coup d'etat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
coup d'etat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Ekim 03, 2013

İsyan Üzerine




Söze bir alıntıyla girelim ve onu yorumlayalım:

Jacques Attali alıntısı:

(Kaynak: 21. Yüzyıl Sözlüğü.)

“Kentler savaş alanlarına dönüşecek. Yoksul semtlerden veya unutulmuş varoşlardan gelen aç ve cahil kent göçebeleri, Güney’deki büyük kentlerin şatafatlı vitrinlerini kıracak ve iktidarlar ile ayrıcalık sahipleri için yeni ve büyük tehditler oluşturacak. Güzel semtleri koruma altına almak gerekecek.

Kıtlık ortaya çıktığında (önce içme suyu kıtlığı) kentlerdeki birçok insan ölecek. Öngörülüp önlem alınabilecek felaketler gerçekleşecek.”

Eksikleri ve fazlaları var bu saptamaların...

İsyanın, halk isyanının, başıbozukluğunun, eşkiyalığın kültürel gergefleri mevcut tarih boyunca... Yazar, saptamalarında onları es geçmiş kanımızca... Bir bakalım cümle cümle, ne demiş?:

“Kentler savaş alanlarına dönüşecek.”

Zaten öyleydi ama bu belirtilmiyor.

2 anlamda öyleydi:

Bir: 1960’ların kent gerillası anlamında...

İki: Hem uzak geçmişte, hem de bu kitabın yazıldığı andaki yakın geçmişte benzeri olaylar çoktu. Yani, olaylar yazar bunu saptadıktan sona ve saptadığı için özellikle başlamış olmayacak. Yalnızca sürecek. Sürdü de... Sürüyor da... Sürecek de...

“Yoksul semtlerden veya unutulmuş varoşlardan gelen aç ve cahil kent göçebeleri, Güney’deki büyük kentlerin şatafatlı vitrinlerini kıracak ve iktidarlar ile ayrıcalık sahipleri için yeni ve büyük tehditler oluşturacak.”

Yine, zaten öyleydi. Yine, 2 anlamda da...

Yine de, yaşanmışlarda yazarın dikkat etmiş olması gereken bazı durumlar var:

Los Angeles isyanlarında ve talanlarında bazı Siyahlar, limuzinle gelip talan yapıp gittiler. Yani, zaten açların hepsi talan yapabilecek mecale ve arzuya sahip değiller.

Bu talanlar, özellikle sigorta şirketleri üzerinden ,büyük mülkiyet sahiplerine yarar sağlıyor. Örneğin. Paris’te 50 bin araba yakıldığında, tabii k 50 bin yeni araba daha satılmıştı ve bu sayede birileri daha zengin olmuştu ama o arabaları yakılanlar ve yeni araba alanlar daha çok fakirleşmemişti.

“Güzel semtleri koruma altına almak gerekecek.”

Bu, neo-globalist neo-liberalizmin daha işe başlamadan önceki tutumu. Çünük bunu ilk kez duyduğumuzda henüz o liberalizm dalgası gelmemişti.

Ayrıca zenginlik, kriminallerin iştahını çektiği için hep korunagelir.

Ara şerh: Kriminalin zengini vardır, fakiri vardır.

“Kıtlık ortaya çıktığında (önce içme suyu kıtlığı) kentlerdeki birçok insan ölecek.”

Hayır. Bu olay daha çok kentlerin küçülmesini veya kırsal kesime göçü tetikleyecek.

“Öngörülüp önlem alınabilecek felaketler gerçekleşecek.”

Tuhatır ama hep öyle oldu şimdiye kadar.

Çıkış-Toparlama:

İsyan üzerinde binlerce sayfa yazılacak bir konu. Burada daha çok, yakın gelecekteki perspektifle bakmaya çalıştık ve fazla bir şeyin değişmediğini gördük.

Dipnot: Gelecekbilim böyle bir şey: 10 yıl boyunca hiç tutmayan tahminlerde bulunulsa da, gelecekbilim sınır-önerme doğrularına  göre apsis-ordinat ayarlaması, bir sonraki 10 yıl için neredeyse sıfır hata ve apaçık bir panorama yaratır.


Çarşamba, Mayıs 02, 2012

1946-1980 ve 1980-2014


Tarihte alınan aralık ölçeği görülen panoramayı doğrudan etkiler.

Buna Türkiye’den bir örnek verelim.

Yukarıda anılan dönemler eşit uzunlukta ve ikincisi henüz tamamlanmadı ama bazı açılardan denklik taşıyorlar:

1946-1980 arasıki 34 yıllık dönemde, Türkiye çokpartili döneme geçti, sıfırıncı liberalizmi denedei ve 3 askeri darbe oldu.

1980-2014 arasındaki 34 yıllık dönemde ise, 3 liberalizmi hegemonyacılar başarılı olarak dayattılar. Global gelişmeler nedeniyle de, libelarizm de tükendi.

Sonuçta demokrasi her 2 dönemde de en son öne alınan süreç oldu.

