Salı, Ocak 26, 2016

'Made in China' Kadavra

Göründüğü kadarıyla, Çin Malı olayı, kendini epeyi aşmış, tıp fakültelerinde keseceğimiz kadavraları bile oradan alır olmuşuz:
Antalya'da bir firma, tıp fakültelerinde eğitimde kullanılmak üzere kadavra ithalatı yapıyor.
Fotonun belirttiiği üzere, bu kadavralar zayıf ve yağlı olurmuş.
1984’te Çapa Tıp Fakültesi’nde bizzat kesme şerefine nail olduğum yerli malı kadavralar ise yağlı olurdu.
Ve bir de o çok keskin formaldehit kokusu...
Bizim tıp fakülteleri iyice pintileşmiş:
“Turgut, mevcut üniversitelerde de kadavraların çok uzun süre kullanıldığını vurguladı. Kadavranın normalde 2 aylık bir kullanım ömrü varken, bunların bazen 5 yıla kadar kullanıldığını anlatan ...”
Kıymadan öte diliyorlar demek ki...
Benim de aklıma takılan sağlık sorunu var bir de:
“Çin’den de getirilen kadavralar var ama sağlık konusunda çok emin olunamadığından ve Çinli kadavraların zayıf ve yağsız olmaları nedeniyle bunların kullanım süreleri biraz daha kısa...”
O pek sevilen ve baş tacı edilen Suriyeli canlı mültecilerin bu ülkeye hangi hastalıkları soktuğunu, mümkünse devlet hastaneleri açıklasın bir...
Ülkemizi pek seviyorum:
Yılda 250 bin canlı transit geçerken, epeyi cansız da transit geçmeye başlamış.
Araf gibi ülkeyiz valla...
Dipnot:

Alevi’nın cenaze namazını kılmayan bizim imamlar, Çin malı kadavra gömülürken cenaze namazını kılar mı acaba?

Suriye'de ABD-Rusya Orjisi

Büyük devletler böyle g.t g.te olmaktan hoşlanıyor. Tam Laz fıkrası gibi:
“Can cana
Yan yana
G.t g.te
Cit öte”
Haber şu:
“Rusya ve ABD Suriye'de 50 km. aralıkla hava üssü kuruyor.”
Rusya 19. Yüzyıl’da San Francisco’nun yalnızca 100 kilometre ötesinde, hani filmlere konu olan, Fort Knox’u kurmuştu.
Rusya Alaska’yı 18957te ABD’ye satmıştı.
Rusya-ABD, Aleut Adaları ile deniz sınırı komşusu zaten.
Şimdi de Suriye’de komşu olmuşlar.
Zaten, ABD’nin tüm derdi 2010’da Rusya’nın Suriye’de askeri üs kuracak olmasıydı.
Da, bunun için 5 yıl, 100 milyar dolar, 1 milyon ölü, 5 milyon göçmen gerekmiyordu ki...

Eh, ayı ile kartalın orjisi de böyle oluyor demek ki...

Pazartesi, Ocak 25, 2016

1 Soru ve 1 Yanıt

“Teknoloji insanı doğa ile bir olmaktan alıkoyuyor. Dijital teknoloji
Dünyasında, bu daha başlangıç sayılıyor. Siz bu 'yarılmayı' nasıl
yorumluyorsunuz?”
Baştan koyut:
İnsanın doğadan kopuşuna karşı değilim. Açılımı arkadan gelecek.
İnsanın doğadan kopuşu, insandan önce başladı. Epeyi primat, alet kullanan hayvan durumunda. Bu da, zihin evrimiyle ilintili. Aynada kendini tanıyan, yani var olduğunu bilen başka primatlar da var.
Yani, 1. Sanayileşme’nin başladığı 1750’de insan zaten doğadan epeyi uzaklaşmıştı.
2. Sanayileşme’nin başladığı 1950’de bu daha da keskinleşti.
2. Sanayileşme, robot, nanoteknoloji, GDO, bilgisayar, yapay zeka, (klonlama ve kafa nakli ile birinci, yazılım ile ikinci tür) ölümsüzlük, uzaycılık, siborg (inorganik insan parçaları, protezler ekleme), siberuzay (şimdiki durumuyla internet), çok ayrı kollardan insanı saltık-zihin olmaya doğru evriltiyor.
1900-2000 arasında ise, tıp ve eczacılık ile insan yaşamı, batıda 40’tan 80’e çıktı. Şu an için, 120 telaffuz ediliyor.
Bu koşullarda, doğal doğal yaşayamazsınız zaten.
Ayrıca; dini, hukuki, ahlaki, siyasi olarak insan türü, iyi olmayı ve sürmeyi beceremedi. Yani, Yeryüzü’nde er veya geç nükleer kıyamet (ama geçici olarak) yaşanacak. Bu durumda, tek yol uzaya gitmek ki gidildi de.
Sizin sözünü ettiğiniz dijital dünya ise, biraz yazılım, biraz internet olarak mevcut ve çok sınırlı. Aslına bakılırsa, kafa kasklarıyla felçliler yürütüldü, vd. Olayın perspektifi biraz daha geniş yani.
Olay, tasarımcılarının ve yaratıcılarının da dışında ivmeli genişliyor ve giderek nitelik değiştiriyor.
Ya bu gelecek dünyasına girersiniz, ya da geçmiş zaman cennetlerinden birine sığınırsınız.
Türkiye’de bu sıralar çok fazla kır komünü ve ütopyası kurulmaya başlandı örneğin, onlar geçmişi yüceltiyorlar. E tabii, bir kuşakta tam dijital olunamadığı için, tepki duyup geri çekilenler de oluyor.
Ben geriye değil, ileriye gidilmesinin uygun olduğunu düşünenlerdenim.
5 bin yıllık Dünya Sistemi tarih, 5 bin devlet, şu bu belli. İnsan türünü bırakın kendi haline, 5 milyon yıl daha böyle gider. 5 milyar yıldır aynı olan canlılar var. Evrim var veya yok: Sorun burada.
Gelelim işin geometrik / mantıksal modellenmesine:
Sizin yarılma dediğiniz şey, kaos matematiğinde bifürkasyon ve pertürbasyon ile karşılanır. Dengeyi yitiren sistem, önce yalpa vurur, sonra çatallanır, yarılır, birden çok yola gider (Verhulst denklemi).
Sözünü ettiğim 9 öncü altkültür bunlardan birazı. Dahaları da çıkacak. Bilgisayar 70 yıllık, internet ise 20 yıllık. 7 sanat dalına, 1820’de fotoğraf, 1895’te sinema katıldı. Liste böyle uzar.
Ben, elektriksiz ve susuz, tulumbalı bir evde doğdum. Önce teknolojik aşamaların hepsini geçtim, sonra da 1950 modeli dahil, tüm bilgisayar modellerini kullandım. Fanatik bir bilimkurgu okuruyum ve gelecekbilimciyim.
Dolayısıyla, iyi veya kötü ayrımı yapmadan, geleceği seviyorum ve yeğliyorum.
Bu, bir kavramsal çerçeve oldu. Kendinizi orada bir yerlere yerleştirseniz, adresinizi de görebilirsiniz gibi, yani ne kadar doğacı olduğunuzu ve olmadığınızı.

