Perşembe, Aralık 07, 2017

İnternetin Kuralları ve Kuralsızlıkları

Kuralların sayıları, sıralamaları, vd değişse de, siberuzaycıların yarattığı kurallarmış bunlar. Sayıları 80 civarında. Çok tuttuklarımı alıntıladım:
7: İnternette kimse tartışmaz (benim ekim: Çünkü kimse kimseyi dinlemez).
10: Mesajların gerçek kuralları yoktur.
11: Moderasyonun da kuralı yoktur. Sansürlemenin keyfini çıkarın. (Bunu edilgin olarak çok yaşadım.)
12: İnternette yazdığınız herşey aleyhinize kanıt olarak kullanılabilir. (Bu kural, hukuktan ve feci geçerli.)
14: Trollerle tartışmayın. Başladığınız an kaybedersiniz.
17: İnternetteki her kazanım, er veya geç yitirmeye dönüşür.
22: Yazdıklarınınız, siz yazmayı bitirene kadar orijinaldir. Sonra değildir.
29: İnternette erkekler erkektir, kadınlar da erkektir, çocuklar gizli FBI ajanıdır.
30: İnternette kızlar olmaz. (Bu kural, kırılalı çok oldu. İnternet üzerinde evlenen çift sayısı milyonları buldu çünkü.)
32: Herşey resimlerle açıklanabilir. (Geçersiz önerme: Doğrusu, her resim yalan söyler veya söyleyebilir, fotoğraf tarihi bunu kanıtladı.)
34: Bir çeşit varsa, onun muhakkak pornosu da vardır.
37: İnternette gördüğün en berbat şeyden daha berbatı her zaman vardır. (Bu, Murphy kuralı gibi olmuş ve onun geçerliliği gibi geçerli.)
42: Hiçbirşey kutsal değildir. (Bunu nickname’ler sağladı, internette gerçek ad kullanmak zorunlu olsa, gerçek yaşamdaki kutsal herşey internette de kutsal olur yeniden: Yani, kutsallık koyutsal ve yaptırımsaldır.)
45: Bir şey internette yoksa, olacaktır. (Ancak, bazı Wikipedia maddeleri gibi, belgeselci Ilic gibi konuların internete, 10 yıldan uzun süre alabildi. 2018 Ocak düzeltisi: 1970 öncesi tarihli konular internette göreli zayıftır: Ne kadar popüler uzağıysa, o kadar geç internetleştirilecektir o konu.)
46. İnternet ciddi bir iş alanıdır.
47: Tek iyi hentai, Vanilla’dır. (Katılmıyorum, yeterince arayınca, buluyorsun. Bu arada kafayı sıyırtmayacaksın ama. Seksopat bile olabilirsin bu sırada.)
50: İnternet ‘crossover’ yaratır. (Crossover, bir öyküde farklı farklı öykü karakterlerinin biraraya gelmesi gibidir: Yani; Samsa (Başkalaşım) ve Gordon (Algernon’a Çiçekler) biraraya gelebilir onlarda. Bunu en mavra örneğini, Japon pornolar olan hentailerden çıkma karakterlerin aynı çizer tarafından gerçeküstü, fantastik, Nazili, vampirli bir öyküde toplanması oldu: Hellsing. Şerh: ‘Crossover’ internet yoluyla bu kadar kolaylaşmadan önce de, çok okuyanlar tarafından yapılan bir şeydi zaten.)
62: Yeterince ararsan, internette herşeyin korsanı vardır.
63: Her erkek karakterin kadın versiyonu da vardır ve tersi de. (Buna da tam katılmadım: Sonuçta, kurmaca karakter sayısı milyon düzeyinde, bunun milyon çeşitlemesi daha yapılmadı henüz, çünkü uğraşan çıkmadı, yani yapılmadı ama yapılabilir demek daha doğru olur.)
64: Eğer bir şey varsa, onun alternatif evreni de vardır ya da olacaktır. (Madde 63g ibi, bunun da sınırları var: Çizgiromanın 90 yıllık tarihi bunu açımladı ve internet henüz 25 yaşında, yani çocuk o amcası.)
77: İnternet seni aptallaştırır.
+
Benim ek kurallarım:
İnternet insanları daha aptallaştırdı ve daha cahilleştirdi, saptamasını yazıp yayınladığımda, 2006 gibiydi ve o zaman Dünya buna henüz uyanmamıştı. Nedenini, küçük sürahinin büyük okyanusa girince daha da küçülmesi, gibi yorumlayabilirsiniz. Bunun için en büyük dayanağım da, kendisi bir ansiklopedi olan Wikipedia’da bakılan ilk 5 bin maddede, hemen hiçbir bilim maddesinin yer almaması oldu.
Liste, egrup, blog; aslında hep hep aynı şeylerdir, yani devamında başka şeyler de olacak ve olmayacak çeşit de çok olacak.
İnternet yazılı basını, % 5 başarı sağladı, o da ancak torpilli puanla. Hızı verimli kullanamıyorlar, haber dilinde eksiye geçtiler, doğruluk konusunda hep eksilerdi zaten. Bunun alternatifi de sosyal medya yazılı basını oldu: Onlar da taraflı ama bilgi aktarımında anı anına çalıştıkları için otosansürleri işleyemiyor.
İnternet, yazar sayısında üssel patlama yarattı. (1’i 100 ila 1.000.) Ancak bunlardan yola devam edebilenler, yine 1-10 tane oldu. Yani, internet yazarların yolunu açar ama yazar olamayacak birini kolay kolay yazar yapamaz.
İnternet, müzisyen sayısında yazarlardakinden daha az patlama yarattı. (Yazarların 1/10’u.) Yani, internet müzisyenlerin yolunu açar ama müzisyen olamayacak birini kolay kolay müzisyen yapamaz.
İnternet, kısa film yönetmeni sayısında, müzisyenlerdekinden daha az patlama yarattı. 2018 Ocak momentinde global olarak vlog’dan veya vine’dan gelen sinema yönetmeni hala çıkmamış durumda. (Müzisyenlerin 1/10 ila 1/100’ü.) Yani, internet yönetmenlerin yolunu açar ama yönetmen olamayacak birini kolay kolay yönetmen yapamaz.
İnternet alan adlarının sayı sınırı olacaktır. Oldu da. 2014 gibi. Bunu yazdığımda, yine 2006 gibi idi.
Hep söylediğim ve hep söyleyeceğim bir şey var ama kimse inanmıyor:
İnternette yapılmadık çook şey var. Google kitapları durdurdular örneğin. Uzmanlık alanları çok sığ. Senaryo veri tabanı yok örneğin. Sonuç: 25 yılda yapılanlar, yapılabileceklerin belki % 1’idir. Wikipedia’nın uzman ve tematik altkümeleri olmak durumunda örneğin.
İnternet global olarak birden çok kez çökecek. Çok kez çöktü de.
İnternet, İngilizce’yi Dünya dili yapamadı. Bunun olamayacağını 2006 gibiden beridir hep söylüyoruz. Hatta, globalleşmenin vardığı yer gibi, internet de insanları daha çok yerelleştirdi. Çünkü insanlar, global kültüre ayak uyduramadılar, en azından yarısından çoğu.
Akıllı telefonlar internetli değildir. Ya da interneti öylesine kullanırlar.
İnternet, (Gibson tanımıyla) siberuzay olamadı. Olabilirdi ama denemedi. Hala olabilir mi? Sanmıyorum. Sınırlı sonlu olarak belki, yani bazı zengin veya uzman kişiler için.
İnternet sansürlüdür. Bazan otosansürlüdür de.
İnternet tarafsız haber vermez. Çünkü tarafsız haber kaynağı insan yok. Henüz olamadı yani. Bunu savaş muhabirliği geleneğinden gelen 100 küsur yıllık bir geçmişi var. İnsan malzemesi aynı yani.
İnternette bedava olan hiçbirşey, gerçekte bedava değildir. Reklamlar gibi. Ya da birileri öder mutlaka.
Bir tarafta Youtube, Blogspot var; bir tarafta Facebook ideolojisi. Bu hep vardı. Dolar milyarderlerinin pek pek onda biri hayırseverdir, gerisi değildir. Bunu, internet zenginlerinin de dolar milyarderi olmasından hareketle yazdım. Yani bunlar, internette hep böyle olacak.
İnternet, kafa simülasyon kaskıyla birleştirilince, siberuzay olmaya ilk adımını atmış olacak, 2025 gibi.
İnternet hala 5 duyu-dilli olamadı olabilirdi ama denemedi. En zayıf veya boş küme duyu-dili kafa simülasyon kaskı ile birlikte, motor duyu-dil. O zaman internet üzerinden insanlar yürütülebilecek veya koreografiler iletilebilecek.
Tersinden bakalım:
İnterneti icat edenler, bugün kullanıldığı alanlarad kullanılsın diye icat etmediler. Hatta bunu bilselerdi, icat bile etmeyebilirlerdi. Devamında, ben Gibson’un siberuzay ile ilgili olarak tasarladığının, bugün siberuzayın vardığı yer ile ilgisi olmadığını düşünüyorum. O bu konuda ne yapardı?, bunu ona sormak gerek, çünkü hala sağ: Belki yazdıklarından bu konuyla ilgili malzeme vardır.
Bilimkurgulardaki  internet tasarımı (Gibson, Brunnner, Fassbinder) internet tasarımları bugünün interneti ile kimi nokatalarda arakesitli, kimi noktalarda değil. 25-50 yılda bu olduysa, önümüzdeki 25-50 yılda da benzerleri olacak demektir.
+
Çıkış:
İşbu metin, internetin Ocak 2018 haritalamasının % 25-50 çözünürlüklü noktalamasıdır.
Benzerleri muhakkak vardır ama biz henüz onları internette görmedik.
Siberuzay hakkında yazılan kitapları yazanların siberuzay bilgileri çok-çok eksik idi. O nedenle, internet hakkında internet kullanıcıları yazmalı, hacker’lar dahil buna ama onların manifestosunun ayakları da hiç mi hiç yere basmıyordu.
Yani:
İnternet romantizmi arttırdı, çünkü internette çok-çok kolay yalan söylenebiliyor.
Öyleyse:
Anti-internet anti-kuralları gerekli, internet kuralları değil.
Dipnot:
Bu kuralların çoğu, hacker manifestosu geleneğinden gelme. Bu da, paradoksal bir durum: Düşmanının kullanıp yararlanacağı kuralları senin yaratman durumu yani.
Ek:
Eğer 2 taraf varsa, her 2 taraf sen anti’nin düşmanı ise, o zaman yojimbo / ronin olup tuhaf kurallar yaratabilirsin: Onlar kullanınca, onları yok edecek kurallar. Hem kaybedecek bir şeyin yoktur, hem dene-yanıl alanına geçmen gerekir, hem de düşmanını yenmek için (Joker’in kendini Superman’e öldürtmesi gibi) yapılmayacak şey yoktur. Bu, Neçayef tezlerini aşmaktır ayrıca.

