Perşembe, Ağustos 04, 2016

Oto-Organize Sistem Olarak Zihin-Beyin

Bir haber:
“Doktorlar beyin taramaları sonucunda, beyinde yalnızca ince dış katmanın (kortikal tabakanın) kaldığını, nöronlarının çoğunu kaybettiğini, beynin iç kısmının neredeyse tamamen tükendiğini ve beyin sıvısı ile şişmiş hale geldiğini görüyorlar.”
Bu durum açıklanmaya çabalanmış. Değişik öneriler gelmiş.
Beynin gri hücreleri duyu-dil ve bellek ile ilgili, yani zihni zihin yapan orası. Beyaz, yani eriyen bölüm ise, taşıyıcı ve iletişim kurucu bölüm ama kortekste de iç bağlar var ve yenileri de kurulabiliyor.
Sorun bilinçte.
“Bilim insanlarının aklındaki soru şu: Talamus’u hasar gören bir insan komalık olurken veya claustrum bölgesi hasar gördüğünde bilinç kaybı yaşanırken, bu adam normal hayatına nasıl devam edebiliyordu?”
Yanıt şöye bir şey:
“Brüksel Üniversitesi'nden psikolog Cleeremans bu durumu şöyle açıklıyor:
''Beyin, bilinç ile birlikte doğmak yerine onu tekrar tekrar öğreniyor.''
Yani, bilincin beyindeki bölgesi değişken olabilir. Fakat farklı beyin bölgeleri tarafından, bu durum öğrenilmiş.”
Olağan mantıkla anlaması zor ama desentralize bir yapıda sabit yer yok, olması da gerekmiyor. İnternetteki bulutsu bellek de, bu mantığa göre düzenlendi zaten.
Burada süreç, onyıllar boyunca oluştuğu için, sistem oto-organize ve negatif entropili olarak, yavaş yavaş homeostazisini koruyarak, ağırlık merkezi kayması yaratmış. Bu, ama’ların işitme duyularının görme bölgesine kayması ve yayılması gibi bir şey.
Matematik-mantık modeli olaraksa, bir sistem bir kritik eşiği aşınca, kendi dengesini kendi yaratır. Bu, evrimde canlılık için de böyle (kendi kendine üreme ve moleküler biyolojide DNA): Yeterince çok sayıda (10 üzeri 50 belki) karmaşık molekül (kooservat) oluşunca, onların içerdiği negatif entropi, kendini yarı-kapalı sistem olarak sürdürebiliyor ki bunu sibernetik araştırır zaten. Bu, kozmos matematiğidir.
Bunun karşıtı ise, kaos matematiğidir. Orada da yıkım, belli bir kritik eşği aşınc,a kendi kendini yeniden yeniden yaratır, çığ etkisi gibi. Yine evrimde canlılık, Yeryüzü’ndeki (canlılığın ana malzemesi olan) karbonun milyonda dokuz yüz doksan dokuz bin dokuz yüz doksan dokuzunu, canlılık dışına itmiş. O karbon, şu an kabukta ve magmada. Canlılıkta ikisi de var yani.
İşte, 2 negatif entropili sistem olarak canlılık ve zihin, bu kaos-kozmos Verhulst denklemi dağılımındadır. Varlıkla yokluk arasında salınır, çook uzun zaman sikluslarında.
İronili çıkış:
Adamın % 90 beyin eksikliğiyle zihninin sağlam kalmışlığıyla, kitlelerin % 100 beyinle % 0 zihinsel etkinlik göstermesi çelişkisi eğlenceli.

(2 Ağustos 2016)

Temmuz 2016’da da Fotoğraf Çekmemek

01.08.16’da Temmuz 2016’nın fotoğraflarını çekmeyi istemediğime aydım.
Bunu açımlamam gerekli.
Tersinden bakayım:
Lümpen proleteryanın lincini fotoğraflamış biri yok. Yani, referans yok.
Sonra, midem kaldırmazdı. Susmadan kenarda duramazdım fotoğraf çekebilmek için.
Ayrıca, yeterincden çok görüntü alındı kameralar ile.
Ancak, hala gösterilmeyen çok şey var. Çekilmemiş çok şey de var.
Kısacası, bu yanlışlığa (katılmaya) katılamazdım.

(2 Ağustos 2016)

Stirner: Egoist, Egosentrisist, Solipsist?

Stirner için egoist anarşist denir. Ve yanlış yapılır.
Egoist olan Marx’tır. Marx egoisttir, hem de yiyip, içip, mala vuran türden bir egoist.
Stirner egosentrisisttir. Benmerkezlidir yani.
Öyle olmak da zorundadır. Düşünce üretebilmek için. Düşünce üretmiş tüm dahiler de öyledir. Yoksa Galois gibi,  fodeparda bir düello Niyazi’si olursun.
Stirner, solipsist değildir. Çünkü solipsizm, dış Dünya’nın ve diğer zihinlerin var olmadığını önesürer.
Günümüz koşulları için, Stirner bireyci bir anarşisttir yani. Çünkü onun zamanındaki bireylikle, bugünün bireyliği çok çok farklı. O, yalnızca gününden epeyi önde giden bir beyindi.

