blogger etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blogger etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Haziran 22, 2015

Cengiz Çandar ile Aynı Düşünmek



Açıkçası, ruhumu rencide etti.
Ancak, gerçek bu imiş, onu gördüm:
“Bir AKP-MHP koalisyonu, ömrü Türkiye’ye tamiri çok zor hasarlar vererek, bir yılı geçemeyecek şekilde çöker.”
Çok şükür ki aynılık bu kadar. Gerye kalan 99 saptamada farklıymışız.
Burada süre önemli değil. Zaten, kimse de 1, 2, 4 yıl falan sürsün istemiyor. Yalnızca hiçbir parti, 2 yıldan önce erken seçim istemiyor, çünkü kıyak emekli olacaklar. Ayrıca bu TBMM, 2 yıl sürecek tek bir koalisyon çıkarabilecek gibi de görünmüyor.
Neden 1 yıl bile süremeyebilir bu koalisyon?
Çünkü, öyle bir niyet yok ortada.
Çünkü, ikisinin kanları aynı gruptan değil.
Çünkü Bahçeli, Erdoğan’ı göndermek istiyor ama buna gücü yetmez.
Benim ikinci şıkkım, AKP-HDP ama önce o, sonra bu idi.
Bundan sonra o olursa, epeyi gülerim, kendime de, onlara da.
Geçelim Çandar’ın öbür düşüncelerine:
“2019’a kalmayacak bir ‘erken seçim’de Erdoğan-Davutoğlu ikilisi mi, yoksa Bahçeli ve MHP’si mi silinir; yoksa hep birlikte mi silinirler; bunu yaşayarak görürüz.”
Olsun, partiler gider, insanlar kalır.
Çiçek ANAP’tan, Aksu DYP’den kalma. Biri 30 yıllık, biri 20 yıllık. Baykal desen, 45 yıllık.
Eh, bu MHP’nin o MHP olmadığı da kesin. Oğul Türkeş’lere karşın.
AKP desen, çakmanın çakması bir parti. Bi tane daha kurarlar, nolcek yani?
Ancak, Çandar’ın sözünü anmadığı biçimde, Türkiye’den yeni / farklı / küçük / marjinal parti çıkmama olasılığı baki.
“Bir AKP-MHP koalisyonu kurulacaksa, bunun ‘Kürt karşıtı’ özelliğinin yanı sıra, Rojava’dan ötürü kaçınılmaz bir ‘anti-Amerikan’ ve ‘anti-Batı’ boyutu da olmak zorunda.”
Son biçimiyle AKP’nin anti-ABD olduğunu biliyoruz ama MHP, ABD’yi algılayabilen bir boyuta hiç geçmedi, kapasitesi müsait değil.
MHP’nin anti-batı’cılığı da, ancak ve ancak dağa küsmüş fare biçiminde olabilir.
AKP-Erdoğan ise, taa 2002’de bile, neo-Türk-İslam momentiyle, hiçbir biçimde AB’ci olmadı. Bunu hep yazdık. Şimdi aydılar ancak.
AKP-MHP batacaksa, savaş ve ekonomi stratejileri olmadığı için batacaktır.
Ekonomik kriz içindeyiz, savaşın eli kulağında.
İkisi de felaket yönetimi ve ciddi oyun kuramı ister ama her 2 parti de, felaket önleyici değil, felaket yaratıcı parti durumunda.
“Türkiye’de ‘AKP çevresi’nin – ‘asker’in adını kullanarak – ‘PYD’yi (Kürtleri) kendisinden daha tehlikeli’ gördüğü vahşi-Selefi örgütün son bir yıl içinde ulaştığı nokta bu.”
İşte bu nokta, Çandar’ın neden Ortadoğu uzmanı olamadığını kanıtlıyor:
Sorun, ne El Kaide, ne Suudi Arabistan, ne ABD...
Onun yerine, yeni momentler mevcut:
Suriye’de, ‘PKK x IŞİD’ ve / + ‘IŞİD = PKK’ gibi, çok mavra bir denklem momentine geldik. Kim kimi ayakçı olarak kullanıyor belli değil.
IŞİD kalktı; Hizbullah, Talabani ve El Kaide ile savaş girdi. Onlar da dörtledi.
İran PKK’ye saldırdı.
Kürtler’in 4 ülke (İran, Irak, Suriye, Türkiye) ayağı birbirine karşı. Suriye’deki askeri ve sivil kanat birbirine karşı.
Suriyeli Kürt Salih, Arap-Kürt savaşının başlamasının istendiğini önesürmüş ama o savaş yüzyıllardır zaten var.
Komik olan şey, en azından Irak’ta Şii-Sünni savaşının olmayışı. Çünkü, ikisi de Kürtler’e karşı.
Yani, Çandar ne diyor, olan ne?
Arada hangi ilinti var?
AKP-MHP koalisyonu kurulsa da, kurulmasa da, çökse de, çökmese de, bu denklem orada TC’yi bekliyor kalacak, 4-5 yıl daha...
Dipnot:
Ekonomik kriz ise, TC’yi çoktan yarı-mafya-ülke yaptı bile.
Unutmayın bu, 4. kriz (1994, 2001, 2008, 2015) son 21 yılda.
O günden beridir yediğimiz hurmalar, yarı-kara para, yarı-beyaz-kara para hurma hep... Çekirdekleri de sivri mi sivri... Yalamadan yuttuğumuz için, çıkarırken bir tarafımız epeyi acıyacak.
Belki 500 (yazıyla beş yüz) milyar dolar...

Uyuşturucu, insan ticareti, ambargo delmesi, sıcak para, kaynağı belirsiz açık, yafta çok, uydur uydur söyle...

Pazar, Mart 15, 2015

Bloglar Kamuoyunu Ne Kadar Etkiliyor?