(6-7 Aralık 2017)

Çarşamba, Aralık 06, 2017

Kapitalizmin En Son Zirvesi

Bir haber:
“Yaz aylarında 70 trilyon doların biraz üzerinde olan dünyadaki tüm halka açık şirketlerin piyasa değeri Bloomberg verilerine göre hazırlanan bir grafiğe göre 100 trilyon dolara yaklaştı.”
6 ayda % 45 artış. Yani, balonlama. Yani, keriz silkeleme.
Tüm Dünya’nın GSH’sı yıllık 75-80 trilyon dolar civarında.
Dünya nüfusunun yüz binde beşine (350 bin kişi / 7 milyar kişi) denk gelen bölümünün kayıtdışı birikimi, yine o kadar gibi.
Dünya’nın en zengin 7 kişisinin birikimi, geri kalan 7 milyarınkine eşit.
Tüm bunlar, son 37 yılda becerildi.
Onlarca savaş, milyonlarca ölü, on milyonlarca göçmen yaratıldı bunun için.
Buna uymayan ülkeler veya ibret olsun diye, gözdağı olsun diye, gözden çıkarılanlar bir hiç uğruna haritadan silindiler.
Ancak vara vara, Dünya nüfusunun yarısını kazıklayabildiler. 2010 ertesinde de bu oran düşmeye başladı.
Bunlar, son üflemeler, kurbağanın son şişinmeleri. Sonra balonun patlaması gelecek.
1929 ertesinde Dünya, kendini 10 yıl toparlayamamış ve ardından 2. Dünya Savaşı gelmişti.
Bu kezinde 3. Dünya Savaşı yok, olmayacak da, onun yerine, 3. Dünya Savaşçıkları var.
Birinci Dünya ülkeleri kendi içinde savaşmıyor, 3.-7. Dünya ülkeleri kendi aralarında savaşıyor, daha doğrusu savaştırılıyorlar.
Savaş, ölüm kontrolü de yaratmadı. Barbarların ve lümpenlerin istilası demek olan göçleri, onlar da salgınları getirdi.
AB’nin geçmiş zaman istilalarından farkı, bu kezinde isteyerek göçmen almaları. Bedava çalışacak köle aldıklarını sanıyorlar ama Almanya’nın bizim Alamancılar ile yaşadıklarından gördüğü üzere, niteliksiz insan aldılar sınırlarından içeri.
Para akışında da kayma var:
280 milyon göçmen, her yıl yüz milyarlarca doları ülkelerine geri gönderiyor. O para da orada ekonomik olarak hiçleşerek, ölü yatırımlarla buharlaşıyor.
İzlendiği üzere, bu öyküde rasyonel hiçbir yan yok.
O nedenle, artık irrasyonel dönemdeyiz, Yeni Orta Çağ’dayız.
Bunu da, 1 milyar salak, 6 milyar salağı sömürerek, kendi elleriyle becerdi.
O epeyidir öngörülen global-makro ekonomik krizin önlenemezliği noktasına gelindi.
20-30 yıl ekonomi durur.
Sonra, kültürel mayalanma (fermentasyon, çürüme, dekadans) çağı gelir.
Geri kalmış ülkeler, ileri geçmiş ülkeleri gübreliyor amcası yani…
Bunun da adı kapitalizm.
Konuya kültürolojik ve makro sikluslu tarih ve Dünya Sistemi olarak bakınca bu, yalnızca çok yinelendiği için komikleşmiş trajedi.
Çıkış ve dipnot:
Bunu onlar da biliyorlar ve söylüyorlar zaten:
“Amerikan finans kuruluşu Goldman Sachs, hemen hemen tüm varlıklarda gözlemlenen boğa piyasasının sona yaklaşmakta olduğu uyarısı yaptı. Goldman, orta vadede borsaların hızlı da olsa, yavaş da olsa, düşüşle karşı karşıya kalmasının kaçınılmaz olduğunu bildirdi.”

(5 Aralık 2017)

