blogcu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blogcu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Haziran 22, 2015

Cengiz Çandar ile Aynı Düşünmek



Açıkçası, ruhumu rencide etti.
Ancak, gerçek bu imiş, onu gördüm:
“Bir AKP-MHP koalisyonu, ömrü Türkiye’ye tamiri çok zor hasarlar vererek, bir yılı geçemeyecek şekilde çöker.”
Çok şükür ki aynılık bu kadar. Gerye kalan 99 saptamada farklıymışız.
Burada süre önemli değil. Zaten, kimse de 1, 2, 4 yıl falan sürsün istemiyor. Yalnızca hiçbir parti, 2 yıldan önce erken seçim istemiyor, çünkü kıyak emekli olacaklar. Ayrıca bu TBMM, 2 yıl sürecek tek bir koalisyon çıkarabilecek gibi de görünmüyor.
Neden 1 yıl bile süremeyebilir bu koalisyon?
Çünkü, öyle bir niyet yok ortada.
Çünkü, ikisinin kanları aynı gruptan değil.
Çünkü Bahçeli, Erdoğan’ı göndermek istiyor ama buna gücü yetmez.
Benim ikinci şıkkım, AKP-HDP ama önce o, sonra bu idi.
Bundan sonra o olursa, epeyi gülerim, kendime de, onlara da.
Geçelim Çandar’ın öbür düşüncelerine:
“2019’a kalmayacak bir ‘erken seçim’de Erdoğan-Davutoğlu ikilisi mi, yoksa Bahçeli ve MHP’si mi silinir; yoksa hep birlikte mi silinirler; bunu yaşayarak görürüz.”
Olsun, partiler gider, insanlar kalır.
Çiçek ANAP’tan, Aksu DYP’den kalma. Biri 30 yıllık, biri 20 yıllık. Baykal desen, 45 yıllık.
Eh, bu MHP’nin o MHP olmadığı da kesin. Oğul Türkeş’lere karşın.
AKP desen, çakmanın çakması bir parti. Bi tane daha kurarlar, nolcek yani?
Ancak, Çandar’ın sözünü anmadığı biçimde, Türkiye’den yeni / farklı / küçük / marjinal parti çıkmama olasılığı baki.
“Bir AKP-MHP koalisyonu kurulacaksa, bunun ‘Kürt karşıtı’ özelliğinin yanı sıra, Rojava’dan ötürü kaçınılmaz bir ‘anti-Amerikan’ ve ‘anti-Batı’ boyutu da olmak zorunda.”
Son biçimiyle AKP’nin anti-ABD olduğunu biliyoruz ama MHP, ABD’yi algılayabilen bir boyuta hiç geçmedi, kapasitesi müsait değil.
MHP’nin anti-batı’cılığı da, ancak ve ancak dağa küsmüş fare biçiminde olabilir.
AKP-Erdoğan ise, taa 2002’de bile, neo-Türk-İslam momentiyle, hiçbir biçimde AB’ci olmadı. Bunu hep yazdık. Şimdi aydılar ancak.
AKP-MHP batacaksa, savaş ve ekonomi stratejileri olmadığı için batacaktır.
Ekonomik kriz içindeyiz, savaşın eli kulağında.
İkisi de felaket yönetimi ve ciddi oyun kuramı ister ama her 2 parti de, felaket önleyici değil, felaket yaratıcı parti durumunda.
“Türkiye’de ‘AKP çevresi’nin – ‘asker’in adını kullanarak – ‘PYD’yi (Kürtleri) kendisinden daha tehlikeli’ gördüğü vahşi-Selefi örgütün son bir yıl içinde ulaştığı nokta bu.”
İşte bu nokta, Çandar’ın neden Ortadoğu uzmanı olamadığını kanıtlıyor:
Sorun, ne El Kaide, ne Suudi Arabistan, ne ABD...
Onun yerine, yeni momentler mevcut:
Suriye’de, ‘PKK x IŞİD’ ve / + ‘IŞİD = PKK’ gibi, çok mavra bir denklem momentine geldik. Kim kimi ayakçı olarak kullanıyor belli değil.
IŞİD kalktı; Hizbullah, Talabani ve El Kaide ile savaş girdi. Onlar da dörtledi.
İran PKK’ye saldırdı.
Kürtler’in 4 ülke (İran, Irak, Suriye, Türkiye) ayağı birbirine karşı. Suriye’deki askeri ve sivil kanat birbirine karşı.
Suriyeli Kürt Salih, Arap-Kürt savaşının başlamasının istendiğini önesürmüş ama o savaş yüzyıllardır zaten var.
Komik olan şey, en azından Irak’ta Şii-Sünni savaşının olmayışı. Çünkü, ikisi de Kürtler’e karşı.
Yani, Çandar ne diyor, olan ne?
Arada hangi ilinti var?
AKP-MHP koalisyonu kurulsa da, kurulmasa da, çökse de, çökmese de, bu denklem orada TC’yi bekliyor kalacak, 4-5 yıl daha...
Dipnot:
Ekonomik kriz ise, TC’yi çoktan yarı-mafya-ülke yaptı bile.
Unutmayın bu, 4. kriz (1994, 2001, 2008, 2015) son 21 yılda.
O günden beridir yediğimiz hurmalar, yarı-kara para, yarı-beyaz-kara para hurma hep... Çekirdekleri de sivri mi sivri... Yalamadan yuttuğumuz için, çıkarırken bir tarafımız epeyi acıyacak.
Belki 500 (yazıyla beş yüz) milyar dolar...

Uyuşturucu, insan ticareti, ambargo delmesi, sıcak para, kaynağı belirsiz açık, yafta çok, uydur uydur söyle...

Pazar, Mart 15, 2015

Bloglar Kamuoyunu Ne Kadar Etkiliyor?



