fütüroloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fütüroloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Mart 24, 2015

Tarih Dersleri



5 milenyumluk Dünya Sistemi olan tarihte birincil olarak 4 ana kategori hep vardı:
Devlet, yazı, ticaret, savaş.
Bunlardan ticaret ve savaş, tarih öncesinde de vardı ama devlet ve yazı tarih ile başladı sayılır.
İkincil olarak da, yine ana 4 kategori vardı:
Din, hukuk, ahlak, siyaset.
Görüldüğü gibi, bunların hepsi insanların birarada yaşamasına ilişkin kurallar yaratıyorlar ama başka başka açılardan.
Bunların 4’ü de, tarih öncesinde de mevcuttu.
Ancak, üstyapısal kültürel kuramlar olan bilim, sanat ve düşün’e gelince, işler değişiyor:
Bilimin 4 (matematik, fizik, kimya, biyoloji), sanatın 9 (yazın, müzik, dans, tiyatro, mimari, heykel, resim, fotoğraf, sinema) ve düşünün 4 (ontoloji, fenomenoloji, epistemoloji, metafizik) temel dalının olmadığı toplum çok, hepsinin olduğu toplum da yok tarihte.
Hatta Dünya Sistemi’ci marksist tarih-modeli’ciler bile, tarihi askeri, siyasi, iktisadi birikim olarak irdeliyorlar ama bilimsel, sanatsal ve felsefi birikim olarak irdelemiyorlar.
Tarihte birçok (onlarca) askeri, siyasi, iktisadi zirve ülke-devlet var ama bilim-sanat-düşün zirvesini birarada yapan hiç yok ve tek tek olarak da, 2-3 ülke-devlet ya çıkar, ya çıkmaz.
Bu da, tarihin henüz tarih ol(a)madığını imliyor.
Buna ek olarak, bir de şu durumu imliyoruz:
1945’teki 2 atom bombası, insan türünü fiilen bitirdi ve 1957’deki ilk yapay uydu, insan türünü uzaya ve başka bir tür olmaya aştırdı (transendans). Şu an ve son 70 yıldır, bunun hala epsilon’larını yaşamaktayız.
Yani, böylelikle tarih, henüz tam’a yükseltgenemeden ve bütün-tarih ol(a)madan, başka bir şeye metamorfozlandı.

İşte bu nedenle, 5 milenyumluk geçmişbilimi (tarihi), 5 milenyumluk bir gelecekbilime (fütürolojiye) entegre etmezsek / praksislemezsek / sentezlemezsek; insan türü, Yeryüzü’nden geriye kalıcı bir şeyler bırakamadan, silinip gidecek.

Pazartesi, Ocak 12, 2015

İkinci ve Tam Bilimin Neresindeyiz?



