tıp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tıp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Şubat 20, 2015

Organ Ticareti



Bir haber:
“Büyükelçi Muhammed Elhakim, gazetecilere son bir kaç hafta içinde IŞİD'in geçtiği bölgelerde alelacele açılmış toplu mezarlarda böbrekleri ya da başka organları ameliyatla çıkarılmış cesetler bulduklarını söyledi.”
BM, ölülerin organlarının alınmasının suç olduğunu önesürüyor.
Neden?
Bir insanın organları kimindir?
Kendinin mi?
Mirasçılarıın mı (örneğin şu an öyle davranılıyor ve aile izni isteniyor)?
Vatandaşı olduğu devletin mi (devlet = Arapça = mülk)?
Bir ölünün organlarını çıkarmak, savaş gibi bir durumda, neden izin gerektirsin?
Bunun benzerini daha önce Çin de yapmıştı:
“Çinli yetkililer, her yıl idam edilen binlerce mahkumun organlarını, izinsiz satmakla suçlanıyor. Bu kez iddiaların sahibi, İngiltere’nin organ nakli konusunda önde gelen cerrahları...”
En ironiği de Çin’de organ kaçakçılığının cezası idam:
“Organları zorla alan, zorla bağışlattıran ya da organ kaçakçılığı yapanlar cinayet suçundan yargılanacak. Bu suç da yeni yasa kapsamında idam cezası hükmünde değerlendirilecek.”
Yani, devlet yaparsa sorun yok, sen yaparsan yandın.
Bir de Çin’de organ nakli bekleyenlere bakalım:
“Çin'de her yıl 1,5 milyon kişinin organ nakline ihtiyacı bulunduğu, buna karşın bir yıl içinde yapılabilen organ nakli ameliyatı sayısının yalnızca 10 bin olduğu belirtildi.”
Durum feci çetrefilli, anlaşılacağı üzere...
Talep varsa, arz da yaratılır: Homo economicus kuralı...
Talep yüksek, arz düşükse, fiyatlar çok artar, artıyor da zaten... Yine Homo economicus kuralı...
Yani BM, bu konuda hiçbir halt yiyemez, daha birçok konuda olduğu gibi. Yalnızca eser gürler ama yağamaz...
Dönelim IŞİD’E:
Adamlar, pazara yılda yeni bin meta sağlar duruma çıktılar.
Çin ise, idam ettiklerinden yılda on bin gibi meta sağlıyor gibi...
Oysa, Çin’deki oranan hareketle, Dünya’da her yıl 7 milyon kişinin organ nakline gereksinim duyduğu çıkarsamasına varırız.
Anımsatmak babında: Dünya’da her yıl 50 milyon kişi ölüyor. Bunun, trafik kazası, beyin ölümü, cinayet veya intihar gibi, en azından bedeninin belli organları sağlam / kullanılabilir kalacak biçimde ölenlerin oranı % 10’un çok çok altında. Yani, önümüzdeki daha uzun yıllar, organ naklinde talep, arzın çok çok üzerinde olacak.
Dolayısıyla talep, kendi arzını yaratacak, parası ve gücü yettiğince.
BM’nin yapabileceği tek şey, o çalınan organların sağlıklı bir ameliyat otamında, ameliyat yapılanlara ulaşmasını salamak olabilir, başka bir şey değil.

Dipnot: Bu konuda Çin’i veya IŞİD’İ ahlaksız bulanların, ABD’de bir kalp nakline legal olarak 1-2 milyon dolar alınmasını nasıl karşıladıklarını sormak isteriz.