Önbilgi: Bu metin, şu metnin koşutunda yazıldı:
Başlığa en kısa yanıt şu:
Bazı okurları çok etkiliyor.
Sorun, onların kim olduğu. Şu an için üniversite gençliği diyelim. Ancak, onları Facebook ve Twitter daha çok etkiliyor.
Açımlama:
Bir:
TC’de çok güçlü bir köşe yazarı geleneği var. Dünya’da bunun böyle olmadığını önesürenlere katılmıyoruz. Yalnızca bize özgü, alaturka bir köşe yazarlığı ve okurluğu sözkonusu.
Bunlardan biri, ne yazık ki çizer Necdet Şen’in belirttiği gibiki bir fikir çobanlığıdır. Yani bir okur, kendine bir köşe yazarı seçer, onu okur, onun fikrini benimser ve onları kendininmiş gibi savunur. (İronik olan durum, Şen’in bir çizer olması, yıllarca onu kimse tanımazken, ‘Hızlı Gazeteci’ çizgiroman / bant-karikatür dizisiyle ünlü olup, kamuoyunu etkilemeye başlamasıdır. Sonunda bu durum, onu isyan ettirmiş ve çizerliği bırakıp tüymüş ve ‘Gitmek’ diye bir kitap yazmıştır.)
İki:
Blogculuk, ön aşamalardan geçti. Eskiden internette ‘Egroups’ diye bir site vardı (ve Yahoo onu satın alıp yok etti), şimdiki blogların ön-ısınma çalışmaları türünden yazılar yayınlanırdı orada ve siyasal tartışmaların neredeyse tamamı orada dönerdi, örneğin 2002 Anayasa tartışmaları öyle oldu. Düşünün ki o zaman TBMM Egrubu bile vardı ve milletvekilleriyle tartışırdınız. İnanılmaz, değil mi?
Dolayısıyla blogculuk da başka şeylere evrilecek gelecekte.
Düşünün ki listeler, egruplar, sonra Facebook / Twitter kayması, yalnızca 10 yıl içinde olup bitti ve bir insanın ortalama yaşamı 80 yıl ve bugün 20 yaşındaki gençler önlerindeki 60 yılda 20 aşama daha yaşayabilir demek ki.
Bunun nereye gideceğini henüz bilemiyoruz ve hatta öngöremiyoruz, çünkü araya bir veya daha çok internet çöküş dönemleri girecek.
Üç:
Blogculuğu etkileyen ama onun dışında gelişen bir ‘matbu gazeteciliğin hafiften mezarın yolunu tutup, onun yerini sanal basının alması durumu’ var. (Matbu gazeteler 25 yıl falan daha dayanır ancak.)
Bugün Radikal ve Karşı Gazete, yalnızca sanal olarak yayınlanıyor. (Bu demek değil ki öncülük hep onlarda kalacak.) En büyük 2 blog sitesinden biri de, Radikal Blog ki boynuz kulağı geçer hesabı, Milliyet Blog’u solladı gibi görünüyor.
Devamında, nasıl ki 70 (evet, yanlış okumadınız, yazıyla yetmiş) yıldır (1946’dan beridir) matbu olarak Çetin Altan okuyan birileri varsa, Milliyet Blog, buna benzer olarak, okurlarının yaş ortalamasının hafiften mezara yakın olduğu bir duruma geçti.
Yani, sanal basının anı anına yeniliği bile, blogları ve blogcuları dinamik düşünceli kılamadı. Tam tersine internet, araştırmalarda artık açıkça ortaya çıktığı üzere, muhafazakarlığı arttırmaya başladı. Şu an için bloglar giderek oraya yönelmekte. (Sanal cemaatler konusunda kitap yazılalı 10 seneyi geçti.)
Dört:
Hala dikkat çekmiyor ama sanal reklam pazarı çok çok büyük potansiyel olarak ve bloglar bunun bir numaralı mecrası şu an.
Şöyle örnekleyelim: Yabancı ülkelerde yapıldığı gibi, TC’de de  blogculara sayfalarında yayınlanan reklamlardan üçte birle yarısı arasında bir pay verilse, epeyi blogcu, maaşlı / duayen köşe yazarları kadar para kazanır.
Bunun devamında, yine yabancı ülkelerde olan tüketici blogları bizde yok. Henüz yerleşmedi yani, ayrıca görünen o ki TC’de 5-10 yıl daha gerekebilir bunun için.
Tüketimi etkilemenin kamuoyunu çook etkilemek olduğunu yazmam gerekmiyordu aslında ama birilerinin bunu anlamadığına eminim.
Beş:
Gelelim asıl olarak siyasal kamuoyunu belirlemeye:
Bu konuda öncülüğü devralan Radikal Blog, Şubat 2015’te fahiş bir hata yaparak, magazinleşmeye ve siyasal açıdan pervasızlaşmaya başladı.
Beş bir: Birbirine kel alaka politik düşünceleri aynı gün yayınlayarak, kendi herhangi bir ikna ediciliği olmasını giderek sıfırlıyor RB.
Beş iki: AKP, yakında tüm blogcuları kabak gibi oyacak. Cadı avı çoktan başladı. Şu an oluşan durum, PKK deyimiyle blogcuların / ceylanların kurdun üzerine salınması gibi olmakta.
Beş üç: Bu ve diğer diğer mental-kültürel regresyon-konfüzyon gergefi, blogcuları ‘tarihi tam da yapabilecekleri anda, tarih-dışına itti’ durumuna getirmek sonuçlu oldu.
Sonuç:
Evet, blogcular kamuoyunu etkileyebilir.
Evet, blogcular kamuyoyunu etkiledi.
Evet, blogcular kamuoyunu kalıcı olarak etkileyebilirdi.
Evet, blogcular kamuoyunu geçici olarak etkiledi ve kısa bir gelecekte de artık etkileyemeycek ve bu da blogların başka bir mecraya kaymasına neden olacak. En önemli aday adayı, uzmanlaşmış bloglar ki zaten örnekleri var ortada.

Bundan sonrası başka bir metnin konusu.

Salı, Eylül 02, 2014

Blogcunuz Şeytanın Bacağını Kırdı

Şeytan da onun kafasını...


Kediler bile hepi topu 9 canlı, ben kaçıncı canımı yitirdim artık sayamıyorum.
Yaklaşık 9 aylık evsizlik, 1 ay parkta yatma, lümpen proleteryanın dibine vurma maceramdan sonra sanal sahalara geri döndüm.
Tabii ki bendeniz canımın derdindeyken, blogcu kasapları et derdindeydi ama gördüm ki blog koyunlarından artık pek et çıkmıyor.
Yani herşey, eski hamam eski tas.
2 büyük blogdaki okunma ve yazılma sayıları aşağı yukarı aynı. Eskiler daha da yaşlanmış, gençler daha da verimsizleşmiş.
2 büyük blog için toplamda tavan sayı olarak 7 bini düşündüm. Şu sıralar galiba 14 bine ulaşılmış durumda, bir kontrol ederim sonra.
Biri 4, biri 2 yılda menziline vardı yani.
Blogcular balık hafızalı ve maymun iştahlı olduğu için, yeni mecra arayışlarını sürdürüyorlardır ama tabii rahmetli Yurtsan Atakan gibiler her 10 yılda bir bile çıkmıyor ki yeni mecralar oluşturulsun.
Yani, sen ben bizim oğlan.
Yazarken yineleme yapmak kolay. O nedenle, bu metinde kafama takılan tek bir konuyu işleyeceğim yeniden.
Neredeyse 10 yıldır yazan ve okunduğu açıkseçik belli olan, hatta ilk büyük blogun gazıyla kitap da çıkarmış olan deneyimlilerde ruh kalmamış. Niye?
Tamam, yaşlılar da, yazar olsan da yaşlanacaksın ve zaten yazarlık ölmeye (ve unutulmaya)  karşı bir panzehir durumunda.
Çok okunanlara bakmıyorum. Onlar her yıl değişiyor zaten: Daha önce dediğim gibi, Özakman gibi 1 yılda 1 milyon satıp sonra 0 satmaktansa, Kemal gibi 50 yılda 1 milyon satıp sonra her yıl 20 bin daha satmak, yani sürekli okunmak daha evla: Moda olan demode de oluyor.
Yani, biz kullar istedik 1 göz, blog kaynakları verdi 2 göz, bunlar da kendi kendine çıkardı 2 gözü, gibi bakıyorum olaya.
İlla para isteyenler için:
50 yaş üstü bekleyemez, altı bekleyebilir: Günde 2 bin tıklanmayı yakalayan herkes, reklam geliri açısınıdan, 5 yıllık yazma ve okunma analizleriyle, daha da arttırılabilir olmak üzere, emeklilik maaşını garantilemiş sayılır bugünkü rayiçle.
Manevisi bu, maddisi bu bu işin.
Gerisi boş laf.
Örnek: Dakka bir gol, grei döndüğüm ilk günde tek 1 metinle bin okur kazandım.

