Pazar, Eylül 08, 2019

Memleketi Repçiler Kurtaracak


Alıntı:
“Rap’çi Şanışer’in 20 müzisyenle birlikte yaptığı Türkiye’nin gündemindeki sorunları ele alan “#Susamam” isimli şarkı projesi, büyük yankı uyandırdı. Şarkıda Şanışer ile birlikte Fuat, Ados, Hayki, Server Uraz, Beta, Tahribad-ı İsyan, Sokrat St, Ozbi, Deniz Tekin, Sehabe, Yeis Sensura, Aspova, Defkhan, Aga B, Mirac, Mert Şenel ve Kamufle yer alıyor. Her bir sanatçı, Türkiye’nin gündemine damgasını vuran konularla ilgili söyleyecek sözlerini sakınmadan dile getiriyor
‘Susamam'ın yaratıcısı müzisyenler Cumhuriyet'ten Orhun Atmış'a konuştu. Doğa, kuraklık, hukuk, adalet, hukuk, Türkiye, İstanbul, eğitim, sorgulamak, kadın hakları, gurbet, hayvan hakları, intihar, faşizm, sokak, trafik gibi pek çok konuya değinen şarkıcılar, "Korkacak kadar vicdansız değiliz" dedi.”
Breh breh breh.
At martini Debreli Hasan, dağlar inlesin.
Repin genel Türkçe düzeyi, embesille eksi zekalı arasında seyreder. O dille mi memleketi kurtaracak bunlar?
Eğer memleketi kurtarmak repçilere kaldıysa, yandık.
En dip haliyle CHP bile yeğdir.
+
Ara nağme:
Memleketi repçiler kurtaracak.
Peşpeşe gelen 2 alaturka rep parçası sosyal medyayı salladı:
Ezhel'inki ve kalabalık bir grubun 'Susamam'ı.
Müziğin veya protest müziğin toplumsal dönüşümler yaratabileceği kanısında değiliz.
Bunu, bizde Timur, Cem, Zülfü üçlüsüyle 1980 öncesinde, dışarıda her ülkenin kendi protest müzisyenleriyle 1960-1980 arasında gördük.
Protest, 60 yıl öncesinin slaktivizmiydi yani.
Ahmet Kaya, dejenere-lümpen-arabesk-protest bileşimi gibi bir şey idi. Hikayesi Kürtperver zirvesi olarak bitti. Tam Niyazi oldu.
Kimse, arabeskin protest olduğunu önesürmedi. Kimse, repin protest olduğunu önesürmesin.
Gecekondu gitti, varoş geldi; arabesk gitti, rep geldi.
Yani, rep de protest falan değil. 20 yıldır böyle.
Bu 2 parçadan önce, alaturka repçiler arasında rezil rüsva bir ‘diss’ durumu olmuştu. Herşey reyting içindi yani. Zaytung hayallerini bile aştı durum.
Şimdiki de reyting için bizce.Yine Zaytung’luk durumda.
HDP'nin bile, seçim şarkısı olarak rep kullanmışlığı, yeni 2 repin uyandırdığı dalgayı CHP'nin uyandıramaması, hal-i pürmelalimizi sergiliyor.
+
Alıntıya devam:
“Rapçi Şanışer’in 17 şarkıcıyla birlikte söylediği #Susamam şarkısına çektiği 14 dakika 55 saniyelik klipte #sokak bölümünü seslendiren Mirac’ın sosyal medya paylaşımı tepki çekti.
HDP’lilerin ve FETÖ’cülerin oy verenlerin klibi paylaşmasından rahatsız olduğunu söyleyen Mirac, Twitter hesabından “SÖYLEMEM GEREKİR. Şarkıda bulunan bir kişi olarak ve tamamen yoksulu, yetimi, mülteciyi, sokağı anlatan biri olarak aşırı uç siyasi kesimlerin, HDP ve FETÖ bağlantılı kişilerin şarkıyı paylaşmasından ve bundan nemalanmasından aşırı rahatsızlık duyduğumu belirtmeliyim” mesajı paylaştı.”
Bitmedi, daha var:
Aynı kişi:
"Kırdığım tüm insanlardan özür dilerim. Ben de özgür bir insan olarak, bazı parti ve ideojilere uzak durma ve doğru bulmama hakkını kullanabilirim. Şimdi tehdit ve baskılarınızı üzerimden çekin ve beni özgür insan haklarımla baş başa bırakın."
Eh, repçinin isyanı mendil kuruyana kadar.
Daha dur, AKP sizi bir silkelesin, hidayete bile erersiniz toptan.
AKP, zaten repçilere hınçlı, uyuşturucu propagandası yapıyorlar diye, epeyi repçiye dava açılmış durumda. Şimdi bu (biri Ezhel’inki olan) 2 şarkı, onları daha da kızdıracaktır / kızdırmıştır.
(8 Eylül 2019)

