Gelecekbilimi, geleceği boş bırakan, henüz doğmamış olanların özgürlüğünü kısıtlamayan bir açıdan ele alıyorum.
Pazartesi, Ağustos 05, 2019
Katolik Mezarlığına Ortodoks-Süryani Kilisesi Yapmak
Kulağa biraz ters geliyor.
Değil mi?
Olayın haberi:
“Cumhuriyet döneminde sıfırdan inşa edilmiş ilk Süryani kilisesi olma
özelliği taşıyan İstanbul Süryani Kadim Vakfı Mor Efrem Süryani Kadim Ortodoks
Kilisesi’nin temeli bugün atılacak. Yeşilköy’deki eski Katolik Mezarlığı’nın
kullanılmayan bölümüne inşa edilecek kilisnenin temek atma törenine
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da katılacak.
…
Kilise inşaatının yeniden başlaması için Süryani toplumu yoğun bir
diplomasi trafiğine başladı. Konu Vatikan'a Papa Francis'e kadar taşındı.
Görüşme trafiği sonuç verdi. Katolik Vakfı, arazi üzerindeki tedbir kararını
kaldırttı. Arazinin tahsisiyle ilgili dava süreci ise devam ediyor.”
https://www.sozcu.com.tr/2019/gundem/cumhuriyet-tarihinin-ilk-suryani-kilisesinin-temeli-atiliyor-5263791/
Katılanlara bakalım:
“Erdoğan, Bağış, İmamoğlu.”
“Yeşilköy'deki İstanbul Süryani Kadim Vakfı Mor Efrem Süryani Kadim
Ortodoks Kilisesi'nin temel atma törenine, AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip
Erdoğan'ın yanı sıra İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Kültür ve Turizm Bakanı
Mehmet Nuri Ersoy, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Büyükşehir Belediye
Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul-Ankara Süryani Kadim Kilisesi Metropoliti Mor
Filüksinos Yusuf Çetin, Fener Rum Patriği Bartholomeos, Beyoğlu Süryani Kadim
Meryemana Kilisesi Vakfı 13. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Sait Susin ve 17-25
Aralık operasyonlarının ardından bakanlıktan ve milletvekilliğinden istifa eden,
eski Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış da katıldı.”
http://www.cumhuriyet.com.tr/video/video/1518860/Egemen_Bagis_basacak_buton_bulamayinca....html
Kulağa biraz ters geliyor.
Değil mi?
İstanbul, mezarlıklar
üzerine arazi talanıyla kurulmuş semtlerle dolu.
Bu durum, tüm dinlerin geleneklerine aykırı. Bu durumda, kendisine yapıldığında isyan edecekleri
davranışları başkalarına yapanları cehennemlik günahkar
kılıyor bizce.
(5 Ağustos 2019)
Tiktok, Vine, Vlog, Youtuber, Ekşi Sözlük
Sosyal medya konusunu yaklaşık 15 yıldır
yazıyoruz. Ülkemizde ise, bu kadar uzun vadeli kültürel ve sosyolojik tabanlı olarak,
böylesine ciddi düşünmek, akademisyen
bilimciler de bile yok, (tüm sosyal medyalardaki) sosyal molozlarda hiç yok.
Üstelik, o ezeli-ebedi ergen sosyal molozlar, internet konusunu kendi tekellerinde sayıyorlar.
Olsun: Topal karınca, bilgi yolunda mezara
kadar tek başına gider.
Gelelim şu Tiktok konusuna. Neymiş efenim bu?:
“çin'in vine'ı gibi bişi. douyin olarak da bilinir.”
+
“diğer milletleri bilmem ama bizimkilerde ağır derecede seyreltilmiş ünlü
fantezisi (kompleksi özentisi, ne derseniz işte) var. dizilerde gördükleri
karakterleri ve olayları taklit etmeye pek meyilliler. ben sokakta, çevremde
çok görüyordum bunu. sosyal medya da bunu afişe etmek için çok
"ideal". adı geçen uygulama, bu özentiyi yaşamaya fırsat tanıyor. Ha,
başkası adına utanıyor insan tabii izlerken. oksijen ziyanı çok maalesef.”
https://eksisozluk.com/tiktok--5775424
Şıracının şahidi bozacı, sosyal
medyatörün şahidi Ekşi Sözlük’çü.
Ama konuyu da çok açıkseçik açımlamışlar işte.
Benzeri bir çizgi; liste, forum, egroups, Yahoo Groups, Google Groups, Blogger
/ Blogspot çizgisinde de yaşanmıştı.
İnternet 20 küsur yıllık bir süreç. 4-5 kez deri değiştirmesi olağan.
Çünkü bu, üniversite mezunu olmanın 4-5 yılına denk geliyor (Türkiye’de gençler
artık 10 yılda üniversite bitiriyor doğru ama kuşak da değiştiriyor bu arada:
Yaşıtları evlenip, çocuk yapıp, boşanmış oluyor).
Benzeri süreç, Facebook ve Instagram arasında da yaşandı.
Ezeli-ebedi ergenler, asıl ergenliklerine girdiklerinde ilk tanıdıkları
soyal medya kanalını en hakikisi sanıyorlar: Hepsini kullanabilme veya konunun
tarihini okuma eğilimleri yok.
Tiktok’ta da böyle olmuşa benzer.
Eskiden, sokakta laik gördü mü, mahalle baskısı uygulayan bir ablamız, Tiktok’u
keşfetmiş ama sanırsınız Amerika’yı keşfetmiş:
https://www.haberler.com/tesetturlu-fenomenden-dikkat-ceken-aciklama-basi-12299250-haberi/
E tabi, herkes kendine göre kültürel dejenere ve dekadant oluyor işte. Kültürel
ve zihinsel regresyon ve konfüzyon için de böyle.
Yani internet, her koşulda insanları eskisinden daha aptal ve daha cahil
kılıyor.