Ne yazık ki epeyi, 250 yıl falan uzağındayız.
Birinci Bilim, 1750-2000 arasında, Birinci Sanayileşme boyunca oluşturuldu.
19. Yüzyıl’da, örneğin Engels’teki bilim (wissenschaft), bugünkü bilimsel ve sözlüklerdeki anlamında kullanılıyor değildi.
Bugün ve burada, insan bilimleri % 50 oranda gibi, tam bilim durumunda. Ancak, onlar önemli değil, onlar bir bilim olur, bir bilimden bozulur, asimptotu da bellidir.
Önemli olan, bugün ve burada temel bilimler, fizik, kimya, biyoloji, matematik, % 80 gibi tam bilim durumunda ama o kalan % 20, bazı epistemik ölümcül eksikleri de içeriyor.
Duruma bir bakalım:
1900’lerin başında 2 bilimsel triyalektik vardı.
Bir: Aristo-Euclid-Newton / mantık-geometri-fizik paradigmatik yerzaman eşleniksizliği ama paradigmatik denkliği.
İki: Marx-Darwin-Freud / ekonomi-evrim/biyoloji-psikoloji (zihinbilim değil) triyalektiği.
1915 olduğunda, yani bundan 100 yıl önce, üçüncüsü de oluşturuldu:
Üç: Einstein-Planck-Heisenberg triyalektiği. Bu triyalektik oluşturulduğu anda, temel bilimlere 500 yıllık bir paradigmatik duvar çekti.
Einstein, ışık hızından hızlı gidilemeyeceğini önesürdü ama Evren’in ışık hızından hızlı genişlediği Şişme Dönemi var. Planck, parçanın bütünden büyük olamayacağını önesürdü am mantıksal olarak bu mümkün, onun zamanında da mümkündü ama o bunu göremedi ya da görmek istemedi. Heisenberg, belirsizlik ilkesini önesürdü ama oradaki ‘x, y, z, t’yi kendisi belirsizleştirdi, yani bir totoloji yarattı, yani konumdaki uzay ile hızdaki uzay ayın olmayabilir ama öyleymiş gibi epistemik bir kısadevre yaratıldı.
Herkes, bu dahiler denli eksi zekalı değildi. Kaluza, daha o zamanlar Einstein’a çok boyutlu (4 yerine, 10 boyut) uzayzaman modeli önerdi. Einstein ise, bir zamanlar kendisine yapılanı yapıp, onu engelledi ve bu bilgiyi hasıraltı etti.
Aradan 100 yıl geçti ve bugün 10/11 boyutlu Evren, bilimin gerontokratları tarafından hala engelleniyor (bakınız Brockmann’ın derleme bilim kitapları).
Böylelikle, İkinci Bilim ve artı Tam Bilim oluşumunun tamamlanması, İkinci Sanayileşme bitimi ertesine kaldı.
Bilim tarihine geri dönüp bir bakalım:
İskender ilk Dünya fatihi oldu ama bu Eski Yunan’ın da sonu oldu. Ona öğretmenlik yapmış olan Aristo’nun eserleri dağıldı gitti. Bilim ve bilgi çöktü. İskender’in kurduğu Mısır İskenderiye’li Eratosthenes, 2 küsur milenyum önce, Dünya’nın çapını, Ay’ın çapını, Güneş’n çapını, Dünya-Ay uzaklığını, Dünya-Güneş uzaklığını hesaplanabilir kıldı ama bu bilgilerin ilk koyutu olan Dünya’nın yuvarlaklığı, o Eski Yunan kültürünü bugün miras sayan AB geleneği tarafından, yaklaşık 2 milenyum boyunca inkar edildi.
Bugün aynı (bugünkü adıyla) G-7 kültürü, anti 3-triyalektik paradigma denemelerini inkar ve imha ediyor. Oysa, ‘x, y, z, t’yi dönüştürdüğünüz an, 3. triyalektiğin hiçbir denklemi geçerli olamaz, hatta hiçbiri önesürülemez bile.
Bu, kendisi de özgürlük teraneleri okuyup, gayet epistemik faşist olan Popper’inki gibi bir epistemik faşizm söylem düzlemi hegemonyası yarattı.
G-7 sahte bilimcileri ne yapıyor biliyor musunuz?
Kuadralektiği ve poliyalektiği önce inkar edip, sonra çalıyorlar. Kuilman’a yaptıkları gibi. Minkowski’nin Einstein paradigmasına yaptığı gibi: Önce inkar etti, sonra dejenere etti, 4 boyutlu uzayzaman, Einstein’ın değil, Minkowski’nin uydurmasıdır, Einstein onu kabul etmiştir o kadar.
Eratosthenes, nasıl ki Sokrat, Platon, Aristo’yu değillediyse, bugün 3 triyalektik de, 4. ve n. şıklar tarafından çoktaan değillendi.
Kabulü mü?

2250’de kısmetse...

Pazartesi, Eylül 23, 2013

Gelecekbilim Dersleri 1



Bir:

Gelecek hep gelir ve uzun sürer: 5 milenyumluk tarihten daha uzun...

Gelecek hep gelir ama şimdilik: 200 bin yıl önce Afrika’da ve 1945’teki atom bombalarıyla birer kez olmak üzere, insan türü şimdiye dek en az 2 kez tümüyle yok olma tehlikesiyle karşılaştı. 2010’dan beridir Dünya olanaklarının geriye dönüşsüz olarak tüketilmesi nedeniyle de bir risk var ama şimdilik ölümcül değil o. 21. Yüzyıl makro krizleri (su, gıda, enerji, nüfus önce çokluk, sonra sabitlik olarak), insan türü için yok oluş tehlikesi arzetmiyor.

Bunların böyleliğini, geleceğin bittiği sanılan 2. Dünya Savaşı sırasında, gelecekbilim bilimsel açıdan icat eden Flechtheim da,  sanatsal açıdan icat eden Asimov (ki düşünceyi büyük olasılıkla Flechtheim’dan aparttı) da, göremedi.

Geleceğin bitmişliğine (yani 2 atom bombasına karşı), 1957 Sputnik uzay yolu ile bir eksodus açtı. Ondan sonra robotçuluk, ölümsüzlük ve yapay zeka geldi.

*

İki:

Tüm gelecekler geçmiş olur: Yani yarın, bugün dün olur.

