Talabani etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Talabani etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Kasım 05, 2016

AKP, IŞİD, PKK, HDP

Daha önceleri PKK-IŞİD işbirliğinin olası olduğunu, çünkü tarihsel koşulların bunu zorlayacağını imlemiştik.
Şu anki gidişte, görünürde YPG üzerinden PKK-IŞİD çatışması var. 2015’te birbirlerini vurdular çünkü.
Ancak, konjonktür değişebilir, Çin politik özdeyişinin dediği gibi, evetler hayır ve hayırlar evet olabilir.
Daha öncesinde, Barzani-Talabani çatışması vardı. Bir ara işbirliği vardı. Şimdi yeniden az çatışma var.
Öcalan, ‘bir no’dan aşağısını kabul etmeyeceği için, ikisiyle de çatıştı hep. Ancak Barzani, geçmişte Öcalan ve PKK ile istemeden de olsa, işbirliği yaptığını kendi ağzıyla söyledi.
AKP’nin IŞİD’i desteklemişliğine yönelik Batı savları var.
HDP, 2015’te namaz kılan eşbaşkan imajı ile IŞİD’e doğru epeyi limitledi statüsünü. Sofu Kürtler’in oylarını bir kereliğine de olsa, böyle alabildi.
Şu anda ise, AKP herkese ve herşeye saldırıyor. Ancak, IŞİD zanlıları hala serbest bırakılıyor.
Bu sürecin gidişi, Suriye’deki 100 gruplu / kabileli / hizipli savaşa doğru gibi bir şey olabilir kolaylıkla. Tüm parametreler buna yatkın eğilimli. Hiçbir sabit veya keskin çizgileri yok, tarihlerinde olmadı da.
Açıkça söylenmese de PKK, HDP’yi çoktan gözden çıkardı.
YPG, KCK veya başka bir grup da PKK’yi gözden çıkarabilir.
Eğer Talabani, Barzani’ye açıkça saldırırsa, o zaman 4 olan Kürt ana grup sayısı çabucak 44 olur.
Biz, en başından beridir IŞİD’in de tek-bütün bir grup olmadığını savunanlardanız ve bunlardan 1-n grup, TC ve AKP ile temas ve az da olsa işbirliği halinde. Haritada IŞİD’in ayrı bölgeleri görünüyor, neden de o.
Haritada, tüm grupların birer bölgesi var, o bölgelerin ortasından düşman bir hat geçiyor. Bu, gerilla savaşı değil, idrar yarışı. Bu koşullarda, kimse bir diğerini Suriye’de yalıtamaz. Savaşacak o kaar çok sayıda asker kalmadı içeride. Dışarıdan gelen paralı askerler de, bir süre sonra alanı terkederler genelde.
Rusya ve Çin’den bir süredir ses çıkmıyor.
AB kaput. ABD başkanlık yarışında ama her 2 aday da bu işi götüremeyecek, şimdiden belli oldu.
PKK, artık AB veya ABD desteği bulamıyor, tüm bu vektörleri buradan ve böylelikle izliyoruz.
Gelelim son bombaya:
HDP diyor IŞİD, AKP diyor PKK.
Hedef belli olamadı, çünkü araba-bomba hedefine varamadı.
O bomba yerinde patlasaydı, kim kazanacaktı?
Herkes. Ölenler hariç tabii.
Bir polisiye roman parodisi gibi durum yani.
Biz, imkansızın yavaş yavaş imkanlı duruma böyle absürdlükler üzerinden geçtiğini bilecek denli, tarih bilgisine vakıfız.
Ancak, PKK-IŞİD işbirliği olsa bile, çok kısa süreli olacaktır ve belki de hiç kanıtlanamayacaktır.
Şu anda 2 tarafın da çıkarı ortak.
Gerçek makro-makro bir TC krizi, uzun vadede herkesi bitirir ama kısa vadede (tüm taraflardan) teröristler kazanır ve onlar da uzun vadeli hesap yapmıyorlar veya yapamıyorlar.
Çığ-çöküntü dönemleri böyle böyle geliyor işte ve biz de tam gaz zembereğin yayını attırmaya debeleniyoruz.