(12 Ağustos 2016)

Salı, Ağustos 02, 2016

Savaş Marş(lar)ı

İnternette birçok kurmaca ve gerçek savaş marşı var.
Türkler’inki Mehter Marşı gibi görünüyor.
Lili Marlen tuhaf: 2. Dünya Savaşı’nda 2’den çok dilde okunmuş, özgünü o yer ve zaman için yapılmamış, bir savaş şarkısı ama savaş marşı gibi olmuş.
En son AKP, bir Kırgız savaş marşını seçti:
Şerh: Dombıra, bir savaş silahı değil, bir saz. Belli ki tımbırdamak ile ilgili, çünkü telli bir saz ve tımbırdıyor. Bazı yerlerde banço, tambur ve/ya Çinli bir çalgı gibi ses vermiş.
Özgün hali zayıf.
Tüm Dünya savaş marşlarının özgün halleri zayıf.
Çok çok ilginç.
Dipnot 1:
Savaş marşı yerine, savaş şarkılarının öne çıkması, çok çok daha ilginç.
Dipnot 2:
Mehter marşının hevy metal versiyonunfun, çok daha savaş dolu olması, savaş şarkılarının modülasyona uğramışlığı, bu konunun çalışıması gerektiğini imliyor. Saf savaş marşı yok, modifiye savaş şarkısı var yani realite olarak.
Dipnot 3:
Bunlara ek olarak, savaş narası / sloganı / cingılı var.

(1 Ağustos 2016)

Faşizm-Engizisyon ve Şarkıları

01.08.16 günü, 19:00 gibi, Taksim Meydanı’had ilk kez. Ayte Alpman’ın ‘Memleketim’ şarkısının çalındığını dinledim.
Bu şarkı, Temmuz 1974 Kıbrıs Savaşı’ın milli şarkısıydı. Aynı zamada, Ecevit-Erbakan ikilisinin, çünkü koalisyon onlarında.
Tuhaftır ama 1999 Öcalan paketinin şarkısı hiç olmadı.
Taksim’de Müşerref Tezcan’ın ‘Türkiyem Türkiyem Cennetim’i çalmadı. Çalmadı çok şükür.
Her faşzimin kutlayıcı ve lanetleyici kendi öz-şarkısı olur genelde. Buysa, çakmaydı.

(1 Ağustos 2016)

Deli Değil, Zırdeli

Bir haber:
“Amerikalı hava dalışçısı Luke Aikins, 7620 metreden paraşütsüz atlayarak rekor kırdı.”
Bir insan, bunu neden yapar ki?
“26 yılda 18.000 atlayış gerçekleştiren Aikins, California'nın güneyindeki Simi Vadisi'nde kurulan 30x30 metre boyutlarındaki güvenlik ağına inmeyi başardı.”
Uçuşunu ayarlamış yani.
Ayarlayamasaydı, yerden spatula bile kazımazdı onu.
Tamam, 1 kere olur da, 18 bin kere bunu yapmak neden?
Gerçeketn rahat birilerine batıyor.
Deli, zırdeli, Niğdeli.

(1 Ağustos 2016)

Bir Halkı Müminleştirmek

Asıl ve Yeni Orta Çağ’ın dikkat edilmemiş bir özelliği var:
Roma, 500-700 yıllık devlet sürecinin yalnızca son 100 veya 50 yılında Hristiyan olma çabası gösterdi. 9 milyon kilometre karedeki 100 farklı inancı silmeye kalktı.
Bizans ise, Batı-Doğu Roma ayrımından önce de, Hristiyan idi zaten. Din orada başlamıştı zaten.
Roma çöktü. Roma-İsevilik Papalık ve Katoliklik oldu. Ve Orta Çağ da, ve engizisyon da.
Şerh: Bizans’taki engizitör ortodoksluk, üzerinde çok çalışılmış bir konu değil. Onu pas geçtik.
Roma, % 1’lik bir oranla 100 birimi Hristiyan yapmaya kalktı. Olanlar, yeni mezhepler geliştirdi.
Bu, 2 duruma çok benziyor:
Bir: 1945 ertesiki global okuryazarlaştırma süreci.
İki: 1980 ertesiki Batı kültürü empozesi.
2’si de feci geri tepti. Özgün ümmilikler ve yerel pazara geri dönüşler ortaya çıktı.
Olağandır:
Okuryazarlık 5 yıl eğitim demek, üniversite ise 15 yıl hepi topu. (Bu konunun da ayrıca çalışılması gerkli.) 1 birim üniversite, mezunu, ancak 2 birim halkı daha ekleyince, 3 birim halkı okuryazar düzeye getirebiliyor basit bir hesapla.
Batı kültürü ise, AB kültürü açsıından bakınca, en az 500 yıllık bir kültür. Afrika ve Latin Amerika, bu 500 yıl boyunca direndi. Bugün oralardaki Hristiyan sayılan belki 1 milyar kişi senkretik veya abidik gubudik dinli, Hristiyan falan değil.
Bunu şuraya bağlıyoruz:
AKP, son 2 yılda bu ülkeye 3 milyon ümmi Suriyeli getirdi ülkeye. AKP’nin seçmeni de, aşağı yukarı o kadar düzeyde eğitimli. Dolayısıyla, üniversite eğitimi gerektiren düzeydeki din bilgisi düzeyi, en az 50 milyon kişi gerektirir gibi bir sonuç çıkıyor.
Böyle olmayınca, hurafe, batıl, şu bu egemen olur. Üstüne bir de, yeni dine girenler, eski dine girmişlerin dinlerini beğenmeyip, onlara din öğretmeye kalkarlar ki bu da, Yeni Orta çağ ve engizisyon yarattı çoktan. Tatarlar, bunu Türkler’e milliyetçilik öğertmeye kalkarak, faşizm alanında denediler. Suriyeliler de, herhalde mezhep konusunda denerler yakında.
Günümüz Orta Çağ barbarlığı belirtileri şunlar:
Ali kıran baş kesenlik, her mahallede sultancıklılık, idam, kimyasal hadım etme, içeride tecavüz, işkence, hapistekileri öldürmeyip süründürme arzusu, sokakta linç.
Tabii ki orta vadede bunlar geri tepecek, çünkü hep öyle olmuş. Ancak, o zamana dek zulüm, bu topraklarda egemen artık.