Geçmiş algıları, psişik ve kültürel olarak çok çok farklı olabilir ve bunlar tam listelenmemiştir. Gelecek algıları da öyledir.

Gelecek değiştirilebilir.

Geçmiş de değiştirilebilir: Bugüne dek tarih, antropolojik, etnolojik, folklorik ve sosyoloji kültürel modlarda hep yeniden yazıldı, aynı dönemin tarihi yani.

Geçmişbilim olarak tarih ve gelecekbilim olarak fütüroloji sentezi, zamanbilim etmez. Zaten henüz bir zamanbilimimiz yok. Olacaksa da, bu aksis üzerinden inşa edilmeyecek.

Tarih ve fütüroloji, ironik olarak şimdiyi kapsamaz. Oysa, insanların tamamı yalnızca şimdide yaşar.

*

Üç:

Gelecekler, geçmişlerin potansiyellerinden aktuellere dönüşümlerle yaşanır ve gerçekleştirilir. Bazan potansiyelsiz aktuel ve aktuelsiz potansiyel, yani nedensiz sonuç ve sonuçsuz neden de mevcut olabilir.

Bir potansiyelden birden çok aktuel gerçekleşebilir ki bu bir genin birden çok protein sentezleyebilmesine benzer.

Birden çok potansiyelden bir aktuel gerçekleşebilir ki bu çok genin birarada bir proteini sentezlemesine benzer.

*

Dört:

Geleceğin belli bir yönelimi yoktur. Zaten tarih, Dünya Sistemi modeliyle bize determinist bir model de sunmaz.

Birden çok gelecek vardır ve bunlar birbirini öldürebilir, öldürmeyebilir de...

Dünya gezegeni üstündeki gelecek, insan türünün kendini er veya geç bitirmesiyle bir yolda noktalanacak. O sırada büyük olasılık insan sonrası tür evrilmiş olacak ama en azından Dünya üzerindeki post-insanı insanın yok etmesi pekala mümkündür.

Dünya gezegeni dışındaki insan sonrası ve insansal gelecek boştur. Zeka-öteye, canlı-öteye ve özdek-öteye evrim şimdiden öngörülebilyor.

İnsan sonrası türlerden birinin evrim sonulu, 10 üzeri 67 yıl içinde, bugünkü Evren’in yok oluşunu tersine döndürmek ve/ya onu metamorfozlamak olabilecek. Gelecekbilim şimdi ve burada bu menzil tanımını kapsıyor.

*

Nokta.

Es.

Şimdilik bu kadar doz yeter.


Salı, Kasım 06, 2012

Bertrand de Jouvenel ve Geleceğin Doğası




de Jouvenel bir Fransız’dır. ‘Tahmin Sanatı’ adlı kitabın yazarıdır.

Kitabın adından anlaşılabileceği gibi de Jouvenel gelecekbilimi bir bilim değil, bir sanat olarak görmektedir. Bunu bilimkurgu da yapmaktadır ama gelecekbilimi sanat yapanın geleceğin doğası olduğunu söyler.

Şöyle der:

“Geçmişin değiştirilemezliği insanın temel ahlaki ilkelerini de etkilemiştir.”

de Jouvenel burada yanılmaktadır. Geçmişin görüngüsü değişmeyebilir ama bilgisi hep değişir. Feodal dönem hakkındaki bilgiler o dönemde farklı idi, sanayileşme döneminde farklı oldu, 2. Sanayileşme döneminde farklı olacak.

de Jouvenel geleceğin bilgisi diye bir şey olamayacağını, yalınzca geçmişin bilgisi olabileceğini önesürer. Ursula K. Le Guin ise tersine şönde daha da ileri giderek geleceğin arkeolojsinden söz eder. Örneklersek: Bugün, 1950’lerde başlayan ama henüz tamamlanmayan ve gelecek kipinde yer alan 2. Sanayileşme bilgilerine sahibiz.

de Jouvenel basit ve gündelik işlerde bile kestirimin kullanıldığını belirtir. Eğer yumurta pişirmenin yönergelerine uymazsak, kısa gelecekte elimizde yenmeyecek bir yemek olacaktır.

Yine de de Jouvenel determinisittir. Kamu yararına kararların doğru zamanlarda doğru hızlarda alınabileceğini önesürer. Oysa, bilginin en muğlak ve kaotik olduğu alanlardan biri toplumsal bilgilerdir.

de Jouvenel diğer fütüristler arasında, mantıksal yapısı en gevşek örüntülü olandır.