Aforizma: Toplumda Sapmalar Üzerine

Çok ironik bir çıkarsamaya ve saptamaya vardım (bunu yapalı aslında 1 hafta oldu ama yazmam gecikti):
Toplumu çan eğrisi dağılımında kabul edelim.
Onun yarısını kapsayan değeri bulalım bu denklemle ve eğri üzerinde.
Eğer çan eğrisinin alanını aynen elde etmek istersek, bu standart sapmanın 2 katı eninde ve çan eğrisinin maksimumu boyunda bir dikdörtgenin alanını hesaplamak istiyoruz demektir.
Standart sapma olarak, tahmini 1-1,5 standart sapma çıkar gibi.
Sorun şurada ama:
Bu durumda toplumun yarısı, ortalama 2-2,5 standart sapmada oluyor demektir, ortalamada değil. Çünkü sapmaların mutlak değeri alınır ve toplanır, eksiler ve artılar birbirini götürmez.
Bu da, bu eğrinin aslında normali değil, anormalin normalini verdiği anlamına gelir.
Bunu bize ne toplumbilim dersinde öğrettiler, ne de istatistik dersinde ama bu böyle.
Biz bunu, ortalama boya sahip olan hiçbir bireyin olmadığı topluluk biçiminde mecazlamıştık zamanında.
Aynı sonuç.
Ek de var:
Yaşamın içinden izlediğimiz bazı istatistikler, toplum bireyi sayısıyla, bu sapmaların kendiliğinden değiştiğini gösteriyor.
Çünkü farklılıklar, belli koşullarda yeni farklılıkları ivmelendiriyor. Ki, bu da yine oldukça irrasyonel görünen matematiksel bir gerçek gibi.
Nicel değişimler kendiliğinden nitel değişimlerdir, diyalektik tezimiz burada geçerli. Toplumun büyüklüğü arttıkça, diyelim 1 yerine, 10 milyon nüfuslu bir kente geçildikçe, normal eğrisinin denklemi de değişiyor kendiliğinden, anormallerin sayısı da oranı da artıyor.
Ancak, bir de tam tersine örnek var ve bu da bir gözlem:
1974 AFL sınavı girişlilerde bizler yaklaşık milyonda yüz, yani on binde birdik.
Ancak 2017 için aynı zeka ortalamasını yakalamak için, belki yüz binde birlik bir örnekleme gerekiyor gibi. Oysa, nüfus denetimi nedeniyle, 1960 doğumlular ile 2003 doğumlular yaklaşık aynı nüfusa sahip.
Bu, bir gözlem. Doğrulanmış bir gözlem. 2000 doğumlular için bile hala sınanıyor.
Ya denklem zaman içinde değişti, ya da toplumun zekası zaman içinde değişti ki ikincisinin olma olasılığı yüksek.
Bizi ilgilendiren, toplumun tanım olarak kendiliğinden farklılık taşıması ki bu toplumbilimsel paradigmanın değiştirilmesi gerektiği anlamına gelir, konsensus tersini önesürer çünkü. 3 standart sapmalardan sonrası (az ve çok olanlar % 0,75’er olmak üzere) % 1,5 gibi az ama 2,5 standart sapma toplumun % 50’sini içeriyor gibi, ikilemsel görünen çiftli bilgi var elimizde. Ki toplum çok dar bir tanım alanına, % 48,5’luk popülasyon, çok dar bir alanda değer kazanıyor gibi de düşünülebilir bu bilgiyle.
Ancak, bu da göreli / sanal bir anormal-normal marjı çizilmesi demek. Standart sapmada 2,5’tan 3’e yol alırken bir yerlerde duvara tosluyorsunuz gibi oluyor. Özellikle de zekada yukarıya doğru yol alırken.
Ek bilgi: Tanımlanan standart sapma niceliğinin, ortalamaya oranı sonucu değiştiriyormuş ki bu da farklı genlikteki çan eğrileri demek.
Çünkü ben, elli binde birle başlayıp, yüz milyarda bire doğru gidişlerimdeki birçok aşamada görünmez duvarlara toslamışım gibi travmalar yaşadım veya toplum tarafından yaşatıldım.
Çıkış:
Tabii ki toplum bunu kendi varlığını koruyup sürdürebilmek için böyle yapıyor. Çünkü dahiler, yeni paradigmalar üretip toplumun iç dengesini bozuyarlar.
Evet, bireylerin sağ kalma yasaları gibi, toplumun da sağ kalma yasaları var.
Evet, toplum biz marjinalleri bu nedenle katlediyor.
Dipnot:
Açıklama / açımlama ayrı şey, doğrulama ayrı şey.
Ben anarşizmimi doğrularım ama devletsiz toplum görüngülerini, olaylarını, olgularını dökümlerim yanı zamanda.
İşte bu, üçüncü türevi eksi olan denklemli toplum demek. O zamanlarda, bir türev eksi, bir türeve artı olabiliyor, eğer sırtındaki o nokta da büküm dönemi tanımı oluyor tarih için.

Tabii, bir de yolları çatallanan kültürel / genetik evrim.
(4 Aralık 2017)

Sibernetik Devlet Tarihi Tezleri

Kiberne, Eski Yunanca’da dümen yekesi demekmiş. Yeke, gemiyi rotasında tutan bir denge aracıdır. İngilizce’deki ‘govern’ (yönetmek) sözcüğünün de oradan geldiği düşünülür.
Sibernetik denilen bilim dalı veya bilgi disiplini de, bütünlerin eksi geri-beslemeler ile nasıl dengede ve/ya birarada tutulduğunun kurallarını inceler.
Devlet de böyle bir şey:
Denetleyebileceği öğeleri denetleyerek, kendi varlığını belli bir denge aralığında tutma çabasında sibernetik bir bütün.
Toplumsal dengesizliklerin toplumu ve/ya devleti dağıttığını da tarihten biliyoruz.
İronik olan şu durumlar bütünü:
Genelde 3 standart sapma ötesinde yer alan ama her zaman öyle olması gerekmediği ortaya çıkan marjinaller ve/ya ayrallar, eğer belli bir aralıkta değişim getirirlerse, toplum değişerek evriliyor. Dengede kalıyor yani.
Hiç olmazlarsa, toplum statikleşip, kendi üzerine çöküp ölüyor.
Eğer marinaller abartırlarsa, toplum parçalara ayrılarak dağılıp gidiyor.
Bizim yarı gözlem, yarı çıkarsama tezimiz şu:
Tarihteki devlet oluşumları, yolları birbirini kesebilen biçimdeki Verhulst denklemleri ile bunlar arasında işleyerek, belli belirgin formlara odaklanıp / yoğunlaşıp yeniden formsuzluğa dağılıyor. Tarihsel çöküş ve çıkış dönemleri ardışıklığı da, böyleliği destekliyor.
Bizim devam tezimiz ise, bunların osilatif (gelişli gidişli) olduğu yönünde.
Yani, en önemli çıkarım olarak:
Marjinaller de, tıpkı normallik ve normaller gibi marjinalliği öldürebiliyor ki örnek olarak, çok tutucu 1945 öncesi kuşakların 2 dünya savaşı yaratıp, geleneklerinin çöküp, 1968 kuşağını doğurmuşluğu, ardından da onların çocuklarının hiç özgürlükçü olmaması ardılının gelmesi, gibi düşünebiliriz bunu orta vadede.
Benim de, son 3 yıllık devlet yokluğundaki gözlemci anarşist konumumun, devletsizliği giderek daha çok eleştirmesi de benzer bir durum bence. Arkasından aşırı sert devletçi bir dönem gelecek, ondan çekiniyorum.
Eğer, 1968’liler ve 1978’liler devrim yapmakla uğraşmak yerine, sosyal demokrasiyi yerleştirseler idi, böyle olmayacaktı.
Ama bu, AB için geçerli değil. Onlar, 5-10 kere sosyal demokrasiyi yaratıp yok ettiler çünkü. Sonuçta, emperyalist Blair ve Hollande örnekleri var elimizde.

(4 Aralık 2017)

Salı, Aralık 05, 2017

New York Times'a göre Zarrab'ın söylediği en ilginç 5 şey, Ülkü’ye göre söylemedikleri

Biz (belki henüz) söylemediklerini de hesaba katıyoruz.
+
‘FBI’A NEDEN YALAN SÖYLEDİ?’
Pek yalan sayılmaz. Sıyırtma şansını kullandı yalnızca. En baştan bülbül olacak hali yoktu.
‘NEDEN İTİRAFÇI OLDU?’
Geri dönemeyeceği için. Konuşmasa ve serbest kalsaydı bile, onu öte yana postalarlardı. İçeri de ölüm tehdidi aldığını söylemiş zaten.
‘ÇAĞLAYAN’LA NASIL TANIŞTI?’
Yahu, adam bakan. Milyarlar uçuşuyor. Kokusunu almıştır tabii ki. Kendi gelmiştir tabii ki.
‘MİLYAR NE?’
Lira, avro, dolar. Çok çok önemsiz bir ayrıntı. 100 milyon değil, 1 milyar, önemli ayrıntı.
‘SÜLEYMAN ASLAN NEDEN RÜŞVET İSTEDİ?’
Demek ki başkaları, yani beleşe çalışanlar olmuş.
+
Ülkü’ye göre:
Paralar nerede?
100 milyar avroda 5-10 milyar komisyon eder. Anlatılanlar ise, 100-200 milyon avro. Gerisi nerede?
Bilgiler neden eksik?
Bu durumuyla, birçok insan beraat eder.
Neden tıpatıp 17-25 Aralık belgeleri?
4 yılda hiç mi yeni belge (örneğin rüşvetleri alanların para izleri) elde edilemedi?
Halkbank’ın ABD işlemleri neler?
Yani yasalara aykırı olanlar. Suça asıl neden sayılanlar.
ABD’ye neden gitti?
En can alıcı soru bu.
+
Toparlama:
Bu durumda Atilla mahkum olabilir, ona bir şey demiyoruz. Ancak, bu görünen olanın onda biri bile değil. ABD, onları ne yapacak? ABD, isterse, Erdoğan paralarını bulur ve onlara el koyar. Bunu neden yapmadı, yapmıyor?
Geri kalan bin suçlu ne olacak?
Paralar ne olacak?
AKP ne olacak?
TC ne olacak?
Hala uzlaşmaları olasılığı var, ABD oligarklarının ve bizim oligarkların yani. Pazarlık sürüyordur.
22 Aralık öğlene (yılbaşı tatiline) 18 günümüz kaldı.
Çıkış:
Davanın Türkiye-içi bölümü, konunun % 99’u olarak saklı duruyor. CHP bu işin altından kalkamaz.