(1 Ağustos 2016)

Ekonomi Bakanı: Bu darbecilere öyle bir ceza vereceğiz ki "Gebertin bizi" diye yalvaracaklar!

Niyete bakar mısınız?:
"1.5- 2 metrekarelik yerde lağım fareleri gibi ölecekler."
Şimdi, buna ne yazsak, ceza yeriz.
O nedenle, susuyoruz.

(1 Ağustos 2016)

Pazartesi, Ağustos 01, 2016

FB Anarşizm Kontr-Puanı

Reha Ulku Alıntı: Kurgu ve plan olduğu sürece de kaostan bahsetmek imkansız . Yorum: Yanılgı bu. Marksist tarihçilerin tasarladığı 5 bin yıllık Dünya Sistemi modeli, (1960'ta gibi) 2000-2200 arasında kaos öngördü ve öyle de oldu. Bu, 400 yıllık tarihsel dönemsellikler ve 200 yıl boyunca biriken olumsuzlukların çığ etkisi yaratması nedeniyle böyle. Şu anda, AB çöktü, ABD Trump ve Clinton'a kaldı. Yani, ikikutuplu Dünya'dan önce birkutupluya, şimdi de sıfırkutupluya geçtik. Sevinebilirsiniz: Devlet yok, oligarşi çöküyor, borsa çöküyor, ekonomi çöküyor. Kriz var, kriz var, bunalım var: Timur Selçuk epik oyun şarkı sözü gibi. Kusursuz diyalektik düşünceniz 1850 tarihli ama 1830 tarihli Verhulst kaos matematiğini / denklemini duymamış olsanız gerek. Ona göre, nüfus artışı kendini durdurur, orman yangını kendini söndürür. Tarih, yangınla yangınsızlık arasında devinir, şu an Dünya cayır cayır yanıyor. Ben, genç-sizleri'n ne hissettiğini öğrenmek istiyorum. Tanıdığım bazı insanlar intihar etmek üzereler. TC'ye intihar salgını geliyor / geldi.
X1 "Friedrich Engels, Marx’a Stirner'in eseri Biricik ve Kendiliği hakkındaki ilk izlenimlerini mektubunda iletirken, Stirner’i över. (Engels an Marx in Paris, 19. November 1844. (MEW 27, 11). Bk. Max-Stirner-Archiv, Leipzig).
Ancak Marx’tan aldığı yanıttan hemen sonra görüşünü düzeltir ve artık Stirner’in etkisinde olmadığını belirterek Marx’la aynı görüşte olduğunu söyler. (Engels an Marx in Paris. Barmen, 20. Januar 1845. (MEW 27, 14). Bk. Max-Stirner-Archiv, Leipzig)."
Yani, Marksist tarihcilerin gelecek kuramı çok önemli değildir, Marx kendi egolarının ve çatlayan ideolojisinin üstüne kurguladığı 200 senelik dünya tarihi ile beraber, analizde başarılı sentez ve kurgu diyalektiğinde gözümde hiçtir, birey olarak bana sorarsanız. Gel gelelim burda Stirner dahil, bir dama taşı değil, sadece referanstır, kendi okumalarımızdan yola çıkamayacak ve 200 senelik kurgularda kalacak tartışmayı bu bantta götüreceksek...
Size kolay gelsin..
Devlet henüz çökmedi, oligarşi sakat ve bu kurumların sakat pozisyonlarında memnun musunuz diye sormak ahmaklıktır. Önce bir ölüm ve yok oluş yani yıkım tamam olmalı, sonrasında Chomsky referans olarak verebileceğim fikirlerine değer verdiğim insanlardan biridir...
Bir gelecek ön görmeyi o bile red eder, sadece olayı kaosun sürüklediği doğal sönümlenmeler ardından insanların ihtiyaç ve tarihi kökenleri doğrultusunda doğacak olan yeni varsayımların insanlığın kaderi olabileceğini var sayar...
Gelelim son ifadenize, intihar bir kurtuluştur belki de, kim bilir bunu kötü olarak adletmek doğaya hakarettir, doğada iyi ve kötü yoktur, dünya için iyi olan bizim için iyi olmak zorunda değildir. Türün sonudur belki de kimbilir, bu noktada bencil bakarak eski sistemlere saplanacak yada Marxı referans alacak değiliz...Kaldı ki anarşist bir teorisyenle konuşuyorsanız eğer, emin olun Marx en yanlış referans noktanızdır. Şunu hissediyorum eğer sorduğunuz buysa. Dünyayı kurtarmak gibi bir özveri hissine ve iki yüzlü iyiliğin iyimser çekimine ben hiç kapılmadım, zaten gücümüz de yetmez, dünya 6 milyar yıldan fazladır ayakta, bir yolunu bulacaktır. İnsana gelince, başka bir dünya mümkün diyoruz bizler. Bu ne pahasına olursa olsun daha güzel bir dünya olacaktır, gerekirse insanın olmadığı bir dünya. Bu noktada ya bu vahşi egoyu tırpanlayacağız ve evrime kapı açarak türün devamını sapiens to sapiensten öteye taşıyacağız ya da yok olacağız. Her ikisi de bizler için geçerlidir...
Bizler Marx gibi topluma diyet biçip, ideal arayışına girmeyiz, kaos engindir, kaos yücedir Ol der olur...  20 Temmuz, 19:22
Orcalar da intihar eder.
Reha Ulku ... daha güzel bir dünya olacaktır, gerekirse insanın olmadığı bir dünya: Trans-, post- meta-hümanizme, insan sonrası türe hoşgeldin kardeşim Ammar. X1, daha çok bir nickname sesi verdiği için, seni gizli-gerçek adınla kutluyorum, o her ne ise.
Orca'lar, Kafka'lar, Fassbinder'ler intihar etmezler, artık etmezler en azından. Yol açık. Yol dar. Işık sönük. Genç olan sizsiniz. Işık benim zihnimde. Yolumu yitirmem. Dilerim, bu Bitmeyen Kavga'da 10 yıl sonra, belki yüzyüze konuşur, güleriz eski halimize. Emin olun ki ben o zaman da sağ olacağım. 5 darbe, 3 liberalizm atlattım sonuçta ve acı patlıcanı kırağı çalmaz. Islanmışın da yağmurdan pervası olmaz. Yine de, faşizm-engizisyon çapraz dost ateşinden kaçının, derim.
Başlangıç parçasıyla, yalnızca özgürlüğün Acı, çok çok Acı olacağını imlemek istedim. özgürlük yıkımdadır çünkü, öz-yıkımda üstelik.
Bir gelecek öngörmeyi o bile red eder: Devrimi % 100 zorunlu görmek nedir?
Sonuç: Eğer mümkünse, klasik anarşizme şerh yazmak arzusundayız. Gençler yeni şeyler yapmak isterler, eski değil. En azından ben öyle biliyorum ve moruğum.