Önbilgi: Bu metin, şu metnin koşutunda yazıldı:
Başlığa en kısa yanıt şu:
Bazı okurları çok etkiliyor.
Sorun, onların kim olduğu. Şu an için üniversite gençliği diyelim. Ancak, onları Facebook ve Twitter daha çok etkiliyor.
Açımlama:
Bir:
TC’de çok güçlü bir köşe yazarı geleneği var. Dünya’da bunun böyle olmadığını önesürenlere katılmıyoruz. Yalnızca bize özgü, alaturka bir köşe yazarlığı ve okurluğu sözkonusu.
Bunlardan biri, ne yazık ki çizer Necdet Şen’in belirttiği gibiki bir fikir çobanlığıdır. Yani bir okur, kendine bir köşe yazarı seçer, onu okur, onun fikrini benimser ve onları kendininmiş gibi savunur. (İronik olan durum, Şen’in bir çizer olması, yıllarca onu kimse tanımazken, ‘Hızlı Gazeteci’ çizgiroman / bant-karikatür dizisiyle ünlü olup, kamuoyunu etkilemeye başlamasıdır. Sonunda bu durum, onu isyan ettirmiş ve çizerliği bırakıp tüymüş ve ‘Gitmek’ diye bir kitap yazmıştır.)
İki:
Blogculuk, ön aşamalardan geçti. Eskiden internette ‘Egroups’ diye bir site vardı (ve Yahoo onu satın alıp yok etti), şimdiki blogların ön-ısınma çalışmaları türünden yazılar yayınlanırdı orada ve siyasal tartışmaların neredeyse tamamı orada dönerdi, örneğin 2002 Anayasa tartışmaları öyle oldu. Düşünün ki o zaman TBMM Egrubu bile vardı ve milletvekilleriyle tartışırdınız. İnanılmaz, değil mi?
Dolayısıyla blogculuk da başka şeylere evrilecek gelecekte.
Düşünün ki listeler, egruplar, sonra Facebook / Twitter kayması, yalnızca 10 yıl içinde olup bitti ve bir insanın ortalama yaşamı 80 yıl ve bugün 20 yaşındaki gençler önlerindeki 60 yılda 20 aşama daha yaşayabilir demek ki.
Bunun nereye gideceğini henüz bilemiyoruz ve hatta öngöremiyoruz, çünkü araya bir veya daha çok internet çöküş dönemleri girecek.
Üç:
Blogculuğu etkileyen ama onun dışında gelişen bir ‘matbu gazeteciliğin hafiften mezarın yolunu tutup, onun yerini sanal basının alması durumu’ var. (Matbu gazeteler 25 yıl falan daha dayanır ancak.)
Bugün Radikal ve Karşı Gazete, yalnızca sanal olarak yayınlanıyor. (Bu demek değil ki öncülük hep onlarda kalacak.) En büyük 2 blog sitesinden biri de, Radikal Blog ki boynuz kulağı geçer hesabı, Milliyet Blog’u solladı gibi görünüyor.
Devamında, nasıl ki 70 (evet, yanlış okumadınız, yazıyla yetmiş) yıldır (1946’dan beridir) matbu olarak Çetin Altan okuyan birileri varsa, Milliyet Blog, buna benzer olarak, okurlarının yaş ortalamasının hafiften mezara yakın olduğu bir duruma geçti.
Yani, sanal basının anı anına yeniliği bile, blogları ve blogcuları dinamik düşünceli kılamadı. Tam tersine internet, araştırmalarda artık açıkça ortaya çıktığı üzere, muhafazakarlığı arttırmaya başladı. Şu an için bloglar giderek oraya yönelmekte. (Sanal cemaatler konusunda kitap yazılalı 10 seneyi geçti.)
Dört:
Hala dikkat çekmiyor ama sanal reklam pazarı çok çok büyük potansiyel olarak ve bloglar bunun bir numaralı mecrası şu an.
Şöyle örnekleyelim: Yabancı ülkelerde yapıldığı gibi, TC’de de  blogculara sayfalarında yayınlanan reklamlardan üçte birle yarısı arasında bir pay verilse, epeyi blogcu, maaşlı / duayen köşe yazarları kadar para kazanır.
Bunun devamında, yine yabancı ülkelerde olan tüketici blogları bizde yok. Henüz yerleşmedi yani, ayrıca görünen o ki TC’de 5-10 yıl daha gerekebilir bunun için.
Tüketimi etkilemenin kamuoyunu çook etkilemek olduğunu yazmam gerekmiyordu aslında ama birilerinin bunu anlamadığına eminim.
Beş:
Gelelim asıl olarak siyasal kamuoyunu belirlemeye:
Bu konuda öncülüğü devralan Radikal Blog, Şubat 2015’te fahiş bir hata yaparak, magazinleşmeye ve siyasal açıdan pervasızlaşmaya başladı.
Beş bir: Birbirine kel alaka politik düşünceleri aynı gün yayınlayarak, kendi herhangi bir ikna ediciliği olmasını giderek sıfırlıyor RB.
Beş iki: AKP, yakında tüm blogcuları kabak gibi oyacak. Cadı avı çoktan başladı. Şu an oluşan durum, PKK deyimiyle blogcuların / ceylanların kurdun üzerine salınması gibi olmakta.
Beş üç: Bu ve diğer diğer mental-kültürel regresyon-konfüzyon gergefi, blogcuları ‘tarihi tam da yapabilecekleri anda, tarih-dışına itti’ durumuna getirmek sonuçlu oldu.
Sonuç:
Evet, blogcular kamuoyunu etkileyebilir.
Evet, blogcular kamuyoyunu etkiledi.
Evet, blogcular kamuoyunu kalıcı olarak etkileyebilirdi.
Evet, blogcular kamuoyunu geçici olarak etkiledi ve kısa bir gelecekte de artık etkileyemeycek ve bu da blogların başka bir mecraya kaymasına neden olacak. En önemli aday adayı, uzmanlaşmış bloglar ki zaten örnekleri var ortada.

