kriz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kriz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Ekim 02, 2015

Bir Taşla Çok Kuş

Petrol fiyatlarının düşük tutulması, değişik sonuçlar veriyor.
Birinci getiri, Rusya’nın elini bağlamak idi. Bu işledi.
İkincisi, biraz dolaylı bir sonuç:
“Zerohedge’in yapmış olduğu bir araştırma petrol fiyatlrının yeni (daha düşük) fiyat dengesi petrodolar arzını gelecek yıllarda her ay 24 milyar dolar eksiltecek ve gelecek 3 yılda çıkışların toplamı 860 milyar dolara ulaşacak.”
1 trilyon dolar yani.
ABD 1 ve AB 1 olmak üzere, 2007’den beridir piyasaya 2 trilyon dolar girmişti. Bunun 1 trilyonunu Araplar deve edecek gibi.
Sonrası, NEP ve post-NEP etkiler:
Uluslararası borsalardan 1 trilyon dolar çıkınca, bunun etkisini öyle kolayca pek kimse hesaplayamaz bizcesi.
Bildiğimiz kadarıyla bu 1 trilyon dolar, reel emtiaya gidecek. Sonuçta Araplar, hiçbirşey üretmeyen ekonomilere sahipler. Bu tüketimin de öyle tamamına yakını, ABD kökenli falan da değil. Sonuçta dolaylı olarak, ABD’nn 1 trilyon doları AB’nin kasasına girecek gibi. Ki AB da zaten 2. trilyon avroyu basmakla ve pompalamakla meşgul idi şu sıralar, Yunanistan gibilerin sayesinde.
ABD, ister FIFA üzerinden olsun, ister İsviçre daha beyaz yıkar üzerinden olsun, ister askeri olarak olsun, bu sıralar hep AB markajı üzerine oynuyor. Çünkü AB ve özellikle de Almanya, Rusya ile genel gidişte ve genel global gidişte, pek de ABD lehine / çıkarına körü körüne bağlı davranmıyor artık, gizli olarak da olsa.
Sonuçta ne olacak?
Bir gün gelecek, simgesel bir AB-ABD inat kilitlenmesi yaşanacak ve ondan sonra, aslında 10-20 yıldır var olan ABD-AB fay kırığını, insanlar birden görmeye başlayacaklar.
Burada önemli olan şu:
1 taşla çok kuş vurmak güzel de, bunlar senin hesapladığın kuşlar olsa gerek. Gidip de, onun bunu kuşunu aşağıya indirirsen, onlar da seni arkadan vururlar.
ABD bunu öğrenecek.

Global hayat bilgisi dersi, ünite 1.

Pazar, Eylül 13, 2015

Yurtiçi Tüketim ve GSMH

Önbilgi: Bu türden bilgiyle, ekonomi konusunda yazdığım son 30 yıldır ilk kez karşılaştım. Karşılaştır-karşıtlaştır için mükemmel bir veri tabanı oldu bu.
Bir haberden notlar:
“... yurtiçi tüketim, yılın ilk 6 ayında enflasyonun üzerinde bir artış göstererek 673 milyar 363 milyon 820 bin lira oldu.”
“926 milyar 22 milyon 237 bin liralık harcamalar yöntemiyle, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'nın (GSYH) yüzde 72,7'si yurtiçi tüketimden kaynaklandı.”
“Bu dönemde, yerleşik hanehalklarının yurtiçi tüketimi 638 milyar 826 milyon 288 bin lira, yurtdışı tüketimi ise 6 milyar 778 milyon 232 bin lira oldu. Yabancıların Türkiye'deki tüketimi de 34 milyar 537 milyon 531 bin lira olarak kayıtlara geçti.”
“Yerli ve yabancıların Türkiye'de yaptığı harcamaların dağılımına bakıldığında, en yüksek payı yüzde 26,9'la gıda, içki ve tütün harcamaları aldı.”
Durumumuz kabak gibi ortadaymış.
Yorumlar:
Aylık 1.333 liraya geliyor. En azından ilk 6 ay için, enflasyondan büyük büyüme, şu anki tüketim kilitlenmesinden önceki durum demek.
7 milyar dolar yurtdışında harcayıp, yabancılara yurtiçinde 34,5 milyar dolar harcatıyormuşuz.
Yine, 2010-2012 harcamaları için, sonuç biraz hızlı yükselmiş gibi görünüyor. Bu da, eğer sayıları geçerli sayarsak, 2012-2014 için, yine enflasyondan hızlı tüketim artışı demek olur. Ancak, buna kuşku şerhi koymuş olayım.
18 milyar dolarlık gıda alıp, 18 milyar dolarlık gıda satıyoruz. Ucuz gıda satıp, pahalı gıda alıyoruz. Örneğin yerli muz, yabancı muzun yarı fiyatında ama lezzeti yerlininkinden daha iyi ama yine de daha ucuz.
Yurtdışında 7 milyar dolar harcayıp, aslında hepi topu 1 milyar dolarlık mal ve hizmet satın alıyoruz. Turistler, çoğu gıdaya ve alkole olmak üzere, 34 milyar dolar harcıyorlar ama bizim 50 liraya yediğimiz eti, onlar herşey dahil ile 20 liraya yemiş oluyor.
3 tane 1 birimlik yerli oto satıp, 3 birimlik 1 yabancı oto satın alıyoruz. Otoların tamamına yakını, yabancı bu ülkede.
Tüm bunlar, fırsat / ikame maliyeti. 5-10 sente yediğimiz domates, bu yaz 1 dolardan aşağıya düşmedi örneğin, çünkü Rusya’ya ucuza ihracat yapıyoruz ve yerli tüketim talebi, iç yerli arzı geçiveriyor.
Tabii ki hala en büyük harcama kalemi gıda.
Ancak, orada yazmayan da şu:
İnsanlar, son model ve 3 bin liralık 4,5G alacağım diye, 50 yıldır, yılda 10 kilo et tüketiyorlar bu ülkede.
Sonra da durumumuz, bilek kalınlığında, üç bukleli, tahıl dışkısı ve çocukluktaki proteinsiz beslenmeden dolayı, kitlesel zeka geriliği oluyor sonuçta...
Dipnot:
Neyse, deniz bitti, tüketim kilitlendi, herkes nakite geçti.
Ancak, özellikle döviz bazında olanlar olmak üzere, borcu olanlar, son 32 yılda 6. kere olmak üzere ve 1 kere daha batacaklar.
Artı:

Kredi kartına taksit geri döndü. Bu da, batışı hızlandıracak.