(5 Kasım 2016) 

Salı, Eylül 08, 2015

Turizmi PKK Değil, Sivil Türkler Vurdu

Bir haber:
“Hakkari'nin Dağlıca bölgesinde şehit düşen, piyade sözleşmeli er Uğur Yıldız'ın memleketi Antalya'nın Manavgat ilçesi, geceyi gergin geçirdi. İlçede başta Side olmak üzere, Çolaklı gibi önemli turizm merkezlerinde, çok sayıda işyerine, Türk Bayrağı asılı olmadığı gerekçesiyle saldırıldı, iki restoran ateşe verildi.
...
Olaylardan ilki, Side’de halk plajında yer alan ve jandarma karakoluna ancak 100 metre mesafe bulunan bir restoranda meydana geldi. Otellerin arasında yer alan restoranda göstericiler tarafından çıkartılan yangın, itfaiyenin müdahalesiyle söndürüldü ancak restoran tamamen kül oldu. Turistler yangını sahilden izlerken, çevre otellerde bulunanların gecenin ilerleyen saatleri olmasına rağmen, otellerinden bavullarıyla ayrılması dikkati çekti.”
Oğ yeğ...
Yağk bütün fotoğrafları, bana ait bütün eşları yaakkk...
Tarkan şarkı sözü gibi olmuş vallaa...
Yalın’ın şarkı sözü gibi de:
Ellerine sağğlııkkk...
Trajikomik, melokomik, kısaca komik...
Ayaktakımının tüpgazla intiharı... Çotanak çotanak...
‘Rebel’ değil, ‘riot’...
Fakir Baykurt’un ‘Onuncu Köy’deki gibi, önce köylüler birbirini döver, sonra jandarma gelir, bi’ tur da onlar köylüleri döver, oğ yeğğ olur.
Çingene’yi kral yap, babasını assın...
Padişah cücesini ikindi vakti ortaya sal, kendini adam sansın...
‘Askeri darbe geliyor’ falan diyorlar.
Hayır canım. Çoktan sivil darbe geldi girdi bile.
Darbe elkitabı vardır. Önsözünü casus-yazar John Le Carre yazmıştır.
Orada fazla irdelenmemiş bir örnek vardır:
Asker emeklisi de Gaulle, Fransa’da sivil darbe yapar ve Fransa’nın cumhuriyetlerinden birini bitirip, bir yenisini başlatır.
Bizde de, Anayasa Mahkemesi başkanı emeklisi Sezer’in cumhurbaşkanı olma ve 2001 Krizi’ni çeyrek müsebbib olarak  çıkarma süreci, Kadı Burhaneddin türünden bir sivil-yarı darbe olmuştu.
Çünkü, Sezer’i AYM’ne darbeci Evren seçmişti.
Erdoğan, başkanlık veya diktatörlük istemiyor, yalnızca baş olmak istiyor.
Bilgisi daha çoğuna yetmez ki onun.
Say desen, ne Dünya başkanlık ülkelerini sayabilir, ne de halihazırdaki diktatörlükleri.
Bu tartışmaları yaratanlar da bilmez, tıpkı 2. Cumhuriyet savunucusu Mehmet Altan’ın, o argümanın 1990 değil, 28 Mayıs 1960 momentli olduğunu bilmemesi gibi.
Malum, Osamnlı’da bir Fetret Devri vardı. 10-12 de ‘devlet başa’ adayı.
En sürpriz aday kazandı, gerisi ‘kuzgun leşe’ oldu. (Kardeş kardeşi katletti: Sonra da, İstanbul fatihi Fatih, 18 kardeşini peşinen katletti, tedbir niyetine.)
Ancak, o sıradaki taraf değiştirmeler, taraf seçmeler, bağlılıklar ve ihanetler süreçleri, çok çok ilginçtir ve bir daha okunmalıdır.
Ancak, kırılan bir kemiğin sağlam kaynayınca daha da sağlamlaşması gibi, İstanbul’un fethinin dolaylı olarak o Fetret Devri’ne bağlı olduğu da...
