Pazar, Kasım 24, 2019

Burjuvazinin Metamorfozları


Regresyonlar:
1. Dünya yerine, 2. ve 3. Dünya olma.
Kentli yerine, taşralı ve köylü olma ki bu, 2 dünya devrimini de imler ve vektörler.
Aristokratlaşamama, avamlaşma ki bunun 10 türü var. Abd'nin avrupasızlığı gibi.
En üst yerine, orta sınıflaşma.
+
Burjuvazi, kentsoyluluk anlamında, tarihle birlikte başladı. O zamanki burjuvalar, esnaf ve zanaatkar idiler, paraları ve eğitimleri vardı. Şimdikinden daha üst düzeyde bir sınıftılar yani.
Günümüz anlamıylaysa, 1500-1750 arasında, ticaret ile palazlandılar, yarkayı geçtiler, semirdiler. 1750 gelince, sanayileşme ve ardından burjuva devrimi (1789) onlara kaldı.
250 yıllık yolun 125'i geçtiğinde, 1875 geldiğinde, çoktan gericileşmişler ve statükoculaşmışlardı.
Sonrasında, inişki çıkışlı ve yolları çatallanan bahçeli siyasal tercihleri oldu. Koloniyalizm döneminin yerli x uluslararası ticaret çelişkisini, bugünün burjuvaları da yaşıyor.
Ancak burjuvazi temelde 250 yıldır aynı, aşırı bedavacı, teşvikçi ve ithal ikameci eğilimde.
Son 20 yılın trilyonluk teknolojik devleri bile aynı açmazda. Tekelci, vetgi kaçırmacı, haksız rekabetçi, vd.
Bu da onları son 10 yılda regresyona soktu.
(22 + 24 Kasım 2019)

Aforizma: Tembelliğe Güzelleme


Geçmişte Türkiye'nin en önemli boşluklarından biriydi: Tembellik özgürlüğü vardı. 24 yıl bedava eğitimi, 5 bin bedava filmi ve 10 bin bedava kitabı, sosyalist ülkeler bile bedavaya vermezdi. Bu ülkede eskiden sistem, lümpen 3. Dünya olarak, iri gözenekliydi. Ağa takılmayan balık olunabiliyordu. Geçti gitti o günler. İyiydi.
(22 + 24 Kasım 2019)

Ayhan Bilgen: HDP kurulduğu yılların Türkiye'sinde değil


Şaşırtıcı bir saptama yapmış:
“Türkiye önümüzdeki döneme üç ya da dört kutuplu siyasi arayışlarla gidecek. Hemen hemen netleşmiş durumda. Kimi siyasi oluşumlar, şimdiye kadar binemedikleri iktidar trenine binmenin yolunu arayacaklar, bu, yeni kurulan partiler üzerinden görülebilir, Cem Uzan gibi ‘kahramanların’ yeniden sahneye çıkarılmasında görülebilir.”
Tümüyle geçerli bir saptama.
ANAP ve AKP gibi, yeni bir çakma parti zamanı.
Ancak, Davutoğlu ve Bağış, binemedikleri değil, indikleri iktidar treni peşinde. Onları destekleyenler de öyle. Desteklemeyenler de, şans görmedikleri için desteklemiyorlar.
4 parti yerine, 4 siyasi odak:
SP, Davutoğlu, Bağış. Millet. Cumhur. HDP.
Da bu Ali Veli yerine, Veli Ali.
Bilgen’in asıl yanıtlaması gereken şu:
HDP veya sonrasıki parti, gerçekten yeni bir odak, hem Türkiye için, hem Türkler için, yeni bir odak mı olacak, 1992’den beridir süregelen den den mi olacak?
+
““Kişi kültü”ne dair de eleştirilerde bulunan Bilgen, “Bu mevcut yönetimdeki arkadaşlarla ilgi bir kritik değil yapısal bir meseleden bahsediyorum. Biz bir avuç insan belediye başkanı, milletvekili olmak için değil bir toplumsal kavganın temsilcisi, sözcüsü, örgütleyici olma iddiasıyla bu görevlere talip olduk. Şahısları bir yere taşımaya dair tartışmalar yürütmek yıpratıcıdır. Şahısları da yıpratır, partilere ve mücadelelere de haksızlıktır. Kişilere endeksli, kişisel ‘kurtarıcı’ beklentisine dayalı siyaset sorunlu ve ilkel bir siyasettir” dedi.”
Geçerli bir saptama daha ama şu da var.
Kürtler de ilkeller, somutlaştırmaya ve kişileştirmeye yönelik ilkel toplum kültürel eğilimine sahipler. Bugün, Kürt mücadelesi varsa, Öcalan kültü ve şiddet sayesinde var. Bunun yeri ve zamanı geçti ama halklar ve Kürtler aynı hala.
Türk veya Zana gibi kişiler ise, maaşallah totem gibi aynı 40 yıldır.
Sorun; Anter değil, Türk veya Zana tercihinde bizce.
Kürtler, kendi akillerini tasfiye ettiler yani. Bu gidişle, Bilgen’i de tasfiye ederler yani.
+
“HDP tabanındaki sine-i millet çağrısının anlaşılır olduğunu söyleyen Bilgen, “Her gün arkadaşlarınızın, seçtiklerinizin gözaltına alınması, görevden alınması infial doğurmayı hak edecek kadar önemlidir. Ama bunun tepkisel, kendimize zarar verecek, elimizdekini kaybedecek bir tercihe dönüşmemesi konusunda uyarılar da vardı. Ben doğru bir hamle olduğu düşüncesindeyim” dedi.”
HDP, şimdi ve burada seçeneksiz bizce.
Bunda yarı yarıya kendilerinin payı var.
2014’ten 2015’e olan gidişata ayamadılar. Şu an bile, kendilerini % 12,5 oyda sanan çok HDP’li var.
Tuhaf olan şey, savaşın da seçenekler arasında yer alamaması. Biz bunu savaşmayı unutmaya bağlıyoruz, bir de genç Kürtler’in reçel kavanozunu dışarıdan yalamaya isyanına.
Aynı şeyi, Barzani taifesi de yaşadı.
(21 Kasım 2019)