Pazartesi, Kasım 05, 2012

Flechtheim ve Gelecekbilim




Flechtheim gelecekbilimin isim babasıdır. Bunu 2. Dünya Savaşı sırasında tasarlamış. Burada önemli bir nokta var: Benzeri bir çizgide ama sanatsal çizgide, yani bilimkurgu romanda yol alan Asimov da kabaca aynı tarihlerde psiko-tarihi tasarlamıştır ve o da kendine özgü bir gelecekbilimcidir.

Flechtheim şöyle der:

“Gelecekbilim insan ve dünyası üzerine tartışmayı, şimdiye dek yasak sayılan gelecek zaman kipinde üstlenecek.”

“Gelecekbilim bilginin önbilimsel bir dalıdır (yani henüz bilim değildir, demek istiyor).”

Flechtheim böylelikle geleceği önceden kestirip, bazı felaketleri gerçekleşmeden engellemek ister. Duygusal dürtüsü budur. Bunun nedeni de, 2. Dünya Savaşı’nın yıkımlarını gözlemesidir.

Tıpta buna ‘koruyucu hekimlik’ denir. Tedavi hekimliği hastalıkları ortaya çıktıktan sonra iyileştirmek peşindeyken, koruyucu hekimlik veya halk sağlığı uzmanlığı, hastalıkların ortaya çıkmaması için önlemler alır. Bu konudaki ilginç örneklerden biri, Türkiye’de 1970’lerin başında salgınbilim uzmanı bir hekimin trafik kazalarını da, iyileştirilebilecek bir hastalık olarak görmesidir. Eğer o insanın dedikleri o zamanlar ciddiye alınsaydı, 30 küsur yılda trafik 300.000 küsur kişi kazasında ölmezdi. Ozaman da nüfusumuz gereksiz olarak, daha artmış olurdu, ayrı konu.

Flechteim’in çalışmaları Birleşmiş Milletler kurulduktan sonra, 1970’lerde onun bünyesinde kurulan Roma Klübü’nün özünü oluşturur. Doğum kontrolünden yerel çatışmaların çözümüne dek, birçok sorun bu kurumun uğraşıları arasında yer alır. Nüfusun çok hızlı artacağını öngören onların sayesinde kurulan ana çocuk sağlığı merkezleri olmasaydı, bugün ülkemizin nüfusu 100 milyonu çoktan geçmişti. Şu an bile işsizliğin % 20’lere çıkabildiği düşünülürse, basit önlemler alma yaklaşımının önemi daha iyi anlaşılır.

Flechteim gelecekbilimi şöyle tanımlar:

“Gelecekbilim farklı bir yaklaşım kullanmalıdır. Ayrıntılı gerçeklerin kronolojik sırasıyla çalışamaz. Bunun yerine, yorumlama, genelleme ve oldukça yüksek bir dereceye kadar spekülasyondan yararlanmalıdır. Bu açıdan kültürel antropoloji, kuramsal toplumbilim ve toplumsal felsefeyle yakın ilintili görünür.”

Bu açıdan gelecekbilimin yaptığı, eldeki verilerden çizilmiş bir fonksiyon grafiğinden ekstrapolasyon yapmakla benzeşir. Bu olasılıkları da, oyun kuramını kullanarak, belli karar ağaçlarındaki belli stratejilere dönüştürür.

Bugün gelecekbilim, geçmişi çalışan tarih denli işlevsel bir insan bilimi sayılmaktadır. Bunun gerçek yaratıcısı Ossip K. Flectheim’dır.

Pazar, Ekim 07, 2012

Global Panorama 2012 Ekim


Görüntü giderek açıkseçikleşiyor artık.

Evet Türkiye, girmesi % 50’den fazla ama % 75’ten az olasılıklı olan savaşa girdi.

Evet, dünya yeni bir Orta Çağ’da 1990’ların başından beridir tam gaz yol alıyor.

Alain Minc bu yeni dönemin kavramlaştırılmasını 1990’da yapan ilk yazar olarak tarihe geçmiş gibi.

Ancak, onun bir saptaması geçersiz:

Kendisi, çağdaş düşünürlerin hiçbirinin, devletin çözülüşünü ve onun yerini ayak takımımın, başıbozukların, mafyanın, eşkiyaların hegemonyasının alacağını öngörmediğini belirtir.

Oysa Hobsbawm, daha 1969’da ‘Eşkiyalar’ kitabını yazdığında, onların durumunun güçlülüğünü, geçersiz bir biçimde proto-devlet kutlaması olarak görse de, kesinkes olarak saptar.