Şu an için, 17 Aralık 2013’ten beridir bir neo-Fetret Devri’ndeyiz. Tayyip, ne başkan olabilir, ne de diktatör, en azından artık olamaz, bu koşullarda olamaz. Nasıl ki şeriatı ve uç milliyetçiliği beceremedi, onları da beceremez.
Ancak, onun son İncirlik anlaşması, bizim ABD’nin arkasından dolanarak nasıl puan alacağımızın, nasıl bölgesel bir emperyalist olacağımızın belirtileridir.
Anımsayın:
ABD de, bir İç Savaş (1861-1865) yaşadı ve sonra Dünya hegemonu oldu. E tabii, tüm AB de, 1914-1944 arasında, kendini tasfiye etti, katkı niyetine.
‘BR I-II’ der ki büyükler ölmelidir, küçükler başa geçmelidir.
Öyle de olacak ama bir işe yaramayacak ayrı konu.
Büyükler zaten kendi kendini tasfiye ediyor şuna: ABD ve AB.
Boşluklar çıkıyor ortaya:
Osmanlı en küçük beylik idi, Cengiz Han en küçük kabile idi.
TC, önce 4 milyon Türk’ü, sonra 2,5 milyon Arap’ı AB’ye soktu mu soktu. Bu da bir dolaylı emperyalizmdir. Bizi asimile ve entegre edemediler çünkü. Tam tersine biz onları ettik çoktan. Tavuk dönersiz bir ülke bilmeyen 2 kuşak oldu oralarda.
Eh, emperyalizm var, emperyalizm var. Bu da, neo-alaturka-lümpen emperyalizm. Bu kadroyla ve bu tesisle, ancak böyle bir emperyalizm olabiliyor amcası.
Biz bu maçı aldık amcası.
Kayıp umulandan az amcası:
2 milyon yerine, potansiyel 200 bin ölü olacak gibi bu kez.
Olacak da şu:
Blair-Hollande (İngiltere-Fransa kırması) tipi, çakma sosyal demokrasi eliyle bir çakma emperyalizm.
Komik değil mi?
Ama olduğunu hep birlikte göreceğiz.
Biz, bu ülkenin 7 düvele kafa tutup, sosyal demokrat bir parti eli ile Kıbrıs’a girdiğini ve hala çıkmadığını, 1974’ten beridir görüyoruz.
Eh, bu da alaturka sosyal demokrat emperyalizm parodisi işte...
Sırada; sağ üstten başlayarak Acaristan, Nahcıvan, Kuzey Suriye batı bölgesi Türkmenistan’ı, Kıbrıs, Gümülcine, Bulgaristan Dobruca Tatar Türk bölgesi, Romanya Adakale Tatar Türk bölgesi, Gagavuzya şimdiden mevcut, gönüllü vassal olarak.
Yunanistan bitti. Bulgaristan bitti. Ukrayna bitti. Gürcistan başlamadan bitti. Ermenistan başlamadan bitti. Azerbaycan başladı, bitti. Kuzey Irak başladı, bitti. Kuzey Suriye başladı, bitti. (Bir tek İran, 15 yıl aradan sonra, yeniden başlayacak ve 15 yıl sonra yeniden bitecek durumda, o 15 yıl bizi oyacak ama.)
Beleşe, 8 tane kaput komşu. Tam korunmalı bir dış çerçeve. 0 sorun değil, 0 tehdit.
Nasıl ama?
Nasreddin Hoca fıkrası hesabınca, peşin parayı görünce, gülüyorsunuz, değil mi?
Dipnot:
Haa, bu arada İstaanbuull Sokaaklaarıı, Müslüm ciletlemesini en az 10 yıl daha sürdürecek. Ayaktakımının psikopatisi ve sosyopatisi, en az 35 yıldır süregelen bir şey, potansiyel veya aktuel olarak. O denli kolayca, adabına çüş denemez onun.
Sonuç, ‘Now York’tan Kaçış’ gibi, disütopik bir toplumsal deney alanı olacak buralar. Aslına bakılırsa oldu l çoktan.
İstanbul Banalite Atlası, Lümpenlerin İstilası, Shit-Will-Age istanbul o sayede yazıldı.