Perşembe, Kasım 21, 2019

Evren Balta: Güç politikası üzerinden dünyayı okumak son derece yanlış


“Güç politikası ve ittifaklar üzerinden dünyayı okumak, son derece yanlış. Hangi ittifak içerisinde yer alırsanız alın, ister Batı ittifakında, ister Rusya, ister Çin, dünyayı mevcut güç dağılımı üzerinden okursanız, kaybedersiniz.”
Ne diyor bu akademisyen?
Rusya-ABD uzun işeme yarışması nedeniyle, 1 ülke haritadan silinmiş, on binlerce ölü, milyonlarca göçmen oluşmuş, bu hala ne diyor?
Tarih; iktisadi, askeri, siyasi güçler / hegemonlar üzerinden okunur. Böyle okumak, onların yaptıklarını haklı göstermez, o iddia sol söylemin aptallığıdır.
Toplumu pasta böler gibi ikiye bölmek de öyle.
Marx dedi diye, somut gerçeklere uymayan durumları kabul edecek değiliz.
2 dünya devriminin nasıl olduğunu ve tahmin edildikleri yerde olmadığını da biliyoruz.
+
“Bildiğimiz anlamda dünya pek çok açıdan büyük bir dönüşümün içinden geçiyor. Ateşkes antlaşması ile biten savaşların, cephe ile cephe gerisinin, olağan ile olağanüstü arasındaki sınırların, güvenilir ve otoritelerin, üniversiteye gidersek iyi bir iş sahibi olabileceğimizi hayal edebildiğimiz bir dönemin sonuna geldik. Gelir dağılımı eşitsizliğinin olağanüstü arttığı, kültürel olarak ortak referans noktalarımızı yitirdiğimiz, toplumsal hayatı düzenleyen kurumların inandırıcılığını yitirdiği bir dönem bu. Böyle bir dönemin yükünün ve risklerinin de bireyler tarafından tek başına yüklenilmesi bekleniyor. Kolektif hayat sigortalarımız, ne gerçekte varlar, ne de hayal gücümüzde. Umut ilkesi ile var olmayan bir belirsizlik durumu bu. Bu döneme tedirginlik çağı dedim.”
Tarih ve umut.
Akademisyene bak.
Tedirginlik yerine; kaos, belirsizlik, büküm, çöküş, şu bu da denebiliyor. Dendi de. Bu, bir geçiş çağı kısacası: Tarihsel sikluslar 400 yıllık olduğu için, 133 yıl bile sürebilir (a kesinliğinden b kesinliğine).
Beni güldüren şey, devrim isteyenlerin bile, bu tedirginlik çağında paniklemeleri. Bunu hiç görmedikleri, okuduklarıyla da anlayamadıkları için, bu denli büyük bir belayla yüzleşeceklerini bilemediler.
Şu anda en büyük sorun, sömü değil, belirsizlik. Yoksa asgari ücretin yarısına çalışıp, yaşamını olağan olağan idame ettiren milyonlar var.
+
“Bu rakam basit bir istatistik değil, uzun yirminci yüzyıl boyunca orta ve alt sınıfların ekonomik anlamda elde ettikleri önemli kazanımların ve refahın ortadan kalktığı anlamına geliyor.”
Tarih bilinçsizliği bu işte.
Bu haklar tarihte ilk kez kazanıldı, uzun bir süreliğine de son kez olmuş olabilir.
Ama proleterya ne yaptı?
Haklırın korunması için değil, araba için grev yaptı.
Türkiye’de de DİSK sosyal demokrasi için değil, devrim için grev yaptı. Sonucu da hep birlikte yaşadık.
Sarı Yeleklire hala elektrikli araba almak için grev yapıyor. Yani, proleterya öğrenmiyor.
+
“Aslında tam da büyük toplumsal değişimlerin üzerinden atlayan, sorunların ortaya çıkardığı toplumsal yaraları iyileştirerek değil sürekli pansuman yaparak düzeltmeye çalışan hareketler bunlar. Hatta tam da kriz algısı/durumu kendi varlıklarını güçlendirdiği için, sürekli olarak kanayan o yaraya işaret ediyorlar.”
Yine tarih bilinçsizliği.

2019 Dünya’sı, 1928 Almanya’sı gibi: Üçte bir sol, üçte bir sağ, üçte bir orta / diğerleri. Her iki uç da kendisinin kazanacağını sanıyor. Her iki uç da tarihsel bir ayırtsızlık içindeler.
Akademisyenin yanıldığı şu:
Her iki uç da sorunların daha büyümesi taraftarı. Bir zamanların kaybedecek zincirleri bile kalmayan sınıf tanımı gibi.
Kaldı ki bu da bir çözüm olabilir.
Kaldı ki Dünya nüfusunun yarısının ölümüne dayalı, Thalos ekonomisi de bir çözüm olabilir.
Bizim akademisyen orta sınıftan, kazı çeviriyor, yanmasın istiyor. Devrim hayali falan yok, araba modeli hayali var yalnızca.
Sonuç mu?
Çürüme, fermentasyon, ozmosis. Barbarların uygarlaşması ve uygarların barbarlaşması. AB’nin ümmileşmesi. ABD7nin içe kapalı ekenomiye dönüşü. Vd, vb, vs…
+
“Tarihsel olarak kapitalizmin belki de en derin krizi yaşadığı dönemlerden birindeyiz ama paradoksal olarak kapitalizm siyasal olarak ilk kez bu kadar alternatifsiz.”
Ha ha ha.
Abuksamanın bu kadarı. Kapitalizmin bittiğini kapitalistler söylerken, kapitalizm karşıtının söylediğine bak.
+
“Dolayısıyla insanlığın varoluşuna dair de önemli bir eşikteyiz.”
İnsan kadar kafanıza taş düşsün.
İnsan türü, tek Adem’e ve tek Havva’ya kadar düştüğü daboğazların onlarcasını yaşadı.
Neolitik Devrim gibi, kültürünü tümüyle resetlediği durumlar da yaşadı.
Bu durum, bir büküm dönemi olduğu için, hem maksimum hem de minimum olduğu için, her ikisi de.
1945 atom bombalarıyla tür yok olabilirdi.
1957 Sputnik ile Homo Posterus oldu.
Arası, boşlukları doldurunuz ve yineleyiniz.
(21 Kasım 2019)