Bundan sonrası başka bir metnin konusu.

Cuma, Ekim 04, 2013

RB ve 1 Sene

Buraya geldiğimde ilk yıl için 500 blog yazmak niyetiyle gelmiştim. (İkinci yıl içinse 200 blog tasarlamıştım, çünkü daha önceki site-blog deneyimlerimden benzeri sonuçlar çıktı.) Eh, oldu gibi.

Bu 1 yılın 3 haftası boyunca, ayak kırılması nedeniyle yatalak oldum ve bilgisayardan uzak kaldım. O nedenle, 17 Ekim 2012 olan blog başlangıç tarihine 21 gün daha ekledim, 6 Kasım 2013 oldu. 1 yılımı o zaman dolmuş sayacağım.

Gördüğüm kadarıyla, bu sitede bu süre içinde en çok konuda ve toplam sayıda blog yazmış olacak olan benim gibi.

Çok okunma sıralarında ise, sitenin sıralamasına göre, 15.-75. sıralar arasında asansör olmuş durumdayım. Ancak, izleyebildiğim kadarıyla bu sitede istatistiklerde oynama var, çünkü son 1 ayda siteye başlayıp, toplam okunma sayısı, 1 aylık okunma sayımdan aşağı olana epeyi kişi üzerimde görünmekte (kendi okunma sayılarımı, binin katları üzerinden olarak ve tarihleri ile kaydediyorum).

MB bazı beklentilerimin üzerinde sonuçlar verdi. Burası ise, hemen tüm beklentilerimin üzerinde sonuç verdi. Bunda, blogun artık yaygın bir olgu olması ve son 1 yılki Taksim Gezi olayları çok etkili oldu. Sosyal medya artık yaygın bir araç konumunda.

Beklemeyip de bulduğum durumlardan biri, kendi günlük ve makale başı okunma rekorumu kırmak oldu. Sonuçta, burası gençlerin mekanı ve bendeniz de huysuz moruğun tekiyim. (Genci yaşlısı, tüm okurları ve yazarları, blog konusunda aşırı duygusal, ben de onların hislerini feci incitiyorum.)

Beklemeyip bulduğum diğer bir durum, kafaüstü çakılmakta olan TC medyasında, o kadar görünür sansür varken, bizlerin muhalefet yapma hakkının bizlere tanınması: Biraz perhiz-turşu durumu oldu gibi.

Tamam, burada bedavaya okunuyoruz ama blogcular son 5 yılda Türk yazınında inanılmaz okunurluk rekorları kırdılar. Tamam, tıklanan yazı ne kadar okunmuş sayılır ayrı konu ama satın alınmış kitapların da ne kadar okunmuş olduğu da tartışmalı konu.

Tuhaf bir dijital pazarlama sonucu var ortada:

Eğer bir blogcu, yılda toplam 2,5 milyon (günde 6.850) kez tıklanırsa, (sayfası ortalama 10 dolardan hesaplanan biçimde) yılda 25 bin dolar kazanabiliyor: Eh, kısa yılın karı iyidir gibi. Ek bilgi: Bu sınırı geçmiş, MB ve RB olarak, 10 bin kişide garanti 10 kişi var, eh zaten yazarlıkta da binde bir kişi elemeyi geçiyor hala.

Bendeniz ise bu alanda, yılda 250 binden yılda 500 bine doğru yol almaktayım. 7 yılda varabildiğim yer budur. 1 ayda 100 bin tıklanabilen yazı yazmayı biliyorum ama 30 yıllık yazmadan sonra ve 50+ yaş ile bu olmaz, bu hamura o maya tutmaz.

Dolayısıyla, işin maddiyatını pas geçip maneviyatına bakalım:

Eğer manevi doyum beklentimin skalası 1 olsaydı, blog yazımı bu 7 yılın sonunda (tüm olumlu ve olumsuz yanlarıyla birlikte) bana 10 manevi doyum kazandırdı (başka uygun sözcük bulamadım).

8 yıllık bir ‘Blogger.com’ kullanıcısı ve epeyi mankafa davranmış ve geç intikal etmiş olarak, yine de kendimi orada yeterince arşivlediğimi söyleyebilirim. Ölümümden sonraki anda sonul vasiyetimin gerçekleşmesi 1 gün sürmez, onu da yaptıracak biri çıkar elbet.

Eğer Google batmaz, internet sonul olarak tümüyle çökmez ve Google sözünde durup hiçbirşeyi silmez ise, yıl 2000-4000 arasında toplamda yüz milyonlarca kişinin metinlerime ulaşmış olacağına eminim. Bu süre için toplam global nüfus olacağa benzer 10 milyarda (istatiksel yeterlilik sınırında olan) yüzde bir 100 milyon eder ki ona ulaşmak gibi bir eğilimim hep vardı: O da olmuş olacak gibi.

Bunun en az 500 bin ila 1 milyon tıklamasını RB sağlamış olacak gibi. Belki de daha çoğunu...

Site sağolsun var olsun.                        


Çarşamba, Ağustos 14, 2013

MB Ağustos 2013 Momenti


04.08.13, 08:10

Toplam:                  424.685 x 0.85 (gönüllü silinenler nedeniyle)

Kategoriler

100’e yakın sayıda kategori ve alt-kategori mevcut.

