Salı, Ağustos 16, 2016

Erdoğan’ın Kartları Bitti

Sıfırlandı ve hatta eksilendi.
Yumurtayı çekiçle değil, şahmerdanla kırma arzusu, insanı böyle yapıyor.
İkide vakti göle durumunda. Kendini dev aynası ötesinde görüyor.
Oysa AKP, ekside.
MHP zaten bitmişti. Ancak, son koşullarda AKP, MHP’nin maraj-üstü kalmasını arzu edecek duruma geldi. Oysa ki onu batıran da oydu.
CHP, az eksilendi ama az.
HDP, eksilendi ve artılandı. PKK’den eksiler, CHP’den kaymalar artılar demek.
Erdoğan’ın ama yalnızca yalnızca Erdoğan’ın eksileri, say say bitmez:
Ekonomi tümden kaput. Tüm ticaretimizi yaptığımız ABD ve AB ile ilişkimiz sıfırlandı.
Savaş ve askeriye tümden eksi. Hala, 3 cephede siperde askerimiz bekliyor. Son 1 aydır yani. Moral nasıldır ama onlarda?
Siyaset hala aynen bildiğimiz gibi: Ülke batsın ama onlar vekil kalsın ve lüplüplesin, yeter.
Da tarih ve gelecek, şişede durduğu gibi durmuyor.
NATO üyesi Yunanistan, darbecileri vermeyecek örneğin, çünkü idam geri geliyor.
Erdoğan, mültecileri bir kez daha ortalığa saldı mı, sınırda istoplayacaklar bu kez. Öğrendiler hileyi.
Biz NATO’dan çıkamayız ama onlar bizi çıkarabilir. Putin-KGB 2024’e kadar, köşede bizi bekliyor.
Acaip olan şu:
Erdoğan, öyle bir histe ki bunları (Haziran 2015 – Ağustos 2016 arasına) aynen 10 kez yineleyebilir gibi geliyor ama 1 kez daha bile yineleyemez. Bitmişlik bu.
1 suda, değil 2 kere, 1 kere bile yıkanamazsın tarihte.
Sular kesildi, AKP cünup kaldı.
Dipnot.
AKP-Erdoğan’ın bu vakumu, tarihte önemli bir boşluk yarattı-yaratıyor-yaratacak. Yerine dolduracak oyuncu olmadığı için, vakum-kaos kendi özdevinimiyle fırtınalaşacak.
Bence.

(8 Ağustos 2016)

Perşembe, Ağustos 11, 2016

Sıla’yı Yakmaya Niyetliler

Ekşi Sözlük’tekilerden kimi zaman tiksinirim. Bugün öğürdüm ve kustum.
Sıla mitinge katılmadığı için, İBB konserlerini iptal etti.
Ekşi Sözlük tartışmasında, biri bu konuda şöyle yazmış:
“burada iste demokrasi diyip dalga gecenler once aynaya bakmali. birkac milyon insanin inanip gittigi yere show demek dusunce ozgurlugu degildir.”
Haxtir lan.
6 milyon kişinin gitttiği Papa Manila da şovdur, aşağı yukarı tüm mitingler de. Kitle psikolojsinin faşistçe yüceltilmesidir. Marksistler yapsa bile öyledir.
Doğruyu söylemek, her daim düşünce özgürlüğüdür ve öyle de kalacaktır.
Bugün tek tanrılı dinlere 4 milyar kişi inanıyor. Da ne oluyor? Milyonlarca kişi öldürülüyor o nedenle. O inananlar, önce zulümle, sonra gönüllü kullukla inandılar o dinlere. Şimdi de öldürmeye, lince, cadı avına soyunuyorlar.
Eşki Sözlük’teki AKP’liler eksi zekalı ve eksi bilgili. Ellerindeki güce güvenip dayılanıyorlar habire.
Fetö konusunda da öyle yaptılar. Sonra çark ettiler.
Yarın da, AKP için öyle yapacaklar.
Rezillik bu. Başka bir şey değil.

(11 Ağustos 2016)

Çarşamba, Ağustos 10, 2016

Onedio Joker Diyaloğu

Anarşinin Bayraktarı Joker'in Gerçek Hikayesi Tüylerinizi Diken Diken Edecek!
Konu en sevilen kötülerden biri olunca, daha fazla detay hiç rahatsız etmiyor. Asıl çıkış noktası bilinmemekle birlikte, bir Cracked.com editörünün altını çizdiği bu teori gerçek anlamda Joker hakkında büyük bir sayfa açıyor!
(Konu, Joker’i oynayan ve filmin çekiminin bitişinde ölen Ledger üzerinden gidiyor.)
+
Joker, bir anarşist değil, kinik bir nihilisttir. Devletle bir derdi yoktur öncelikle, diğer kötülerledir derdi. Ama Trump gibi de değildir, pek kazanmak için oynamaz. Kafa bulur yalnızca, kendiyle bile. Ancak bu pek ironi sayılmaz, yıkım sayılır, öz-yıkım ama intihar değil.
+
Gelelim çizgiroman Joker'in tasarımına: Bir: Çizgiroman tiplemeleri, farklı yazarlar tarafından yazılmış öykülerde, birbiriyle çelişen nitelikler taşır, Joker de öyledir. İki: Bir kötü, diğer kötülerle çakışmamak zorunda olduğu için, yaratıldığı an, epeyi eksiltme içerir, bunlar onun tarafından içersenmek zorunda olsa bile. Üç: Yukarıda belirtildiğinin tersine Joker, bir asker olmak zorunda değil. Yanlış bilgi ve geçersiz önyargı olarak, savaşmayı en iyi askerlerin başardığı sanılır ama silah tasarımcıları veya stratejistler sivildir, Askerlerden daha iyi sniper olabilen sivil avcılar da. Dört ve son: Joker, zaten Wikipedia'da yeterince ayrıntılı açımlanıyor. Bu parça, idrar zoruyla olmuş o yüzden.

(8 Ağustos 2016)

Tek Teselli Sanat

Şu an, radyo gibi davranan bir kanalda Neşet Ertaş dinliyorum, yalnızca onun fotosuyla.
Duygularım kabardı.
Dün, Bakırköy’de mezattaydım. İnsanların içinde uzun bulunmak., bana her zaman daral verir. 14:30-19:00 arasında, saat tam 16:00’da radyoda tango saatı başladı, Trt Fm’de. Astor Piazzolla’nın erken dönemleri de vardı. Oblivion’un gitarla yorumu da.
Duygularım yine kabarmıştı.
Piazzolla’yı o denli çok dinledim ki artık nota nota, tel tel, his his ayırsayabiliyorum onu. Yıllar içindeki evrimin. Müziğinin saf caza doğru haslaşmasını ve daha da öteye geçmesini.
Evet, daha da öteye geçmesini.
Bunu, 1500’de resimde Bosch, Bruegel, Dürer yapmış.
Saflaştırma v yoğunlaştırma o kadar yüksek ki aşkın ötelik de var.
İşte, hem faşizm, hem engizisyon için, tek çıkış yolu, bildiğim tek çıkış yolu, bu  has-ötesi hislenme. Bunu, faşizm-engizisyon damarıma binmediğinde de yaşıyorum ama bir keyif olarak. Baskı altındaysa, bu bir eksodus oluyor.
Kafka bunu yazarak, Fassbinder bunu filmle yaptı.
Ben, Woodward-Oblivion’da da bunu yaşayabilen bir çok duyu-dilli aşırı taltifliyim. Tamam, bunu kendi kendime öğrettim ama o eserler olmasa, bu bilgi-duygu hiçbir işe yaramaz.
56 yaşındayım. Herkes ambale ve ben çıkışı yolunu görüyorum ve biliyorum. O halde, onu şu ve burada yürümek durumundayım. Çünkü, henüz ilk yok, o ben olacağım. Büyük A ile Acı verecek ama yürüyeceğim.
Kılıçdaroğlu’nun Yenikapı’ya gidişi, bir kilitleme idi ve ben de onu Ankara düğümü kesip atacağım.