Hafıza görevini artık internet yapıyor, insan beyni düşünmeye ağırlık veriyor


Son 1 ayda, sık sık bilimcilerin biraz desteksiz savlar içeren metinlerini okuduk, grupsal beyin fırtınasındaki yaratıcılığın, tek başına yaratıcılıktan daha üstün olduğuna ilişkin sav gibi. Ancak, bizce gerçekler pek öyle söylemiyor.
Bu kez için de böyle.
Başlık savı için, ancak şöyle bir düzenlemeyle olumlu yanıt verilebilir:
İnternette hemen tüm günümüz yoğun düşünceleri var. İnternet çok hızlı çalışıyor. Global konsensus ana başlıklarından haberdar ve beyni öncekinden daha hızlı çalışabilen biri, daha önceki düşüncesel üretiminin 10 katı hıza ve verime çıkabilir.
İkisi, bizce çok çok farklı şeyler.
İnternet yokken, kütüphaneler vardı. Kütüphane tarama hızı, internet tarama hızına oranla çok düşük. O zaman da, düşünce üretme hızı düşük kalıyordu.
Gelelim alıntıya:
“… bilgi ararken hafızamızı taramak ve farklı bir bilgi kaynağı kullanmak yerine interneti tercih etmenin bilişsel performansımızı nasıl etkilediği merak konusu.”
İşte, savdaki aksama burada.
Eğer bir kişi, Wikipedia’daki konuyla ilgili zaman çizelgelerini ve sayfa indekslerini bilirse, arama ve düşünce üretme hızı, 10 katını bile geçiyor, bizzat tanığız buna.
Burada da, ara bir örnek var:
Tematik ansiklopediler. Çünkü alfabetik ansiklopedilerdeki arama hızı, tematiklerdekinden çok çok düşük kalıyordu, konular sayfalara dağınık yerleştirilmişti.
Buradan çıkan sonuç da şu:
İnsün türü, bilgiyi bir: dış belleğe aktarıyor, iki: o dış bellekleri kataloglarken, kendisi bir türü düşünce üreten RNA / DNA / kromozom durumuna başkalaşıyor.
(8 Eylül 2019)

Yaratıcı Beyin Fırtınası İçin Optimal Grup Büyüklüğü Nedir?