Salı, Ağustos 18, 2015

Duble Genel Seçim Yılı 2015



2015, 92 yıllık Cumhuriyet tarihinde, aynı yıl 2 genel seçim olan ilk yıl olarak tarihe geçecek gibi.
Aynı zamanda 2015; 2014 yerel, 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin dahil edilmesiyle, 21 ayda 4 seçim olan tek dönem olarak tarihe geçecek gibi.
17 Aralık 2013’te fiilen 1. Cumhuriyet bitti. Bu süreç, onun ardından geldi. Bir süreksizliğin üzerine, 4 seçim ile başka bir süreksizlik eklendi.
2. Cumhuriyet söylemi, 1960 darbesinden beridir var. 2. Cumhuriyet hala yok.
3 darbe ve üzerine 3 liberalizm, 55 yılda Cumhuriyet’i bitirdi ama 2. Cumhuriyet için ortada referans yok. Olsa da, onu yapacak iktidar seçkini odağı veya odakları yok.
Bu 4 seçim süreci; 1946-2015 arasındaki çok partili seçimli demokrasi oyununun bizde işlemediğini kanıtladı fiilen:
Başkanlık sistemi var mı yok mu, merkez var mı yok mu, gerçek katılım ve hile oranı, % 35 kararsızdan % 20’si MHP-HDP arasında seçecek simgesel durumu, son 2 haftada partisine karar verecekler durumu, 4 sağ parti, kronik satılık oy, ithal muhafazakar-liberal ayırtsızlığı dizisi, çok absürd bir panorama yarattı. Not: AB’de bu biraz daha farklı oluştu, yani bu alanda özgün oluşumlarımız var.
2015, 1980 momentli neo-global neo-liberal akımın iflas yılı da oldu. 2015, AB’nin olası bitiş yılı da oldu. 2015, Arap Baharı’nın ve BOP’in bitiş yılı da oldu. 2015, 4 parçalı Kürdistan’ın kesinleşme yılı da oldu. 2015, emperyalist (kendisi parçalanma riski taşıyan) TC’nin Batı dünyasınca olabilirliğniin görüldüğü yıl da oldu.
Çok fazla değişim. Çok fazla hemen hiç denetlenemeyen etken. Dinamik bir durum ama dinamizm yerine, kaos ve kargaşa. TC, koskoca bir burgacın ortasında.
2015, istatistiklerin inanılmaz derecede kesinleştiği ve işlediği yıl da oldu. Olan hiçbirşey, çok çok sürpriz değil ama geleceğin vadesi kısalmış oldu yalnızca.
Yani, felaket oluşumu hızlandı ve bitişi kısaldı. Yani, eğer olacaksa 2. Cumhuriyet için yer ve hacim açıldı.
Bunu yaratanlar da, onu yarattıklarını hiç bilemediler.
Tahminim:
Global:
2015-2022, geçiş dönemi; 2022-2029, asıl kriz dönemi.
TC’sel:
2015-2023 Fetret, 2023’tek asıl felaketi burunlayacak bir felaket ve ciddi oyun kadrosu oluşumu olanağı.
Gerisi, Çinliler’in dediği gibi:

Heyecanlı zamanlara hoşgeldiniz.

Cuma, Mayıs 01, 2015

Bedavaya Satmak

Bir kapitalizm özdeyişi vardır:
Bir şeyi en pahalı satmanın yolu, onu hediye etmektir: Zamanında Çin’de milyonlarca gaz lambası bedava dağıtılmıştı, geleneksel ve bedava yağlar yerine, parayla satılan petrol kullanılsın diye.
Yeni kurulan internet satış portallarından biri, herkese 25 lira bedava dağıtmaya başlamış.
Bunu okuyunca, bu aklıma geldi.
Aynı zamanda, bazı şeyler aslında bedavayken, artık parayla satılmaya başladı.

TC’ye gelen, başaşağı neo-ekonomik parametreler bunlar. TC’nin neo-ekonomik düzenden anladığı talan-yağma da bu.

Çarşamba, Nisan 01, 2015

Kılavuzu Dilipak Olanın...



... burnu moktan kurtulabilir pekala.
Adam gayet açıkseçik konuşmuş:
“Dilipak’tan AKP’lilere: ‘Karı-kız işi olan adaylıktan çekilsin.. Kasetleri çıkacak’”
Ancak, bundan sonrası hafiften balatayı sıyırtmıyor değil:
“7 Nisan’da adaylar belli olur olmaz havalarla birlikte siyaset de ısınacak... Cemaat ise, süreç içinde siyaseti an be an izleyecek. Bu süreçte her şey mübah olacak gibi, hakaret, tehdit, şantaj, iftira...”
E AKP, ne yaptı bugüne kadar?
Yaptıklarının kaynağı / dayanağı, yine aynı Cemaat değil miydi?
Bizim kanımız, işin karı kızla sınırlı kalmayacağı. Bizcesi Tayyip’i, kesinkes vatan hainliğinden ve hatta idamla yargılatabilecek denli önemli bazı kasetler ortaya çıkabilir. Asıl önemlisi bazı kayıtlar, Tayyip’i uluslararası arananlar listesine bile sokabilir, insanlık suçundan.
Çünkü, çözüm sürecinin başlarında, iş çok ortada iken, epeyi kaş göz çıkarıldığı kanısındayız. Ve bundan Kandil-HDP-Apo da nasiplenir gibi. O sıralarda ortalık çok toz dumandı, kimse kayıttan kaçınmak için orasını burasını kollayacak durumda değildi. Nasıl olsa, saklı kalacak sanıyorlardı.
Örneğin biz, Paris’te 3 kadının öldürülmüse için, hem TC, hem Fransa, hem Kürdistan onayı olmaksızın, o işin olamıyacağını belirttik. Adamlar Mart 2015’te, kendilerini aklayacağız derken, suçlarını itiraf etmiş oldular.
Şunu unutmayın: Pinochet, kuyruğu kurtarmış olabilir ama mesnet de / içtihat da yarattı bu konuda: Artık ulusal mahkemeler, uluslararası konularda karar verecekler.
Hatta, herşeyin ötesinde, iş dönüp dolaşıp Dilipak’ı bile vurabilir. Çünkü onun da epeyi kirli çıkıları var. Sağlı sollu çok zigzagları oldu O dönüşü yaparken.
Bir de çok aklı başında bir öneride bulunmuş kendisi:
“AK Parti’nin, aday adayları arasındaki paralelcilere karşı gösterdiği hassasiyetin aynısını, yine aynı listedeki, para ve kadın zaafı olanlara karşı göstermesi gerek.”
Yani birileri, AKP’yi parayla satacak. Eh, kılıçla gelen, kılıçla gider; parayla gelen, parayla gider. AKP’lilerin tamamına yakını, parayla geldi, mücahit olarak değil, müteahhit olarak geldi.