Faşizm-engizisyonda tek teselli sanat hala.

Gördüğüm Miting

Eğer İstanbul, bir birlik ve beraberlik ortamında böyleyse, gerçek ve büyük bir felaket durumunda, daha önce tanımladığım düzeyi, yamyamlık ötesine alıyorum.
Bakırköy’den Taksim’e 19:00’dan 21:30’a kadar olmak üzere, 2,5 saatta ve 4 araçla geldim. Saat 19:30’da bile herkes yürüyerek, mitingden kaçıyordu, varoşlara doğru.
Duyurular geçersizdi, hiçbir hat çalışmıyordu. Kapatılması gerekmeyen hatlar kapatılmış. Onlardan kalan 1-2 otobüs 3 katı yolcu taşıdı.
Şöförlere emir verilmiş, akbil basmadan sokmayın, diye. Bu nedenle, binemeyenlerle şöförler arasında kavgalar çıktı.
Otobüstekiler, yumurtadan yeni çıkmış civciv gibi, varoşlarından çıkmış, Suriye’den bile değil, Afganistan’dan gelmiş gözlerle, asıl İstanbul’a bakıyorlardı. Otobüs içinde yer açmayı bilmiyorlardı. Söz dinlemiyorlardı. Birbirlerini kollayamıyorlardı, çocuklar kayboluyordu.
Devlet kaput idi. Hem de mafiş kaput. Ortalıkta bir tek güvenlik görevlisi yoktu. 1 Mayıs için, çevre illerden 50 bin polis getirmeyi biliyorlar ama kendi popolarını koruyacak mecalleri yok.
Bugün en az on bin kişinin cüzdanının yürüdüğüne eminin. Çünkü bunu yapabilecek tipleri gözümle gördüm.
En acınası olan ise, Galata Kulesi dibinde selfi çektiren ergenlerdi. Kellelerinin gitmiş olabileceğine aymadan, yılışık sırıtmalarla, gelene geçene köstek olarak, poz veriyorlardı. Evsiz alkolikler, fonda şiki şiki baba baba çalıyorlardıl.
Devlet yok, halk da yok. Ülke de yok o zaman.
Kaç kere söyledim:
Anarşist olan benim. Siz devleti koruyacaksınız. Devlet, bu biçimde ancak yıkılır ve yıkıldı da.
3 haftada, kendi partileri dahil, TBMM’deki diğer partiler de dahil, sistemi taşıyabilecek ve birarada tutabilecek tüm resmi ve özel kurumları sıfırladılar ve hatta eksilediler.
Ayaktakımı ve başıbozuklar, işte şimdi rahatça talan, tecavüz, gasp, darp, şu bu yapabilirler.
İmam osurdu, cemaat ishal.

(7 Temmuz 2016)

Salı, Ağustos 09, 2016

Şu Yerandaki Soru Kipi:

7 milyar ve insanlık kurtarılabilir miydi?
Hayır. Ancak, bu bir kader değil. 200 yıllık kümülatif bir neden-sonuç çığı.Kurtarmak ister miydim?
Çok çok az ve belki. Gelecekbilim ve epsilon boşluklar yaratmak adına. Ben bozmadığım için, düzeltme sorumluluğu bana ait değil.
Bunlar tümeller.
Neyi kurtardım tikelde?
Gelecekbilim, deneme, eleştiri, mektup, günce: bilim evet, insan bilimleri hayır, edebiyat haır, özellikle de öykü-roman hayır.
Ne oldum?
Eksi varlık, ben değil / erkek / kendi-değil.
Eski ustalarım ne olmuştu?
Bosch, Bruegel, Dürer, klasik resim. 500 yıl önce.
Da Vinci’yi değillerim (bilimci olsaydı, olurdu, ibn-i Sina gibi, onu da metafizikte değillerim), otoportre dizisine karşın Rembrandt’ı da öyle.
Kafka, öykü-roman, Fassbinder, sinema, günce-sinema (1968 Sonbaharında Berlin). 100 ve 35 yıl önce.
Bunların da hepsi tikel.
Tümelde, Aristo metafizik / diyalektik / mantık, Lao Tzu metafizik / diyalektik / mantık.
De Labotie. Verhulst, Bellegarrigue.
Verhulst’un (1830) ve Bellegarrigue’nun (1850) ne yaptığını anlayana Batı’da bile raslamadım. Aristo-Lao Tzu gibiler oysa.
Bu aksisleri özellikle imliyorum, çünkü bunlar tarihin aksını doğrultabilirdi, en azından inişe fren-köstek olabilirdi. Aristo’nun İskender’e yazılı olarak Lao Tzu şerhi dersi vermiş olduğunu düşünün bir.
Neçaye de bir şerh ama fazla pratik. Teorisi zayıf veya yok gibi.
Asıl soru şu:
Wallerstein, 1960’da mümkün olsaydı, Dünya Sistemi modelinin katkısıyla, Dünya’yı inişte durdurmak ister miydi ve nerede?
1990 SSCB-Rusya, 2000 ABD, 2010 AB, 2020 Çin kaput. Ya sonra? 2030 kriz.
1980’de Bertham Gross bunu aşağı yukarı öngördü. 2015 Dünya’sını o ister miydi acaba?
Vurgulu şerh: 2. Sanayileşme’nin 9 öncü altkültürünün 99 altdalında, 5 yılda başka bir ülke veya şirket öne çıkıyor. Bu bile, donanmanın neden yavaşladığını açımlamaya yeter. İlk 99’da herkes sırayla 1. olsa, ortalama yine 45 kalabilir, o da tirihi kurtarmaz, kurtarmadı da.
O nedenle hegemon-odağı, tarihi sürüklüyor peşinden. Belki 100 yıl 1 numara kalıyor en öndeki.
1500 Osmanlı, 1600 İberya = Portekiz + İspanya, 1700 İngiltere, 1800 Fransa, 1900 ABD ama 2000 hiç kimse.
Şerh. O 1 no olmak, en öndekini bitiriyor. Hindistan 1000, İslam 600-1100, Moğolistan 1200, hep silindi gitti ve bir daha geri dönemedi tarihe. Ya da AB, 400-1500 oluyor sonuç. Eksiler vasatı hep sıfırlıyor veya eksiliyor: 400 Kavimler Göçü, 800 Vikingler, 1200 Moğollar. (1350 salgını, 1500 koloniyalizmini granatilemiş gibi görünüyor.)
Türkler-Osmanlı, 1300’de yırtık dondan / tarihten fırladı. MÖ 1300 deniz halkları öyle, MS 900 Macarlar öyle.
Yani, 2015 için, 2075’e kadar bu yırtık dondan fırlayanlar bir şey olabilir, olabilecekse. Öyle görünüyor şimdi mometinde.
Bu salakılara taraftar değilim. Hindistan ve Brezilya’dan bir şey umamıyorum aynı süre için.
O nedenle ellemiyorum tarihi, bir de prensipte gelecekbilimsel 0 müdahale ilkem nedeniyle.
Soru kiplerinin yanıt kipleri bunlar oldu.

(5 Ağstos 2016)

Sineklerin Tanrısı ve Koloni

Sineklerin Tanrısı William Golding’in bir romanıdır ve sinemaya uyarlanmıştır.
Issız bir adaya düşen çocuklar, büyüklerin düzenini aynen kurarlar. Filmin finalinde çocuklar, bir şenlik ateşinin çevresinde dansediyorlardır.
Bu, engizisyonun da faşizmin de şenlik ateşi olabilir.
Fransız yapımı Koloni’de bir karıkocanın ıssız bir ormana yolları düşer. Orada, çocukların kolinisi vardır. Çocuklar yayamdır. Filmin sonunda erkeği-babayı öldürüp, kadını ana-tanrıça kabul ederler. Kadın da yamyam olur ve kocasını yer. Oda sineklerin tanrıçasıdır aslında.
Bu 2 kurmaca ürün de, aslında bunu hedeflememişse de, insan kültüründe tanrı-lider’in anlamsızlığını sergiler. Sonuçta, abuksabuk kutlamalar ve yamyamlık vardır insanlık adına.