1969 nedir?

1968 ardılıdır.

1968 nedir?

Teröristlerin tüm hegemon devletlere kök söktürdüğü ilk dönemin başlangıcıdır. (Burada hala geçersizliği görülmeyen bir saptama var: O dönemi ABD ve SSCB’nin kendi elleriyle yarattıklarını ve yönettiklerini savunan düşüngünün vektörü ama bu da geçersizdir, çünkü o vektörlerde ne ABD bin Ladin’in gelecekbilimini istedi, ne de SSCB kendi yıkımını ama o gelişat bu gidişatı getirdi sonuçta.)

1968’liler nedir?

1945 ertesi çöken AB kültürünün, yine çöken aile hegemonyasından muaf gençlerin isyanıdır. Bunlardan da, yalnızca bir yol olarak teröristler çıktı (RAF, vd).

1945 aynı zamanda nedir?

AB global iktidarının 450 yıllık sürecinin sonu, ABD global iktidarının tescilidir.

1968 aynı zamanda nedir?

3. Dünya’nın çıkışıdır. (Her ne kadar bu süreç, özgürleşen eski kölelerin daha da aç duruma geçmesini sonuçsasa da, yine de tarihe ve kültüre artı-değer bir katkıdır.) Bunlardan da terörist çıktı (Yaşamöyküsü, az gelişmiş ülke patriyarkisinin zaferi biçiminde süregitmiş Leyla Halid.)

Bu çerçevede bugünle geldiğimiz (ve üzerine diğer etkenler eklendiği için), bugünkü toplam panorama bazılarını şaşırtıyor ama uzun vadeli büyük sayılar limitlemesinin inanılmaz dengeli bir doğrulanmasıdır, şu anki tarihsel momentimiz.

Bu tablodan eriyip gitmekte olan ABD hegemonyasını da eksiltince, aslında asıl AB Orta Çağ’ına pek benzemeyen bir durum ortaya çıkar: İlk Orta Çağ global değil, yerel ölçekli / ölçütlü idi. Tamam Antik Yunan çökünce de, aşağı yukarı geniş yerel / global bir boşluk doğdu ama bu öylesi bir boşluk değil.

Örneğin, yine bir eşkiya devleti olan, bu sıralardaki sapa şıklardan Brezilya gibi sürpriz etkenler, eğer tarihin ağırlığını devralmazsa (ki bizim öngörümüz bunun böyle olacağı yönünde, en azından epeyi bir sürece, diyelim 50-75 yıllık müstakbel bir kaos ama 100 yıllık değil), bu tarihçe dönemi çözülmede sürer gider.

Bu süreçte Türkiye’nin yerel veya global güç olmasının işlevi kalmaz, çünkü ne ekonomik artı-değer kalır ortada sömürecek, ne de yükseltecek üstyapısal kültür kurumları (bilim, sanat, düşün). Çölde kral olmanın da pek alemi yok, üste para verirsin.

İşte bu, Türkiye’nin gerçekten global sisteme entegrasyonudur, yoksa Barnett’in tasarımındaki gibi tüketici şeysileştirilmesi değil.

Bu panoramada, olumlu sayılabilecek herhangi bir öğe var mıdır?

Evet: Durumun açıkseçikleşmesi. 1989 olaylarından beridirki son 23 yıldır süregelen tümüyle muğlaklığın enerji yitimiyle geçti. Oysa biliyoruz ki en güçlü yıkım bile, potansiyel-gelecek bir yapım demektir ama muğlaklık öyle değildir, tüm potansiyel enerjileri yutar ve sıfır sonuç verir, hatta kimi eksi sonuç. (Ve bu model, tarihe Cengiz Han müdahalelerinin bile, yumurtayı çekiçle kırmak olarak kalıp, onların istediği dünyaların / geleceklerin hiçbir zaman kurulamamış olduğu oyun kuramı modeli ile içiçe geçer.)

Artı:

Nasıl ki insan haklarını almadan önce, insan sorumluluklarını yerine getirme gelirse, şimdi de öyle olacak. Dünyanın tüm marjinalleri, azınlıkları, ayralları, eğer zihinsel ve kültürel sorumluklarını üstlenirlerse, hem tarihi çökmekten kurtaracaklar, hem geleceği inşa edecekler, hem de hak ettikleri haklarını ve özgürlüklerini kazanacaklar.

Bunu isterler mi?

