Perşembe, Temmuz 25, 2019

Erkek Yazarlar Kadınları Edebi Eserlerde Tam Anlatabilirler mi?


Anlatmışlar çoktan.
Birer erkek yazar / sanatçı olan Mifune ve Oshii, ‘Ghost in the Shell 1-2’de bir kadını gayet açıkseçik ve kesin olarak anlatmışlar.
Ancak tersine, bir kadın yazar olan Le Guin, ‘Mülksüzler’de bir erkeği açıkseçik ve kesin olarak anlatamamış.
Daha da tuhaf olanı, bir erkek yazar bir kadının enginleşmesini (beden donanımını terkedip, salt zihin yazılımı olmasını) tasarlayabilmişken, bir kadın yazarın bir erkek için bunu yapamamışlığı. Ara değer örnekleri olarak da, Robinson / 2312 ve Liu / Karanlık Orman var.
Tüm bu günümüz örnekleri varken, kalkıp da bunu 1820 klasik roman veri tabanı üzerinde tartışacak değiliz: 2020’deyiz çünkü.
(25 Temmuz 2019)

21. Yüzyıl’da Anarşizmler ve Nihilizmler


Körlerin fili neresinden tuttuğuna bağlı olan tariflerine benzemiş internetteki tanımlamalar.
Conservepedia (Hristiyan dincisi ve neo-con bir site) anarşizmi de, nihilizmi de, bildiğimiz muhafazakar ahlaki değerlere uymadığı için tek yönlü olarak eleştirmiş. Orada anarko-nihilizm var ama nihilo-anarşizm yok.
Hedono-anarko-nihilizm ise, bildiğimiz internet pornocusu bir görüş. O da, özgürlüğü bulduğu her deliğe girmek olan erkek bir sinek anlayışıyla ele almış. Daha önceki metinlerimize bağlı olarak, hedonizmi doğrudan ve tek başına olarak, anarşizm ve nihilizm saymış.
Batı geleneğindeki eski nihilizmsiler, binyılcı ve kıyametçi anlayışlardan kaynaklanır. MS ilk bininci yılda kıyamet kopması beklenmiş, kopmamış: Kıyamet kopar diye, her konuda cıvıtanlar yanılmışlar.
Bu kıyametçilik, ikinci bin yılın bitiminde de, 31 Aralık 2000 gibi yaşanmıştı ve yine bir şey olmamıştı.
Tersine durum olarak ise, 400 Kavimler, 800 Vikingler, 1200 Moğollar, 1350 veba yıkım algaları ile yıkılmayan ama bin ila bin yüz yıl Orta Çağ’a giren Avrupa yerinde ve zamanında bile, bu cıvımalar pek görülmemiş. Kültürel ve zihinsel dejenerasyonlar başka alanlarda görülmüş ama, insanlar durup dururken birbirlerine sarılıp, kuyruk olup, dans etmeye başlamışlar örneğin.
Anarşizm ve nihilizm ahlaksızlıkla suçlanırken, Makyavelli tipi devlet ahlaksızlığı, Fransa tipi Terör Dönemi ahlaksızlığı gözden uzak tutulmuş: Keza, kompradorların ahlaksızlıkları da. Oysa, nihilist sayılan Neçayef, tamı tamına bir anti-Makyavelli ve anti-Prens (aslında Çar) vakası.
Keza, gözden kaçan bir şey var: Hırsızların ve korsanların bile ahlakları ve yasaları var (yani anarşistlerin ve nihilistlerin ahlakının olmaması için neden yok), hatta korsanların devletle yazılı anlaşmaları var (Karaip Adaları korsanları ile o zamanki İngiltere devleti arasında örneğin, Barbaros Hayreddin ile Osmanlı arasında örneğin, adam talan yapmaya Cezayir’den İzlanda’ya gitmiş).
İkinci Dünya Savaşı sonrasında; 2 dünya savaşının Avrupa değerlerini silip süpürmesi, aile kurumunun çözülmesi, kadının çalışmaya başlamışlığı ve ekonomik özgürlüğü ile ahlaki bir çözülme yaşandı ve bu, vakumsal bir özgürleşme dalgası. Bu, 1945-1990 arasındaki Soğuk Savaş’ın çift taraflı devlet ahlaksızlığı ile birleşince, önce ahlaki özgürlük, sonra ahlaki dekadans yaşandı. 1968’lilerin çocukları ve torunları ise, post-modern post-modern bir biçimde neo-nihilist ve neo-anarşist  sayıldılar. Not: 1990-2000 arasında Rusya’nın toparlanıp tarih sahnesine geri dönmüşlüğü, post-modernistler tarafından 2020’de bile hala algılanamamış bir moment.
1980 sonrasıki ezeli ve ebedi ergenler, hiçbir aile ve ebeveyn denetim, hayır denmesi veya cezalandırılması yaşamadıkları için, herşeyin dedikleri gibi olacağını, yaşamın onlara kırmızı halılı bir sözleşme sunduğunu falan sandılar. Sonra, iş realiteye gelince, mızıkçılık yaptılar ve oynamamaya çabaladılar. İşte, bugün ve burada neo-nihilizm ve neo-anarşizm denilen / sayılan şey bu:
“Ben hiçbirşey vermem, ben herşeyi alırım.”
Ya da:
“Para için herşeyi yaparım.”
En tuhafı da, bu yaratıklar tüketim için yetiştirilmelerine karşın, kütetmek için para değil, ‘para için para’ gibi takınak sahibi oldular. Bir tür ‘harcamadığı altınlarını habire sayan Varyemez Amca’ gibi yani.
Sorun, bu yanılgıyı, sağlı, sollu ve hatta ortalı herkesin yaşaması. İlk nihilistler ve anarşistler, kesinkes dava insanıydılar ve davaları için gözlerini kırpmadan ölüme gittiler, tarih bunların öyküleriyle dolu. Bu neo-nihilistler ve neo-anarşistler ise, değil ölmek, herhangi bir şey için kıllarını kıpırdatacak durumda bile değiller.
Kültürün ve tarihin ters yönüne doğru ise, ise; çevreci, tarımcı ve hatta avcı-toplayıcı anarşistler bile çıktı. Bizce bu sonuncusu, bildiğimiz koloni dönemiki ‘iyi vahşi’ hayalinin ve illüzyonunun bir devamı olmakta.
Anarşizm, tarihsel bir hata olarak, en başta bir feodal / tarımsal ütopya olarak tasarlandı. Oysa; anarşizm, nihilizm, sosyalizm ve komünizm, hep hep sanayi toplumunda tanımlı-var kavramlardı. Bunların ortaya çıktığı onyıllar olan, sırasıyla 1840’lar, 1850’ler, 1860’lar, sanayi toplumunun ilk yüzyılı sonrası dönemlerdi: 2 yüzyıl sonunda (1950’de) ise, zaten (birinci) sanayileşme Avrupa’da çoktan tamamlanmıştı.
1945 sonrasında ise, İkinci Sanayileşme geldi. AB açısından 2. Sanayileşme’nin 75 yılı sonrasında (2020’de) 10 avangard kültürünün en az 5’inde AB, 5/10 puan toplamış durumda çoktan. AB’nin bunlar içinde en geride kaldığı alan uzaycılık (2/10?), en ileride kaldığı alan GDO (9-10?) oldu.
Artı, post-1-modern dönem 1945-1990 arası idi, post-2-modern dönem 1990-2001 arası idi, post-3-modern dönem 2001-2011 arası (Wikileaks) idi. Anarşizm ve nihilizm modern döneme ait idelojiler oldu. Neo-N-anarşizmler ve neo-N-nihilizmler ise, post-4-n-N-modern dönemlere (2011-2020’lere ve 2100’lere) ait / ilişkin olsalar gerek.
Bu durumda (öncelikle Almanya ve sonrakiler olarak) Korsan Partisi, neo-anarşist olmakta. Neo-nihilist olan ‘hacker’lar da var. Wikileaks ise, tarihsel yıkım sonuçları açısından, bunları da geçti gitti çoktan.
Ancak, bugüne kadar internette neo-anarşistlerin ve neo-nihilistlerin uzaya / Evren’e yerleşmek, Homo Posterus, ölümsüzlük, şu bu hakkında neler düşündüklerini göremedik. Oysa, bunlar son 10 yılın somut realiteleri. Soyut realite ise, Bilgi Çağı’ndan kimin ne anladığı olmakta.
İnsan klonlamanın neo-anarşistlerin, neo-nihilislerin veya herhangi bir sıradan insanın ilgisini ve bilgisini çekmemesi imkansız. Ancak bunu bildiğimiz anarşist veya nihilist bir ideolojik tabana bağlı olarak savunmak veya ona karşı çıkmak, yine internette bulunmayan bir konu.
Bunun yerine, gelişigüzel bir ahlaksızlık suçlaması silsilesi var. Bu arada bunu yapan neo-con’lar, 10 milyon kişiyi gömdüler, 100 milyon kişiyi ülkelerinden göçtürdüler, vd, vb. Yani, ahlaktan en son söz edecek olanlar, bugünlerde muhafazakalar, tüm Dünya’da da böyle, Türkiye’de de böyle.
Kendilerini neo-anarşist ve neo-nihilist sayanlar ise, daha da gelişigüzel bir kavramsızlık veya kavram paçalı derdindeler.
Ünlücülük, sosyal medya skandalcılığı, başkalarının bilgilerini çalıp, yayınlayıp, kendi bilgilerini mahrem sayan korsancılık, vd, vb, neo-anarşizm veya neo-nihilizm olmuyor nalıncı kesericilik oluyor.
Tuhaf olan şey, 10-40 yaş arasını ergen olarak yaşayanlar böyle yaparken, üniversite üzeri eğitimli, bilmem kaç kitap yazmı, 60+ yaşlı bireylerin de konuyu gözden kaçırmaları, üstüne üstlük abuk sabuk bilgi kirlilikleri yaratmaları.
Çıkış:
Anarşizm olsun, nihilizm olsun, kendi tarihlerinde hiç muğlak olmadılar. Tersine bıçak keskinliğinde ve kesinliğinde oldular. Bu yeni agnostizm muğlaklığı durumu değiştirmiyor. Yani, eski veya yeni bir anarşist veya nihilist, ilkin bilgi kesini olacak: Gereken bu.
(25 Temmuz 2019)

