köşe yazısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
köşe yazısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Haziran 21, 2013

Radikal Blog Rapor 4


19 Haziran 2013 19:35 itibarıyla, en çok okunmuş 10 metnim ile en çok puan almış 10 metnim arasında arakesit 0 idi.

Bunun anlamı ne?

İkisi de beğenme yönünde eylem. Oysa sonuçlar, birbirinden çok çok farklı.

Öncelikle, burada da bir kişiye yorum yazmışsan, o kişi o yorumu beğenmemişse, kendisi ve tanıdığı okurlar aracılığı ile senin puanını düşürüyor, durumu var, onu belirtmiş olayım.

Diyelim bir metnim başta 5 / 5 puan almış. Gözden kaçmış. Bir süre orada kalmış. Sonra bir bakıyorsun, puan ortalaması neredeyse sıfıra düşüyor, çünkü birileri 5-10 atışla manipülasyon yapmış. (Buna dikkatimi başka bir yazarın saptaması çekmişti.)

Yani: Bir metne puan veren sayısı pratikte sıfır.

Bir metni okuyan sayısı çok artabilir, çünkü 10 civarında linkte sayfalarım görünüyor. (Bu da ayrı bir konu: Her sitenin birbirinden bağımsız okuru var, yani birini okuyan diğerini okumuyor. Aradaki farkı, farklı linkleri koyuş zamanımın hemen ertesindeki okuma artışlarından izleyebiliyorum.) Burada 1 metnimin maksimum okunma sayısı 4.000’in üzerinde.

Puan veren sayım 536, okur sayım 77.000.

Kendimse hiç puan veremedim, çünkü henüz o mevkiyi keşfedemedim. Ayrıca, puan verme konusunun burada nasıl çalıştığını da bilmiyorum. Ayrıca, puan vermek istiyor muyum, onu da pek bilmiyorum.

Yorum alma sayım 10, yorum yapma sayım 15. Bunlar da diğer sitelere göre çok düşük sayılar.

Sonuç?:

Radikal Blog, 1 yılını doldurmadan, hem benim için, hem de kendi için, menziline erdi. Gezi olayları, bunun kanıtlanmasını epeyi öne aldı kanımca.

Sorun şu: Düşünce çeşitliliği yok burada. Gençler için bu bir küfür olmalı ama acı bir gerçek bu. (Blog demek, düşünce zenginliği demek, benim için.)

Ancak, yine gezi olayları için 1968’lilerin yaptığı yorumlar da dehşet verici idi.

Benim için daha da dehşet verici olan durum, (ikametimin olduğu) Kasımpaşalılar’ın pazar günüki vahşi saldırısından hemen önce, 1978’li ebeveynlerin çocuklarını geri çekme çağrısı idi. Daha sopayı görmeden paniklemişlerdi. Maçın yeni başladığını imleyen ‘nene’ başlıklı mesajlarım infial uyandırdı.

‘Duran adam’a bir şey diyemem ama ‘kaçan adam’a derim. Ya meydana çıkmayacaksın, ya da sopayı atana, sen de sopa atacaksın.

Evet aynı insanlar, ‘mahalle baskısı’ ile ‘cadı avı’nın aynı şeyler olduğunu, illa ki yaşayarak öğrenecekler.

2013’lüler beni şaşırttınız açıkçası. Tam Türk işi, başlangıç iyi idi ama bitiriş berbat oldu. Hem de bukleli berbat.

Onların mekanı sayılabilecek Radikal Blog da, bir bakıma öyle oldu, oluyor ve olacağa benzer.


Evet, sıradaki lütfen...

Salı, Haziran 11, 2013

Radikal Blog Rapor 3

Radikal Blog’dakiler bu tür yazıları pek çekici bulmuyorlar ki benden başka bu tür yazan yok.

Buraya geleli 8 ay oldu. Bunun 3 haftası ayak kırılması nedeniyle yazamama olarak gerçekleşti.

Buraya geldiğimde kitap bastırmış veya bastırmaya değecek metinler yazan kişi oranı, en yakın rakibi Milliyet Blog’dan kat kat üstündü. (Oraya davet edilen kitaplı yazarlar ise, orayı fazla ciddi bulmadığı için kısa sürede yazmayı bıraktı. Ayrıca, kitaplı yazarlar bile, değil her gün, haftada 1 bile yazmıyor.)

