demokrasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
demokrasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Şubat 09, 2013

Taht Oyunları: Çeşitlemeler



1.

DİZİ: GİRİZGAH

Bu kadar çok ana akım öyküsü olup da, ana akım öyküsü anlayışı içinde bu denli çok ‘ana akım öykü akışından sapan öykü dizisi barındırma’yı hiç görmemiştim.

Tamam, tüm taht oyunları absürddür, tüm iktidar oyunları absürddür, onları anlatmak da absürddür. Ancak, bunu sinema diliyle bu denli açıkseçik anlatabilmişlik bir beceridir, hatta bir üst-beceridir.

Bu üst-beceride marjinal-ayral tiplemeler ağırlıklı rol oynamakta:

Bir cüce, bir piç ve ejderha sürücüsü bir kadın.

Marjinalite-ayrallık alanında ensest konusu harcanmış olarak kalmış, çünkü ‘grotesk biçim sergilemesi’ne kurban edilmiş. Oysa ki diğer marinal-ayrallar ile birlikte onun bir anlamı var. Kaldı ki Eski Mısır gibi, tarihte iktidar / taht oyunlarında gerçekten onun da kullanılan bir yöntem olduğunu biliyoruz.

Ana akım öykü dizilerinde, 2010 ertesi ortaya çıkan bir eğilim var: Asıl düşman, asıl korkulması gereken kişi veya kişiler, baktığımız tarafta değildir:

Burada, onun saklı olması değil, tam tersine göz önünde olup da, görülmemesi kastediliyor.

Öykü dizisinde asıl tehlike kuzey-kuzey yönünde. Onun açısından bakıldığında, taht oyunları gerçekten çocuk oyunu kalmakta.

Altküme olarak da, yukarıda sayılan marjinal-ayrallar, taht için en az kazanma ihtimalli adaylar iken, bozulan ana akım öyküsü akışında giderek daha öne çıkmaktalar.

(1. sezon, ilk 10 bölüm.)

Dipnot: ‘Dünya Savaşı Z’nin ve ‘Taht Oyunları’nın romanlarında, düşünce romanı ve çoğul bakış-anlatı açıları / odakları kullanımı, bir epistemik / bilimsel / sanatsal novum-eksodus olarak mevcut ama filmlerinde bunun kullanımı pek yeğlenmemiş.

(7 Şubat 2013)

*

2.

FANTAZYA ve BİLİMKURGU

Fantazya, 2000’lerde bilimkurguya oranla daha çok öne çıktı, çünkü bilimkurgusal uzun vadeli öngörüşlülük (gelecekbilimsel kestirim erimi) çöktü sanılıyor, çünkü yeni bir orta çağ geldi. Bu dönem tipi, hem sezgisel, hem de bilinçli olarak bu düşünceyi yaratır genelde. Bu, daha önce de böyle yaşanmış.

100 yerine, 300 ülke-devlet olunca, ütopyalar yeniden bugün ve burada (ev-gezgen Dünya’da) et ve kemik bulduruluyor. Yani, daha çok devlet, daha çok olanak (veya daha çok dene ve yanılgı yaşa) sanılıyor. Daha kısa erimli, yani daha somut düşünceler, daha çok rağbet görüyor (ki oysa onlar da, düşünce anlamında soyut, daha az soyut ama soyut).

‘Taht Oyunları’nda olan da bu: Taht aynı taht, birincil oyunculara değil de, ikincil ve n.’cil oyunculara kazanma şansı verilince, yeni ve farklı bir oyun oynanıyormuş sanılıyor.

Burada vurulanması gereken şu: Nasıl ki proleterya, tarihte ilk gerçek kazanma şansı elde et(tiril)miş oyuncu iken ve bu şansını kubura ve kabire atmış durumda (artı kadınlar ve marjinaller de o potansiyel şansı aşağı yukarı harcamış) iken, artı kralların yerini başbakanlar, cumhurbaşkanları ve devlet başkanları alalı (2013-1789=) 224 yıl olmuş iken, yani onlar da şanslarını çoktan kulanmış iken, hala eski oyunlardan medet ummak, yalnızca tarihin tekerrüründen ders almamayı imler.

(7 + 9 Şubat 2013)

Çarşamba, Mayıs 02, 2012

1946-1980 ve 1980-2014


Tarihte alınan aralık ölçeği görülen panoramayı doğrudan etkiler.

Buna Türkiye’den bir örnek verelim.

Yukarıda anılan dönemler eşit uzunlukta ve ikincisi henüz tamamlanmadı ama bazı açılardan denklik taşıyorlar:

1946-1980 arasıki 34 yıllık dönemde, Türkiye çokpartili döneme geçti, sıfırıncı liberalizmi denedei ve 3 askeri darbe oldu.

1980-2014 arasındaki 34 yıllık dönemde ise, 3 liberalizmi hegemonyacılar başarılı olarak dayattılar. Global gelişmeler nedeniyle de, libelarizm de tükendi.