Çarşamba, Temmuz 24, 2019

Johnson, seçmenin yüzde 0,34’ünün kararıyla nasıl İngiltere başbakanı oldu?


Bir alıntı:
“BBC Türkçe'deki habere göre, bu sistem yeni başbakanı, yalnızca Muhafazakar Parti'ye yılda 25 sterlin (yaklaşık 178 Türk Lirası) ödeyerek üye olan kişilerin seçmesini mümkün kıldı.
…
O noktadan sonra, Muhafazakar Parti'nin tüm üyeleri, posta yoluyla gönderdikleri oylar aracılığıyla kazananı belirledi.
Fakat üyeler, İngiltere'deki seçmenlerin yalnızca yüzde 0,34'ünü oluşturuyor.”
Aynı ülkede, piskoposların tayin ettiği vekiller var.
Aynı ülkede, babadan oğula geçen vekillikler var.
Aynı ülkede, kraliçe var, 1789’dan 230 yıl sonra.
Hesapça, antik Yunan'da da demokrasi vardı ama kölelik de vardı.
İngiltere’ninki de böyle bir demokrasi:
Azıcık hamile.
(24 Temmuz 2019)

Erbil suikastının düşündürdükleri: Aydın Selcen


Selcen’in ilk kez bir şeyi dosdoğru yazdığını gördük. Metnin sonunda yine kıvırmış ama anasavlarını Kürtler görse, pek hoşlarına gitmez, oysa kendisi bir Kürtperver.
Gelelim alıntılara, bir panorama çizmiş kendisi:
İlk paragraf Kürtler’in arasındaki durum:
“PKK çok katı disiplini olan bir örgüt. Denetim dışı unsurların eylemlerinden söz edilemez. Ancak şu bir soru olabilir: Hangi üçüncü taraf, verili tarihsel bağlamda, PKK’den Ankara-Erbil ilişkisini baltalaması yahut Ankara’ya veya Erbil’e yahut her ikisine de bir mesaj vermesi için yararlanır? Bu muhayyel üçüncü taraf, bir devlet midir, bir resmi idarenin içine çöreklenmiş bir yapı mıdır? Yahut kullanılan PKK değil kişi olarak Mazlum Dağ ve yanındakiler midir?”
Olayın nereye gittiği:
“Değindiğim “sis perdesi” bazen kullanılan bir yöntem olmakla birlikte, bu defa Erbil ile Mahmur arasındaki Karaçok Tepesi’nin cuma gecesi Türk Hava Kuvvetleri’nce bombalanması, o seçeneği de gözardı etmemiz gerektiğini söylüyor. Havadan bombardıman, Amediye ve Mahmur dolaylarında yani Hakurk yöresinin dışına taşarak, Erbil’in çevresinde yoğunlaşarak sürüyor.