(25 Ocak 2015)

Körlerle Sağırlar: Alatlı ve Yavuz

Yurdum çeyrek aydını zırvalamayı ne kadar da seviyor.
En son Hilmi Yavuz ile Alev Alatlı kapıştı.
Kimdir bu ikisi?
Yavuz, 1989 gibi SHP’li belediye danışmanlığından, 1999 gibi AKP belediye danışmanlığına yatay geçiş yapan, ayrıca Zaman gazetesinde yazan biridir. 1989’da ilk işi, pazar günleri Bayazıt Meydanı’na kitap tezgahı açan bizlerin iznini iptal ettirmek olmuştu, bunun nedeni de içerideki dükkanlı sahhafların bunu ondan istemesiydi.
Alatlı, onu ilk ünlü eden roman dörtlemesinin kahramanı dönek solcu ve eşcinsel bir kadın olan biridir. Sonra, döne döne (Rael taklidi) Atatürkçü ve Ufo’cu tarikat paraleli bile olmuştur. Şimdilerde, AKP’ye yanaşmakla meşgul.
Alatlı demiş ki:
“Chomsky hakkında “Yeni Sol artığı bir Yahudi” ifadesini kullandığı için ırkçılıkla suçlanan ve bu iddialara katıldığı bir televizyon programında yanıt veren Alatlı, kendisinin ırkçılık yapmadığını iddia etti.”
Yavuz, kendisine eleştirenlere, ırkçılık yapmadığını iddia eden Alatlı’ya şunları söylemiş:

“Eğer öyle olmasaydı, Hitler'in Nazi Almanya'sında milyonlarca Yahudi'yi gaz odalarında yok etme soykırımını, ‘ırkçılık' saymamamız gerekir; hatta, Alatlı'nın aynı basit mantığıyla şöyle diyebilirdik: Hitler milyonlarca Yahudi'yi öldürttü / Oysa, Yahudilik bir ırk değildir / Öyleyse Hitler de ırkçı değildir.”
Cehalet insanı söyletiyor.
Doğru semantik şu olurdu:
“Ayrım tanımı ırk olmayan bir topluluğu yok eden birinin sıfatı ilkin ırkçı olmaz.”
Ama durum öyle değil:
Hitler’in öldürdüğü tüm Museviler, aynı ırktandı: Hazar artığı Eşkenaz idi.
Ayrıca Hitler, Çingeneler’i yalnızca Çingene olduğu için öldürttü: 5 milyon Musevi, 1 milyon Çingene.
Ayrıca Hitler, engellileri ve sosyalistleri / marksistleri de katletti.
Ayrıca soykırım, zaten ırk belirtmez, toplu ve büyük katliam belirtir. Ayrıca soykırım, hegemon kültürün kavramıdır: ABD (onlarca etnilik) Kızılderililer’i katliamını soykırım saydırmaz örneğin.
Hitler’in ırkçılığı ise, kendi Avusturya kökenli bir karakafa iken, Almanlar’ın sarışın olduğunu önesürmesidir. Oysa ki Dünya’da tek gerçek sarışın ırk Vikingler’dir. Onlar da Nordik’tir, Germen değil. Yani Hitler, safkan’ı önesürdüğü an, almanlar’ın safkan olmadığını kabul etmiş oldu.
Körlerle sağırlar, birbirini ağırlar.
Gerçek nerede, onlar neleri tartışıyorlar?
Devam, Yavuz daha şöyle demiş:
“Oysa ben, onu eleştirdiğim yazımda [Bakınız: Zaman, 20 Ocak, 2016] Chomsky'yi bir dilbilimci olarak savunmuş, politik görüşlerine hiç değinmemiştim.”
Chomsky’yi ünlü yapan, politik düşünceleri değil, dilbilim düşünceleridir:
Dilin öğrenilen değil, genetik bir şey olduğunu savunur ve yanılır. Memeli hayvanlar, doğar doğmaz yürümeye çabalar, bu genetik ve içgüdüsel olandır. 5 yılda öğrenilen bir şey genetik değildir. Bu da, taa Babür’ün yüzlerce yıl önce yaptığı deneyde ortaya çıktığı üzere, dilsiz dadılı çocukların konuşmayı öğrenememesi ile kanıtlıdır.
Kaldı ki dil, insan öncesindeki kuyruksuz maymunlarda ve bazı primatlarda da vardır ve onlar da dili öğrenirler. (Kuşlar bile anlamlı ötmeyi öğrenir.) Dilin bedensel bölümü, insanın değişen gırtlak yapısıyla ilintilidir. Bugün bile bazı insanlar gerçek anlamda konuşmazlar, böğürtü çıkarırlar yalnızca. Yavuz’un yazdıkları bu böğürtülere benzemiş.
Uzatmayalım:
Dinime küfreden Müslüman olsa gerek. Kendisi taraf değiştirmiş birinin, taraf değiştiren birine söyleyecek sözü yok.
Böğürtü korosuna devam...
Dipnot:

İkisinin yaptığı aslında, şarkıcılar gibi gündemde kalma ve reyting kazanma debelenmesidir.

P.çkurunuzu Nasıl alırdınız?

Ahan da çeşitler:
11-18 yaş arası, en aptal ve en cahil yaş-müşteri grubu olmakta. Adam ölüdrse yargılanmayacak birileri, binlerce lira harcayabiliyor. Sonra da yevmiye 15 lira oluyor caanım ülkemizde.
12 yaşında çocuğa TC gibi bir ülkede kredi kartı verirseniz, o da gider bin beş yüz dolara Justin Bieber bileti alır. (Sonra da birileri açlıktan ölür.)
“Tanışma Paketi; Justin Bieber İle Tanışmak, Onunla Sohbet Edip Fotoğraf Çektirmek Ve İmza Almak İsteyenler, Bu Pakete 2 Bin 750 TL Ödeyerek Sahip Olabilir.”
VIP paketin fiyatını yazmamışlar, infial olmasın diye herhalde.
Dolar, haberin yayınlandığı tarih olan Aralık 2012’de 1,75 lira falan.
Biri yer, biri bakar, çok nadiren devrim ondan kopar.

Bu kez Biberkopf Bieber tarafından gelecek demek ki ‘winds of change’...