Yani, parayı veren, düdüğü çalacak yine.

Salı, Mart 31, 2015

Eksicilik / Minusism

Öncelikle:
Bir: Eksicilik, minimalizm değildir, onun ötesidir.
İki: Eksi, negatif ile de belirtilir ama eksi, olumsuz değildir, tersine çok olumludur.
Kapitalizm veya tarihin / kültürün bu momenti, epeyi uzun süredir (diyelim 1945’ten beridir)  tüketim miktarından çok mal ve hizmet üretiyor durumda. Artı, son 35 yıldır insanlar aslında tüketmeyecekleri milyonlarca şeyi tüketti. Artı bu nedenle, çok-çok sıfır meta hiç kullanılmadan çöpe giti. Artı, üretim fazlası yiyecekler, denize döküldü.
Üretimin tüketimden az olduğu durumda tutumlulukçuluk akımı / geleneği ve üretimin tüketimden çok olduğu durumda israfçılık akımı / geleneği olması olağan.
Ancak Dünya, yaklaşık 2010’dan beridir, artık kendini yenileyemiyor. Yani, artık geri vitese takmanın zamanı geldi.
Ekscilik bunun içindir.
Nüfus artışı duracak. Sonrasında artı: Şu ya da bu biçimde, ister doğum kontrolüyle, ister ölüm kontrolüyle nüfus azaltılacak, 1-3 milyar arasına.
Ekonomik büyüme durdurulacak.
Üretim artışı durdurulacak. Hatta orta vadede eksiltilecek.
Her yıl, çöpe atılan kadar üretim eksiltilecek. Örneğin, ekmek üretimi % 10 eksiltilecek: Hemen.
Nasıl mı?
Kota koyulacak. Bunun artık olamayacağını önesürenlere belirtke: Zaten birçok yerde gıda kota uygulaması mevcut ve gayet de güzel işliyor.
Üretimi hiç yapılmayacak mallar belirlenecek.
Kitap gimi kütlür metalarının üretimi bile azaltılacak.
Bunun için de:
İnsanlara; yılda 2 çift ayakkabı, 2 takım elbise, 12 kitap gibi sınırlar koyulacak.
Bu ne kadar mı sürer?
En az 2150’ye kadar.
Ne zaman mı başlar?
2050 gibi belki.
Ne kadar geç başlarsa, süreç o kadar sert koşullarda işler.

Bunu ben söylemiyorum, tarih söylüyor: bolluk yılları, kıtlık yılları.