Bombardımanın yoğunluk, kapsam ve hedeflerine bakılarak, verilen mesajın hedef alınan PKK’nin ötesinde IKB ve özelde KDP olduğu belirtilebilir. Katil, Köse’yi güpegündüz Erbil’in en mutena ve korunaklı semtlerinden birinde, ortakları (buradan ve oradan) tanınmış kişiler olan bir kafede öldürerek bir “kartvizit” bırakmış oldu. Ankara’nın yanıtı da bir başka “kartvizit” yahut bırakılan kartvizitin alınmaması olarak görülebilir.
Katilin kartviziti hangi anlamlara geliyor olabilir? Erbil’in artık kimse için ama özellikle devlet görevlisi ve işadamları başta olmak üzere Türkiye yurttaşları için güvenli bir yer olmadığı. Ankara-Erbil ilişkisinin, özellikle istihbarat ve güvenlik kurumları arasındaki (şimdiye dek hep işlek kalabilmiş) iletişim ve eşgüdümün zehirlenmesi. IKB’de yeni işbaşına gelen ve tamamı yeni isimlerden oluşan Mesrur Barzani hükümetine bir uyarı. IKB’de olası bir iç iktidar çekişmesinin taraflarının, perde gerisinden üçüncü tarafları araçsallaştırarak, birbirlerine Türkiye üzerinden mesajı. Hepsi ayrı iz ve izlekler.”
Bir de, durumu biz açımlayalım:
PKK’nin sahaya yeniden geri döneceğini yazdığımızda tepki almıştık. Döndü.
PKK içinde en az 3 odak var. PKK, en başından beridir, öyle çok katı disiplini olan bir oluşum falan değil. Bildiğimiz, ‘gerillla olamamış Anadolu eşkiyası’ (hani, Che’nin silah tutmayı öğretemediği Afrikalılar gibi). 35 yıldır böyle. Ancak, Anadolu eşkiyası gidip emperyalistlerle işbirliği yapmadı ama.
Kürtler açısından şu an, PKK en a 3, Kuzey Irak en az 4, Kuzey Suriye en az 2, İran en az 2 odaklı. Haziran 2019’daki ikinci yerel seçime bilmem kaç Kürt partisinin işbirliği yaparak seçime girdiği gözönüne alınırsa, bunu en az 3 ile çarpmak gerektiği ortaya çıkar.
Neden böyle?:
Önce:
Gerilla veya kontr-gerilla, tüm taraflar yeniden savaş istiyor.
Sonra:
Her ülke için ayrı yanıt:
Türkiye’de, Öcalan mezarlık kapısında. Yerini alacak adaylar, İngiltere’deki muhafazakarlardan beter oryantal oynamaya hazırlar. Partileşem sürecinde bugüne kadar, 10 başkan, 20 başkan adayı olduğu düşünülürse, benzeri bir durum orada da tahayyül edilebilir.
Suriye’de, Müslim’in tasfiyesinden sonra, çizgi değişti ama bir taraf yönelemedi henüz.
Irak’ta Baba Barzani, referandum fecaatinden sonra, Cameron gibi, yıkımı bırakıp kaçınca, oğullar ve yeğenler arasında iktidar savaşı başladı. Bu son eylem, PKK çizgisinin o yeni muktedirleri takmadığının kanıtı.
En zayıf yön İran kanadı. Baba Talabani giti, Talabani bitti, gibi oldu.
ABD’nin bunlara yönelik tutumu belli değil.
Rusya-Putin’in bunlara yönelik tutumu hiç hiç belli değil.
Onlar da, ortalığı boş bulup beylikçiliğe özeniyorlar işte.
Selcen’in en önemli saptaması şu:
“Barzani’nin de “bir daha asla” dediği, yeni bir “brakuji” (kardeş katli, iç savaş) döneminin başladığını da görebiliriz.”
Bizim saptamamız ne?:
Kürtler önce birleşir, sonra bölünür; Türkler önce bölünür, sonra birleşir.
Yeni en önemli farklı şunlar:
Türkiye savaşı sınırları dışına taşıdı. Ne olup bittiğini bilen yok artık. Yani, Türkiye bölünmeyecek ama bölgesel yayılımcı olacak.
Kürtler, emperyalistlerden artık destek alamıyorlar.
Türkiye, son 35 yılda savaşmayı öğrendi. Barzani, İstanbul Kürtleri, vd son 26 yılda savaşmayı unuttu.
Türkiye’de en son olmasa bile, ‘vurdu mu indiren’ teknolojiler ve taktikler var artık ama stratejiler yok henüz. O olabilecek mi, onu yakın vadede göreceğiz. Not: Türkiye Temmuz 2019 momentinde hala ‘kendi Kocatepe’sini yine batırabilir’ bir iç karargahsal-savaşsal koordinasyonsuzluk ve senkronsuzluk yaşıyor. Savaşta sorun, bilme ve öğrenmek kadar, o bilgiyi doğru uygulayabilmektir de.
Asıl tez:
Erbil gibi bir yerde, bir diplomatın korunamaması, katillerin bir becerisiyse, devletin bir beceriksizliğidir de.
Sonuç?:
Bu işten en karlı Türkiye çıktı: Savaş dayanakları var. Eğer, o işi derin devlet yaptıysa bile, karşı tarafın da bun önceden görebilip, olayı engeleyebilmesini umardık. Sonuçta, orası onların evi, Türkiye’nin değil.
Kürtler en zararlı çıktı, diyemeyiz. Asıllarına rücu ettiler, diyebiliriz ancak.
ABD ve Rusya, bu son durumları, umduklarından çok çok pahalıya ödeyecekler. Bunu önümüzdeki aylarda göreceğiz.
(24 Temmuz 2019)

Anarşizm-Nihilizm ve Sol-Sağ Eksenleri


1840 momentli anarşizm olsun, 1860? momentli nihilizm olsun, 1789 momentli ve / ama değişerek gelen, sağ-sol apsisinin genelde dışında tanımlardı: Anarko-komünizm toplumcuydu ama.
Bireyci anarşizm tanımlı ama nihilizmin bireyciliği, tam literatürlü değil gibi.
Sağ olsun, sol olsun, geleneksel anlamda toplumcu.
Sağ olan liberalizmin aslında cemaatçi olan sözde bireyciliği, tartışmalı bir konu.
Anarşizm olsun, nihilizm olsun, sağ-sol apsisinin ortak paydası olan parlamenterizmin dışında kaldı genelde.
200 küsur yıllık meclisçilikte, sağ-sol apsisi tasfiye olunca, anarşizm meclise girebilir oldu.
Nihilistleri bilemiyoruz.
Biz, bu ikili momenti, geçici olduğunu düşündüğümüz sağ-sol apsisinin tarihsel tasfiyesinin, eşlenik ve geçici bir olgusu olduğunu düşünüyoruz.
Yani:
Sağ-sol apsisi de, kapitalizm gibi, muallak bırakılan ve kötüniyetle içiçe geçirilen bir kavramlar dizisi olmakta.
Anarşistler ve nihilistler, tarihdışına düşmüşken, bu yeni durumlarda tarihiçi oldular.
Anarşizm artık feci moda ama nihilizm değil, en azından Türkiye’de öyle.
(23-24 Temmuz 2019)

Günce: Seldon Sürgüne Gitmedi, Odo da


Ne tuhaf bir kader ve keder:
Sürgüne bile gidememek veya kendi yarattığın gelecekten sürgün edilmek.
Devrimden veya eksodustan önceki gece, moruk olduğun için uyumaya yollanmak ve/ya hasta yatağına düşmek.
Devletin bir nolu halk düşmanı iken, polis devletinin polislerinin sana kimlik bile sormaması ve hatta göstermek için kimlik çıkardın diye azarlanmak.
Sitelerinde yayınlansın diye gönderdiğin anarşist metin dolayısıyla, herhangi bir anarşist grup tarafından azarlanmak ve hatta linç edilmek. Yani: Anarşistlerin de Stalin-leşme'si.
Ne tarihmiş be.
(22 Temmuz 2019)

21. Yüzyıl'da Nihilizm: 1


İmkansız bir şeydir.
Nihilizm, bir şey yapılması imkansız koşullarda doğdu.
İlk nihilizm zamanında ve yerinde (Çarlık Rusyası'nda), yapılabilir gerçekten hiçbirşey yoktu. Yani devrim, ancak 70 yılda ve çok aşamada gerçekleştirilebildi. Bu nedenle, o koşullarda geçerli bir düşünceydi.
21. Yüzyıl'da ise, yapılabilir çok şey var. Doğrudur, bu da bir sorundur ama başka bir sorundur.
Dehümanizasyonu, negatif egzistansiyalizmi ve yabancılaşmayı nihilizm sanmak veya saymak, aptallık ve cahilliktir.
Homo Posterus'un bir eksodus olduğunu görememek de öyledir.
(23-24 Temmuz 2019)