(4 Aralık 2017)

Sofar: En iyiler

Önnot:
20-30 yaş arasındakilerin neler dinlediğini hep izleyegeliyorum. Ceylan Ertem’i, Gaye Su Akyol’u böyle tanıdım. Onlar sınıf atladı, çok değil 1-2 yılda. Tuğçe Şenoğul gibileri de var, o henüz sınıf atlayamadı: Akyol ile birlikte başladıkları için, bir kriter olarak notladım onu. Kalben feci.
Sofar En İyiler Albümü
20’li yaşlardaki gençler, Yankiler’in garaj müziği (ve ergenlerin arabalı evin garajında icra ettikleri) dedikleri şeyi, ev müziği yapmışlar. Evini açıyorsun, geliyorlar, müzik yapıyorlar, vd, vb.
Sorun şu:
En iyileri hesapça seçmişler, internete koymuşlar.
(Sofar İstanbul, En İyiler, Orkun Çelik listesi, Youtube. 16 video, klip değil de, ev çekimi.)
Yahu, hiçbirşey yok. Müzik yok, ses yok, icra yok. Ne ki şimdi bu?
Başkalarını da kendileri gibi müzik cahili mi sanıyorlar bunlar?
Sonuçta, 1 yılda 1 numara oldu ama konservatuar görmüş. Arkasında Sezen Aksu ve manyakça bir profesyonel kadro var.
Onların 1 yılda geçtiği yolu, Şenoğul belki hiç geçemeyecek ama bunların hiç başlamaması gerekli. O denli umutsuz vaka durumundalar çünkü.
Hepsi, kısa yoldan ünlü ve kısa yoldan zengin olma hayalinde. Eh, Kalben de çıktı aralarından. Oğ yeğ.
Yazık deyip, konuyu kısaca kesiyorum.
Artnot:
Amerika’yı yeniden keşfetmeden önce, biraz kafayı kaldırıp çevreye göz atmak yararlı olur.
Ben incir çekirdeğine ve beynime eziyet, Kalben dahil, tüm yeteneksizleri dinliyorum. Adam olacak çocuk feçesinden, şarkıcı olacak çocuk ağzını açtığında belli olur, oldu da, oluyor da.
Bilmez, bilmediğini bilmez tipler piyasayı doldurmuş. Bilmez, bilmediğini bilmez dinleyiciler onları sevmiş. Bana feçes yemek de düşebilir, şeyselleşmelerini notlamak da. İkincisini yeğledim.

(4 Aralık 2017)

Para Siyasete Nasıl Aldırır?

Bu, muhalif geçinen medya, gerçekten bilmediği konularda yazıyor.
Başlıkları, ‘Piyasa Siyasete Neden Aldırmaz?’.
Doğru olanı bizim yazdığımız.
Onlar konuyu şöyle ele almış:
“B, A’nın yatırım danışmanı. A, mevcut hükümetin partisine oy vermiyor. Mevcut hükümet onun yatırımlarına para kazandırıyor. B de, onun aracılığıyla para kazanıyor. B de, hükümet A gibi veya ona benzer düşünüyor.”
Buraya kadar tamam.
Sonrası küllüm mafiş.
Öncelikle; piyasanın borsası, faizi, dövizi ve altını var.
İronik loarak, Aralık 2017 itibarıyla 4’ü de artıyor.
Neden mi?
Kimse hangi yatırım aracının kar getireceğini bilmiyor.
Böylelikle, köşe yazısının 5 hatası birden oluyor.
Doğrudan konuşmak gerekirse:
AKP-Erdoğan döneminde insanlar abidik gubudik işlerden para kazandılar:
Nargile kafeden tut, akıllara ziyan işlerin sergilendiği galerilere kadar.
Beyoğlu’nda (her 2 cins için de) kerhane, meyhane, keşhane üssel olarak arttı son 15 yılda. İnterpol sayıları belli, emniyet istatistikleri belli.
Bu alanların sahipleri, eskiden lümpen apolitik denilen türden insanlar. Ya da her devrin adamı da denebilir.
Etti 6 hata.
Sonrası ise, kapitalizmin kuralları üzerinden gider:
İnsanların piyasanın rahatlığına denli, krizine de oynarlar. Buna, kriz satın almak, denir.
Piyasalar şu sıralar kriz satın alıyor. 4’lü artış o nedenle zaten.
Köşe yazısının simgelediği A ve B, kriz satın almıyor olabilir ama onlar da piyasayı belirleyen değil zaten. Piyasayı, yatırımların çoğu onlarda olduğu için, yabancılar belirliyor. Bu sıralar da, yabancılar açıkça görüldüğü üzere kriz satın alıyorlar.
A ve B türü insanlar, kriz yönetimi üzerinden krizden para kazanmayı bilmezler. Ancak harp zengini tipler, zaten kriz çıksın da, köşeyi dönelim, diye beklerler.
Eh, ülkemiz zaten 2 cephede savaşta. Habire silah satın alıyoruz. O silahları ithal eden holdingler belli, çünkü işin uzmanı onlar. Onların hisse senetleri de, diğerleri azalsa bile artar. Arttı da.
Çünkü bu ilk krizimiz değil.
1987, 1994, 2001 ve 2008 teğet krizleri var yakın geçmişte. Bu da, 1983’ten beridirki neo-liberal dönem demek.
Etti 5 daha, 11 hata etti.
Nasıl ki, Tüsiad, Müsiad, Tümsiad 3’lü oligark çatışmaları olduysa, oligarkların bazıları (diyelim sterlini batıran Soros gibi), krizi pek severler.
Bizimkilerse, paraları çoktan kaçırdılar ve sağlama aldılar. 100 bin en zengin ve en eğitimli de çoktan tüydü zaten. Bunları, cumhurbaşkanı kendi söyledi zaten.
Dolayısıyla, o köşe yazısı ve o köşe yazarı gibiler, çuvallamaya baştan ve daima mahkumlar.
Yani:
Krizde yangına benzin dökerek, krizi yöneterek, başkalarını yakarak, krize aldırılır.
Sonra da gider, bir sonraki iktidar adayını (burada CHP’yi) satın alır. Bence aldı bile çoktan.

(4 Aralık 2017)