Çin Ortadoğu’da ABD ve Rusya’nın Yerini Almaya Aday

Böyle bir plan kimin aklına geldi bilmiyorum.
Ancak, ABD ve Rusya’nın Ortadoğu’yu batağa batırıp, sonra da çekilip gitmek arzusunda olduğu gibi bir vektör görünmeye başladı.
Çin ise, Afrika’daki belaları nasıl üstlendiyse, burada da aynı çizgiyi korumaya niyetli.
“Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping dün Kahire'de Arap Birliği'nin merkezini ziyaret etti.
...
Önümüzdeki beş yılın kritik bir dönem olduğunu ve bu dönemin iyi değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Xi Jinping, Bir Kuşak-Bir Yol girişimini ortaklaşa inşa edecek Çin ve Arap ülkelerinin, Ortadoğu'da barışın mimarı, gelişme ve sanayileşmenin itici gücü olmaları gerektiğine dikkati çekti.”
TC için iyi gelişme, Çin’deki Sincan Türkleri nedeniyle, Çin’in Kürtler’i sempatiyle karşılamayacağı.
Zaten bu sıralar Çinli uzmanlar PKK’yi incelemeye başlamış.
Bir de anti-terör yasası çıkardılar:
“Şinhua ajansının haberinde, Çin Ulusal Halk Meclisi Daimi Komitesi'nin bu ayki toplantılarında, en üst yasama organı tarafından ülkenin ilk terörle mücadele  yasasının onaylandığı belirtildi.”
Açıkçası Çin, 500 yıllık emperyalist-dışı dönemden sonra hamlamış olsa gerek.
Bir de uluslararası kavgaları tam anlamaları mümkün değil.
Örneğin Arap kaypaklığı ile Çin sinsiliği birbirine hiç benzemez.
Araplar, son yüzyılı SCCB / Rusya ve ABD arasında salınarak, çağlar boyu süren uykularını sürdürerek geçirdiler.
Çinliler ise, büyük oyuna girmek istiyorlar ama ustalarının (Sun Tzu’nun ve Sun Bin’in) kıvraklığını kazanmaları epeyi zaman alır. Bu da, epeyi çam devirmeleri demek olacak bizcesi. Başka türlü de bu oyun öğrenilmez.
Rusya’nın eski uçak gemisiyle yeni Rusya’ya askeri yardım önermek, biraz tuhaf kaçıyor. İkinci uçak gemisini birincisini alır almaz, onu kopyalayarak yapacaklardı. Gelecek savaşa değil, gelmeyecek savaşa silah yapılır, sonra silaha uygun savaş yaratılır.
Ortadoğu’da bugün yapılan o:
Yeni-silah denemeleri için küçük-yapay bir savaş-çık.
Da, o oyuncakla Japonya ile baş etmek öğrenilmez.
5 yıl sonra ise, yani 2021’de Çin-Japonya çatışması kesin.

Bu durumda Çin, enerjisini boşa harcıyor olacak bizcesi.

PKK Uyduramadık, PYD Verelim

Bu büyük devletler, evlere şenlik oldu çıktı. Evirtiyorlar çevirtiyorlar, kıvırtıyorlar sallıyorlar. Sonuç noke.
2 haber:
“Rusya'nın Cenevre'de yapılacak Suriye zirvesine PYD'nin de katılmasını istediği belirtildi.”
“ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden; AK Parti, CHP ve HDP'den milletvekilleriyle İstanbul'da görüştü. Görüşmeye katılan bazı vekiller, Biden'ın, ‘PKK'nın bir terör örgütü olduğunu, silahları bırakması ve şiddete son vermesi gerektiğini ancak PYD'yi PKK'dan ayrı tutmak gerektiğini’ söylediğini aktardı.”
Yalana bak yalana.
Ne Kürdistan devleti kurma aday adayı 4 grup, ne TC, ne de ABD demokrasi taraftarı falan değil.
PYD de silahlı bir örgüt. PKK ile de işbirliği içinde (hoş, işbirliği yapmadığı kimse kalmadı, ayrı konu). PKK de İran’dan Suriye’ye geçmek peşinde. Bu sırada, Irak’ta ve Suriye’de onlarca köyü yok ettiler.
Bir biçimde PKK’nin adı eskidi. Kendisi de zaten onun üzerinde alt örgüt kurdu. Dezenformasyon yaratıyorlar yalnızca şu an için.
Şimdi de, allayıp pullayıp Salih Müslim’i servis etmek arzusundalar.
PYD, bir tek şeyi hesaplayamıyor en başından beridir:
ÖSO, Esed, IŞİD birleşip, toptan Kürtler’e vurabilirler. O zaman küllüm mafiş olurlar. Halepçe’yi geçer olay.
PYD’nin net bir avantajı var:
Doğudakinden yalıtık olan, batı PYD bölgesinin Hatay sınırında olması. PKK orada da mevzili çünkü.
Saptama:
Bu, çok cepheli savaş değil, yeni bir tür veya alt-tür savaş: Süreksiz bölgeli savaş. PKK şu an, Hatay-TC ve Kandil-İran mevzili. Arada 800 kilometre var.
Burada bundan sonra Çin ve Rusya’nın ne yapacağı önemli. Rusya’nın büyük devlet olarak ABD’den farkı yok. Putin Rusya Güvenlik Konseyi’ndeyken, Apo’yu önce Kasım 1998’de Moskova’ya alıp, sonra dımdızlak ortada bırakmışlardı ve Duma’dan vatandaşlık sözü verip, yerine getirmemişlerdi. Büyük devletlerin yedikleri herzeler, yiyecekleri herzelerin teminatıdır kanımızca.
Bu, Salih Müslim konusu 6 aylık.
AKP’nin savaşı da 6 aylık.
Hesapça ABD ve Rusya şu an için, Suriye’nin parçalanmasına karşı. Suriye parçalanmadan, Esed, Müslim ve Öcalan, birarada nasıl yaşayacak acaba?
Bildiğimiz IŞİD ve ÖSO, o Kürtler’i orada var etmezler.
Bildiğimiz Tayyip de öyle.
Kürtler, olmadık duaya amin deyip, kendilerini olmadık bir ateşe ve maceraya atıyorlar bizcesi.
Ancak, işin kesin sonuca varması 2 yılı bulabilir.
Zaten reel-durum bu:
Hiç kimse ne halt yiyeceğini gerçekte bilmiyor. Herkes habire, deli saçması, zaman öldürücü, kalıcı çözüm aramayıcı, yangına benzin dökücü edimlerde bulunuyor.
5 yıllık Arap Baharı’nın vardığı yer belli. Küllüm mafiş.
Demek ki 5 yılda varabileceği yer de belli. Küllüm mafiş.
2021’de ABD kendine başka oyuncaklar bulur ve asıl Çin-Japonya gerilimi yaşama geçirilmiş olur.

Tüm Ortadoğu halkları da, gelecek bin yıllık Yeni Orta Çağ’larında mutlu mutlu yaşar giderler.