Önvurgu:
Fırtına, esinti değil.
+
Alıntı:
“The men in twenty-three of the twenty-four groups produced more ideas when they worked on their own than when they worked as a group. They also produced ideas of equal or higher quality when working individually.”
Meali:
23-24 kişilik gruplar, hem nicel, hem de nitel olark, tek başlarına çalıştıklarından daha çok sayıda ve nitelikte düşünceler üretmişler.
Küllüm mafiş bir tez.
Dünya fizikçilerinin kongrelerini biliyoruz. Einstein7lar, Planck’lar tek başlarına görelik kuramını, kuantum kuramın üretmiş, oraya gelmişler, birbirlerine girmişler.
Bu mu yaratcı düşünce fırtınası?
Onu bırakın, aradan yüz küsur yıl geçmiş, o düşünceler hala birleştirilememiş.
Bu mu yaratıcı düşünce?
+
“The same is true of academic research— professors who work together electronically, from different physical locations, tend to produce research that is more influential than those either working alone or collaborating face-to-face.”
Akademik araştırmalarda, internet üzerinden birlikte çalışmalarda, yalnız çalışmaktan veya yüzyüze görüşmekten daha iyi sonuç alınmış.
İkincisine kesin katılırız. Bizzat yaşadık, biliyoruz.
Zaten, bu iki alıntıdaki iki durum, sosyal psikoloji açısından bakınca, birarada geçerli olamayacak şeyler. Yani, insanlar hem grup çalışmasında, hem de internet grup çalışmasında iyi olamıyorlar zaten. Bu, yalnızca akademik çalışmalar için geçerli de değil, hemen her tür iletişim ve etkileşim için geçerli.
Ancak şu mümkün:
Aynı insan, kimi internette, kimi yüzyüze çalışırken daha iyi olabilir değişik yerlerde, zamanlarda, duygusal durularda.
Bizim (ister tek başına, ister grup olarak) yaratıcı düşünce üretmek içinki beyin fırtınaları için tezimiz şu:
Birebirlik yok. Raslantısallık, hatta rasgelelik var. Duygusal moment, beyin verimini epeyi etkiliyor. Yaratıcı düşünce, genelde kişileri münasebetsiz anlarda ve koşullarda ziyaret ediyor, hatta kimi o düşünce kaydedilemeden zihinden uçup gidiyor.
Bizi asıl ilgilendirden ve çalışılıp çalışılmadığını bilmedğimiz durum şu:
Rickkard’ın kur savaşları üzerine yaptığı, birden çok gruplu, bir tür yarışmalı / çatışmalı, beyin fırtınası türü çalışmalar.
Bu, daha karmaşık durumlar içeriyor.
O çalışmada ilginç bir durum çıkıyor:
Rickaard, çok değişik bir düşünceye baştan sahip, onu adım adım dayatıyor, önce herkes ona karşı çıkıyor ama sonunda herkes onun haklılığını kabul ediyor.
Bu, Dünya fizikçiler kongresinde hiç yaşanmamış bir durum.
Ancak, bu iki durumun beyin fırtınasıyla değil de, katılanların, kişilik yapılarıyla ilgisi var herhalde.
Dikkat çekmek istediğimiz nokta buydu.
+
Çıkış:
Yeni sözcük yaratmak için tek kişilik çabaların, yarkurul / kurultay çabalarını sonuç / sayı olarak geçtiğini, TDK tarihinden biliyoruz. 1960-1974 arasındaki yazarların romanlarında ve öykülerinde yaratılmış 18 bin tane sözcük var. Yarkurullar o sürede ancak bu kadar üretebilmiştir, o da belki.
Yani, biz hala tek kişilik beyin fırtınalarının daha etkin olduğu kanısındayız.
Çünkü, kitaplar ve kuramlar hala tek başına yazılıyor, ≥ % 99 oranla.
(8 Eylül 2019)