Cumartesi, Şubat 14, 2015

Dr. House's After-Life

En iyi dizinin bile 8 sezonda bitmesi olağanmış ve Dr. House da orada bitti. Ancak, öykünün sonunda Dr. House ölmedi.
Kendime göre, Dr. House’un ölümünden sonraki yaşamına ilişkin fantezilerimi ve tahayyüllerimi şeyttirdim:
Dr. House, öbür doktor ölünce ne yaptı?
En oportünist şık: Zengin gençkız doktora yamandı. Bence o onu kabul ederdi.
Orta şık: Doktorluğunu veya bunun bilgisini kullanarak ve kimliğini yine gizleyerek yaşayıp gitti. İnternette tıpsal danışmanlık sitesi kursa, ona yeterdi, artardı bile.
En riskli şık: Dr. House, mafyayla veya CIA falan gibi bir kurumla, kayıtdışı çalıştı ki bunu da isteyecek illegal ve derin devletsel kurum çoktur.
Dr. House Thirteen’e ötenazi yapar mıydı?
Bu konuda onun çelişkili olduğunu düşünüyorum. O bir gerçek Dr. Kevorkyan olamazdı. Gerçek Kevorkyan, naklen ötenazi yapıp, 65-73 yaş arasını hapisheanede geçirmiş ve sayesinde bugün 10 ülkede ötenazi yasal olmuş biridir. Yani Dr. House, Thirteen’e ötenazi yapamazdı.
Dr. House aşık oldu mu?
Sevgiyi gerçekleştirme halisünasyonları görmüş olsa da, gerçek yaşamda da sevgi gerçekleştirmesi halisünasyon kalacağı için, Dr. House bunu düşündüğü için kendine küfrederek sonunda bundan vazgeçerdi.
Dr. House Cuddy’yi buldu mu?
Aramıştır mutlaka. Ancak bulabilmiş midir, bunu söylemek zor. Dr. House’ın zekasının bile çözemediği problemler olduğunu dizide de görmüştük zaten.
Dr. House Cuddy’yi bulsa, ne yapardı?
A şıkkı: Kocasını öldürürdü.
B şıkkı: Cuddy’yi öldürürdü.
C şıkkı: Evlatlık çocuğunu öldürürdü.
D şıkkı: Hepsi.
E şıkkı: Hiçbiri.
Dr. House biyolojik babasını buldu mu?
Onunla karşılaşmak ister miydi bilmiyorum.yani, onu arar mıydı bilmiyorum.
Dr. House eski karısını niye öldürmedi?
Valla, inanın bunu dizi sırasında bile epeyi merak etmiştim.
Dr. House ağrısından kurtulabildi mi?
Zaman içinde yeni tedavilerle belki.
Dr. House Vicodin bağımlılığından kurtulabildi mi?
Bence o, o bağımlılığı seviyordu. Vazgeçeceğini sanmam. Keyif için bile bağımlı kalmış olabilir.
Dr. House bir aile kurabildi mi veya kurabilir miydi?
Bence ikisi de hayır.
Dr. House eşcinsel miydi?
Bence fiilen hayır ama fikren belki. Çünkü onkologla duygusal ilişkisinin bir ucunun eşcinselliğe varacağını, kendi kendine analiz edebilecek biriydi.
Dr. House eşcinselliğe karşı mıydı?
Sanırım pratik olarak evet.
Dr. House sonraki yaşamında profesyonel müzisyen olmuş mudur?
Bence denemiştir ama becerememiştir.
Dr. House hiç tıpla uğraşmadan yaşabilir mi?
Adli tıbbın ‘uzaktan olmuş bitmiş vaka analizi bölümü’ gibi daha teorik bölümlerde çalışmış olabilir.
Dr. House teorisyen miydi?
Eleştiri babında söylüyorum, onda hiç mi hiç kuramsal eğilim ve belki de kuramsal yetenek yoktu.
Dr. House tıpta tam avangard mıydı?
Bu konu belirsiz kaldı. Dizi boyunca klonlama veya ölümsüzlük hakkında ne düşünüdüğü anlaşılmadı. Oysa ilk insan, dizinin başladığı 2004’ten önce, 2000’de Doğu Avrupa’da bir yerlerde klonlanmıştı.
Genel sonuç?
Dr. House sonraki yaşamı (diyelim 30 yıl) boyunca, hastanede (8 yılda) çözdüğü kadar vaka çözemezdi. Ona olanak yaratan hastaneydi. Çözümü olanaksız tıpsal vakalar külliyatı, hala globalce kamuya açık olarak oluşturulmadı. Yani, bu işi uzaktan da beceremezdi.
Bunu yapamadığı zaman da Dr. House, Dr. House’luğunu en çok 5 yılda yitirirdi.
Bu durumda belki Dr. House, bunu kaldıramıyarak intihar ederdi. Başka şeyler için intihar etmeyebilirdi ama tıp zekasını artık yitirmiş bir Dr. House intihar ederdi bence.

The End.

Pazartesi, Ocak 21, 2013

Doktor ve İlaç




Bir alıntı metin:

“Medyada sık sık gereksiz ilaç kullanımından yakınan, ilaçların yan etkilerinden söz eden haberler ve yorumlar yer alıyor. Bu sorunun önemli olduğu inkâr edilemez. Ama en az bunun kadar önemli başka bir sorun daha var: Mutlaka uyması gereken tavsiyelere ya hiç ya da eksik uyan, düzenli ilaç kullanmayan yüz binlerce insanın hayatlarını tehlikeye attığı bilimsel kanıtlarla ortada.”


... ve bir yorum:

Doğrudur, çevremde doğrudan bunu gözlüyorum: Ben ilaç almayı sevenler grubundanım ama tanıdığım insanların tamamına yakını, örneğin grip olunca bile, hiç ilaç almamayı ve sürüm sürüm sürünmeyi yeğliyor.

Aspirin veya vitamin gibi ilaçların 50 yaş üstünde, abartmamak kaydıyla, sürekli kullanılması gerektiğini düşünüyorum.