Karşıtında birileri de, her gün 300-500 sayfa Wikipedia okuyor, yaşam
boyu gönüllü eğitim yerine.
Sonra mı?
15 dakikalığına ünlüler ölüp gidiyorlar, geriye bilgi kalıyor.
Sosyal molozlar da, sosyal medya fenomenleri de, hafriyat niyetine,
tarihe gömülüp gidiyorlar.
(5 Temmuz 2019)
Aç Tavuk Kendini Buğday Ambarında Görürmüş: Facebook'tan insan beynini okuyup metne dönüştüren yapay zeka teknolojisi
Yaklaşık 15 yıldır tezimiz şu:
İleri teknoloji şirketleri, kazara kazandıkları başarılarından dolayı,
olmadık yatırımlara milyarlarca dolar batırdılar ve geleceği ölü kanallara
yönlendirdiler. Buna Google dahil.
Şimdi de Facebook da buna dahil oldu.
Bizce bunun nedeni aşağılık kompleksi:
Google, konuşmayı yazıya dönüştüren teknolojiyi bedavaya piyasaya
sürünce, diğerlerinin etekleri tutuştu.
Şerh: Google sesli arama, belli dillerde hiç çalışmıyor. Yakın bir
zamanda, bir Arap’ın Taksim Meydanı’nda sesli olarak adres aramayı aynı
cümleyle 10 kere yapıp, sonuç alamamasını gördükten sonra, bunun böyleliğine
daha çok ikna oldum.
Gelelim teknolojiye:
“Son
olarak şirketin insan beynini okuyabilen ve bunu metne dönüştürebilen yapay
zeka teknolojisi geliştirdiği belirtildi. İnsanların aklından geçenleri yazıya
dönüştürebildiği iddia edilen yapay zeka teknolojisi bilim ve teknoloji
dünyasında geniş yankı uyandırdı.
Facebook
Reality Labs tarafından finanse edilen yeni teknoloji, kullanıcının kafatasına
yerleştirilen elektrotlar aracılığıyla kişinin düşüncelerinin okunup metne
dökülmesi yöntemiyle çalışıyor.”
Öncelikle
şu koyut:
Günce
okunabilir bir şey değildir, çünkü beyinde hazır ve belirgin duran bir şey
değildir.
Sonra
da şu:
Dil;
okuma, yazma, konuşma, dinleme olarak 4 bölümden oluşur, düşünce de öyle. Hepsi
de, beynin farklı bölgelerini kullanır.
Sonuç:
Semantik
aramada sonuç 0. Düşünce okumada da sonuç 0 olacak.
(5 Ağustos
2019)
Orduyu Yeniden Yapılandırmak: 2016-2023
Bir
alıntı:
Son 4
yıldır tüm, kor ve or seviyesinde emekli edilen general / amiral sayısı terfi
ettirilenlere göre çok daha fazladır.
Mesela,
Kara Kuvvetleri’nde 2016 yılında 10 orgeneral varken, 2019’da bu sayı 4’tür.
Korgeneral
/ amiral ve tümgeneral / amiral sayılarında da benzer bir durum söz konusudur. Bu
tablo bize, AKP’nin 2016 ve sonrasında tuğgeneralliğe / tuğamiralliğe terfi
ettirdikleri arasından, 2023’e gelindiğinde, kendi komuta heyetini oluşturmayı
amaçladığını anlatmaktadır.
+
Yorum:
Bu
türden edimler, daha önceleri de kezlerce yapılmıştı. 1980 darbesini yapan
Evren, kazara emekli edilmemişti.
Diğer
bir deyişle:
1960
darbesinden beridir, ordunun ast-üst
çizgisi aşırı bozuldu: 60 yıldan söz ediyoruz.
Ordu;
savaşmakla uğraşmaktansa, hükmü kesin olmayan bir içtüzük maddesiyle (ilk 3’ü
olan) 3 darbe yaptı. Ülkeyi aldı, liberalizmin ve şeriatçılığın kucağına
taşıdı: İslami sermayeyi bi ülkeye sokan Evren: 28 Şubat’ın Erdoğan’ı
cumhurbaşkanlığına taşımadığını kim söyleyebilir?
Vd, vb,
vs…
O
nedenle, bu metni yazan general de bu süreçlerin içinde müdahil olmuş olarak,
kimsenin diyecek sözü yok.
Asıl soru
şu:
Bu hesap
tutar mı?
Bizce
tutmaz.
Nasıl ki
Erdoğan Erbakan’ı harcadıysa, şimdiki generaller eski üstlerini harcadılar.
Dolayısıyla, gelecekte de gencecik birileri yaşlıları harcayabilecektir
kesinkes olarak.
Daha da
önemlisi:
AKP 2023’te
olmayacak.
TC
olabilecek mi?, onu bile bilmiyoruz.
Bir denizci astsubay çocuğu ve orduyu
içeriden yaşamış biri olarak diyoruz ki:
Generallerin
hesabı, bu ülkede hiç tutmadı. Bu metindekiler de tutmayacak.
(5 Ağustos 2019)
ABD'de 24 saat içinde 3. saldırı!
İslam terörünün
yeni dalgaları konusu daha önce yazılmıştı:
Seri cinayet ile seri terör birleşmesi konusunu da daha önce yazmıştık:
Dolayısıyla,
baştan yazalım:
Bu son 3
olay, bunun açılımı.
Gelelim
alıntıya:
“ABD'nin
Chicago kentinde düzenlenen bir silahlı saldırıda en az 9 kişinin yaralandığı
bildirildi.
…
Saldırı,
Kuzey Kaliforniya'daki yaz yiyecekleri festivalinde 18 yaşından küçük bir
saldırganın ateş açarak 3 kişiyi öldürmesinden bir hafta sonra yaşandı.