(5 Ağustos 2016) 

FB Matriyarkal Faşizm Diyaloğu

“Kozmos’un dişil yaratıcı göğsünden, muhteşem bir aşk eseri olarak doğmuştur insan.”
Maya Elder, Don Vicente Martin.
+
Reha Ulku Ev-gezegen antropomorfizmi matriyarkal faşizmdir, Ursula K. Le Guin babında. Yuva, yavrulamayı akla getiriyor; yuvaya yolculuk da, Daima Eve Dönüş'ü (Always Coming Home). İnsanın doğası, özü, tözü hiç olmadı. Yavrulamak için bir dişiye gerek yok artık, erkeğe de. Negasyona gerek var. Şaman Takver'dir, matriyarkal faşist olduğunu Mülksüzler'de kendi itiraf eden Takver. Yalan-söylemi bırakalım yani. Tayyip'ten herhalde doğurarak kurtulamayacaksınız, o da size bunu öneriyor zaten.

(4 Ağustos 2016)

Pazartesi, Ağustos 08, 2016

Bir Halil İnalcık Eleştirel Okuması

Daha önce, kendisi hakkında 5-10 genel metin yazmıştık. Sonra kendisi vefat etti. Şimdi ise, onun için bir mezartaşı niyetine, onun neden epistemik 0 ve hatta eksi epsilon olduğunu açımlayacağız: Kendini en uzman saydığı alan olan Osmanlı tarihi hakkında bir metinle ve onun eleştirisiyle.
Kitap: Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet, İş Bankası Yayınları, 2016.
Alıntılar, sayfa ve tam başlayan paragraf sırasıyla olacak.
Makale: Osman Gazi, Uç Toplumu ve Kültürü.
Özet: Osman Gazi, Moğollar’ın istilasının parçaladığı Anadolu Selçuklu Devleti’nin artıkları arasında fırsatçılık yaparak sivrilir. Sivrilir, çünkü en küçük ve Bizans’a en yakın olan beyliktir.
İnalcık’ın makalesinde dişe dokunur tek bilgi, Umur Bey’in kardeşi Hızır Bey’in, o öldürülünce, savaşma ticaret yap, oportunizmi göstermesidir. Gerisi, bildiğimiz rivayei muhtelif hikaye.
Anadolu Selçuklu Devleti’nin asıl adının Konya Rum Sultanlığı olduğunu yazmaz örneğin. Rum’un Roma demek olduğunu da yazmaz, Bizans’ın (en azından Türkler’ce / Müslümanlar’ca) Roma sayılmadığını yani.
Alıntı (34, 2): Osmanlı Beyliği, Uc’lardaki Türkmen beylikleri tarihinin bir parçası olarak ele alınmalıdır.
Yorumlar.
Bir: Osmangiller Türkmen değildir, Oğuzgil’dir. Türkmenler, Hazar-Aral arasıki karışık halkların, bir gelenek olarak ‘ben Türk’ anlamında ‘Türk-Men’ adını almasıyla oluşan melez bir halklar yığınıdır, çoğu Türkik değil, İndo-Avrupa kırmasıdır. En azından 1100 Ön Asya momentinde. Oralar epeyi karışık olduğu için oluşan göç dalgasıyla Anadolu’ya kadar gelmişlerdir, Kuzey Hindistan’lı Çingeneler de.
Alparslan’ın amacı Anadolu’yu değil, Suriye’yi fetih idi, Bizans saldırınca, onlarla savaştı ve onları yendi ama Anadolu’ya yine girmedi. O 1072’de ölünce, ardılı beyler bu işi yaptılar, 20 yılda ve tümüyle.
1100-1300 arasında Anadolu’da belki 50, belki 100 beylik oldu. Beylikiçi belikçik düzeni nedeniyle, bunlar hala kayıtlı değil. Hutbe de okutmadılar, para da basmadılar. Bir bölüm çok kısa süreli egemen oldu.
O ne diyor peki? (34, 3)
“Uç hayatı büyük tehlikelerle dolu olup, büyük girişimler ister.”
Onu yapanlar, 1100 öncesi gelenlerdi. 750 Talas Savaşı’ndan sonra Ön Asya belki 500 yıl hiç sakinlemedi. Halklar da göç etti, doğuda Himalayalar vardı, o nedenle batıya.
Babailer bölümü (38-39), dinler tarihi açısından şöyle:
İsevilik’te olduğu gibi İslam’da da dini sonradan kabul edenler, çok karman çorman melez / senkretik mezhepler üretti, tamamı da geçici oldu. İslam tarihinde bunlardan birkaç 100 tane var.
Gaza ve Gazilik (41-43), bildiğimiz talan kültürü. Şehitlik adı altında, ölen ölür, kalan sağlar zengin olur, malı götürür, uygulandı. Sonra da, sınır boyu tekkeler kurulup, sivil halk beslenip bakılıp, asimilasyon sağlandı. Onların artı-değeriyle yani.
Bu konuya İbrahim Okçuoğlu ‘da (ama epeyi dağıtarak), Ebubekir Ceylan da irdelemiştir. Yani, 1000-1350 Anadolu tarihi, Dünya Sistemi içinde resmedilmiştir çoktan. İnalcık , Annales Okulu’ndan dem vursa da, bunu 100 yıllık ömründe hiç denemedi.
O nedenle o bir derlemeci, telif tarihçi değil.
Epistemik eksisi oradan, yanlış derlemeci çünkü.

(2 Ağustos 2016)

Sapyo Ben ve Sapyofiller / Sapyoseksüeller

Zekam ve bilgim, her zaman on binde bir oranla başladı.
Yani, insanların tamamı benim gibi birini ilk ve son kez gördü. Yine o insanların tamamına yakını bunu ayırsayamadı. Yani, insanların oranı olsun olusn binder bir. Bakış açıları dar çünkü. Sapyo değiller çünkü. Eksi zekalı ve eksi bilgililer çünkü.
Sapyolara ilgiyi ümmiler de duyabiliyor. Çünkü o sapyonun ışığı onları çekiyor. O ışık bende de var. Parladığım zaman kadınları çok çektiğimi görürüm. O nedenle artık parlamıyorum, ışığımı gizliyorum.
Sapyofili, aslında marjinalofili yani. Bunu, sanatçılarla olan deneyimlerimden biliyorum. Sanatçı uç duygusallığı, marjinallik ve deha aynı şey sanılıyor.
Sapyofil ve erkek bir eşcinselin de ilgisine maruz kaldım. Yalnızca güldüm buna.
Yani bu iş cinsiyete de bağlı değil.
Kendi hesabıma ben de sapyofilim ama hiç öyle biriyle birlikte olamadım. Fırsat olmadı. Biri bana da ilgi duyan iki tanesini çirkin buldum. Beni çekmediler yani.
Çirkin ve zeki deyimini pas geçiyorum.