Pazar, Mart 08, 2015

2029 ve 2048



2029, 1929 Global Krizi’nin ardılını simgeliyor.
2048, 1848 Global Devrimi’nin ardılını simgeliyor.
Tarihin 25-30 yıllık dilimlerden başlayıp, 250-300 yıllık dilimleri uzayan 1-5 ölçekte / ölçütte çevrimleri var.
2000’den bu yana, 15 yıllık sürede hem gelecekbilim, hem de geçmişbilim (tarih) üzerinde yoğunlaşmış bulunmaktayız ve gördük ki bu çevrimler işliyor.
Şavalak tarihçilerin sandığı gibi, bir olayın irdelenebilmesi için, üzerinden en az 50 yıl geçmesi gerektiği kanısında değiliz.
Yine şavalak tarihçilerin kullandığı, tarihin belge yazımı olduğu kanısında da değiliz. Tarih yazımı, tümdengelimsel çıkarsamalar dizisidir. Üstelik temel bilimlerde bile bu böyledir. Var olan bilgilerin % 99,99’u çıkarasamadır, birincil veri değil, bu CERN verileri için bile böyledir: deney yapılır açıklama 2 yıl sonra gelir o nedenle.
Tarih için tümdengelimsel olarak, kendisi 50 yılda oluşturulmuş olan Dünya Sistemi kavramsal çerçevesi mevcuttur. Makro-makro değişmesi de pek mümkün değlidir artık.
Yani, TC dahil olmak üzere, tarihin tüm makro oyuncuları o dizge içinde panoramalıdır.
Gördük ki 2000-2015 arasındaki olaylar da, sanki planlıymışçasına, o dizgenin içinde kalmak üzere işledi.
1950-1980 arasındaki dönemde, 2. Dünya Savaşı’ndan ardından gelen yıkımdan kazanılmış özgürlük dönemi, özgürlüğün israf edilmesi nedeniyle, 1980-2010 arasında neo-global neo-liberalist kölelik / zulüm / işkence / sömürü olarak yaşandı.
Ara şerh: 1950, 1955 olarak; 2010, 2005 olarak kabul edilebilir. Böylelikle de, 30 yıllık dönem, 25 yıllık olabilir.
2005’ten veya 2010’dan beridir, sistemde bir süreksizlik mevcut. Bu, aşağı gidiş demek. Yani bu, 2030-2040 arasına kadar iniş demek.
Ara şerh: Gelecekte geçmişe bakıldığında, şu an olabildiği gibi, herhangi bir süreksiz olayın başlangıç tarihinde anlaşmazlıklar olabilir, 1. Sanayileşme’nin 1750’den başlatılıp başlatılmaması gibi. Dolayısıyla gelecekte de, sözünü ettiğimiz tarihler konusunda farklı fikirler ortaya mutlaka çıkacaktır. Bilimciler düşünce birliğini pek sevmezler, onun yerine varlık nedenlerini, uysa da kodum uymasa da kodum, modunda farklı düşüncelere dayandırırlar. Tabii hiç kimse de, tarihin akışını tek başına yorumla değiştiremez. Yani 2029 ve 2048, şimdiden orada lök gibi durmakta ve ışımakta.
1929 Krizi gibi krizlerin ardından, kapitalizmin kendini yiyen bir canavar olduğu ve krizin onun doğasında olduğu önesürülür hep.
Ancak:
Parayı kapitalizm icat etmedi.
Ticareti ve sömürüyü kapitalizm icat etmedi.
Büyük devletlerin genel denklemini kapitalizm icat etmedi.
Krizi kapitalizm icat etmedi, tarih sayılan şeyde krizler hep vardı, var ve var olacak da.
Tarihsel çevrimleri kapitalizm icat etmedi.
Yalnızca, makro bilginin oluşturulması için, 5 milenyumluk veri gerekti. Bir de epistemik alt kritik eşiğin aşılması ve birilerinin bu bilgiyi akıl etmesi gerekti.
Olan şudur 1945-2015 arasında:
ABD, Dünya’nın bir numarası oldu ve bunu harcadı.
Bu, bunun için kısa bir dönem sayılmaz. ABD 1900’lerden beridir çıkışa geçmişti ve bir devlet / ülke maksimum 100 sene depar atabiliyor. ABD de, 11 Eylül 2001’de deparını bitirdi ama bu 2010’da kesinleşti ve görüngüleşti. Eh ABD de, kabaca 1910-2010 arasında 100 sene yemiş.
Eskiden AB öyleydi, şimdi ABD öylesini yaptı:
% 1, Dünya zenginliğinin % 50’sinden çoğunu aldı. 7 milyarın 2-4 milyarı ise aç oldu.
Tarihte bile, köle isyanları, Spartakus’lar falan var. Şimdi de, daha kolay koşullarda olan % 99, Rin Tin Tin’den daha geç olarak intikal ederek isyana geçmekte.
Ara 3 şerh:
Bir: Eskiden cüzdanı sağda vicdanı solda olan Fransızlar, cüzdanı sola kayınca, vicdanını sağa kaydırdı ve neo-faşist partiyi % 30oy oranına çıkardı. Bu, tarih açısından ilginç, ironik ve sürpriz bir örnek oldu.
İki: Buna karşılık eski Doğu Avrupa’da eski komünist partiler hala % 20 oy alabildi. Eğer, Stalin zamanında serbest seçim olsaydı, SBKP % 20 oy falan alamazdı.
Üç. Bu, yeni bir Stalin-Hitler durumu değil, kesinlikle değil. Bu, Thatcher-Merkel-Le Pen durumu (ve bu da ayrı bir metnin konusu), yani matriyarkal faşzim durumu, tarihte ilk kez değil bizce (ve bu da ayrı bir metnin konusu).
Devam:
Yani, 2010’dan beridir var olan kriz, 2030’kadar sürecek gibi. 2007 Global Krizi kabul edildiğinden dolayı da 2032 (ABD başkanlık seçimi) bir dönüm noktası olabilecek pekala.
Sonra, 2055-2077 arasında, dene-yanıl ama mutlaka kaybet devrimcik denemeleri yaşanacak, bu kesin. Yitirecekler, çünkü SSCB-Çin derslerini hala kimse iyi okuyamadı.
Burada önemli olan şu:
21. Yüzyıl’ın yavaşlama, duralama, mayalanma, bulanma, belirsizleşme dönemi olacağı 1945’te kesin belliydi, çünkü 1914-1945 arası çok çok hızlıydı. Belki de tarihin en hızlı dönemiydi.
1986 post-modern dönemi ile de bu başlatıldı. 2001 11 Eylül ve 2013 Wikileaks, birer süreksizlik dönemi oldu ama ikincisinin önemi hala anlaşılamadı, Bilgi Çağı kendi rüştünü o zaman kanıtladı. Şu an, post-4-modern dönemdeyiz. Ancak, artık bu döneme yeni bir ad gerekiyor. Anımsayalım: Orta Çağ’a adı, o bittikten epeyi sonra kondu. Birileri koyar elbet.
Demek ki:
15 yıl iniş ve sonra 20 yıl çıkış gibi, önümüzdeki 35 yıl. Ancak, hep silkelemeli, sürprizli, belirsizlikli...
Yani kriz, hep sürecek...
Kriz, fırsat ve tehlike demek.
Meraklısına öneriler:
Krizin tehlike bölümünden kaçın. Fırsata girişmeyin. Marjinal değilseniz tabii ki.
Sakın risk almayın, özellikle de normal bireyseniz, çoluk çocuğunuz varsa.
Sakın,sistemi düzeltmeyin, kendinizi harcamayın (aydının sakrifay / kefaret dönemi bitti, aslında hiç olmadı) o kendi kendine düzelir. Kendi kendine de battı zaten. Batırmadığın bir şeyi düzeltmeye kalkma, düzeneğinden anlamazsın zaten.
Sistemin dışına çıkın.
Küçük ve yarı-kapalı ekonomik sistemler, yani komünler oluşturun. En boktan dönemlerde bile bunların işlediği tarihte kayıtlı ve kanıtlı.
Melezelenni, demeyeceğim. Younu şaşıranlar onu yapar zaten. Siz de yolunuzu feci şaşırdınız zaten...

Gerçeğin çöl-labirentine hoşgeldiniz...