Pazartesi, Aralık 04, 2017

Alevilik Negasyonları

Bu konunun taa bu zamanlara kalması ilginç. Çok baştan eylemem gerekiyormuş.
Öncelikle, Alevilik negasyonumuz, aynı zamanda Sünnilik negasyonu da, öyle denilen (ama bizce asla ve kata öz-İslam olmadığı için, hiç öyle olmayan) Selefilik negasyonu da. Çünkü, biri için söylediğimiz diğer(ler)i için de geçerli olmakta değil, kendileri bunu geçerli kılmaktalar.
Çünkü, Türk-İslam denilen acaip şey, herhangi bir ideoloji değil, olamamış, öyle bir niyeti de yokmuş zaten.
Önceleri konu, ABD parası yiyen anti-komünist geyiği ile başlamış. Sonra, hamamdaki deliler gibi, kendilerini dinledikçe azmışlar. Buralara kadar gelmişiz.
850-2000 arasıki Türk-İslam tarihi, ibadet etmeyen ama kendini (ve fakirler için şartı 5 değil, 3 olan, yani açıkça fakir-zengin ayrımı yapan) Müslüman sayan Müslüman Türk demek. Milliyetçilik de, kendine Türk diyen herkesin Türk olması, düzeyinde.
Ülkede ne gerçek Türk var, ne de gerçek Müslüman aslında:
Anadolu’ya giren Türkmen oranı % 5-10. Cuma namazı kılan oranı, pek pek % 30.
Not: Araplar veya diğer halklar için de böyle aslında ama onun hesaplaşması onların derdi, bizim değil.
Asıl önemlisi ve göze batmayanı, Alevi-Sünni çatışması var ama Sünni-Sünni çatışması da var, Alevi-Alevi çatışması da. Herkes, yalnızca kendini Müslüman sayan bir kendine Müslüman olma durumunda yani.
Ve bu arada, Sünni Sünni’yi de öldürüyor, Alevi Alevi’yi de.
Tarihte İslam, asla ve kata siyasetten bağımsız olmamış. Yani, siyasal olmayan bir İslam yok. O olsa olsa, inziva demek, toplumsal yaşam değil. Oysa İslam, camialtı esnaf dükkanı demek, para demek, veri demek, fitreden sakal demek. Vd, vb. Yani; para, para, para, demek.
Paylaşılamayan inanç değil, maddi güçler yani. İktidar yani. Şura gücü yani.
Bu güç, günümüzdeki biçimiyle oy sepeti demek. Herhangi bir tarikatı ikna eden herhangi bir parti, kafadan barajı geçebiliyor.
Bu güç, günümüzdeki biçimiyle, bağışlar, fitre, zeka üzerinden maddiyat da demek. Erbakan 3 milyon dolar borçla öldü örneğin. Diyanet Vakfı’nın milyarları var örneğin.
Bu durumda; bal tutan parmağını yalar, demek; birileri buradan pasta yer, demek.
Bunların tümü Alevilik için de böyle. Bildiğim kadarıyla bir Dede, hiç çalışmaz, birileri ona bakarlar. Bu koşullarda dedenin, imamdan veya vaızdan farkı olduğunu düşünmüyorum.
Aleviler’in avantajı ve dezavantajı, çoğunluktan ayrı kalmaları. Kapalı kümeler olarak yaşayınca, cezalandırılacak kadar göze çarpmıyorlar ama küçük küme-içi ibadet biçimi değişimlerindeki varyans da o nedenle yüksek olabiliyor, iç-denetim ve iç-düzenleme yok yani, merkeziyetçilik yok yani. Ki bu durum, şeyhülislamın olmadığı Sünnilik için de geçerli: Diyanetin verdiği bir karar, diğerini pek tutmuyor, çünkü iktidar değiştikçe, onların karar yönü de değişiyor.
Aleviler’de bunu Timisi üzerinden izledik. Belli Aleviler’in oyunu alabildi ama çabuk silindi gitti o ve partisi.
1960-1990 arasında aleviler CHP odaklı gittiler, sonra baktılar ki neo-liberalizmden nemalanmaları mümkün. Kendi içlerinde bölünerek, değişik yönlere çark ettiler.
Alamancılar ise, çok daha kolay Brown hareketi gösterdi. Hatta, son 50 yılda izledikleri yollar bile kaydedilmedi doğru dürüst denebilir.
Buraya kadar hep genel sorunlar. Özel sorunlara bakarsak:
TC dönemi ve ülkesi Alevi’leri, 5-7 altküme içeriyormuş. Bunu kendileri bile, 1990’lara kadar bilemedi, çünkü konuyla ilgili yaygın ulaşılabilen malzeme yoktu.
Faik Bulut ve Cemal Ateş üzerinden başlayan tartışmalarla, epeyi birbirlerine girdiler. Epeyi düşkün ilanı oldu. En son da bunu, AKP’lileşen Çamuroğlu ve şürekasına yaptılar.
Tam bakılırsa, tam Ali’ci olan mezhep Şiilik ve Aleviler, Osmanlı-İran çatışmaları döneminin kuyruk acısıyla bundan kendilerini uzak tuttular.
Tam Şii olan Aliilik (bizce Alevi adı, doğrudan alev’i ve Mecusilik’i akla getiriyor) dışındaki Alevilik; Zerdüştizm, Mecusilik, (belki?) Yezidilik, Hristiyanlık, animizm (özellikle Diyoniz’yak), (çok-çok az) putperestlik, panteizm gibi, birçok ana dinsel kategorinin birleşimi olabilen senkretizm (melez dinlilik) durumu içindeler. Tabii bir de, ateist veya marksist altkümeler de var ayrıca.
Not: Şiilik de, birbirini öldürebilmiş altkümelere sahip.
Sorun, 2000 momentleri ile bunların ölü kültürler durumuna evrilmişlikleri.
Çünkü Alevilik, değil köy kültürü, köy bile kurmayan çoban kültürü (protofeodal momentli) durumunda tutageldi kendini hep Türkmenlik söylemi üzerinden.
Bunlar, kalkıp da Almanya’ya gidince, tüm Alamancılar gibi kültürel konfüzyona düştüler.
Ancak herkes, hala kendini asıl Alii sayıyor.
Günümüz koşullarında, ateist olmak da, panteist olmak da, anarşist olmak da, kişiyi taltif eden sıfatlar değil. Bunlar hayal ürünü. Aleviler ise, bunları kimlik olarak giyinmeyi seviyorlar.
Sonuçta hepsi lümpen halk. Hepsinin oyu satılık. Hepsi (ödülle veya cezayla) uzlaşmacı.
Herkesin dini ve dolayısıyla Aliilik’i kendine, sayan yok.
Dini tartışma, dünyevi konulara dini sokma, her durumda doğrudan engizisyondur, en azından tektanrılı dinler için böyledir.
Hz. Muhammed en başta olsa ne olur, Hz. Ali en başta olsa ne olur?
Cennete gitsen ne olur, gitmesen ne olur?
Kabe’n insan olsa, ne olur?
İnsanlığın hali bombok ve sen kalkmış, bombok olmakla övünüyorsun.
Dememiz şudur yani:
Alevilik, İslam’da dakka bir gol birden, Hz. Muhammed yaşarken bile iktidar savaşına girmelerinden başlayarak, günümüze dek, genelde mazlum olsa da, hep haksız savlar ileri sürdü.
O nedenle, Alevi gençlerinin belki üçte biri, belki yarısı ateist artık.
Dedelerinin ve babalarının kıtırlarına inanmıyorlar artık yani…
Not: Yaşlanınca onlar da, armut dibine düşer, olacaklar, ayrı konu.
Dipnot:
Bu metni yazıp bitirdikten 2 saat sonra, anne ve baba tarafından duble Sünni’ye dönme Alevi çıktım. Düşüncelerim hala aynı.

(4 Aralık 2017)

Aforizma: Napolyon ve Marx

Napolyon, diyelim 1808’de ‘para, para, para’ demiş.
Marx, diyelim 1848’de ‘ekonomi, ekonomi, ekonomi’ demiş.
Sanki, anlamsal olarak arada fark yok gibi…
Bu durumda, Napolyon’un kendini sürdüremeyen Cumhuriyet’e karşı darbeci militarist diktatörlüğü ile Marx’ın proleterya diktatörlüğü de aynı anlama geliyor gibi oluyor.
Olay, horozun dediği gibi görünüyor:
Yakalayan düdükler. Yakalanan düdüklenir. Düdüklenenler hep aynı, arada düdükleyenler değişiyor.
Kümes gibi yani:
En çok gagalanan en altta kalır.

(3 Aralık 2017)

