaket ve ciddi oyun kadrosu oluşumu olanağı.
Gerisi, Çinliler’in dediği gibi:

Heyecanlı zamanlara hoşgeldiniz.

Cumartesi, Ağustos 08, 2015

Savaş ve Bağımsız Kürdistan Hedefi: Düşmedim Daha: Belki Lili Marlene



1983 Ağustos’tan beridir, yani PKK’nin ve Kürtler’in son yarattığı iç savaştan başlatılmadan önceden beridir, aynı şeyi söylüyoruz:
Kürtler TC’den bağımsız bir devlet kurmak istiyorlar.
Buna nasıl eminiz bu kadar?
Çünkü bize kendileri anlattı, Gayrettepe’de ve Selimiye’de.
Bugüne kadarki son 32 yılda, 4 kere, bu fırsatı yakaladıklarını sandılar ve her kezinde mikro konjonktür değişti, olanağı ellerinden kaçırdılar.
Hal böyleyken, omo beyazı abimiz ne demiş?:
“Son haftalarda yaşananlar; bir ‘eskiye dönüş’ mü, yoksa yeni ve daha karmaşık bir denklemin içinde miyiz? Sorulabilecek çok fazla soru var. Ne olursa olsun; ‘silahın bir araç olarak kullanımını’ izah etmek, giderek, daha da güçleşiyor.”
Öncelikle şu:
Çözüm süreci bar aldatmaca idi. Tıpkı AKP’nin diğer polemikleri, AB, ŞİÖ, Avrasyacılık, şu bu gibi.
AKP bir ABD-Yanki projesiydi ama alaturka kıvırtmaları çok tipikti. Özal-ANAP da, konuyla ilgili farklı davranmamıştı.
Abimiz, bunları bilmez mi?
Biliir ama bilmezden, görmezden ve yazmazdan gelir. Nedense, kendisine verilen suflelerin değiştiğine bile ayamıyor henüz.
1983’te de Irak, İran, TC Kürdistan’ları sorunu vardı ki Talabani-Barzani proto-feodal aşiret-familya savaşı, yüzyıldan uzun süredir var zaten. Son 5-10 yılın yeni parametresi Suriye oldu yalnızca. Böylelikle ABD, Kürt vitesini üçken dörtledi yalnızca (bakınız: ‘ABD’nin Kürt Kartı’ kitabı).
Çözüm süreci, madden ve manen kimsenin işine yaramıyor (idi).
PKK üzerinden, hatta IRA-ETA-PKK işbirliği üzerinden,  1984-2004 arasında, PKK’nin Dev-Sol’un bir tayfasından söke söke aldığı, AB uyuşturucu pazarı (ki o zamanlar yılda, Dünya = 900 / 3 = AB = 300 milyar dolar idi) var. % 10’u 30 milyar dolar ve 3 milyon kişiye ekmek kapısı demek bu, topraksız köylüye, vasıfsız-altıya, ümmiye, kent talancısı ve yağmacısı 3 milyon köyü yakılmışa ve TC’sel zorunlu iskana sürülmüşe... Ve 1 milyon Çingene’ye ve 1 milyon Afrikalı’ya ve en son da 1 milyon Suriyeli’ye: Global jenftirikasyon budur.
(Şerh: Fakir Baykurt ilginç bir örnek anlatır: Burjuvazi, köylülere yeraltından su çıkartır. Su acı çıkar. Toprak daha beter olur. Burjuvazi toprağı satın alır. Acı su kuyusunu betonlar. Tatlı su çıkartır ve köşeyi döner. Ne kadar tanıdık bir öykü, değil mi?)
Şu an bunun yerini insan kaçakçılığı ve sigara kaçakçılığı ladı. Onların da yıllık pazarları belli.
Bunların olabilmesi için, düşmanların işbirliği ve sınırların ihlal edilebilmesi gerekli ki o da barış değil, savaş demek zaten. Savaş ekonomisi demek, savaştaki negatif işsizlik (< % 3) demek (bunu bana rahmetli Demir Demirgil öğretmişti, Tansu’cuğumuzun da hocaşıd kendisi).
E, bunun için de savaş gerek.
Eh, iktidar sekinlerinden olan (her 2 tarafsal da) ordu için de savaş gerekli, çünkü savaşı unutuyorlar savaşmayınca ki bakınız 2010-2015 PKK’si gibi. IŞİD, onları 2015 başında feci ezdi geçti. Şimdi de, İran Kandil’de öyle yapıyor ve Talabani atına oynuyor, hep yaptığı gibi. Barzani ve Talabani tarafları ise, 25 yıldır savaşı unuttu.
O nedenle, ne oluyor?
TC TSK’sinin başına yavaş yavaş 1993 elemanları getiriliyor. Yakında, Ağar’ı da yeniden bakan olarak görebiliriz pekala. (Ben de bana DAL’da işkence yapan ve şu anda içeride olan Doktor ile oturup durumu tartışırım, ‘Balkan Cafe’de oludğu gibi)
Boşluğu IŞİD doldurdu, hem de öncüllerine yeni şerhler ekleyerek. PKK, TC’yi korkuttu ama IŞİD, PKK’yi korkudan altına ettirdi, savaşa / Kobani’ye giremediler bile, askerlerini geride tuttular. (TC’de Niyazi çok, o yüzden pek aldırmadılar telefata ama PKK’nin elemanı sınırlı ve sonlu sayıda ve onlar da en az 10 yılda bu işi, yani savaşmayı öğrenebiliyorlar.)
Tabii ki bu savaş-barış gelgitlerinin ve oyunlarının olabilmesi için, konjonktürel altyapı da gerekli idi:
AB kendi poposunun derdinde, ABD başkanlık yarışında. Rusya ve Çin, global hegemoni ısınma turlarında. Dolayısıyla, ortamın böyel küçüklere kalmasının nedeni bu. Eh, onların da aklı ve gücü, bu kadarına yetiyor ancak. Örneğin Suruç’ta, 30 küsur yerine, 300 küsur kişi ölmüş olabilirdi.
Şerh:
Burada, 30 kişilik ölümün 300 kişilik ölümden, medya geştaltı olarak daha etkili olabilme durumu var, örneğin genç ölümü ile HDP mitingi taraftarı ölümü arasında, kitlesel algısal ve etkisel farklılık var.
Yani:
Eskiye dönüş falan yok: Cehennemde sigara molası olabildi yalnızca: Bokun içine başaşağı alalım sizleri yeniden lütfen: 5. kere ve melokomikleşmiş olarak.
Soru kipi:
TC Kürt’leri, TC’den ayrılabilir mi?
Artık zor.
Hele hele, diğer 3 gruba galebe çalmaları ve büyük Kürdistan’ı kurmaları, aşağı yukarı imkansız gibi. En yakın aday, fiilen Barzani ama o da fikren en zayıf odak ki o noktaya getirilmesinin nedeni de bu: Kolay yönetilebiliyor ve kolay taraf değiştiriyor.
Bu durumda kakafoni ve dekreşendo olur ama özgün kaotik fraktal örüntüleri oluşur ki her 10 yılda bir de yöle lodu.
Eh, bir entelejensiya değil de, entellektüel olarak bizim işimiz, durumu nesnel yorumlamak ve enformasyonizasyon yapmak, dezenformasyonizasyon değil. Onu omo beyazı abilerimiz yapıyor zaten gönüllü gönüllü, kul kul.
Dipnot 1:
Bu metin için, fonda Ceylan Ertem’den ‘Düşmedim Daha’ geldi okurlarım için.