Bu dönem, Çinliler’in hesabınca heyecanlı dönemler idi. En heyecanlısı Gezi İsyanı idi. Ancak bu isyan şunu kanıtladı: Diğer tüm önemli tarihsel olaylar gibi, konuyu anı anına ve içeriden yazmayı kimse beceremiyor (İsaac Babel hariç, onun güncesi Rus-Polonya Savaşı güncesi olarak, istisnanın istisnası bir örnek.)

53 yaşında huysuz bir moruk olarak, üniversite mezuniyetime tekabül etmesi gereken (ama etmeyen, 5  yıl sonra oldu bu) gençliği terk veya bitirme süreci bende gerçekleşmedi. Zaten şizofren yapım, yaşdışı bir süreçler dizisinin içinde bıraktı beni. Böylelikle genç kuşağı, liseli değil de üniversitelileri hep kolayca izledim. 3,5 yıl lisansüstü okudum, BÜ Kütüphanesi’nin yaşam boyu kullanıcısıyım, yani kampüslerden uzak değilim hala.

1968’liler, 1978’liler, 1988’liler, 1998’liler ve 2008’liler şematik dizim (araya 2013’liler gibi 5 yıllık kuşak uzunluğu gibi daha kısa süre dilimlerini de hesaba katmak kaydıyla), konudan kopmamamı sağladı. (Bu tip yaklaşım, okuduğum 3 yıllık mühendislik eğitimi nedeniyledir.)

2013’lüler, hem benim gibi, hem 1968’liler gibi uzayan gençlik ve ertelenen yaşam gailesi tipi gençleri bolca içeriyor. Artık yeni kuşak büyükkentli burjuva ebeveynlerin bazıları çocuklarını klasik evlenme / çocuklama-askerlik kıskacına sokmuyorlar pek. Bunların çocuklarının bir bölümü de burada yazanlar oluyor.

Burada 2013’lüler de var, 1968’liler de var, hatta 1968 öncesi TİP döneminden kalan 50-60 yıllık mücadeleciler de var.

Dedem 1900 doğumluydu, yani üniversiteye gitseydi, 1918’li olacaktı ve 2018’lileri görmeme ramak kaldı.

100 yıllık zaman dilimi + 50 yıllık anımsadığım otobiyografik dönem = 5.000 yıllık dünya sisteminin 50’de 1’i veya 100’de biri ama her ikisi de yeterince anlamlı istatiksel veriler getiriyor.

Örneğin, tam da bu sabah yaşanan Taksim’e polis girmesi olayını geçen hafta kesin olarak belirtmiştim. Çünkü bugün, Tayyip’in AKP grup konuşması günü.

İşte böyle: Nesnellik ve öznellik içiçe bende.

Yazarlarımızda ise, birkaçı, başta Ahmet Yüksel beni dehşete düşürüyor. Yazdıkları psödo-bilginin en has örnekleri. Okurları, ne kadar fıştık olursa olsun, var. Hem de burada bile var, dehşet verici olan da bu zaten.

300 küsur metin yazdım. Bunun 250 küsuru yalnızca burası için yazıldı. Diğerleri ise, daha önce yazılmış ve burada yazdıklarıma destek-bağ nitelik metinler idi.

74.000 okuru bugün geçtim. Bu hızla 100.000 okuru, 2-3 ayda görürüm.

Açıkçası, yeter de artar bile.

Milliyet Blog ve Radikal Blog koşutluğu, birçok alaturka blogculuk davranışını çok yoğun gözlememi sağladı. Her iki editöryel tarafa da teşekkür ederim. Yeni medyanın çöktüğü bir dönemde, onlarınki son bir ‘art nouveau’ parıldaması oldu.

5 matbu iktabı olan bir yazarım. Yayınlanma süreçlerim çok sancılı oldu, Türkiye’de tüm yazarlarınki öyle zaten. İnternet bana, çok farklı mecralardan okurlar sağladı. Kalıcı okur ya da bir gelecekbilimci potansiyeli taşıyan okur, 7 yılda hala 0.

Negasyon, felsefi her zaman pozisyondan evla bir akıl yürütmesel yöntemdir. Ben de bu ters durumlar silsilesini negasyonlayarak yol alıyorum. Devenin zaten her tarafı ters malumunuz.