Salı, Şubat 24, 2015

Suriye, TC, Irak, İran Analizi



İran demiş ki:
"Amerika, İngiltere ve Fransa; 'NATO patronları' olarak, Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün Krallığı ve Türkiye Hükümeti açıkça; terörist ve katil İsrail rejimi, bazen açık ve bazen gizli bir şekilde, Suriye'de Özgür Suriye Ordusu’nu kurdurup, ardından tekfirci terörist örgütleri geliştirdi. 'Özgür Suriye Ordusu' ise, Suudi Krallığı ile Katar petro-dolarlarıyla beslenip, Türkiye topraklarında karargah kurarak silahlandırılıp, Suriye halkına ve hükümetine katliam, terör ve yıkım dayattı. Özgür Suriye Ordusu, ardından bütün tekfirci terör örgütlerinin kurulup silahlanmasına kaynaklık etti. Böylece, Suriye'de terörizm ateşi yaygınlaştırıldı. Süleyman Şah Saygı Karakolu da son 2 yılda tekfirci vahşi IŞİD'in kontrolü altına girdi. IŞİD, bölgedeki Alevi, Sünni, Kürt ve Araplar'ı katliamdan geçirirken, Süleyman Şah Mezarı'na dokunmadı. Çünkü, Suriye'nin kuzey bölgeleri IŞİD ve diğer tekfirci terör örgütlerinin denetimindedir. Türkiye Hükümeti, Suriye devleti ve hükümetini düşman olarak nitelendirip, angajman kurallarını değiştirerek, sınır boyu tekfirci teröristleri koruma altına almış bulunuyor. Bu nedenle IŞİD, bu mezara ve saygı karakoluna hiç dokunmadı. AKP hükümeti defalarca Amerika ve batılı ülkeleri Suriye'yi işgal etmeye çağırdı. Hatta, Türkiye Dışişleri Bakanlığı gizli toplantısında Suriye'den Türkiye'ye füzeler fırlatılması planlandı. Bundan amaç, Türkiye'nin tek başına yapamadığını, NATO ve Amerika'yı devreye sokarak Suriye topraklarına girmek ve doğrudan savaş başlatmaktı. Fakat bu plan da suya düştü."
‘Böylece’ye kadar doğru. Ancak, bizcesi bu konudaki hesaplar yanlıştı ve tutmadı da. Dikkat edilirse, Afganistan’dan Irak’a ydjjs ABD ağırlıklı hiçbir plan, 1991’den sonra tutmadı, tutamadı. Reklam planı bile hedefini % 50 bulur ama burada % 50 isabet yok, % 25 belki.
‘Böylece’li tümce geçersiz:
Çünkü, Suriye’de isyan ateşi hep vardı, taa 1960’lardan beridir. Esed, Suriye’nin tamamına arada bir hakim olamadı. Dış yardım gelince, olay yaygınlaştı yalnızca. Yani, olay taşıma suyla yapıldı, o doğru.
‘Böylece’linin doğrusu şu:
Tümüyle teknik bir hata olan Arap Baharı planı kronolojik sıralamasında, Suriye yanlışlıkla İran’ın önüne alındı. Böylelikle İran paçayı kurtardı, şu an hayt hoyt yapıyor ama bir ara kılıcın epeyi altına girmişti kellesi. Ki yine oraya girebilir yakın gelecekte. Ki oradan da Pakistan’a doğru devam even bir projedir BOP ve Arap Baharı ertesi.
Türbe konusu, yeni gündeme sokuldu. TC açıkladı ki daha önceleri de 3-5 kez türbenin yeri değişmiş. Zaten şu an alınan Türbe değil, yalnızca içindekiler, Türbe binalarını TC yok etti.
Görüldüğü gibi, gereksiz bir sürü takla var. Konu kamuoyu ise, şu an verdikleri bilgiler onları ipe götürecek cinsten, nasıl bir kamuoyu oluşturma politikası uyguladılarsa, hangi akla hizmet ettilerse. Herhangi bir AB mahkemesi, bu yapılanlara ilişkin, bunu yapanlara çok rahat yakalama emri çıkartır. Bunları yapanlar da kaçarlar, Arap ülkelerinde sürgün yaşar üç buçuk üç buçuk.
Devam:
TC, Suriye hükümetini ve Esed’i düşman mı, dost mu sayacağı konusunda feleğini şaşırdı ki bu tümden Tayyip’in hatasıdır. Tayyip’in Beşar ile fotoları hala internette duruyor. Emine de Esed’in eşiyle elele diz dize pozlar vermişti.
TC, bir adım daha ileri giderek, Suriye ve Esed düşmanlığını abarttı. Şu an ABD ve AB, Esed’i yerinde tutmak istiyor ama Tayyip buna karşı. Neden karış olduğu da belli değil.
Gelelim metnin asıl konusuna:
TC, IŞİD, PKK işbirliklerine ve çatışmalarına:
Suriye’de ve Kürtler’de 3’er odak bulunduğunu yazmıştık daha önce.
Hesaplayın, onlarca permütasyon etmektte, düşmanlık ve işbirliği olasılıkları olarak. Bunların en az yarısı, yaşandı, yaşanıyor ve yaşanacak durumda. Hepsini tamamlamaya, ömür de tarih de yetmez, yoksa onu da denerlerdi, adı üzerinde: Dene ve yanıl ama öğrenme.
Bizim tezimiz şu: TC, hem IŞİD’i, hem de PKK’yi kendine düşman etmeyi başardı ve bu ikisi birbiriyle savaş halinde. Bu da TC’nin uluslararası / dış savaşı henüz beceremeyeceğini imliyor şimdilik. Ancak TC, yine dene-yanıl ile öğrenecek ama çok yavaş.Olsun, IRA savaşı 150 yıl sürmüştü, PKK savaşı henüz 31. yılında.
TC açısından en büyük sorun, bir gün olabilecek IŞİD-PKK  işbirliğinde: O zaman tuvalet kağıdı oluruz. Da şimdilik uzak olasılıklı bir durum bu.
PKK için en büyük sorun, kendi içlerindeki 3’lü bölünme ve bu sonun başlangıcı. Yani, ülke kuramama sonunun başlangıcı.
IŞİD ise geçici bir oluşum. Yerini kuşkusuz başka örgütler alacak ama o varlığını ve sürmesini yalnızca konjonktürün boşluklarına borçlu.
Yani:
PKK-IŞİD işbirliği çabası şu an başlasa, yine de IŞİD’in ömrü yetmeyebilir bunu becermeye.
Yani:
TC metamorfozlayacak.
PKK, bölünecek ve az metamorfozlaycak.
IŞİD tümüyle metamorfozlayacak.
Suriye, TC, Irak ve iran için baki kalan kaos olacak, en az 50 yıl daha.
Suriye ve Irak de facto bitti.
TC de facto bit(e)miyor. Global konjonktür buna uygun değil.
İran yakın gelecekte az bitecek. (İran’ın parçalanma planı, Büyük Azerbaycan’ı içeriyor ama o imkansız bir hayal bizce.)
Yani mecazla söylersek TC, Fetret Devri biter bitmez, İstanbul’u fethedecek. Neo-İstanbul’un fethi süreci, en az 10 devletçiğin TC’ye gönüllü ilhakı anlamında olacak (Acaristan, Gagavuzistan ve Nahcıvan, bu konuda TC’ye başvuralı onyılı geçti). TC emperyalist olacak ve bu Pirus Zaferi’nden daha ağır bedelli olacak.
İşte son piyon hamlesi (Türbe), satranç tahtası geneli panoramasında bunları imliyor.