Sınıf Atlarken Sınıf Düşenler


1789 ertesinde, burjuvazi ve proleterya sınıfları kalmış varsayıldı.
Oysa, sınıf tanımlamalarından nicelik ve nitelik olarak boşluklar var.
Bu sınıf atlama ve düşme öykülerinin ekonomi tarihinde bol olduğunu, Braudel ‘Maddi Uygarlık’ üçlemesinde açımlar. Onda, sınıf atlayıp düşenler, küçük esnaf veya zanaatkarın proleterleşmesidir.
Sonrasında, 3 temel ve 3’er altsınıftan 9 altsınıf tanımlandı.
En son da bu, % 1 ve % 5 tanımı geldi.
Oysa, daha kesin bakmak gerekli. 2018 Türkiye’sinde, kişi başına aylık harcama 2 bin lira ve bu aynı zamanda asgari net ücret. Çalışan 1 kişinin kaç kişiye bakma hakkı olduğu da tanımsız.
Dolayısıyla bu sınıflama tanımlarının bir kez daha gözden geçirilmesi gereği ortaya çıkıyor.
+
Türkye’yi 20 dilimlik gelir gruplarına bölersek, en üst dilimin toplam gelirden aldığı pay artarken, 17.-19. Dilimlerinki azalmış. Biz, bunun 15.-16. Dilimleri de, yani nüfusun yaklaşık çeyreğini kapsadığı kanısındayız.
Peki, insanların geliri nasıl artar?
Şans, şike veya beceri ile.
Türkiye’de 1983-2019 arasındaki 3 liberalizm dalgasında, özellikle dolar milyarderlerinde devlet katkısıyla milyarder olan çok oldu. O iktidar gidince de, iflas eden / ettirilen çok oldu.
AKP’in 17 yıllık döneminde neredeyse 20 milyon kişi sosyal merkate ile yaşatıldı.
15.-19. dilimler bunların ikisi de, yani en alt ve en üst değil. Bunlar, ihale, kadrolaşma, şu bu ile para kazananlar.
Peki, insanların geliri nasıl azalır?
Değirmenin suyu bitince.
Asıl önemlisi, geliri ne olursa olsun, gideri artınca, borçlanır. Türkiye’de milyonlarca kişi de borçlu zaten.
O zaman da gelsin, sınıf atlayacağım derken, sınıf düşmece.
20 milyon kişilik çakma orta sınıftan söz ediyoruz.
+
Gelelim işin kuramına:
“İtalyan edebiyat kuramcısı Franco Moretti, orta sınıfa, burjuvazinin ‘takma ismi’ der.”
Bizce, geçersiz bir tanım.
Asıl tanım, lümpen burjuvazi. Yani, montaj sanayisi, ithal zengini, smürge valisi kılıklı, şu bu.
Aslı sorun; üst, orta, alt burjuvazi gelir tanımının yapılmamasında.
Üst burjuvazi göreli kolay, % 1-5.
Ya gerisi?
Karı-koca çocuksuz öğretmenin evine ayda 10 bin lira gelir girebilir ki bu ortadan üste giden bir gelir grubu demek olur. Ama onlar 3 çocuk yaarsa, alt burjuva olmayı bile yitirebilirler, hele hele borçlanmışlarsa.
Çünkü, bugünkü piyasaya göre, aynı malı 1 ila 3 birim fiyata alabilirsiniz. 3 fiyatlı olan markalıdır yalnızca. 1 birim iyatlıyı da aynı şirket üretir ama markasızdır.
+
Gelelim Türkiye dinamiklerine:
36 yıllık liberalizmde Türkiye’de bazı kişiler, gerçekten kalıcı olarak sınıf atladı. Ama çok azı bunu namusuyla yaptı.
Bunun kriteri evsahibi olmak. Türkiye’de evsahibi başına 3 ev falan düşüyor. Bunların çok azı, 36 yıl önce de aynı konumdaydı.
Yani, sınıf atlama ve düşme liberalizmin oyunu.
+
Tarihe bakalım.
İspanyol gümüşü veya koloniyalizm İngiltere’si gibi yerlerde ve zamanlarda, ekonomi dıştan aktarılan kaynaklarla aşırı ve reel şişebilir ama onun da gümüş enflasyonu gibi sonu olmuş mutlaka.
Liberalizme de bu türden ekonomik bir oyundu. Ve işin en başında, 1980’de bu oyunun böyle biteceği belliydi.
1980 oyununu devreye sokulmasının nedeni, 1970 gibi, G-7 büyümesinin istop etmesiydi.
Artı:
ABD’nin içe kapanırken, Latin Amerika’yı, Afrika’yı ve Hindistan’ı kendine saklayarak, onları yeni G-20 yapması olasılığı var. Yani, 1980-2020 oyununun, 2020-2060 versiyonu da olabilir.
Türkiye için bir süreliğine iflas zamanı ama.
(21 Kasım 2019)

Rojava’da Kadın Devrimi mi, mi, mi?