Onedio ve Ekşi Sözlük

Daha önce, birbirlerine benzmeye başladıklarını yazmıştık. Şimdi, bunu doğrulayan bir veri oluştu. 31.07.16 06:45 ve ondan önceki son 3 ay itibarıyla, Alexa’ya göre, Türkiye’de en çok girilen siteler sıralamasında, Onedio 5. ve Ekşi Sözlük 6. sırada. İlk 4 bildimiz 3 büyük ve Google’ın TR’lemesi.
Çok değil, bundan 1-2 yıl önce, Milliyet 6. ve Hürriyet 8. sırada idi. Onlar, 9. ve 11. olmuş şu an sırasıyla.
Bu, şu demek:
İnsanlar, sanal gazeteler yerine, sosyal medyadan haberleri izliyor. Batı’da bu, Facebook ve Yahoo olarak gidiyor.
Bizde, Onedio’nun haberle ilgisi yok. Ekşi Sözlük ise, link vererek, köşe yazısı işlevi görüyor.
İkisinde de 20-40 yaşa arası ergenler yazıyorlar, ikisini de 20-40 yaş arası ergenler okuyorlar.
Ancak bu durum değişecek, çünkü politik durum değişti. Baskı geri geldi. T24 ve Cumhuriyet eski günlerine geri dönüyor örneğin. Medyanın geri kalanı ise kaput.
Bu yeni durum, 1-2 yıl daha böyle gider. Sonra, yeniden değişim elir.

(31 Temmuz 2016)

Yurtdışına Çıkamamak ve Vatandaşlıktan Atılmak

AKP 50 bin kişinin yurtdışına çıkışını yasakladı:
“The Turkish government has cancelled the passports of around 50,000 people to prevent them leaving the country as a crackdown continues following a failed coup.”
O izin verilmeyenler, gidebilselerdi, hiç dönmeyeceklerdi.
AKP, idam olmazsa, vatandaşlıktan çıkarma olur, diyor:
“Hayati Yazıcı, ‘Vatandaşlıktan çıkarma olabilir mi?’ sorusu üzerine ‘Vatandaşlıktan çıkarma olabilir. Uluslararası hukuk da var. Biz sözleşmelerin tarafıyız. Onlarla ters düşmemeliyiz’ diye konuştu.”
Yani AKP diyor ki, siz istifa edemezsiniz, biz sizi kovarız.
Bunu, 1980 ve Evren de yaptı.
Yani, yargılayıp mahkum ettikleriyle aynı noktada buluştular.
Yapılan her ikisi de, temel insan haklarına aykırı.
AKP’nin çiğnediği birçok temel haktan ikisi de bunlar oldu şu an için.