Ve daha asıl maç yeni başladı.

Pazar, Şubat 08, 2015

Tayyip'in Ekonomi Bilmezliği



Tayyip, giderayak inciler döktürmüş:
“Keynes ile Smith'i vurdurmak suretiyle bir yere varamazlar.”
Kim kime vuruyor?
Ne vuruyor?
Ne alaka?
Olay, ‘Göklerde Vuruşanlar’ filmi mi yoksa?
Açımlama:
Aralarında 100 yıl falan var. Kapitalizmin farklı momentleri için kuramlar önesürdüler.
İlki, ekonomik durgunluktan çıkmanın yolunu belirtir. İkincisi, ulusların sömürüyle zenginliğini doğrulamaya çabalar ama beceremez. İkisinin de ana / birincil ekonomik derdi, faiz veya enflasyon değildir.
'Faiz ve enflasyon doğru orantılıdır.'
Hayır, ters orantılıdır: Faiz düşerse, tüketim artar, o zaman da enflasyon artar. Ayrıca, ters oran da doğrusal değildir. Yani, % 1 faiz düşerse, enflasyon % 1 artmaz.
Bir de, Neo-Ekonomik Parametreler’in özel bir durumu var:
AB’de ve ABD’de, eksi reel veya nominal faiz ve limit / pratik 0 enflasyon var. Üstelik tüketim kilitlenmiş durumda. Yani, acaip bir ters-stagflasyon durumu var.
“'Faiz sebeptir, enflasyon neticedir' dedim. Fakat şu anda Merkez Bankası'nın anlayışında ve bazı arkadaşlarımızın anlayışında hâlâ şu var: Enflasyon sebep, faiz neticedir.”
İkisinin birarada olmaması ve arada bir neden-sonuç doğrusallığı değil de, neden-sonuç ağı olmaması için hiçbir sınır / engel yok. Sonuçta, enflasyon da faiz de kendini de etkileyen parametreler durumunda. Çok basit: Enflasyon artınca, yan fiyatlar yükselince, tüketim yeniden düşer, enflasyon da düşer.
Günümüzün klasik ekonomik diyagramlarında bu, 4’lü bir grafik toplamı ile gösterilir:
Faiz düşer, tüketim artar, yani insanlar tasarruf yapmazlar. Tüketim artar, üretim artar. Üretim artar, ciro artar. Ciro, yani para bolluğu artar, enflasyon artar. Tabii tasarruf olmadığı için, yatırım olmaz, üretim düşer, sonra hoop ekonomik kafastü çakılır, durum bakınız biz şu anki TC olmakta.
Aslan Tayyip, kulağını tersten gösterdin ama kendini pek iyi açımladın:
Yaktın bizi Tayyip...

Söylediğin yalnızca bundan ibaret...

Pazartesi, Aralık 22, 2014

Ekonomik İleri Marjinallikler

Marx’ın bir zamanlar lümpenlik saydığı şeyi, bu sıralar daha çok ekonomik ileri marjinallik sayıyoruz.
Ayrıca Marx, ima yoluyla da olsa, lümpen saydıklarının, örneğin hayat kadınlarının. aslında ekonomik aktivitede bulunmadığını varsayar, yani üretim yok ya ondan dolayı...
Braudel, zaman ve mekan içinde küçük esnafların proleterliğe geri dönüşlerini ileri marjinallik sayarak, çok önceden bu konuda imlemede bulundu.
Şu anda, İstanbul 2015’te bu marjda olanlara bir bakalım:
Yok olmuş, olan veya olacak mesleklerin mensupları: Döşemeci, (vhs) videocu, terzilerin önemli bölümü... (Maksimum 4 milyon kişiye çıkan esnaf ve zanaatkarlardan jdmhsuskmdl % x hesabıyla bir çıkarım yapılabilir.)
Üniversite mezunu ama mesleksel beceri / pratik ve genel bilgisel açıdan vasıfsız-altı yüz binlerce kişi (ki bunlar ((5-3)+2=?) sorusunu çözemez durumdadır (800.000 kişi falandı bir yıl).
65 yaş üstü maaşsızlar ve/ya 350 TL gibi komik bir yaşlılık aylığı alanlar = on binlerce kişi.
Engellilerin tamamına yakını = milyonlarca kişi.
Topraksız ve işsiz köylü ve mevsimlik tarım işçileri = birkaç milyon kişi.
Asgari ücretin yarısına çalıştırılan 18 yaş altı Türkler ve göçmenler = 1 milyon veya daha çok kişi.
Sağlık sigortasız 12 milyon kişi.
Evsahibi olamamış emeklilerin en az dörtte biri (8 milyon emekli, dul ve yetim aylığı alan var).
Türkiye’de 20 milyon kişinin yoksulluk sınırı altında yaşadığı, resmen kabul edilen bir gerçek. Gerisini siz düşünün artık.
Buna haftada 80 saata dayatılan mesaiyi, 70+ emeklilik yaşını da koyun.

Alın size sınıf atlama hayalleri, alın size neo-liberalizm...