21. Yüzyıl’da Nihilizm: 2


20. Yüzyıl sonu için bir tanım:
“… two different castes…
“nihilist” is used to characterize the postmodern person, a dehumanized conformist, alienated, indifferent, and baffled, directing psychological energy into hedonistic narcissism or into a deep ressentiment that often explodes in violence. This perspective is derived from the existentialists’ reflections on nihilism stripped of any hopeful expectations, leaving only the experience of sickness, decay, and disintegration.”
…
Extreme skepticism, then, is linked to epistemological nihilism which denies the possibility of knowledge and truth; this form of nihilism is currently identified with postmodern antifoundationalism.”
İnanılmaz bir şey ama sözü geçen tanımların hiçbirinin nihilizm ile uzak yakın hiçbir ilintisi yok.
Post-modernizm, egzistansiyalizm, geleneksel kuşkuculuk, birbirine beş benzemez şeyler. Referansı ve kılavuzu karga olanın, oluyor o zaman da.
İlk nihilizm, doğrudan klasik hedonizmi tarif ediyor.
Buradaki en önemli felsefi moment şu:
Antik Yunan batarken, kinizm, agnostizm, hedonizm, püritenizm, skeptizm hızla arttı, yani devlet / ülke savrulurken, zihinler ve altkültürler de savruldu. 21. Yüzyıl’ın başında da aynısı olmakta.
Sorun şu ki ‘nihil, 0’dır’, diğerleri az veya çok epsilon veya 1-2’dir: Kategorik içerik olarak yani.
Sözcüğün anlamı üzerine de:
“ “Nihilism” comes from the Latin nihil, or nothing, which means not anything, that which does not exist.”
‘Hiç’, hem ‘anything’, hem ‘non-exist-ed’ demektir zaten. Türkçe’de, hiç ve yok ayrı şeylerdir. İngilizce’de nihil ve absent ayrı şeylerdir, artı nothing ve anything eşanlamlı olabilir. Yani, olay dilsel ama biçimciliğe takılıp kalmanın anlamı yok. Olay, klasik nihilizmin ne olduğu.
+
Gelelim kavramlara:
“Dehümanize, konformist, yabancılaşmış, ayırtsız, konfüzyonda, hedonist, narsisist, şiddetçi.”
Nihilist, bunların hepsiymiş. Bunların hepsi olabilmek imkansız, çünkü bir psikopat veya sosyopat dahi, bunların hepsi olamaz, olamadı da; seri katiller dahil, o kadar yani.
Nihilistler ise teröristlerdi, seri katiller değil.
(24 Temmuz 2019)

Pazartesi, Temmuz 22, 2019

Günümüz Dünya'sında Kim Nasıl Kurtulur?


Öncelikle, 7,5 milyarın en az 4'ünün kurtarılacak bir durumu yok. Her yeni  durumda, içinden çıkarıldıkları durumların benzerini yeniden yaratırlar.
Yani:
Hayır. Pis hegemonlar, cici yönetilenleri kubura ve kabire sokmuyorlar. Yönetilenler, kendi negtif durumlarını kendileri yaratıyorlar.
Gelelim, onlar için 'bir şeyler değiştirilebilirler'e:
Gelir dağılımının ve sömürünün demokratik yollardan düzeltimi, 3,5 milyarın 2'si için çıkış yolu yaratabilir.
Geri kalan 1,5 milyarın 750 milyonu için, hiçbir ütopik veya pratik sistem çözüm üretemez. Diğer bir deyişle, insanlığın % 10'u şu ya da bu biçimde umutsuz vakadır. Yaşlı bnaklar ve bedensel engelliler hesaba katılırsa, oran daha da büyür.
En son 750 milyon ise, arada kalanlardır ve 2 tarafa da salınabilirler.
Oransal olarak ortalıkta görünmeyen milyonda 1-10 ise, insanlık için gereken herşeyi yaparlar ve % 99'u bu nedenle cezalandırılır.
5 bin yıllık tarihin kaba özeti budur.
(21 Temmuz 2019)

Anarşizm Ne Zaman Nihilizm Olur, Nihilizm Ne Zaman Anarşizm Olur?


İlk koyut: Nihilizm 1860 Rusya, anarşizm 1840 Fransa kökenli. Zaman yakın ama arada dil ve kültür engeli var.
O zamanki Rus entellektüellerinin ne kadarının Almanca, ne kadarının Fransızca bildiğini bilmiyoruz. Almanlar'ın ve Fransızlar'ın Rusça bilmediğini biliyoruz.
Nihilistlerin ve anarşistlerin, 'yıkım için yıkım' düşüncesine yakın ve yatkın olduklarını tarihte gözledik: Bu açıdan bakınca, kamikazelerin ve canlı bombaların kültürel ataları olmaktalar.
Nihilistlerin ve anarşistlerin diğer bir ortak yanı, devlet ve meclis kurmaya uzak kalmaları. Yine de anarşistler, 1871'de halk meclisine katıldılar ve 1920'de devlet kurdular sayılır.
Anarşistlerin bir bölümü, 1871 yenilgisinden sonra nihilistleştiler.
Rus nihilistlerinden anarşistleşen olmadığı ve sonraki dönemlerde tam nihilistler gözlenmediği için, anarşistleşmiş nihilist örneği veremiyoruz.
İkisinin farkı, mülk, devlet, hiyerarşi, otorite duvarında bir açık yaratma olanağı konusunda, nihilistlerin umutsuz olması. Yani, kazanmayı hayal bile edememişler.
Yani, bir nihilist eğer bir kazanma umudu görürse, anarşistleşebilir.
Dahası, eğer bir anarşist, eğer başka olanak kalmamışsa ve yapılacak işi yalnızca bir anarşist becerebilecekse, anarşizmdem parlamenterizme kayabilir.
Bir nihilist, aynı durumda aynı şeyi yapar mı / dener mi?
İşte soru bu ama bugün ve burada bu soruyu yanıtlayacak nihilist ortada yok.
(21 Temmuz 2019)

Küreselleşmenin 2020 Momenti ve Tarihi Yeniden Okumak: İlhan Uzgel Nezdinde Yeni Bakış Açıları