(31 Temmuz 2016)

Fransız Medyası Cihatçı Teröristlerin Fotoğraflarını Yayınlamayacak

İyi davranış.
Doğru seçim.
Ama her zamankinee geç tepki, yumurtalar kırıldı çoktan.
Sonrasında ise, birbirlerine girmişler.
“Başta haber kanalları olmak üzere bir grup medya, saldırı gerçekleştiren IŞİD militanlarının isim ve resimlerini yayınlamama kararı aldı. Ancak bazı gazeteler, "bunun çok tehlikeli" olduğunu belirterek karşı çıktı.”
La öküz, zaten onlar sosyal medyada çarşaf çarşaf var. Sosyal medya başka, matbu basın başka.
Medya kamuoyunu bir yerden bir yere taşır ama sosyal medya dön baba döndürür.
Devlet, her yerde ve hala aynı devlet, geriden geliyor.
“Saldırıları araştırmakla görevli cumhuriyet savcısı François Molins'ın saldırganların isim verdiğine dikkat çeken Beroud, "İsim bir bilgi verme işlemidir. Ve halk bilgilendirilmelidir. Saldırganın profili ve geçmişi de öyle" dedi.”
Bunlar, 1. Dünya’nın elitleri sözde.
Olsun, zararından neresinden dönülürse, kardır.

(29 Temmuz 2016)

Sıcak Para Türkiye’den Kaçar mı?

Açımlaması şöyleymiş:
”Yatırımcı çıkmaya karar verdiği zaman bir günde çıkmaz. Bu yavaş gerçekleşir. Hisselerini, hisse senetlerini, bonolarını, hükümet bonolarını aşamalı olarak satarak piyasadan çeker. Bunun etkisi de 3 aydan itibaren başlar ve 1 yıla kadar sürer. Bu süreçte merkez bankasının rezervleri filan, bu sıcak paranın kaçışını durdurmaya yetmez. Bu sıcak para kaçışını Çin de yaşadı. Çin’den bir yıl içerisinde bir trilyon dolar çıktı. Çin Merkez Bankası’nın rezervleri çok büyük ama bu sıcak para çıkışında, onların merkez bankası bile sarsıldı.”
Bunu söyleyen kişi, uzman Yalman Onaran.
Türkiye Çin’in 15’te biri falan. 70 milyar dolar de ona.
Turizmden 50 milyar dolar eksilt.
Petrolden 30 milyar dolar ekle.
100 milyar dolar da, 6 aylık ödeme de.
TCMB’nın ise 100 milyar doları falan var.
Gerisi boşta.
Borsa düşer.
Dolar artar.
İşsizlik arttı bile.
Enflasyon arttı bile.
Faiz oynaması artık piyasayı etkilemiyor. Bunu lehtar / yandaş analistler bile söyledi çoktan.
Savaş için 10 milyar dolar daha koy.
İşten atılanlar için 10 milyar dolar daha koy.
Ekonomi tıkırında, ekonomi tıkırında...

(29 Temmuz 2016)