Kültür-sanat          3.555

Sinema                   3.761

Bilim                       1.198

Siyaset                   18.736

Güncel                    25.440

Futbol                    11.991

Gündelik yaşam    18.395

İlişkiler                   7.337

Aşk-evlilik             5.341

Blog                        5.088                                      

Günlük okunma    200.000 gibi

İlk 10 metin            100.000 gibi

Konular: Din 8, Magazin 1, İlişkiler 1 gibi

*

Yorumlar:

Dervişin fikri neyse, zikri de o...

Futbol, seks, kahve siyaseti, kenar mahalle içi çekişmeleri...

Daracık yaşamlar, küçücük insanlar...

Bilim yok, sanat yok, felsefe yok...

Düşünce özgürlüğü yok, çünkü söyleyecek sözleri yok...

Faşizme ve engizisyona gönüllü kulluk var...

İyi tarafından bakarsak:

Bunu gördük, iyi oldu...

Kötü tarafından bakarsak:

Kapatın şu blogu...


Perşembe, Ağustos 01, 2013

Bloglar ve Siyasetler


Siyasal konularda blog yazanlar, son 5 yıl içinde, köşe yazarlarının durumu çok geç ayırsayıp, şu an ne yapacağını bilemediği bir biçimde, onları solladı.

Elimizde 2 tane yanılmış örnek var:

2007-2009 tarihli Onpunto ve 2011-2012 tarihli Naberler siteleri.

Elimizde 2 tane süren ve başarılı örnek var:

2006 Nisan tarihli Milliyet Blog ve 2012 Eylül tarihli Radikal Blog siteleri.

Ara bilgi: Eskiden Milliyet ve Radikal, aynı mal sahibine aitti. RB açılmadan önce, Milliyet sahip değiştirdi. Bu da, onların birbirlerine karşı ticari rakip pozisyonu alabilmelerine uygun bir zemin yarattı. Artı ara bilgi: Habertürk ve blogu ise, hem gazetecilikte, hem de blogculukta, tam bir fiyasko olarak tarihe geçti.

1 tane de aday adayı blog var:

T24 blog.

Doğmamış çocuğa gömlek biçtiğimin ayırdında ve bilincindeyim. Ancak, bir yazar ve bir gelecekbilimci olarak, onu da resme yerleştirerek, bazı kestirimler yapmak arzusundayım.

Milliyet geleneksel anlamda, 1960-1980 arasında sol cenahta idi. 1980-2011 gibi orta cenah oldu. 2012 itibarıyla da iktidarperver cenahta. Sağ değil, iktidarperver (Türkiye’de öylesini biz yaşamadık ama sol iktidarlar da düşünceyi ve muhalefeti öldürür).

Radikal, tıpkı Taraf gibi, iktidar-muhalefet arasında zigzaglar çizmekte ve bu da okur, köşe yazarı, blogcu ve iktidar (AKP) tarafından farklı farklı olarak yorumlanmakta. AKP oyverenlerinin en azından bir bölümü, 2006 itibarıyla Kasımpaşa’da Radikal’e gıcıkken, şimdilerde onlardan  onay almış olarak tüm bayilerde mevcut.

Radikal-Taraf senkopları, hem iktidar-muhalefet, hem de sistem eleştirisi açısından; kitlesiyle olsun, iktidar seçkiniyle olsun, entellektüeli (ve yarı-aydınıyla) olsun; günümüzün özel bir tarihsel dönemden, özel bir geçiş süreciyle, özel bir döneme geçmenin (tarihsel açıdan bu bir ilk değil ama) özel bir örneğini yaşadığımız şu son aylarda,  ironik ve eğlenceli panoramalar çiziyor: Sonuç, biraz da La Fantone fablındaki, memelilerle kuşlar arasındaki savaşta taraf seçemeyen yarasanın, taraflardan biri savaşa kazanınca, onların tarafına geçmek isteyip, her iki tarafın da nefretini kazanıp, bir tabuta çivilenmesiyle biten öyküsüne epeyi benzedi.

T24 ise, bu konuda Taraf’a da senkop oldu:

Yani, huzurevinden kaçmış eski TKP’lilerin, hafif Soros, hafif Gülen sosuyla ama değirmenin suyunun nereden geldiğini pek bilmeden ve pek de sormadan (insanların en azından ‘yahu biz bu ülkede nasıl olup da, günde 100 bin okunuruz ki?’ diye bir sorması gerekirdi, oysa Taraf’taki ağır abi duayen bir yazar, aynı soruyu sorup da, gazetedeki Sızıntı ve İstikbal reklamlarından bir yorum çıkarmamıştı ya da çıkarmak işine gelmemişti, bunlar da öyle), takılıp gitmeleri gibi bir süreç oldu.

Duble ironik tarihçesel bir durum var:

Sanal yatırımcıların ne halt yiyeceği bilemeyip, Türkiye gibi en riskli yerlere bile yatırım yapması ve orayı geçici olarak ihya etmesi (ama kalıcı olarak bir çöle çevirmesi) gibi, kara-kara paracılar (kim olduklarını yazmayalım da vurulmayalım) ve beyaz-kara paracılar (Soros gibiler), satın alınacak ve Barrett’vari bir biçimde neo-globalizme entegre edilecek, Türkiye ve eski Doğu Avrupa gibi 3. Dünya mekanlarına, satın alınacak entellektüelsel yatırım yaparken de, kantarın topuzunu birazcık kaçırdılar. Soros’un kendi itirafıyla öğrendiğimiz üzere, bazıları onları on milyonlarca dolar söğüşledi ve mafya (kara para) geleneğini utandırarak, hiçbiri de yaptıklarının bedellerini ödemedi ve bu da içtihat ve kötü örnek yarattı. Eh, bizim alaturka satılıklar hiç durur mu? Aldılar parayı, aldılar parayı. Bize de, daha çok sivil toplum örgütelri nezdinde, on milyonlarca dolar aktı.

Bu paranın bir bölümü de basına ve sanal basına aktı tabii ki...