Tarih, yeniden okunabilir ve yeniden yorumlanabilir. Çünkü, panoramaya yeni veriler eklenmiştir.
Ara şerh: Tarihi ve Dünya Sistemi’ni 5 bin yıllık bir bütün kabul ediyoruz . % 1’lik bir zaman dilimi ve parça, istatiksel açıdan bütünü değiştirebilir ki bu da, 2050’den itibaren böyle olacaktır. Yani, tarih zaten bütün olarak değişen bir şeydir. Bu, aynı tarihin farklı okumalarından farklı bir okumadır.
1914-1945 arasındaki 2 dünya savaşı ve 2 dünya devrimi, tarihi gerçekten yeniden biçimlendirdi, 5 bin yıldır belki de ilk kez böyle oldu.
AB ülkeleri, 1500-1900 arasında Dünya hegemonu idiler, sırayla, kimi çatışarak, kimi ittifakla.
1945 geldiğinde, AB’nin global hegemonyası bitmiş oldu. 1945-1990 arasında ABD ve SSCB ikikutuplu global hegemon idi. 1990-2001 arasında ABD tekkutuplu hegemon idi. 2001 sonrasında Dünya yokkutuplu bir ortam oldu. Ki bu, zaten tek başına tarihsel bir çözülmeye ve çöküşe karşılık gelir tanım olarak.
AB’nin eski sömürgeleri, 1945-1980 arasında onlarca yeni devlet kurdular. Eskiden köle ve sömürge iken, sonrasında asgari ücretten düşüğe çalışan işgücü oldular ki bu ABD İç Savaşı’nda da benzeri olarak yaşandı.
Birinci Dünya / G-7, adına her ne denmişse orası, 1960-1980 arasında giderek azalan eğilimli bir ekonomik büyüme yaşadı. 1967 sonrasındaki petrol krizi üzerinden bu odak, büyümenin sınırına geldi, hatta küçülme eğilimine girdi.
Arrighi / Wallerstein / Amin ekibi, bunu daha 1980 öncesinde saptamış ve yazmıştı. Ancak , G-7’nin kendisini G-20 yaparak, büyüme kisvesi altında, kendine yeni tüketici pazarı yaratacağını öngöremediler.
1980-2020 arasındaki 40 yılda Türkiye, G-7 ülkelerine 4,5 trilyon dolarlık bir artı / eksi değer aktardı. Türkiye, Dünya’nın % 1’ini kabaca temsil eder. G-7, Dünya’nın % 15’inin temsil eder. G-7’siz G-20, Dünya’nın % 15’ini temsil eder.
Şerh: Burada, Dünya’nın en kalabalık 2 ülkesi olan Çin’in ve Hindistan’ın, birincil değişiminin, kapitalistleşmek değil, açlarını doyurmak olduğunu imlemek gerekli. Nobel ödüllü Hintli yazar Roy, 2016 gibi, Hindistan’da 800 milyon aç olduğunu yazmıştı.
1980 liberalizmi, 2007 Krizi ile durdu ve kendini bitirdi. Aradan geçen 12 yılda, bu krizden çıkış yolu görünmedi ve görünmüyor. Ancak, 1970’de de öyle görünüyordu. Biz, kapitalizmin her durumda kendini yenileyeceğini düşünenlerden değiliz. Çünkü tarih, bitmiş kapitalizm denilebilecek şeyin evreleriyle dolu, örneğin koloniyalizmin ilk formları tarihe karıştı gitti çoktan.
İşte, yeni bir çözümleme, tam da bu noktada devreye giriyor, Çin’in ve Hindistan’ın şu an için ancak doyurabilmiş açlarının, yeni tüketiciler olup olmayacağını tartışmaya açıyor.
Ki bu da, 2020-2060 arası demek.
Tartışmanın ana odağı, Uzakdoğu Asya ama biz, işin içine Brezilya ve Hindistan’ın dahil olduğunu ama Meksika ve arjantin’in dahil olmadığını düşünüyoruz. Türkiye ise, her zamanki tam ortada ve tam arada kalmakta.
Uzgel’in yazı dizisinden alıntı:
“Kapitalizme destek ise, bir dönem kapitalist olmamak için milyonlarca insan kaybeden ve ülkesi harap olan Vietnam’da yüzde 97’ye varıyor, bu oran Çin’de yüzde 76, Malezya’da yüzde 73, Hindistan’da yüzde 72. Kapitalizmin merkezlerinden Almanya’da ise yüzde 70 iken, Fransa’da yüzde 60’ta kalıyor.”
Bu verilerin anlamı çok açık:
Batı, kapitalizmin zararını yaşamaya başladı ama Doğu, kapitalizmin henüz peşin meyvesini yiyor ve yediklerini faizle borçlanıyor. İşte Türkiye, tam da bu noktada çok uygun bir örnek: 4,5 trilyon doların nasıl sıfırlandığının kanıtı olan bir ülke Türkiye.
Demek ki 2020-2060 arası için diyebiliriz ki Uzakdoğu Asya ülkeleri kapitalizmde ve/ya neo-liberalizm denen şeyde kalacak ve doyurduğu eski aç sınıfı bu kezinde orta direk yapmak için uğraşacak (söylem savları hala aynı yani). Brezilya, şu ya da bu yoldan 50 milyon vatandaşını orta sınıf yapmakla övünüyordu. Şimdi sıra bu ülkelerde. AB ülkeleri ise, o yolu çoktan bitirdi, sosyal adalet arıyor.
Demek ki 2020-2060 arası için diyebiliriz ki 2020-2060 arasında 7,5’tan 12,5 milyara çıkacak olan Dünya’da yeni tür N’inci Dünya’lar oluşacak. Her Dünya, global 1/5’lik veya 1/6’lık dilimden oluşacak.
Ara şerh: Dördüncü Dünya, Çin’in 3 Dünya kuramında veya Hindistan’ın 77’ler Grubu’nda tanımlı değil ama daha 1980 öncesinde fiilen varolan bir kategori. Bu tanımlama ise, N’inci Dünya tanımlarına uzanabildiği için açık uçlu olmakta.
Birinci Dünya hala G-7/8/9. İkinci Dünya G-20’nin G-7’den geri kalanı. Müstakbel sınıf atlama adayı, bu ülkelerin alt-orta sınıfları ki onlar da şimdilik yeni Üçüncü Dünya olmuş / kılınmış olmakta.
Bu koşullarda İkinci Dünyalılar, karakafalılıktan sarıkafalılığa ve beyaz Üçüncü Dünya’lığa terfi etmiş olmakta. Ancak bu, Çin’de ve Hindistan’da büyük sınıf-içi / sınıflararası çatışmalar demek oldu, oluyor ve olacak.
Ara tanım: Alt-burjuva ve üst-proleterya arasındaki sınıfsal geçişebilirliklerini Braudel, 1500-200 arasındaki kapitalist Dünya’da tanımlamıştı ama buna dikkat edilmemişti. Yani bu durum, önceden yaşanmış ve bilinen bir şey ama yeniymiş gibi kamuoyuna sunulacak.
Tuhaf bir gösterge olarak, bu kapitalist olma sevdalısı sarı ırkın beyaz ırkın AB’sine bakışı da şöyle imiş:
“Belki de en tuhaf olanı, Asya’daki toplumların Avrupa Birliği konusundaki görüşlerinin, AB ülkelerindeki toplumlardan daha olumlu olması. Eurobarameter araştırmasına göre Çinlilerin yüzde 84’ü, Hintlilerin yüzde 83’ü ve Japonların yüzde 76’sı AB’yi olumlu görürken bu oranın AB içinde yüzde 68’de kalması ve bunun da AB çevreleri tarafından yüksek bulunarak beğenilmesi, yine çarpıcı sonuçlardan biri.”
İşte Uzgel,burada kuramsal sorun yaşamış, çünkü yeni durumlara eski kuramları uygulamış.
2001’den sonra, Dünya’nın bütün ezilenleri ABD’den nefret eder oldu. Bu da, ABD’yi ve daha beterini yaratan AB’yi olumlama gibi, kulağını tersten gösteren bir durum yarattı. Bu da, düalist tezlilik demek. Uzgel’in göremediği bu. Oysa durum, poliyal tezli ama bunlar henüz gündeme gelmedi: Diyalektik yerine, poliyalektiğin gerekmesinin nedeni de bu: Gerçek durum bu çünkü: Gerçeği kurama uyduramazsınız, kuramınızı gerçeğe göre yeniden düzenlemeniz gerekir çünkü.
Yine bu veri, AB’nin kapitalizmi tüketmişliği, daha gerçekçi olması, Aydınlanma Kültürü’nün inkarı / terki ve İngiltere-Brexit sorunun 2015 değil, taa Aydınlanma dönemli (diyelim klasik müziksiz bir kültürlülük gibi) olması demek.
Uzgel, başka noktalarda da aksıyor:
“Küreselleşmeyi emperyalizme eşitlediğimizde, şu soruları sormak kaçınılmaz oluyor. Eğer küreselleşme emperyalizm ise ve Trump küreselleşmeyi reddettiğini açıklıyorsa bu durumda küreselleşme karşıtı Trump’ı aynı zamanda anti-emperyalist olarak da nitelendirmemiz mi gerekecek? Ya da bu mantığı tersine çevirirsek, eğer Şi küreselleşmeyi savunuyorsa, ki öyle, o zaman Şi aynı zamanda emperyalizmi mi savunuyor olacak?”
Soru kavramsal çerçevesi doğru ama yanıtlama boşta.
Trump daha seçilmeden, çizgisini açıklamıştı. Onu destekleyen ABD’deki belli oligarkların, global rekabet gücünü yitiren ABD’nin sanayisini korumak için, globalizmden kapalı ekonomiye geçilmesi arzusu, daha o zaman belirtilmişti. Bu durumda, en azından ABD emperyalizmi ile globalizm fiilen birbirinden ayrı kılınmış oldu. Android’in Huawei baskısı da, bu Yankisel yerelleşme, yerlileşme ve millileşme için bir gösterge-kanıt oldu.
Trump’ın Suriye’den çekilmesi ise, yanlışlıkla buna eşlenik olarak algılandı. Onun yaptığı ise şuydu yalnızca: ABD’ye yeni askeri harcamalar yaratmak yerine, elde birikmiş silah stoğunun 3. ve 4. Dünya’ya kakalanması.
Çin ise, tarihinde ilk kez olarak açıkseçik bir emperyalist olma projesini açıkladı ama bunu son 20 yıldır hiçbir biçimde beceremedi.
Gelelim daha da makro çözümlemelere ve irdelemelere:
Roma da, Roma değerlerini terketti ve kendi hukuğunu yazıya geçirmeden dağıldı giti. Roma Hukuku’nu yazıya geçirmek, Roma’yı yıkan barbarlara kaldı.
Roma, Pers ve Yunan ardılı idi, yani onların proto-global hegemonya sistematiklerinin mirasçısıydı. AB ise, Roma’nın bir nolu düşmanı barbar Germenler üzerinden bir proje oldu ve Roma-Germen İmparatorluğu kuruldu. Bugün ise, müstakbel 4. Reich ve Birleşik Almanya Devleti üzerinden aynı çizgi sürüyor.
Yani olup bitenler, daha önceleri de olup bitmişti:
AB, AB değerlerini yitirdi. ABD, AB’nin (kültürel hariç) değerlerini geçici olarak üstlendi. O da devreden çıkıyor. Üçüncü ve Dördüncü Dünya ise, AB’nin kültürel değil, ekonomik değerlerini üstlenmeye hazır olduğunu belli etmiş oluyor.
Ek bilgi: Çin’in ve Hindistan’ın AB’den eski kültürel değerleri zaten var. Ki bu da, bizim maruf Tanzimat çelişkisinin onlar tarafından ağır bedellerle yaşanması demek.
Başka bir veri daha var:
Dünya nüfusunun yalnızca yarısını banka hesabı olabildi ve Dünya’nın yalnızca % 15-20’si başka bir ülke gördü. Yani globalleşme, zaten baştan sınırlıydı.
Başka bir veri daha var:
Çin son yılın en düşük büyümesini gerçekleştirdi ve Çin 1970-2020 arası için bir projeydi, yani zirvesini geçti.
Çin olsun, İslam olsun, ABD açısından anti-SSCB birer proje idi ve ikisi de başarısız oldu.
Ve en önemlisi:
Dünya Sistemi, 400 yıllık sikluslar tasarladı ve 2000’den beridir inişteyiz. Artı, 6 büyük makro kriz daha var.
Çıkış:
Dolayısıyla Vietnam geç kaldı. Ya o 1950-1970 Savaşı’nı yapmayacaktı, ya da kapitalist olmayacaktı: Komünist bir ülke olarak, Batı’da 2.000 dolar olan asgari ücreti 25 dolara düşürerek, tarihsel bir ihanet yaratmış ve kayıtlamış oldu.
Dolayısıyla:
Nasıl ki 1980-2020, ABD-AB iç çatışmasına vardıysa; 2020-2060 da Kore, Çin, Japonya, Vietnam iç çatışmasına varacak ve varmaya çoktan başladı bile: Hong Kong ve Tayvan sorunları belli.
Dipnot:
Bu konu, yazılmaya devam edilse gerek bir konu.
(22 Temmuz 2019)