Pazar, Ocak 24, 2016

Tahsin Yücel ve Attila İlhan

Orta dönem 1. Cumhuriyet yazarlarından Yücel vefat etti.
Kendisini bir anekdot üzerinden irdeleyerek anıyoruz:
“Gazeteci Hakan Çelenk, Twitter hesabından Tahsin Yücel'in neden Cumhuriyet Gazetesi'nde yazmayı bıraktığını anlattı. Tahsin Yücel'in ‘Dilime Arabi Farisi karıştıran Attilâ İlhan ile aynı gazetede yazmam’ dediğini ve o günden sonra da Cumhuriyet'te yazmadığını açıkladı.”
Bu bir durum.
Ancak 1930 kültürel momentli bir durum. Olay gerçekleştiğinde ise, çok daha sonraları imiş, bu belli.
Türk Dili, 1930’larda ve 1960’larda 2 büyük dalgayla kendini yeniledi. Hatta yoktan yeni bir dil var etti. Bunu için de epeyi zorlama ve dayatma (forcing) yaptı.
Düşünün ki edebiyat yazarları 1965-1975 arasında 18 bin sözcük icat etmiş. (Bunun basımı yok, yayın hakkına sahip olan TDK, ‘yemez, yedirmez’ tavrı ile onu basmıyor.)
Yücel, bu yelpazede kendini öz-Türkçe’ci olarak tanımlamış. İlhan’ı da Doğu kanadında.
İlhan, onun dediği kadar Doğu kanadında değildi. Aslına bakılırsa, İlhan, sürekli yer değiştirirdi. Bir türlü kendine statü / pozisyon beğenememişti. Kendine entelejensiyasal mevki beğenemiyordu yani. TKP’li geçindi, Ulusalcı geçindi.
Dolayıyısıyla, ortada 2 yanlış var. 1 yanlış ve 1 doğru değil.
Gerçek durum şu:
Artık devlet elinden çıkan ve özelsektörleşen türkdilisözlüğüleştirme konusunda, 50 bin sözcüklük sözlüklere vardık. (Matbulardan söz ediliyor.) 250 binlik Ötüken Sözlüğü var ama o Türkiye dışını da içeriyor.
Dünya’nın en geniş dili kabul edilen İngilizce’nin 100 bin sözcüklük olağan, 1 milyonluk dış-sınır hacmi olduğu kabul edilir.
TDK terim sözlüklerinin hacimlerinin tamamı, 100 bini geçti. O nedenle, bugünkü 50 bin (ticari) küçültmedir bizce.
Yücel-İlhan ayrımında ise, gözden kaç(ırıl)an şu var:
İster 50, ister 100 bin sözcük olsun, tüm bu sözcüklerin Batı (Avrupa ve Amerika) ve Asya (Arabi ve Farısi) karşılıkları da var.
3 birimden ve 150 / 300 binden söz ediyoruz yani.
2000-2015 momenti için, kimin hangisini seçeceği kişisel özgürlüğüne kalmış.
Yazar olarak kendim, öznel-duygusal alan kayışları yaşarım ve 3 bölge arasında nüans / tonlama yaratırım. Örneğin benim için opak ve saydamsız, 2 farklı anlamdaki sözcüktür. Opak yarı-saydam’ı içerir ama saydamsız içermez.
Diyeceğim şu ki:
Bu 2 yazar da dil ve kültür jandarmalığına soyundu, özgürlüğüne ve özgürleştiriciliğine değil.
Bit(iril)miş 1. Cumhuriyet’in ardından, gönlüm ferah feza bu saptamayı yapıyorum.
Yani:

İkisi de nafile ve beyhude idi.

Barzani’yi Bağımsızlaştırsak da mı Saklasak, Bağımsızlaştırmasak da mı Saklasak?

Barzani esmiş savurmuş:
“Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesud Barzani, Iraklı Kürtlerin bağımsız bir devlete sahip olmalarının hiç olmadığı kadar yakın olduğunu söyledi.”
Da, Rusya ve ABD, ‘nah sana, nah sana’ demiş:
“Lavrov, Kerry ile Yakın Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korumasından yana olduklarını belirtti ve ‘Her şeyden önce bu Suriye ve Irak’ı ilgilendiriyor, çünkü bu iki ülke hakkında, birkaç devlet kurulmasının kötü olmayacağına ilişkin yorumları duyabiliriz. Rusya ve ABD buna kesinlikle karşı. Diğer partnerlerimizle de, birlikte bu tür senaryolara karşı gelmek için elimizden geleni yapacağız’ dedi.”
Bildiğimiz kadarıyla, buna İran ve TC de karşı.
Demek ki Barzani’nin bir bildiği veya güvendiği şey var.
Barzani bağımsız olursa, 10-20 ülke daha parçalanır ve bunu G-7 kaldıramaz ve düzenleyemez.
İşin tuhafı, başkalarını parçalamakla uğraşan AB ülkelerinden İngiltere ve İspanya da parçalanıyor. 5-10 AB ülkesi daha parçalanmak için yolda. Almanya’nın Roma-Germen olmakta 100 prensliğe parçalandığı dşünülürse, bu bir gel-git olarak düşünülebilir ve şu sıralar, giderek daha çok sayılı devlet dönemi gibi görünüyor.
Eh, TC de bir zamanlar 20 beylik idi.

O nedenle de, Barzani’ye karşı çıkacak olması olağan.

Bir Sivil Terör Hedefi Daha: Musul Barajı

Daha önceleri, savaşlarda barajlar yok edilerek, epeyi sivilin ölmesine neden olunmuştu. Bu kez bu, ya kendiliğinden olacak, ya da sivil terör ile olacak gibi:
“Irak'taki Musul Barajı'nın artık bir saatli bombaya dönüştüğü belirtiliyor.
...
... bakımsızlık ve ihmal nedeniyle baraj kapaklarında oluşan erozyonun, tüm yapının çökmesine yol açabileceği söyleniyor.
Barajın çökmesi halinde ise 500 bin kişinin ölebileceği tahmin ediliyor.”
Olay büyük olasılık., bizim elektrik kesintisi 2015 gibi, kim vurduya gidecek ve sorumluluğu kimse üstlenmeyecek.
Ancak bu olursa, bir örnek oluşturacak ve bizim Atatürk Barajı dahil olmak üzere, çevrede onlarca baraj var.
Hem on binlerce sivil ölecek, hem ardından kuraklık gelecek ki bu bölge susuz bir bölge, hem de baraj yapımı onyıllar alabilen bir süreç.
İşte uygarlık, böyle böyl çöküyor.

Barajlardan sonra da sıra, kentlerdeki su depolarına gelecek.

Sancağı Tabuta Zımbalamak



Fotoğrafa dikkatli bakın. Ne görülüyor?:
Tabutun çevresindeki kumaş, tabuta zımbalanmış.
O kumaş ne imiş peki?:
“Mustafa Koç, son yolculuğuna Sadberk Hanım Müzesi’nden getirilen Osmanlı sancağı ile uğurlanıyor. Aynı sancak, daha önce de Mustafa Koç’un halası Sevgi Gönül’ün 2003 yılındaki cenaze töreninde kullanılmıştı.”
Yani, zımbala Behçet zımbala.
Enver Paşa’nın terekesine müzayedede el koyan devlet, padişah sancağının müzede ne aradığını sormuyor, cenaze töreninde kullanılmasına kendi katılıyor, iki kere zımbalanmasına ise törenle katılıyor.
“Mustafa Koç, son yolculuğuna Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Davutoğlu ve CHP lideri Kılıçdaroğlu'nun da aralarında bulunduğu geniş bir kesim tarafından uğurlandı.”
Bu, tabutun ön yüzü.
Arka yüzüne de bir bakalım:



FB bayrağı zımba da zımba.
TC’de Müslüman’sal bir tabuta put, totem, ne derseniz, ondan konmuş.
Anımsatalım:
Bir Sabancı plazasında öldürülmüştü. Bir Koç mezarından çıkarılmıştı.
Bir Sabancı askerde kalp krizinden ölmüştü. Bir Koç da, bu kezinde hastanelerine ve doktorlarına vuslat olamadan, yine klap krizinden öldü.
Böyle ülkeye böyle ölüm, böyle naaş, böyle cenaze töreni...
Dipnot 1:
Ölüp badem gözlü sayılan kör, söylendiği gibi demokrasi aşığı falan değil, ‘çalışmak özgürleştirir’ Krupp’çusu biri idi.
Dipnot 2:

Bu ülkenin Alevi cenazesinde namaz kıl(dır)mayan imamları, bu cenazede misler gibi cenaze namazı kıldırdı. Kesin çok sevap-matik kazanmışlardır.