Dram ile melodram arasındaki fark, melodramlı bir öykünün sizin en kolay manipüle edilebilen taralarınıza çalışmasıdır.
Rojava’yı bir sinemacı anlatmış ve melodram olmuş.
Eh, biz de onu trajikomik kılalım bari:
+
“Biz ABD ile sadece askeri ittifak içerisindeydik…”
Biz, seviyeli bir arkadaşlık içindeyiz.
Magazin basının klişesi.
Bu da, tarih basınını klişesi olmuş.
Aramızda başka bir şey yok, yalnızca arkadaşız.
+
“Mevcut Suriye krizini çözüme kavuşturacak, yıllardır akan kanın önünü alacak tek çözüm yolu; bizim sunmuş olduğumuz ve yönetim modeli haline getirdiğimiz “Demokratik Özerklik ve Demokratik Suriye Federasyonu" projemizdir.”
Peki, sizin erkekleriniz, özellikle de yaşlı erkekleriniz, yani gerontokratlarınız, neden size destek olmadılar?
+
“Gerçekçi yaklaşım diyorum; çünkü Avrupa sol örgütlerinin çok fazla ütopik bir bakış açısıyla yaklaştıklarını düşünüyorum. Ortadoğu üzerindeki kirli hesapları politikaları görmüyorlar.”
Ütopik değil, pragmatik ve oportunist.
Fransız solu, sosyalist partilerinin Suriye’de sivil öldürmesine hiçbirşey demediler.
+
“Başta Slavoj Žižek’e devrim mücadelemize verdiği destek ve gerçekten mevcut Ortadoğu politikalarına gerçekçi yaklaşımlarından kaynaklı teşekkürlerimizi sunuyoruz.”
Kılavuzu karga olanın, burnu feçesten kurtulmaz.
+
“Yaşanmakta olan ve her geçen gün derinleşen kriz, devletli uygarlık sisteminin krizidir.”
O doğru.
Doğru olan başka bir şey daha var.
Daha önce 13 tane oldu, bu 14.’sü. Şimdiye kadar hiçbiri durdurulamadı.
+
“İslam adı altında, dünyanın dört bir tarafında ne kadar kirli, suçlu ve barbar varsa topladılar.2
Onu, YPG-PKK adı altında siz de yaptınız.
+
“Halk arasına sızdırılmış onlarca çete hücresini harekete geçirdiler; arka cepheye, şehir merkezine, bize ait yol kontrol noktalarına ellerine geçirdikleri askeri kıyafetlerimizi giyerek saldırdılar. Bu yüzden büyük bir kargaşa yaşandı. IŞİD mahkumları ve cezaevleri harekete geçti, birçok kez kaçmaya çalıştılar.”
İlginç.
Bu itirafı beklemezdik.
Çünkü tam da öyle olduğunu tahmin ediyorduk.
Ve bunun geleceğini öngörüp, önlemini al(a)mayacaklarını da.
+
“Serekaniye yaralıları hastanelere ulaşınca uzman doktorlarımızın da tespitleri üzerine beyaz fosfor dedikleri kimyasal silahlar tarafından katliam yapıldığından kuşku kalmadı. Bunun bütün kanıtlarını topladık, paylaşıyoruz.”
Bu, hala doğrulanmadı. Alanda tarafsız kuruluşlar var. Dolayısıyla, ortada bir dezenformasyon sözkonusu.
+
“Çok geçmeden anladık ki Rusya ve ABD bu katliam planlarına dahiller ve daha önceden hazırlamışlar ve anlaşmışlar. Bu kirli pazarlıkların ortasında yalnız bırakıldık.”
Kaçıncı kere böyle oldunuz?
Neden hala öğrenmiyorsunuz?
+
“Erdoğan, Bahçeli ve Perinçek üçlü ittifakının savaş hükümeti var.”
Perinçek sizinleyken, mutluydunuz ama.
+
“Türk devleti, Suriye’nin bütün kuzeyini işgal etmek, burada yaşayan, başta Kürtler olmak üzere, milyonlarca farklı halktan insanı tehcir ve tenkil etmek istiyor.”
Kürtperver köşe yazarlarının hikayesini anlattığı üzere, sizler orada yalnızca 100 yıldır varsınız.
Kürt ve Arap kuşakları değişimli olarak kuruluyor. Son 10 yılda Kürt kuşağı kurdunuz. Yeniden Arap kuşağı kurulacak.
+
Çıkış:
Evet, kadınlar devrim yapacaklar.
Ama bu kadınlar değil.
Evet, kadınlar devrim yapacaklar.
Ama orada değil.
Evet, kadınlar devrim yapacaklar.
Ama 4. Dünyalılar hiç değil.
Başörtüsüyle devrim yapılmaz.
İran’da gördük onu, karşı devrim yapılır ancak.
Çok basit:
O komün-otonomi, Kuzey Suriye’de değil, Pasifik ortasında bir adada olsaydı, yaşardı.
Ateist olsaydı, yine yaşardı.
Anarşist olsaydı, yine yaşardı.
Demokrat olsaydı, yine yaşardı.
(18 Kasım 2019)

Kısa Film Sinopsisi: Dikensiz Gül Üretimi


Bir: Adamın biri, gülün dikenlerini, yatay olarak tek tek elle, elini kanatmadan ayıklar.
İki: Adamın biri, gülün sapını balyozla döver ve dikenleri ezer.
Üç: Adamın biri, genetik araştırma yapar ve dikensiz gül üretir.
(15 + 18 Kasım 2019)



Aforizma


Bir milli maçta protesto vardır. Polisler, göstericilerin üzerine köpek salarlar. Göstericiler, ayyıldızlı bayraklı kuşak giymiş bir aslanı alana sürerler.
O sırada İstiklal Marşı  başlar. Köpek ve aslan, hazırola geçip, asker selamı verir.