…
ABD'nin
Teksas eyaletinde El Paso şehrindeki Cielo Vista alışveriş merkezinde,
süpermarket zinciri Walmart'ta silahlı saldırı düzenlendi. Yerel saatle
Cumartesi sabah 10.30 sıralarında ABD-Meksika sınırına birkaç kilometre
uzaklıktaki alışveriş merkezinde düzenlenen saldırıda 20 kişi hayatını
kaybetti.
…
El
Paso'daki saldırıdan birkaç saat sonra, Ohio eyaletindeki Dayton şehrinde de,
polisin verdiği bilgiye göre silahlı bir saldırgan şehir merkezinde etrafa ateş
açtı.
Dayton
polisi saldırganla birlikte 10 kişinin hayatını kaybettiğini, 16 kişinin
yaralandığını duyurdu.”
Dikkat:
Aslında,
3 değil, 4 saldırı var gibi.
Bu da,
bildiğimiz islami terör tasarımının 2’nin üslerine doğru yayılım tipine
uyuyor gibi.
Ancak,
en önemli olan şey şu:
ABD’de ‘mass shooting / kitlesel vurma’ denilen
bir eylem türü var. ABD’li vatandaşlar, tümden nefret ettikleri ABD
vatandaşlarından bir bölümünü rasgele öldürüyorlar ve bu nedenle kimi yılda
1.400 kişi ölüyor. Ki bu, bildiğimiz terör ölümleri türünden bir salgın.
İşte
biz, terörün medya geştaltının mı, toplu bilisizliğin mi, yoksa her
ikisinin de mi yarattığına emin olamadığımız biçimde, bu ikisinin füzyona / ozmosise girdiği kanısındayız.
Ve, BM’nin
haberdar olduğu yeni olaylar dizisi de bunlar olmakta.
Şimdi
yorumlar:
Bunun
ABD’de silahların yaygın kullanımı ile ilgisi yok. Bu, yeni bir kültürel
moment: Olgu, ABD’lileri aştı, global oldu.
Bizce,
olayların artık şiddetle de ilgisi kalmadı, kan davasının şiddetten kopup,
yalnızca bir tür bellek oyununa dönüşmesi gibi.
Yani:
4.
Dünyalılar, 1. Dünyalılar’a yönelik kan davasına girdiler ve bu en az 1 yüzyıl
sürecek: Barış sağlansa bile sürecek.
İronik
olan şu:
Hep ABD
global zirveleri soğururdu, şimdi globalizm
ABD’yi soğurdu.
Ki bu:
ABD’nin
global rekabeti yitirip, ekonomisini içe kapamasıyla da koşut bir durum bizce.
Evet:
Tüketim terördür, hem de kitlesel katliam
düzeyinde bir terör.
Demek ki:
Yumurta
balyozla kırılmıyor.
Etme
bulma Dünya’sı.
ABD, 11
Eylül 2001’den beridir fatura ödemeye başladı.
Sonuç:
Olaylar
artarak sürecek.
(5 Ağustos 2019)
Tarihi-Politik-Polisiye Roman / Dizi / Film Janrı
Türk
Gambiti ve Babylon Berlin dörtlemeleri örnekleri.
En
ağırlıklı yan polisiye gibi görünse de, dikkatli bakınca paçallık ağır basıyor.
3'ü
sentezlenip tektürleştirilemedi
henüz.
Politik
bilinç / ilgi, en zayıf alan.
Tarihi
gerçekler hiç kaale alınmıyor.
Filmleştirmede
‘Türk Gambiti’, başarılının ötesinde.
Dizileştirmede
‘Babylon Berlin’, ‘Berlin Alexandre Meydanı’ nedeniyle, ona meydan okuduğu
alanda, sentimentalitede ve melodramda ona yeniliyor.
+
Bu aratürün, tarihin yeniden yorumlanmasına başlandığı bir dönemde ortaya
çıkması, estetiko-politik açıdan
raslantı değil. Çünkü bu roman türü de, tarihi yeniden yorumlamanın bir parçası
olmakta.
(4-5 Ağustos 2019)
Fethullah Geri Dönüyor
Fethullah
çizgisi geri dönüyor gibi:
Bir: İmamoğlu
projesi.
İki: 3'lü
yeni parti kurma eğilimi ve Erdoğan'ın 6 aydır onları cezalandıramamışlığı.
Üç: İP-MHP
birleşme arayışları.
Dört. Anti-Fetöcü
komutanların 2019 Ağustos'ta tasfiye edilişleri.
Beş: HDP
aslında etkisiz eleman ama bu da yeni iktidara yol açıyor.
+
Bu yeni
Fethullah'çılık, son 40 yılınkinden farklı olacak ama nasıllığı henüz kesin
değil.
Akar-Fidan
çizgisinin tek tek ve birarada ne yapacağı belli değil ama neo-Fethullah
çizgisinin savaşa karşıki tavrı da henüz belirsiz. Bizce, birbirlerine uygun
pozisyon alırlar.
ABD
açısından bu yeni çizgi uygun, çünkü pazarı korunacak: Sömürgeci açısından,
sömürge valisinin kim olacağı önemsizdir.
AB,
konuya hiç intikal edemedi. Yeni duruma da intikal edemez.
Putin
çizgisindeki Rusya, o kadar İslam terörü yaşamışken, henüz bu şeriat konusuna
az intikal edebildi ancak.
+
Olabilir
mi?
Neden
olmasın?
Biz bu
ülkede neler olduğunu gördük.
+
Dipnot:
Daha
önce, birilerine Fethullahçı dediğimiz için ertelenmiş cezamız vardı. Şimdi bu
metin de bize dava açtırırsa, epeyi şaşırırız.
(4-5 Ağustos 2019)
Cumartesi, Ağustos 03, 2019
Sinema: Enformasyon ve Dezenformasyon
Elimizde
4 film var. 1’i kurmaca, 3’ü belgesel.