(2 Ağustos 2016)

Ceset Çiçeği’nin Adı: Metafor

Ceset çiçeği, adı üzerinde ceset gibi kokarmış. Öyle olmasının nedeni ise, leşlere yumurta bırakan böcekleri kendine çekip, kendi döllenmesini onlara yaptırmak olmakta. Değişik bir evrim yolu.
Ceset ceset gibi kokar, çünkü çürür. Kültür de çürürken kokar. Değer yargılarının ayrıştığını koklayabilirsiniz, örneğin aile kurumunun.
Kültürlerin çürümesi, değişik zamanlarda, örneğin değişik aile tiplerinde değişik olur. Çekirdek ailede bu, sokağa bırakılan veya çalıştırılan çocuklar iken; kalabalık ailede bu, evden kovulan veya huzurevine bırakılın yaşlılar demek olur.
Sanatın çürümesi ise, başka türlüdür: Arabeskleşme, bayağılaşma, çirkinin yüceltilmesi biçiminde tezahür eder ama bu sürrealizmin dekadansçılığı türünden bilinçlice yapılmış değildir.
1995 gibi Yeni Orta Çağ tanımlandı. 2001’de Yeni Haçlı Seferi ve neo-engizisyon ve artı neo-cihad tanımlandı (ki bu aslen 1980 Taliban Afganistan ile böyle oldu). 2012 gibi faşizm-engizisyon binişikliği tanımlandı. 2013’te Yeni Kavimler Göçü tanımlandı.
Bu yeni dönemde, ülkeler de, bloklar da parçalanıyor ki bu 1990’da eski Doğu Bloku çöküşüyle başlamış tanımlı oldu. BM işlevsiz, AB bitti.
En büyük çöküş; Batı’nın temsil ettiği bilim, sanat, felsefe değerlerinin çöküşü olmakta. İrrasyonalizm geri döndü ama bunda kabahat uç pozitivizmde ve mekanik determinizmde.
Yeni Kavimler Göçü ve % 20 göçmen oranı ile ırklar bir kez daha harmanlanıyor. Özellikle AB’ninki ama bu kez Doğu değil, Batı olarak. (Doğu Avrupa, yüksek faşizm eğilimi ve yüksek eski reel sosyalizm sempatisi ile değişik bir momentte şu an için.) ABD desen, her yıl nüfusunun % 0,5’i kadar göçmen alıyor. Asıl önemlisi, göçün kendi iç dinamiği ve kaotiği var, çığ başladı yani.
Çürüyen herşey kokar ama insanlara rahatsız edici olarak, leşseverlere çekici olarak.
Barbar halklar, talanlarıyla bu leş kokusunu seviyorlar. Değişik bir mini-neo harp zenginleri dizisi oluşmakta.
Çıkış metafor:
Gün batımında aşk gibi, 75 yıl sonra ilk kez bir ceset çiçeği doğal olarak çiçek açtı ve kısa sürede soldu: Döllenmiş olarak.

(2 Ağustos 2016)

Perşembe, Ağustos 04, 2016

Fassbinder’i Bir Kez Daha Sevmek

Fassbinder’i, Kafka’yı değil...
Dekadantı, püriteni değil...
Şimdi ve burada faşizm-engizisyonun dekadansı zamanı...
Acı var, çok çok büyük Acı...
Kültürel dedem-babam olarak Kafka-Fassbinder ikilisinin karasularını 1995 gibi terketmiştim. 2016’da geri dönmüş oldum, açıktan pas geçercesine...
Eskiden aşırı elektriklenince, meni-yasemin kokardım.
Şu an öyle kokuyorum. Belki 15 yıl sonra ilk kez.
Sanat çizgisi bu işte...
Duygu ama en derin ve zehir yeşili duygu...
Sana Gül Bahçesi Vaad Etmedim, Godot’yu Bekliyor ve Godot gelince, öldürülecek. Kriminaller öyle söyledi çünkü. Hapishanede ya da içerisi tımarhanede, dışarısı toplama kampında.
Primo Levin’nin bir şeyleri yazmayı kaçırdığını düşünürdüm ve hissederdim hep. Bunlarmış. O da bunları yaşadı ama ayırsamadı ve yazmadı.
Onun yerine, 1975 Golda Meir şöyle dedi:
Evet, maalesef orospularımız var İsrail’de.
Ama o da katliamları söylemedi: (İsrail kurulmadan önce ve onu kurmak için) 1946’da Kudüs’te 90 ölü, 45’ Musevi gibi.
Dipnot:
Bu yeni dizi, bir başlık gereksiniyor ama henüz adı yok. Dolayısıyla, Ceset Çiçeği’nin Adı (CÇA) olsun şimdilik.
Latince adı da, amorphallus titanum imiş. Yaraksever dev, yani.
Çiçek, 75 yıldır ilk kez kendi kendine çiçek açmış, 2. Dünya Savaşı’ndan beridir ilk kez yani. Ceset kokusu almış olacak.
(2 Ağustos 2016)



Gülen x Erdoğan: Final Battle

Aralık 2013’ten beridir, ‘daima, bir tane daha hamle hep vardır’ dedim.
Haklı çıktım.
Gülen’in son savaşının Zarrab olacağını düşündüm hep.
Yanılıyor olabilirim.
Tarihini saptamak mümkün olmayan bir video var ortada:
Adam, kanser ve zehir diyor.
Bunu, yapabilir mi?
Evet.
Çünkü, AKP içinde insanlar birbirlerini düştüler ve bu, Erdoğan’ın en büyük hatası oldu.
Sonuçta, Özal şu ya bu biçimde 1993’te öldü ve epeyi şey değişti.
1999’da Apo teslim edildi ve çok şey değişti.
2016’da Erdoğan ölürse, hiçbirşey değişmeyecek.
Çakma CHP iktidarı kakalanacak. Senaryo şimdiden belli.
Soru şu:
Parayı bu kez kim verecek?
Tek yanıt şu:
Yüksek reel faiz.
Yine yeni yeniden.

(2 Ağustos 2016)

Oto-Organize Sistem Olarak Zihin-Beyin

Bir haber:
“Doktorlar beyin taramaları sonucunda, beyinde yalnızca ince dış katmanın (kortikal tabakanın) kaldığını, nöronlarının çoğunu kaybettiğini, beynin iç kısmının neredeyse tamamen tükendiğini ve beyin sıvısı ile şişmiş hale geldiğini görüyorlar.”
Bu durum açıklanmaya çabalanmış. Değişik öneriler gelmiş.
Beynin gri hücreleri duyu-dil ve bellek ile ilgili, yani zihni zihin yapan orası. Beyaz, yani eriyen bölüm ise, taşıyıcı ve iletişim kurucu bölüm ama kortekste de iç bağlar var ve yenileri de kurulabiliyor.
Sorun bilinçte.
“Bilim insanlarının aklındaki soru şu: Talamus’u hasar gören bir insan komalık olurken veya claustrum bölgesi hasar gördüğünde bilinç kaybı yaşanırken, bu adam normal hayatına nasıl devam edebiliyordu?”
Yanıt şöye bir şey:
“Brüksel Üniversitesi'nden psikolog Cleeremans bu durumu şöyle açıklıyor:
''Beyin, bilinç ile birlikte doğmak yerine onu tekrar tekrar öğreniyor.''
Yani, bilincin beyindeki bölgesi değişken olabilir. Fakat farklı beyin bölgeleri tarafından, bu durum öğrenilmiş.”
Olağan mantıkla anlaması zor ama desentralize bir yapıda sabit yer yok, olması da gerekmiyor. İnternetteki bulutsu bellek de, bu mantığa göre düzenlendi zaten.
Burada süreç, onyıllar boyunca oluştuğu için, sistem oto-organize ve negatif entropili olarak, yavaş yavaş homeostazisini koruyarak, ağırlık merkezi kayması yaratmış. Bu, ama’ların işitme duyularının görme bölgesine kayması ve yayılması gibi bir şey.
Matematik-mantık modeli olaraksa, bir sistem bir kritik eşiği aşınca, kendi dengesini kendi yaratır. Bu, evrimde canlılık için de böyle (kendi kendine üreme ve moleküler biyolojide DNA): Yeterince çok sayıda (10 üzeri 50 belki) karmaşık molekül (kooservat) oluşunca, onların içerdiği negatif entropi, kendini yarı-kapalı sistem olarak sürdürebiliyor ki bunu sibernetik araştırır zaten. Bu, kozmos matematiğidir.
Bunun karşıtı ise, kaos matematiğidir. Orada da yıkım, belli bir kritik eşği aşınc,a kendi kendini yeniden yeniden yaratır, çığ etkisi gibi. Yine evrimde canlılık, Yeryüzü’ndeki (canlılığın ana malzemesi olan) karbonun milyonda dokuz yüz doksan dokuz bin dokuz yüz doksan dokuzunu, canlılık dışına itmiş. O karbon, şu an kabukta ve magmada. Canlılıkta ikisi de var yani.
İşte, 2 negatif entropili sistem olarak canlılık ve zihin, bu kaos-kozmos Verhulst denklemi dağılımındadır. Varlıkla yokluk arasında salınır, çook uzun zaman sikluslarında.
İronili çıkış:
Adamın % 90 beyin eksikliğiyle zihninin sağlam kalmışlığıyla, kitlelerin % 100 beyinle % 0 zihinsel etkinlik göstermesi çelişkisi eğlenceli.