Sanal dediğin bir küçücük uşak, fiyatı da ucuz, bir kaç yüz bin dolarcık, beline bağlamaz ibrişim kuşak, ooy oy...

O nedenle T24, 3. ve panoramayı tamamlayan örnek olacak bizce.

1 iyidir. İlktir, hatadır, güzeldir.

2 iyidir. Rekabettir, asıl yeniliktir.

3 en iyidir. Dengedir.

Haa, üçünü toplasan 1 muhalefet etmez ama ne yapalım? Burası 4., 5. .. , 7. filan olan, bir Dünya işte: Yani Türkiye. Tanzimat’tan beridir, basınımız satılık olmayı ve yabancı parasını, yerli paradan daha çok sever. Hala da öyleymiş, onu da gördük çok şükür.

T24’ün şu anki momenti; Radikal, Taraf ve bilcümle yazmasal iktidar odaklarından iktidar tarafından kovulanların sürgün yeri olması. Ancak bir türlü internetin gücünü keşfedemiyorlar. Editörün imalı açıklamalarından, bu blog olayının risklerini ayırsadıkları ama emrin de büyük yerden geldiği izlenimini edindik. Eh, onlara da şimdilik boyun eğmek düşer. Çetin Altan’ın dediğince, olmadı, onları satın alacak başka bir iktidar kapısını er veya geç bulurlar. Baksanıza Mehmet Barlas’a, zemzem suyuyla yıkanmış, sütten çıkmış ak kaşık gibi dolanıyor ortada: Oysa, matbu basınımızın arşivi, onun vukuatlarıyla inlerdi bir aralar.

Dönüp dolaşıp ifrit olduğum bir konu var:

Tüm yazarlar özgürlükten dem vurur. En yakın arkadaşı kovulur, gıkını çıkarmaz. Sonra kendi kovulur, başlar feryad-ı figana...

Şimdi, genç kuşaklar bu uzuun ve 32 kısım tekmili birden matbuat öykülerinin hemen hiçbirini bilmez ve bilmekle de ilgilenmez. Onlar bu sıralar, Gezi olaylarında olduğu üzere, ABD’yi yeniden keşifle ziyadesiyle meşguller.

Yani, al birini vur öbürüne: 40 kişiyiz, birbirimizi biliriz, hesabınca, gazete sahibi de aynı, dönemindeler sadece...

Ancak çokluklar, hep feçes yerine, arada yeni alternatifler de yarattığı için, T24 yeni yollar ve kapılar yaratacak gibi. Çünkü ne MB, ne de RB, şu anda yaptıklarını yapmak için kurulmadı. T24 de öyle ama blog alanına girerlerse, ortalık güzel kızışacak gibi. En azından bizim umudumuz böyle...

Bu pratik siyaset idi. Gelelim kuramsal siyasete:

Öyle ya da böyle, adını andığımız tüm gazeteler ve köşe yazarlarının önemli bir bölümü, gerçekte öyle olmasalar da, sol cenahtan sayıldılar. Sosyal demokrat veya marksist ama öyle...

Ancak, hemen hepsi de, elifle merteği birbirine karıştırmayı geç, elifle merteğin ne olduğunu yitirir durumda.

Marx bile, marksist olmayan devrim olabileceğini (ve iktidarperer biri olarak tasfiye edilmeleri) gerektiğini bilip, taa 150 yıl önce bunu yazdığı halde, bizim eski ve yeni solcularımız buna ayamıyorlar bir türlü.

% 1 – % 99 kavgasının, sınfiçi ve sınıfdışı savaşımlar içerdiğine de ayamıyorlar. Tarihe bakıp da, sol-sağ kavgasının kralcı olan ve olmayan arasında gibi şimdiye oranla kel alaka 2 odak arasında başladığını, muhafazakar-liberal ayrımlarının 2 karşıt parti olduğunu da tarihten okuyamıyorlar. Minval hala aynı: Yersen.

Ondan sonra da kalkıyorlar, AKP taraftarı veya karşıtı oluyorlar.  İyi de, onun bir siyasal konumu yok ki kılavuzun karga olamasın ve senin burnunu feçese bulamasın...

Öznel-nesnel ayrımını da izleyemiyorlar: Satılmak serbest ama ceple, beyinle değil. Zaten ihanet etmişsin birader, Altan gibi 60 yıl sonra aymanın anlamı ne?

Gelin düşmanlar, birlikte geleceği boşaltalım. Nasıl olsa, iktidardaki mümin abilerimiz ve ablalarımız, maçı kazandıklarından fazlasıyla eminler. Biz doğmamışlara boş bir Evren tasarlayalım ve bırakalım. Sonra da onlar ne halt yerse yesinler. Kendi çocuklarımızın hayatını mahvetmedik mi yeterince? Doğmamış torunun torununu şimdiden gömmenin alemi ne?

Demek ki neymiş?

T24 bir yol daha açabilirmiş ama yaptıkları ortadayken yapamayacakları da ortadaymış. Umudumuz da, atmadıkları taşlarla vuracakları kuşlar ve bizim onları bedavaya toplamamız olacakmış.

Yaşadık biliyoruz:

Gündelik ve somut yaşamda öldürecek denli bize ve beynimize düşman olanlar, bize yazma ve yayın yolunu açtılar ve 7 yıl sonra şeytanın bacağını kırdığımızı ayırsamadılar bile. Gençler için de böyle olacak inşallah.

Yani özetlersek:

2007-2017 arasında, internet gazetesi blogları, satılmasını ve öldürülmesini istedikleri geleceğin en azından bir bölümünün kurtarılmasının olanağını da bize verdiler. Daha sonrasında zaten global makro-makro krizler, çığ çığ ve tsunami tsunami kapımızda. Cehennemde bir sigara molası bize verilen, o da bilmeden.