“YPJ’li
kadın savaşçıları anlatan Soeurs d'Armes’ın yönetmeni Caroline Fourest, “Film,
Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı utandıracak şekilde, cihatçıları dehşete
düşüren ve bizi IŞİD'ten kurtaran bu Kürt savaşçılarının hikayesini anlatıyor”
dedi.”
Erdoğan,
bu filme bir tarafıyla güler ve hatta böyle filmler yapılsın diye destek verir,
çünkü film onun çizgisine hizmet ediyor duruma düşmüş.
Gelelim birinci
belgesele:
Sonuçta,
bu belgesel nedeniyle yönetmeni ceza yedi:
Onun da
sorunu şu:
Ruslar
da, aynı konuda bir belgesel yapmışlar:
Sputnik
News’in çizgisi belli. Ruslar’ın Kuzey Suriye’deki çizgisizliği belli. O zaman
desteklemişler, şimdi kösteklemişler. Daha çok değişir bu zigzaglar.
Dolayısıyla, Rus resmi doktrini ile aynı çizgiye düşmenin kendine göre
epistemik sorunları var.
Gelelim sinemanın
dezenformasyonlarına ve enformasyonlarına:
Bizim
çizgimiz, tüm sanat dallarının epistemik
aksiyolojisi, yani doğru bilgi sunma
ahlakı olması gerektiği veri tabanına bağlı.
Oysa,
daha ‘Potemkin Zırhlısı’ ve Eisenstein’dan beridir, bu konu muğlak. Gerçek
zırhlının öyküsünün filmdeki öyküyle hiçbir ilintisi yok ve marksist film
eleştirmeni ve tarihçi Marc Ferro bundan beis görmemiş.
Aynı
savaş alanında var olabilen Fehim Taştekin ve Aydın Selcen bile, Kürtperver
olsalar bile, bu 3 filmlerdekinden biraz daha farklı bilgiler aktarageldi.
Oradaki ibareleri kabul etmek mümkün değil.
Ancak şu
ibareyi kabul edebiliriz ama:
Zamanında
Kuzey Suriye’de erkek peşmergeler kaçtılar, kadın peşmergeler alanda kaldılar
ve savaştılar.
Ama şunun
olmayacağını da biliyoruz:
4
ülkedeki Kürtler’de; ne töre cinayeti, ne yüksek gençkız intiharları, ne
patriyarki kültü değişmedi, değişmiyor, değişmeyecek. Yani bu kadın peşmergeler,
özgürlüklerini yaşayamayacaklar, çünkü erkekler gelip iktidarı devralacaklar,
çoktan devralmışlardır bile.
Bu
önyargı değil, bu deneyim.
Bu, 35 yıllık
bilgi.
Soru
belli:
Ezilenlere
hizmet etmek mi öncelik, doğruyu ve gerçeği aktarmak mı?
Çıkış:
Engels
bile, angaje sanatçıyı eleştirmiş
zamanında ve prolet-kult’un yalan dolanları tarihte açıkseçik kayıtlı.
Dipnot:
Sean
McAllister, aynı konuda çok daha gerçekçi bir belgesel çekmiş.
Bu örnek
bizi, eski-Yugoslavya savaşları konusunda, Müslüman yönetmen Kusturica’nın
Hristiyan tarafında kalmasını, Hristiyan yönetmen Paskalyeviç’in Müslüman
tarafında kalırken, filminin öngörüleri doğru çıkınca, filminin politikliğini
yadsıması çapraşık durumuna götürüyor.
Tarih,
tekerrür ediyor yani.
(3 Ağustos 2019)
‘Freelance’ Gazetecilik
Düzenli
olarak yazdığımız 1984’ten beridir yazarlığımız, ortalama 2,5 sayfalık
metinlere evrildi: Bildiğimiz köşe
yazısı formatına yani.
Matbu
veya sanal olarak yayınlanmış binlerce metnimiz için, yalnızca 2 kere para
alabildik.
Kendimizi
‘freelance’ köşe yazarı sayarız. Bu
durumda, bedavaya yazan ‘freelance’
yazar olmuş oluyoruz.
35
yıldır ‘freelance’in ‘özgür mızrak’
anlamına geldiğini bilmiyorduk. Bizdeki Osmanlı’dan beridirki ‘özgür kalem / kılıç’ yaklaşımı da
oradan geliyor herhalde.
Ancak,
bundan sonrası biraz karışık.
Günümüz
koşullarında ‘freelance’ gazetecilik, epeyi dingildek durumda.
Bir:
Para
konusu: İster kadrolu ol, ister sözleşmeli; ister iktidara yakın ol, ister
muhalefete; bir konuda yazdığında bunun için para alınca, parayı veren kişi,
seni kendi istediği gibi yazmaya yönlendirir. Senden hiçbir talepte
bulunmuyorsa, sen zaten onların çıkarlarına göre yazıyorsundur: ‘Kullanışlı
aptal’ terimi, bunun için icat edilmiş.
İki:
‘Freelance’,
Orta Çağ’da ‘serbest çalışan paralı
asker’ demek imiş. Bugünün lejyonerleri
gibi yani ki zaten o da ‘Roma paralı
askeri’ demek. Japonca’da (bir ‘shogun’e
bağlı olmayan) sahipsiz savaşçılar
için kullanılan, ‘yojimbo’ ve ‘ronin’ sözcükleri var ve ikisi de
olumsuz anlam içeriyor. Yani Doğu, bu konuda Batı’dan farklı düşünüyor. Bu da,
Batı’yı konunun birinci maddesine doğrudan bağlıyor: Efendinin kim olduğunu
seçmek veya seçmemek, senin efendi
kölesi olduğun durumunu değiştirmiyor. Bu, Batı’nın tüm ‘freelance’
yazarları için geçerli, özellikle de savaş muhabirleri için.