Perşembe, Haziran 06, 2013

Kavimler Göçü, Roma’nın Sonu ve Günümüzde Yeni Orta Çağ

Roma büyük bir devlet idi. Tarihte en büyüklük sıralamasında 3. olur. (Birinci İngiltere, ikinci Rusya veya tersi.)

Roma Antik Yunan’ın devamı idi veya öyle sayılır.

Roma bir uygarlık sayılır ama öyle değir. Roma’nın en ünlü şeyi hukuku sayılsa da, Hammurabi hukuğu vardır ama bir Roma hukuğu yoktur. Bildiğimiz sömürgenlerin mülkiyetçi yasalarının en acımasız formlarını içerir.

Roma’nın tarihe Hannibal’i, Spartakus’u ve Attila’yı hediye etmesi ilginç.

Roma, gelecekbilimin bilimkurgu kanadındaki Asimov’un, uygarlık kurtarma operasyonu (Fukuyama’dan ve Huntington’dan 70 yıl önce sunulmuş) olarak model aldığı devlettir.

Roma’nın sonunu Kavimler göçü getirmiştir.

Roma bitmiş, Orta Çağ başlamıştır.

Roma bitmiş ama onların en ciddi rakibi Germenler (bugünkü Almanlar), Kutsal-Roma Germen İmparatorluğu’nu kurmuştur ve bu olgu barbar-uygar ilişkisi açısından ilginç bir örnektir.


Günümüzde de yeni bir Orta çağ’dayız.

Bunun görünen en büyük müsebbibi ABD. (AB 1945 itibarıyla kaput oldu.) ABD-AB ilişkisi de, barbar-uygar ilşkilerine epeyi benzedi: Germenler gibi eskiden sömürgesi oldukları yerleri yeni sömürgeleri yaptılar.

ABD’nin tekkutuplu kalmasında gözden kaçan 2 durum var:

SSCB, zaten ABD’nin tam rakibi değildi. Artı: AB göçmeseydi, ABD’ye meydan kalmazdı.

Yani, bu açıdan ‘dünya sistemiciler’in, Moğol İmparatorluğu veya Sasaniler için belirttikleri durum ABD için de geçerli olabilir:

Dünya ve tarih genel bir iniş / kriz dönemine girerken, ortalığın boşluğundan yararlanıp, kısa ama parlak bir dönem yaşamak. Bu bir.

Bugün de yüksek nüfuslu bir kavimler göçü var. ABD’nin kendisi yalnızca bir göçmen-ülke zaten. 300 küsur milyon nüfusla yılda 2 milyon kişi filan (legal ve illgeal olarak) göçmen alıyor sürekli. Bu iki.

Yani, yeni Orta Çağ için, ana-direk 2 konum da mevcut.

Tarihe bakalım:

Ufukta süper güç aday adayı olarak Brezilya ve Hindistan var.

Çin nasıl ABD’den büyük bir bela yarattıysa ama er geç (herşey taşıma ve ithal olduğu için) çökecekse 8ki zaten Çin de bir boşluktan yararlandı, eski-SSCB’ninkinden), Brezilya da onlardan büyük bela olur. Çünkü tarihin resmi-kriminal ilk devleti ve dünyanın uyuşturucudan en çok para kazanan ülkesi onlar.

Hindistan ise, tam 3. Dünya uykusunda. Zaten bir altkıta olarak bir ülke de sayılamayabilir.

Geriye bir şey kaldı mı?

Evet, küsuratlar: 180 minik ülke filan.

Orta Çağ’ın bir özelliği de, bugünkü modern AB’ye o yoldan gelinmesi: Almanya, Kutsal Roma-Germen’den sonra, yeniden ancak 20. Yüzyıl’da birleşti. O zamana dek bir sürü prenslik vardı. (Küçük devletlerin kültürel fermentasyonu, büyük devletlerden daha çok arttırması özel bir durum: Herhalde daha çok ve yakın temas-etkileşim oluşuyor.)

Peki, tüm bunları anlattık. Ufukta ne görümekte?:

Çin hesabınca heyecanlı günler.

Soru şu:

Fetret Devri yeniden olsa, hangi şehzadeyi seçerdiniz?

Ben hiçbirini seçmezdim ve kellem giderdi.


Salı, Ocak 31, 2012

2009 ve 2029

2009 krizi global bir krizdi. Bu kadar makro olacağı öngörülmüyordu ama tarih boyunca en makro-makro olanlardan biri de değildi.

1949 Çin Devrimi’nin 1848 Devrimi’nin simgesel bir ardılı sayılması gibi, 2029-2030 muhtemel makro-makro global ekonomik krizini de, o 1929 ve bu 2009 krizinin ardılı sayarsak, 2009 krizi 2029 krizini büyültmüş mü olacak, küçültmüş mü?

Ön-hafif depremler, daha büyük art-ağır depremlere de neden olabilir, onu hafifletebilirler de.

1929 krizine ve 2009 krizine bakarsak, 2029 krizinin 5-10 sene boyunca % 5-10 olmak üzere, global ekonomide % 50 civarında bir küçülme demek olacağını öngörebiliriz. Çin hesabıyla % 50 büyümemeyi de ekleyebiliriz.

2007-2009 krizi ise 3 yılda yıllık % 3-4 küçülmeyle, Dünya ekonomisinde % 10 küçülme demek oldu. % 10 da büyümemeyi ekle, % 20 demek. Bu % 20’yi Dünya kaldırdı, biraz inledi ama şoku atlatacağa benzer. Ya % 100 de ne olacak?

Öyleyse kestirim ne?

Araya su ve gıda krizlerinden en az birisinin alt-dalgalarından birkaçının gireceği kesin. Cep telefonsuz ve internetsiz ölmezsin ama susuz ve yemeksiz ölürsün. Ayrıca bu tür toplu ölümlerin ardından salgın hastalıkların başgösterdiği de biliniyor. Kuş gribi 300 milyon can alabilir, diye hesaplandı.

Abartalım:

Dünya 10 yılda yılda % 2 nüfus kaybıyla, toplamda % 20 nüfus kaybına uğradı diyelim ki bu tarihsel örneklere bakınca aşağı yukarı en yukarı limite yakın bir durum sayılabilir.