Cehennemden önceki son çıkışı kullanın yazar kardeşlerim.

Ondan sonrasında, sizi ben bile kurtaramam..


Salı, Haziran 11, 2013

Radikal Blog Rapor 3

Radikal Blog’dakiler bu tür yazıları pek çekici bulmuyorlar ki benden başka bu tür yazan yok.

Buraya geleli 8 ay oldu. Bunun 3 haftası ayak kırılması nedeniyle yazamama olarak gerçekleşti.

Buraya geldiğimde kitap bastırmış veya bastırmaya değecek metinler yazan kişi oranı, en yakın rakibi Milliyet Blog’dan kat kat üstündü. (Oraya davet edilen kitaplı yazarlar ise, orayı fazla ciddi bulmadığı için kısa sürede yazmayı bıraktı. Ayrıca, kitaplı yazarlar bile, değil her gün, haftada 1 bile yazmıyor.)

Bu dönem, Çinliler’in hesabınca heyecanlı dönemler idi. En heyecanlısı Gezi İsyanı idi. Ancak bu isyan şunu kanıtladı: Diğer tüm önemli tarihsel olaylar gibi, konuyu anı anına ve içeriden yazmayı kimse beceremiyor (İsaac Babel hariç, onun güncesi Rus-Polonya Savaşı güncesi olarak, istisnanın istisnası bir örnek.)

53 yaşında huysuz bir moruk olarak, üniversite mezuniyetime tekabül etmesi gereken (ama etmeyen, 5  yıl sonra oldu bu) gençliği terk veya bitirme süreci bende gerçekleşmedi. Zaten şizofren yapım, yaşdışı bir süreçler dizisinin içinde bıraktı beni. Böylelikle genç kuşağı, liseli değil de üniversitelileri hep kolayca izledim. 3,5 yıl lisansüstü okudum, BÜ Kütüphanesi’nin yaşam boyu kullanıcısıyım, yani kampüslerden uzak değilim hala.

1968’liler, 1978’liler, 1988’liler, 1998’liler ve 2008’liler şematik dizim (araya 2013’liler gibi 5 yıllık kuşak uzunluğu gibi daha kısa süre dilimlerini de hesaba katmak kaydıyla), konudan kopmamamı sağladı. (Bu tip yaklaşım, okuduğum 3 yıllık mühendislik eğitimi nedeniyledir.)

2013’lüler, hem benim gibi, hem 1968’liler gibi uzayan gençlik ve ertelenen yaşam gailesi tipi gençleri bolca içeriyor. Artık yeni kuşak büyükkentli burjuva ebeveynlerin bazıları çocuklarını klasik evlenme / çocuklama-askerlik kıskacına sokmuyorlar pek. Bunların çocuklarının bir bölümü de burada yazanlar oluyor.

Burada 2013’lüler de var, 1968’liler de var, hatta 1968 öncesi TİP döneminden kalan 50-60 yıllık mücadeleciler de var.

Dedem 1900 doğumluydu, yani üniversiteye gitseydi, 1918’li olacaktı ve 2018’lileri görmeme ramak kaldı.

100 yıllık zaman dilimi + 50 yıllık anımsadığım otobiyografik dönem = 5.000 yıllık dünya sisteminin 50’de 1’i veya 100’de biri ama her ikisi de yeterince anlamlı istatiksel veriler getiriyor.

Örneğin, tam da bu sabah yaşanan Taksim’e polis girmesi olayını geçen hafta kesin olarak belirtmiştim. Çünkü bugün, Tayyip’in AKP grup konuşması günü.

İşte böyle: Nesnellik ve öznellik içiçe bende.

Yazarlarımızda ise, birkaçı, başta Ahmet Yüksel beni dehşete düşürüyor. Yazdıkları psödo-bilginin en has örnekleri. Okurları, ne kadar fıştık olursa olsun, var. Hem de burada bile var, dehşet verici olan da bu zaten.

300 küsur metin yazdım. Bunun 250 küsuru yalnızca burası için yazıldı. Diğerleri ise, daha önce yazılmış ve burada yazdıklarıma destek-bağ nitelik metinler idi.

74.000 okuru bugün geçtim. Bu hızla 100.000 okuru, 2-3 ayda görürüm.

Açıkçası, yeter de artar bile.

Milliyet Blog ve Radikal Blog koşutluğu, birçok alaturka blogculuk davranışını çok yoğun gözlememi sağladı. Her iki editöryel tarafa da teşekkür ederim. Yeni medyanın çöktüğü bir dönemde, onlarınki son bir ‘art nouveau’ parıldaması oldu.

5 matbu iktabı olan bir yazarım. Yayınlanma süreçlerim çok sancılı oldu, Türkiye’de tüm yazarlarınki öyle zaten. İnternet bana, çok farklı mecralardan okurlar sağladı. Kalıcı okur ya da bir gelecekbilimci potansiyeli taşıyan okur, 7 yılda hala 0.

Negasyon, felsefi her zaman pozisyondan evla bir akıl yürütmesel yöntemdir. Ben de bu ters durumlar silsilesini negasyonlayarak yol alıyorum. Devenin zaten her tarafı ters malumunuz.

Yeis (grief) derecesinde melankolik bir insandım ama blog serüvenim mizah yönümü çok güçlendirdi. Ölümüme bile artık gülüyorum. Sorun, yazıp kaydedip bırakmak. Gerisi gelecekbilim ve binlerce yıl işte...

Ancak, blogculuğun yakın gelecekte er geç zayıflayacağını düşünüyorum, yani gazetesel blog bölümlerinin... Patronlar henüz aymadılarsa da, yakında ayarlar: Blog bölümleri, iyi bir reklam getirisi yatırımı olmadıklarını çoktan kanıtladı bile.