Gerisi, mabadına güvenen borazancıbaşı...

Cuma, Ekim 04, 2013

RB ve 1 Sene

Buraya geldiğimde ilk yıl için 500 blog yazmak niyetiyle gelmiştim. (İkinci yıl içinse 200 blog tasarlamıştım, çünkü daha önceki site-blog deneyimlerimden benzeri sonuçlar çıktı.) Eh, oldu gibi.

Bu 1 yılın 3 haftası boyunca, ayak kırılması nedeniyle yatalak oldum ve bilgisayardan uzak kaldım. O nedenle, 17 Ekim 2012 olan blog başlangıç tarihine 21 gün daha ekledim, 6 Kasım 2013 oldu. 1 yılımı o zaman dolmuş sayacağım.

Gördüğüm kadarıyla, bu sitede bu süre içinde en çok konuda ve toplam sayıda blog yazmış olacak olan benim gibi.

Çok okunma sıralarında ise, sitenin sıralamasına göre, 15.-75. sıralar arasında asansör olmuş durumdayım. Ancak, izleyebildiğim kadarıyla bu sitede istatistiklerde oynama var, çünkü son 1 ayda siteye başlayıp, toplam okunma sayısı, 1 aylık okunma sayımdan aşağı olana epeyi kişi üzerimde görünmekte (kendi okunma sayılarımı, binin katları üzerinden olarak ve tarihleri ile kaydediyorum).

MB bazı beklentilerimin üzerinde sonuçlar verdi. Burası ise, hemen tüm beklentilerimin üzerinde sonuç verdi. Bunda, blogun artık yaygın bir olgu olması ve son 1 yılki Taksim Gezi olayları çok etkili oldu. Sosyal medya artık yaygın bir araç konumunda.

Beklemeyip de bulduğum durumlardan biri, kendi günlük ve makale başı okunma rekorumu kırmak oldu. Sonuçta, burası gençlerin mekanı ve bendeniz de huysuz moruğun tekiyim. (Genci yaşlısı, tüm okurları ve yazarları, blog konusunda aşırı duygusal, ben de onların hislerini feci incitiyorum.)

Beklemeyip bulduğum diğer bir durum, kafaüstü çakılmakta olan TC medyasında, o kadar görünür sansür varken, bizlerin muhalefet yapma hakkının bizlere tanınması: Biraz perhiz-turşu durumu oldu gibi.

Tamam, burada bedavaya okunuyoruz ama blogcular son 5 yılda Türk yazınında inanılmaz okunurluk rekorları kırdılar. Tamam, tıklanan yazı ne kadar okunmuş sayılır ayrı konu ama satın alınmış kitapların da ne kadar okunmuş olduğu da tartışmalı konu.

Tuhaf bir dijital pazarlama sonucu var ortada:

Eğer bir blogcu, yılda toplam 2,5 milyon (günde 6.850) kez tıklanırsa, (sayfası ortalama 10 dolardan hesaplanan biçimde) yılda 25 bin dolar kazanabiliyor: Eh, kısa yılın karı iyidir gibi. Ek bilgi: Bu sınırı geçmiş, MB ve RB olarak, 10 bin kişide garanti 10 kişi var, eh zaten yazarlıkta da binde bir kişi elemeyi geçiyor hala.

Bendeniz ise bu alanda, yılda 250 binden yılda 500 bine doğru yol almaktayım. 7 yılda varabildiğim yer budur. 1 ayda 100 bin tıklanabilen yazı yazmayı biliyorum ama 30 yıllık yazmadan sonra ve 50+ yaş ile bu olmaz, bu hamura o maya tutmaz.

Dolayısıyla, işin maddiyatını pas geçip maneviyatına bakalım:

Eğer manevi doyum beklentimin skalası 1 olsaydı, blog yazımı bu 7 yılın sonunda (tüm olumlu ve olumsuz yanlarıyla birlikte) bana 10 manevi doyum kazandırdı (başka uygun sözcük bulamadım).

8 yıllık bir ‘Blogger.com’ kullanıcısı ve epeyi mankafa davranmış ve geç intikal etmiş olarak, yine de kendimi orada yeterince arşivlediğimi söyleyebilirim. Ölümümden sonraki anda sonul vasiyetimin gerçekleşmesi 1 gün sürmez, onu da yaptıracak biri çıkar elbet.

Eğer Google batmaz, internet sonul olarak tümüyle çökmez ve Google sözünde durup hiçbirşeyi silmez ise, yıl 2000-4000 arasında toplamda yüz milyonlarca kişinin metinlerime ulaşmış olacağına eminim. Bu süre için toplam global nüfus olacağa benzer 10 milyarda (istatiksel yeterlilik sınırında olan) yüzde bir 100 milyon eder ki ona ulaşmak gibi bir eğilimim hep vardı: O da olmuş olacak gibi.

Bunun en az 500 bin ila 1 milyon tıklamasını RB sağlamış olacak gibi. Belki de daha çoğunu...

Site sağolsun var olsun.                        


Çarşamba, Eylül 25, 2013

Radikal Blog, Bloglar, Yazarlar ve Okurlar

18 Eylül 2013 itibarıyla kabaca:

27 bin blog.

5 bin 670 yazar.

18 milyon okunma.

Günde okunan ortalama blog sayısı: 54 bin 545 (> 27.000 = blog sayısı).

Blog başına ortalama okunma sayısı: 666.

Yazar başına ortalama okunma sayısı: 3 bin 174.

Yazar başına ortalama blog sayısı: 4,7.

Bir yazarın metin yayınlama ortalama süresi: 38,7 gün.