Özgürlük, Barış x Devlet, Din

Bir paragraf var benim yazdığım:
“Benim için özgürlük, değil 1 numara, 0 numara olduğu için, ateist ve anarşistim zaten. Çünkü din ve devlet, özgürlüğü eksileştiriyor bu koşullarda.”
Bu, bütün yerlerde ve zamanlarda böyle değildi. Çok değil 50 yıl önce, 10 milyonluk kentler istisnaydı, şimdi Dünya’da 50 tane var, olağan vaka oldu yani.
Bu büyükkentlerde özgürlük ve barış güme gider, gitti de zaten.
Bunun nedeni, insanların 200 kişilik sürüler olarak evrilmesi, 20 milyonluk olarak değil.
Zaten devlet de, o artan ve azalan nüfusla birlikte evrilmiş. En ilkel devletimsiler, bireylerin yüzyüze görüşmesini bile hala mümkün bırakmış iken, konuşarak anlaşılabilmiş ya da ileşitim o zamanlar hala eksi olmayan düzeylerde ve verimlerde imiş.
Din ise, yine tarih öncesinden gelen ve tarihi belirleyen bir olgu. Din, ölülerin gömülmesi demek ve bu da 60 bin yıllık falan bir olgu. İnsanın zihinsel kurgusu, varlığı yoklukla birlikte algılayabiliyor ancak, doluluk ve boşluk gibi. Ölümden sonraki yaşamın yokluğuna kimse katlanamadığı için dinler var. Dinlerin evrimi ise, ayrı bir kültürel süreç, tıpkı devletin başlamasıyla başkalaşımları arasındaki bazı ilintisizlikler gibi.
Dolayısıyla yukarıdaki tanım, 1960 sonrası Dünya’nın parlamenter demokrasisimsisi ile neo-liberalizmsisi bileşimi bir ortamda geçerli.
Dünya’da kendiliğinden-kültürel-verili özgürlük, kabaca 1960-1980, bizde ise 1971 süreksizliğiyle aynı dönemde geçerli oldu.
Barış, bildiğimiz salınımlardaydı hep ama 1945’ten sonraki 3. Dünya Savaşı’nın nükleer ve makro olacağı yerine, 3. Dünya Savaşçıkları’na doğru bir netleşme oluştu 2010’larda. Bunun nedeni de, 1990 tekkutupluluğunun yokkutupluluğa evrilmesi oldu.
Yani, Dünya Sistemi’ne not-şerh:
5 milenyumdaki (illa ki çöküş dönemlerinde olması gerekmeyen) makro hegemonsuzluklar nedeniyle,  makro çatışmasızlıklar da tanımlı. IŞİD, (1 milyon ölü ve 5 milyon göçmen ile bile) bir mikro çatışma yani, çünkü hala-henüz yerel. El Kaide - 11 Eylül 2001 orta boy oldu ama. Bunun tersi olarak, 1940 Japonya-Almanya ve SSCB-Almanya işbirliği ve çatışması gibi daha makro-kaotik modeller vardı.
Bu muğlak-kaypak dönemde özgürlük tanımsız kılındı ama ben eski toprağım. Hem 1960 özgürlüğünü yaşamış, hem de 1980 öncesi çatışmasını yaşamış biri olarak. Zihin yapım da asla muğlak olamayacak bir kurguda.
Bir tür kendinden tanımlı / kendini tanımlamış özgürüm yani.
Devlet ile ise, babamın ast-asker olmasından kaynaklanan çoklu bir isyan ve otoriteye uymama sorunum oldu hep.  Din ile çatışmaktan babam sayesinde uzak kalırken, babamla ve onun savunduğu devletle çatıştım.
Şerh: Bu, benim kendi-değil, uç erkek, insan-değil olma asimetrime benziyor. Bu asimetri, son 60 yılın zigzaglarında, bana bir tür iç denge-pusula sağladı hep. Aklıselim, sağduyu, sezgi olarak.
Yani, genel olarak bunlar çatışmazken, bende çatıştı ve ben devlet-din çizgisinde, özgürlük doğallığım nedeniyle kendiliğinden anarşist-ateist oldum. Ateist olduğumu kendim biliyordum ama anarşist olduğumu bana başkaları tanımladı, 1977 gibi, çünkü adını bile duymamıştım o zaman.
Bu yapı, zihinsel nesnelliğimi ve epistemik oryentasyon düzgünlüğümü sağladı, en azından genelde.
Ancak, anlatması çok çok uzun sürecek biçimde, savaş-barış, devlet-kaos, din-dinsizlik durumları, daha çok devletçiler ve dinciler tarafından mahfedildiği için, çok fazla kaotik kırınım saçakları oluştu. Kısaca, yolunu yitirmeyen ve kafayı yemeyen kalmadı.
Benim bile, kendi yolunun doğruluğundan epeyi kuşku duyduğum zamanlar oldu.
Ancak, 2016 Dünya ve 2016 TC, beni kendi haklılığımdan dolayı apıştırdı resmen. Hala şaşkınım, 6 aydır falan.
Dünya tarihi, AB’nin 400, 800, 1200 yıkımları ardışıklığı gibi bir duvar üçlemesi / çoklaması ile karşı karşıya veya içiçe. Bilim-sanat-düşün yokkutupluluğu da sözkonusu, NASA ve CERN’in sıfırlanması da sözkonusu.
Çıkarsama şu o zaman:
Ne kadar çok parçalanırsan, o kadar çok müstakbel iyilik demek.
Ya da, bu koşullarda kültürü korumanın tek yolu, onu aşırı desantralize etmek. Bu, Antik Yunan’ın başına, (Atina x Sparta ve Persler) triyalektiğe kuadralektik (Makedonya ve Mısır’daki İskenderiye) ek olarak geldi.
Devleti devletçiler ve dini dinciler yok ettiler. Ben de anarşist ve ateist olarak, ailesiz ve devletsiz bir ülkenin halini tiksinerek ve kusarak izliyorum.
Savaşa gelelim:
Cihad olmayan bir cihad ve Haçlı Seferi olmayan bir Haçlı Seferi var şu an. En büyükler Dünya’yı yönetmiyor ama öyle imiş gibi davranıyor. Bu da, savaşların büyüklüğünü küçültüyor, sayılarını arttırıyor ama kaybı da arttırıyor, dizi toplamı kuralı gereği.
Örnekse, TC tarihin en büyük göç dönemini 1915-1922 arasında % 25 içeri, % 25 dışarı olarak yaşdı. AB’de ise bugün, % 25 göçmen nüfuslu ülkeler var veya çok yakın zamanda olacak. Genç ve üniversite mezunu vatandaşları ise dışarı kaçıyorlar. Çocuk yapmamayla ile birlikte bu, pekala % 25 demek olabilir.
Bu, bir odakta toplanacak çok nitelikli nüfus demek olmuyor, onlar ülkelerini terkedince, nitelikleri çok kat aşağı iniyor / indi bile çoktan ki eksizekalılaşma ve eksibilgiluleşme sürecinin bir bölümü de bu olmakta / oldu.
Yani, Dünya’nın ümmileşmesi, eksibilgilileşmesi ve eksizekalılışması var yüksek dozda ve Yeni Orta Çağ’ı besleyen de bu, savaşı sürdüren de bu. Tarihin ilk global yazı-lı’laştırma süreci iflas etti. Geri tepen bir eksilme var ortada.
Bense, 24 yıl eğitim ve 29 yıl sokak yaşamı ile tam proleter-entellektüel olmaktayım. Jack London okumam, bunun böyle olmayacağını söylüyordu ama bu, gerekli bir nitelik imiş. Yalan söylememek için. Dibe doğu salmanın uzunluğu için. 2 tarafı da algılayabilmek için.
Sonuç:
7 milyar, din ve devlet-lilik x -sizlik batağında debelenirken, ben bilim-sanat-düşün’ün özgürlüğünde yaşayıp ölüp gideceğim.
Ancak, ne yangında kurtarılacak ilk şey, ne de olunacak bir kitap var. Gelecekbilimi olunacak bir kitap saymıyorum artık. Olmuş olduğum bir kitap o.
Savaşa da hiç aldırmayacağım.
Herşeyi seyredeceğim ve yazacağım. Başka duyu-dil alanında ürün ummuyorum kendimden.
Aklıma ilkin, engizisyon kıyımlarını ve insan doğramalarını resmeden İspanyol-Goya geliyor ki o da kafayı yemişti zaten.