Pazartesi, Kasım 18, 2019

Özgürlük ve Zorunluluk


1974’ten beridir, önce solcular, sonra liberaller, en son da Müslümanlar, özgürlüklerimin canına okudular.
Bunu da doğruladılar ve akılcılaştırdılar.
Çünkü, sol için de, sağ için de, toplumsallık zorunluluk. O biçimiyle toplumsallık, bir kölelik. Solu da, sağı da, bu ülkede özgürlüğe düşman yani.
+
Müslüman’ın biri kalkmış, özgürlüğü kader ve günaha bağlamış.
Hristiyanlık’ özgür irade var, İslam’da irade-cüziye (küçük irade) var. Big Brother / Büyük İrade ne derse, o oluyor yani. Gönüllü kulsun yani. Gönüllü kul olmadın mı, kellen gittin yani. Ondan sonra İslam’da özgürlük teranesi…
+
Özgürlük ve zorunluluk:
Zorunluluklar:
Ölümlülük, bedenlilik, maddelilik, zihinlilik.
Toplumluluk, sınıflılık, statülülük, rollülük, standart biyografililik.
Açlık, susuzluk, cinsel açlık.
Özgürlükler:
Davranış, düşünce, duygu.
Ahlaka, siyasete, hukuğa, dine uymama. Bunların kendi için olanını üretme ve uygulama.
Allah'a, babaya, devlete itaatsizlik.
Yukarıdakilere uymama.
+
Bu kada basit bir liste.
Liste genişletilebilir ama yine de basit ve temel kalır.
+
Gelelim sola:
Önce T24 soluna bir bakalım.
Bu, bir özel üniversite akademisyeni. Ezeli-ebedi ergen. Sosyal moloz. Z kuşağı. Ne denirse, densin. Paralı üniversede, aile parasıyla okumuş. Eskiden akvaryum solcusu vardı, şimdi böyle yüzer gezer solcular var,
“Özgürlük, erdemli olmanın gerekli koşulu olarak belirir.”
Bu ne yahu?
Özgür olmazsın, köle olursun. Kölenin erdemine sahip olursun.
Özgürlük bir ahlak değeri değildir. Özgürlük bir dğer değildir. Yaparsın veya yapmazsın. Yapamayım mı diye düşünmezsin, Yapmalısın veya yapmamalısın, diye de bir şey yoktur. Sen ve özgürlük vardır. O kadar.
“Özgürlük kavramsal açıdan “öz-ü gör olmak” dolasıyla “öz-ü kendine yetmek” anlamına gelir.”
Hiç ilgisi yok. Kendine yetmeden de özgür olabilirsin. Anne sana yetebilir ama onunlayken kölesindir, özgürlüğü seçersin, kendine de yetmezsin. Görüldüğü gibi, toplumsallığın köleliğini aşama aşa yedirme / yutturma var bu akıl yürütmede.
“Zorunluluğun ilk bakışta yasaya dayalı olması gerektiğini fark ediyorum; çünkü zorunluluğa tabi olan yasayla kayıt altına alınmıştır.”
Yasa değil, kural.
Her oyunun bir kuralı vardır. Kuralsız oyun cıvır. Toplumsallık da kurallı bir oyundur. Toplumsallık da bir zorunluluk olarak dayatılır.
“Yasadışı olan, dolayısıyla yasak olan, zorunluluğu yıkmış, yani belirgin sınırların dışına çıkmış ve böylece konumunu (statüsünü) ya da varlık durumunu (ontolojisini) kaybetmiş olur;
Vah vah.
Vah ki ne vah.
Herkes veya herhangi biri yasadışına çıkmakla varlığını kaybetseydi, şu anda ortalıkta birileri kalmamıştı.
Statüsünü ve roülünü yitirir, o doğru. Zaten, zorunluluk toplumsal / normsal bir oyundur, statü ve onun rolü de bir oyundur.
“… baştan ayrıntısına girmeksizin ve felsefe tarihindeki kullanımı ve etimolojik anlamı da dikkate alındığında, erdem, “fazilet, bilgelik, yiğitlik, ölçülülük; başkaca söylersek, iyi olmaya yönlendirme kapasitesi” anlamına gelir. Eski Türkçe’de karşıt anlamı, “bunalmak, bunaltmaktır” tır.”
Bunun böyle olduğunu sanmıyorum.
Bunalmanın karşıt anlamı ferahlamaktır. Erdemin ferahlatıcı olduğunu pek sanmıyorum.
İnanılmaz bir durum.
Zorunluluğu yalnızca hukuğun dar bir anlamında ele alıyor.
Oysa, hukukta suçlarda çok suç çeşidi vardır. Yani, çok zorululuk çeşidi vardır. Bari bunu bileydi ve yazaydı.
+
Sonra da Evrensel soluna bir bakalım.
“Zorunluluk ve özgürlük, insan etkinliği ile doğanın ve toplumun objektif yasaları arasındaki ilişkiyi anlatan bir kavram çiftidir.”
‘Heil Marx’ durumu yani.
Benim oğlum bina okur, döner döner 170 yıl yeni okur, durumu yani.
Toplumun objektif yasaları yoktur, toplumun subjektif yasaları vardır, çünkü toplum insanlardan ve öznelerden oluşur, dikkat birey demedik).
“Bir diyalektikçi, özgürlüğün ve zorunluluğun birinden birini mutlaklaştırmanın yanlış olduğu görüşünden yola çıkar.”
Mutlağı geç, % 1-100 koy.
% 100 zorunluluk vardır, ölüm gibi, yani ölüm, köşe yazarının deyimiyle mutlaktır. Diyalektikçi, öyle dedi veya demedi, ölüm gözünün yaşına bakmaz, diyalektiçi de ölüd gitti zaten.
“Sınıflı toplumda insan, zorunlulukların kölesi durumundadır…”
Hayır. Tüm toplumlarda insan zorunlulukların kölesi durumundadır. Sürü kuralı kavramı, gele gele buraya geldi. Sürüden ayrılanı kurt kapmıyor, sürü kapıyor yani. O nedenle, insan insanın kurdudur yani.
“… doğa üzerindeki hayvanın doğaya tutsaklığı…”
Ne ilgisi var yahu?
Bakteriler sonsuz yaşayan canlılar. Ölüme tutsak değiller yani.
Kanserli hücre de öyle.
“Böylece zorunluluk özgürlüğe, özgürlük de bir zorunluluğa dönüşmüş olur.”
Cehaletin böylesi.
Diyalektikte, tez ve antitez birbirine dönüşmez, sentezlenir.
En büyük sorun da o zaten:
Özgürlüğün ve zorunluluğun sentezi yoktur.
+
Bu ülkenin solcusu da, sağcısı da, aptallık ve cehalet bayrağını dalgalandırır.
Örnekleri verdik.
Kimse demiyor ki:
Benim özgürlüğü gereksinimim yok. Ben gönüllü köleyim.
Müslüman Allah’ına kul.
Solcu, ‘heil Marx’a kul.
(18 Kasım 2019)

Fransa'da sosyal güvencesizlik yangını


Nereden nereye?
Daha 1936’da haftalık 40 saat çalışmadan sıfır sosyal güvenceye.
+
Çalışarak okuyan bir öğrenci:
“Bir koğuşa dönüşen küçük bir odada 4 kişi, hatta bazen 6 kişi yatmaya katlanamadığımdan dolayı, psikolojik sorunlar yaşadım ve bundan dolayı hastaneye kaldırıldım. Sağlık nedenlerinden dolayı, sınavlara katılamadım, fakat CROUS bir şey anlamak istemedi ve bir sonraki yıl sınıfta kaldım diye bursumu kesti. Ondan bu yana (yoksullara günlük yemek ve giysi dağıtan) Emmaüs yardım kuruluşu ve eşimin ev yardımı APL, çöplerden topladıklarım ve şurada veya burada bulduğum geçici işler sayesinde yaşıyorum” diye içini çekerek söylüyor ama bunun öğrenciler içinde çok olağanlaştığına özellikle vurgu yapıyor. İntihar etmek girişimi, ona göre “Birçoğumuzun aklından geçen bir şey.”
İtiraf.com gibi ama eksik:
İş var ama asgari ücretin yarısına.
Neden/
Çünkü göçmenler var?
Neden göçmenler var?
Çünkü Fransa, Suriye’de sivilleri öldürdü.
Bunu yapan sosyalist bir parti iktidarı idi.
Sarı Yelekliler, elektrikli / akülü araba almak için, grev yaptıklarını kedi ağızlarıyla söylediler.
1968’de de yeni model araba almak için grev yapıyordu dedeleri.
1980’de de, bunların anababaları sınıf atlayacaktı ama ‘mortgage’ krizi oldu.
Yani, uzun mu uzun hikayenin iler tutar yanı yok.
Proleterya veya prekarya, iktidar seçkinleri ile işbirliği yaptı, Gramsci deyimiyle.
Elma şekeri bitti, sapı girdi.
Bedel ödeme zamanı.
Bu ne ilk, ne de son.
Gerçeğin çölüne hoşgeldiniz.
Not: Tüm Fransız başkanlarının seksüel dejenerasyonuna dikkat çekeriz. Seksopat olan, sosyopat olmuş çok değil yani. Generallerin Gecesi romanı gibi yani.
+
En genel panoramalı çıkış:
ABD, 1930’da polis devletiydi, 2020’de de öyle. Orada umut yok yani.
En alttakilerin isyanı, ancak ve ancak AB ülkelerinde işleyebilir, en başta da Fransa için öyle.
Sarı Yelekliler birinci yılını doldurdu, bu gidişle otuzuncu yılı da dolduracak gibi.
(17 Kasım 2019)

