12 Eylül 1980 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Eylül 1980 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Ocak 17, 2012

Siyasette 2010 Momenti

AKP tükeneli epeyi oldu. Ancak, daha önceki ANAP ve DYP tükenişleri gibi, kitle ve iktidar seçkinleri bu tükenişin bilincine henüz varamadı, dolayısıyla önlenebilir, kalıcı ve fazladan zarar, gereksiz yere büyüyor.

Ne yapılabilir?

İşçiler grev yapıyorlar ama destek az. Memurların bir günlük direnişi türden, kitleyi gerçekten sarsacak (bilincini demiyorum, günlük yaşamını diyorum) eylemlerden bir dizisi gerek.

Olur mu?

Olabilir ama az olasılıkla. İnsanlar korkak.

12 Eylül’den ve Evren’den korkmayı anlarım ama Erdoğan’dan korkmayı anlamam.

Düşünün ki ordu bile sindi, yoksa 1997’deki gibi darbeyi çoktan dayamışlardı. Demokrasi sevdaları nedeniyle değil, generallerin erken emeklilik korkusu nedeniyle.

Liberal-muhafazakar geçinen 3 kuşak iktidar nedeniyle, Türkiye’nin (aile gibi) geleneksel tüm yapıları çöktü. Değişime direniş kalmadı. Yalnızca zayıf bir vızıklanma kaldı geriye.

Bu durumda marjinallere ekstra-larj (XL) bir yol açıldı. Ortada fiilen devlet filan yok. Keşler yakında AKP binasında altın vuruş yapacak durumda.

Kendi biyografim için konuşursam, geçmişte (gençken) gerçekten gereksinim duyduğum bir yaşama hacmi bu. Şimdi bu kadarı bana fazla geliyor ayrı konu. Geçmişte yer darlığından canımı çok yaktılar. Şimdi toplumun yarıdan fazlası marjinal olduğu için, kimsenin kimseye diyecek sözü kalmadı.

Bir de, Fassbinder tipi, melokomik / melotrajik biyografi çöküşleri örnekleri, sağanak yağmur gibi gelmeye başladı. Düşünün ki son 5 yılda kendimden 1-5 yaş genç, en az 10 kişiyi gömdüm. Yakın çevremdeki (100’de) 10’dan çok kişi, ölümcül hastalıklarla mücadele ediyor, üstelik öyle yaşamlarının sonunda filan da değiller. Toplum ve Cumhuriyet gerçekten çöküyor. Bunun ‘3 İstanbul’ romanındaki 100 yıl önceki benzer örneklerden biliyoruz.

Ne olacak?

‘Winds of change’ gürül gürül esecek. Kendini sağlama bağlayan, epeyi sallanıp sağ kalacak, gerisi enkaz olacak. Sonrasında, Berkes’in gözlediği, fırtına ertesi ve yeni dönem oluşurkenki intihar dalgaları gelecek.

Türkiye 3 x 3 = 9 tam dönemi geride bıraktı. Şimdi küsurlu, kırınımlı ve Fetret’sel dönemlerdeyiz. 2023’e kadar böyle gideriz.

Pazartesi, Ocak 16, 2012

30 Yıl Sonra Fark Noke

‘Fark noke’, Kürtçe’de ‘fark yok’ demektir.

Benim açımdan, 12 Eylül 2010 referandumundan evet veya hayır çoğunluğun çıkmasının bir anlamı ve farkı yoktur. Anayasa yapıp uygulamayan nadir ülkelerden biriyiz; maddeler değişse ne olacak, işkencenin biteceğini mi sanıyorsunuz? (Hoş, yasalar da öyle ya: İmam nikahından ceza almış kaç kişi var Cumhuriyet tarihinde?)

Artı 4 neden daha var:

Bir:

Daha önceki, Özal’ın eski siyasetçilerin siyaset yasağının kalkıp kalkmaması veya cumhurbaşkanını halkın seçip seçmemesi referandumlarında da böyleydi. O zaman da, şimdi de, oylanacak taslağı tam okuyana henüz raslamadım. Kendim de okuyamadım  ama ileriki sayfalarda mideme kramp girdiğinden dolayı.

İki:

Yargı bağımsızlığının kaldırılmaması için bas bas bağırırken, 2003’te Erdoğan’ın siyaset yasağının kalkıp şakkadanak Meclis’e girivermesinde % 100 payı olan YSK’nin aynı yargıç ve savcılardan oluştuğunu anımsamak gerekir.

Üç:

Asıl sorun, 2011 genel seçimleri ve 2012 cumhurbaşkanı seçimleridir. Herkes birşeyler söyleyip duruyor ama henüz Gül’ün görev süresi kesinleşmiş değil. AKP, 2011 seçimlerinde çoğunluğu yitirirse, Gül’ün görev süresini 7 yıl sayacak bu kesin. 2011’de değişecek TBMM sandalye dağılımının, erken genel seçim sonucunu 2007’deki gibi doğurabileceği olasılığını hiç kimse hesaba katmıyor. O zaman siyasal ortam kilitlenir.

Dört:

31 Ağustos 2010’da ABD Irak’tan çıkıyor. Büyük Kürdistan hayalleri devreye girdi bile. Ordu PKK ile savaşmazsa ne olacak?

Evet, tartışmamız gereken, kısır ‘evet-hayır’ ikilemi değil, bunlardır. Daha da var ama onlar da sırası gelince yazılır.

(30 Ağustos 2010)