Söylemesi hoş değil ama bu sonuç, tarihe ve kültüre zararlı değil, yararlı bir durum olur, olacaktır, olmuştur.

Olumsuz olarak bundan en çok nasiplenecek 3. Dünya olacak ama enerji krizinden AB asıl nasibi alacak, yani 1. Dünya da global felaketlerden muaf değil.

Dönelim şimdiye:

Bu kriz, bir büyük krizin ön-provasıydı. Kriz yönetiminde G-7 ve 1. Dünya sınıfta kaldı çoktan.

Demek ki şimdi panik azdı ama daha büyük krizde panik olacak, hani biz Türkiyeliler’in hep yaptığı gibi. Ayrıca, 11 Eylül 2001’de New York yönetimi ve halkı da ambale olmuştu.

Demek ki halklar ve iktidar seçkinleri tarihten ders almıyor, daha önce almadığı gibi.

Nedensellik açısından bakarsak 2009 krizi, biraz kendi ellerimizle yarattığımız bir şeydi, kapitalizmin asıl doğasının getirdiği depremlerden değildi.

Kapitalizmin yapısallığının, gerçekten kısırdöngüsel bir açmazlar dizisi içerdiğini, 250 yıldır kimse öğrenemedi, daha kötüsü Dünya Sistemi savunucuları bile. Avrupa’nın onlarca kez yaşadığı granülleşmeyi koskoca tarih dehaları göremiyor.

Şimdi de, G-7, G-8, G-20, AB-ABD granülleşmeleri var. Çıkarları çakışmadığı gibi, bakış açıları da uyuşmuyor. Peki, nasıl birlikte karar alacaklar da, onu uygulayacaklar? Kyoto Protokolü’nün açmazı onyıllardır ortada.

Aslı duvar ve travma burada. Hiç önlem yok. Hiç ihtiyaç akçesi yok. Hiç kriz yönetimi A, B, C, ... , Z planları dizisi yok.

Budalalar gemisi tam gaz fırtınaya yol alıyor.

(9 Haziran 2009)

Cumartesi, Ocak 14, 2012

2009 ve 2029

2009 krizi global bir krizdi. Bu kadar makro olacağı öngörülmüyordu ama tarih boyunca en makro-makro olanlardan biri de değildi.

1949 Çin Devrimi’nin 1848 Devrimi’nin simgesel bir ardılı sayılması gibi, 2029-2030 muhtemel makro-makro global ekonomik krizini de, o 1929 ve bu 2009 krizinin ardılı sayarsak, 2009 krizi 2029 krizini büyültmüş mü olacak, küçültmüş mü?

Ön-hafif depremler, daha büyük art-ağır depremlere de neden olabilir, onu hafifletebilirler de.

1929 krizine ve 2009 krizine bakarsak, 2029 krizinin 5-10 sene boyunca % 5-10 olmak üzere, global ekonomide % 50 civarında bir küçülme demek olacağını öngörebiliriz. Çin hesabıyla % 50 büyümemeyi de ekleyebiliriz.

2007-2009 krizi ise 3 yılda yıllık % 3-4 küçülmeyle, Dünya ekonomisinde % 10 küçülme demek oldu. % 10 da büyümemeyi ekle, % 20 demek. Bu % 20’yi Dünya kaldırdı, biraz inledi ama şoku atlatacağa benzer. Ya % 100 de ne olacak?

Öyleyse kestirim ne?

Araya su ve gıda krizlerinden en az birisinin alt-dalgalarından birkaçının gireceği kesin. Cep telefonsuz ve internetsiz ölmezsin ama susuz ve yemeksiz ölürsün. Ayrıca bu tür toplu ölümlerin ardından salgın hastalıkların başgösterdiği de biliniyor. Kuş gribi 300 milyon can alabilir, diye hesaplandı.

Abartalım:

Dünya 10 yılda yılda % 2 nüfus kaybıyla, toplamda % 20 nüfus kaybına uğradı diyelim ki bu tarihsel örneklere bakınca aşağı yukarı en yukarı limite yakın bir durum sayılabilir.

Söylemesi hoş değil ama bu sonuç, tarihe ve kültüre zararlı değil, yararlı bir durum olur, olacaktır, olmuştur.

Olumsuz olarak bundan en çok nasiplenecek 3. Dünya olacak ama enerji krizinden AB asıl nasibi alacak, yani 1. Dünya da global felaketlerden muaf değil.

Dönelim şimdiye:

Bu kriz, bir büyük krizin ön-provasıydı. Kriz yönetiminde G-7 ve 1. Dünya sınıfta kaldı çoktan.

Demek ki şimdi panik azdı ama daha büyük krizde panik olacak, hani biz Türkiyeliler’in hep yaptığı gibi. Ayrıca, 11 Eylül 2001’de New York yönetimi ve halkı da ambale olmuştu.

Demek ki halklar ve iktidar seçkinleri tarihten ders almıyor, daha önce almadığı gibi.

Nedensellik açısından bakarsak 2009 krizi, biraz kendi ellerimizle yarattığımız bir şeydi, kapitalizmin asıl doğasının getirdiği depremlerden değildi.

Kapitalizmin yapısallığının, gerçekten kısırdöngüsel bir açmazlar dizisi içerdiğini, 250 yıldır kimse öğrenemedi, daha kötüsü Dünya Sistemi savunucuları bile. Avrupa’nın onlarca kez yaşadığı granülleşmeyi koskoca tarih dehaları göremiyor.

Şimdi de, G-7, G-8, G-20, AB-ABD granülleşmeleri var. Çıkarları çakışmadığı gibi, bakış açıları da uyuşmuyor. Peki, nasıl birlikte karar alacaklar da, onu uygulayacaklar? Kyoto Protokolü’nün açmazı onyıllardır ortada.

Aslı duvar ve travma burada. Hiç önlem yok. Hiç ihtiyaç akçesi yok. Hiç kriz yönetimi A, B, C, ... , Z planları dizisi yok.

Budalalar gemisi tam gaz fırtınaya yol alıyor.