Neo-Yeşilçam Kendini İntihar Etti


“Bu yıl ele aldığımız hafta itibarıyla yeni yerli yapım sayısının geçen yıla oranla yaklaşık 30 adet azaldığını söyleyelim. Ancak bir önceki yıla oranla toplam yeni film sayısındaki azalışın da yaklaşık bu kadar olduğu dikkate alınırsa film sayısındaki azalışın hemen hemen tamamının yerli yapımlardan kaynaklandığı ortaya çıkıyor.”
Bizim en kahraman Rıdvan, neo-Yeşilçam takımı, 2018 sonunda ve 2019 başında, arkalarına Erdoğan’ı alarak, Koreli dağıtımcıya rest çekti ama Netflix’e çekemedi.
Sonuç mu?
Azalan yerli film ve azalan yerli film seyircisi sayısı.
Bu çok önemli.
Bu ülkede sinemaya artık yalnızca ezeli-ebedi ergenler gidiyşor, bu doğru.
Ama bunlar da, Batılı ve Doğulu olarak ikiye ayrılıyor.
Ve ikisi de dibine kadar lümpen.
Ya Avengers, ya da Recep İvedik.
Ölümlerden ölüm beğen yani.
Önemli saptama.
Ve böylelikle de, yeni Joker 2019 tartışmalarında, Küçük Emrah (Ümit Kireççi) ve en baba isyan arasında saptamaları arasında gidip geliniyor.
Televizyon geldi, sürçersin, o tamam.
Arkanda devlet desteği ile batarsan, adama gülerler. Güldük de zaten.
O zaman da garibim Cem Yılmaz, seyredilmiyorluğun acısıyla, Haluk Levent’e sataşarak, reyting kazanma çabasıyla, kaybını telafi etmeye debelenir.
(17 Kasım 2019)

Aydın Selcen: Erdoğan Vaşington'da: Bu da mı gol değil?


Valla, bu hakemlerle bu federasyonla zor.
Selcen, sağolsun, bu kez beni güldürdü. Ama gülmemin nedeni başka. Onun dileğine amin diyorum, ona güldüm.
+
“Bu Pazar, benden bu kadar, “çabalama kaptan ben gidemem” diyorum, siz değerli okurlara. Yukarıdakilerin aşağı-yukarı hepsi bir haftaya sığdı. Siz de yüzünüzde bir nem hissedip, “ya Rabbi şükür yağmur atıştırmaya başladı” mı dediniz? Ben öyle dedim hamdolsun. Ama gündem Vaşington. Ama bak bakalım nasıl ABD yaptırım uygulayacak.”
Öncelikle, hem erken, hem geç bir paragraf.
Erken, çünkü yağmur bölümü kesil değil.
Geç, çünkü o haftaya başka şeyler de sığdı.
Selcen’in perveri olduğu HDP, TBMM’den çekilirse, ne olacak, Selcen bunu düşündü mü acaba?
Ambargo geldi, AKP düştü, CHP krikoyla başa getirildi. Ne olacak, Selcen bunu düşündü mü acaba?
Her durumda, halklar ödeyecek. Selecen bunu düşündü mü acaba?
İntihar salıgını artacak. Secelen bunud üşündü mü acaba?
+
Ara anımsatma:
Toplama kamıpndan sağ çıkanların bir bölümü, kendilerine işkence yapan Nazi subaylarından beter oldular. Bir bölümü ise, aradan onyıllar geçtikten sonra, intihar ediyor kaldılar, yetmedi, çocukları ve torunları da intihar ediyor durumda hala.
Psikiyatri Derneği, bunu da mı basına bağlayacak acaba?
Sayıyla kendine gel Selcen ve Tükel.
Sen diplomasi biliyorsun, sen de psikiyatri.
İmam yellenirse, bu ülkenin cemaati ishal olur. Oldu da.
Allah korkusuyla tüm günahları işliyor.
Kürt’ü de, Türk’ü de.
Sodom ve Gomer zamanı yani.
+
Ne olacak şimdi Selcen?
Yağmur yerine, Nuh tufanı geliverirse?
(17 Kasım 2019)

3 Trilyon Dolarlık Global Moda Zinciri


7,5 milyar kişi, çarpı 4 bin dolar harcama, 30 trilyon dolar hacrama yapar.
Buradaki sav, insanların gelirlerini % 10’unu giysiye ayırdığıdır.
Mümkün.
Yeni bir tez, yeni bir istatistik.
+
“BoF 500, 3 trilyon dolarlık küresel moda endüstrisini şekillendiren profesyoneller endeksi/dizini.”
Enformasyon kaynağımız bu.
Başka yerlere de bakalım:
“Fashion industry market share:         4 percent
Fashion industry market value:           406 billion dollars”
Karışlaştır-karşıtlaştır.
“In 2016, the industry is projected to reach a staggering $ 2.4 trillion in total value.”
+
İnsanlar çula çaputa, ayda 240 lira veriyorlarmış bu ülkede.
+
“DIET PRADA (@diet_prada). 2014'de bir anonim ikili tarafından kurulan ve büyük moda markalarının, ünlü kreatif direktörlerin kopya tasarımlarını, intihal vakalarını, hatta ayrımcı, seksist ve ırkçı yaklaşımlarını basit birer foto kolajla paylaşmaya başlayan @diet_prada patlattığı ırkçı Dolce&Gabbana reklam skandalı ile moda endüstrisinin ortasına "bomba" gibi düştü.”
“Diet Prada'nın Christian Siriano'yu son koleksiyonundan iki gece elbisesini Valentino'dan kopyaladığı iddiası sonrası elbiseler koleksiyondan çıkarıldı.”
Broadway.
Off Broadway,
Off-off Broadway.
Bunlar daha önce yaşandı yani.
Samsung ve Iphone birbirine intihal davası açtı. İkisi de kazandı. İkisi de davayı geri çekti.
İt iti ısırmıyor yani.
İngilizce’de tam tersi ama:
İt iti ısırır / dog bites dog.
Bizde bize biz derler, sizde bize ne derler?
+
Çıkış:
Önemli olan şu:
En ciddi zamanlarında Cumhuriyet’te Necla Seyhun moda yazıları yazar ve beni deli ederdi.
Şimdi de, T24 öyle.
Satalım da, ne satarsak satalım.
(17 Kasım 2019)

Politik Olmak Ne Demek?