Türkler Android Yapamazlarken

Bu android insansı robot, Google’ın işletim sistemi değil.
Şu anda Dünya’da 106 büyük + 73 küçük android projesi var. Büyük projelerin 1’i de Türkiye’ye ait görünüyor.
Ancak, bunun ne olduğu Türkçe veya İngilizce kaynaklarda görünmüyor.
Geçmişe ait görünenler ise şunlar:
2006’da Tübitak, 2009’da Sabancı Üniversitesi, 2011 TC hükümeti destekli 3 proje.
Bu projelerin akıbetleri belli değil.
Dünya robot yarışmalarının 25. olanını bile yapmış durumda.
Sony Aibo robot köpeğini 16 yılda 150 binden fazla samış.
Robot oyuncaklar 1-5 bin dolar arasında.
Eğlence androidleri / robotları 73 projeyle en kalabalık olanı. Bu son 16-17 yılı kapsıyor.
Türkiye nerede?
Kış uykusunda.
Şöyle bir site var:
Projelerinize uluslararası bağışla finansman topluyorsunuz. Bunun için karşınızdakini ikna etmeniz gerekli.
Bir Türk 66 bin dolarlık projesine ancak 200 dolar sağlayabilmiş. Demek ki kimseyi ikna edememiş.
15 yıl önce bomboş olan bir alanda, Türkler hiçbirşey yapmamış durumda yani. Bugün ise o alan dopdolu.
Bürokrasi, uzun vadeli plansızlık, devletin herşeye beleş konma arzusu, şu bu.
Ama çocuklara ithal ve robot olmayan oyuncağı, robot diye satmaya iş gelince, interneti açın bakın, Türkler kompleta hazır durumda.
Alan da gaçan yok.

Bu alanda Türkler’in talan anlayışı işlemedi.

Tarih Dersleri: Avrupa MS 500-1500

Bu dönem Avrupa için Orta Çağ olarak kabul edilir.
Ancak, gözden kaçan veya gözardı edilen epeyi gerçek vardır bu dönemle ilintili olarak.
(Batı) Roma, adıyla anılan Roma Hukuku’nu yazıya geçirmemişti. O işi, İtalya’yı işgal eden ve Roma kurallarını alan barbarlar yaptı.
Avrupa’nın hristiyanlaşması, aynı zamanda alfabelileşmesi oldu.
Her ikisi de zorla yapıldı. Evet, halklar yazıya direndi ve hala da direniyorlar, bakınız 2015’teki yazısız 5.000 halk.
Danca MS 1000’de yazıya geçti, Letonya 1500’de Hristiyanlık’a geçti. Yani bu 2 süreç, tüm Orta Çağ / milenyum boyunca sürdü.
Orta Çağ’ın bu kadar uzun sürmesinde, 400 Kavimler Göçü, 800 Viking istilası, 1200 Moğol istilası çok etkili oldu. 1350’deki veba salgını bir biçimde, çıkışı 1500’e almış oldu. Oysa imlediği çıkış, 400 yıllık bir makro-siklus ile 1750 ki o da bir çıkış oldu zaten.
Bu dönemde Antik Yunan kültürü, Avrupa’ya düşman Müslüman Araplar’dan ve az dost Hristiyan Süryaniler’den geldi.
İlk engizisyon 1100 gibi erken tarihlidir ve birden çok (yerde ve zamanda) engizisyon ve rönesans vardır.
Antik Yunan kültürünün ilk yasaklanışı da aynı tarihlidir.
O zamanki Hristiyan mezheplerinin hemen hiçbiri bugün yok.
Avrupa’ya egemen olan Katoliklik, asıl Hristiyanlık değil.
Papaların kral tayin ettiği vaki bu dönemde.
Hristiyanlık’ta Nordikler’in Hristiyan oluşu ile katolik-protestan iç savaşı aynı döneme raslar. Yani bu açıdan bakınca Nordikler, hiç Katolik olmadı.
Katolik-Ortodoks, Osmanlı-Avrupa, eski SSCB dönemindeki Batı-Doğu Avrupa ayrımları, hep aynı coğrafi çizgide yer aldı. Bu dikey çizgi, aynı zamanda Asya’dan gelen MÖ 150, MÖ 550 MÖ 1200 batıya çıkışlarının (istilalarının) Avrupa’daki durma çizgisidir de.
Germenler, Roma’ya hiç boşun eğmediği halde, ilk kurdukları devlete Roma-Germen adını verdiler.
İspanya’nın nüfusu, 650-1450 arasında hiç artmadı. Dolayısıyla bu veri, bir Endülüs rönesansını imlemiyor.
Yani:
Yeniden fethi de, engizisyonu da, Haçlı Sefer(ler)i’ni de yaratan en önemli faktör, Müslüman istilası olmakta. Batı’da Fransa ve Doğu’da İsviçre’den söz ediyoruz ve bu 2 ülke komşu.
Dolayısıyla Avrupa, 1500-1950 arasındaki koloniyalizm zulmü için, yeterince dürtüye sahipti.
Çin’in Orta Çağ’ı da 1500-2000 arasında 500 yıl sürdü.
Araplar’ın Orta Çağ’ı 1100-200 arasında sürdü ve 2100’de biteceğe de benzemiyor.
Hindistan’ın Orta Çağ’ı da 1100-2000 arasında sürdü ama 2100 gibi bitmiş olacağa benziyor.
Amerikalar’ın İspanya’sal Orta Çağ’ı 1500-1900 arasında sürdü. 2100’de Brezilya rönesansı yüksek olasılıkla umuluyor.
Yani Avrupa, Dünya’yı ilk kez reel anlamda globalleştirdi ve dünyasistemileştirdi. Bu bir rönesans değil ama Orta Çağ / engizisyon ardışığı sonuç, o kesin.
Rönesanslar ve engizisyonlar dışında, tarihte uzun sakinlik dönemleri var. Bunu geleneksellik deniyor. Savaş ile bunu bozmuyor.
Avrupa 1950 ve sonrası, engizisyon olmasa bile, kesin rönesans değil, aşırı bir statiklik dönemi ve AB o statik barıştan memnun.
Yani Avrupa Orta Çağ’ı Avrupa koloniyalizmini getirdi ve o da AB’yi bitirdi.

1.500 yıl özeti bu. Nokta.

Cuma, Ocak 22, 2016

Düşümdeki 10 Fotoğraf : 11 Yıl Önceki 1 Metin

Çekmiş olmak isteyebileceğim fotoğraf sayısı 10’dan 100’e çıkabilir veya 100’den 10’a inebilir. Bunların çoğu mümkün idi ama artık değil biçiminde. Bunlardan 10 tanesini örnekledim.

1.       Aristo-Lao Tzu röportajı. Aristo M.Ö. 384-322, Lao Tzu M.Ö. 604-531yılları arasında yaşamış. Karşılaşmaları mümkün değildi. Benim için Batı-Doğu sentezinin 2.500 yıllık simgesi durumundalar. Aristo İskender’in peşinden doğuya gitmiş. Lao Tzu iç savaşlardan dolayı Çin Seddi’ni aşıp batıya gitmiş. Aristo, Sokrat, Platon dizisinin son adımı. Lao Tzu, Sun Tzu, Konfiçyus dizisinin son adımı. Yani ikisi de üçleme. Mümkün olan herhangi bir batı-doğu permütasyonunu kabul edebilirdim.