Yeis (grief) derecesinde melankolik bir insandım ama blog serüvenim mizah yönümü çok güçlendirdi. Ölümüme bile artık gülüyorum. Sorun, yazıp kaydedip bırakmak. Gerisi gelecekbilim ve binlerce yıl işte...

Ancak, blogculuğun yakın gelecekte er geç zayıflayacağını düşünüyorum, yani gazetesel blog bölümlerinin... Patronlar henüz aymadılarsa da, yakında ayarlar: Blog bölümleri, iyi bir reklam getirisi yatırımı olmadıklarını çoktan kanıtladı bile.

Ancak, internet yolu bir kapanıp bir açılsa da, 10 yıl falan daha bana eksodus sağlar. Eh, bende iş herkesteki gibi 70’te değil de, 63’te bitiversin, razıyım.

Son deyi:

Blog yazımının, 40.000 sayfalık kurmaca-dışı global-tarihsel yazmışlık rekorunu bana kırdıracağı kesinleşti. 30.000 safya ve 150’şer sayfalık 267 kitap hazır bile. (Bazı metinleri birden çok kez kullanacağım ve gerisi yine bağ metin olacak.) 10.000 sayfa daha yazmak, 10 yıldan daha az süre alacak.

Sağol Radikal Blog.


Çarşamba, Mayıs 22, 2013

Yazarport 2013 Mart Arama Sözcükleri ve Yorumları



Yazarport sayfasından alınmıştır (okurlar bu sözcükleri yazarak yaptıkları arama sonucunda, sitenin sayfalarına ulaşmışlar):


3.             öğretmenin toplumdaki yeri                263
4.             dünyada kaç devlet var       53
5.             öğretmenin toplumdaki yeri ile ilgili şiirler        50            
6.             öğretmenin toplumdaki yeri ile ilgili yazı          38            
7.             yetiş ya muhammed kitabın gidiyor  38
8.             fatih altaylı kimdir 37            
9.             cemre önce nereye düşer    34
10.           göz ağrısı mide bulantısı     33
11.           öğretmenlerin toplumdaki yeri           33
13.           baş ağrısı göz ağrısı             32
16.           öğretmenin toplumdaki yeri ile ilgili kompozisyon          28
17.          son cemre ne zaman düşer 28
18.           medyanın yararları               27
19.           bir erkeğin kadını olmak istedim         25
20.          cemre suya ne zaman düşer               24
21.           fesatlık                                  24
23.          suya cemre ne zaman düşer               23
24.          cemre en son nereye düşer 21           
25.           öğretmenin toplumdaki yeri nedir      21
26.           vur de vuralım öl de ölelim  21
27.           devlet kimdir                        20
28.           ilk dış borç                            20             
30.           göz üstünde ağrı                 19             
32.           angut kuşunun özellikleri    18
36.           baş ağrısı mide bulantısı göz ağrısı   16
37.           başın üst kısmında ağrı       16
38.           iş garantili meslek kursları   16
39.           ögretmenin toplumdaki yeri                16
41.           hizmet borçlanması nedir    15
42.           kentlilik bilinci nedir             15
43.           angut kuşu özellikleri           14
44.           fatih altayli kimdir 14            
46.           kuranın hayatımızdaki yeri ve önemi 14
48.           önyargının zararları              13            
49.           3 f kuralı                 12
51.           bir erkegin kadını olmak isterdim       12
52.           bir kadının erkeği olmak istedim         12
53.           hülya avşar yahudi              12
54.           iyi düşün iyi olsun               12
56.           dunyada kac ulke var          11
59.           3f kuralı                                 10
61.           atatürkün yaptığı hatalar     10
62.           cidde de yaşam                    10
63.           deneme süreli iş sözleşmesi                10
64.           egosantrik düşünce             10
65.           göbek deliğinin sol tarafında ağrı      10
69.           kuranın hayatımızdaki yeri  10
71.           pimi çekilmiş el bombası gibiyim        10
72.          son cemre nereye düşer      10
74.           başın ön kısmında ağrı        9
76.          cemre havaya suya toprağa düşer   9
77.          cemre nereye düşer             9
78.          cemre nereye ne zaman düşer           9
79.           fesat insan nasıl olur           9
80.           güzellik görecelidir               9
81.           kaybettiğimiz değerlerimiz   9
82.           seni düşünüyorum gözlerim kapalı    9
83.           uzayda oksijen yoksa güneş nasıl yanıyor      9
84.           1 mart tezkeresine kimler evet dedi    8
85.          cemre ilk nereye düşer       8
87.           dünyadaki devlet sayısı      8
89.           israil neden güçlü 8
90.           kafatası milliyetçiliği nedir  8
91.           kuranın günlük hayatımızdaki yeri ve önemi ile ilgili örnekler       8
92.           micahael shermer evrim ve yaratilis kitabi        8
93.           montrö boğazlar sözleşmesi geçerlilik süresi   8
95.           ogretmenin toplumdaki yeri                8
96.           osmanlı ilk dış borç              8
97.           serbest köşe yazarlığı          8
98.           shanghai beşlisi   8
100.         baban gelirse annem seni hep bekledi              7