Tarihsel Dönemlerin Tek Tek ve Biraradaki Anlamları

Dünya Sistemi’ciler; 250, 500 veya 5 bin yıllık sistemler veya onlarca parça sitme süreksizliğinden dem vururlar. Oysa, bunların hepsinin birarada geçerli olabileceği veya hiçbirinin geçerli olmadığı modeller de kurulabileceği hiçbirinin aklına gelmiyor.
Burada ana problematik-kriter para kapitalizmi. Kimi diyor koloniyalizm de buna dahil, kimi diyor değil. Ancak para, sonuçta 2 bin kusür yıllık ekonomik bir alet.
İnsan bilimcilerin hatası aynı sorunların temel bilimlerde de geçerli olabileceğini düşünemeyip, oraya bakmamaları.
Einstein’in makro ölçekli-ölçütlü Görelik Kuramı ile Planck’ın mikro ölçekli-ölçütlü Kuantum Kuramı, başta birbiriyle ilgisiz sanıldı. Sonra birbirlerine aykırı sanıldı. İcatlarından 100 küsur yıl sonra bile hala düşünce birliği yok ama birarada geçerli olabilecekleri modeller de var elde.
Keza bilim olarak bilimin hepi topu 100 küsur yıllık bir tanım olduğu ve halat tama bilimin kurulamadığı gözden kaçtı.
Bir de, teknoloji tarihinde su değirmenlerinin bir icat edilip, bir ortadan epeyi süreliğine kaybolması konusu var. Epistemik açıdan böyle süreksizliklerde de mevcut tarihte.
Aynı şey, paranın kriter olduğu ekonomik determinist Dünya Sistemi için de geçerli.
Paranın var olduğu dönemlerde paranın ortadan kalktığı dönemler de var: Orta Çağ’da belli yerler ve zamanlar böyleydi. ABD 1929 böyleydi, tahta 10 sentlikler yapılmıştı. Bunlar da, kapitalistsel süreksizlikler demek.
Dünya Sistemi’ndeki süreksizlikler de zaten çöküş dönemleri sayılıyor. Merkezi hegemonların silindiği, devlet sayılarını artarken güçlerinin azaldığı ve varlık sürelerinin kısaldığı dönemler var.
Tüm bunlar, süreksiz parçalarla kurulacak Dünya Sistemi bütününün modelini ne eksiltiyor, ne arttırıyor.
Ekonomik determinist modelde sermaye birikimi kriter olduğuna göre, bunun ortadan kalktığı veya çok-çok azaldığı dönemler olduğu zaten kayıtlı.
Bir de şu var diyelim ve asıl konumuza girelim:
1500-1750 arasındaki AB’sel koloniyalist merkantilist sermaye birikimi modeli ayrı başına, 1750-2000 çeyrek Dünya’sal sanayisel sermaye birikimi modeli ayrı başına ve bu ikisi birarada farklı farklı anlamlar taşıyabilir ve bu herhangi bir diğer anlamı silmez. Bütün-parça ilintisi modellemeleri buna izin verir çünkü.
Keza; 1750-2000 1. Sanayileşme ile 1945-2250 2. Sanayileşme dönemleri, hem içiçe geçebildi, hem de gelecekte ikincisi tamamlandığında, tıpkı tam bilim gibi, Tam Sanayileşme olarak bütünleşecek. Bu ikisi de, birbiriyle çelişmiyor.
Artı, 1945-2020 arasındaki 2. Sanayileşme, hem türün bitebilme olasılığı, hem de türün yeni bir türe mutasyonu (Homo Posterus) oldu. Bu ikisi de, birbiriyle çelişmiyor.
Tüm bunlar büyük kategori içindeki küçük alt küme kategoriciklerin süreksizliklerinin, seçilen öğelerle birbirinden farklı birçok tanım dizisi yaratılabilmesini mümkün kılıyor, kıldı, kılacak da.
Şunu unutmayalım:
Neolitik Devrim’e, adı taa neredeyse 2. Sanayileşme epeyi ilerlemişken verildi. O da, onlarca süreksiz parçadan ve parçacıktan oluştu. Epeyi bölgede, ortaya çıktı, silindi, yeniden ortaya çıktı. (Ki bu, 1. ve 2. Sanayileşme için de böyle olacak, bilimkurgu romanlar bu konuyu çok işlemiştir.)
O nedenle, tarihsel dönemlere bakarken ve onları irdelerken, tanım yerlerini ve zamanlarını kesin koyalım, aynı parçaya farklı bütünlerde farklı anlamlar kazandırılabilmesine izin verelim.

(3 Aralık 2017)

Anarşizm Dersleri

Anarşizm, 180 yıllık tarihinde henüz herhangi bir devlet yıkamadı.
Ama; özerk, mikro ve/ya geçici olsa da, 3 kez devlet kurdu, yıkılmış devletler içinde devletler veya devletçikler.
Oysa; 5 bin yıllık tarihte 5 ila 50 bin devlet yok oldu veya edildi.
Devletler:
Ya, kendi kendilerini yok ettiler. Roma veya ABd gibi hegemonların yaptığı daha çok bu. Ya da başka deyişle, yıkılmaya olan kendi katkıları % 50 veya daha çok. İşin ironik yanı, bunu aslında hegemonluklarını daha arttırmaya zorlarken beceregeldiler.
Ya; hanedanlararası veya hanedaniçi çatışmalar nedeniyle, iktidar odağı değişmesi oldu. Hanedanlararası çatışmalarda, eğer yeni bir hanedan başa geçerse, yeni bir devlet kuruldu sayılageliyor: Selçuklu’dan sonra gelen Osmanlı gibi. Şerh: Bizim Anadolu Selçuklu Devleti dediğimiz şeye, kendileri ve tarih atlası, Konya Rum Devleti diyor ve bu, Türk ağırlıklı bir İslam devleti.
Ya; ciddi rejim değişiklikleri oldu: 1.-n. Cumhuriyet ayrımları, politik tarihte, yeni devletleri imler.
Not: Rejim değişikliği, krallıktan cumhuriyete gibi de olabildi.
Ya; n sayıda devlet birleşip, bir devleti yıktılar. Osmanlı için bu geçerli.
Ya; n sayıda devlet kendi aralarında dönüşümlü olarak uzun dönemler savaştılar ve sonunda hepten bittiler. AB için böyle oldu.
Not: Hala, sürekli bir iktidarı arttırma, alanı genişletme çabası sözkonusu ama sonuç tam tersi olmakta.
Öbür türlü bakılırsa:
Anarşistler, epeyi devletin ya 1 numarasını, ya da oligarklardan önemlilerini öldürdüler ama iktidarlar, baskılarını arttırarak daha güçlenmiş olarak, bu olayları atlattılar. İşin tuhafı, 180 yıldır hiçbir anarşist kandi tarihinden ders almış değil hala.
En son olarak da:
Benim içinde bırakıldığım, bir devletin kendi kendini fiilen geçersiz ve güçsüz duruma dönüştürmesi var: Bitmiş 1. Cumhuriyet 2013-2017 öyle.
Ek olarak da:
Var olan 200’e yakın devletin, (TC dahil) üçte ikisinin geçerli devlet puanlamasında tamın yarısından az puan alması durumu var.
Anarşistler bunları yapamadılar…
Peki, neleri yapabildiler?:
Otonom bölgeler ve kısa zamanlar kurtardılar tarihten. Bir tür ölümüne gönüllü kobay gibi yani. Özellikle Ukrayna 1920-1922 ve İspanya 1936-1937 deney(im)leri böyleydi.
Yani anarşistler, kabaca 3-5 kez devletli olmayı denediler ve epsilon kazanırken, 3-5 kez kaybettiler. 1880-1905 Avrupa suikastler dönemini de katarsak, 10-15 kez kaybettiler.
Olay, bariz ölçüde ilk ve çok başarısız Spartacus köle isyanını anımsatıyor.
Biraz da, 1905 Rus isyanını.
Burada en büyük sorun şu:
Devlet kurumu, kuşaktan kuşağa aktarılabilir olageldi ama anarşist oluşumlar öyle değil, ne kültürel kuşak, ne de genetik kuşak değişimlerinden anarşizm aktarımı işlemiyor gibi.
Demek ki anarşizmin varlık, tanım, uygulama alanını, fraktal olarak epeyi genişletmek gerekiyor.
21. Yüzyıl başındaki ilk 15-20 içinde bunun için epeyi çaba gösterildi ama şimdilik beyhude ve nafile çabalar oldu bunlar.
Ana akım konsensustan izleyebildiğimiz kadarıyla izlenimimiz budur…

(3 Aralık 2017)