Gün başına yazılan ortalama blog sayısı: 80-100.

1 yıl dolmadı henüz...

Başarı...

Gün başına 600 dolar reklam geliri (yıllık 220 bin dolar ve maliyet bunun belki üçte biri, belki daha azıdır).

Dijital basın için hızlı bir başlangıç...

Tek mahzur şu: RB’un yazarları da okurları da genç kuşaktan ve onlar çabuk yaşlanır, yani mesaiye girer ve bir de ayran gönüllüdürler.

Okur olarak da, yazar olarak da, işletmeci bakış açısıyla da, yeni ve farklı bir deneyim yaşamış olduk...

Dipnot 1: RB, blogculukta da sanal yayıncılıkta da, Türkiye’de KOBİ’lerin hala güçlü olduğunu gösterdi: Küçük işletmeler, büyüklerden daha verimli ve daha güçlü işleyebiliyor.

Dipnot 2: T24 gibi bir sanal gazete, blog alanına girmeyi düşündüğünü ama buna cesaret edemediğini açıkça itiraf etti. Neden maddi olamayacağına göre (çünkü bu işte para var, özellikle de yakın gelecekte), manevi, yani blogların özgürlüğü onları gerdi.

Dipnot 3: Yine de, basın sektörü dışındaki girişimler hala zayıf kalmakta.

Dipnot 4: Türkiye’de blog siteleri olsun, sanal basın siteleri olsun, hala uzmanlaşmaya gidemedi, çünkü o kadar çok eleman girmedi bu boş alana. Meslek odalarının desteklediği zmanlık siteler bu saptamamız dışındadır ama Uzmantv, her yönüyle bu saptamanın içindedir, hatta olumsuz ve güçlü bir örnek olarak durmaktadır.


Çarşamba, Ağustos 14, 2013

MB Ağustos 2013 Momenti


04.08.13, 08:10

Toplam:                  424.685 x 0.85 (gönüllü silinenler nedeniyle)

Kategoriler

100’e yakın sayıda kategori ve alt-kategori mevcut.

Kültür-sanat          3.555

Sinema                   3.761

Bilim                       1.198

Siyaset                   18.736

Güncel                    25.440

Futbol                    11.991

Gündelik yaşam    18.395

İlişkiler                   7.337

Aşk-evlilik             5.341

Blog                        5.088                                      

Günlük okunma    200.000 gibi

İlk 10 metin            100.000 gibi

Konular: Din 8, Magazin 1, İlişkiler 1 gibi

*

Yorumlar:

Dervişin fikri neyse, zikri de o...

Futbol, seks, kahve siyaseti, kenar mahalle içi çekişmeleri...

Daracık yaşamlar, küçücük insanlar...

Bilim yok, sanat yok, felsefe yok...

Düşünce özgürlüğü yok, çünkü söyleyecek sözleri yok...

Faşizme ve engizisyona gönüllü kulluk var...

İyi tarafından bakarsak:

Bunu gördük, iyi oldu...

Kötü tarafından bakarsak:

Kapatın şu blogu...


Perşembe, Ağustos 01, 2013

Bloglar ve Siyasetler


Siyasal konularda blog yazanlar, son 5 yıl içinde, köşe yazarlarının durumu çok geç ayırsayıp, şu an ne yapacağını bilemediği bir biçimde, onları solladı.

Elimizde 2 tane yanılmış örnek var:

2007-2009 tarihli Onpunto ve 2011-2012 tarihli Naberler siteleri.

Elimizde 2 tane süren ve başarılı örnek var:

2006 Nisan tarihli Milliyet Blog ve 2012 Eylül tarihli Radikal Blog siteleri.

Ara bilgi: Eskiden Milliyet ve Radikal, aynı mal sahibine aitti. RB açılmadan önce, Milliyet sahip değiştirdi. Bu da, onların birbirlerine karşı ticari rakip pozisyonu alabilmelerine uygun bir zemin yarattı. Artı ara bilgi: Habertürk ve blogu ise, hem gazetecilikte, hem de blogculukta, tam bir fiyasko olarak tarihe geçti.

1 tane de aday adayı blog var:

T24 blog.

Doğmamış çocuğa gömlek biçtiğimin ayırdında ve bilincindeyim. Ancak, bir yazar ve bir gelecekbilimci olarak, onu da resme yerleştirerek, bazı kestirimler yapmak arzusundayım.

Milliyet geleneksel anlamda, 1960-1980 arasında sol cenahta idi. 1980-2011 gibi orta cenah oldu. 2012 itibarıyla da iktidarperver cenahta. Sağ değil, iktidarperver (Türkiye’de öylesini biz yaşamadık ama sol iktidarlar da düşünceyi ve muhalefeti öldürür).

Radikal, tıpkı Taraf gibi, iktidar-muhalefet arasında zigzaglar çizmekte ve bu da okur, köşe yazarı, blogcu ve iktidar (AKP) tarafından farklı farklı olarak yorumlanmakta. AKP oyverenlerinin en azından bir bölümü, 2006 itibarıyla Kasımpaşa’da Radikal’e gıcıkken, şimdilerde onlardan  onay almış olarak tüm bayilerde mevcut.

Radikal-Taraf senkopları, hem iktidar-muhalefet, hem de sistem eleştirisi açısından; kitlesiyle olsun, iktidar seçkiniyle olsun, entellektüeli (ve yarı-aydınıyla) olsun; günümüzün özel bir tarihsel dönemden, özel bir geçiş süreciyle, özel bir döneme geçmenin (tarihsel açıdan bu bir ilk değil ama) özel bir örneğini yaşadığımız şu son aylarda,  ironik ve eğlenceli panoramalar çiziyor: Sonuç, biraz da La Fantone fablındaki, memelilerle kuşlar arasındaki savaşta taraf seçemeyen yarasanın, taraflardan biri savaşa kazanınca, onların tarafına geçmek isteyip, her iki tarafın da nefretini kazanıp, bir tabuta çivilenmesiyle biten öyküsüne epeyi benzedi.

T24 ise, bu konuda Taraf’a da senkop oldu:

Yani, huzurevinden kaçmış eski TKP’lilerin, hafif Soros, hafif Gülen sosuyla ama değirmenin suyunun nereden geldiğini pek bilmeden ve pek de sormadan (insanların en azından ‘yahu biz bu ülkede nasıl olup da, günde 100 bin okunuruz ki?’ diye bir sorması gerekirdi, oysa Taraf’taki ağır abi duayen bir yazar, aynı soruyu sorup da, gazetedeki Sızıntı ve İstikbal reklamlarından bir yorum çıkarmamıştı ya da çıkarmak işine gelmemişti, bunlar da öyle), takılıp gitmeleri gibi bir süreç oldu.