Saptamalar

(Altı çizili ve italik yazılmış) 2 tane 10’luk küme var. İkisi de kesinlikle okul ödevi konusu.

70 civarında farklı konu var ve hepsi de tek kerede ifade edilmiş, yani bir yerde o ibare görülmüş ve merak edilmiş.

Sağlık dışında, konuların hiçbiri ciddi değil. Pek, asıl bilgi bulmaya yönelimli de değil.

İlginç biçimde, daha önceki aylardan kalan arayışlar da var. Yani, (eğer öyleyse) ödevin teslim vadesi uzun.

Ansiklopedik bilgi arayışı limit sıfır. (Oysa, internet gazetelerinde bile, böyle bilgiler var.) Türkçe ansiklopedi sitesi de yok aslında.

Yani, İngilizce bilenler pratikte sıfır.

Aranan konular, en çok 8. sınıf düzeyinde. Üniversite düzeyinde bilgi arayışı yok.

Arama sözcükleri dijital pazarlama açısından hiçbir bilgi vermiyor. Bu ilginç bir durum.

Ülkemizde köşe yazısı okuma geleneği, değişerek de olsa, sürüyor.

Arama sözcüklerinin tümü gözönüne alındığında, ortalama bir gazete sitesinden daha çok çeşit ve bilgisel yönelim olduğu göze çarpıyor. Demek ki bu konular, arayıcıyı gazete sitelerine pek götürmüyor. Demek ki internet siteleri, matbu ve internetsel gazetelerden daha çok bilgi kaynaklı.

Göreli bir güncellik sözkonusu. Yine de, ağır / ciddi politik konular aranmamış pek.

Ekonomi, dış politika veya bilim gibi internet sitesi altbaşlıklarına yönelik arama hiç yok ki bu gazeteler için de genelde böyle.

Yine de bilgi, köşe yazısı, haber ayrımları hala sürmekte.

Son olarak:

Eğer bir köşe yazarı bu veri tabanına bakarak yazarsa, okura hiçbirşey anlatmaz.

Demek ki internet, genelde okura hala bilgi ve zeka katmıyor.

Salı, Mayıs 07, 2013

Blogcu ve Anahtar Sözcükler


Yazarport gibi Blogcu da, aramada kullanılan anahtar sözcüklerin kaydını tutmuş.

5 Nisan – 5 Mayıs 2013 tarihleri arasında, buradaki bir sayfama gelinen taramada kullanılan anahtar sözcükler şunlarmış:

türkiyedeki sağ partiler        3
aristonun 10 temel                2
nu erkek                                 1
aristo'nun 10 kategorisi       1
sanatçınin önemi̇                  1
geyler nu                               1
docs.google.com e-kitap     1
ülkemizdeki sağ partiler       1
nü foto                                   1
kasımpaşa çingene pazarı   1
çıplak zenci erkekler             1
sağ ve sol partiler                 1
türkiyede sağ partiler           1
çin aile yapısı                        1
turkiyede sag partileri          1
turkiyede sag sol partiler    1


İşte bu liste, anlamlı bir göstergeler dizisi veriyor:

16 başlıkta 10’dan çok konu var.

Tahmin edilebileceği gibi, başlıkların hepsi birbirine 5 benzemez durumda.

Demek ki 5 benzemez konularda ya da kültürolojinin tüm spektrumunda yazmak, okunmak için uygun bir yol.