Dipnot 2:
Yani:
Fassbinder’in sentimental faşizmine ilk şerh, sentimental engizisyon ve sonra da ikisinin 10 diyalektiği, sentezi, dekadansı ve praksisi olarak bendenizden gelmiş olsun.
Dipnot 3:
Bildiğim ve yazdığım kadarıyla, bunu savaş alanından naklen ve ‘Lili Marlene’ estetiko-politiğinde, tarihte yazan ilk kişi benim. Salam Pax yok şmdi ve burada, İstanbul = ‘Shit-Will-Age’den ‘Domuz Salamı’ bildiriyor var. Umay Umay’ın ‘Orospu Kırmızı’sı var.
Dipnot 4:
Ertem, ne yaptığını biliyor ve bundan gururlu ve kibirli ama yapamadıklarını henüz bilmiyor, çünkü onun alanında rakibi yok. Oysa bir sanatçı, yapamadıklarını da bilir, Bosch-Bruegel-Dührer başustasal engizisyon deparından beridir böyledir bu. Ustaları sollamak muhakkak gereklidir ama bunu yapmak zordur, çok çok zordur.
Dipnot 5:
Uçurum dağından daha düzdür vadi (Ertem’in şarkısı öyle diyor), göçerler ise düzlükte ve aşkta yaşayamazlar. Yani, bazıları benim gibi, savaş, ölüm, delilik, engizisyon ve faşizm insanıdır, çünkü zehiri çok yuttuk ve artık onsuz olamayız, öyle olmasaydı da ölmüştük, paralı askerler gibi: Savaşmak için savaşıyoruz, taa ki son ve kalıcı barışı getirecek son savaşa dek. Ona ise, daha en az 500 yıl  var.
Dipnot 6:
Yani:
Kaçın.
Veya:
Ölün.
Veya:
Tuvalet-zımpara kağıdı olun.
Veya:
İsrail’i kurun.
Veya:
Kalın ve savaşın. Benim gibi. Dost ateşinizi sevmem, benim dost ateşim de öldürür dedesi. Doğrudan öldürmek için vururum çünkü. Yasımı sonra tutarım, kendi ölümlerimde yaptığım gibi.
2. Cumhuriyet, bir gün mutlaka.
Acelesi yok.

Gelecek hep gelir ve uzun sürer.

Cuma, Ağustos 07, 2015

IŞİD x Yapay Zeka

Dünya’nın süper bilgisayarlarının önemli bir bölümü askerlerin elindedir, en pahalı yazılımlar da öyledir, tüm ülkelerde böyledir ama TC için öyle olduğunu sanmıyoruz, bizimkiler Nuh-u nebiden kalma strateji kitapları kullanıyorlar çünkü, 50 yıl eskiliğinde falan, o kadar yani.
İşte uyanık pentagon, başedemediği IŞİD’e karşı öyle bir program kullanmış ve şu sonuçlara varmış:
Bir:
“Paulo Shakarian BBC'ye yaptığı açıklamada, ‘Çok fazla hava saldırısı düzenlendiğinde, çok sayıda piyadeyle düzenlenen eylemlerden, yol kenarına bırakılan bombalara geçiyorlar’ dedi.”
Araştırmacılar ayrıca, IŞİD'in çok sayıda piyadeyle düzenlediği operasyonlardan önce, bomba yüklü araç kullanımının arttığını tespit etti.
Shakarian, ‘İki olgu arasında böyle bir ilişki olduğuna inanıyoruz çünkü Irak Ordusu'ndan takviyelerin başkent Bağdat dışına çıkmasını önlemek istiyorlar’ dedi.”
En önemlisi şu, bu konuda:
Pentagon, konuya kafasının tek başına basmadığını baştan ve kendi itiraf etmiş olmuş ve biz bunu hep söyledik.
11 Eylül 2001’de de öyle olmuştu. Pentagon patentli bizim emekli generaller ise, canlı yayında ‘aa, üü, ee’ sesleri çıkarmışlardı.
Burada da, 1 ve 2 ilintili gibi de, 2 ve 3 değil gibi. Birinci bomba patlayınca, sivillerin olsun, askerlerin olsun, ortalıkta dolaşması ve harekat alanı kısıtlanmış oluyor, Bağdat’tan dışarı çıkması değil, o adamlar oraya sıkışıp kalmış değil ki muhasara altında kalsınlar orada.
İki:
“Araştırmacıları başta şaşırtan bir bulgu da, Suriye Ordusu'nun hava saldırılarından sonra IŞİD'in yaptığı tutuklamalarda büyük bir artış olması.
Shakarian şu anda bunun hava saldırılarında rol oynamış olabilecek Suriye istihbaratı ajanlarını temizlemek için, bir misilleme olabileceğine inandıklarını kaydetti.”
Boş atıp dolu tutmak yönünde bir davranış bu bizcesi. IŞİD’in sivil sağ kalması gibi bir kaygısı yok. Kuru yerine yaşı yakabilirler rahatça yani.
“Quintana ‘Ordular çok miktarda bilgiye sahip. Bu bilgileri daha kullanışlı ve sindirilebilir bir formata dönüştürme yoluna ihtiyaç duyuyorlar. Bu tür analizler de kesinlikle bunu yapmanın bir yöntemi’ dedi.”
Ahan da, itirafa bakar mısınız?
Bilgi açısından, ‘midem dolu ama karnım aç’ demenin tam karşılığı olmakta bu.
Sorun şudur oysa:
Savaş dahil, her türden kültürolojik veri tabanının % 95-99’u anlamsızdır zaten. Aynı göstergeler, bazan anlamlı, bazan anlamsızdır (burada hileden söz edilmiyor, belirsizlikten ve amaçsızlıktan, hatta genelde ne yaptığı bilmemekten söz ediliyor). Yani, o  verileri zaten insanlar taramak ve ayıklamak zorunda, bilgisayarlar veya yapay zekalar değil.
ABD şunu öğrenmeli:
Kendisi askersiz ve insansız savaşı beceremedi ama karşı taraf silahsız savaşı becerdi. Yani ABD, 2 kere becerildi, kendi elleriyle.