(2 Ağustos 2016)

Temmuz 2016’da da Fotoğraf Çekmemek

01.08.16’da Temmuz 2016’nın fotoğraflarını çekmeyi istemediğime aydım.
Bunu açımlamam gerekli.
Tersinden bakayım:
Lümpen proleteryanın lincini fotoğraflamış biri yok. Yani, referans yok.
Sonra, midem kaldırmazdı. Susmadan kenarda duramazdım fotoğraf çekebilmek için.
Ayrıca, yeterincden çok görüntü alındı kameralar ile.
Ancak, hala gösterilmeyen çok şey var. Çekilmemiş çok şey de var.
Kısacası, bu yanlışlığa (katılmaya) katılamazdım.

(2 Ağustos 2016)

Stirner: Egoist, Egosentrisist, Solipsist?

Stirner için egoist anarşist denir. Ve yanlış yapılır.
Egoist olan Marx’tır. Marx egoisttir, hem de yiyip, içip, mala vuran türden bir egoist.
Stirner egosentrisisttir. Benmerkezlidir yani.
Öyle olmak da zorundadır. Düşünce üretebilmek için. Düşünce üretmiş tüm dahiler de öyledir. Yoksa Galois gibi,  fodeparda bir düello Niyazi’si olursun.
Stirner, solipsist değildir. Çünkü solipsizm, dış Dünya’nın ve diğer zihinlerin var olmadığını önesürer.
Günümüz koşulları için, Stirner bireyci bir anarşisttir yani. Çünkü onun zamanındaki bireylikle, bugünün bireyliği çok çok farklı. O, yalnızca gününden epeyi önde giden bir beyindi.

(12 Ağustos 2016)

Salı, Ağustos 02, 2016

Savaş Marş(lar)ı

İnternette birçok kurmaca ve gerçek savaş marşı var.
Türkler’inki Mehter Marşı gibi görünüyor.
Lili Marlen tuhaf: 2. Dünya Savaşı’nda 2’den çok dilde okunmuş, özgünü o yer ve zaman için yapılmamış, bir savaş şarkısı ama savaş marşı gibi olmuş.
En son AKP, bir Kırgız savaş marşını seçti:
Şerh: Dombıra, bir savaş silahı değil, bir saz. Belli ki tımbırdamak ile ilgili, çünkü telli bir saz ve tımbırdıyor. Bazı yerlerde banço, tambur ve/ya Çinli bir çalgı gibi ses vermiş.
Özgün hali zayıf.
Tüm Dünya savaş marşlarının özgün halleri zayıf.
Çok çok ilginç.
Dipnot 1:
Savaş marşı yerine, savaş şarkılarının öne çıkması, çok çok daha ilginç.
Dipnot 2:
Mehter marşının hevy metal versiyonunfun, çok daha savaş dolu olması, savaş şarkılarının modülasyona uğramışlığı, bu konunun çalışıması gerektiğini imliyor. Saf savaş marşı yok, modifiye savaş şarkısı var yani realite olarak.
Dipnot 3:
Bunlara ek olarak, savaş narası / sloganı / cingılı var.

(1 Ağustos 2016)

Faşizm-Engizisyon ve Şarkıları

01.08.16 günü, 19:00 gibi, Taksim Meydanı’had ilk kez. Ayte Alpman’ın ‘Memleketim’ şarkısının çalındığını dinledim.
Bu şarkı, Temmuz 1974 Kıbrıs Savaşı’ın milli şarkısıydı. Aynı zamada, Ecevit-Erbakan ikilisinin, çünkü koalisyon onlarında.
Tuhaftır ama 1999 Öcalan paketinin şarkısı hiç olmadı.
Taksim’de Müşerref Tezcan’ın ‘Türkiyem Türkiyem Cennetim’i çalmadı. Çalmadı çok şükür.
Her faşzimin kutlayıcı ve lanetleyici kendi öz-şarkısı olur genelde. Buysa, çakmaydı.

(1 Ağustos 2016)

Deli Değil, Zırdeli

Bir haber:
“Amerikalı hava dalışçısı Luke Aikins, 7620 metreden paraşütsüz atlayarak rekor kırdı.”
Bir insan, bunu neden yapar ki?
“26 yılda 18.000 atlayış gerçekleştiren Aikins, California'nın güneyindeki Simi Vadisi'nde kurulan 30x30 metre boyutlarındaki güvenlik ağına inmeyi başardı.”
Uçuşunu ayarlamış yani.
Ayarlayamasaydı, yerden spatula bile kazımazdı onu.
Tamam, 1 kere olur da, 18 bin kere bunu yapmak neden?
Gerçeketn rahat birilerine batıyor.
Deli, zırdeli, Niğdeli.

(1 Ağustos 2016)

Bir Halkı Müminleştirmek

Asıl ve Yeni Orta Çağ’ın dikkat edilmemiş bir özelliği var:
Roma, 500-700 yıllık devlet sürecinin yalnızca son 100 veya 50 yılında Hristiyan olma çabası gösterdi. 9 milyon kilometre karedeki 100 farklı inancı silmeye kalktı.
Bizans ise, Batı-Doğu Roma ayrımından önce de, Hristiyan idi zaten. Din orada başlamıştı zaten.
Roma çöktü. Roma-İsevilik Papalık ve Katoliklik oldu. Ve Orta Çağ da, ve engizisyon da.
Şerh: Bizans’taki engizitör ortodoksluk, üzerinde çok çalışılmış bir konu değil. Onu pas geçtik.
Roma, % 1’lik bir oranla 100 birimi Hristiyan yapmaya kalktı. Olanlar, yeni mezhepler geliştirdi.
Bu, 2 duruma çok benziyor:
Bir: 1945 ertesiki global okuryazarlaştırma süreci.
İki: 1980 ertesiki Batı kültürü empozesi.
2’si de feci geri tepti. Özgün ümmilikler ve yerel pazara geri dönüşler ortaya çıktı.
Olağandır:
Okuryazarlık 5 yıl eğitim demek, üniversite ise 15 yıl hepi topu. (Bu konunun da ayrıca çalışılması gerkli.) 1 birim üniversite, mezunu, ancak 2 birim halkı daha ekleyince, 3 birim halkı okuryazar düzeye getirebiliyor basit bir hesapla.
Batı kültürü ise, AB kültürü açsıından bakınca, en az 500 yıllık bir kültür. Afrika ve Latin Amerika, bu 500 yıl boyunca direndi. Bugün oralardaki Hristiyan sayılan belki 1 milyar kişi senkretik veya abidik gubudik dinli, Hristiyan falan değil.
Bunu şuraya bağlıyoruz:
AKP, son 2 yılda bu ülkeye 3 milyon ümmi Suriyeli getirdi ülkeye. AKP’nin seçmeni de, aşağı yukarı o kadar düzeyde eğitimli. Dolayısıyla, üniversite eğitimi gerektiren düzeydeki din bilgisi düzeyi, en az 50 milyon kişi gerektirir gibi bir sonuç çıkıyor.
Böyle olmayınca, hurafe, batıl, şu bu egemen olur. Üstüne bir de, yeni dine girenler, eski dine girmişlerin dinlerini beğenmeyip, onlara din öğretmeye kalkarlar ki bu da, Yeni Orta çağ ve engizisyon yarattı çoktan. Tatarlar, bunu Türkler’e milliyetçilik öğertmeye kalkarak, faşizm alanında denediler. Suriyeliler de, herhalde mezhep konusunda denerler yakında.
Günümüz Orta Çağ barbarlığı belirtileri şunlar:
Ali kıran baş kesenlik, her mahallede sultancıklılık, idam, kimyasal hadım etme, içeride tecavüz, işkence, hapistekileri öldürmeyip süründürme arzusu, sokakta linç.
Tabii ki orta vadede bunlar geri tepecek, çünkü hep öyle olmuş. Ancak, o zamana dek zulüm, bu topraklarda egemen artık.