Duble ironik tarihçesel bir durum var:

Sanal yatırımcıların ne halt yiyeceği bilemeyip, Türkiye gibi en riskli yerlere bile yatırım yapması ve orayı geçici olarak ihya etmesi (ama kalıcı olarak bir çöle çevirmesi) gibi, kara-kara paracılar (kim olduklarını yazmayalım da vurulmayalım) ve beyaz-kara paracılar (Soros gibiler), satın alınacak ve Barrett’vari bir biçimde neo-globalizme entegre edilecek, Türkiye ve eski Doğu Avrupa gibi 3. Dünya mekanlarına, satın alınacak entellektüelsel yatırım yaparken de, kantarın topuzunu birazcık kaçırdılar. Soros’un kendi itirafıyla öğrendiğimiz üzere, bazıları onları on milyonlarca dolar söğüşledi ve mafya (kara para) geleneğini utandırarak, hiçbiri de yaptıklarının bedellerini ödemedi ve bu da içtihat ve kötü örnek yarattı. Eh, bizim alaturka satılıklar hiç durur mu? Aldılar parayı, aldılar parayı. Bize de, daha çok sivil toplum örgütelri nezdinde, on milyonlarca dolar aktı.

Bu paranın bir bölümü de basına ve sanal basına aktı tabii ki...

Sanal dediğin bir küçücük uşak, fiyatı da ucuz, bir kaç yüz bin dolarcık, beline bağlamaz ibrişim kuşak, ooy oy...

O nedenle T24, 3. ve panoramayı tamamlayan örnek olacak bizce.

1 iyidir. İlktir, hatadır, güzeldir.

2 iyidir. Rekabettir, asıl yeniliktir.

3 en iyidir. Dengedir.

Haa, üçünü toplasan 1 muhalefet etmez ama ne yapalım? Burası 4., 5. .. , 7. filan olan, bir Dünya işte: Yani Türkiye. Tanzimat’tan beridir, basınımız satılık olmayı ve yabancı parasını, yerli paradan daha çok sever. Hala da öyleymiş, onu da gördük çok şükür.

T24’ün şu anki momenti; Radikal, Taraf ve bilcümle yazmasal iktidar odaklarından iktidar tarafından kovulanların sürgün yeri olması. Ancak bir türlü internetin gücünü keşfedemiyorlar. Editörün imalı açıklamalarından, bu blog olayının risklerini ayırsadıkları ama emrin de büyük yerden geldiği izlenimini edindik. Eh, onlara da şimdilik boyun eğmek düşer. Çetin Altan’ın dediğince, olmadı, onları satın alacak başka bir iktidar kapısını er veya geç bulurlar. Baksanıza Mehmet Barlas’a, zemzem suyuyla yıkanmış, sütten çıkmış ak kaşık gibi dolanıyor ortada: Oysa, matbu basınımızın arşivi, onun vukuatlarıyla inlerdi bir aralar.

Dönüp dolaşıp ifrit olduğum bir konu var:

Tüm yazarlar özgürlükten dem vurur. En yakın arkadaşı kovulur, gıkını çıkarmaz. Sonra kendi kovulur, başlar feryad-ı figana...

Şimdi, genç kuşaklar bu uzuun ve 32 kısım tekmili birden matbuat öykülerinin hemen hiçbirini bilmez ve bilmekle de ilgilenmez. Onlar bu sıralar, Gezi olaylarında olduğu üzere, ABD’yi yeniden keşifle ziyadesiyle meşguller.

Yani, al birini vur öbürüne: 40 kişiyiz, birbirimizi biliriz, hesabınca, gazete sahibi de aynı, dönemindeler sadece...

Ancak çokluklar, hep feçes yerine, arada yeni alternatifler de yarattığı için, T24 yeni yollar ve kapılar yaratacak gibi. Çünkü ne MB, ne de RB, şu anda yaptıklarını yapmak için kurulmadı. T24 de öyle ama blog alanına girerlerse, ortalık güzel kızışacak gibi. En azından bizim umudumuz böyle...

Bu pratik siyaset idi. Gelelim kuramsal siyasete:

Öyle ya da böyle, adını andığımız tüm gazeteler ve köşe yazarlarının önemli bir bölümü, gerçekte öyle olmasalar da, sol cenahtan sayıldılar. Sosyal demokrat veya marksist ama öyle...

Ancak, hemen hepsi de, elifle merteği birbirine karıştırmayı geç, elifle merteğin ne olduğunu yitirir durumda.

Marx bile, marksist olmayan devrim olabileceğini (ve iktidarperer biri olarak tasfiye edilmeleri) gerektiğini bilip, taa 150 yıl önce bunu yazdığı halde, bizim eski ve yeni solcularımız buna ayamıyorlar bir türlü.

% 1 – % 99 kavgasının, sınfiçi ve sınıfdışı savaşımlar içerdiğine de ayamıyorlar. Tarihe bakıp da, sol-sağ kavgasının kralcı olan ve olmayan arasında gibi şimdiye oranla kel alaka 2 odak arasında başladığını, muhafazakar-liberal ayrımlarının 2 karşıt parti olduğunu da tarihten okuyamıyorlar. Minval hala aynı: Yersen.

Ondan sonra da kalkıyorlar, AKP taraftarı veya karşıtı oluyorlar.  İyi de, onun bir siyasal konumu yok ki kılavuzun karga olamasın ve senin burnunu feçese bulamasın...

Öznel-nesnel ayrımını da izleyemiyorlar: Satılmak serbest ama ceple, beyinle değil. Zaten ihanet etmişsin birader, Altan gibi 60 yıl sonra aymanın anlamı ne?

Gelin düşmanlar, birlikte geleceği boşaltalım. Nasıl olsa, iktidardaki mümin abilerimiz ve ablalarımız, maçı kazandıklarından fazlasıyla eminler. Biz doğmamışlara boş bir Evren tasarlayalım ve bırakalım. Sonra da onlar ne halt yerse yesinler. Kendi çocuklarımızın hayatını mahvetmedik mi yeterince? Doğmamış torunun torununu şimdiden gömmenin alemi ne?

Demek ki neymiş?

T24 bir yol daha açabilirmiş ama yaptıkları ortadayken yapamayacakları da ortadaymış. Umudumuz da, atmadıkları taşlarla vuracakları kuşlar ve bizim onları bedavaya toplamamız olacakmış.

Yaşadık biliyoruz:

Gündelik ve somut yaşamda öldürecek denli bize ve beynimize düşman olanlar, bize yazma ve yayın yolunu açtılar ve 7 yıl sonra şeytanın bacağını kırdığımızı ayırsamadılar bile. Gençler için de böyle olacak inşallah.