Gelecekbilimci acı söyler.

Pazar, Temmuz 26, 2015

Drone Sniper

Bu da oldu:
“Küçük bir insansız hava aracına (drone) yerleştirilen yarı otomatik silah, ABD Federal Havacılık Dairesi’ni harekete geçirdi.
Connecticut’ta makina mühendisliği okuyan 18 yaşındaki Austin Haughwout isimli öğrencinin, ‘drone’dan ateşlenen yarı otomatik silahının videosu sosyal medyada hızla yayıldı.”
Bu ne demek?
Bu videoyu 10 milyon kişi gördü demek, Türkiye’dekiler dahil.
Peki o ‘drone’, patlayıcı dolu olarak, Suruç’ta havadan kullanılsaydı ne olurdu?
Bin kişi ölürdü.
 (Not: 2013 Taksim Gezi’de bir ‘drone’, bir fotoğrafçı tarafından çekim için kullanıldı ve polis tarafından vurularak düşürüldü.)
Uzun süredir silah ve toplu öldürme biçimleri tasarlarım ve aynı zamanda bunların nasıl engellenebileceğini de.
Her tür teknolojiyi anı anına izlemeye çabalarım.
Bir gelecekbilimci olarak etkilerini öngörebilmek için.
Suruç’taki canlı bomba, 1975 Sri Lanka momentli (sanıldığı gibi Filistin değil); ‘drone-sniper’, 2015 momentli.
Eğer, devlet veya kontr-terörist isen, onu engelleyebilmek için, teröristin şu anki momentini bilmen yetmez, 1-2 yıl sonraki momentini de tahmin edebilmen gerekir, satrançtaki çoklu hamle tahminleri gibi. Yani, ABD polisinin bunu 2013’te falan öngörebilmesi ve önlem almış olması gerekirdi, şu anki ‘drone’ları izlemenin yolları var, çünkü kullanıcının yakında olduğu uzaktan kumandalı sistem kullanıyorlar. Ancak, önümüzdeki 1-2 yıl içinde uzun menzilli ‘drone’ yapılacağı kesin. Hatta, sinyali kamufleli ‘drone’ yapılacağı da kesin. Hatta, günışığında görünmeyen ‘drone’ yapmak bile şu anda mümkün, ses desen, zaten kent gürültüsünde kamufledir.
Şerh: 2003 Kasım İstanbul’da (2 x 2) idi, (2 x 2) + (2 x 2) oldu gibi 2015 Temmuz Suruç’ta. Yani, teröristler gerçekten evriliyor, özellikle de silahsız savaşı icat ettikleri 11 Eylül 2001’den sonradır.

Bu böyle biline.

Cumartesi, Temmuz 25, 2015

Açılış Hamleleri



Açıkseçik ve düzenli oldu:
Birinci gün: IŞİD PKK’ye saldırdı.
İkinci gün: PKK TC’ye saldırdı.
Üçüncü Gün: PKK IŞİD’e saldırdı.
Dördüncü Gün: IŞİD TC’ye saldırdı.
Beşinci gün: TC IŞİD’e saldırdı.
Altıncı gün: TC PKK’ye saldırdı.
Notlar:
Bundan sonra bu kadar nizami düşük yoğunluklu savaş olmaz.
Hüda-Par, DHKP-C gibi küsur durumlar da var.
2003 Kasım terörü, ‘2 x 2’ düzeninde idi. 2015 Temmuz terörü, ‘2 x 2’ + ‘2 x 2’ oldu.
TC, duruma her zamankince geç aydı. Bu da savaş nedeni kazanmasına neden oldu. ABD, buna mızıldandı ama bir şey yapamaz.
Hedefler; büyükkent-turistik odak ve sivil-askeri (polis dahil) olmak üzere çeşitlemede.
Çok çok fazla düzensiz ve gayrınizami destek atışı olacak.
Dost ateşi başladı.
‘Ay pardon, yanlış kişiyi vurmuşuz’ başladı. (NATO kendini vurdu örneğin.)
Eğitim zayiatı çok çok fazla olacak.
Gönüllü ve gönülsüz ceylanlar çok çok fazla olacak.
Bu bir geçiş süreci. Aynı zamanda mayalanma süreci. Yeni Orta Çağ’ın ön dönemleri.
İşin içine, bir biçimde mafya da girecek bu kez, belki girdi bile. Ancak kazara veya raslantıyla.
Savaş tarihinin büyük sayılar kuramı işliyor artık.
Hala ve hala:
Anadolu beylikleri dönemi gibi, Ortadoğu beylikleri dönemi başladı.
Kuzgun leşe olanlar, çok çok fazla ağlak yapıyorlar. Bu da, yaptıklarının sonucunu hiç mi hiç hesaplamadıklarını imliyor.
TC, kendinin bir kobay olduğu bir deneye kendini soktu.
ABD, AB, Çin ve Rusya, makro gözlemciler ve deneyciler.
Bu ölüm oyununda, küçükler kazanacak: Battle Royal 1-2. Bu kesin. Ancak geçici olarak. Belki maksimum 50 yıllığına.
Haa evet, matematiksel oyun kuramı, Huizinga’nın oyun kuramı ve sanat, özellikle de sinema, çok önceden gerçeği geçti ve onu önceden dilegetirdi, tıpkı Kafka’nn ‘Açlık Şampiyonu’su ve ‘Ceza Sömürgesi’si gibi.
Yani:
Sentez, bu kez çok çok daha büyük olacak ama praksis olamaycak, çünük bu, bir proto-praksis geçici kuramsal ve geçici edimsel..
Ölçek ve ölçüt, Kraliyet’ten (Royal’den) daha daha büyük. Hatt-ı müdfaaf yokttur, sath-ı müdafaa vardır, bitti. Şimdi tüm Dünya bir savaş alanı / sathı oldu, ‘Battle Royal 2’deki gibi.
Savaş cehennemine hoşgeldiniz.
İhanetlere hoşgeldiniz.

Sürprizlere hoşgeldiniz.