Cüneyt Arcayürek’in toplamda 20 cildi ve 7.000 sayfayı aşan, güncel gazetecilik bakış açısından yazılmış olan, bu dönemlerin tarihçesine baktığımızda, iktidar seçkinlerinin hiçbirinin öncelikli yeğleminin demokrasi olmadığı görülüyor. Onun yerine, görülen alaturka bir tavır: İdare etmek (mecaz anlamında). Demokrasi, ortada top çevirip idare edilmeyip, üzerinde militanca mücadele etsen de, 100 milyon nüfuslu bir ülke ve 10 milyon nüfuslu büyükkentler için, gerçekleştirilmesi zor bir proje veya başka bir deyişle dünyada da durum bizimkine benzer, hem 1., hem de 3. Dünya’da böyle.

Bu 68 yıllık panorama, 90 yıllık Cumhuriyet tarihçesinin bir parçası olmasına karşın, bu daha dar referans, 9 dönemli (3 adam 3 darbe + 3 libelarizm) açılımdan daha açıklayıcı olmakta.

Bu açıdan bakıldığında 1. Cumhuriyet’in biteceği de, bitmişliği de, onun sürmesi için cidden hiç uğraşılmamış olduğundan ve generaller gibi uğraştığını sananların da onu yıkmaları nedeniyle, açıkça ortada imiş gibi gözleniyor.

Bu da farklı bir bakış açısı işte.

Dipnot: Okur göremese de, bu bakış açısı aynı zamanda AKP’nin 2013-2023 hayallerinin geçrsizliğini de imliyor.

(2-3 Mayıs 2012)

Salı, Ocak 17, 2012

Siyasette 2010 Momenti

AKP tükeneli epeyi oldu. Ancak, daha önceki ANAP ve DYP tükenişleri gibi, kitle ve iktidar seçkinleri bu tükenişin bilincine henüz varamadı, dolayısıyla önlenebilir, kalıcı ve fazladan zarar, gereksiz yere büyüyor.

Ne yapılabilir?

İşçiler grev yapıyorlar ama destek az. Memurların bir günlük direnişi türden, kitleyi gerçekten sarsacak (bilincini demiyorum, günlük yaşamını diyorum) eylemlerden bir dizisi gerek.

Olur mu?

Olabilir ama az olasılıkla. İnsanlar korkak.

12 Eylül’den ve Evren’den korkmayı anlarım ama Erdoğan’dan korkmayı anlamam.

Düşünün ki ordu bile sindi, yoksa 1997’deki gibi darbeyi çoktan dayamışlardı. Demokrasi sevdaları nedeniyle değil, generallerin erken emeklilik korkusu nedeniyle.

Liberal-muhafazakar geçinen 3 kuşak iktidar nedeniyle, Türkiye’nin (aile gibi) geleneksel tüm yapıları çöktü. Değişime direniş kalmadı. Yalnızca zayıf bir vızıklanma kaldı geriye.

Bu durumda marjinallere ekstra-larj (XL) bir yol açıldı. Ortada fiilen devlet filan yok. Keşler yakında AKP binasında altın vuruş yapacak durumda.

Kendi biyografim için konuşursam, geçmişte (gençken) gerçekten gereksinim duyduğum bir yaşama hacmi bu. Şimdi bu kadarı bana fazla geliyor ayrı konu. Geçmişte yer darlığından canımı çok yaktılar. Şimdi toplumun yarıdan fazlası marjinal olduğu için, kimsenin kimseye diyecek sözü kalmadı.

Bir de, Fassbinder tipi, melokomik / melotrajik biyografi çöküşleri örnekleri, sağanak yağmur gibi gelmeye başladı. Düşünün ki son 5 yılda kendimden 1-5 yaş genç, en az 10 kişiyi gömdüm. Yakın çevremdeki (100’de) 10’dan çok kişi, ölümcül hastalıklarla mücadele ediyor, üstelik öyle yaşamlarının sonunda filan da değiller. Toplum ve Cumhuriyet gerçekten çöküyor. Bunun ‘3 İstanbul’ romanındaki 100 yıl önceki benzer örneklerden biliyoruz.

Ne olacak?

‘Winds of change’ gürül gürül esecek. Kendini sağlama bağlayan, epeyi sallanıp sağ kalacak, gerisi enkaz olacak. Sonrasında, Berkes’in gözlediği, fırtına ertesi ve yeni dönem oluşurkenki intihar dalgaları gelecek.

Türkiye 3 x 3 = 9 tam dönemi geride bıraktı. Şimdi küsurlu, kırınımlı ve Fetret’sel dönemlerdeyiz. 2023’e kadar böyle gideriz.

Pazartesi, Kasım 21, 2011

3. Cumhuriyet'in Sorunları

Türkiye Cumhuriyeti tarihçesi tuhaflıklarla dolu bir ülke. O nedenle, henüz 2. Cumhuriyet kurulmamışken, 3. Cumhuriyet’in sorunlarını tartışmak da, bu tuhaflıklara bir katkı olsun.