Yani özetlersek:

2007-2017 arasında, internet gazetesi blogları, satılmasını ve öldürülmesini istedikleri geleceğin en azından bir bölümünün kurtarılmasının olanağını da bize verdiler. Daha sonrasında zaten global makro-makro krizler, çığ çığ ve tsunami tsunami kapımızda. Cehennemde bir sigara molası bize verilen, o da bilmeden.

Cehennemden önceki son çıkışı kullanın yazar kardeşlerim.

Ondan sonrasında, sizi ben bile kurtaramam..


Cuma, Haziran 21, 2013

Radikal Blog Rapor 4


19 Haziran 2013 19:35 itibarıyla, en çok okunmuş 10 metnim ile en çok puan almış 10 metnim arasında arakesit 0 idi.

Bunun anlamı ne?

İkisi de beğenme yönünde eylem. Oysa sonuçlar, birbirinden çok çok farklı.

Öncelikle, burada da bir kişiye yorum yazmışsan, o kişi o yorumu beğenmemişse, kendisi ve tanıdığı okurlar aracılığı ile senin puanını düşürüyor, durumu var, onu belirtmiş olayım.

Diyelim bir metnim başta 5 / 5 puan almış. Gözden kaçmış. Bir süre orada kalmış. Sonra bir bakıyorsun, puan ortalaması neredeyse sıfıra düşüyor, çünkü birileri 5-10 atışla manipülasyon yapmış. (Buna dikkatimi başka bir yazarın saptaması çekmişti.)

Yani: Bir metne puan veren sayısı pratikte sıfır.

Bir metni okuyan sayısı çok artabilir, çünkü 10 civarında linkte sayfalarım görünüyor. (Bu da ayrı bir konu: Her sitenin birbirinden bağımsız okuru var, yani birini okuyan diğerini okumuyor. Aradaki farkı, farklı linkleri koyuş zamanımın hemen ertesindeki okuma artışlarından izleyebiliyorum.) Burada 1 metnimin maksimum okunma sayısı 4.000’in üzerinde.

Puan veren sayım 536, okur sayım 77.000.

Kendimse hiç puan veremedim, çünkü henüz o mevkiyi keşfedemedim. Ayrıca, puan verme konusunun burada nasıl çalıştığını da bilmiyorum. Ayrıca, puan vermek istiyor muyum, onu da pek bilmiyorum.

Yorum alma sayım 10, yorum yapma sayım 15. Bunlar da diğer sitelere göre çok düşük sayılar.

Sonuç?:

Radikal Blog, 1 yılını doldurmadan, hem benim için, hem de kendi için, menziline erdi. Gezi olayları, bunun kanıtlanmasını epeyi öne aldı kanımca.

Sorun şu: Düşünce çeşitliliği yok burada. Gençler için bu bir küfür olmalı ama acı bir gerçek bu. (Blog demek, düşünce zenginliği demek, benim için.)

Ancak, yine gezi olayları için 1968’lilerin yaptığı yorumlar da dehşet verici idi.

Benim için daha da dehşet verici olan durum, (ikametimin olduğu) Kasımpaşalılar’ın pazar günüki vahşi saldırısından hemen önce, 1978’li ebeveynlerin çocuklarını geri çekme çağrısı idi. Daha sopayı görmeden paniklemişlerdi. Maçın yeni başladığını imleyen ‘nene’ başlıklı mesajlarım infial uyandırdı.

‘Duran adam’a bir şey diyemem ama ‘kaçan adam’a derim. Ya meydana çıkmayacaksın, ya da sopayı atana, sen de sopa atacaksın.

Evet aynı insanlar, ‘mahalle baskısı’ ile ‘cadı avı’nın aynı şeyler olduğunu, illa ki yaşayarak öğrenecekler.

2013’lüler beni şaşırttınız açıkçası. Tam Türk işi, başlangıç iyi idi ama bitiriş berbat oldu. Hem de bukleli berbat.

Onların mekanı sayılabilecek Radikal Blog da, bir bakıma öyle oldu, oluyor ve olacağa benzer.


Evet, sıradaki lütfen...

Salı, Haziran 11, 2013

Radikal Blog Rapor 3

Radikal Blog’dakiler bu tür yazıları pek çekici bulmuyorlar ki benden başka bu tür yazan yok.

Buraya geleli 8 ay oldu. Bunun 3 haftası ayak kırılması nedeniyle yazamama olarak gerçekleşti.

Buraya geldiğimde kitap bastırmış veya bastırmaya değecek metinler yazan kişi oranı, en yakın rakibi Milliyet Blog’dan kat kat üstündü. (Oraya davet edilen kitaplı yazarlar ise, orayı fazla ciddi bulmadığı için kısa sürede yazmayı bıraktı. Ayrıca, kitaplı yazarlar bile, değil her gün, haftada 1 bile yazmıyor.)

Bu dönem, Çinliler’in hesabınca heyecanlı dönemler idi. En heyecanlısı Gezi İsyanı idi. Ancak bu isyan şunu kanıtladı: Diğer tüm önemli tarihsel olaylar gibi, konuyu anı anına ve içeriden yazmayı kimse beceremiyor (İsaac Babel hariç, onun güncesi Rus-Polonya Savaşı güncesi olarak, istisnanın istisnası bir örnek.)

53 yaşında huysuz bir moruk olarak, üniversite mezuniyetime tekabül etmesi gereken (ama etmeyen, 5  yıl sonra oldu bu) gençliği terk veya bitirme süreci bende gerçekleşmedi. Zaten şizofren yapım, yaşdışı bir süreçler dizisinin içinde bıraktı beni. Böylelikle genç kuşağı, liseli değil de üniversitelileri hep kolayca izledim. 3,5 yıl lisansüstü okudum, BÜ Kütüphanesi’nin yaşam boyu kullanıcısıyım, yani kampüslerden uzak değilim hala.

1968’liler, 1978’liler, 1988’liler, 1998’liler ve 2008’liler şematik dizim (araya 2013’liler gibi 5 yıllık kuşak uzunluğu gibi daha kısa süre dilimlerini de hesaba katmak kaydıyla), konudan kopmamamı sağladı. (Bu tip yaklaşım, okuduğum 3 yıllık mühendislik eğitimi nedeniyledir.)

2013’lüler, hem benim gibi, hem 1968’liler gibi uzayan gençlik ve ertelenen yaşam gailesi tipi gençleri bolca içeriyor. Artık yeni kuşak büyükkentli burjuva ebeveynlerin bazıları çocuklarını klasik evlenme / çocuklama-askerlik kıskacına sokmuyorlar pek. Bunların çocuklarının bir bölümü de burada yazanlar oluyor.

Burada 2013’lüler de var, 1968’liler de var, hatta 1968 öncesi TİP döneminden kalan 50-60 yıllık mücadeleciler de var.