Üzerine 100 kitap yazılabilecek bir konu. 1 makale yazalım.
+
“politize olmak, hayatımızın politik sayılan ve sayılmayan –fabrika, büro, mutfak, sokak vb. - alanlarında olup biten her şeyin toplumsal sebeplerini anlamak, anlamlandırmak ve bunlara politik müdahalelerde bulunmak demek.”
Genelgeçer, klişe, basmakalıp bir dizi.
Daha fraktal bir açılım niyetine:
Birinci derecede politika; ekonomi ve militarizm ile ilintilidir. Yönetmek ve yönetilmekle ilintilidir. Sömürü de işin içine dahildir.
+
“… olup biten her şeyin toplumsal sebeplerini anlamak, anlamlandırmak…”
Çok iddialı.
Konsensus sağlanamayan, sağlanamamış bir tez.
Sol da, sağ da, kendi içinde olup biteni farklı anlamdırıyor.
Olayı sosyolojiden kültürülojiye genişletmek tikelden tümele açılım için uygun bir düşünce aracı.
Ağaca bakarken ormanı da göreceksin, ormana bakarken ağacı da göreceksin.
En genel tez:
Bir çöküş dönemindeyiz.
En özel tez.
Pasta bitti. Paylaşım savaşı başladı. Ki hep böyle olageldi.
Bu da; sınıflararası ama özellikle de sınıf-içi savaşımlar zamanı demek.
+
Dolayısıyla, tek bir bireyin tüm alanralra politize olması bir hayal.
Ki o nedenle, eşcinsel olan ve bunun savunan bir seçmen AKP’ye oy verebiliyor.
Dolayısıyla, insanların öncelik sıralarına geliyoruz.
Kimi ekmek veya pasta peşinde, kimi özgürlük.
Kimi pasta için köle oluyor, kimi ekmeksiz özgürlük peşinde.
+
“kıstırıldığımız bu çemberi, bu tuzağı kırmanın, başkalarının apolitikliğiyle ilgili sorumluluk duymanın, ortak hayatımızdan dışarı adım atmanın zamanı gelmedi mi?”
Kıstırıldığımız bu çember, apolitiklerin değil, politiklerin nedeniyle gerçekleşti.
AKP % 50 sorumluysa, CHP de % 35 sorumlu.
Bu ülkenin % 60’ının partisi yokken, oy vermeyi zorunlu sayan şavalaklar politikler değil mi?
+
Çok basit.
Soruyu doğru sor, yanıtı öyle al.
Yani.
Bakış açını, statünü değiştir.
Üzerinde oturduğun sandalyeyi yerden kaldıramazsın.
(17 Kasım 2019)

Pazar, Kasım 17, 2019

AKP’liler İntikal Ettiler mi Gerçekten?


Ufuk Coşkun:
““Geçenlerde sosyal medyada, Diyarbakır’da bir caminin kapısında asılı duran bir tabloyu paylaşmıştım.
Orada şöyle diyor; ‘Çocuklarımıza, ibadetleri öğretmeden önce ahlaklı olmayı öğretelim. Yoksa çocuklarımız namaz kılan bir hırsız, yalan söyleyen ve oruç tutan bir sapık, umreye ve hacca giden yalancı, zekât veren, kurban kesen bir tefeci, şehadet getiren bir terörist olabilir.’”
“… namaz kılan bir hırsız, yalan söyleyen ve oruç tutan bir sapık, umreye ve hacca giden yalancı, zekât veren ve kurban kesen bir tefeci…”
Biz bunu yazsak, bizi öldürürler anında.
Olup biten de bu yalnızca.
Da buna 2020’de mi aydı bunlar/
Kafasına taş düşüp, 3 saat sonra ah dyen Rin Tin Tin’den farklı yok.
Bu iş, daha dakka bir gol bir, AKP 2002’de başa geçtiğinde böyleydi.
Solun 1980-1990 arasında yaşadığını, dinciler 1995-2005 arasında yaşadılar.
Bal tutan parmağını yalamadı, kendi elini yedi.
Peki, bunun çözümü var mı?
Bizce yok.
Çünkü genç sosyal molozlar, hem cahi. Hem aptal, hem hazır yemeye alışmış.
Para için anabalarını keseceklerdir.
Ayrıca sorun, bunları yazan köşe yazarının Pelikan grubunda olması.
Yani, dinime küfreden Müslüman olsa, durumu var.
(17 Kasım 2019)


HDP zor kararın eşiğinde; gitmek mi kalmak mı?


Zor karar.
Toptan istifa ederlerse, bu, savaşa ve alana gider.
İstifayı savunanlar, Sakık gibiler çünkü.
Etmezlerse, % 10’un altına inerler, indiler bile.
Kamuoyu araştırmaları öyle söylüyor.
+
Bu da kırılma noktası:
“Selahattin Demirtaş’ın avukatlarından Mahsuni Karaman da, 14 Kasım’da benzer bir görüşü paylaştı. Twitter hesabından, “Fiilen tasfiye edilen / edilmek istenen bir HDP var. HDP’nin elinde ise, toplu istifa ederek, ara seçim ile hodri meydan deme imkânı var. TBMM istifaları kabul eder ve ara seçim olursa, ne ala… Yeni bir çıkış olabilir. Kabul etmezse, iktidarın tasfiye politikası ifşa olur” diye yazdı.
Ancak daha sonra ‘Açıklama / Düzeltme’ başlığı ile “Kimseye istifa çağrısı yapmadım, anayasada belirlenmiş hükümler ve imkânlar çerçevesinde tespit ve yorumda bulundum. ‘Demirtaş’ın avukatı’ sıfatıyla değil,  Mahsuni Karaman olarak, kişisel bir paylaşımda bulundum” dedi.”
Ne diyeyim ki?
Hiç öğrenmiyorlar.
Bir de şu, çevir kazı yanmasın, davranışı, herşeyin üzerine tüy dikiyor.
Ara seçim, şu an için HDP için çok riskli.
Oylarını hem CHP’ye, hem de AKP’ye kaptırır.
+
Oya Baydar:
“HDP’nin ‘ortak vatan’da ortak yaşam düsturu, yalnız bırakılmanın umutsuzluğunun yarattığı haklı öfke ile tartışmaya açılırsa, halkların birliği de demokrasi de onarılması çok güç yaralar alır.”
Kadına bak.
Tehdit ediyor.
HD çizgisi ne zaman gerçekten ortak vatanda yaşamak istedi ki?
Bu ne dezenformasyon.
Şu anda, Suriye’de ve Irak’ta Kürtler eksi durumda.
Kürtler önce kendi poturunu toplasın yani.
+
“Yine partili isimler, 'sadece belediyelere değil, HDP’nin varlığını ortadan kaldırmaya dönük saldırılara karşı' çekilecek yerin olup olmadığını, 20 Kasım’da karara bağlanacağını söylüyor.”
4,5 yıldır karar veremiyorlar.
Çünkü duruma intikal edemiyorlar.
Kafaları hala 2014’te kalmış durumda.
+
HDP ne yapabilir?
HDP bir şey yapabilir mi?
Bu koşullarda zor.
Seçeneklerin hiçbiri de açar-yola gitmiyor.
(17 Kasım 2019)