Bir marjinal olarak, inanın onu ben bile bilmiyorum. Dünya yansa, yorganım olmayan bir durumdayım. Sonuçta, tarihi ben mi yıktım ki ben düzelteyim? (Diğer marjinaller ne düşünecek, onu henüz bilemiyorum, bence kendileri bile bilmiyorlar, ayrıca seçim oldukça zor.)

Binlerce öğeli bir oyun kuramı modelinin içindeyiz ama bu moment belki de tarihte ilk kez reel bir global multi-kulti oyunu durumunda. Sonuç ne olursa olsun, 2013-2017 arasında  yaşayacaklarımızın çok öğretici bir tarih dersi olacağı kesin.

Çarşamba, Ağustos 01, 2012

5.000 Senede Neler Öğrendik?


Devletsiz ve kentsiz, insanın kültürsüz kaldığını... Ancak göçebe Türkler’in alfabe kullanması gibi, bunun da istisnaları olduğunu...

Devletin insan özgürlüğü için birincil tehditlerden biri olduğunu...

Toplumsallığın insan özgürlüğü için birincil tehdit olduğunu...

İnsanların tamamına yakınının özgürlüksüzlüğü (ama devleti veya toplumu değil) seçtiğini...

Devletsiz kalan insanların çoğunluk cıvıdığını...

Devletlerin ortalama 100-500 yıllık olduğunu... Daha kısa ve uzun devletlerin sorunlar yarattığını ki bunun da tarihi ve kültürü, 5.000 yıllık ve 2.500-5.000 devlet parçasından oluşan süreksiz bir yapıya sahip kıldığını...

Tarihin epeyi aşama-metamorfoz geçirdiğini ve geçireceğini...

*

Dünya’nın tamamının yaşanabilir olmadığını ama insanların yine de oralarda yaşadığını...

İnsanların tamamının karnının doyabileceğini...

Ekonomik sömürü olmayabileceğini (Danimarka 1990 ve Doğu Almanya 1970, buna 2 ideolojiden 2 uç örnek: 2’sinde de İlk % 10’lik gelir grubu, GSMH’nin % 20’sini alıyordu.)

Yaratısal sömürünün hep süreceğini: Telif hakkı süresi ne olursa olsun, tüm yaratılar insanlık mirası sayılıyor. Yani, milyonda dokuz yüz doksan dokuz bin dokuz yüz doksan dokuzluk kesir, milyonda birlik yaratıcıları önce gömüp, sonra yaratılarının üstüne yatıyor.

Yani, insanların en makro sorunlarını çözümlü olduğunu ve dolayısıyla insan eliyle yaratıldığını...

İnsanların, kendi lehlerine olduğu zaman eşitsizliği genelde tercih ettiğini...

*

İnsan türünün yok olabileceğini ve aynı zamanda başka bir türe evrilebileceğini...

Savaşların bitmesine 500-1.000 yıl daha olduğunu...

Savaşsız toplumların evrimsiz kalabileceğini (AB 1945-2010 örneği)...

İnsanların tamamına yakının evrimsizlik eğiliminde olduğunu ama bunun yine de onları değişimden alıkoyamadığını (değişenlerin ve değiştirenlerin değişime karşı olması durumu)...

*

Bu durumda, toplumların kaosla kozmos arasında salındığını ama bunun için bir denklem olmadığını ve olması da gerekmediğini (elimizde yeterince kullanılabilir aralık kaydı var)...

Şu anda insan ve sonrası türlerin geleceği için olası 2 makro kaotik çekici olduğunu: Evren ve/ya Dünya üzerinde 5 milyar yıl daha... (İnsan türü gelecekte dünya üzerinde kendini en az 1 kez yok edecek ama tür yine de sürecek, 1945 atom bombaları buçuk sayılıyor.)

Yani, tarih hem başlamadı ve hem de bitti.

Yani, evrim hem başlamadı ve hem de bitti.

5.000 yıl için 100 milyar kişi ve 100.000 yaratıcı yettiğine göre, sonul öykünün yazılmışlığı içn, gelecekte pek pek 500 milyar kişinin ve 500.000 yaratcının daha yeteceğini, sonul kesin öykünün en geç 5.000 yıl sonra kesinleşmiş olacağını...

*

Şu anda tarih için 2 kümülatif artı-değer yaklaşımı var: Maddi ekonomik artı-değer ve manevi bilim-düşün-sanat artı-değeri...