Perşembe, Temmuz 23, 2015

Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok



Bu, Güneydoğu’da savaşmış emekli bir asker olan Pamukoğlu’nun kitabı.
Aşağı yukarı doğru bir saptama.
Eksiği de var:
100 bin ölüyü nasıl verdiğimizi anlatıyor ama bu hesaba katılıp katılmadığı hala belli olmayan 18 bin fali meçhulü ve 18 bin kayıbı anlatmıyor. O da, onunki gibi, bir 1993 öyküsü sonuçta...
Fazlası da var:
Savaş, bir kahramanlık öyküsü değildir.
Savaş, insan rezilliğinin bir panoramasıdır. Her kezinde farklıdır üstelik. İnsan türü, rezillikte çok yaratıcı davranır.
Asıl klip konusu:
Bir müzik kanalında ‘Unutulmayanlar’ bölümünde, yaklaşık 20 yıllık olan, Mahzun Kırmızıgül’ün ‘Kardeşlik Türküsü’ çalındı 23.07.15 günü:
Melokomik bir söylem.
Ölümden söz ediyor ama Yeşilçam arabesk filmi kıvamında.
30 sanatçı.
Bir ama, bir taksi şoförüne yüz binler kaptırmış, bir şu an ölü, 3 arabaskçi, bir aranjmancı...
Kadro bu...
Bir barış türküsü nasıl oluyor da bir marş ritminde oluyor?
Barış güvercininizi ızgara mı alırdınız?
“Dağlar oy oy oyyy...”
Batarya’nın Batu’su der ki:
“Pazarlıklar bitti, savaş zamanı...
Söyleniyor dinlemiyorsunuz, dinlediğinizde anlamıyorsunuz, ölürken de ağlıyorsunuz...”
Pavyon ekosu fonda:
-sunuz...
-sunuz...
-sunuz...
Finaldeki TC haritası yeterince imleyici-dolu gösterge.
Beyaz barış güvercini yok artık, siyah savaş kargası var şimdi ve burada...
Şarkının sözleri:
“Hepimiz kardeşiz bu öfke ne diye
Yaşamak dururken bu kavga ne diye
Dağlar oy oy yollar oy oy
Dağlar oy oy yollar oy oy
Kardeş oy oy
Bir kardeş kardeşi vuruyor ne diye
Bir ana ağlıyor evladım nerede
Dağlar oy oy yollar oy oy
Kardeş oy oy
Susmuyor silahlar feryat var gecede
Dinsin bu gözyaşı bitsin bu işkence
Dağlar oy oy yollar oy oy
Kardeş oy”
İnsanın cehennemine hoşgeldiniz...
Allah’ın cehennemine hoşgeldiniz.
Tanrı’nın cehennemine hoşgeldiniz...
Yehova’nın cehennemine hoşgeldiniz...
Araf’ta değil, marj’da olun...
% 90 kaçın, % 10 ortalıkta hiç görünmeyin...
İnsansanız yani...
Not:
Son 3 Gün:
IŞİD PKK’ye, PKK TC’ye, PKK IŞİD’e...
Geriye kaldı 6 varyasyon ve sonsuz tur...

Bu kez, limitsiz zaman ve en az 1 milyon ölü tahmin ediyorum bir gelecekbilmici olarak...

Salı, Haziran 23, 2015

IŞİD'in Anti-BOP'u



IŞİD stratejik olarak Dünya’yı 3 halkaya ayırmış:
Bir:
İç Halka:
Irak ve el-Şam (Suriye).
İki:
Orta Halka:
Geniş anlamıyla Orta Doğu ve Kuzey Afrika (ama anladığım kadarıyla Doğu’da pek pek Pakistan dahil ama diğerleri değil).
Üç:
Dış Halka:
Avrupa, Asya ve ABD.
Bu, tersinden bakılınca, tam da ABD’nin BOP projesi.
Yani, IŞİD o projeyi tam tersinden okuyor.
Eh, bir kitap tersinden okununca da anlamlıdır. Haa, başka anlamlı olabilir ama anlamlıdır yine de.
Her halka ayrı askeri stratejilere sahip: Geleneksel savaş, gerilla savaşı ve terör saldırıları. Bu stratejilerin üçü birden, İç Halka'da etkili bir şekilde kullanılıyor.
Buna muhalefet şerhi:
IŞİD, İç Halka’da gayrınizami savaşın henüz denenmemiş türlerini ve artı stratejisizliği kullanageldi bugüne dek. Yani, ne yapacağının bilinmemesi de, bu nedenle. Askeri kitapta olmayan bir savaş türünü, generaller anlamaz pek. Olanları da anlamazlar ya, neyse. 11 Eylül’de o anda ilk kez yapılan silahsız savaşı çeneleri düşmüş olarak izlemişlerdi naklen yayında, bizzat seyrettim.
11 Eylül 2001 günü, Dünya savaş tarihinde yepyeni bir sayfa açıldığını tam da o gün yazdık.
O günkü silahsız savaşla, Sun Tzu’sundan Clausewitz’ine dek, tüm klasik strateji kitapları değillendi.
Artı, Makyavelli-Neçayef ekseni 8tez-antitez ikilisi de / diyalektiği) de aşıldı.
Sonra, topyekun imha savaşına yeni sayfalar eklendi.
Tüm bunlar, ABD’nin neo-globalist neo-liberal yaklaşımıyla birlikte devreye sokula, ABD Askeri Stratejisi 2000’in adımlarına şerh idi ki o plan 1985 tarihlidir.
Yani,
Einstein’ın deyimiyle:
Üçüncü Dünya Savaşı, taş ve sopa ile olmakta. Milenyumdan eski Tatar Yayı, modern silah Kalaşnikof’a alternatif olmakta şu sıralar.
Bunlar, 2010’a kadarki adımlardı.
Ondan sonra IŞİD, devreye girdi.
Birçok hatası var.
Birçok artı-değer bilgi yarattı.
En boş noktaları, geçici olmaları.
Bu denli acımasız olabilmelerinin nedeni de o.
2015 gibi başka bilgiler de devreye girdi bizcesi. (Bunu öğrenmeyi sonraya bıraktık şimdilik.)
Marksistlikten Müslüman’lığa dönüşmüş terörist Çakal Carols, 1991 gibi, İkiz Kuleler’i yıkmayı planladıklarını anlatır ‘Devrimci islam’ kitabında.
Ancak, artık o da aşıldı.
IŞİD, bizcesi her an amorf bir biçimde metamorfozlayan bir savaş makinası.
İçinde, Batılı paralı askerleri, Batılı beyaz Müslüman ceylanlar, El Kaide’den ve Hizbullah’tan dönenler, Saddam’ın eski askeri üst düzey kadrosunun bir bölümü gibi, 5 benzemez ötesi bir karışım var.
Bu, BM askeri koalisyonu veya 2. Dünya Savaşı birleşik orduları gibi bir şey değil.
Bu, öngörülemeyen ve kendini de öngörmeyen, spontan ve enstantane bir askeri gidişat.
Kısa vadede kesin kazanır, uzun vadede kesin kaybeder.
Ancak, geriye muazzam kıymette veriler bırakır / bırakacak bizlere.