Ancak, internet yolu bir kapanıp bir açılsa da, 10 yıl falan daha bana eksodus sağlar. Eh, bende iş herkesteki gibi 70’te değil de, 63’te bitiversin, razıyım.

Son deyi:

Blog yazımının, 40.000 sayfalık kurmaca-dışı global-tarihsel yazmışlık rekorunu bana kırdıracağı kesinleşti. 30.000 safya ve 150’şer sayfalık 267 kitap hazır bile. (Bazı metinleri birden çok kez kullanacağım ve gerisi yine bağ metin olacak.) 10.000 sayfa daha yazmak, 10 yıldan daha az süre alacak.

Sağol Radikal Blog.


Pazartesi, Mayıs 13, 2013

Blogcu ve Wikipedia: Mayıs 2013: Arama Sözcükleri



Aşağıdaki 2 fragman, Blogcu’daki bir sayfama varmak için, kullanılmış arama sözcükleri:

7 Mayıs 2013

türkiyedeki sağ partiler        3
aristonun 10 temel                2
nu erkek                                 1
aristo'nun 10 kategorisi       1
sanatçınin önemi̇                  1
geyler nu                               1
docs.google.com e-kitap     1
ülkemizdeki sağ partiler       1
nü foto                                   1
kasımpaşa çingene pazarı   1
çıplak zenci erkekler             1
sağ ve sol partiler                 1
türkiyede sağ partiler           1
çin aile yapısı                        1
turkiyede sag partileri          1
turkiyede sag sol partiler    1

8 Mayıs 2013

türkiyedeki sağ partiler        3
çıplak zenci erkekler             3
aristonun 10 temel                2
türkiye'deki sağ ve sol partiler           2
www.geylerin foto               2
nu erkek                                 1
aristo'nun 10 kategorisi       1
sanatçınin önemi̇                  1
geyler nu                               1
docs.google.com e-kitap     1
ülkemizdeki sağ partiler       1
nü foto                                   1
kasımpaşa çingene pazarı   1
sağ ve sol partiler                 1
türkiyede sağ partiler           1
çin aile yapısı                        1
turkiyede sag partiler           1
turkiyede sag sol partiler    1
yazisma tekst nedir              1
akp nin başarısızlıkları         1
lübnan trajedisi                     1
sağcı ve solcu partiler         1
türkiye'deki sağcı partiler    1
koninin hangi                        1
sağ sol partiler                      1
türki̇yede hangi̇ parti̇ler sağci                             1

Yorumlar:

Yarısı bir ve ilk konunun çeşitlemeleri, üçte biri nokta atışı konu arama, geri kalanı nü türünden absürd ve/ya anlam göstergesiz sayılabilir (ya da beyaz gürültülü anlamlı) aramalar.

Akılsal işlevli sorular birarada ilginç, daha çok kafaya anlık takılan sorulara benziyorlar: Aristo kategorileri, e-kitap, sanatçının önemi, Kasımpaşa Çingene pazarı, Çin aile yapısı, yazışma / tekst nedir, AKP’nin başarısızlıkları, Lübnan trajedisi, koninin hangi.

Bir de Wikipedia’ya bakalım (son 1 haftalık liste, 2-8 Mayıs 2013):

Rank      Article                   Views

1              Main Page             63,839,658
2              Jeff Hanneman      1,000,226
3              Labour Day           990,333
4              Iron Man 3            975,476
5              Patti Reagan          842,029
6              Cat anatomy          798,140
7              Jason Collins        690,067
8              Undefined             667,833
9              Aashiqui 2             641,956
10            May Day               624,930
11            Game of Thrones 556,635
12            The Great Gatsby 539,104
13            Facebook               473,125
14            Kris Kross             466,872
15            G                             455,965
16            Steve Jobs             438,784
17            Cinco de Mayo     434,702
18            Deaths in 2013      418,124
19            Sarabjit Singh       418,079
20            YouTube               392,365

101.-120. Sıralar:

101          Vietnam War                         171,087
102          The Simpsons                       170,793
103          France                                    170,443
104          Human                                   169,704
105          Video Camera                        167,768
106          One Direction                       166,730
107          Bipolar disorder                    166,629
108          List of New Girl episodes    166,537
109          Kaley Cuoco                         165,960
110          The Walking Dead               165,204
111          Attack on Titan                    164,943
112          The Vampire Diaries            163,615
113          Jarron Collins                        159,137
114          Breaking Bad                        158,618
115          Australia                                158,313
116          UK Independence Party     157,909
117          China                                      157,713
118          Justin Bieber                         157,277
119          UEFA Champions League 156,852
120          Leonardo da Vinci                156,305

4981.-5000. Sıralar:

4981        Frasier                    24,671
4982        Redox                     24,667
4983        Horsepower          24,666
4984        Article (grammar) 24,664
4985        Cassadee Pope     24,658
4986        Warfarin                24,656
4987        Chi-squared distribution     24,645
4988        Lisa Bonet             24,644
4989        Chromosome         24,643
4990        Customer service 24,641
4991        Ranveer Singh      24,640
4992        The Brady Bunch  24,639
4993        No Country for Old Men (film)          24,635
4994        D (programming language)                 24,633
4995        The Departed        24,630
4996        Raipur International Cricket Stadium                24,629
4997        Javi Martínez        24,628
4998        Bertrand Russell   24,623
4998        NBA Playoffs       24,623
5000        Mercedes-Benz C-Class      24,614

Yorumlar:

Buradakiler hepten uçmuş ama bunlar Dünya’da bir halt bildiği varsayılabilecek tek dilim olan, % 1-%oo 1 arası orandaki bilgide, İngilizce bilen demografik dilimde. Yani, internetin bilgi kullanımı için bundan daha anlamlı bir nüfus fragmanı yok şimdilik. Onlar da, ‘en akıllısı Deli Bekir’ gibi görünüyor.