Pazar, Aralık 03, 2017

Alevi / Türkmen Anarşizmi

Önnotlar:
Almanya’daki bir okurum, konuyla ilgili bir metin yazmamı talep etti ve bana bu başlıklı bir kitap gönderdi. Daha önce, parça parça konuyla ilgili metinlerim var. Ancak, olaya bu bakış açısıyla bakmadım, çünkü bana uymuyor. Yine de, ricayı yerine getirerek, bir kayıt bırakmak arzusundayım.
Önkoyutlar:
İlkel komünal toplumların komünlerinin, özerk toplumsal yapılarının ve hatta az mülkiyetçiliklerinin veya mülksüzlüklerinin komünizm olmadığını, zaten marksistler yazagelmiş, ben de dendenlemiş olayım.
Göçer, proto-feodal yapılı bir toplumun anarşist veya komünist olması mümkün değil, çünkü bunlar sanayi ve kent  toplumunun tanımları.
Giriş:
Alevilik-Şiilik ilintisi, konuyla ilgili olanların veya dışarıdan bakanların bir türlü derli toplu anlatamadığı bir konu. En az 5 türlü Alevilik var ve çoğu bir diğerini yok sayıyor.
Konuyla ana akım tez, Türkmenler’in hem en has Türk, hem de en has Alevi oldukları yönünde, epeyi uç milliyetçi ve uç dinci kalabilen bir sav.
Oysa Türkmenler, Türk değiller. Konuyla ilgili olarak birkaç metin yazmışlığım var. Türkmenler, İrani bir halk, Orta Asyalı ve çekik gözlü bir halk değil. Kalın yüz tenli bir halk, oysa sarı ırka yakın hakların yüz teni ince olur.
Türkmenler; epeyi halkın yaptığı gibi, coğrafyasını, adını ve dinini değiştirmiş bir topluluk.
Türkmenler’de olsun, Aleviler’de olsun, merkezi otorite, hiyerarşi çok güçlü. Dede ne derse, o oluyor. (Bunu bizzat gözledim, İstanbul’da bile ve Aleviler’in kendi ağızlarından da dinledim. Ayrıca, konuyu zamanında rahmetli Ümit Kaftancıoğlu da bir kitabında ele almış.) Gerontokratik (yaşlı hegemonu) bir ataerkillikleri var.
Yani, bırak anarşizmi, demokratik / özgürlükçü bir iç yapıları bile yok. Anarşizm, daha bireysel bir şey veya küçük ölçekli topluluklarda işliyor ama Aleviler, cemevlerinde epeyi kalabalıklar.
Gelişme:
Geçelim kitaba:
Birinci makale:
Devlet kurmaya karşı olmak, göçerliğe taraftar kalmayı seçmek, yerleşikliğe geçmemeyi tercih etmek demektir ve bu, taa 500’den beridir Türkler’in bir derdidir. Yani, devlet kurmama isteği veya devlet kurmaya karşı çıkma, anarşist tez değildir.
Ek bilgi: Bu konuyu anarşist Kürtler ile de çok tartıştım internette: Onların bir bölümü de, bazı 550 Türk momenti gibi, 2010-2020 Kürt momentinin devletliliğine karşılar. Oysa, benim aynı global momentteki savım, özellikle AB parlamentosunda acilen anarşistlerin ve ateistlerin politik olarak devreye girmesi. Çünkü, bazı şeyleri (özellikle demokratik bazı değerleri) artık ancak onlar kurtarabilir. (Ben, hem anarşistim, hem de ateistim.) Bunu isterler mi, yoksa yıkımı mı seyretmeyi mi yeğlerler, onu birlikte göreceğiz.
Sonraki tarih momentlerinde de Anadolu’daki göçerler, devlete vergi ve asker vermemek için, dağda kalmayı yeğlediler. % 90 koşulda da devlet onları yendi ve ovaya yerleştirdi. (Anne tarafım Uşak Eşme taraflı, oradan biliyorum.)
Vurgulu ek: Orta Asya Göktürkleri ile, 1200 veya 2000 tarihli hiçbir halk, % 5’ten daha çok akraba değil. Endogami değil, ekzogami yaşandı hep çünkü.
İkinci makale:
Başıbozukluk, anarşizm değildir. Bunun 2017 sonunun sokaktaki fiili devletsiz İstanbul’unda tüm lümpen halkların yediği, başıbozukluk ve ayaktakımı herzelerini bizzat gözlüyorum. Hiçbir manevi, ailevi, hukuki, dini, siyasi değer kalmadı halklarda. İnsanları Allah, baba ve devlet korkusu bile durduramıyor. Bu, tarihte ilk kez olmuyor. Sonuç, genelde Sodom-Gomor sonu gibi oluyor.
Devlete isyan ayrı şey, devlet kurmamak ayrı şey, devleti tasfiye ayrı şey, devleti yıkmak için savaşma ayrı şey. Türkmen denilenlerin klasik klişe öyküsü, devlet geliyor, vuruyor pata küte, 9 durumda devlet kazanıyor, 1 durumda asiler kazanıyor. Sonuçta, Osmanlı’yı Türkmenler yıkmadılar, yıkamadılar.
Bir de genel bilgi:
Konsensus, Türk’ü ayrı, Moğol’u ayrı, Tatar’ı ikisinin melezi ama o da ayrı halk-tarih sayar. (Rus’u da, Germen-Viking melezi sayar örneğin aynı konsensus.)
Alıntı not: “Fakat Ebul Gazi, yazdığı iki eserle Türk ile Türkmen’i tarih, coğrafya, ad, zaman ve hatta dil açısından ayırmıştır.” (Türkmen Anarşizmi, Sayfa: 57) Bizim tezimiz de bu yönde.
Üçüncü makale:
Türkiye Türkçesi, 1930 ve 1960 dalgaları ile üretilmiş, Yeryüzü’nün en düzenli, en yeni-yapay dilidir. Yeniden üretimi hala sürmektedir. (Benim de Türkçe’ye 1.500 (yazıyla bin beş yüz) küsur sözcük / anlam katmışlığım var.)
Dolayısıyla günümüz Türkçe’sinin , ne Göktürk Türkçesi ile, ne de Lugat-üt-Türk Türkçesi ile benzerliği vardır.
Türkmence sayılan dilin de, özgün Türkmence ile ilintisi yoktur.
İkisinin ortak ve ayrı yönleri için, ikisinin sözlükleri karşılaştırılabilir. Ancak Türkmence, göçer dilidir, yazı dili değil, sözel dil dilidir yani; Türkçe ise, yapay-soyut bir dildir ve kitap dilidir.
Özel not: Türkmence (o zamanki ve bu zamanki), ancak o zamanın Karlukça’sı ile ilintili olabilir, çünkü o zamanki Türkmenler’i Anadolu tarafına ilk süren ve devlet sahibi olan onlardır. İran-içi yolculuğun bilgisi hala eksik ve muğlak, onu da not düşmüş olalım. Bu makale ise, Karlukça herhangi bir malzeme içermiyor. Konusunda eksik bilgiye sahip yani.
Dördüncü makale:
6 makalenin 3’ünü irdeleyince, beynim istop etti. Hem yoruldum, hem beynim bu beyhude çabayı sürdürmeyi reddetti. Ben de durdum.
Toparlayıp çıkışa geçiyorum o nedenle.
Genel:
Okurumun benden bir dileği de, konuyu Dünya Sistemi içine yerleştirmemdi.
850-1900 Türkler’inin (yani öyle denilenlerinin veya kabul edilenlerinin), tarihlerini ve kurdukları devletlerin tarih atlası ve Dünya sistemi içine bilgisel yerleştirmesi konusunu işlemeyi, Ebubekir Ceylan ve İbrahim Okçuoğlu, ayrı ayrı gayet güzel yaptılar. Katıldığım tezleri var, katılmadığım tezleri var, onların da birbirine uymayan tezleri var. Ama onlar, konunun uzmanları, konu onların sorumluluğunda yani. Benim yaptığım, doğru-geçerli kabul ettiğim bilgileri tarih atlası üzerine noktalamak yalnızca. Onların da çözünürlüğü çok yüksek değil, çünkü disiplinlerarası ve çokdisiplinli biriyim, benim işim kavramsal çerçeve kurmak. Yaptığım, bilgilerin hiçbir bilgi disiplinine aykırı olmamasını sağlamak için, epistemik redaksiyonlarda bulunmak. (Ki bu metin de öyle oldu.)
Sonuç:
Bu makaleye başlamadan önce de düşüncemiz aynıydı, onu tamamlarken de öyle kaldı.
Yeryüzü’nde öyle olduğu kabul edilen, yalnızca 2 anarşist deneme oldu (ikisi de anarko-komünist):
İspanya 1936-1937 ve Ukrayna 1920-1922. İlki faşistler tarafından, ikincisi reel sosyalistler tarafından ezildi ve yok edildi.
Yani, kime olursa olsun, bir politik odağa yenilmek de, anarşizmin başarısızlığı sayılsa gerekir. Karşı taraf hile yapmış veya arkadan vurmuş olsa bile, böyledir.
Dolayısıyla, epeyi bir özeleştiriye gereksinimimiz var.
O nedenle, bu türden uygunsuz katkılarla konuyu bulandırmaya gerek yok. Geçmişe değil, geleceğe bakmalıyız.
Anarşizm, artık 21. ve 22. Yüzyıl’ın, yani 2. Sanayileşme’nin ve Homo Posterus’un problematiği de oldu. Homo Sapiens bu işi kıvıramadı yani.
Bizim için, olmuş olmuştur, ölmüş ölmüştür. Felaket önlenebilirdi, yönetilebilirdi, artık yalnızca yıkımların dökümü yapılabiliyor. Türkmen göçerliği konusunda da aynen öyle.
(3 Aralık 2017)