Gelelim
bu konuda alaturka bir ‘freelance’
ne demiş’e:
“ ‘Freelance’
türü esnek gazetecilik, az da olsa bazılarının tercihi. Kendince sebepleri var.
Özgürsün. İstediğin habere koşuyor, istediğin saatte başlıyor, istediğin kadar
çalışıyorsun.
Müdür
yok, amir yok, patron yok.
Haberine
karışan yok, mobbing yok.
Atlatma
haber yakalarsan, ya da dolarla çalışan yer bulursan, epey para kazanabilirsin.”
Bunların
hiçbiri geçerli değil, özellikle de ‘Aydınlık’
yayın çizgisi için. Demek ki bu arkadaş, kendine
dezenformasyon yapıyor.
Yazısı
şöyle bitiyor:
“Özgür
mızrak, yalnız olmamalı.”
Ne
diyeyim ki?
Arkadaş
yanlışlıkla sürüden ayrılmış, bir tarafını kurda kaptırmış, şimdi de dert
yanıyor.
Doğrusu /
geçerlisi şunlar olmakta:
Yazar zaten
yalnızdır.
Satılmayan
biri, yazar olsa da olmasa da, yalnızdır.
Haber,
yalnızken yakalanır ve yazılır, yoksa konuyu kaptırırsın. Bu, en çok savaş
muhabirleri için geçerlidir. Yaşar Kemal, zamanında birilerinin röportajlarını veya
öykülerini apartmaya bayılırmış (bakınız Fikret Otyam).
O
nedenle, bir ‘freelance’in bile, suda olduğunu bilmeyen balık, gibi olması çok
tuhaf.
Bizim
öz-çözümümüz şu:
Son 15
yıldır internete binlerce köşe yazısı türü metin koyduk. Zaman zaman
yazılarımızın doğrudan çalındığını gördük. Zaman zaman en sapa
düşüncelerimizin, iktidar veya muhalefet odakları tarafından sahiplenildiğini
gördük.
Olsun.
O
düşüncelerin altında bizim imzamız olsa, kimse ikna olmaz: Adın çıkacağına
canın çıksın, durum var çünkü.
Olsun.
Para
vermiyorlasa, biz de düşüncelerimizi (insanlığa değil) geleceğe bağışlarız.
Mülkten
ve paradan özgürleşir, aç aç ölürüz, ne var yani bunda?
Tüm
yazın tarihi, zaten böylesi örneklerle dolu değil mi?
(3 Ağustos 2019)
Yemen'de askeri geçit törenine füze ve drone'larla saldırı
Bir
haber:
“Askeri
kaynaklardan alınan bilgiye göre, İran destekli Husiler, Aden'in batısındaki
El-Berika kentinde bulunan El-Cela Karargahı'na Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)
destekli Hizam el-Emni güçlerinin geçit töreni sırasında, İnsansız Hava Aracı
(İHA) ve balistik füzeyle saldırı düzenledi.
…
Aden'de
sabah saatlerinde de bir emniyet merkezine bombalı araçla saldırı düzenlenmiş,
olayda ilk belirlemelere göre 3 asker ölmüş, 20 asker yaralanmıştı.”
İslami
terör, evrilmesine devam ediyor.
En son,
8’den 16’ya varacak olan 2’li saldırılar düzeni kullanılıyordu.
Şu an
için bu, yeni bir 2’li saldırı düzeni olmuş:
“1’i
klasik saldırı, canlı bomba veya bombalı araç saldırısı.
1’i, 2’li
olarak ileri teknoloji saldırı.”
Yeni
olan şey, ikincideki taktik ve 2’lilik.
Öncelikle
şu ayrım önemli:
İnsansız
hava aracı ayrı şey, dıron ayrı şey.
İnsansız
hava aracı daha çok uçak ve daha büyük, dıron daha çok helikopter ve daha küçük.
İHA,
bildiğiniz uzaktan kumandalı uçak.
Ağır bombardıman bile yapabilir.
İnternette
füze atabilen veya makinalı tüfek kullanabilen, en çok 1 metre çapında dıronlar
var. Bunların bazılarını insanlar kendi evlerinde
yapmışlar: O kadar kolay ve pratik yani.
Bizce
olay, giderek mayın tarlasına dönüyor. Mecazi olarak değil, reel olarak.
Herhangi bir mayın tarlasındaki mayınları hangi ülkenin ürettiğini bulmak artık
o kadar kolay değil: Seri numarasız mayınlar üretilmiş çünkü.
Bizce insansız
hava aracı ve dıronlar için de giderek öyle olmakta.
Yemen’deki
durumun gösterdiği üzere, tabii ki çölde deveye binen Bedeviler bu teknolojiye
sahip değiller. Ancak, ellerindeki silahların kaynağı, bundan böyle gizli
kalacak gibi.
Buradan uluslararası savaşçıklar alanları
konusuna geliyoruz.
Yemen’de
olduğu gibi, kimin kimle neden savaştığı, diğer üçüncü tarafların hangisinin
hangi tarafı neden desteklediği giderek muğlaklaşmakta.
Yemen’de
30 yıl önce birbiriyle savaşan 2 marksist taraf vardı, şimdi bunlar var, yarın
başka gruplar çıkar.
Suriye’de
birbiriyle savaşan ve habire taraf değiştiren belki 150 aşiret var.
Sorun,
1. Dünya ülkelerinin bu durumu desteklerken ve yangına benzin dökerken, aslında
kendilerini yok ettiklerinin bilincinde olmamalarında.
ABD ve
Taliban için aynısı oldu.
Şimdi
ise olay, Arap ülkeleri arasındaki idrar yarışına döndü. Parası çok diye
böbürlenen çakma emirlikler, on binlerce kişiyi ölüme yollamakta beis
görmüyorlar ama bu gidiş onları da yok edecek.
Bizce,
Yemen’deki son olaylar bunların göstergesi.