Demek ki Wikipedia okuru gibi, Blogcu okuru da inanılmaz dağınık kafalı ki post-modernizm ertesinde fırtına ertesi yorgunluk gibi yorumlanabilir.

Şerh: Bunları yazarken dağınık kafalı değilim, çünkü elimde bir kavramsal çerçeve (Murdock’unki) mevcut. Aynı zamanda tüm metinler, adresli ve referanslı durumda.

Demek ki Wikipedia gibi bilgi yönelimli bir site ile, Blogcu gibi eğlence yönelimli bir site arasında, kullanıcı açısından nitelik farkı yok.

Demek ki okura yönelik olarak, yaylım ateşle nokta atışı arasındaki derleme tavrım işe yarıyormuş ve istediğim tüm demografik kesimlerin içinden okur bulabiliyormuşum.

Yine de:

Bu durumun internetin tüm tarihi boyunca geçerli olmasını beklemiyorum. (Olursa da, çok tuhaf olur.)

Demek ki:

Dünya’da ve bizde blogun yükseldiği 2005-2015 arasındaki moda sürenin bitimine yaklaşırken, 2006’da başlayan neo-blog dönemim, misyonunu fazlasıyla yerine getirmiş.

Demek ki:

Dün dündür cancağızım, yarına yeni şeyler lazım.

Pazartesi, Mayıs 06, 2013

Bilmez, Bilmediğini Bilmez: Hakkı Devrim Güzellemesi


Bilmez, bilmediğini bilmez, anlatsan anlamaz değil, dinlemez, çünkü çok bilmiştir.

Nush tekdir, kötek, katliam, yine öğrenmez, yine anlamaz, yine dinlemez.

Böylesi tipler, Türk münevver camiasında pek bol.

Bu minval üzere, kovulan gazeteciler kümesinin horozlarından Hakkı Devrim, tilkinin kürkçü dükkanına dönmesi ve bu sıralar kovulunca bülbül kesilen tüm gazeteciler gibi, t24’e dönmüş, röportaj vermiş.

Bakalım yarimiz ne söylemiş?:

Giriş yeter:

“Ana dilde eğitim ülkeyi bölerse böler, ülke dilden daha önemli değil”


6.000 halk, 200 devlet. Bunların 100’ü zaten çokdilli olduğu için, hala eski sömürgesi olduğu ülkenin dilini kullanıyor, ülkede konuşulan alfabesiz dilleri değil. Demek ki bu saptama baştan geçersiz.

“Çalışırken, gazete ile ansiklopedi arasındaki farkı hissetmeye başladık. Ben sütunumda bir hata yaparsam, onu yarın düzeltme şansım var. Ansiklopedi ise yüz sene için sabit kalıyor.”

Adam, pasta yediği mesleğin sırlarını bilmiyor. 100 küsur yıl boyunca ansiklopediler, genelde 5 yılda 1 yeni baskı yapageldiler.

Kendisinin ticari döneminde katkıda bulunduğu tematik ansiklopedinin keşfi ise yine 100 küsur yıl sürdü.

Kendisinin ilk çıkardığı ansiklopedi ise, bugün ansiklopedicilik mesleğinin yüz karası olarak raflarda duruyor. O dönemin ansiklopedik yıllıkları / almanakları, o koskoca ciltlerden daha çok geçerli bilgiler taşıyor hala.

“Fakat dinsiz, imansız bir adamı alın, karşısına arı kovanı koyun, biraz da anlatın arıların neyi, neden yaptığını, dine imana gelir.”

Bu lafları okumuş yazmış biri değil, ümmi biri ediyor günümüzde.

“Patron, ‘raakip’ deyip duruyor. ‘Bir dakika patron 'raakip' dediğiniz şey nereden geliyor biliyor musunuz? ‘Rakiben’den, yani binmekten geliyor. Siz, 'rakip' demek istiyorsunuz, yanlış diyorsunuz’ dedim.”

Devrim’in en bilmez ve bilmediğini bilmez olduğu konu Türkçe. Şiar Yalçın ile birlikte, her nereden akıllarına estiyse, dil jandarmalığına soyundular. (O sıralar öyle bir moda vardı.) Köşesinde yer verdiklerinden epeyi hatasını buldum, hatta kendisine de iletmiştim, internette kaydı hala mevcut.