Onları da 10 yıl sonra okuruz.

Çarşamba, Mart 25, 2015

Ateşkes Bitti



Vakıa aynı ama rivayet muhtelif:
“TSK’nın Mardin’de operasyon yaptığını belirten Önder, ‘Mardin’de valinin onayı, yani hükümetin de oluruyla başlatılan operasyon ateşkes koşullarının ağır bir ihlalidir’ ifadesini kullandı.”
“TSK tarafından yapılan yazılı açıklamada PKK’lıların saat  13.25’te Dağlıca / Yüksekova / Hakkâri Bölgesindeki askeri  unsurlara üç adet havan atışı yaptığı belirtildi. Açıklamada ‘Dağlıca’da bulunan havan tespit radarıyla belirlenen söz konusu havan atışlarının yapıldığı hedefler, 155 mm Fırtına Obüsü ve 120 mm havanlar ile derhal ateş altına alınmıştır’ denildi.”
Not bilgi: İlk haber, ikincisinden daha sonra yayına girdi.
Böyle olacağı belliydi:
Kandil, tarih olarak Nisan 2015’i vermişti.
Birileri, provokasyona dikkat edilmesini ister olmuştu.
Sorun şu:
Seçime silahların gölgesinde gireceğiz.
Peki, silahların gölgesinde HDP baraji geçer mi?
Baraj % 10.
Kürt seçmenler de % 10.
Eh, Kürtler’in % 100’ü HDP’ye oy vermez.
Eh, yarı-bunak 68’lilerin önemli bir bölümü bu gidişatta vazcayar.
Yani, sonuç baştan belli.
Da, 8 Haziran 2015 sabahı, ne halt yeriz toptan?
Çıkış:
Ben, en başından beridir önesürdüğüm, AKP’nin HDP’nin barajı geçmesine izin vereceği ve onların çoktan anlaştığı savındayım hala.
Başlar sevişir, ayaklar savaşır ve ölür.
Sorun akrepte değil, kurbağada...

Sorun başlarda değil, ayaklarda...

Salı, Şubat 24, 2015

Suriye, TC, Irak, İran Analizi



İran demiş ki:
"Amerika, İngiltere ve Fransa; 'NATO patronları' olarak, Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün Krallığı ve Türkiye Hükümeti açıkça; terörist ve katil İsrail rejimi, bazen açık ve bazen gizli bir şekilde, Suriye'de Özgür Suriye Ordusu’nu kurdurup, ardından tekfirci terörist örgütleri geliştirdi. 'Özgür Suriye Ordusu' ise, Suudi Krallığı ile Katar petro-dolarlarıyla beslenip, Türkiye topraklarında karargah kurarak silahlandırılıp, Suriye halkına ve hükümetine katliam, terör ve yıkım dayattı. Özgür Suriye Ordusu, ardından bütün tekfirci terör örgütlerinin kurulup silahlanmasına kaynaklık etti. Böylece, Suriye'de terörizm ateşi yaygınlaştırıldı. Süleyman Şah Saygı Karakolu da son 2 yılda tekfirci vahşi IŞİD'in kontrolü altına girdi. IŞİD, bölgedeki Alevi, Sünni, Kürt ve Araplar'ı katliamdan geçirirken, Süleyman Şah Mezarı'na dokunmadı. Çünkü, Suriye'nin kuzey bölgeleri IŞİD ve diğer tekfirci terör örgütlerinin denetimindedir. Türkiye Hükümeti, Suriye devleti ve hükümetini düşman olarak nitelendirip, angajman kurallarını değiştirerek, sınır boyu tekfirci teröristleri koruma altına almış bulunuyor. Bu nedenle IŞİD, bu mezara ve saygı karakoluna hiç dokunmadı. AKP hükümeti defalarca Amerika ve batılı ülkeleri Suriye'yi işgal etmeye çağırdı. Hatta, Türkiye Dışişleri Bakanlığı gizli toplantısında Suriye'den Türkiye'ye füzeler fırlatılması planlandı. Bundan amaç, Türkiye'nin tek başına yapamadığını, NATO ve Amerika'yı devreye sokarak Suriye topraklarına girmek ve doğrudan savaş başlatmaktı. Fakat bu plan da suya düştü."
‘Böylece’ye kadar doğru. Ancak, bizcesi bu konudaki hesaplar yanlıştı ve tutmadı da. Dikkat edilirse, Afganistan’dan Irak’a ydjjs ABD ağırlıklı hiçbir plan, 1991’den sonra tutmadı, tutamadı. Reklam planı bile hedefini % 50 bulur ama burada % 50 isabet yok, % 25 belki.
‘Böylece’li tümce geçersiz:
Çünkü, Suriye’de isyan ateşi hep vardı, taa 1960’lardan beridir. Esed, Suriye’nin tamamına arada bir hakim olamadı. Dış yardım gelince, olay yaygınlaştı yalnızca. Yani, olay taşıma suyla yapıldı, o doğru.
‘Böylece’linin doğrusu şu:
Tümüyle teknik bir hata olan Arap Baharı planı kronolojik sıralamasında, Suriye yanlışlıkla İran’ın önüne alındı. Böylelikle İran paçayı kurtardı, şu an hayt hoyt yapıyor ama bir ara kılıcın epeyi altına girmişti kellesi. Ki yine oraya girebilir yakın gelecekte. Ki oradan da Pakistan’a doğru devam even bir projedir BOP ve Arap Baharı ertesi.
Türbe konusu, yeni gündeme sokuldu. TC açıkladı ki daha önceleri de 3-5 kez türbenin yeri değişmiş. Zaten şu an alınan Türbe değil, yalnızca içindekiler, Türbe binalarını TC yok etti.
Görüldüğü gibi, gereksiz bir sürü takla var. Konu kamuoyu ise, şu an verdikleri bilgiler onları ipe götürecek cinsten, nasıl bir kamuoyu oluşturma politikası uyguladılarsa, hangi akla hizmet ettilerse. Herhangi bir AB mahkemesi, bu yapılanlara ilişkin, bunu yapanlara çok rahat yakalama emri çıkartır. Bunları yapanlar da kaçarlar, Arap ülkelerinde sürgün yaşar üç buçuk üç buçuk.
Devam:
TC, Suriye hükümetini ve Esed’i düşman mı, dost mu sayacağı konusunda feleğini şaşırdı ki bu tümden Tayyip’in hatasıdır. Tayyip’in Beşar ile fotoları hala internette duruyor. Emine de Esed’in eşiyle elele diz dize pozlar vermişti.
TC, bir adım daha ileri giderek, Suriye ve Esed düşmanlığını abarttı. Şu an ABD ve AB, Esed’i yerinde tutmak istiyor ama Tayyip buna karşı. Neden karış olduğu da belli değil.
Gelelim metnin asıl konusuna:
TC, IŞİD, PKK işbirliklerine ve çatışmalarına:
Suriye’de ve Kürtler’de 3’er odak bulunduğunu yazmıştık daha önce.
Hesaplayın, onlarca permütasyon etmektte, düşmanlık ve işbirliği olasılıkları olarak. Bunların en az yarısı, yaşandı, yaşanıyor ve yaşanacak durumda. Hepsini tamamlamaya, ömür de tarih de yetmez, yoksa onu da denerlerdi, adı üzerinde: Dene ve yanıl ama öğrenme.
Bizim tezimiz şu: TC, hem IŞİD’i, hem de PKK’yi kendine düşman etmeyi başardı ve bu ikisi birbiriyle savaş halinde. Bu da TC’nin uluslararası / dış savaşı henüz beceremeyeceğini imliyor şimdilik. Ancak TC, yine dene-yanıl ile öğrenecek ama çok yavaş.Olsun, IRA savaşı 150 yıl sürmüştü, PKK savaşı henüz 31. yılında.
TC açısından en büyük sorun, bir gün olabilecek IŞİD-PKK  işbirliğinde: O zaman tuvalet kağıdı oluruz. Da şimdilik uzak olasılıklı bir durum bu.
PKK için en büyük sorun, kendi içlerindeki 3’lü bölünme ve bu sonun başlangıcı. Yani, ülke kuramama sonunun başlangıcı.
IŞİD ise geçici bir oluşum. Yerini kuşkusuz başka örgütler alacak ama o varlığını ve sürmesini yalnızca konjonktürün boşluklarına borçlu.
Yani:
PKK-IŞİD işbirliği çabası şu an başlasa, yine de IŞİD’in ömrü yetmeyebilir bunu becermeye.
Yani:
TC metamorfozlayacak.
PKK, bölünecek ve az metamorfozlaycak.
IŞİD tümüyle metamorfozlayacak.
Suriye, TC, Irak ve iran için baki kalan kaos olacak, en az 50 yıl daha.
Suriye ve Irak de facto bitti.
TC de facto bit(e)miyor. Global konjonktür buna uygun değil.
İran yakın gelecekte az bitecek. (İran’ın parçalanma planı, Büyük Azerbaycan’ı içeriyor ama o imkansız bir hayal bizce.)
Yani mecazla söylersek TC, Fetret Devri biter bitmez, İstanbul’u fethedecek. Neo-İstanbul’un fethi süreci, en az 10 devletçiğin TC’ye gönüllü ilhakı anlamında olacak (Acaristan, Gagavuzistan ve Nahcıvan, bu konuda TC’ye başvuralı onyılı geçti). TC emperyalist olacak ve bu Pirus Zaferi’nden daha ağır bedelli olacak.
İşte son piyon hamlesi (Türbe), satranç tahtası geneli panoramasında bunları imliyor.