(1 Ağustos 2016)

Ekonomi Bakanı: Bu darbecilere öyle bir ceza vereceğiz ki "Gebertin bizi" diye yalvaracaklar!

Niyete bakar mısınız?:
"1.5- 2 metrekarelik yerde lağım fareleri gibi ölecekler."
Şimdi, buna ne yazsak, ceza yeriz.
O nedenle, susuyoruz.

(1 Ağustos 2016)

Pazartesi, Ağustos 01, 2016

FB Anarşizm Kontr-Puanı

Reha Ulku Alıntı: Kurgu ve plan olduğu sürece de kaostan bahsetmek imkansız . Yorum: Yanılgı bu. Marksist tarihçilerin tasarladığı 5 bin yıllık Dünya Sistemi modeli, (1960'ta gibi) 2000-2200 arasında kaos öngördü ve öyle de oldu. Bu, 400 yıllık tarihsel dönemsellikler ve 200 yıl boyunca biriken olumsuzlukların çığ etkisi yaratması nedeniyle böyle. Şu anda, AB çöktü, ABD Trump ve Clinton'a kaldı. Yani, ikikutuplu Dünya'dan önce birkutupluya, şimdi de sıfırkutupluya geçtik. Sevinebilirsiniz: Devlet yok, oligarşi çöküyor, borsa çöküyor, ekonomi çöküyor. Kriz var, kriz var, bunalım var: Timur Selçuk epik oyun şarkı sözü gibi. Kusursuz diyalektik düşünceniz 1850 tarihli ama 1830 tarihli Verhulst kaos matematiğini / denklemini duymamış olsanız gerek. Ona göre, nüfus artışı kendini durdurur, orman yangını kendini söndürür. Tarih, yangınla yangınsızlık arasında devinir, şu an Dünya cayır cayır yanıyor. Ben, genç-sizleri'n ne hissettiğini öğrenmek istiyorum. Tanıdığım bazı insanlar intihar etmek üzereler. TC'ye intihar salgını geliyor / geldi.
X1 "Friedrich Engels, Marx’a Stirner'in eseri Biricik ve Kendiliği hakkındaki ilk izlenimlerini mektubunda iletirken, Stirner’i över. (Engels an Marx in Paris, 19. November 1844. (MEW 27, 11). Bk. Max-Stirner-Archiv, Leipzig).
Ancak Marx’tan aldığı yanıttan hemen sonra görüşünü düzeltir ve artık Stirner’in etkisinde olmadığını belirterek Marx’la aynı görüşte olduğunu söyler. (Engels an Marx in Paris. Barmen, 20. Januar 1845. (MEW 27, 14). Bk. Max-Stirner-Archiv, Leipzig)."
Yani, Marksist tarihcilerin gelecek kuramı çok önemli değildir, Marx kendi egolarının ve çatlayan ideolojisinin üstüne kurguladığı 200 senelik dünya tarihi ile beraber, analizde başarılı sentez ve kurgu diyalektiğinde gözümde hiçtir, birey olarak bana sorarsanız. Gel gelelim burda Stirner dahil, bir dama taşı değil, sadece referanstır, kendi okumalarımızdan yola çıkamayacak ve 200 senelik kurgularda kalacak tartışmayı bu bantta götüreceksek...
Size kolay gelsin..
Devlet henüz çökmedi, oligarşi sakat ve bu kurumların sakat pozisyonlarında memnun musunuz diye sormak ahmaklıktır. Önce bir ölüm ve yok oluş yani yıkım tamam olmalı, sonrasında Chomsky referans olarak verebileceğim fikirlerine değer verdiğim insanlardan biridir...
Bir gelecek ön görmeyi o bile red eder, sadece olayı kaosun sürüklediği doğal sönümlenmeler ardından insanların ihtiyaç ve tarihi kökenleri doğrultusunda doğacak olan yeni varsayımların insanlığın kaderi olabileceğini var sayar...
Gelelim son ifadenize, intihar bir kurtuluştur belki de, kim bilir bunu kötü olarak adletmek doğaya hakarettir, doğada iyi ve kötü yoktur, dünya için iyi olan bizim için iyi olmak zorunda değildir. Türün sonudur belki de kimbilir, bu noktada bencil bakarak eski sistemlere saplanacak yada Marxı referans alacak değiliz...Kaldı ki anarşist bir teorisyenle konuşuyorsanız eğer, emin olun Marx en yanlış referans noktanızdır. Şunu hissediyorum eğer sorduğunuz buysa. Dünyayı kurtarmak gibi bir özveri hissine ve iki yüzlü iyiliğin iyimser çekimine ben hiç kapılmadım, zaten gücümüz de yetmez, dünya 6 milyar yıldan fazladır ayakta, bir yolunu bulacaktır. İnsana gelince, başka bir dünya mümkün diyoruz bizler. Bu ne pahasına olursa olsun daha güzel bir dünya olacaktır, gerekirse insanın olmadığı bir dünya. Bu noktada ya bu vahşi egoyu tırpanlayacağız ve evrime kapı açarak türün devamını sapiens to sapiensten öteye taşıyacağız ya da yok olacağız. Her ikisi de bizler için geçerlidir...
Bizler Marx gibi topluma diyet biçip, ideal arayışına girmeyiz, kaos engindir, kaos yücedir Ol der olur...  20 Temmuz, 19:22
Orcalar da intihar eder.
Reha Ulku ... daha güzel bir dünya olacaktır, gerekirse insanın olmadığı bir dünya: Trans-, post- meta-hümanizme, insan sonrası türe hoşgeldin kardeşim Ammar. X1, daha çok bir nickname sesi verdiği için, seni gizli-gerçek adınla kutluyorum, o her ne ise.
Orca'lar, Kafka'lar, Fassbinder'ler intihar etmezler, artık etmezler en azından. Yol açık. Yol dar. Işık sönük. Genç olan sizsiniz. Işık benim zihnimde. Yolumu yitirmem. Dilerim, bu Bitmeyen Kavga'da 10 yıl sonra, belki yüzyüze konuşur, güleriz eski halimize. Emin olun ki ben o zaman da sağ olacağım. 5 darbe, 3 liberalizm atlattım sonuçta ve acı patlıcanı kırağı çalmaz. Islanmışın da yağmurdan pervası olmaz. Yine de, faşizm-engizisyon çapraz dost ateşinden kaçının, derim.
Başlangıç parçasıyla, yalnızca özgürlüğün Acı, çok çok Acı olacağını imlemek istedim. özgürlük yıkımdadır çünkü, öz-yıkımda üstelik.
Bir gelecek öngörmeyi o bile red eder: Devrimi % 100 zorunlu görmek nedir?
Sonuç: Eğer mümkünse, klasik anarşizme şerh yazmak arzusundayız. Gençler yeni şeyler yapmak isterler, eski değil. En azından ben öyle biliyorum ve moruğum.