(29 Temmuz 20169

Özgürlük ve Barış

Scientific American Mind dergisinin internet sayfasında, Clinton ile Trump’un mücadelesi tartışılırken, araba böyle bir ikilem ortaya kondu:
Biri özgürlüğü öne aldı, biri barışı.
Hayır, bir adaya biri, öbür adaya diğeri yakıştırılmadı.
Aslına bakılırsa 2 aday da, ABD’de bireylerin özgürlüğünü ve toplumun barışını azaltacak yolda tam gaz ilerliyor.
Özgürlük ve barış olağan koşullarda çatışmaz ayrıca.
Ancak, varsayalım çatıştı. Hangisi yeğdir?
Benim için özgürlük.
Ayrıca, özgürlük dışında da, 2016 Dünyası’nda savaşı barışa yeğliyorum, ayrı konu.
Benim için özgürlük, değil 1 numara, 0 numara olduğu için, ateist ve anarşistim zaten. Çünkü din ve devlet, özgürlüğü eksileştiriyor bu koşullarda.
Ayrıca, bu özgürlüğün bana neredeyse doğuştan verilen / gelen bir töz-düşünce olduğu kanısına varmak üzereyim. Çünkü tanıdığım herkes, bu sıralar özgürülğü silmek için pazarlık peşinde.
Geçmişte de kalıcı barışı getirecek savaşlardan söz edildi ama kalıcı barış 500 yıl sonra falan olur ama son savaş ne zaman olur, onu bilemem. Kalıcı barış varken de, ufak tefek savaşlar hep sürüyor olabilir. Çelişki yok bu konuda.
Bunları bana düşündüren ve yazdıran, hiç tanımadığım ve hieç tanımayacağım kişiye teşekkürlerimi sunuyorum:
Nancy Love.
(Adı bile simgesel.)

(28 Temmuz 2016)

Cumartesi, Temmuz 30, 2016

Mod Kaç?: İnsanda Bilginin Sıçramalı Üretimi

1994 tarihli bir terimle, insan bilgi üretimi, Mod 1, 2, 3 aşamalarında tanımlanmış.
Bizim bakış açımız ise oldukça farklı.
Bilim tarihine baktığımızda 2 temel durum gözlüyoruz:
Bilimin doruk yaptığı kültürler tarihte 2 veya 3 odaklı. Oysa, tarihin 400 yıllık siklusları açısından, o dönmelerin ortasında her zaman 1-5 ana hegemon var askeri, iktisadi, siyasi üstün olarak. Ayrıca, 2 odaklanma da eşlenik-binişik sayılmaz pek.
Bilgi tarihi açısından daha da belirgin bir durum var:
100 milyar kişide bilgi üreten insan sayısı 100 bin ve oran da milyonda bir. Geri kalan, ya bilgi edilgin taşıyıcısı veya bilgi engelleyicisi, birey, küme veya tüm kültür olarak. Bilimsel bilgi de bu böyle.
Bunun üzerine başka bir gözlememiz daha var:
Bilimin mikado çöpleri çatıyı yükseltirken, gayet dingildek, biriyle tam-sıkı bağlantılı olmayan bir biçimde yükseliyor.
Şerh: Sıfırın ve yazının 3 ayrı zamanda ve yerde keşfi ve bunların hepsinin 6 tane birbirinden ayrı olması, artı konuşmanı ve ateş yakmanın icadının da ayrı ayrıs üreçlerden geçmişliği, bize bu gözenekli tarihi imliyor ve sergiliyor.
Geçelim Mode üzerinden tartışmaya:


Tanımcılardan Gibbons’a göre, 20. Yüzyıl’ın ortalarından başlayarak, kavram güdülü, problem odaklı ve disiplinlerarası bir bilgi anlayışı gelmiş.
Gibbons’a 2 gerçekle karşı çıkıyoruz:
Orta Çağ’da bile, yani bilgi dipte sayılırken bile, trivium ve kuadrium ile çokdisiplinlilik vardı.
Bilginin o asma-tavan çatısı imliyor ki insan türünün var olan bilgisinin limiti tamamı çıkarsamadır. Bu çıkarsama bilgiyi de kimse bilmez, çünkü kimse yalnızca masa başında bilgi üretmeyi, günümüz koşullarında kavrayamaz.
Bir de ekleme yapıyoruz:
Onun belirtmediği, soruyu yanlış sorma veya denklemleme, bir bilginin icadını birkaç milenyum bile geciktirebiliyor ya da o bilgi inkar ediliyor, Eratosthenes’in hesaplamaları gibi.
Ve artı, zaten o bilgi çatısının yükseltilememesinin veya çökmesinin nedeni de, o yanlış soru sorma veya yanlış varsayımı kabul etme veya hiç soru sormamadana dolayıdırı.
Bunların tümünün de nedeni bellidir.
İnsan türü, maksimum 200 kişilik sürülerde yaşamaya evrildi. 20 milyon kişilik sürülerde yaratılan devlet kuralları, ancak ve ancak toplumun olduğu gibi sürmesi kilitlenmesi ile kendini taşıyabildi.
Yani devlet her zaman bilimden önce geldi, tüm Dünya Sistemi’ciler ve neo-liberaller için iktisat-askeriye-siyaset’in, bilim-sanat-düşün’den önce gelmesi gibi. Birincisi maddi uyguralkı, ikincisi manevi uygarlık ve bilgiyi üreten ikinci üçlü.
Tarihte makro sikluslar işlediği gibi, bilgide de sikluslar işliyor ve 2000’den beridir eksizekalılaşma ve eksibilgilileşme dininin içindeyiz gırtlağımıza kadar. CERN ve NASA bile dahil buna. Bunun bir nedeni de, 7 milyar kişiyi bir anda okuryazarlaştırmanın toplu bilisizlikte geri tepme yaratmışlığı.
Yani:
2200’den önce ışık hızından hızlı gidebilmenin bilgisini kimse aramayacak.
Nokta.