Cumartesi, Temmuz 20, 2019

Bu Neyin Kafası: Bir Kürt Entellektüeli: Zozani

23 Haziran 2019 İstanbul ikinci yerel seçimi, belli ki bazı paradigmaları fazlasıyla yerinden kaydırmış. Muhalif geçinenler olsun, yandaşlar olsun, son 1 aydır abuksamakta birbirleriyle yarışıyorlar.
Adil Zozani, 24. dönem HDP milletvekili imiş. Kendince teolojik argümanlarda da bulunmuş.
Ancak, giriş önemli:
“Öcalan uluslararası güç dengelerinin Ortadoğu hesaplarına teşne olmuş olsaydı, bugün ada hapishanesinde olmayacaktı.”
Aradan 20 yıl geçmiş, adam hala neler diyor?
Öcalan’ı yakalayıp, Türkiye’ye teslim eden de ABD; zamanında PKK çizgisine yardım eden de ABD.
Bu kadar basit bir duruma 20 yıldır intikal edememek, ne ola ki?
Yani, kafa baştan kıyak.
“Şiiliğin fikir babası Eşari ile Sünniliğin fikir babası Mütezile arasında başlayan bu süreç, Avrupa merkezciliğiyle buluştuğunda, üniter egemenlikçi bir yaklaşım üretti.”
Köhhü köhhü köhhü.
Ali’ye ne oldu, Hariciler’e ne oldu?
Neyi nerenizden uyduruyorsunuz?
900’de yaşamış birinin düşünceleri, 2000’de hala geçerli mi?
Konunun 1500  momentli Avrupa merkezciliğiyle ne ilgisi var?
“Günümüz Ortadoğu kaosunu anlamlandırmak ve çözümler üretmek üzerine geliştirilecek her hamle, sürekli çatışma üreten bir zemin üzerinde durduğunu görmek durumundadır.”
Çok söz, boş söz.
Durum çok daha basit:
Ortadoğu demek; Araplar, Türkler, Kürtler demek. Bunlar da, birbirleriyle bin küsur yıldır savaşıyorlar. Konu, mezhep üzerinden değil, bildiğimiz millet üzerinden gidiyor.
Araplar, Türkler’i köle asker olarak kullanırken, Türkler darbe yapıp devleti ele geçiriyorlar: Dokuz Yüz yıldır da hegemon durumdalar.
Kürtler, 1250’de Araplar’a ihanet edince, bunun bedelini ağır ödüyorlar.
Kürtler, 100 yıldır Türkler’den toprak istiyorlar ve hezimetle mağluplar.
Araplar ise, bir türlü bir millet olamadılar. Bunun ümmetlikle ilgisi yok: Irkları, dilleri, dinleri bir değil: Sorun bu.
Olana bakın, söylenene bakın.
“Ortadoğu dediğimiz coğrafyada -ki esasında Sümer, Akat ve Asurlar’ın egemenlik kurdukları kadim topraklardan söz ediyoruz- yatay geçişgenli toplumsal örüntülü güçlü bir gelenek söz konusudur. Ortadoğu dediğimizde, Levant bölgesinin tamamını dahil ederek değerlendirme yapıyoruz. Söz konusu bu coğrafyada üniter yapılı iradi dayatmalar mutlaka yıkımla sonlanmışlardır. Zira bu coğrafyanın toplumsal dokusunda, genel iradenin hepten devri temelinde bir iktidar geleneği oturtulamamıştır. Bu minvaldeki denemeler, her defasında hüsranla son bulmuşlardır. Tabii ki bizler insan ömrünün vefa ettiği tarihsel aralıklar üzerinden değerlendirmeler yaptığımız için yüzyıllara sari hüsran deneyimlerini masal kıvamında değerlendiriyor ve tarihe karşı sabırsız davranıyoruz. Öcalan’ın ‘Sümer Rahip Cumhuriyetinden Demokratik Halk Cumhuriyetine’ kitabını okuyanların aşina olduğu şeylerden söz ediyorum. Özellikle ‘demokratik konfederalizm’ üzerine değerlendirmeler yapan Öcalan’ın tezlerinin bu tarihsel derinlik içinde gizli olduğunu bilmek gerekir.”
Bir kez daha köhhü köhhü köhhü.
Sümeroloji uzmanı Öcalan: Bu ne yahu?
Bu insanlar başkalarını da, kendileri gibi eksik zekalı ve eksik bilgili mi sanıyorlar?
Cambridge’in ‘Ortadoğu Ansiklopedisi’ belki 30 yıllık ve orada Sudan Ortadoğu’ya dahildi. Batı’nın Ortadoğu’su bu ve onlar hegemon olduğuna göre, 4. Dünya proto-feodallerinin ‘çek mastor çek’li kafalı abuksamaları anlamsız kaçıyor.
Acaip olan bir şey daha var:
ABD, 1991’den beridir, Ortadoğu’nun tamamını satsan alamayacağı kadar parayı orada harcadı. Yani olay, yamyam kapitalizm değil, irrasyonel kapitalizm sorunsalında. Yani, hegemonlar da ‘çek mastor çek’te.
Ki bu da, Batı’nın bitmiş hegemonyasını, yokkutuplu bir Dünya’yı açımlıyor. Bunlar da, aradan ne kaparsak kardır, kafasındalar.
Bu arada, Öcalan’ın ‘Erkeği Öldürmek’ kitabından beridirki şizofrenik zihniyeti, kimsenin dikkatini çekmiyor, başta (kitabı yayına hazırlayan) İnönü Alpat’ın çekmemiş.
“Günümüzde kimlik doyum sorunu etrafında yaşanan problemleri çözmek için geliştirilecek formülasyon, bu tarihi arka plandan bağımsız ikame edilemeyecektir.”
Bir kez daha tam tersi.
Bir Kürt entellektüeli olan Selim Temo’nun saptadığı üzere, Kürtler’in oto-asimilasyonu sözkonusu, kimlik doyumu değil, kimlik dayatması faşizmi sözkonusu artı olarak.
Son alıntı:
“2013-2015 döneminde sıkça dillendirilen yaklaşım Kürtler, muhafazakar iktidarla anlaşıp. Türkiye’nin modern çizgisinden sapmasına kapı aralıyorlar, şeklindeydi. Ancak asıl kaygı, bu muydu? Cevabı açık: Kesinlikle hayır. Avrupa merkezciliği dümen suyunda şekillenen cumhuriyeti, yeni ve kapsayıcı bir zemine oturtmaya dönük çabaları engellemeye dönük bir hamleydi, bu.”
Vah ki vah.
Dezenformasyonun bu kadarı.
Kulağını tersten göstereceğim derken, ayağı takılıp düşen bir akıl yürütme bu.
2013 bittiğinde, AKP de bitmişti. HDP, o bitmiş AKP’yi yeniden canlandırdı. Sonra da iktidar, nasıl ki oğul Altan’ı hapse attıysa, Demirtaş’ı da hapse attı.
Kürtler de, aradan 6 yıl geçtikten sonra, nasıl olsa da evirip çevirip, hatamızı örtbas etsek, derdindeler.
Yazık. Yazık ki çok yazık.
Anti-demokratik bir geleneğe sahip olmak başka şey, gerontokratların ceplerini ve koltuklarını kaptırmamak için, tam dezenformasyona sığınmaları başka şey.
Yalnız bir şey var:
Ne çekiyorlarsa, onları çok uçurmuş. O kesin.
Tarihin savaş sisi ve dumanı da olabilir bu.
(20 Temmuz 2019)