Onedio ve Ekşi Sözlük

Daha önce, birbirlerine benzmeye başladıklarını yazmıştık. Şimdi, bunu doğrulayan bir veri oluştu. 31.07.16 06:45 ve ondan önceki son 3 ay itibarıyla, Alexa’ya göre, Türkiye’de en çok girilen siteler sıralamasında, Onedio 5. ve Ekşi Sözlük 6. sırada. İlk 4 bildimiz 3 büyük ve Google’ın TR’lemesi.
Çok değil, bundan 1-2 yıl önce, Milliyet 6. ve Hürriyet 8. sırada idi. Onlar, 9. ve 11. olmuş şu an sırasıyla.
Bu, şu demek:
İnsanlar, sanal gazeteler yerine, sosyal medyadan haberleri izliyor. Batı’da bu, Facebook ve Yahoo olarak gidiyor.
Bizde, Onedio’nun haberle ilgisi yok. Ekşi Sözlük ise, link vererek, köşe yazısı işlevi görüyor.
İkisinde de 20-40 yaşa arası ergenler yazıyorlar, ikisini de 20-40 yaş arası ergenler okuyorlar.
Ancak bu durum değişecek, çünkü politik durum değişti. Baskı geri geldi. T24 ve Cumhuriyet eski günlerine geri dönüyor örneğin. Medyanın geri kalanı ise kaput.
Bu yeni durum, 1-2 yıl daha böyle gider. Sonra, yeniden değişim elir.

(31 Temmuz 2016)

Yurtdışına Çıkamamak ve Vatandaşlıktan Atılmak

AKP 50 bin kişinin yurtdışına çıkışını yasakladı:
“The Turkish government has cancelled the passports of around 50,000 people to prevent them leaving the country as a crackdown continues following a failed coup.”
O izin verilmeyenler, gidebilselerdi, hiç dönmeyeceklerdi.
AKP, idam olmazsa, vatandaşlıktan çıkarma olur, diyor:
“Hayati Yazıcı, ‘Vatandaşlıktan çıkarma olabilir mi?’ sorusu üzerine ‘Vatandaşlıktan çıkarma olabilir. Uluslararası hukuk da var. Biz sözleşmelerin tarafıyız. Onlarla ters düşmemeliyiz’ diye konuştu.”
Yani AKP diyor ki, siz istifa edemezsiniz, biz sizi kovarız.
Bunu, 1980 ve Evren de yaptı.
Yani, yargılayıp mahkum ettikleriyle aynı noktada buluştular.
Yapılan her ikisi de, temel insan haklarına aykırı.
AKP’nin çiğnediği birçok temel haktan ikisi de bunlar oldu şu an için.

(31 Temmuz 2016)

Fransız Medyası Cihatçı Teröristlerin Fotoğraflarını Yayınlamayacak

İyi davranış.
Doğru seçim.
Ama her zamankinee geç tepki, yumurtalar kırıldı çoktan.
Sonrasında ise, birbirlerine girmişler.
“Başta haber kanalları olmak üzere bir grup medya, saldırı gerçekleştiren IŞİD militanlarının isim ve resimlerini yayınlamama kararı aldı. Ancak bazı gazeteler, "bunun çok tehlikeli" olduğunu belirterek karşı çıktı.”
La öküz, zaten onlar sosyal medyada çarşaf çarşaf var. Sosyal medya başka, matbu basın başka.
Medya kamuoyunu bir yerden bir yere taşır ama sosyal medya dön baba döndürür.
Devlet, her yerde ve hala aynı devlet, geriden geliyor.
“Saldırıları araştırmakla görevli cumhuriyet savcısı François Molins'ın saldırganların isim verdiğine dikkat çeken Beroud, "İsim bir bilgi verme işlemidir. Ve halk bilgilendirilmelidir. Saldırganın profili ve geçmişi de öyle" dedi.”
Bunlar, 1. Dünya’nın elitleri sözde.
Olsun, zararından neresinden dönülürse, kardır.

(29 Temmuz 2016)

Sıcak Para Türkiye’den Kaçar mı?

Açımlaması şöyleymiş:
”Yatırımcı çıkmaya karar verdiği zaman bir günde çıkmaz. Bu yavaş gerçekleşir. Hisselerini, hisse senetlerini, bonolarını, hükümet bonolarını aşamalı olarak satarak piyasadan çeker. Bunun etkisi de 3 aydan itibaren başlar ve 1 yıla kadar sürer. Bu süreçte merkez bankasının rezervleri filan, bu sıcak paranın kaçışını durdurmaya yetmez. Bu sıcak para kaçışını Çin de yaşadı. Çin’den bir yıl içerisinde bir trilyon dolar çıktı. Çin Merkez Bankası’nın rezervleri çok büyük ama bu sıcak para çıkışında, onların merkez bankası bile sarsıldı.”
Bunu söyleyen kişi, uzman Yalman Onaran.
Türkiye Çin’in 15’te biri falan. 70 milyar dolar de ona.
Turizmden 50 milyar dolar eksilt.
Petrolden 30 milyar dolar ekle.
100 milyar dolar da, 6 aylık ödeme de.
TCMB’nın ise 100 milyar doları falan var.
Gerisi boşta.
Borsa düşer.
Dolar artar.
İşsizlik arttı bile.
Enflasyon arttı bile.
Faiz oynaması artık piyasayı etkilemiyor. Bunu lehtar / yandaş analistler bile söyledi çoktan.
Savaş için 10 milyar dolar daha koy.
İşten atılanlar için 10 milyar dolar daha koy.
Ekonomi tıkırında, ekonomi tıkırında...

(29 Temmuz 2016)