Açıkçası, büyükbaşların değil, küçükbaşların sapıklıkları (ensest, çocuk çocuğa tecavüz, vd) daha çok ilgilendirmiştir beni her zaman.

Cumartesi, Ağustos 08, 2015

Savaş ve Bağımsız Kürdistan Hedefi: Düşmedim Daha: Belki Lili Marlene



1983 Ağustos’tan beridir, yani PKK’nin ve Kürtler’in son yarattığı iç savaştan başlatılmadan önceden beridir, aynı şeyi söylüyoruz:
Kürtler TC’den bağımsız bir devlet kurmak istiyorlar.
Buna nasıl eminiz bu kadar?
Çünkü bize kendileri anlattı, Gayrettepe’de ve Selimiye’de.
Bugüne kadarki son 32 yılda, 4 kere, bu fırsatı yakaladıklarını sandılar ve her kezinde mikro konjonktür değişti, olanağı ellerinden kaçırdılar.
Hal böyleyken, omo beyazı abimiz ne demiş?:
“Son haftalarda yaşananlar; bir ‘eskiye dönüş’ mü, yoksa yeni ve daha karmaşık bir denklemin içinde miyiz? Sorulabilecek çok fazla soru var. Ne olursa olsun; ‘silahın bir araç olarak kullanımını’ izah etmek, giderek, daha da güçleşiyor.”
Öncelikle şu:
Çözüm süreci bar aldatmaca idi. Tıpkı AKP’nin diğer polemikleri, AB, ŞİÖ, Avrasyacılık, şu bu gibi.
AKP bir ABD-Yanki projesiydi ama alaturka kıvırtmaları çok tipikti. Özal-ANAP da, konuyla ilgili farklı davranmamıştı.
Abimiz, bunları bilmez mi?
Biliir ama bilmezden, görmezden ve yazmazdan gelir. Nedense, kendisine verilen suflelerin değiştiğine bile ayamıyor henüz.
1983’te de Irak, İran, TC Kürdistan’ları sorunu vardı ki Talabani-Barzani proto-feodal aşiret-familya savaşı, yüzyıldan uzun süredir var zaten. Son 5-10 yılın yeni parametresi Suriye oldu yalnızca. Böylelikle ABD, Kürt vitesini üçken dörtledi yalnızca (bakınız: ‘ABD’nin Kürt Kartı’ kitabı).
Çözüm süreci, madden ve manen kimsenin işine yaramıyor (idi).
PKK üzerinden, hatta IRA-ETA-PKK işbirliği üzerinden,  1984-2004 arasında, PKK’nin Dev-Sol’un bir tayfasından söke söke aldığı, AB uyuşturucu pazarı (ki o zamanlar yılda, Dünya = 900 / 3 = AB = 300 milyar dolar idi) var. % 10’u 30 milyar dolar ve 3 milyon kişiye ekmek kapısı demek bu, topraksız köylüye, vasıfsız-altıya, ümmiye, kent talancısı ve yağmacısı 3 milyon köyü yakılmışa ve TC’sel zorunlu iskana sürülmüşe... Ve 1 milyon Çingene’ye ve 1 milyon Afrikalı’ya ve en son da 1 milyon Suriyeli’ye: Global jenftirikasyon budur.
(Şerh: Fakir Baykurt ilginç bir örnek anlatır: Burjuvazi, köylülere yeraltından su çıkartır. Su acı çıkar. Toprak daha beter olur. Burjuvazi toprağı satın alır. Acı su kuyusunu betonlar. Tatlı su çıkartır ve köşeyi döner. Ne kadar tanıdık bir öykü, değil mi?)
Şu an bunun yerini insan kaçakçılığı ve sigara kaçakçılığı ladı. Onların da yıllık pazarları belli.
Bunların olabilmesi için, düşmanların işbirliği ve sınırların ihlal edilebilmesi gerekli ki o da barış değil, savaş demek zaten. Savaş ekonomisi demek, savaştaki negatif işsizlik (< % 3) demek (bunu bana rahmetli Demir Demirgil öğretmişti, Tansu’cuğumuzun da hocaşıd kendisi).
E, bunun için de savaş gerek.
Eh, iktidar sekinlerinden olan (her 2 tarafsal da) ordu için de savaş gerekli, çünkü savaşı unutuyorlar savaşmayınca ki bakınız 2010-2015 PKK’si gibi. IŞİD, onları 2015 başında feci ezdi geçti. Şimdi de, İran Kandil’de öyle yapıyor ve Talabani atına oynuyor, hep yaptığı gibi. Barzani ve Talabani tarafları ise, 25 yıldır savaşı unuttu.
O nedenle, ne oluyor?
TC TSK’sinin başına yavaş yavaş 1993 elemanları getiriliyor. Yakında, Ağar’ı da yeniden bakan olarak görebiliriz pekala. (Ben de bana DAL’da işkence yapan ve şu anda içeride olan Doktor ile oturup durumu tartışırım, ‘Balkan Cafe’de oludğu gibi)
Boşluğu IŞİD doldurdu, hem de öncüllerine yeni şerhler ekleyerek. PKK, TC’yi korkuttu ama IŞİD, PKK’yi korkudan altına ettirdi, savaşa / Kobani’ye giremediler bile, askerlerini geride tuttular. (TC’de Niyazi çok, o yüzden pek aldırmadılar telefata ama PKK’nin elemanı sınırlı ve sonlu sayıda ve onlar da en az 10 yılda bu işi, yani savaşmayı öğrenebiliyorlar.)
Tabii ki bu savaş-barış gelgitlerinin ve oyunlarının olabilmesi için, konjonktürel altyapı da gerekli idi:
AB kendi poposunun derdinde, ABD başkanlık yarışında. Rusya ve Çin, global hegemoni ısınma turlarında. Dolayısıyla, ortamın böyel küçüklere kalmasının nedeni bu. Eh, onların da aklı ve gücü, bu kadarına yetiyor ancak. Örneğin Suruç’ta, 30 küsur yerine, 300 küsur kişi ölmüş olabilirdi.
Şerh:
Burada, 30 kişilik ölümün 300 kişilik ölümden, medya geştaltı olarak daha etkili olabilme durumu var, örneğin genç ölümü ile HDP mitingi taraftarı ölümü arasında, kitlesel algısal ve etkisel farklılık var.
Yani:
Eskiye dönüş falan yok: Cehennemde sigara molası olabildi yalnızca: Bokun içine başaşağı alalım sizleri yeniden lütfen: 5. kere ve melokomikleşmiş olarak.
Soru kipi:
TC Kürt’leri, TC’den ayrılabilir mi?
Artık zor.
Hele hele, diğer 3 gruba galebe çalmaları ve büyük Kürdistan’ı kurmaları, aşağı yukarı imkansız gibi. En yakın aday, fiilen Barzani ama o da fikren en zayıf odak ki o noktaya getirilmesinin nedeni de bu: Kolay yönetilebiliyor ve kolay taraf değiştiriyor.
Bu durumda kakafoni ve dekreşendo olur ama özgün kaotik fraktal örüntüleri oluşur ki her 10 yılda bir de yöle lodu.
Eh, bir entelejensiya değil de, entellektüel olarak bizim işimiz, durumu nesnel yorumlamak ve enformasyonizasyon yapmak, dezenformasyonizasyon değil. Onu omo beyazı abilerimiz yapıyor zaten gönüllü gönüllü, kul kul.
Dipnot 1:
Bu metin için, fonda Ceylan Ertem’den ‘Düşmedim Daha’ geldi okurlarım için.