Cuma, Eylül 06, 2019

Ellon Musk, Jack Ma, Yapay Zeka


İkisi de çok zengin. Herhangi bir konu üzerine ne derlerse desinler, bu yüzden haber oluyor.
Hawking zengin değildi ama ünlü bir bilimciydi, o da yapay zekaya takmıştı, o da ne dese haber oluyordu.
Musk ve Hawking, yapay zekanın insan türünün en büyük belası olduğunu / olacağını önesürdü. Ma biraz daha farklı düşüncede, o yapay zekanın yararlı yönlerini savunuyor.
İkisi biraraya gelip tartışmışlar.
Bakalım neler demişler?:
“Mr Ma focused much of his comments on how machine learning could act as a force for good. He said it was something "to embrace" and would deliver fresh insights into how people think.”
İnsanların nasıl düşündüğünü yapay zekanın nasıl düşündüğünü öğrenmek yoluyla öğrenmek, pek akıl karı değil. İnsanların % 80’i aynı beyin devrelerini paylaşıyor olabilir ama diğer % 20’si paylaşmıyor. Özellikle de, Sacks vakası tipi beyinlerin nasıl çalıştığını öğrenmek, o % 80’in nasıl düşündüğünü öğrenmekten ve modellemekten daha önemli.
Yani Ma, baştan kendi kalesine gol atmış.
+
“By contrast, Mr Musk suggested that mass unemployment was a real concern.
"AI will make jobs kind of pointless," he claimed.”
Yapay zeka insanları işsiz bırakacakmış.
Bunu, 3 kişilik işi 1 kişiye yaptıran 1 dolar milyarderi söylüyor. Gülelim mi, ağlayalım mı?
Yapay zeka, insanları tabii ki işsiz bırakacak. Makinalar da bıraktı, robotlar da bıraktı, hele hele 1 robot rahat 10 kişiyi işsiz bıraktı.
Ne yapacağız?:
Makinaları ve robotları kıracak mıyız?
+
Buradan inanılmaz akla eza bir noktaya geliniyor, Musk demiş ki:
"I want to emphasise this, the biggest issue in 20 years will be population collapse, not explosion collapse."
Nüfus azalması, geleceğin en büyük sorunlarında birisiymiş.
Yapay zeka insanları işsiz bırakacaksa, nüfusun azalması olumlu bir şey.
3. Dünya’da nüfus artarken, 1. Dünya’da nüfus azalıyor, Musk bunu belirtmemiş. Bu durumda, bildiğimiz yeni Kavimler Göçü asıl sorun ama Musk’ın buna aklı ermez, BM’nin, ABD’nin ve AB’nin ermiyor çünkü.
Yani Musk, kendi önermelerinin ardışık sonuçlarını göremiyor. Bu da bir dahiye değil, bir gerizekalıya yakışır bir davranış.
+
Genel durum şu:
Yapay zeka, (o zamanlar mekanik yapay zeka olarak) dokuma tezgahlarındaki delgili kartlardan ve elektronik hesap makinalarından beridir, insan yaşamının ayrılmaz bir parçası oldu. Bugün bütün yapay zekalar kapatılırsa, uygarlık bir günde çöker.
Savaş robotları insan türünü bitiremez, çünkü atom bombaları bitiremedi.
Yapay zeka, insan türünü yönetmez, yönetmek istemez çünkü.
Yapay zeka savaş stratejileri, zaten onyıllardır var ve ABD’nin ileri teknolojiye dayalı, Askeri Strateji 2000’i gibi yanılabildi.
+
Çıkış:
Einstein ışık hızını koydu diye, o hız geçilemez demek değil, diye kezlerce yazdık.
Şimdi de, Ma, Hawking veya Musk yapay zeka konusunda bir şey dedi diye, o önerme geçilemez değildir, diyoruz.
Ancak, her ikisinin de bu kadar kifayetsiz olduğunu bilmiyorduk, öğrenmiş olduk.
(6 Eylül 2019)

Kralın Harfleri: Bir Filmin Akla Getirdikleri


Film şu:
Kore kralı 1400 gibi, Çince harfleri kullanan kendi dilini alfabeleştirmeye çabalıyor.
+
Alfabetizasyonun Sosyo-Politiği
Avrupa kıtasında çoğunluk tek alfabeli, Asya kıtasında çoğunluk her ülke farklı alfabeli.
Hangisi yeğ?
Asya kıtasında, Latin Alfabesi kullanan yalnızca 2 ülke var: Endonezya ve Vietnam. Endonezya çokkültürlü, Vietnam tekkültürlü: Karşılaştır ve karşıtlaştır.
Çince 2 bin küsur morfem-heceli, Korece 28 morfem-heceli.
Kralın Harfleri, Korece'nin çok morfem-heceden az morfem-heceye indirilmesi sürecini anlatıyor.
Olayın çok yönü var:
Alfabeye geçiş veya alfabeyi değiştiriş, tarihte hep üstyapısal ve sancılı bir süreç olmuş.