Özgürlük, Barış x Devlet, Din

Bir paragraf var benim yazdığım:
“Benim için özgürlük, değil 1 numara, 0 numara olduğu için, ateist ve anarşistim zaten. Çünkü din ve devlet, özgürlüğü eksileştiriyor bu koşullarda.”
Bu, bütün yerlerde ve zamanlarda böyle değildi. Çok değil 50 yıl önce, 10 milyonluk kentler istisnaydı, şimdi Dünya’da 50 tane var, olağan vaka oldu yani.
Bu büyükkentlerde özgürlük ve barış güme gider, gitti de zaten.
Bunun nedeni, insanların 200 kişilik sürüler olarak evrilmesi, 20 milyonluk olarak değil.
Zaten devlet de, o artan ve azalan nüfusla birlikte evrilmiş. En ilkel devletimsiler, bireylerin yüzyüze görüşmesini bile hala mümkün bırakmış iken, konuşarak anlaşılabilmiş ya da ileşitim o zamanlar hala eksi olmayan düzeylerde ve verimlerde imiş.
Din ise, yine tarih öncesinden gelen ve tarihi belirleyen bir olgu. Din, ölülerin gömülmesi demek ve bu da 60 bin yıllık falan bir olgu. İnsanın zihinsel kurgusu, varlığı yoklukla birlikte algılayabiliyor ancak, doluluk ve boşluk gibi. Ölümden sonraki yaşamın yokluğuna kimse katlanamadığı için dinler var. Dinlerin evrimi ise, ayrı bir kültürel süreç, tıpkı devletin başlamasıyla başkalaşımları arasındaki bazı ilintisizlikler gibi.
Dolayısıyla yukarıdaki tanım, 1960 sonrası Dünya’nın parlamenter demokrasisimsisi ile neo-liberalizmsisi bileşimi bir ortamda geçerli.
Dünya’da kendiliğinden-kültürel-verili özgürlük, kabaca 1960-1980, bizde ise 1971 süreksizliğiyle aynı dönemde geçerli oldu.
Barış, bildiğimiz salınımlardaydı hep ama 1945’ten sonraki 3. Dünya Savaşı’nın nükleer ve makro olacağı yerine, 3. Dünya Savaşçıkları’na doğru bir netleşme oluştu 2010’larda. Bunun nedeni de, 1990 tekkutupluluğunun yokkutupluluğa evrilmesi oldu.
Yani, Dünya Sistemi’ne not-şerh:
5 milenyumdaki (illa ki çöküş dönemlerinde olması gerekmeyen) makro hegemonsuzluklar nedeniyle,  makro çatışmasızlıklar da tanımlı. IŞİD, (1 milyon ölü ve 5 milyon göçmen ile bile) bir mikro çatışma yani, çünkü hala-henüz yerel. El Kaide - 11 Eylül 2001 orta boy oldu ama. Bunun tersi olarak, 1940 Japonya-Almanya ve SSCB-Almanya işbirliği ve çatışması gibi daha makro-kaotik modeller vardı.
Bu muğlak-kaypak dönemde özgürlük tanımsız kılındı ama ben eski toprağım. Hem 1960 özgürlüğünü yaşamış, hem de 1980 öncesi çatışmasını yaşamış biri olarak. Zihin yapım da asla muğlak olamayacak bir kurguda.
Bir tür kendinden tanımlı / kendini tanımlamış özgürüm yani.
Devlet ile ise, babamın ast-asker olmasından kaynaklanan çoklu bir isyan ve otoriteye uymama sorunum oldu hep.  Din ile çatışmaktan babam sayesinde uzak kalırken, babamla ve onun savunduğu devletle çatıştım.
Şerh: Bu, benim kendi-değil, uç erkek, insan-değil olma asimetrime benziyor. Bu asimetri, son 60 yılın zigzaglarında, bana bir tür iç denge-pusula sağladı hep. Aklıselim, sağduyu, sezgi olarak.
Yani, genel olarak bunlar çatışmazken, bende çatıştı ve ben devlet-din çizgisinde, özgürlük doğallığım nedeniyle kendiliğinden anarşist-ateist oldum. Ateist olduğumu kendim biliyordum ama anarşist olduğumu bana başkaları tanımladı, 1977 gibi, çünkü adını bile duymamıştım o zaman.
Bu yapı, zihinsel nesnelliğimi ve epistemik oryentasyon düzgünlüğümü sağladı, en azından genelde.
Ancak, anlatması çok çok uzun sürecek biçimde, savaş-barış, devlet-kaos, din-dinsizlik durumları, daha çok devletçiler ve dinciler tarafından mahfedildiği için, çok fazla kaotik kırınım saçakları oluştu. Kısaca, yolunu yitirmeyen ve kafayı yemeyen kalmadı.
Benim bile, kendi yolunun doğruluğundan epeyi kuşku duyduğum zamanlar oldu.
Ancak, 2016 Dünya ve 2016 TC, beni kendi haklılığımdan dolayı apıştırdı resmen. Hala şaşkınım, 6 aydır falan.
Dünya tarihi, AB’nin 400, 800, 1200 yıkımları ardışıklığı gibi bir duvar üçlemesi / çoklaması ile karşı karşıya veya içiçe. Bilim-sanat-düşün yokkutupluluğu da sözkonusu, NASA ve CERN’in sıfırlanması da sözkonusu.
Çıkarsama şu o zaman:
Ne kadar çok parçalanırsan, o kadar çok müstakbel iyilik demek.
Ya da, bu koşullarda kültürü korumanın tek yolu, onu aşırı desantralize etmek. Bu, Antik Yunan’ın başına, (Atina x Sparta ve Persler) triyalektiğe kuadralektik (Makedonya ve Mısır’daki İskenderiye) ek olarak geldi.
Devleti devletçiler ve dini dinciler yok ettiler. Ben de anarşist ve ateist olarak, ailesiz ve devletsiz bir ülkenin halini tiksinerek ve kusarak izliyorum.
Savaşa gelelim:
Cihad olmayan bir cihad ve Haçlı Seferi olmayan bir Haçlı Seferi var şu an. En büyükler Dünya’yı yönetmiyor ama öyle imiş gibi davranıyor. Bu da, savaşların büyüklüğünü küçültüyor, sayılarını arttırıyor ama kaybı da arttırıyor, dizi toplamı kuralı gereği.
Örnekse, TC tarihin en büyük göç dönemini 1915-1922 arasında % 25 içeri, % 25 dışarı olarak yaşdı. AB’de ise bugün, % 25 göçmen nüfuslu ülkeler var veya çok yakın zamanda olacak. Genç ve üniversite mezunu vatandaşları ise dışarı kaçıyorlar. Çocuk yapmamayla ile birlikte bu, pekala % 25 demek olabilir.
Bu, bir odakta toplanacak çok nitelikli nüfus demek olmuyor, onlar ülkelerini terkedince, nitelikleri çok kat aşağı iniyor / indi bile çoktan ki eksizekalılaşma ve eksibilgiluleşme sürecinin bir bölümü de bu olmakta / oldu.
Yani, Dünya’nın ümmileşmesi, eksibilgilileşmesi ve eksizekalılışması var yüksek dozda ve Yeni Orta Çağ’ı besleyen de bu, savaşı sürdüren de bu. Tarihin ilk global yazı-lı’laştırma süreci iflas etti. Geri tepen bir eksilme var ortada.
Bense, 24 yıl eğitim ve 29 yıl sokak yaşamı ile tam proleter-entellektüel olmaktayım. Jack London okumam, bunun böyle olmayacağını söylüyordu ama bu, gerekli bir nitelik imiş. Yalan söylememek için. Dibe doğu salmanın uzunluğu için. 2 tarafı da algılayabilmek için.
Sonuç:
7 milyar, din ve devlet-lilik x -sizlik batağında debelenirken, ben bilim-sanat-düşün’ün özgürlüğünde yaşayıp ölüp gideceğim.
Ancak, ne yangında kurtarılacak ilk şey, ne de olunacak bir kitap var. Gelecekbilimi olunacak bir kitap saymıyorum artık. Olmuş olduğum bir kitap o.
Savaşa da hiç aldırmayacağım.
Herşeyi seyredeceğim ve yazacağım. Başka duyu-dil alanında ürün ummuyorum kendimden.
Aklıma ilkin, engizisyon kıyımlarını ve insan doğramalarını resmeden İspanyol-Goya geliyor ki o da kafayı yemişti zaten.

(29 Temmuz 20169

Özgürlük ve Barış

Scientific American Mind dergisinin internet sayfasında, Clinton ile Trump’un mücadelesi tartışılırken, araba böyle bir ikilem ortaya kondu:
Biri özgürlüğü öne aldı, biri barışı.
Hayır, bir adaya biri, öbür adaya diğeri yakıştırılmadı.
Aslına bakılırsa 2 aday da, ABD’de bireylerin özgürlüğünü ve toplumun barışını azaltacak yolda tam gaz ilerliyor.
Özgürlük ve barış olağan koşullarda çatışmaz ayrıca.
Ancak, varsayalım çatıştı. Hangisi yeğdir?
Benim için özgürlük.
Ayrıca, özgürlük dışında da, 2016 Dünyası’nda savaşı barışa yeğliyorum, ayrı konu.
Benim için özgürlük, değil 1 numara, 0 numara olduğu için, ateist ve anarşistim zaten. Çünkü din ve devlet, özgürlüğü eksileştiriyor bu koşullarda.
Ayrıca, bu özgürlüğün bana neredeyse doğuştan verilen / gelen bir töz-düşünce olduğu kanısına varmak üzereyim. Çünkü tanıdığım herkes, bu sıralar özgürülğü silmek için pazarlık peşinde.
Geçmişte de kalıcı barışı getirecek savaşlardan söz edildi ama kalıcı barış 500 yıl sonra falan olur ama son savaş ne zaman olur, onu bilemem. Kalıcı barış varken de, ufak tefek savaşlar hep sürüyor olabilir. Çelişki yok bu konuda.
Bunları bana düşündüren ve yazdıran, hiç tanımadığım ve hieç tanımayacağım kişiye teşekkürlerimi sunuyorum:
Nancy Love.
(Adı bile simgesel.)

(28 Temmuz 2016)