(3 Ağustos 2019)
BM'den endişe verici rapor: Radikal İslamcı terördeki duraklama yakında sona erecek, yıl sonundan önce yeni saldırılar meydana gelebilir
Bunda
şaşılacak bir şey yok:
IRA 150
yıldır var, terörizm üzerinden kurulan Hasan Sabbah devleti 250 yıl sürdü.
Gelelim
habere:
“Birleşmiş
Milletler dünyada yapılan terör saldırılarındaki duraklamanın yakında sona
erebileceğini, yıl sonundan önce yeni bir terör saldırıları dalgası meydana
gelebileceğini ifade etti.
BM
Güvenlik Konseyi özel gözlemcileri tarafından hazırlanan bir raporda, radikal
İslamcı terörün başarılı müdahaleler sonucunda durakladığı belirtilse de bu
örgütlerin dünyaya hâlâ önemli bir tehdit oluşturduğu ifade edildi.
Raporda
farklı ülkelerden radikal İslamcı terör örgütü IŞİD adına "savaşmak"
için seyahat eden yaklaşık 30 bin kişinin hâlâ hayatta olabileceği belirtildi.
BM gözlemcileri, bu isimlerin başka insanları radikalize edebileceğini veya El-
Kaide gibi başka terör örgütlerine katılabileceğini ifade etti. IŞİD, bu sene
işgal ettiği bütün toprakları kaybetmişti.
BM üyesi
ülkelerin istihbarat servisleri tarafından verilen bilgiler kapsamında
hazırlanan raporda, El Kaide ve benzer örgütlerin oluşturduğu tehditin daha
fazla gerilemesinin öngörülmediği bildirildi.”
Farklı
veya yeni bir şey söylenmemiş.
Bu
koşullarda, Trump’ın IŞİD’in bittiğini ilan etmesinin de anlamı yok. Ki zaten
Trump çizgisi, Taliban’dan başlayarak IŞİD’e vararak, o İslami terörist çizgiyi
yarattı.
Dünya’da
belki 50 ülke Müslüman ve tüm G-7 ülkelerinde Müslüman göçmenler var. Asıl
sorun ikincisi. Göçmenlere yönelik baskı arttıkça, teröre kayma da artıyor,
arttı da.
Diğer
bir sorun ülkelerin bu gerçeği yoksaymasında:
Türkiye’ye
konunun uzmanları açıkça söyleseler de, o Suriyeli göçmen çocukların terörist
olmaktan kurtarılmasına yönelik hiçbir hazırlık olmadı ortalıklarda.
Bu
konunun en son belirtisi, Yemen’deki yeni türden saldırıydı. (O konu, ayrı br
metinde yazılacak.)İslame terörizm evriliyor:
İkiz
Kuller’deki silahsız savaştan Yemen’deki
yüksek teknolojili dıronlu saldırıya
kadar.
Diğer
bir dert de şu:
“Gözlemciler,
tutuklanan IŞİD'li teröristlere uygulanan "deradikalize" etme
programlarının da çok başarılı olmadığı değerlendirmesinde bulundu.”
Nasıl
başarılı olabilir ki?
Sen o
kişinin tüm ailesini yok et, ondan sonra o, sana karşı savaşan bir terörist
olsun, sonra sen onu yakala, tedavi etmeye çabala. Olacak iş mi bu?
(3 Ağustos 2019)
Dünya Nereye Gidiyor?
Soruyu
çevirelim:
Dünya
bir yere gidiyor mu?
Bizce
bir yere gitmiyor.
ABD’nin
çözülmesi azala çoğala en az 50 yıl sürer.
AB’nin
çözülmesi en az 30 yıl sürer.
Çin’in
her tür ‘askeri, iktisadi, vd) büyümesi, en çok 10 yıl vadeli.
Büyükler
böyle.
Küçükler
de benzeri durumda.
Orta
ölçekliler, büyüklerle aralarındaki fark oldukça azalmışsa da, onları
geçebilmeye hazır değil.
Küçüklerse,
bildiğin küçük: Ufukları dar, hesapları sığ, vadeleri kısa.
Bu
durumda, tarihsel devnimler ancak Brown hareketi olabiliyor, olduğun yerde
titreşim gibi yani.
Bu arada
o bir yere varmayan Brown hareketleri; 3. Dünya Savaşçıkları, açlıklar,
salgınlar, ekonomik krizler demek ama hepsi ‘-cik’ ölçeğinde: 7,5 milyarda 7,5
milyon toplamı bile etkileyemeyen demek bu.
Şöyle
bakalım.
Dünya
artık 12 aylık olanağını 7 ayda tüketiyor. Yani, Dünya nüfusunun 12’de 7’ye
düşmesi gerekli, o da şimdilik. O da, 4,5 milyar nüfus demek.
Dünya
yıllık ölüm oranı %o 5’e düştü. % 40 nüfusun azalması, eğer hiç doğum olmasa
bile, 80 yıl alır demek bu da.
En
yüksek oranlı ölümü sağlayacağı kabul edilen global bir salgında maksimum olası
kayıp ise, % 5 ki o da olayı 10 yıl kısaltmak demek.
Yani,
artık epeyidir doğum kontrolünden değil, ölüm
kontrolünden söz ediyoruz.
ABD,
tarihin en barbar ülkesi olarak,75 yılda ancak 10 milyon sivil öldürebildi.
Asker olarak da o kadardır ancak (Kore 1, Vietnam 1, vd).
Oysa
tıp-eczacılık, 1. Dünya’daki ortalama yaşamı 1900 = 40’tan, 2000 = 80’e
çıkardı. Bu kadar nüfus artışı bu nedenle. Bir de, eskiden yüksek bebek ölüm
oranı vardı, o da ortadan kalktı.
Dünya
nüfusu 12 veya 15 milyarda duracak ama, Dünya’nın kapasitesi hala 4,5 milyarda
kalacak.
