ontoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ontoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Aralık 08, 2014

Var Olmayan, Eksi Var ve Soyut Var



1, günümüzden 5.000 yıl önce icat edildi ama 0 yalnızca 1.500 yıl önce icat edildi. Yani 0, 3.500 yıl boyunca yazılmadı, yani yoktu. Eksi sayılar da ancak 2.500 yıl önce tasarlandı. (Aritmetikteki 1,-1,0 yazma icadı sırası, üzerinde çalışılması gereken bir konu: Aristo (mantık) – Euclid (geometri) - Newton (fizik) paradigma eşlenikliği ama bunların tezahür yerzaman eşleniksizliği de burada gözönünde bulundurulmalı.)
Varlık (1) ve yokluk (0) tanımlı ama 5.000 yıldır felsefe kitaplarında hala eksi varlık (-1) tanımlı değil.
Var olmayan nesneler için şöyle bir tanım yapılmış:
“A nonexistent object is something that does not exist. Some examples often cited are: Zeus, Pegasus, Sherlock Holmes, Vulcan, the perpetual motion machine, the golden mountain, the fountain of youth, the round square, etc.”
Burada soyut nesneler ile var olmayan nesneler birbirine özdeş sayılmış ama öyle değil.
Soyut nesneler, insan zihninin tasarladığı nesneler. Ancak bazı somut nesneler de, örneğin 1 elma’daki 1 gibi, somut ve soyut olabiliyor aynı anda. Bu da, 1 şeyin aynı anda 2 şey olamayacağı varsayımıyla çelişmiş oluyor.
20. Yüzyıl’da bunun için puslu / muğlak mantık icat edilmiş, bazı şeyleri bir şeyden yarım / % 50 olabiliyor. Somut durumlarla da bu çakışabiliyor: Bir elektron 2 yerden 1’inde % 50 olasılıkla var olabiliyor.
Buradan canlılık konusuna geliyoruz. Canlılık da soyut ve tasarımsal bir şey. Somut bir şey de olabilir ama burada tartışılan soyut ve kavramsal yönü.
Bu durumda, bir şeyin aynı anda ve aynı yerde, hem canlı, hem de cansız olabileceğini ve hatta eksi canlı(lık) olabileceğini, bunun da olasılık dağılımları olabileceğini söyleyebiliriz.
Burada sorun, tanım kaypaklığı değil, neyi bilmeye çabaladığımız. Bazan daha az bilme çabası, daha çok bilme ile sonuçlanabilir.
Var oluşumuzun 3 temel formu olan özdeklilik, canlılık ve zekalılık, soyut ve tasarımsal şeyler. Onların somut Evren’de karşılıklarını birebir bulamayabiliriz. O zaman tanımlarımızı yeniden kurarız.

Çıkış şerhi: Canlılığın tasarımsal ve soyut bir şey olması, bizi idealizme götürmez, yeni sözlüklere ve yeni varlıklara götürür. Canlılığı yeniden tanımlamaya götürür.

Perşembe, Temmuz 12, 2012

N Delikli Topolojiler ve Evren








‘2 delikli + 1 bağlı’ pretzel geometrik dönüşümleri, aynı duble halkada, limit (geometrik dönüşümde kolaylık olsun diye daha küçük) sonsuz delik açıldığında da, geçerli kalır.

Burada önemli olan, makro dönüşümün kriterinin ne olacağıdır.

Yani, değişen-etkili öğeler ve değişmeyen-etkisiz öğeler, birarada etkileşir durumu mevcuttur.

Evren’in olağan özdeğinin olşturduğu 200 milyarlık gökada toplamının gözenekli / süngerimsi dağılımı, limit sonsuz (ama aslında (gözeneğinin yarıçapının 200 milyon ışık yılı olduğu) minimum 343.000, maksimum  1.570.000 delikli) bir topoloji akla getirir.

Yani, Evren’in sonul düğümlerinin açılıp açılmayacağı, yani zamanın ve mekanın çözülüp çözülmeyeceği, bizim henüz göremediğimiz / gözleyemediğimiz, asıl makro süreksizliğe bağlı olabilir.

Evren’deki makro gözenek yapısının (duvarlar ve boşluklar) Evren’in sonul gidişatını etkilemesi, pek mümkünlüğe uygun  görünmüyor.

Burada, farklı bir mantıksal model olarak, parçanın bütünden büyük olmasından hareketle, şu anda ne başlangıç ve ne de şimdiki ‘mikro-mikro, özdeksel-enerjisel / zamansal-mekansal süreksizlik ölçeği ve biçimi /geometrisi bilinmeyen / gözlenmemiş / hesaplanmamış’, asıl süreksizliğin nasıl işleyecebileceğini de tasarlayamıyoruz. (Ancak bunun Calabi-Yau modelinden farklı olduğuna ilişkin bir kanımız mevcuttur ve bunun nedeni de, o modelin Evren’in geçmişteki evrimindeki birkaç süreksizlik aşamasının getireceği heterojeniteyi içermemesidir).