Ve daha asıl maç yeni başladı.

Pazartesi, Aralık 15, 2014

Davulcunun Şahidi Zurnacı


HDP, CHP’ye 2015 genel seçimlerinde ittifak teklif etmiş, CHP de reddetmiş.
Tam tencere-kapak, kavuklu-pişekar ve başlıktaki gibi bir durumlar dizisi...
CHP, 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ne yaptı?
Hem milliyetçi, hem şeriatçı bir aday bulup, onu MHP ile birlikte aday gösterdi ve her iki partinin de oylarında epeyi bir düşüş oldu.
HDP ne yaptı?
Tayyip seçilince, başkanları onu ayakta alkışladı.
Şeytanım, aklıma fikrime mukayyet ol, durumu yani...
Tayyip’in gücü Fethullah’a yetti de, Apo’ya veya Kılıçdaroğlu’na yetemeyecek mi?
Yetecek de artacak bile...
Peki, bunun böyle olacağı taa 2011’de belli değil miydi?
Belliydi.
Peki HDP, neden o zaman CHP ile işbirliği önermedi de, suyun gidişini biraz ortadan kesmedi?
İşine öyle geliyordu da ondan...
HDP 2014’te % 10 oy alınca, aç tavuk buğday ambarında, hesabınca, bunu % 20 olarak görmeye başladı ki bu 110 millletvekili eder, ınını ınını ınınınn, Ali Desiderooo...
CHP desen, 1999’daki meclis dışı kalmışlığının kuyruk acısıyla, hala % 20 oyla yetinmeye seviniyor.
Gelelim kim ne demişe?:
“Kılıçdaroğlu, ‘Bizim hiç kimseyle ittifak yapmaya ihtiyacımız yok arkadaşlar. Biz CHP olarak seçimlere gireceğiz. Bu özellikle AKP kanadının bilinçli olarak dillendirdiği bir olay’ dedi.”
AKP öyle demese düşünecek yani, hesaba ve mantığa bakar mısınız?
Kimseyle ittifak yapmaya ihtiyacınız yoktu da, neden MHP ile işbirliği yaptınız?
Yahu, şu an partinizde o MHP’lilerin vurduğu insanlar var üye olarak hala, onlara karşı bir vebal hissetmiyor musunuz?
“HDP Hakkari Milletvekili Adil Zozani, CHP’ye genel seçimler için ‘Demokratik Cumhuriyet Partisi gibi bir şemsiyenin altında birleşelim’ çağrısında bulunmuştu.”
Hi ho ha haa... Hem kel, hem fodul; hem demokrat, hem cumhuriyetçi, tam böyyüük Amerika tipi yani...
Yapılacak tek şey var:
Baraj düşmeyecek, düşürülse de AKP bunu uygulamayacak. Bu durumda her parti, diğer partinin kesin kuvvetli olduğu yerde aday göstermez, olur biter. Seçmenini de serbest bırakır. Seçmen sorumluğunu alır da, işler uygun giderse, AKP % 40’ta, diğerlerinin toplamı % 60’ta kalır ve bu da 220-330 milletvekili dağılımı eder. AKP’nin % 30-35’i Şam’da kayısı olur ama aç tavuk kendini buğday ambarında görmese ve siyasetçiler çarşıdaki pirince giderken evdeki bulgurdan olmasa gerek.

Ondan sonra, herkes kendi yoluna.. Biz, son 50 yılda ne koalisyon pozisyonları gördük: Yenilerini de icat ederler muhakkak bunlar...