Birinci
Dünyalılar, özellikle de kadınları, artık çocuk yapmıyor. Fare sürüsü gibi
üreyenler, Üçüncü ve Dördüncü Dünyalılar. Savaştan, açlıktan, salgından en çok
ölüm oranları da oralarda.
Bu, tarihsel
bir kakafoni demek:
Kültürün,
bilimin, sanatın, bilimin olmadığı; tüketiciliğin, aptallığın, cahilliğin
egemen olduğu bir Dünya momenti demek…
Dünya
buraya gitmedi, zaten buradaydı.
(1 Ağustos 2019)
Perşembe, Ağustos 01, 2019
CHP, yerel iktidarını Türkiye yönetimine taşıyabilmek için neler yapacak?
Ağustos
2019 – Ağustos 2021 ülkesel politik gündemi bu. Bu, kesinleşti artık. Dış
destek de var artık.
Gelelim ‘CHP
neler yapacakmış’a:
“Derviş
sabrı gösterdik, partimize, genel başkanımıza ağza alınmayacak sözler
söylendiği halde, derviş sabrı gösterdik, sonunda kazanan biz olduk.”
Bu kadar
sabırlı olmayacaktınız. 17 yılda çok yüz bin kişi gün yüzü göremeden ölüp
gitti. Siz, ’39 Harami’ fıkrasındaki muhafız gibisiniz.
Eksi 1
puan.
+
“Buna
örnek olarak da, partinin saha analizlerine göre 31 Mart'ta CHP'ye oy vermemiş,
ancak 23 Haziran'da vermeyi düşünen MHP'li seçmen oranı yüzde 22,5 iken, Öcalan
mektubu açıklamalarının hemen ertesi günü yapılan saha çalışmasında bu oranın
yüzde 50'ye çıkması gösteriliyor.”
Oh be
yahu.
Sonunda
birileri doğruyu anlamış ve anlatmış. HDP oyları küllüm dezenformasyon yahu.
350 bin
kişi ikinci yerel seçimde parti değiştirdi. MHP oyu % 8 ise, bunun yarısı % 4
eder, 10 milyonda da bu, 400 bin kişi eder kabaca. Sonuçla uyuşan bir tahmin
bu.
Ancak
CHP şunu hiç unutmamalı:
Ecevit
üzerinden CHP, MSP ile, yine Ecevit üzerinden DSP, MHP ile koalisyon yaptı ve
sosyal demokratlar bundan dolayı çok acı çektiler.
Artı
Baykal, tam bir truva atı gibi, CHP’yi 2002’den beridir sağa, hep sağa çekti.
CHP artık laik bir parti değil, çünkü İmamoğlu gibi, lak olmadığını açıkça
savunan ve seçimi kazanan bir belediye başkanları var.
Şerh:
Bunun karşıtı tutum-davranış da, Kaftancıoğlu’nunki değil. Çünkü CHP 1970-2020
arasında, her zaman MHP kadar, şimdiki
tanımdan çok daha ulusalcı olageldi. Kıbrıs 1974 bunun kanıtı zaten.
Geriye
hala, sosyal demokratlık kalıyor. Hani, CHP-Ecevit’in DİSK-TKP çizgisi
üzerinden tarihe yem yaptığı sosyal demokratlık.
Şerh: Asıl-ilk TİP çizgisini şu an hayal dahi
edemiyoruz. Şimdiki tipitip TİP, bir
parodi yalnızca.
+
“CHP'nin
ölçümlerine göre, Öcalan mektubunun açıklanmasının ardından, HDP'de ise
herhangi bir oy kayması ya da tavır değişikliği kaydedilmedi.”
Bu
durumu irdelemekte zorlanıyoruz. Bir değişim olması gerekir ama hangi yönde
belli değil.
Bizi
ilgilendiren diğer bir nokta da şu:
CHP’liler
bu mektuptan nasıl etkilendi?
İmamoğlu
da İmamoğlu takıntısı, bazı makro sorunları CHP’lilerin pas geçmesini
yaratıyor.
Öcalan,
Bayık, Demirtaş çizgilerinin ayrılıkları, İran-TC edimleri, suikastler ve
karşı-suikastler, Öcalan’a yeni bir moment kazandırdı ama onun ne olduğunu
bilmiyoruz henüz: Kendisi fırdöndüdür
çünkü, CHP’nin bir uzmanı tarafından izlemesi gereken bir fırdöndü: etkisi az
veya çok, hala var yani. HDP’siz bir Öcalan, CHP’nin epeyi işine yarayabilir.
Yani
CHP, iktidar olacaksa, büyük, çok çok daha büyük düşünmek zorunda.
+
"Seçmenin
kalıcılığı belediyelerin başarısına bağlı."
İşte bu
geçersiz bir saptama. Eksi bir daha.
MHP’liler,
CHP’ye oylarını geçici olarak ve herhangi bir çıkar karşılığı olmaksızın
verdiler. Şimdilik ama.
Ara
saptama:
Putin’in
Moskova deneyimleri ve İngiltere’nin yeni başbakanı Johnson üzerinden, yeni ulusal
yöneticilerin yerel yönetimlerden gelmesi yeni-den-eğilimi
ortaya çıktı ama Türkiye’de Ankara-Karayalçın gibi oldukça olumsuz bir deneyim
var CHP açısından. İmamoğlu daha şimdiden Karayalçın’dan daha kof çıktı.
+
CHP'den
üst düzey bir yönetici, pozisyonlarını şöyle anlatıyor:
"Karaburun
Belediye Başkanımız, aslında bütün AKP'li başkanlar ne yaptıysa onu yaptı ve
kendisini yöneticisi olduğu şirkete atadı.
Ertesi
gün ne oldu, şirketten istifa etti aldığı maaşı da bağışlayacağını açıkladı.