Aslına bakılırsa, 3 adam, 3 darbe ve 3 liberalizm, 1. Cumhuriyet’i toplamda 9 kez bitirmiş durumda. Bu durumda, 2. Cumhuriyet’in çoktan kurulmuş olması gerekirdi. Ancak, nasıl ki Osmanlı’nın bitişine Cumhuriyet döneminde bile intikal edemeyen çoktuysa, 3. Cumhuriyet döneminde bile, 1. Cumhuriyet’in bittiğine intikal edemeyen çok olacak.

Asıl sorun tarihsel intikalsizliklerde:

Marksist devrim 1789’da olacağına, 1917’de ve 1949’da olunca, geç kalmış oldu.

Bizim Cumhuriyet de, Tanzimat’ta (1839’da) olacağına, 1923’te olunca, geç kalmış oldu.

Geçelim parametrelere:

Bugünkü anlamıyla, parlamenter demokrasiye dayalı cumhuriyetlerin bazı varsayımları mevcut:

Güçler ayrılığı:

Yasama, yürütme ve yargı ayrılığının yeni bir biçimde yorumlanması mümkün. Milletvekilleri, bakanlar ve yargıçlar ayrı ayrı seçilebilir. Hiçbiri, emekli olsa bile, diğeri olamaz.

Cumhurbaşkanlığı-başkanlık:

Bu mevki tümüyle ortadan kaldırılabilir veya ‘en az 20 kitap yazmış olmak’ gibi, yeni niteliklilik önkoşulları uygulanabilir.

Temsili, kozmopolit, katılımcı demokrasi:

Batılılar, bizim gibi kendilerini kandırmayı pek sevmedikleri için, şu anki durumuyla demokrasinin işlerliğinin pek kalmadığını (belki de hiç olmadığını), dolayısıyla tüm halkın yönetime bir biçimde dahil olmasının (ya da edilmesinin) yeni yollarının aranıp bulunması, yoksalar da, icat edilmesi gibi seçenekler peşindeler. Bizde de, hiç olmazsa tüm seçmenlerin yaşamsal kategorileri (emekli, öğrenci, özürlü gibi) nezdinde kurulmuş veya ilkelerini ona göre ayarlamış partiler aracılığıyla temsil edilebilmeleri yolu denenebilir. Bizde, Kürtçü parti sözde yasak, ortalık ve geçmiş Kürtçü parti dolu. Demek ki daha reel politik deneyimler gerekiyor.

Kültürel mod çelişkileri:

72 milyonluk Türkiye, 18’erden 4 moda bölünmüş durumda: Göçer, tarım, sanayi, internet. Bunlar birbiriyle arakesiti olmayan ve birbirine yaşam hakkı tanımayan modlar. Zaten dünya da, bunu ikili veya üçlü olarak yaşıyor. Tüm bunların dışında kalan 7’de 1,5 milyarlık bir kitle, globalistler tarafından yeryüzünden silinmeye uğraşılıyor. 3. Cumhuriyet’in anti-globalist olması zorunlu, çünkü G-7 kaynaklı globalizmde, ‘Türkiye Cumhuriyeti’ adlı ülke haritadan silinmiş durumda.

En temel sorun:

Henüz doğmamış, var olmamış, tasarlanmamış olana yaşam hakkı. Çocuklarımız bizim malımız değil. Gelecek de bizim malımız değil. 12.000 yıldır yediğimiz tüm herzeler ertesinde, insan türü yok olma aşamasında. Nükleer tehdidin gevşemesi bizi aldatmasın, artık herkes ona ulaşabilir duruma geldi.

Tamam, uzaya gidenler kurtuldu ve yepyeni bir ütopya denediler. Ya, geriye kalanlar ne olacak? 12 milyarda duracak ve belki yüzlerce yıl o düzeyde kalacak global popülasyon için, yaşanabilir bir gelecek ve hacim yaratmak durumundayız.

Örneğin, bugüne bakarsak, aslında bilgi toplumu bireylerine yaşama hakkı bu toplumda yok. Standart biyografiler, yaşamının 30 yılını öğrenmeye ayıracak kognitif-informatik kişilere herhangi bir olanak sunmuyor, sunmadığı gibi onları ölümüne cezalandırıyor.

Görüldüğü gibi, bazı sorunlara ortaya çıkmadan bakmanın, halk sağlığı ve epidemiyoloji gibi yararları var, sorunları oluşmadan önleyebiliyorsunuz.

2. Cumhuriyet, henüz yaratılmadan yaşama şansını yitirdi. Tarihte böyle ironik durumlar olmuştur. Sonuçta, Aboricinler’in veya Yanomamöler’in de bir anlamları yok, onlar da kültürlerini sürdürme şansını yitirdi.

Hain bir sürprizle, bize aslında gerekenin 4. Cumhuriyet olduğunu belirterek, ufkumuzu bugünde bırakalım.