(28 Temmuz 2016)

Terörist Transferi

Bir haber:
“El Nusra Cephesi, El Kaide'den ayrıldı
Örgütün, Suriye'de savaşan diğer İslamcı örgütlerle yakın ittifaklar oluşturmak istediğine dair haberler geliyor.”
İronik bir durum.
Terörist grupların içinden yeni terörist gruplar çıkardı ama parti gibi bağımsız olup, transfer olacak parti arayan milletvekili gibi olan terörist grup ilk kez görülüyor.
“Al Jazeera Arapça televizyon kanalında yayınlanan ses kaydında El Culani, ‘bağları koparma ihtiyacında olduklarını anlayışla karşılayan El Kaide komutanları’na teşekkür etti.”
Transfer olacak futbolcu gibi:
Eski takım onay verdi. Sıra bonservis ücretini belirlemede.
Yeni takım ise, kuşkusuz IŞİD.
Soru kipi:
Taliban, El Kaide, IŞİD joint-venture’ı mümkün mü ya da oldu mu acaba?

(28 Temmuz 2016)

Düşmanının B Planını Görememek

Çok salakça.
Üstelik, B Planı çok açıkça ortada ise çok daha salakça.
AKP yanlısı bir yazar ve bir bakan, B planını göremediklerini belirtmişler.
Yangına benzin dökmek istiyorlar ayrı konu.
B planı olabilir gerçekten, ayrı konu.
Bence P planı Zarrab. Aslına bakılırsa, A planı darbe girişimi değil, oydu. Hep oydu. Hedef şaşırtmaydı.
Zarrab 10 günlük darbe girişimi medya geştaltı sırasında, savcıyla ve devletle anlaştı. Bizim medya, bunu hiç haber yapmadı veya yapamadı.
Zarrab bilgiler verdi. Pazarlık usülü. Poposunu kurtarma usülü.
Zarrab, ABD’de tutuklanacağını bimiyordu. Biri, devlete onun hakkında bilgi verdi. Artık o kişi niyetine aklınıza kim gelirse.
AKP, şu anda bile ABD ve AB ile kopmuş durumda.
Mahkumiyetten sonra, interpol kararları çıkarsa, tümüyle yalıtıma grer TC.
Balyoz da çok sert iner kısa bir süre için.
Sonrası belli, 5 yıl önceden yazdık.
Çakma sosyal demokrat Kılıçdaroğlu-CHP iktidarı, koalisyonlu veya koalisyonsuz.

Twitter’da Yeni Eğilim

Ekşi Sözlük’leşmek, Onedio’laşmak, Facebook’laşmak ama Zaytung’laşmak değil, zeka kıvrımları dümdüz çünkü.
28.07.16 12:20 itibarıyla son 1 saatın top trend’i başlıklar şöyle idi:
“#DikkatEtmemizGereken
#İnsanlardaAradığım3Özellik
Darbecilerin B PLANI
#bundansonra
#EnSevdiğimTip
Kritik YAŞ
James Nunnally
#saveniallhoran
Kamil Başoğlu
Kalaşnikof”
4 tanesi bildiğim abidik gubudik ergen konuları. 2’si ilk 2’de.
‘Save Niall Horan’ ise çok acaip bir konu. Konu değil çünkü.
Yani, Twitter kopmuş.

(28 Temmuz 2016)

Cuma, Temmuz 29, 2016

Two Steps from Hell? Bence Olsa Olsa Yarım Adım

Bu bir müzik şirketi. Daha çok fragmanlar için müzik yapıyor.
Fragmanlar: Aşırı özelleşme ve uzmanlaşma yani.
Yaptıkları arasında uyan var, uymayan var.
Burada önemli olan şey, çapraz merya imi. Bir uzmanlaşma olarak çapraz medya imi. 2006 başlangıç momentli.
Bunun bilgisayar oyunu sinematik fragmanı müziğinde gördük, bunun çapraz medya uygulaması olarak, klibi bile olan, müzik parçalarının yeniden klipleştirilmesi olarak gördük ama bu yeni.
Ama dediğim gibi:
Avangard cehenneminden çıkış için, olsa olsa yarım adım.
Haa, o da az veya çok işe yarar, ayrı konu.

(28 Temmuz 2016)