Keza
Torbalı belediye başkanı da oğlunu atadı, o da bu atamayı geri almak zorunda
kaldı.
"Eğer
bu eylemler, partimizde hoş görülseydi, bu geri adımlar atılmayacak, arkası
silsile halinde gelecekti.
Bu
partimizde iz bırakır. Çünkü biz Özdemir Asaf'ın şiirindeki 'beyaz'ız: 'Bütün
renkler hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler...” “
işte, zurnanı
zırt dediği nokta bu.
Biz, CHP’nin
bunu aşabileceğini sanmıyoruz.
Çünkü
alaturka liberalizm talah ekonomisi olarak algılandı, iktidar tarafından da,
muhalefet tarafından da: Devletin malı deniz, yemeyen domuz, olarak kabul
edildi.
Ancak yine
de asıl sorun başka:
CHP hala
çok küçük düşünüyor: En son 1977’de asıl-odak-iktidar
olabildi çünkü.
+
Çıkış:
Bu konu
daha da yazılacak.
(1 Ağustos 2019)
WhatsApp: Mesajlaşma uygulamasında nokta işareti kullanmak kabalık mı?
Nerelere
kadar geldik.
İnternetin
insanları daha aptal ve daha cahil kıldığını daha önceleri yazmıştık. Bu durum,
Dünya’daki araştırmalarda da ortaya çıkmıştı.
Bize
bunun asıl nedeni şu:
Okyanustan
tasınız kadar su alabilirsiniz. Tamam, internet sonsuz büyük ama ezeli-ebedi
ergenlerin zihinleri de sonsuz küçük. Bu da, doğrulara karşı aşağılık kompleksi ve inkar yaratıyor:
Temel bilgileri inkar yani. Okuryazarlığı inkar yani.
Biz,
yukarıdaki ibareyi şöyle okuyoruz:
Doğru
yazım kurallarını sosyal medyada kullanmak kabalık mı?
Soruya
bak:
Kabalık
mı?
Yani:
Yalan
yanlış yazmak, kibarlık oluyor.
Bu da,
bildiğimiz çirkin gerçek yerine, güzel yalanın yeğlendiği, gerçeği inkar kültü
demek.
Bu da,
hem faşizmi, hem de engizisyonu besliyor.
Bu da,
hem sağın, hem de solun popülizmi demek aynı zamanda.
3
milyarlık Dünya sosyal molozlarını
tepe tepe kullansınlar.
Entellektüelleri
de gömmeye devam etsinler.
(1 Ağustos 2019)
'Türkiye'nin Irak Kürdistanı operasyonuna İran da katıldı' iddiası
Taştekin
ve Selcen metinleri üzerinden, Ortadoğu’daki savaş dalgalarının, görünen
dışında başka parçaları olduğunu kezlerce vurguladık.
Bu
haber, o parçalardan biri:
“Türkiye’nin
Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nde (IKBY) yürüttüğü operasyonlara İran’ın da
destek verdiği, planın amacına ulaşması halinde İran’ın da Kürdistan Özgür
Yaşam Partisi (PJAK) güçlerine yöneleceği iddia edildi.”
https://www.artigercek.com/haberler/turkiye-nin-irak-kurdistani-operasyonuna-iran-da-katildi-iddiasi
Burada
sorun, hem tarafların öncelik sıralarının farklılığı ve bu önceliklerin pek de
açıkseçik ortaya konulmamışlığı.
Örneğin
Türkiye, savaşı daha çok iç politika nedenleriyle istiyor. Hoş, İran ve
Barzaniler de öyle.
Buradaki
tuhaf durum şu:
İran ve
Türkiye yakın vadede savaş riski taşıyor. ABD, İran’a saldırınca, Türkiye’nin
İran tarafını tutması çok zor. Ki zaten ABD, Türkiye’yi konunun taşeronu olarak
düşünüyor: Türkiye’ye karşı toleranslı tutumu, başka türlü açıklanamaz.
Bu
durumda, bizim ‘japon kale orji’ dediğimiz durum oluşuyor. Şerh: Bu,
aşiretlerarası savaştan farklı bir şey.
Buradaki
en önemli nokta; Türkiye’nin de, İran’ın da, Kuzey Irak’ın da haritada silinme
riski taşıması. Çünkü, Barnett tarzı ABD dış politika yaklaşımı, ABD
asimilasyonuna tam uyamayan tüm ülkelerin haritadan silinmesine yönelik bir
eğilim taşıyor: Trump’ın arzusuyla, Google’ın Huawei’ı bir günde haritadan
silebileceğinin ortaya çıkması gibi (burada devletleri ve ÇÜŞ’leri aynı
hegemonya kategorisine koymuş oluyoruz).
Buradan
çıkan sonuç, PJAK veya Talabani üzerinden, İran’ın da Kürt sorununu sıfırlama
eğiliminde olduğunu görmüş olduk.
Oysa, 3.
Dünya Savaşçıkları yaklaşımı, bu türden sıfırlamaları içermiyor. Çünkü eğer
parçalar sıfırlanırsa, bütün de sıfırlanabilir olur ve bu yeni-acaip savaş tipinin sürmesini, ondan zarar gören taraflar dahil herkes istiyor.
Bunların
toplamında ise, Kuzey Irak’ın
temizlenmesi eğilimi ve Barzaniler’in buna gözyumması durumu
çıkarsanabiliyor. Ancak Iraklı Araplar, Barzaniler’in bağımsız statüsünü
reddediyorlar, bunun da hesaba katılması gerekli.
Bu
durumda ise, çok acaip bir çıkarsama geliyor:
İran ve
Türkiye, Kuzey Suriye’de işbirliği yapar.
Bizce,
bu son edimlerin en mantıklı sonucu bu ama bölgede mantıklılık en son görülecek
şeylerden biri, bunu da not etmiş olalım.
(1 Ağustos 2019)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)