Dedem 1900 doğumluydu, yani üniversiteye gitseydi, 1918’li olacaktı ve 2018’lileri görmeme ramak kaldı.

100 yıllık zaman dilimi + 50 yıllık anımsadığım otobiyografik dönem = 5.000 yıllık dünya sisteminin 50’de 1’i veya 100’de biri ama her ikisi de yeterince anlamlı istatiksel veriler getiriyor.

Örneğin, tam da bu sabah yaşanan Taksim’e polis girmesi olayını geçen hafta kesin olarak belirtmiştim. Çünkü bugün, Tayyip’in AKP grup konuşması günü.

İşte böyle: Nesnellik ve öznellik içiçe bende.

Yazarlarımızda ise, birkaçı, başta Ahmet Yüksel beni dehşete düşürüyor. Yazdıkları psödo-bilginin en has örnekleri. Okurları, ne kadar fıştık olursa olsun, var. Hem de burada bile var, dehşet verici olan da bu zaten.

300 küsur metin yazdım. Bunun 250 küsuru yalnızca burası için yazıldı. Diğerleri ise, daha önce yazılmış ve burada yazdıklarıma destek-bağ nitelik metinler idi.

74.000 okuru bugün geçtim. Bu hızla 100.000 okuru, 2-3 ayda görürüm.

Açıkçası, yeter de artar bile.

Milliyet Blog ve Radikal Blog koşutluğu, birçok alaturka blogculuk davranışını çok yoğun gözlememi sağladı. Her iki editöryel tarafa da teşekkür ederim. Yeni medyanın çöktüğü bir dönemde, onlarınki son bir ‘art nouveau’ parıldaması oldu.

5 matbu iktabı olan bir yazarım. Yayınlanma süreçlerim çok sancılı oldu, Türkiye’de tüm yazarlarınki öyle zaten. İnternet bana, çok farklı mecralardan okurlar sağladı. Kalıcı okur ya da bir gelecekbilimci potansiyeli taşıyan okur, 7 yılda hala 0.

Negasyon, felsefi her zaman pozisyondan evla bir akıl yürütmesel yöntemdir. Ben de bu ters durumlar silsilesini negasyonlayarak yol alıyorum. Devenin zaten her tarafı ters malumunuz.

Yeis (grief) derecesinde melankolik bir insandım ama blog serüvenim mizah yönümü çok güçlendirdi. Ölümüme bile artık gülüyorum. Sorun, yazıp kaydedip bırakmak. Gerisi gelecekbilim ve binlerce yıl işte...

Ancak, blogculuğun yakın gelecekte er geç zayıflayacağını düşünüyorum, yani gazetesel blog bölümlerinin... Patronlar henüz aymadılarsa da, yakında ayarlar: Blog bölümleri, iyi bir reklam getirisi yatırımı olmadıklarını çoktan kanıtladı bile.

Ancak, internet yolu bir kapanıp bir açılsa da, 10 yıl falan daha bana eksodus sağlar. Eh, bende iş herkesteki gibi 70’te değil de, 63’te bitiversin, razıyım.

Son deyi:

Blog yazımının, 40.000 sayfalık kurmaca-dışı global-tarihsel yazmışlık rekorunu bana kırdıracağı kesinleşti. 30.000 safya ve 150’şer sayfalık 267 kitap hazır bile. (Bazı metinleri birden çok kez kullanacağım ve gerisi yine bağ metin olacak.) 10.000 sayfa daha yazmak, 10 yıldan daha az süre alacak.

Sağol Radikal Blog.


Çarşamba, Mayıs 22, 2013

Yazarport 2013 Mart Arama Sözcükleri ve Yorumları



Yazarport sayfasından alınmıştır (okurlar bu sözcükleri yazarak yaptıkları arama sonucunda, sitenin sayfalarına ulaşmışlar):


3.             öğretmenin toplumdaki yeri                263
4.             dünyada kaç devlet var       53
5.             öğretmenin toplumdaki yeri ile ilgili şiirler        50            
6.             öğretmenin toplumdaki yeri ile ilgili yazı          38            
7.             yetiş ya muhammed kitabın gidiyor  38
8.             fatih altaylı kimdir 37            
9.             cemre önce nereye düşer    34
10.           göz ağrısı mide bulantısı     33
11.           öğretmenlerin toplumdaki yeri           33
13.           baş ağrısı göz ağrısı             32
16.           öğretmenin toplumdaki yeri ile ilgili kompozisyon          28
17.          son cemre ne zaman düşer 28
18.           medyanın yararları               27
19.           bir erkeğin kadını olmak istedim         25
20.          cemre suya ne zaman düşer               24
21.           fesatlık                                  24
23.          suya cemre ne zaman düşer               23
24.          cemre en son nereye düşer 21           
25.           öğretmenin toplumdaki yeri nedir      21
26.           vur de vuralım öl de ölelim  21
27.           devlet kimdir                        20
28.           ilk dış borç                            20             
30.           göz üstünde ağrı                 19             
32.           angut kuşunun özellikleri    18
36.           baş ağrısı mide bulantısı göz ağrısı   16
37.           başın üst kısmında ağrı       16
38.           iş garantili meslek kursları   16
39.           ögretmenin toplumdaki yeri                16
41.           hizmet borçlanması nedir    15
42.           kentlilik bilinci nedir             15
43.           angut kuşu özellikleri           14
44.           fatih altayli kimdir 14            
46.           kuranın hayatımızdaki yeri ve önemi 14
48.           önyargının zararları              13            
49.           3 f kuralı                 12
51.           bir erkegin kadını olmak isterdim       12
52.           bir kadının erkeği olmak istedim         12
53.           hülya avşar yahudi              12
54.           iyi düşün iyi olsun               12
56.           dunyada kac ulke var          11
59.           3f kuralı                                 10
61.           atatürkün yaptığı hatalar     10
62.           cidde de yaşam                    10
63.           deneme süreli iş sözleşmesi                10
64.           egosantrik düşünce             10
65.           göbek deliğinin sol tarafında ağrı      10
69.           kuranın hayatımızdaki yeri  10
71.           pimi çekilmiş el bombası gibiyim        10
72.          son cemre nereye düşer      10
74.           başın ön kısmında ağrı        9
76.          cemre havaya suya toprağa düşer   9
77.          cemre nereye düşer             9
78.          cemre nereye ne zaman düşer           9
79.           fesat insan nasıl olur           9
80.           güzellik görecelidir               9
81.           kaybettiğimiz değerlerimiz   9
82.           seni düşünüyorum gözlerim kapalı    9
83.           uzayda oksijen yoksa güneş nasıl yanıyor      9
84.           1 mart tezkeresine kimler evet dedi    8
85.          cemre ilk nereye düşer       8
87.           dünyadaki devlet sayısı      8
89.           israil neden güçlü 8
90.           kafatası milliyetçiliği nedir  8
91.           kuranın günlük hayatımızdaki yeri ve önemi ile ilgili örnekler       8
92.           micahael shermer evrim ve yaratilis kitabi        8
93.           montrö boğazlar sözleşmesi geçerlilik süresi   8
95.           ogretmenin toplumdaki yeri                8
96.           osmanlı ilk dış borç              8
97.           serbest köşe yazarlığı          8
98.           shanghai beşlisi   8
100.         baban gelirse annem seni hep bekledi              7

Saptamalar

(Altı çizili ve italik yazılmış) 2 tane 10’luk küme var. İkisi de kesinlikle okul ödevi konusu.