Işıl Özgentürk Negasyonu

Kendisini yazar olarak ilk kez, ‘Yokuşu Tırmanır Hayat’ kitabıyla 35-40 yıl önce tanıdığım, o günden beridir de çıkışa geçmesini bekleyip, bir türlü bunu göremediğim, Ali Özgentürk’ün eşi olduğunu öğrenince, nedenini de buna bağladığım yazar.
Bu kez Cumhuriyet’te kendisini aşan politik bir metin yazmış.
Sonundan başlayayım:
“… bütün bunlar olurken ülkemizde bir genç kadın, çocuklarını ısıtamadığından intihar etti.”
Oysa, kendisinin gözönüne almadığı 2 bilgi var:
O koşullarda intihar edenlerin yarısı, AKP’ye oy verdi.
AKP, zaten 20 milyon kişiye yakıt dağıtıyor şu an. Bu da, pek olumlanacak bir şey değil. Bazı insanlar, 15 yıldır beleşe yaşıyorlar. Çalışma gereksinimleri bile yok. Mikro-rantiye diyelim bunlara.
Özgentürk, çok sulugözlü bir hümanizme takılıp kalmış durumda, hem de 50 küsur yıldır. (Embriyo oğlunun Ruhi Su dinleyip, kalbinin altında, huzur içinde uyuduğunu yazmıştır örneğin.)
Kitle; yaptığı politik hatalar nedeniyle, toplama kampına da konur, soğuktan da donar ve hatta Stalingrad’da olduğu gibi yamyamlık da yapar, birbirini yer yani.
Öyle, sevelim sevilelim, ile bu işler yürümüyor yani.
Gelelim, Zarrab’ın deve ettiği paralara:
“… bir Türk yurttaşı olarak ben, keşke diyorum, bu delinme işinden gelen paralar gerçekten ülke yararı için kullanılsaydı da Rıza Sarraf bizim sorunumuz olaydı.”
Türkiye derken, o para belli TC vatandaşlarının yararı için kullanıldı, o kesin. Ama Türkiye var, Türkiye var tabii…
‘Ülke yararı’ diye bir şey kesin ve belirgin değildir. Bazıları için yararlı, bazıları için zararlı, vardır. Kitle ile iktidar seçkinlerini çıkarları, kimi koşuttur, kimi aykırıdır.
Toplu ulaşım araçları birilerine yarar, paralı otoyollar başka birilerine yarar.
Tatlısu solculuğunu 50 küsur yıl itelemek, pek akıl bir şey değil yani…
“Amerikan Federal Bankası 1 milyon dolar basacaksa, bunun sadece yüzde 10’unu gerçek bir değer olarak yatırmaktadır, yüzde 90 değersizdir. Yani, bir yığın değerli gibi görünen kâğıt, havadır.”
Bu, ekonomi cehaletini geçen değerlikte bir ibare.
Piyasadaki paranın toplamı ile ekonominin (diyelim 1 yıllık) toplam değeri arasında, emisyonun aleyhine epeyi bir ters oran vardır. Çünkü genel para, yılda 2,5-4 kez tur atar. Küçük esnaf için, para her gün tur atar. Reel sektördeki (KOBİ) özel şirkete açılan banka kredisi, 3-4 ay vadelidir, yani o da yılda 3-4 tur atar demektir.
ABD’nin piyasaya sürdüğü para, gerçekten büyük: 2007-2009 momentinde 1 trilyon dolar (ama o bile çöküşü durdurmaya yetmedi ve piyasaya mafyanın parası kabul edildi). Çünkü, emlak piyasası yanlış krediler nedeniyle çökünce, (son yıllarda global moda olan biçimde) Fed (tüm Dünya merkez bankaları bunu yapıyor biçimde) piyasayı kolaylaştırmak için, piyasaya para değil, bono ve tahvil sürdü. O paranın çoğu da, kur savaşları nedeniyle ABD dışına gitti (en başta da Çin’e). Son 1,5-2 yıldır da yine Fed, o parayı geriye ABD’ye çekiyor, yani faizleri yükseltiyor.
Bildiğiniz kağıt para, G-7 ülkelerinde çok çok azaldı, çünkü kredi kartları var. Bazı AB ülkelerinde epeyi alışveriş yeri nakit para almamaya başladı.
Bu, (sanal sektörün % 80 ağırlıkta olduğu) yeni bir ekonomik politika ama tükendi. Çünkü eski genel-ana-reel ekonominin kuralları öyle çiğnendi ki oyun çöktü. Şimdilerde, yine eski kurallara dönülüyor ama oyun toparlanamıyor bir türlü.
Bu durumda ABD de, gücü yettiği ülkelere, yani TC gibilerine saldırıyor. Zarrab olayında olup biten yalnızca bu.
ABD, olayı 2013’ten beridir bildiğini açıkladı zaten. Bakıldı, olay iç hukukta halledilmiyor, dış hukukla halledildi.
Bu, ekonomi için böyle oldu, politika ve askeriye için de böyle olacak. Bazı Türk politikacılar, o intihar eden Sırp general gibi, savaş suçundan uluslararası savaş suçundan yargılanacak. Bizimkiler zehir içmez ama.
Bu, BM kararlarını delmekten dolayı, uluslararası bir dava.
Evet, güçlünün davası. Güçlünün hukuğu.
Ama TC haksız.
Ama kimse TC’ye kumpas falan kurmuyor.
Zaten o paralar, epeyidir yurtdışında.
Özgentürk, arabesk kemancı gibi, gıy gıy da kafa ütülemiş.
Gerçek durumlar ise bunlar.
O nedenle insan, bildiği konuyu lazmalı.
Yoksa, Özgentürk gibi, akil değil, sakil kalıyor.
(3 Aralık 2017)

Cumartesi, Aralık 02, 2017

AKP’nin Zarrab Tutumu: Aralık 2017

AKP, tam 15 yıldır hiçbir muhalefetle karşılaşmadan iktidar eylemeye alıştı.
Seçmenine ne dese yutturabildiği için, kendi yutturduklarına kendi ninarı oldu.
Zarrab meselesinde de böyle bu:
Erdoğan ve diğerleri, kendilerini aşan ulusal, uluslararası ve global / insansal yasa olamayacağını sanıyorlar, çünkü onlar hegemonlar.
İran’a yönelik ambargoyu delmek, tabii ki TC yasalarına uygun, çünkü bilriğimiz ticaret bu. Ancak, bir BM kararıyla yasaklanmış ambargo.
Tamam, global bir hegemonun baskısıyla konmuş bir ambargo ama o global hegemon senin müttefikin.
Ayrıca ABD, çok güçlü ve çok zalim.
1950’den bu yana neredeyse, 10 milyon sivilin ölümünden sorumlu ve onu yargılayabilecek bir mahkeme henüz Yeryüzü’nde yok.
Güçlünün yasası bu yani.
Ama sen de onun arkasına saklanıp, 2,5 trilyon doları deve etmiş durumdasın son 35 yılda.
Şimdi, deniz bitmiş durumda. Ve ABD, kaybettiği dolarları birilerine fitil fitil ödetiyor.
TC de kalkmış, kimse bize dokunamaz, diyor.
Ve yanılıyor tabii ki.
TC’ye aylık 10 milyar dolar girmezse, AKP’nin değirmeninin suyu kurur. Oyverenler de (özellikle 20 milyon beleş yaşayan kişi) hemen sırtını size dönerler.
ABD, bu kez çok yavaş davrandı. Sanırım, koşullar olgunlaşmamıştı ve yargılama oyunu için yeterince malzeme birikmemişti. Çünkü, sözkonusu olan on binlerce belgenin doğrulanması.
Mahkemenin ilk 3 günlük gidiş mahkumiyet yönünde açık sinyal veriyor.
Cuma öğlen haftasonu tatili verilince, AKP harekete geçti ve Zarrab’ın mal varlıklarına el koydu ama onun eşi olan Gündeş’inkilere değil. Ki bu, epeyi büyük bir falso oldu.
Önümüzde 3 tam haftaiçi ve 15 (veya 12,5) işgünü daha var. İlk 2,5 güne bakılınca, geri kalan günler, perçinleme ile geçecek gibi. Önce, temel çivilerini, mıhları, kabaraları çaktılar çünkü.
Aralık 2017 sonundaki kararın tam sonucunun açıklanması, uygulanması ve sonuçlarının ortaya çıkması en az 3 ay daha alır.
Bu sırada AKP gevşer, dezenformasyona geçer. Kamuoyu ve kendileri konuyu unutur.
Sonra da çaak…
İlkin şunlar olacak:
Ya bazı bankaları uluslararası sistemin dışına alacaklar.
Asıl AB, bunu yapacak.
İthalat ve ihracat kilitlenecek.
Onunu sonucu da birkaç ayda kesinleşir.
Yani:
Haziran 2018 gibi Türkiye, dımdızlak kalacak.
Sonrası, savaş kesin…
İçeride ise, azrail tırpanı kesin…
Fetö uygulamalarını gördük, hem de çok acı gördük.
Onun 10 katı gelecek bu kez…
Hepimize kolay gelsin…

(1 Aralık 2017)