Olgu, geleneğin kalelerinden biri sayılmış.
Türkler gibi 15 alfabe kullanan da var, Yunanlılar gibi 1 alfabenin modulasyonlarını kullanan da.
Korece ve Japonca, alfabeyi Çin'den almışlar, çünkü Çin tarihte alfabe yaratabilmiş 3 kültürden biri. Korece kendi alfabesini yaratmış, Japonca 3 tür alfabe kullanmış, Çin'inki, kendininki, Batı'nınkine göre modifikasyonlusu.
Maya, Fenike, Çin, Dünya'nın alfabe yaratmış 3 kültürü: 50 binde 3.
Mayaca, kültürel asimilasyon nedeniyle devredışı. Daha piktogram aşamasındaymış ama yine de alfabeliymiş ki bu da özgün bir örnek.
Fenikece, çivi yazısından mülhem.
Çince, hep çoklu morfem-heceli bir dil olmuş.
Antik Yunanca, Fenikece'den alfabe alıp, ona ünlü harf katan ilk dil. Bugün Dünya'da ünlüleri yazmayan alfabe / dil hala çok.
Yani alfabe, açık bir savaş alanı. Savaş hala sürüyor, çünkü 5 bin küsur dil var ama alfabeli 250 dil var ancak.
İşte, Korece'nin hikayesi bunun ortalarında bir yerlerde.
Cengiz Han ve devamı, Doğu'yu Batı'dan haberdar kılmışlar. Hulagu ve Marco Polo da, aynı yolu Pekin’den Paris’e izlemiş bir papaz da (olabilir).
+
Alıntı:
“Hangıl, Korece'de "h-a-n-g-ı-l" [한글] harflerine tekabül eden Kore harfleriyle yazılır. 1443 yılında Çosôn Hanedanlığı’ndan kral Sejong tarafından yaptırılmıştır.
Koreliler, 15. yüzyıla kadar Çin yazı sistemini kullanıyorlardı; fakat bu sistemin öğrenilmesi zor olduğundan, insanların okuyup yazamamasından dolayı Sejong, bilim adamlarından yeni bir alfabe yapmalarını istemiş, bu yolla bilimin daha hızlı ilerlemesini ve halkının sosyalleşip çağdaşlaşmasını hedeflemiştir. 1444 yılında tamamlanan alfabe, "Hunmin Côngım" (훈민정음; halka doğruları öğreten ses) adlı eserle halka tanıtılıyor. Hangıl'la yazılan ilk eser budur.”
(Wikipedia Türkçe.)
+
1400’de biri böyle yapmış.
1300-1900 arasında hiçbir Osmanlı padişahı bunu yapmayı düşünmüş mü?
Hayır.
Herhangi bir Osmanlı padişahı bununla ilgilenmiş mi?
Hayır ki zaten birçok padişah ümmiymiş.
Atatürk bunu yapmış ama nasıl yapmış tarihte yazılı.
Aptal ve cahil, 1400’de de, 1928’de de aynıymış, 2019’da da aynı.
(4 + 6 Eylül 2019)

Polis Akademisi'nden terör raporu: 268 terör grubundan yalnızca % 7'si askeri yöntemle yenildi


Alıntı:
“1968’den 2006’ya kadar 268 terör grubunu kapsayan bu raporda, “sözkonusu terör gruplarından yalnızca % 7’si askeri yöntemlerle yenilmiştir, % 43’ü politikaya girmiş ve % 40’ı ise istihbarat, polis ve kamuoyunun tepkisiyle dağıtılmıştır” “
Katılmıyoruz.
Geçersiz bilgi, hem Türkiye için, hem Dünya için.
Türkiye için, 1980 ertesinde, sol, sağ, etnik, dinci, şu bu, en az 60 grup, askeri yöntemlerle yok edildi. Ediyleyen / edilemeyen 3-5 tanedir belki.
Yani, Dünya’da toplamda çok daha fazla terör örgütü var, 1945-2019 için, çünkü o döneme ‘terör çağı’ deniyor.
268’in Dünya için mi, Türkiye için mi olduğu belirtilmemiş.
Asıl önemlisi ise şu:
Dünya’da askeri yöntemlerle yok edilen terör grupları, büyük terör grupları: RAF gibi. Küçüklerin ne olduğunun o kadar önemi yok yani.
Bir de şu var:
FARC, IRA, ETA, teröre ara verdi ve geri dönüyor. Özelikle de IRA, 150 yıllık tarihiyle özel bir örnek, çünkü tek bir IRA yok ki bu da uzun dönemli terör gruplarının birden çok terör grubu olması demek ki bizde de böyle olan TİKKO var.
Artı:
Taliban, el Kaide, IŞİD tipi, farklı adda ve ekiplerdeki terör grupları, aslında aynı çizginin devamı hep.
Artı:
FARC, IRA ve ETA, hem alanda, hem de politik alanda mücadeleye devam ediyor.
Artı.
Kamuoyunun tepkisiyle dağıtılan terör grubu, durumuna ikna olmak zor.
Tersine bakalım:
Tüm terör grupları, gayrınizami denilen / sayılan savaş yöntemleri nedeniyle, düzenli orduları başlarda hep yendiler. Bu durumda da, Mossad’n anti-Kara Eylül timi gibi, aynen gerilla tipi davranan kontra-terör grupları kuruldu.
Bu durumda biz bu raporu, ya artniyetli, ya da aşırı safdil sayacağız.
“11-13 Aralık 2018 tarihlerinde Türk Polis Teşkilatı, T.C. Adalet Bakanlığı, Avrupa Birliği üye devletleri, Avrupa Birliği Kolluk Eğitimi Ajansı (CEPOL) ve akademisyenlerin katılımıyla oluşan yaklaşık 60 kişilik uzman kadroya İstanbul’da bir çalıştay düzenlendi. Çalıştayda; “Terörizmin Tanımı”, “Radikalleşmenin Önlenmesi” ve “Engelleme ve Radikalleşmenin Önlenmesi” konuları ele alındı. Yapılan çalışmalar “Radikalleşmenin Önlenmesi ve Terörizmin Olgusu” başlıklı raporda derlendi.”
Asıl sorun burada:
Taliban’ı yaratan da ABD, el Kaide’yi kurduran da. En son da Hollanda polisi uyuşturucuyla baş edemediğini kabul eden bir özeleştiri yayınladı. Belçika polisi ise, zaten bu konuda sabıkalı, Europol toplantılarında azar işitir dururdu.
Yani:
Mafya, ÇÜŞ, kontra-terör, terör grupları ilintileri, 60 yıldır var olmasına karşın, polis ekiplerince ancak yeni yeni dile getirilebilir oldu.
Yani:
İnsan üstünde oturduğu sandalyeyi kaldıramaz.
Yani, terörizmi polisin veya askerin bitirmesi, bu açıdan zor veya imkansız. Terörizm bitmek ister mi?, ayrı konu.
Çıkış:
Bir de en önemlisi:
Siz iyiler, kötülerden daha bilgili, daha hızlı, daha acımasız olmazsanız, yenilirsiniz.
Ancak bu, terör gruplarıyla işbirliği yapan veya hatta onları yaratan devlet demek değildir.
(6 Eylül 2019)