2.       Adamın biri 42 kilometreden yeryüzüne pike yaparken. Böyle bir şey gerçekten yapılmış ve 4 küsur dakikada yere sağsalim inilmiş. Her 5 saniyede alınacak 50 fotoğraf tersine veya düzüne dizilerek çok güzel bir fotoğraf dizisi yapılabilirdi ki muhtemelen yapılmıştır ama sergisini duymadım.

3.       10 üzeri eksi 13 santimetredeki atomaltı ölçek. Şimdiye dek çekilen en kısa süreli fotoğraf milyarda bir saniye poz ile bir kimyasal reaksiyon fotoğrafı, mekansal ölçeği de 10 üzeri eksi 8 santimetre. Sözünü ettiğim ölçekte ise protonlar, insan bedenine oranla Dünya gezegeninin boyutlarında olurdu. Işık diye birşey kalır mıydı bilmiyoruz ama sesle ve ısıyla fotoğraf çekilebildiğine göre, bir yolu bulunacak elbette. Neden bu ölçek? Bildiğimiz anlamıyla evrenin o ölçeklerde hiçbir anlamı kalmıyor da ondan. Bu mikro sınır. Makro sınır da bir sonraki konu.

4.       Güneş Sistemi dışındaki dünya benzeri ilk gezegen. Bunun keşfedilmesi 10, dünya kadar açıkseçik fotoğraflanması 100, üzerine yerleşilmesi 1.000 yıl alabilir. Tam bir düş yani. Dünya gezegenini asla evim saymadım, kendimi de insan türüne ait saymadım. Çocukluğumda bunu kimselere söyleyemezdim. Sonradan öğrendim ki benim gibi düşünen uzaycı çok. Onların da benzer düşleri çok: Yazılım olmak, maddelikten kurtulmak, ölümsüzlük gibi.

5.       Kafa nakli yapılmış ilk insan. Bilindiği ve saklandığı kadarıyla 3-4 kişide denendi ama sonuç söylenmedi. Bu fotoğraf da muhakkak çekilmiştir. Ben çekmiş olmak isterdim.

6.       Ölümsüz ilk insan. Kafa nakli ve klonlama aracılığıyla insan türü ölümsüzlüğü yakaladı ama, deontoloji, hukuk, dörtlü felç gibi bazı sorunlar şimdilik çözülememiş durumda. Ancak ben ölmeden sorunların çözüleceğinden eminim, aynı zamanda ilk ölümsüz kişinin bunu saklayacağından da.

7.       Dünyanın ilk ateist partisinin kuruluş anı. Kendim kurmak isterim ama yasalar elvermiyor. İnanılmaz bir şey ama bildiğim kadarıyla dünyada ateist parti yok. AB’de bir sürü Hristiyan parti var ama ateist parti orada da yok. Türkiye’de kurulsa, acaba bomba patlar mıydı ya da şu anda yargılanan Galatasaray bombacıları beni öldürmek isterler miydi?

8.       Gerçekleşmiş 15 ölüm tehlikesi anında kendim. En son Kasım 2003’te Galatasaray’da patlayan bombaya çok yakındım. Bomba dolu kamyonet gözümün önünde ve burnumun dibinde tekerleğini patlattı, yolun açıklamasını bekledi ve sonra güm. Tanıdıklarım öldü ve yaralandı. Bana birşey olmadı ama 2 ay depresyon yaşadım. Bombayı ve beni aynı kadraja alacak bir açı vardı. % 1 saniyelik 50 fotoğraf gerçekten muhteşem olurdu.

9.       Ölüm anım. Devamında son ölümümden sonraki anlar. Öleceğim kesinleşince veya intihar etmeye karar verince, bu fotoğrafları kendim çekebilirim ama böyle bir şeye cesaret edebilecek miyim bilmiyorum.

10.    Doğum anım. Eh, sonun tersi de arzulanır bir şey. (Nekrofilik biri değilim.) İlk  fotoğrafım 5 aylıkken çekilmiş. Kendim çekemezdim ama doğum anımın fotoğrafı elimde olsun isterdim.

Neden bunlardı? Yanıt basit: Öncü olmayan sanat sanat değildir. Öncü olmayan fotoğraf fotoğraf değildir. Öncü mutlak değil, görelidir. Şimdilik öncü fotoğraf benim için bunlar. Gelecekte değişebilir, geçmişte de değişebilirdi.

(23 Şubat 2005)