Fransa savunmasında 'kırmızı tim' dönemi: Bilimkurgu yazarları orduya destek verecek


Thomas Harris ve ‘Kara Pazar’ varken, bu iş kimseye düşmezdi, 45 yıldır.
Fransa aymış ama geç aymış. Bugün Wikpiedia’da ‘nükleer kirli bomba’nın nasıl yapılabileceği açıkça anlatılıyor. Bu durumda, bu iş ilimkurgu işi değil, genel kültür işi.
Gelelim olaya Fransız kalan Fransa’ya:
“Savunma Geliştirme Ajansı'nın (DIA) paylaştığı rapora göre, yazarlardan oluşacak ve 'kırmızı tim' adı verilecek ekip, ülkenin güvenliğini tehdit edebileceğini düşündükleri 'senaryoları' askeri stratejistlerle paylaşacak.”
Hemen devreye girelim:
İlk hedefler, nükleer reaktörler, çünkü Fransa Dünya’da en çok nükleer reaktöre sahip ülke.
“Raporda, dört ya da beş yazardan oluşturulacak ekibin stratejistlerin ön göremediği adımları hesaplamakla yükümlü olacağı belirtildi ve görevlerinin 'çok önemli' olduğu vurgulandı.

'Kırmızı tim' ayrıca, terör örgütlerinin ve yabancı ülkelerin gelişmiş teknolojiyi nasıl kullanacaklarını öngörmeye çalışarak Fransa’yı bekleyen olası tehditler hakkında ip ucu vermeye çalışacak.
Fransa Savunma Bakanı Florence Parly, ülkenin askeri yenilik adına attığı bu adımı, "Fransa, bu yarıştaki tüm aslara sahip" diyerek değerlendirdi.”
Fransa’da halihazırda yaşayan zaten 5 ünlü / kaale alınacak bilimkurgu yazarı, ya vardır ya yoktur. Yani, seçilenlerin kimler oldukları baştan belli.
Fransa ve Mitterand, zamanında ‘Geleceğin Kısa Tarihi’ni yazan Attali’yi de danışman olarak kullanmıştı ama o uzun dönemli politik-ekonomik perspektif üzerinden bu konuyu işlemişti.
Artı ABD, 1980 gibi (onlarda pek bol bulunduğunu sanılan, yine akillerine) ‘Askeri Strateji 2000’i yazdırdı ama son 20 yılda o sistematiğin işlemediği kantılandı. Yani, bu işe dahileri sokunca, sonuç garanti olacak diye bir şey yok.
Peki, o dahiler yanıldı, diyelim.
Ne olacak?
Kelleleri gidecek mi?
Gitmeyecek ama gitmesi gerekli.
Hamama giren stratejistin terlemesi gerekli ki simülasyonu realist olabilsin.
​“Zapata adlı şirketin CEO'su Franky Zapata, Champs-Elysees bulvarında düzenlenen törende, kendi icadı olan kaykayla, elindeki boş bir tüfekle saatte 188 kilometre hızla uçmuştu.”
İşte, Fransa’nın olaya Fransız’lığı bu olmakta.
ABD de, benzeri bir gösteriyi 1984’te olimpiyatlarda sergilemişti.
Ancak bu işler şovla yürümüyor. Halkla ilişkiler olarak yürür belki ama savaş olarak yürümez.
Yüksek-teknoloji-perver’lerin önce şunu idrak etmesi gerekli:
21. Yüzyıl’da bile, bin yıllık Tatar yayı da, yetmiş yıllık Kalaşnikof da, aynı menzile sahip.
“Ordunun kaykayı test edeceği belirtilirken, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Twitter'da "uçan asker" videosunu "Yenilikçi ve modern ordumuzla gurur duyuyorum" notuyla paylaşmıştı.
Kutlamalarda ayrıca, ‘drone'ların sinyalini kesen, anti-‘drone’ silahlarının kullanıldığı da görülmüştü.
Ayrıca, Fransa'nın Mali'deki birliklerini de robotlarla desteklemek için çalışmalar yaptığı biliniyor.”
Başkomutan Macron:
O savaş baştan yitirildi, demektir.
Dıron, anti-dıron ve savaş robotu bölümü uygundur.
Ama Fransa, şimdilik 20 yıl geride başlamış görünüyor bu alana.
(20 Temmuz 2019)


Rammstein: Deutschland: Şarkı Sözleri ve Klip


Almanca şarkı sözlerinin Türkçe çevirisi:
“Almanya
Versiyonlar: #1#2#3#4 (4 versiyonu var yani, çevirileri farklı kişiler yapmış olabilir)
Almanya
Sen (çok, çok, çok)
Çok ağladın (ağladın, ağladın, ağladın, ağladın,)
Ruhta ayrı (ayrı, ayrı, ayrı, ayrı,)
Kalpte bir (bir, bir, bir, bir )
Biz (Biz, Biz, Biz, Biz, Biz,)
Çok uzun zamandır birlikteyiz (Hepiniz, Hepiniz, Hepiniz, Hepiniz,)
Soğuk nefes alırsınız (çok soğuk, çok soğuk, çok soğuk, çok soğuk,)
Ateşteki kalp (çok sıcak, çok sıcak, çok sıcak, çok sıcak)
Sen (yapabilirsin, yapabilirsin, yapabilirsin, yapabilirsin)
Ben (biliyorum, biliyorum, biliyorum, biliyorum)
Biz (Biz, Biz, Biz, Biz, Biz,)
Hepiniz (kalıyorsunuz,kalıyorsunuz, kalıyorsunuz, kalıyorsunuz)