Sonuçta demokrasi her 2 dönemde de en son öne alınan süreç oldu.

Cüneyt Arcayürek’in toplamda 20 cildi ve 7.000 sayfayı aşan, güncel gazetecilik bakış açısından yazılmış olan, bu dönemlerin tarihçesine baktığımızda, iktidar seçkinlerinin hiçbirinin öncelikli yeğleminin demokrasi olmadığı görülüyor. Onun yerine, görülen alaturka bir tavır: İdare etmek (mecaz anlamında). Demokrasi, ortada top çevirip idare edilmeyip, üzerinde militanca mücadele etsen de, 100 milyon nüfuslu bir ülke ve 10 milyon nüfuslu büyükkentler için, gerçekleştirilmesi zor bir proje veya başka bir deyişle dünyada da durum bizimkine benzer, hem 1., hem de 3. Dünya’da böyle.

Bu 68 yıllık panorama, 90 yıllık Cumhuriyet tarihçesinin bir parçası olmasına karşın, bu daha dar referans, 9 dönemli (3 adam 3 darbe + 3 libelarizm) açılımdan daha açıklayıcı olmakta.

Bu açıdan bakıldığında 1. Cumhuriyet’in biteceği de, bitmişliği de, onun sürmesi için cidden hiç uğraşılmamış olduğundan ve generaller gibi uğraştığını sananların da onu yıkmaları nedeniyle, açıkça ortada imiş gibi gözleniyor.

Bu da farklı bir bakış açısı işte.

Dipnot: Okur göremese de, bu bakış açısı aynı zamanda AKP’nin 2013-2023 hayallerinin geçrsizliğini de imliyor.

(2-3 Mayıs 2012)

Çarşamba, Ocak 11, 2012

1968 Ruhunu Gömmek

1968’de, 2. Dünya Savaşı ertesinde doğdukları için, tutuculuktan en az, özgürlükten en çok nasibini alan bir kuşak yetişti: 1968’liler. Bunu Türkiye’dekiler için söylemiyorum, onlar önce feodalken, sonradan liboşlaştılar.

1968’de dünya bir dizi olaylarla sallandı. Ancak global 68’liler ellerine geçen tarihsel şansı kötü kullandılar. 19. Yüzyıl’da anarşistlerin girdiği yola girip, işledikleri terör suçlarıyla kitleyi kendilerinden soğuttular.

Artı onlardan sonra, 1970’ler bittiğinde, bir bakıma onların sayesinde, bilmem kaçıncı liberalizm dalgası dünyayı sarstı (devrim-karşı devrim diyalektiği). Onlar muhalefet şanslarını boşa kullanmış oldukları için, kitle bu kez sınıf atlama hayallerinin peşine düştü.

68’lilerin bir bölümü ölerek, bir bölümü de çok uzun yıllar hapiste yatarak, davadan vazgeçenlere oranla çok ağır bedeller ödediler.

Peki, bunları neden şimdi yeniden anımsıyoruz?

Çünkü:

Fransa’nın yeni seçilen sağcı cumhurbaşkanı Sarkozy, 68 ruhunu gömmeye niyetli olduğunu açıklamıştı.


7 Nisan 2007’de ise şöyle bir olay gerçekleşti:

Almanya Cumhurbaşkanı Horst Köhler, ülkede haftalardır merakla beklenen kararını verdi ve eski Kızıl Ordu Fraksiyonu (RAF) üyesi Christian Klar’ı ve Brigitte Hogefeld’i affetmedi.


Dikkatinizi çekerim: Her iki ülkede de idam, insanın yaşama hakkına saygı gereçekçesiyle yasak. Fransa’da da Carlos ömür boyu hapis cezasıyla hapiste. Yani, öldürmüyorlar ama affetmiyorlar da.

Şunu açımlayalım:

Tarih sabırlıdır: 1868’de anarşistler, 1968’de 68’liler vardı. 2068’de de birileri olacak. Ve onlar, kültürel babalarına ve dedelerine gösterilen acımasızlığı, o zamanki iktidar sahiplerinin kültürel torunlarına gösterecekler. Zaman gelecek, işadamları da insanlık suçundan yargılanacak.

68 ruhu gömülemez, o toplu kültürel bilinçsizlikte saklı kalır. Devrim değil, devrimciler biter. Tarih halk isyanlarıyla doludur. Madem ki bu kerre mağlubuz, basarız mührümüzü kendi katli vacip fermanımıza.

Sevgili ezilenler, umuda gerek kalmayacak denli tarihsel birikim sağladığımız bir dönemdeyiz. Siz üzerinize düşeni yapın ve iyi eğitim alın. Gerekli asıl bilgi zamanı gelince ortaya çıkacaktır.

Şimdilik, engizitörlere ve faşistlere karşı demokrasiyi korumakla yükümlüyüz.