Bunlar, tarih-öte için / boyunca metamorfoz yaşayacak. Örneğin, bilim-sanat-düşün meta-epistem olacak... Ekonomik artı-değerin bir anlam taşıdığı kanısında değiliz ama dünya sistemcilere göre de, ekonomik artı-değerin artarak süreceği düşüncesine karşı değiliz, çünkü bunun dikkate alınmasıyla bir şeyin değişmeyeceği (yani onun işlevsiz olduğu) kanısındayız... Ya da başka bir deyişle: 5.000 yıldır aynı şeyleri yiyip içerek, günde 8 / haftada 40 saat / yılda 48 hafta çalışarak, her koşulda aynı standart biyografiler yaşabildik. Önümüzdeki 5.000 yılda da bu ilke de aynı kalacağa benzer, 10-100 milyonda 1’lik 2. Sanayileşme’nin 9 öncü altkültürünü yaşayanların ve yaşatanların çok küçük bir kesri hariç: Önümüzdeki 100-500 yılda artı-değerler, çoğunluk onlar tarafından yaratılacak...

Pazartesi, Şubat 06, 2012

50.000 Yıllık Ötetarihsel ve Öntarihsel Perspektif 2

50.000 yıllık bir perspektif ve retrospektif koyduğumuzda, değişik bir panoralamayla karşılaşırız:

Öncelikle, 50.000-15.000-5.000-0 yıllık retrospektif, 50.000-15.000-5.000-0 olarak da, 0-5.000-15.000-50.000 olarak da konulabilir. Bu,  ne simetridir, ne de zamansal doğrusal kaydırmadır; bu, insanın zamansal ve mekansal algısını değişik bir yolla sınamaktır.

Tarihin giderek ivmelendiği kesin, giderek yavaşladığı da kesin. Bu durum, matematiksel açıdan bir dönüm noktasında mümkündür. Bu durumda, hem 0 evrim, hem de tekillik birlikte yaşanabilir.

1945-1957 ikilisinde yaşanan böyle bir durumdu. Bilimkurgu roman yazarlarından ve siyasetçilerden bildiğimiz kadarıyla, ne atom bombaları, ne de uzaya gidiş, günümüzdeki sonuçlarını öngörmemişti. Ancak, ABD-AB kültürel limiti de, daha önce de yaşanmış açıkseçik bir durum.

Demek ki her perspektifte de, uzay devletlerinde insansal (hümanist) sorunların epeyi ağırlık taşıyacağı sonucu çıkıyor. Ana merkezle  doğrudan bağı kesmeyince böyle olabileceği, koloniyalist dönemden biliniyordu. Bu durumda sonul meta-hümanist menzil, 50.000 yıl sonrasına bile kalabilir görünüyor. (Bunun zamandan, evrimden ve tarihten bağımsız bir süreç olacağı da, gelecekbilimci olarak benim bir tahminim.)

Buradaki sorunsalın 500-5.000 yıl yaşamlı / biyografili / nekrografili yarı-ölümsüzlerin üzerinden gelişebileceğini düşünmek, aşırı bir yorum olmaz. Tüm kültürel modları ve onlarca altmodları doğrudan yaşamış biri olarak, bu uzun yaşamlıların tüm kültürel modlara, yani doğumlarından 100 sonra gelişenlere dahil ve interaktif olacağına ilişkin, düşük bir olasılık görünüyor bu durumda. Ölümsüzlüğün ataleti ortada zaten. (Bunun negasyonu ölümlülük değildir.)

Demek ki gerçek post-hüman’ı taşıyacak bir kültürü inşa etmek epeyi kuşak yarı-ölümsüz gerektirecek.

Uzaycıların bu sırada pratik başka ve çok sorunları olacak. (İnsanlar genelde 1 sorun üzerine yoğunlaşır.)

Bu panoramasal koşullarda, önümüzdeki 100 yılda bilim, sanat ve düşündeki çöküş çok tatsız görünüyor.

Yine, önümüzdeki 100 yıldaki ilk kez yaşanacak makro-makro sorunlara artık çözüm aranamayacağı ve dosdoğru içlerine dalınacağı gerçeği de var.

Bu durumda şu panorama ortaya çıkıyor:

Hem dünya sistemicilerin, hem de neo-liberallerin  globalizmi; artı hem marksistlerin, hem de milliyetçilerin enternasyonalizmi işlevsizleşmiş oluyor.

Bunun başka bir açılımı şu: Yeşiller gibi, Korsanlar gibi, olmadık açılımlar, global etkinlik kazanacak, kazandı da, kazanıyor da. Demek ki yakın-müstakbel ‘fraktal-marjinaller’e fazla umut bağlamıyoruz.