Perşembe, Kasım 20, 2014

Tavşana Kaç, Tazıya Tut



Murat Yetkin basınsal omo beyazı kuvetlerdendir. Yani yazdıkları, duble eleştirel gözle okunmalıdır. Biz de öyle yapalım:
“... Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütünden önce, Beşar Esad’a bağlı Suriye ordu birlikleri, ülkenin ikinci büyük şehri Halep’e girebilir.
Buna tam olarak ‘düşme’ değil, belki ‘geri alma’ denebilir.
...
Esad güçleri, Halep’in Kuzey-Batı kesiminde yaklaşık 5 kilometrelik bir bölümde kuşatma uygulamıyorlar; burayı adeta şehirde kalanlara bir tür kaçış yolu olarak açık tutuyorlar.”
Yani:
Yani  Yetkin, kendisine yayınlaması için iletilen ‘beyaz gürültü bilgi’yi yayınlıyor.
Yani, bu bilginin altyazısı var, üstyazısı yok.
Yani ABD, tavşana kaç, tazıya tut, yapıyor.
Yani Esed, tazı benim tavşan tüysün, diyor.
Yani hem ABD, hem Esed, TC’nin başına 1 milyon kişiyi daha bela ediyor.
Yani Esed ve ABD işbirliği yapıyor.
Yani Yetkin, bu altyazı bilgiyi görmezden geliyor.
Gelecek program yorum:
Arap Baharı, amuda kalktı, kış oldu.
AB, ortadaki sandık gibi.
İran-Suriye işbirliği yeni gelişmelere gebe.
Zorlanan potansiyel yeni Çin-Rusya işbirliği, yepyeni belalara gebe. Anımsayalım: ABD eski Yugoslavya’da Çin konsolosloğunu vurdu ve ardından 2001 oldu, o gökdelenlerin askeri stratejik bilgisi bir tek Çin’de vardı, çünkü Çin o bilgileri çalmıştı.
Kürdistan, kimbilir hangi yeni bahara kaldı.
TC, son şansını da kullandı. 2015 seçiminden sonra, ‘vur patlasın, çal oynamasın’lı ekonomik kriz geldi artık, yani süreç artık geri döndürülemez.
Yorumun yorumu:
Bu durumda IŞİD’sel bölge, önümüzdeki 1 yılda makro problem yaratamayacağı için, yeni global kriz bölgeleri yaratılacak demektir kapitalist babamızın sonbahardan kışa’sı olarak. Bu işten en çok Ukrayna zarar görecek tabii ki. Yeni ‘silkelenen keriz’, o oldu gönüllü olarak.

Tüm bunlar, gelecekbilim açısından tümüyle boş gösterge, yani tümüyle zaman yitimi. Ne Arap Baharı’nın bitişi yeni, ne ABD karşıtlığı yeni, ne TC’ye yeni nüfus göçleri yeni, ne Ukrayna iç savaşı yeni, ne Suriye-İran işbirliği yeni...

Cuma, Ocak 18, 2013

Fransa ve AB




Bozacının şahidi şıracı imiş ve kazın ayağı belli olmuş.

“Mali’deki gelişmeler nedeniyle, Paris’in talebi üzerine olağanüstü toplanan Avrupa Birliği dışişleri bakanları Fransa’ya destek verdi.

... Avrupa Birliği bakanlarının yeşil ışık yaktıkları Mali gücü, toplamda 450 kişilik bir ekipten oluşacak. İlk aşamada 12 Avrupa Birliği ülkesinin destek sağlama taahhüdünde bulunduğu güçte yer alacak 200 kişi Mali askerlerinin eğitiminden sorumlu olacak, 250 kişi ise koruma ve destek rolü üstlenecek. Misyon merkezi olarak Mali’nin başkenti Bamako seçilirken, ana amaç ‘eğitim ve danışma’ olarak belirlendi. Askerlerin ‘savaşa katılma yetkisi’ olmayacak.”


Çehov ne demiş?:

“Bir silah ortaya çıkmışsa, öykünün sonuna kadar muhakkak patlar.”

Üstelik onu bahsettiği piyes, hoş bu da tarih piyesi ayrı konu...

Piyesin anafikri şu:

AB 20 yıldır 1 AB ordusu istiyor ama ABD ‘NATO kafa, nato mermer’ diyor da, başka bir şey demiyor.

Tabii, demokrasi trajikomiği bu, deliği elbette bulunur:

Almanya nasıl ki yurtdışına anayasa yasağına karşın asker yolladı, Japonya nasıl ki silahlanma yasağına karşın bugün Tokyo’yu füzelerle koruyor ve hatta uzayda bir göktaşından parça koparıp Dünya’ya getiriyor. AB de barışı şeyttirir elbet.

Sonunda, dişlerine uygun olarak, bula bula Afrika’yı buldular. Da bence o kaz, 500 sene sonra bu kez dişlerini feci ağrıtacak.

Bir de tuhaf bir ortaoyunu olacak:

Zamanında 1980’lerde ve 1990’larda, KGB’sinden MOSSAD’ın tüm tüm dünya derin devletleri, Orta Amerika’nın minnacık ülkelerinde egzersiz yapıyorlardı. ABD’nin yeni silah denemesi gibi, onlar da yeni düşünce deniyorlardı. Rivayete göre epeyi verim almışlar.

Şimdi de, Çin’den Rusya’ya bütün dünya ortaoyncuları Afrika’da. Ortada kural yok. Ortada kale yok. Hatta top var mı o bile belli değil. Hakem desen, eşcinsel orjici (yani BM)...

Bu, 11 Eylül’ün silahsız savaşının bir parodisi olacağa benzer:

Var da yok gibi bir savaş.

Şimdi şöyle bir Ferhan Abi metni:

Uzaktan Çin pişekarı ile Rus kavuklusu birbirini keser. AB ve ABD figüran Osman’ları birbirine yaklaşınca, hafiften provakasyon el enseleri başlar.

Bunun bir benzerini ABD ordusu, bizim Kurtuluş Savaşı’nda Yunan ordusuna ABD üniformaları vererek yapmıştı (bakınız Hemingway İstanbul’da, Milliyet Yayınları).

Bu arada bizim neo-jöntürk Misak-ı Neo-Liberal’ler, Gana’yı salçalamakla meşgüller. Eminim ki o kabak er geç bizim bir gariban Mehmetçik Memet’in başına patlayacak. Malumunuz, bugün yargılanan ‘Somali’ye 1 Umut’ parodisinde, tek şehidimizi havadaki elektrik tellerine takılan biri sayesinde vermiştik. Tabii, bizim Kara Şahin’imiz yok vurulacak.

Tamam, bütün trajediler konu ilerledikçe komedi olur ama bu hikaye ne oldu çıktı, belli değil.

ABD ve AB erleri birbirine silah çekene kadar, AB kalmadı yahu...