70 civarında farklı konu var ve hepsi de tek kerede ifade edilmiş, yani bir yerde o ibare görülmüş ve merak edilmiş.

Sağlık dışında, konuların hiçbiri ciddi değil. Pek, asıl bilgi bulmaya yönelimli de değil.

İlginç biçimde, daha önceki aylardan kalan arayışlar da var. Yani, (eğer öyleyse) ödevin teslim vadesi uzun.

Ansiklopedik bilgi arayışı limit sıfır. (Oysa, internet gazetelerinde bile, böyle bilgiler var.) Türkçe ansiklopedi sitesi de yok aslında.

Yani, İngilizce bilenler pratikte sıfır.

Aranan konular, en çok 8. sınıf düzeyinde. Üniversite düzeyinde bilgi arayışı yok.

Arama sözcükleri dijital pazarlama açısından hiçbir bilgi vermiyor. Bu ilginç bir durum.

Ülkemizde köşe yazısı okuma geleneği, değişerek de olsa, sürüyor.

Arama sözcüklerinin tümü gözönüne alındığında, ortalama bir gazete sitesinden daha çok çeşit ve bilgisel yönelim olduğu göze çarpıyor. Demek ki bu konular, arayıcıyı gazete sitelerine pek götürmüyor. Demek ki internet siteleri, matbu ve internetsel gazetelerden daha çok bilgi kaynaklı.

Göreli bir güncellik sözkonusu. Yine de, ağır / ciddi politik konular aranmamış pek.

Ekonomi, dış politika veya bilim gibi internet sitesi altbaşlıklarına yönelik arama hiç yok ki bu gazeteler için de genelde böyle.

Yine de bilgi, köşe yazısı, haber ayrımları hala sürmekte.

Son olarak:

Eğer bir köşe yazarı bu veri tabanına bakarak yazarsa, okura hiçbirşey anlatmaz.

Demek ki internet, genelde okura hala bilgi ve zeka katmıyor.

Cuma, Mayıs 10, 2013

750.000 ve/ya 1,8 Milyon Okur


Milliyet Blog’da 6,5 yılım bitti.

Toplamda 750.000 civarında okunmaya ulaştım. Bunun 25-30.000’i silinmiş makalelerden oluşuyor. (MB silinmiş makalelerin kaydının tutulması açısından avantajlı.)

Okurlarımın 2/3’ü erkek, 2/3’ü eğitim meslekli (öğrenci, eğitimci, öğretmen), 2/3’ü yüksek eğitim mezunu, 2/3’ü 25-55 arası yaşta.

Demek ki ciddi bir yazarım. Demek biraz ağırbaşlılara hitap ediyorum. Demek ki sapa bir konuda yine de okur bulunabiliyor ülkemizde. Demek ki hala eksodus var.

Hoş bir sürpriz de var: Benimle okur-yazar diyaloğu kurmak isteyenlerin hemen hepsi genç, yani 20-24 yaş arasında.

Yılda 115.000 okuru MB’da buluyorsam, tüm bloglardaki toplam okurum yıllık 500.000 civarında. 2012’de bu, daha çok sayıda internet sitesinde yazdığım için, yıllık 1 milyona ulaşmıştı.

10 küsur yılda 5 milyon okura ulaşmışsam, bunun en az 2 milyonu ünik okur durumundadır herhalde (dolaylı çıkarsama).

2 milyon, 40 milyon internet kullanmışın içinden, % 45’lik yaş, % 10’luk eğitim örneklemesinden dolayı, % 4,5’luk örneklemeden yola çıkarak, varabileceğim 1,8 milyonluk kitlenin hepsine en az 1 kez ulaşmışım demektir.

Epeyi metnimde irdelediğim üzere, koca Türkiye’de 75 tane akıllı-bilgili insan çıkmayacağına ikna olmuş durumdayım çoktan. Daha da acısı, onların da hemen hepsi 40 yaş üzerinde ve pilini tüketmiş veya beynen kemikleşmiş durumda. Gençler ise, kültürel ve zihinsel olarak, sabit bir konuya 40 yıl verecek durumda değil artık.

Bu durumda boşa atış yapıyorum ama bunun çok önemli bir işlevi var: Konuyu tümüyle deneyselleştirebilirim ki öyle de yaptım.

MB üzerinden konuşursak, metinlerimi yeniden yeniden düzenleyip, yeni okurlara farklı söylemdeymişim gibi ulaşabiliyorum.

Artı: Birçok okurun beynini tutukluyorum ki bu yeni orta çağ açısından gerekli bir deney. Diğer bir deyişle, akıl tutulmalarının panzehirini bulmak için, aşı icadında olduğu gibi, insanlara akıl tutulması şırıngalıyorum örneğin.

Yani, burada artık çok eğleniyorum.

Yeni orta çağ momenti, aslında ağlanacak bir durum olmasına karşın, trajedinin çok yinelenince komedileşmesi gibi, artık gülünecek durumlar yaratıyor: Sevgili AKP’miz gibi.

15 yıldır internetteyim. Demek ki MB, bunun neredeyse yarısını ve son dönemini kapsıyor.

Bloglaşma sanki artık giderek demode olmakta ama kulvara sürekli yeni gençler giriyor ki ben de zaten gençlerin yazdığı yeni bir kulvarda da yarışıyorum ve orası çok daha komik, buradan bile.

Yani MB, bana temel blog yolunu açtı demeyeyim de, yolumu sabitledi ve kalıcılaştırdı.

Kendi arşivimi kendim de tutsam da, MB arşivim tek başına bir kitap sayılır, örneğin yorumlarım bin taneyi geçtiğine göre, onlar bile tek başlarına birden çok kitap ediyor demektir.

Bu kadarını ummazdım. Özellikle de, Milliyet el değiştirdikten sonra.

Yani, benim açımdan MB işlevini artı artı yerine getirdi. Buna katkısı olan tüm editör, okur, yazar, boşa tıklayıcı herkese teşekkürlerimi sunarım.

Dipnot: MB, en önemli işlev olarak, gelecekbilim konusunda 20 kitap yazmanın yolunu bana açtı. Proje de tamam durumda.