Buradaki örnek: ‘Tahrir’in özgürlük ve yazı anlamına geldiği Arapça, tam da uydur uydur söyle bir dil, çünkü ünsüz harflerden oluşan bir kök, 3-5 farklı biçimde okunabildiği için, onlarca anlam kazanabiliyor. Türkçe’nin kök artı ek anlayışında, kökün anlam başlangıcını izlemek çok kolay.

Artı Türkçe yapay bir dil. 1.000 küsur yıl sonra, 1.000 temel sözcükten yaratılmış 50.000 sözcüklük yapay bir dil ve o nedenle de dünyanın en kurallı dili durumunda. Yani, bugünkü 50.000 sözcüğün 49.000’i Hakkı Devrim çocukken yoktu ortada ve Devrim de onların çoğunu bilmiyor zaten, onun yerine Arapça’ya saplanıp kalıyor.

“Artık gazetelerin başında kesinlikle gazeteciler yok. Büyük para sahipleri gazeteleri alıyor; gazetelerini satarak, reklam alarak ve hükümetin istediklerini yaparak daha çok para kazanıyor.”

Birazdan adını anacaklırımız da öyleydi. Ben o dönemi kitaplardan biliyorum, Devrim o zamanların içinde yaşadığı halde, suda yaşayıp sudan habersiz olan balık gibi bunu ayırsayamıyor.

“Nerede Sedat Simavi'nin, Yunus Nadi Bey'in, Ali Naci Karacan'ların çocukları? Bu miras olarak bırakılacak iş değildir.”

İşte bu, işte asıl yanlış bu:

Onların çocukları da 1970’ler boyunca gazeteci idi. 1980’lerde torunlar devreden çıktı. Bugün Dünya’da blmem kaç kuşaktır matbuatçı olan aileler mevcut. Türkiye’de torun düzeyinde bu işin olmaması, hem bizim kültürümüz, hem de o yeni kakalanan neo-liberalizm nedeniyle.

“Türk dili akademisi kurulsun istiyordum. Bunu yazdım da. Bülent Eczacıbaşı aradı, ‘Biz varız’ dedi. Sonra ön görüşmeler oldu, fakat arkası gelmedi.”

Valla, iyi sıyırtmışız. Düşünelim: Başjandarma Devrim. Başında Eczacıbaşı familyası.

Eczacıbaşı familyasının modern sanat müzesinde eyledikleri fecaatlar ortada iken, bir de dil konusu olsaydı, tüy dikmek olurdu.

“Hayalim, bir gazetecilik vakfı; ölene kadar bedava hizmete hazırım.”

Bunu Mumcu Vakfı yaptı çoktan. Kaçırdın treni be dede.

“Erdoğan'ı da attan düşerken gördüğümde, ‘Bu adam Türkiye'nin başbakanı, tamam’ dedim. Beygire binmek, ayran demek, bunlar halkta tanıdıklık yaratır.”

O numaraları Özal da yaptı ama bugün 50 milyon kişi Özal’ın adını bilmiyor bile. Tayyip de unutulacak nasıl olsa, bu halk balık hafızalıdır ne de olsa.

“Bu düzenden de Hitler'ler çıkar. İngiltere’de kolaysa çıkarsınlar bir Adolf Hitler.”

Çıkardılar zaten: Hem de kral olarak, sonra tahttan indirdiler ayrı konu ama atı alan Üsküdar’ı geçmişti çoktan.

“Peki bugün size teklif gelse yeniden köşe yazarlığına başlar mısınız?

Gelmiyor ki... Gelirse de teklifin geldiği yere bakarım.”

Burası ilginç: Arcayürek ve Altan mesleği hala sürdürüyor ve Devrim köşe yazarı olarak onlardan kötü değil aslında. Demek ki şans da sözkonusu, yoksa her ikisi de politik olan ve dolayısıyla antipatik sayılan yazarlardır.

Bundan sonrası özel. Yaşlılık konusu. Buralarda kendisine hak veriyorum. Daha 50 yaşında anlattıklarını aynen yaşadım çoktan.

Eh, bir özdeyişle kapayalım bari:

Yaşamak da bir zanaat, ölmek de: Ölmesini bileceksin, bilmiyorsan öğreneceksin.

Dipnot: Yine de bunları yazdırdığı için, gıyabında kendisine teşekkür.