Dipnot 2:
Yani:
Fassbinder’in sentimental faşizmine ilk şerh, sentimental engizisyon ve sonra da ikisinin 10 diyalektiği, sentezi, dekadansı ve praksisi olarak bendenizden gelmiş olsun.
Dipnot 3:
Bildiğim ve yazdığım kadarıyla, bunu savaş alanından naklen ve ‘Lili Marlene’ estetiko-politiğinde, tarihte yazan ilk kişi benim. Salam Pax yok şmdi ve burada, İstanbul = ‘Shit-Will-Age’den ‘Domuz Salamı’ bildiriyor var. Umay Umay’ın ‘Orospu Kırmızı’sı var.
Dipnot 4:
Ertem, ne yaptığını biliyor ve bundan gururlu ve kibirli ama yapamadıklarını henüz bilmiyor, çünkü onun alanında rakibi yok. Oysa bir sanatçı, yapamadıklarını da bilir, Bosch-Bruegel-Dührer başustasal engizisyon deparından beridir böyledir bu. Ustaları sollamak muhakkak gereklidir ama bunu yapmak zordur, çok çok zordur.
Dipnot 5:
Uçurum dağından daha düzdür vadi (Ertem’in şarkısı öyle diyor), göçerler ise düzlükte ve aşkta yaşayamazlar. Yani, bazıları benim gibi, savaş, ölüm, delilik, engizisyon ve faşizm insanıdır, çünkü zehiri çok yuttuk ve artık onsuz olamayız, öyle olmasaydı da ölmüştük, paralı askerler gibi: Savaşmak için savaşıyoruz, taa ki son ve kalıcı barışı getirecek son savaşa dek. Ona ise, daha en az 500 yıl  var.
Dipnot 6:
Yani:
Kaçın.
Veya:
Ölün.
Veya:
Tuvalet-zımpara kağıdı olun.
Veya:
İsrail’i kurun.
Veya:
Kalın ve savaşın. Benim gibi. Dost ateşinizi sevmem, benim dost ateşim de öldürür dedesi. Doğrudan öldürmek için vururum çünkü. Yasımı sonra tutarım, kendi ölümlerimde yaptığım gibi.
2. Cumhuriyet, bir gün mutlaka.
Acelesi yok.

Gelecek hep gelir ve uzun sürer.