Perşembe, Ocak 21, 2016

Radikal Blog Yazarları Polielloda

Mehmet Şimşek Merhaba arkadaşlar radikal blog yazarlarına bir önerim var. Silivri'de yatan Can Dündar ve Erdem Gül için uzun süredir dayanışma nöbetleri tutuluyor.. Radikal blog yazarları olarak bu nöbeti bir günlüğüne biz devralmak ister miyiz?
Reha Ulku Benden hayır.
Davran Özer İstanbul'da olsaydım seve seve katılırdım ama çok uzaktayım dostum.
Cevdet Aykan Demir Her isteyen gidemiyor galiba. Kim organize ediyor öğrenmek lazım. Ben gelirim diyen olursa araştırayım
Mehmet Şimşek Biz her isteyen miyiz smile ifade simgesi Cevdet Aykan Demir araştıralım bence yapılması gereken bir eylem. Nasıl ki hürriyete saldırı da ortak tavır aldık burada da aynı şeyi yapabiliriz
Reha Ulku Mehmet Şimşek e: Eh öyle sayılır ki zaten isteyen oraya çadır kuruyormuş. Çok alakasız insanların fotoğrafını gördüm orada. Hürriyet'e saldırıda ben ortak tavırda değildim. Bunlar çok gösterişçi işler bence. Sonuçta, Dündar kardeşimiz taa İsveç'e yazıyor içeriden, tecritte tecritte ama biz içeride olsak, babayı alırız. Bu, elinde tuzlukla hıyarım var diyene koşma olayı, biraz kelek benim için. Benim de davam var nolcek? Ceza yedim nolcek? Metnini de yazıp yayınlardım. Nolcek? Dündar ilgilendi mi ki, blogcuları yazar saydı mı ki? Plazaların çocuklarına ayakçılık yapmayı bırakın,
Cevdet Aykan Demir Değiliz elbette ama ilk yorum "benden hayır" olunca kitlenmiş yazın. Önce bi biz olaydık eyiydi. İstanbul'da olan kimse de bi şey dememiş. Hani şu feed yorumla yıkılsaydı bir telefonluk işi vardı. Gerçi fazla kişi gerekmiyor. Sen, ben bi de kilimci olsa yeter.
Mehmet Şimşek Reha Ulku bey benim yazılarımı bugüne kadar okumuş olsaydınız kimseye ayakçılık yapmayacağımı anlamınız gerekiyordu. Öncelikle sizi saygılı olmaya davet ediyorum ve bu konuda sizden bir özür bekliyorum. Sizin ayakçılık saydığınız eylem, bir duyarlılık eylemidir. Siz ilk olarak yazdınız bu eylemin içinde yer almayacağınızı . Bu duyarlılık eyleminde yer almak isteyenlere de bir özür borcunuz var. Kimseyi yaftalama hakkınız yok. Mahkemeleriniz olabilir, herkesin vardır. Kimse de burda mahkemelerim var diye ağlamıyor kaldi böylesi faşist bir ülkede yargılanmayana oportinist diyorlar..
Cevdet Aykan Demir Size katılıyorum Mehmet Şimşek bey
Davran Özer Bu insanlar klavye başına geçince nasıl böyle ölçüsüz, pervasız ve saygısız olabiliyorlar acaba?
Cevdet Aykan Demir Biz bu grubu "BİZ" olmak için kurduk. Çoğumuzun görüşleri farklı, yaşantıları bambaşka. Saygı duymak zorundayız. Radikal blog olarak ne yapabiliriz diye dert edinip fikir sunalım dedik. Yazarlara hakaret etmek, fikirlerini aşağılamak için değil. Her konuya son yorumu yapıp, konuyu kitlemek hiç hoş değil. Burda kimsenin diğerinden üstünlüğü de yok. Lütfen!
Reha Ulku Yazdıklarımı bir daha okuyun. Şu anda savaş koşullarındayız. Kendi canını harcatma eğiliminin adı, ayakçılık sözcüğünün çok ötesindedir. Bir entellektüel bağlanmaz. Bağlanırsa, entelejensiya olur. Önce, kendi sağ kalmanıza bakın, bakabiliyorsanız. Yazdıklarımı bir daha okuyun. 15 yaşında olmadığınızı da hatırlayın ya da bana 15 yaş hisleri sunmayın. "Ölçüsüz, pervasız ve saygısız" falan değilim. Tam tersine, ne halt yediğimi çok iyi biliyorum. Ne yaptığını ve ne söylediğini bilmeyenler sizlersiniz. Dündar gibiler, ne aç kaldı, ne de açıkta.
Reha Ulku Bakın, sözü ilgisiz yerlere çekmeyin. Son yorumu yapmak, konuyu kilitlemek nereden çıkıyor? Yazdıklarımı dinlemediğiniz besbelli. Yaptıklarınızın / yapacaklarınızın size zarar ve düşmanınıza yarar vereceğini yazdım, o kadar.
Reha Ulku Çok basit: en başından beridir aynı şeyi savladım: Kopyala-yapıştır, yarın bunları yayınlayın. Adlarla ama. Ben yazdıklarımın altında imzamı tutuyorum. Hodri meydan.
Reha Ulku Ya da bana izin verin, ben yayınlayayım. Ben yalnızca tarihe kayıt düşüyorum. Hataysa, hata. Nolcek?

Robotlar İnsanları Tuşlarken

Bu, 1. Sanayileşme’de de olmuştu, makinalar insanların işlerini ellerinden almıştı.
Bu, 2. Sanayileşme’de de oluyor, robotlar ve yapay zekalar insanların işlerini ellerinden aldı, alıyor ve alacak.
Bir haber:
“Davos’ta yayınlanan bir araştırma, G-15 ülkelerinde gelecek beş yıl içinde 5.1 milyon kişinin işini yapay zeka ve robotlara kaybedeceğini gösteriyor.”
G-15 ülkeleri, Dünya istihdamının % 65’ine sahipmiş. O zaman 7 milyon eder. O zaman, 7 milyarda %o 1 eder. İşleri gidecek olanlar kümesi, o 7 milyarın % 10’u, yani 700 milyon kişi olduğu için de, % 1 eder.
Japonya’da otomotiv sektörünün % 10’unda, istihdam robotlarda.
2 durum böyle.
Bilgisayarlar da, hem yapay zeka, hem de robot sayılabilir. Bugüne kadar milyonlarca kişinin işini yaptılarve elinden aldılar.
Günümüz koşullarında 1 robot / yapay zeka, 2 insan kişinin işini yapar. Belki de daha çok. Hizmet robotları günde 3 vardiya çalışabilir örneğin.
Ekonomi, reel sektörden borsasal / finansal / sanal sektöre kayınca, bir insansızlaştırma oldu. Bu da bir insansızlaştırma. Bunu yapanlar da aşırı hümanist, parayı çok seviyorlar ama toplama kampı peşinde falan değiller ama mültecilerle oraya gidiyoruz dosdoğru.
Ütopya var, disütopya / distopya var, araf var.
Makinalaşma, dedeleriminizin dedeleri için kabus oldu, günümüz için cennet rüyası durumunda.
Yeni robotlar / yapay zekalar da, günümüz 40 yaş altı ergenleri ve vasıfsız-altı’ları için, kabus olmakta.
Açıkçası, öyle birini işe alacağıma, tekleyen bir robotu yeğlerim. Hiç olmazsa tekleyen robotu tekmeleyebilirsin.
Nüfus 2015’ten 2040’a doğru, 7 milyardan 10 milyara doğru gidecek.
G-7’simler, 1’den 2’ye değil de, 1,5 milyara gidecek.
Diğer bir deyişle, nüfusun % 15’inin işinin % 10-20’sini robotlar – yapay zekalar üstlenecek.
20 yıl oku ve işsiz kal:
Üniversite mezunu bir 1. Dünyalı için durum bu şimdi ve burada.
Paralarını doğru dürüst ‘forward’ yatırıma yöneltmiş, 0. Dünyalılar ise, robotları ve yapay zekaları ile yalıtık birer dünyada yaşayacaklar 2050’de.
Hawking, bunu distopya sayıyor, ben araf sayıyorum, arada ve geçici bir durum yani.
Robotistlerdenim ve tarih 200 yıllığına başaşağı inerken, ‘ecel gelmiş cihane, başağrısı bahane’ durumunu görüyorum.
Beni ilgilendiren şey ise şu:
Yeni Orta Çağ’da desentralize kütüphaneler, neo-ansiklopediler ve neo-kampüsler bilgiyi kurtarabilecek mi?
Not: Robotların ve yapay zekaların bu durumdaki konuları nötr.
Ayrıca, nüfus kontrolü üzerinde işsizliğin ne yazık ki çalışmadığını gördük. Tam tersine, işssiz fakirler daha çok çocuk yapıyorlar.
Dolayısıyla, bu alanda da robotların ve yapay zekaların durumu nötr.
Yani:
İnsanlar 40 küsur yıldır şunu öğrenemediler:
Hesap makinaları ve satranç programları insanları yeniyorsa, insanlar da robotları ve yapay zekaları yenecekleri alanda çalışsınlar.
Örneğin, ciddi oyun alanını henüz yapay zekalar halledemiyor ve bir sorunu sorun olmadan çözmek, sorun olduktan sonra çözmekten çok daha kolaydır ve ucuzdur.

Geleceğin dünyasına hoşgeldiniz...