Ayrıca, (yerçekimi etkileşimleri gözaradı edilerek) gökadalar birbirinin arasından geçebileceği için, fazladan bir süreksizlik dönüşümü de hesaba katılsa gerektir. (Aynı zamanda bunun fraktal geometrisi de.)

Burada, şimdiki kozmolojik boşlukların yarıçapının, oralar bir zamanlar var olmuş olması gereken, ilk dönem gökadalarının ışık hızının % 2’siyle devinmesi gerektirdiği gibi bir çıkarsama var:  Kuasarlar dışında, bu hıza yaklaşabilen evrensel ölçekte bir güç / oluşum mevcut değil / gözlenmemiş durumda.

Karanlık madde ve enerjinin, olağan madde ve enerjiyle var ve olası tüm etkileşimlerine ilişkin hiçbir denklem yok. Dolayısıyla, Evren’in evrimine ilişkin bugüne dekki tüm kestirimler geçersiz durumda kalıyor.

Burada, bilimden çıkıp ontolojik olarak (teolojik olarak değil) felsefenin alanına girerek, şöyle bir çıkarsama yapabiliriz (ve bu da bilimin sınırlarını imler):

İster olağan-olağan madde, ister olağan-karanlık madde, ister karanlık-karanlık madde etkileşimi olsun, Evren’in sonul tek bir geleceği olduğu konusu boşlukta kalıyor.

Olağan yıldız oluşması ve oluşmaması, artı kesin / determinis modelde sonulluğu ve sonulsuzluğu (bazı kara deliklerin sürme süresi olan 10 üzeri çok 67 yıldan çok önce, Evren’in sonul gidişatı belirlenmiş veya belirlenememiş olacaktır. Yani, arada bir evrensel öte-evrimler dizisi mevcut ve gidişatı onlar etkileyecek.

İnsan türünün (şimdiki ve gelecekteki durumuyla) orada / bu müstakbel oluşumlarda yeri yok ama insan sonrası türlerin şimdiden var.

Evren’in sonul gidişini, ‘oto-kritik oto-organize negatif entropi formları’nın N kritik eşik ötesi novumları belirleyeceğe benzer.

Sonul durumu bilmiyoruz ama evrensel-özdeksel evrimin devindiği yönü ve doğrultuyu biliyoruz.

Pazar, Ocak 22, 2012

Başka, Diğer ve Öteki

Bunlar, Türkçe’de eşanlamlı olabilen sözcüklerdir.

Diğer ve öteki, ikisi de başka başka kişilerce kullanılarak, toplumbilim ve zihinbilim terimi durumuna dönüştürülmüştür.

Ancak başka, hem az kullanılmıştır, hem de ötekilerle eşanlamlı olmaktan başka bir anlamı da vardır.

Başka başkadır ama diğer ve öteki, benle aynı (şey) olabilir veya benin yerine konabilir.

İşte o başkadaki başka olarak, bize varlıktan başka bir şey gerek.

Düşünde her kavramın üzerine tüneyen bir baron vardır. ‘Başka’ terimi de Lavinas’a kalmış ve mal olmuş.

Ancak bir sözü var ki başka bir söz isteyen, o da şu:

‘İnsanlar kendini evinde hissetmek için felsefe yapar.’

Hayır. İnsanlar evi terketmek için felsefe yapar.

Ev bağlanmaktır. Başka yere ayrılırsın, koparsın, sıçrarsın. İlki statik, sonraki dinamiktir. İlki pozisyon, ikincisi negasyondur.

Negasyonlu olmayan felsefe, felsefe değildir.

Gelelim diğer sözüne:

‘Çıplak yüz karşısındakini de soyar.’

Yine hayır.

Zamanın İsrail başbakanı Golda Meir’in ifade ettiği üzere Yahudiler, o ülkede Musevilik değil, fahişelik de yapmıştır.

Artı, Levi’nin yazdığı üzere Yahudi, Yahudi’nin kurdudur.

Bu durumda o söz şöyle söylenebilir (Kafka’esk biçimde):

Çıplak derilinin derisini bir daha soyarlar, hem de başkaları değil, bizimkiler.

Ancak, Musevi’yi toplama kampına koy, yine de hakkını ver:

Evet: Bize varlıktan başka şeyler de gerek. Yokluk, hiçlik, eksi varlık, sanal varlık, henüz adı konulmamış olan, her ne ise o...

Bunu neden önesürüyorum?:

Çünkü düşünen bir beynin var olduğunu hiç görmedim, kayıtlarda da yok.

Örnek mi?

Buto’cular.

Örnek mi?

Fassbinder.

Örnek mi?

Bosch.

Tao’ist yorumla söyleyelim:

Var olan yol, yol değildir.