Bunun bir diğer açılımı da şu: Sistem, omurgasından yaylanan bir yılan gibi kıvrılıp bükülecek ama rasgele. Dolayısıyla, o yılanın gerçek-bilgi çölündeki yol alışlarını önceden kestiremeyiz. (Buna, epistemolojik vakum demeyelim de, epistemolik hava boşluğu diyelim. Yani, bu epistemolojik hava boşluğundaki bilgisel köruçuşlar, bazan kafa üstü çakılmakla sonuçlanacak yakın gelecekte.)

Gerisi?:

Ne kitlenin, ne de iktidar seçkinlerinin herhangi bir davranış veya tutum değişikliğine girmeyeceği, girmesinin istenen bir sürpriz olacağı ama bunun gerçekleşmesinin zor olacağı.

Eğer, önümüzdeki ilk 500 yıl belirsizlik vaat ediyorsa, sonraki 500 yıl kesinlik vaat edecektir.

Cumartesi, Ocak 21, 2012

TC, BOP ve Ortadoğu

Son haftalarda olanlar, BOP içinde olagelmesi planlanan durumlardı.

Ancak bir gelecekbilimci olarak her zaman şunu vurguluyoruz:

Gerçekten uzman olmayan kişilerin, belli ülkeler hakkında, ansiklopediye baksa yapmayacağı hataları yaparak hazırladığı gelecekbilim planlarını, cidid ciddi uygulamaya çabalamak; dünya devi kalmak isteyen bir ülkeye hiç mi hiç uymuyor.

ABD ne istiyor?

Önümüzdeki 50 yıl içinde zaten bitecek olan petrol kaynaklarını son demlerinde hegemonyasında tutmak.

ABD neyi bilmiyor?

Sudan ikiye bölündü. Şimdi bu, ABD’nin mi işine yaradı, Çin’in mi?

Mısır’da olanlar ve olacaklar, gerçekten ABD’nin işine mi yarıyor?

İsrail gözden çıkarıldığı fikrine kapılırsa, ABD’den değil, Fransa’dan aldığı nükleer silahları kullanmaz mı? O silahlar kullanılırsa, ortalıkta herhangi bir petrol-Ortadoğu bölgesi falan kalır mı?

Krallıkla yönetilen ve global petrolün en az % 40’ına sahip ülkelerin başındakiler, son olanlardan dolayı ABD’ye düşman mı, dost mu oldu?

Demokrasi denilen şey, sol partinin olmadığı iki partili başkanlık sistemi gibi, abuk sabuk bir ucubeliğe mi indirgenebiliyor?

ABD’nin bilmediği bu: Tarihten ders almak.

Türkiye’ye gelince:

Bu hengameden yeni Osmanlı bir düzenini nasıl çıkartabileceğini sanıyor?

AKP, taşıma suyla atlattığı 2008 krizini, 2023’e kadar nasıl erteleyebilecek? (Hesapça Erdoğan, 2022’ye kadar başkan olmak hevesinde ya.) Bu hengameden liderlik payını kendine nasıl alacak? Mısır’daki olayların onda biri Türkiye’de olunca, devletin kolluk kuvvetlerine nasıl davrandırıldığı ortada.

O nedenle ABD ve onun planına uyan AB, feci hesap hesap hatası yapmış duruma düşmüş oldu. Bu değişim rüzgarları, demokrasi değil, şeriat getirir. Daha çok şeriat, nereye varacağı belli olmayan ters reaksiyonlar zinciri demektir. Epey kan döküleceğine göre, gelecek olan istikrarsızlık, tüketim ekonomisinin en son isteyeceği şeydir. Can derdindeki insanlara mal satamazsınız.

O nedenle çıkarsamamız şu:

ABD, ‘tavşana kaç, tazıya tut’ durumuna düşecek. Yeni adamlar gelecek. Eski adamlar dönecek. (Hani, bizim cumbabamız Demirel’in ‘dön baba dönelim’ durumu.) Hiçbiryere varılamayacak.

Kıssadan hisse:

Bu bizim ne işimize yaradı?

O kadar kargaşanın ortasında ülkemiz, güllük gülistanlık görünecek. Yatırımcılar bir süre daha Türkiye’de kalacak.

Anck, kesin görünen şu: Global ekonomik düzen kırıldı ve tektonik plakalarının hangi yön gideceğini, o tektonik plakalardakiler bile bilmiyor.

1 milyarlık bir bölgeye kaos geldi, belki 50 yıllığına. Gelecekbilim açısından söylemiştik: Küpler devriliyor, gelecekbilimci gümbürtüyü seyrediyor.

(3-4 Şubat 2011)