Allmanya- kalbim ateşte
Seni lanetlemek için seni seviyorum
Almanya soğuk nefes alırsın
Çok genç ve çok yaşlısın
Almanya

Ben (sen, sen, sen, sen)
Hiçbir zaman seni terk etmek istemedim (ağlıyorsun, ağlıyorsun, ağlıyorsun)
Herkes seni sever (seviyorsun, seviyorsun, seviyorsun, seviyorsun)
Senden nefret ederler (nefret ediyorsun,nefret ediyorsun, nefret ediyorsun)
Kibirli ve kendinden emin
Üstesinden geliyorsun
Şok oldun, saldırıya uğradın
Almanya, Almanya bunlardan üstündür

Almanya, kalbim ateşte
Seni lanetlemek için seni seviyorum
Almanya soğuk nefes alırsın
Çok genç ve çok yaşlısın
Almanya, aşkın
Bir lanet ve bir kutsama
Almanya, benim aşkım
Sana veremez miyim?
Almanya!
Almanya!

Sen
Ben
Biz
Siz
Sen (aşırı güçlü, gereksiz güçlü)
Ben (süper insan, hasta ve yorgun)
Biz (çok hızlı yükselip çok hızlı düşenler)
Seninkiler (Almanya, Almanya bunlardan üstündür)

Almanya, kalbin ateşte
Seni lanetlemek için seni seviyorum
Almanya soğuk nefes alırsın
Çok genç ve çok yaşlısın
Almanya, aşkın
Bir lanet ve bir kutsama
Almanya, benim aşkım
Sana veremez miyim?
Almanya!”
Müzik ‘hard-rock’.
Klip, bildiğimiz Germen ruhu. Epeyi dönemi, transpoze olarak görüntülemişler.
Orta Çağ ve lazer ışınları birarada.
Bir çapraz medya bu.
(20 Temmuz 2019)

Bilimkurgucular, Gelecekbilimciler ve İktidardaki Siyasetçiler ya da İlk İki Kümedekilerin Kellesi Ne Zaman Gider?


Önnot: Tuhaf ama tarihte, Asimov’un ‘Vakıf’ dizisindeki Seldon gibi cezalandırılan tek bir gelecekbilimci yok.
Bir proto-tip: Gorki aracılığıyla kellesini Stalin'den kurtaran bilimkurgucu Zamyatin ama sürgün onu erken öldürdü: 1930 küsurlar.
Asimov ve Flechtheim: 1940 momenti. Tanışmışlar da. 2’si de Musevi.
Şerh: Flechtheim, 1980'lerde Almanya’da sosyal demokrat bir iktidarla / başbakanla çalışmış. Asimov, ABD için çalışmaya 1950’lerde başlamış.
Attali: 1990 momenti, Fransa cumhurbaşkanı Mitterand’a (1981-1995) danışman.
Türkiye için tek örnek (DPT taifesi hariç): Türköne ve ‘Siyaset’ kitabındaki gelecekbilim bölümü. Kendisi, 2005 gibi iktidara yakın, 2015 gibi iktidar tarafından cezalı olarak içeride idi.
Havada adam uçurma değil. 14 Temmuz 2019. O, 1984 Olimpiyatları'nda ve ABD'de bile sakildi: Bildiğimiz göz boyama.
Klasman dışı ve içi: Hannibal, Kara Pazar, Harris: ‘Kara Pazar’, 11 Eylül türü olayların öngörüsünü içeren bir roman idi ve terörizm hakkındaydı. ‘Hannibal’, bir seri katili anlatıyordu. Her 2 konu da, şiddetin gelecekbilimi ve bilimkurgusu alanına girdiği için, Harris 45-50 yıldır her 2 konuda da yazmış tek kişi.
Robinson (2312) bu işi yapar mı veya yaptı mı?
Cixin (3 Cisim Problemi) yapmıştır bile, aşırı Çinci çünkü.
+
1 general 1 savaşı yitirirse, asılabilir ama 1 gelecekbilimci 1 geleceği batırırsa, asılmaz. Oysa 1 savaş, 1 gelecekten daha küçük bir şeydir.
(19-20 Temmuz 2019)

Cuma, Temmuz 19, 2019

Margarethe von Trotta, Feminizm, Kadın Sineması, 2 x 3 Kadın Filmi


20 yıldır belli bir konuda, basit ve temel savlarımız var:
Feminizm ve kadın sineması, birbirine özdeş değildir. Trotta gibi, tek tek dahi / auteur kadın yönetmenlerin olması, ne feminizmi, ne de kadın sinemasını varlıksal / ontik olarak kanıtlar. Çünkü, onları izleyen gençler olmadı, olamadı: Yani, bir izlek oluşamadı bir türlü.
Trtta, 2 koldan kadın filmleri yaptı:
‘Kızkardeşler’ üçlemesi ve ‘Rosa, Hannah, Hildegard’ üçlemesi.
Ara şerh: Kocası Schlöndörf’ün Trotta’dan daha önemli sayılması tümüyle bir yanılsama. Trotta’nın bundan yakındığı 1991’de bile öyle. (Kaynak: İngilizce Wikipedia ‘trotta’ maddesi.)
Gelelim Trotta’nın neden tekil kaldığına:
Trotta, kadınları hep olumlayan filmler çekti ama Cavani’nin ‘Gece Bekçisi’ ve Scola’nın ‘Özel Bir Gün’ü (bir evkadını bir eşcinsel erkeğe tecavüz ediyordu), kadınları sorgulayan ve kimi olumsuz gösteren yaklaşımlar sahipti ama genelde olumsuz karşılandılar. Trotta’nın bu 2 film hakkında ne düşündüğünü bilmiyoruz.
Kadınlar bugüne kadar hep; anneler, canavarlar, kahramanlar, orospular olarak tanımlanagelmişler.
Ancak, bu patriyarki değil. Biz şunu savlıyoruz.
Kadınları bu role sokanlar kadınlar: Trotta dahil. Kalkıp bir kadını derinliksiz ve tek yönüyle verirseniz, o da böyle görünür işte: Olumlu veya olumsuz. Oysa bir insan, olumluların ve olumsuzların bir bütünüdür.
Trotta, Leni Riefenstahl’ı, Ulrike Meinhof’u, Emma Goldman’ı film yapacağına, kalkıp bir Hristiyan azizesini film yaptı: Bu, korkunç bir hata olmuş bizce.
Neden?
Çünkü, erkekler onu katlettiler: Ne kadar kolay bir formül.
Filmini yaptığı Arendt ile faşist sayılan Heidegger’in ilişkisini ve ilişkisizliğini anlatabilirdi.
Hatta, Fassbinder ile ilgili bir belgesel veya kurmaca film de çekebilirdi. Çünkü Fassbinder, patriyarkinin canına okuyan bir patriyark-biseksüel idi. Trotta, klişe tanımların ötelerine geçemedi yani.
İşte o nedenle hala:
Tek tek kadın filmleri var ama kadın sineması yok hala.
Ve:
Feminizm ile kadın sineması birbirinden apayrı şeyler.
Kanıtımız şu:
‘Ghost in the Shell’in yazarı da, yönetmeni de erkek ama başkahraman bir kadın ve ‘Mülksüzler’in yazarı kadın ama kahramanı erkek.
Trotta nezdinde kadınlar ve feministler, kendilerine şunu sormalılar:
Neden böyle?
(19 Temmuz 2019)