Buradaki en önemli gözlem, bilgi edinmek bilgi aramak için yapılan aramaların, listenin epeyi dibinde yer alması. Aradaki ayrım, ünlü kişileri ve güncel konuları eledikten sonra ortaya çıkıyor.

Bir de, sinema ve televizyon dizisi gibi konularda imdb var iken, Wikipedia’da aramak yapmak da bir gösterge: İşin kolayına kaçıp, herşeyi aynı sitede aramak. (Oyun konusu tam ortada: Hem imdb var, hem allgames gibi siteler var.)

Bir de, internetin hala yerel olması, global kültür yanılsamasının dışında, 20 küsur yıllık bir sürecin ertesinde, oldukça dar bakış açılı kalınmış olması gibi, çok üzücü bir nokta var ortada. Gereksiz genel kültürü geniş biri olarak, yukarıdaki listelerdeki özel adların çoğunu hiç duymadım bile ve bu ‘Google top’ aramaları için de aynen geçerli.

Peki, yapılacak bir şey var mı?

Soruyu çevirelim:

Peki, bir şey yapılması gerekiyor mu? Yoksa, durumu yalnızca izlemek ve yapılabildiğinde küçük müdahalelerle onu yönetmek daha mı makul?

Henüz bilmiyorum: Son 1 haftada yazılan, internet konulu 5 metin, bunun sorgulaması içindi zaten.

İrdelemenin sonunda, herhangi kesin bir sonuç çıkmasa da olur.

Cuma, Mayıs 10, 2013

750.000 ve/ya 1,8 Milyon Okur


Milliyet Blog’da 6,5 yılım bitti.

Toplamda 750.000 civarında okunmaya ulaştım. Bunun 25-30.000’i silinmiş makalelerden oluşuyor. (MB silinmiş makalelerin kaydının tutulması açısından avantajlı.)

Okurlarımın 2/3’ü erkek, 2/3’ü eğitim meslekli (öğrenci, eğitimci, öğretmen), 2/3’ü yüksek eğitim mezunu, 2/3’ü 25-55 arası yaşta.

Demek ki ciddi bir yazarım. Demek biraz ağırbaşlılara hitap ediyorum. Demek ki sapa bir konuda yine de okur bulunabiliyor ülkemizde. Demek ki hala eksodus var.

Hoş bir sürpriz de var: Benimle okur-yazar diyaloğu kurmak isteyenlerin hemen hepsi genç, yani 20-24 yaş arasında.

Yılda 115.000 okuru MB’da buluyorsam, tüm bloglardaki toplam okurum yıllık 500.000 civarında. 2012’de bu, daha çok sayıda internet sitesinde yazdığım için, yıllık 1 milyona ulaşmıştı.

10 küsur yılda 5 milyon okura ulaşmışsam, bunun en az 2 milyonu ünik okur durumundadır herhalde (dolaylı çıkarsama).

2 milyon, 40 milyon internet kullanmışın içinden, % 45’lik yaş, % 10’luk eğitim örneklemesinden dolayı, % 4,5’luk örneklemeden yola çıkarak, varabileceğim 1,8 milyonluk kitlenin hepsine en az 1 kez ulaşmışım demektir.

Epeyi metnimde irdelediğim üzere, koca Türkiye’de 75 tane akıllı-bilgili insan çıkmayacağına ikna olmuş durumdayım çoktan. Daha da acısı, onların da hemen hepsi 40 yaş üzerinde ve pilini tüketmiş veya beynen kemikleşmiş durumda. Gençler ise, kültürel ve zihinsel olarak, sabit bir konuya 40 yıl verecek durumda değil artık.

Bu durumda boşa atış yapıyorum ama bunun çok önemli bir işlevi var: Konuyu tümüyle deneyselleştirebilirim ki öyle de yaptım.

MB üzerinden konuşursak, metinlerimi yeniden yeniden düzenleyip, yeni okurlara farklı söylemdeymişim gibi ulaşabiliyorum.

Artı: Birçok okurun beynini tutukluyorum ki bu yeni orta çağ açısından gerekli bir deney. Diğer bir deyişle, akıl tutulmalarının panzehirini bulmak için, aşı icadında olduğu gibi, insanlara akıl tutulması şırıngalıyorum örneğin.

Yani, burada artık çok eğleniyorum.

Yeni orta çağ momenti, aslında ağlanacak bir durum olmasına karşın, trajedinin çok yinelenince komedileşmesi gibi, artık gülünecek durumlar yaratıyor: Sevgili AKP’miz gibi.

15 yıldır internetteyim. Demek ki MB, bunun neredeyse yarısını ve son dönemini kapsıyor.

Bloglaşma sanki artık giderek demode olmakta ama kulvara sürekli yeni gençler giriyor ki ben de zaten gençlerin yazdığı yeni bir kulvarda da yarışıyorum ve orası çok daha komik, buradan bile.

Yani MB, bana temel blog yolunu açtı demeyeyim de, yolumu sabitledi ve kalıcılaştırdı.

Kendi arşivimi kendim de tutsam da, MB arşivim tek başına bir kitap sayılır, örneğin yorumlarım bin taneyi geçtiğine göre, onlar bile tek başlarına birden çok kitap ediyor demektir.

Bu kadarını ummazdım. Özellikle de, Milliyet el değiştirdikten sonra.

Yani, benim açımdan MB işlevini artı artı yerine getirdi. Buna katkısı olan tüm editör, okur, yazar, boşa tıklayıcı herkese teşekkürlerimi sunarım.

Dipnot: MB, en önemli işlev olarak, gelecekbilim konusunda 20 kitap yazmanın yolunu bana açtı. Proje de tamam durumda.