Türkiye Psikiyatri Derneği: İntihar haberlerinin veriliş biçimine dikkat edilmeli


Öndeyi:
İntihar üzerine:
İntihar bir hak. Engellenmesi gereken bir şey de değil. Koyunların mezbahada kesilmeden ölüp, mundar olmasını engelleme zihniyeti, uygunsuz. Psikiyatri Derneği, önce kendi deontolojisi ile ilgilensin.
Davranışların viralitesi tartışmalı. Soru şu: İntiharlar artarsa, ne olur? Toplumsal düzen çöker. Çöksün. İnsanlar yaşıyorlar da ne oluyor? Bu, nihilizm değil. Çaresiz insanların çaresizliğinin beyanı. Hiç kimsenin bu koşullarda intihar artmasın, deme hakkı yok, dernektekiler dahil, olayla ticari bağları var, ölüden para kazanamazlar çünkü. Önce, yaşanabilir bir yaşam sunsunlar kölelere, sonra gak guk etsinler. Kölenin yaşamını mülk saymak, evsahiplerini doğramayı özsavunma kılar.
X1: Elma armut karisti. Psikiyatristlerin isi yasam kalitesini artirmak degil ki, kendilerinden yardim isteyenlere ruh sagligi alaninda yardimci olmak.
Psikiyatristlerin işi tabii ki yaşam kalitesini arttırmak. Deliliği yaşam kalitesizliği sayan ve tedaviye talip olanlar onlar çünkü.
+
Bu basından herhangi bir haberi düzgün vermesini istemek safdillik bile değil.
Sorun, yalnızcayandaş basında değil, sorun muhaliflerde de. Hiç bilmediği konularda ergenlere köşe yazısı yazdırıyorlar, ortaya abuk sabuk dezenformasyonlar çıkıyor.
Türk Psikiyatri Derniği’ne gelince.
Türk Tabipler Birliği için söylediğimizi yineliyoruz.
Önce, kendi kirinizi temizleyin.
Bugüne kadar herhangi bir psikiyatrist bir hastasını intihar etmeye etkiledi mi?
Evet.
Ceza aldı mı veya meslekten atıldı mı?
Hayır.
Kanıt yok. Çünkü dava yok.
Anadolu’da yıllarca alkoliklere elkroşok verdiler, bu haber oldu, sempozyum bildirisi oldu.
Eşcinsellik hala tedavi edilmeye çabalanıyor bu ülkede.
Sorun, AKP muhafazakarlığı değil.
Daha 1978’de bu ülkede, AÜ’den bir psikiyatrist, hastaların toplumdan korunması gerektiğini yazdı, tersini değil.
Evet, bu dernekten hastaları korumak gerekli. Tersi değil.
+
“Medya intihar haberi yapmadan önce, azami çekinceyi göstermeli ve haber yapılacaksa; yalnız gerekli bilgilerle yetinilmeli, yönteme değinilmemeli, en basit ve yoksun bilgilerle, ayrıntılara değinilmeden haber yapılmalı, intihar davranışına yönelik alternatifler vurgulanmalı ve intihar hiçbir zaman yüceltilmemelidir.”
Tam, muhafazakar hesabı:
“Dinimi incittin.
Ne yaptım?
Öksürdün.”
İntiharı yüceltmek ne demek?
Basın, elinde kırmızı bayrakla ‘tek yol intihar’ diye mi slogan atıyor yoksa?
İnternette atom bombasının nasıl yapılacağı bile bulunurken, intihar yöntemini yazmanın intiharı arttıracağı sanısı ne ki?
+
“Medyanın tüm mecralarında yer alan intihar haberleri, yukarıda sıralanan evrensel ilkeler çerçevesinde yeniden gözden geçirilmeli, bir an önce sakıncalı yazılı ve görsel materyallerin yayımı durdurulmalı, intiharı özendiren ve intihar yöntemlerini gösteren internet sitelerine erişim engellenmelidir.”
Bu ülkede intihar suç.
Derneğe göre de suç gibi.
Evrensel ilke ne yahu?
Allah falan falan mısınız siz?
+
“1985 yılında ABD’de genç yaş intiharlarını önlemeye yönelik 4 film hazırlanmış, değişik haftalarda yayınlanarak, ailelerin ve gençlerin intihar davranışına dikkat çekmesi hedeflenmiştir. Ancak bu filmlerin gösteriminden sonra, intihar girişiminde bulunan gençlerin sayısında artış görülmüştür.”
İntiharı önleme davranışı bile, intiharı arttırabiliyor.
Derneğinki de arttırabilir.
Dernek bunu bir düşünsün.
+
“Haberde ölme kararında rol oynayan psikososyal nedenler aydınlatılmalı…”
TUİK veilerine göre ise, yıllık 3 bin intiharın 2 binin nedeni açıkseçik kayıtlı değil.
Basın ne yapacak?
Hafiyes Mahmut’çuluk mu oynayacak?
O rölü dernek oynasa?
Ne de olsa, adında psikiyatri var.
+
Den den de den den.
Bu ülkeyi kurtarıcılar batırdı.
Sol kurtarıcılar solu, Müslüman kurtarıcılar İslam’ı batırdı.
Şimdi de, psikikiyatriyi dernek batırıyor.
(14 + 17 Kasım 2019)