ABD ise o barbar göçmenlerin çoğunluğunun eline geçmek üzere: Azz sonraa...

Gelelim tarih ve tekerrürlerine:

Roma’yı şeyttiren Hanibal Gebze’de sürgün öldü, Atilla bir cariyenin koynunda öldü.

Kartaca desen Mağrib, Hun desen az Macar, az Karaim... Yani, nedense barbarlar, hep talan ettikleri uygarlar tarafından asimile ediliyor, dikkatinizi çekerim, Roma’yı yaktıktan sonra...

O Paris... Rien rien...

Lyon: 31 – Paris: 0.

Teröristlerin ülke kurduğunu gördük, şimdi sıra mafyada...

Dipnot: Derleme ‘Dünya Sistemi’ (İmge Yayınları) ve ‘Yeni orta Çağ’ (Alain Minc), konuyu göstere göstere 60 ve 20 yıllık geçmiş perspektiflerinden veriyor ama o dünya sistemiciler azıcık utangaçlar: Şimdi geçmiş olmadan şimdiyi yorumlamalıyorlar, attali’nin gösterdiği üzere, gelecekbilimciler de öyle ya da deneseler de beceremiyorlar.

İşte epistemik komedimiz bu: Şimdisiz bir geçmişbilim ve şimdisiz bir gelecekbilim...

Pazar, Kasım 25, 2012

Ganimet ve Ticaret


Ganimet savaşta alınır.

Kar, ticarette ve barışta alınır.

Çalıntı, talansal, yağmasal, ganimetsel mal, genelde onda veya beşte biri fiyatına satılır ki genelde bu bir satıcıya satıştır ve ganimetçinin cebine giren paradır, ondan sonrası başka karlar ve ticarettir.

Apple ise, 2’ye mal ettiği teknolojik ürünleri 10’a satıyormuş.


(Bu haberde maliyet, fiyatın % 26’sı olarak gösterilmiş. İşin içine aksesuarlar ve hizmetler katılmamış.)

Sanki, kulağa bir şeyler yanlış geliyor, değil mi?

Daha komik durumlar da var:

İspanya, 1500’de Amerikalar’ı ilk yağmaladığında, tüm dünya ve İspanya da  gümüşe boğulmuştu, bu sayede Osmanlı habire devalüasyon görmüştü ve yavaş yavaş dünya hegemonyasını yitirmeye başlamıştı. Ancak, İspanya da kısa sürede sürümden zarar etti. Sonra da, pek sevgili korsan İngilizler (Kaptan Drake, vs) Kızılderililer’i soyan İspanyollar’ı soymaya başladı. Daha 1650’de İspanya’nın zenginliği bitmişti.


Yani, bu işler karışık, hem de epeyi karışık..

Kalkıp da, mülkiyetin hırsızlık olduğunu önesürsek, taa hayvanlarda bile mülkiyet ve artı hırsızlık var, uymaz.

Ancak söyleyeceğimiz şu:

Ticaret barışı, en az savaş katliamı ve ganimeti denli acımasızdır. Arada da haraç gelir: Geçenden 1 akçe, geçmeyenden 2 akçe hesabınca; yani, işgal edilenden 1 ganimet, işgal edilmeyenden 2 ganimet / haraç gibi olur.

Bu konuda Çin ilginç bir tarihsel gergef çizmiş:

Hep batısındaki halklarca haraca bağlanmış ama o da doğudaki halkları hep haraca bağlamış. Muhtemelen bir ara hem haraç verir, hem alır olmuştur veya dağınık bir ülke olduğu için, beyliklerinin bir bölümü dışarıdan haraç alırken, bir bölümü de haraç vermiştir. Ayrıca, aynı o beylikler de kim kimi yenerse hesabınca, aralarında haraçlaşmıştır.

Yani, anlayacağınız bu konular, orjiden hallice: Bir kere oyuna girdin mi, ister savaş, ister ticaret, ne zaman öpeceğin, ne zaman öpüleceğin hiç belli olmaz.

En eğlenceli olanı; Osmanlı sadrazamlarının tayin edilince bir makam kaftanı, bir de kefen diktirmesi ve herkesin de kalp çarpıntıları içinde, tayin haberi beklemesi hesabınca; ne savaştan, ne de ticaretten kaçanı 5.000 yıllık tarihte pek görmedik.

Ha, arada muz ve yağmur suyu ile savaşı unutup, ebedi barış içinde yaşayanlar oluyor, onları da bir sonraki göçmen kuşak pişirip yiyor, yamyam hesabınca (bakınız Polinezya adaları tarihi)...

Perşembe, Kasım 15, 2012

İstanbul'a Atom Bombası Atılırsa Ne Olur?





Türkiye bitmez. Ayakta kalır.

Ankara ayakta kalır. Atom bombası atana, atom bombası atar.

15 milyon kişinin tamamı ölmez. İstanbul 1,5’ar milyon kişilik 10 merkez ve 1.000 kilometre karelik yayılım içeriyor. 1-1,5 milyon kişi ölür.

Eğer sanayi merkezi olan doğu taraf bombalanırsa, siviller zarar görmez ve tersi de. Bombanın çevresinde 10 kilometre çapında bir boş çemberin çevresine yeni İstanbul genişler. Bu da kuzey ve kara tarafı demek. Zaten er geç oraları katledecekleri için, sonuç pek değişmemiş olur.

İstanbul Boğazı ortadan kalkabilir ya da tersine genişleyebilir. 2 uca da 150’şer metrelik tepe yaratacak bombaların yeraltından yukarı doğru patlatılması gerekir. O zaman da atom bombasının radyoaktif etkisi azalır.

Her durumda Karadeniz ve Marmara ölür. Ege ve Akdeniz 5 yıl sonra ölür.

Sanayi % 15 zarar görür.

Tarım pek zarar görmez.

İşgücünde ve hizmet sektöründe sıkı bir ferahlık olur. Hatta yurtdışından kalifiye eleman ithali başlar.

Ekonomik zarar 400 milyar dolar civarında olur. Bunun 100 milyar dolarını yurtdışındaki Türkler telafi eder. 100 milyar dolarını da uyuşturucu ticareti telafi eder.

Geri kalan açık ve daha önceki borçlar nedeniyle, Türkiye geçici konkardato ilan eder. BM, Dünya Bankası ve IMF Türkiye’yi yeniden hızla borçlandırır.

Yeniden yapılanma için deprem beklenir. Bir olasılık deprem bombadan sonra hemen olur. Ortalık daha da boşalır.

Böylelikle 1. Cumhuriyet’i gömeriz. 2. Cumhuriyet başlar.

Pek de fena bir senaryo gibi görünmüyor. Şu bombayı kendimiz mi atsak, ne yapsak acaba?