Ancak, bazı ilaçlar var ki bir türlü emin olamıyorum. Örneğin, anti-depresif ilaçlar: aynı ilacı farklı zamanlarda kullanıp farklı sonuçlar yaşamış biri olduğum için ve bir de uzun vadede etkilerini bilmediğim için, bu ilaçlar hakkında kafamda hep sorum imleri dolu.

İnternetten bilgi edinilmesine de karşılar ama muhatap olduğum doktorların çoğu da, verdiği ilaçların eczane muadilini veya tam işlevini pek bilmiyorlar gibi.

Keza, ecza dolaplarının ilaçla dolu olmasına gelince, 50 yıldır o ilaçların neden tek tedavilik paketlere (diyelim antibiyotiklerde 1 haftaya) ayarlanmadığını bir türü anlamamışımdır.

Sorun hala eğitimsizlik. Bugün eğitim ortalaması eski ilkokul, yani hepi topu okuryazarlık düzeyde. O da, 40 olan yaş ortalamasında en son okunmuş metnin 30 küsur yıllık olmasına denk geliyor gibi. Fiilen ümmeyiz yani.

Eczanelerin ilaç önermesine karşı değilim. En azından ağır olmayan hastalıklarda. Ancak, hastanın karnesine kendisinin eczaneden reçetesiz aldığı ilaçların neden yazılmadığını da anlamış değilim. E tabii, bir de aile efradına yazdırılan ilaçlar var.

Bazı ilaçlar var ki yan etkileri onyıllar sonra çıkabiliyor ama bildiğim kadarıyla, habire gelen yeni bürokratik düzenlemeler nedeniyle, bir kimsenin ilaç şeceresini çıkarmak pek mümkün değil gibi.

Denebilir ki bu ülkede herşey nasıl ki sağlık düzgün olsun?

75 yıldır yıkılan cumhuriyetin, muhatap kılındığı önesürülen son 10 yıllık reform akışının bizi henüz bir yerlere taşıyamadığı ortada. Son 2 aylık süreçte sağlık sorunlarını, hastane, doktor, eczane, ilaç, iğneci, pansumancı gibi epeyi kalabalık etkenleriyle bizzat yaşamış durumdayım.

Gördüğüm kadarıyla çok bariz bir durum var:

Sevgili halkımız, düzene, devlete, sisteme bağlılığını ve inancını epeyi yitirmiş durumda. Sistem; iğreti, dingildek, kaypak, vd... Hani, hiç bir yerinden tutamıyorsun, işte öyle bir şey...

AB’de sosyal devlet çökmekte, bizde ucundan denendi ve bizde de feci çökmekte. Üzülerek kaydediyorum ki çok yakında genel halimiz, Goya resimlerindeki gaddarlığın, sağlık sisteminde de yeniden canlanması olacak gibi...

En kısa öz sonsöz: Son 6 haftada birkaç kez kendimi mezbahada gibi duyumsadım: Gırtlağında satır yani.

Pazartesi, Haziran 18, 2012

İlk Organik Yapay Damar Üretildi


“İsveç'te dünyada ilk kez, ciddi damar tıkanıklığı sorunu yaşayan 10 yaşındaki bir kıza, kendi kök hücreleri büyütülerek üretilen damar ameliyatla nakledildi.

Bilim adamları, ölü bir hastadan alındıktan sonra tüm hücrelerden arındırılarak sadece boş bir tüp haline getirilen 9 santimetre uzunluğundaki damarda, kızdan alınan kemik iliği hücrelerini 2 hafta süren bir süreç içinde büyüterek bir damar üretmeyi başardı.

Üretilen damarı hastaya nakleden doktorlar, damarın kendi kök hücrelerinden üretilmiş olması nedeniyle, hastaya doku uyuşmazlığını baskılayacak ilaçlar vermek zorunda kalmadı.”


Bu neler demektir?

Öncelikle, organik yapay öz organlarını baştan üretip, gerekince kullanmak yolu açıldı demektir.

Sonralıkla, bedensel ölümsüzlük yolunda 1 adım daha atıldı demektir.

(Ancak, bunamamanın ve yazılımsal zihinsel zayıflamanın hala çaresi yok. Belli önlemlerle süreci baştan çok çok yavaşlatabilirsin ama bir kez gerçekleşti mi süreci geriye döndürmek hala imkansıza yakın durumda.)

Devam:

Böylelikle, kök hücre kullanımları yolundaki deontolojik, teolojik (papasal) ve (ne’sel olduğu belli olmayan) BM’sel engellerin önü biraz daha açıldı demektir. Sonuçta, yaşlıların 150-200 yıl yaşatılması şimdilik hala lüks gelebilir ama kimse 10 yaşında bir kızın hemen ölmesini savunamaz.