ABD-TC Celep Pazarlığı

Tam da Tayyip’e uygun bir iş:
İnatlaşmak ve beklemek.
Yaptıklarının sonucunu alacağını belirtmiştik daha önceden.
Not: Bu bizi Tayyip’çi yapmıyor. Tıpkı Temmuz 2015’teki savaşı öngörmemizin, bizi savaş taraftarı kılmadığı gibi.
Gelelim ABD ne yapmış’a:
“Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesinden çekinen ABD, nabız ölçmek için Genelkurmay Başkanı Dunford’u Ankara’ya yolladı. ABD, Türkiye’nin bölgede ‘soft power’ olarak rol almasını istedi.”
Vaayy, sen haa, TC’ye yumuşak haa... Tayyip senin yumurtanı balyozla kırmaz mı leyn?
Yahu:
ABD kalkıp, TC’nin çevresindeki tüm ülkeleri savaşa sokup, ortalığı darma duman ederse, TC zaten güç olmuştur kendiliğinden. Ondan başka büyük devlet geleneği olan yok ki etrafta...
Ancak:
Tayyip ve hempaları, neo-Osmanlı derken, neyin Osmanlı, neyin ‘neo-’ olduğunu bilmiyorlar ki söyleyebilsinler. Deli kuyuya taş atıyor, sıkıysa akıllı çıkarsın bakalım. Bu, Obama’nın 8 yılında ve Arap Baharı’nda aynen böyle olmadı mı?
O nedenle:
Benim gibi anarşist biri bile, amman deli saçması devlet adamları olmasın, istiyor ortalıkta.
Hacivat-Yanki dedi ki:
“Türkiye’nin, Mare Hattı olarak bilinen Azez-Cerablus arasındaki kalan bölgede operasyon yapmasından endişe eden ABD, Türkiye’ye ‘frene basın’ uyarısında bulundu.”
Karagöz Tayyip dedi ki:
“Türkiye ise, Fırat’ın batısı ve Kürt koridoru konusundaki kırmızı çizgilerini hatırlatarak, Türkiye’nin gerektiğinde bölgenin ‘hard power’ı (sert gücü) olabileceğini vurguladı. Ankara, tampon bölge önerisini de tekrarladı.”
Bıy bıy bıy, bıy bıy da bıy bıy...
Suriye’ye daha önce girdik mi?
Girdik.
Çıktık mı?
Evet.
Musul’a girdik mi?
Girdik.
Çıktık mı?
Hayır.
Washington, Tayyip’i deheledi mi?
Hayır.
2. Clinton veya 3. Bush başkan olursa, deheler mi?
Hayır. Onlar daha bir ‘hardcore’ durumda.
Barzani, referanduma gidiyor mu?
Evet.
Tüm bunlar, son 6 ayda oldu bitti. Hiçbiri için, ABD’nin onayı istenmedi. Adamlar, henüz ne olduğuna aymadılar ki zaten.
ABD ne yapabilir? Hiçbir halt yiyemez.
Hoca’nın dediği gibi:

Yerden göğe küp dizseler, en alttakini çekseler, seyreyle gümbürtüyü...

Moğollar, Cahit Berktay, 50 Yıldır Hatalar Hatalar

Önnot: Benim bildiğim Moğollar, içinde 2 yabancının olduğu ve ‘Rue D’Orient’ albümü yapandır. Ötekiler fasa fisodur.
Son 50 yıllık müzik tarihihimiz, ters köşeye yatmalarla dolu.
Bunlardan biri, Cem Karaca, Zülfü Livaneli, Timur Selçuk, soldan sağa ters köşe yatışıydı. Cem Kara, önce kaçtı, sonra teslim oldu. Timur Selçuk hidayete erdi. Zülfü liboşluğa yelken açtı.
Bunlardan bir diğeri, yine 50 yılı bulan ve hatta onu geçen Orhan Gencebay ve Müslüm Gürses çizgisinin taa 1990’larda keşfedilmesi oldu. Önce aşırı aşağılama vardı, sonra aşırı yüceltme, ikisi de aşırı yanlıştı.
Bunlardan bir diğeri, Aşık Veysel’den Fikret Kızılok’a geçen sazın, tıpkı Münir Özkul’dan Ferhan Şensoy’a geçen kavuk gibi açıkta kalmasıdır.
Diğer 5-10 metnimizde bunları daha geniş açımlamaya çabaladık. Bu kez, Moğollar ve Cahit Berktay nezdinde, onun dedikleri üzerinden bir açılımı deneyeceğiz.
“Ama sen Amerikalı John gibi gitar çalamazsın. O adamın DNA’sında gitar var, seninkinde saz.”
Dakka bir, gol bir.
ABD’linin geninde gitar yok, o da 50 yıllık öykü hepi topu. Bizim saz bin yıllık ama genimizde var denemez. Anadolu’nun 100 küsur  halkından ancak 5’i 10’u saz kullanır. Laz kemençe kullanır örneğin. Ayrıca sazlar, 4 çeşittir / boydur ve bir diğeri öbüründen nicelik değil, nitelik olarak farklıdır, gerçekten farklı çalgılardır, cura ile meydan sazı. Türk’ün özgün çalgısı ise, eğer var ise yani, Orta Asya çalgılarından biri olur ancak.
“Anadolu’dan beslenerek, ritmik çeşitlilik ve armonik kurgular yaptığın zaman, ‘bizden bir şey’ oluyor.”
Bunun, 1930’larda Klasik Avrupa Müziği modunda da yaptılar ama her ikisinin de bizden birşeyler olduğu kuşkulu. Her ikisi de birer modaydı yalnızca. İşin özüne inmedi. Çünkü Türkler’in özgün müzik kayıtları yok elimizde. Türkler, tarihte erkenden yazı kullanmış ama nota kullanmamış.
“Barış isteyen o kuşak Vietnam Savaşı’nı durdurmuştu.”
Çok cahilce bir söz. Hiç öyle bir şey olmadı. ABD Vietnam’dan çıktı, çünkü Nixon tuşa geldi. Sonra da başkanlığı bıraktı.
“Sevmeyi sevdirmeyi bilemiyorsan, karşındaki sevgiyi ıskalıyorsan ruhun ve kalbin odun gibidir, vicdanın yoktur.”
Sanırsın ki 75 değil, 15 yaşında biri konuşuyor. Yeni dönemin en büyük faşizmi budur: Tüm yaş kuşaklarını ergenleştirmek, daha doğrusu erinleştirmek / önergenleştirmek (11-13 yaş zekasına indirmek).
“80’in en büyük başarısı kuşaklar arası kültür akışını kesmesi oldu.”
Büyük yanılgılı saptama: Sazın ve kavuğun boşta kalması, 80’in isteyeceği değil, istemediği bir şeydi. Onu halkımız kendi yaptı. Kentleşirken ve işçileşirken, sınıf atlama eğilimiyle aşırı lümpenleşen eski köylüler, bu ikisi yerine başlangıç dönem arabeskini yeğledi. 80 darbesi ise, o arabeski yasakladı.
Bir saptama:
Moğollar, ne birinci döneminde, ne de ikinci döneminde bi numara olmadı. 2 parçası bir numaradır ama o da gavur kökenlidir.
(Özellikle, ikinci link olan Türk Aksağı, bugün bile tüm global müzik türlerinin çalışam alanındadır. Cazdan raka tüm türler bunu irdelemiştir ama Moğollar, bu konuya bir daha dönmemiştir.)

Yani, öz-Türk Berktay ve Moğollar, yanlış başlamış, yanlış bitiriyor.