Çarşamba, Eylül 04, 2019

Felaket Kontrolü: Kaş Yaparken Göz Çıkaranlar


Slaktivistler illa ki bir şey yapacaklar ya:
Orman yangını ortalığı boşalttı ya, onlar da hemen ağaç dikecekler.
Ancak, kazın ayağı öyle değilmiş.
“İzmir Karabağlar’da günlerce süren orman yangınının ardından ağaç dikme seferberliği  başlatıldı. Ancak Akdeniz’deki bitkilerin yıllar içerisinde yangına uyarlanacak şekilde evrimleştiğini belirten Doç. Dr. Çağatay Tavşanoğlu, ağaç dikme seferberliğinin ekolojik dengeye büyük zarar vereceği görüşünde. Kızılçam dışında, zeytin ve sandal gibi bazı ağaç ve çalılıkların yangınların ardından hayatta kaldığını belirten Tavşanoğlu, “Seferberlik katılımcıları mutlu, bakanlık insanların tepkisi azaldığı için mutlu, yani kazan-kazan durumu sanırım. Bu durumda tek kaybeden doğa oluyor” dedi.”
Genel durum saptamasına katılıyoruz, sonuncu saptamaya katılmıyoruz.
Doğa kaybetmez, doğa evrilir yalnızca: Şu yana veya bu yana doğru. Herhangi bir evrim yönünün zorunlu gereklililiği yoktur, işin içinde raslantısallık da vardır.
Buradaki sorunsal felaket yönetimi.
Düşünmeden davranma.
Kaş yaparken göz çıkarma.
Tüm felaetlerde bilinir ki bir şeyler yapmaya çalışanların % 95’i zarar verirler. Hani, bizim araba kazasından adamı salla sırt çıkarıp sakatlamalarımız gibi.
Sorun şu:
Hiçbirşey yapmama basiretini, bekleme sabrını göstermenin öğrenilmesi.
Buna ‘siper sabrı’ deniyor:
Ateş altında bile, serinkanlığını yitirmeden, uygun saldırı anını, doğru atağı beklemek.
(4 Eylül 2019)

‘Müslümanlık Sözleşmesi’, Öcalan ve ‘Toplumsal Sözleşme’


Bunlar ne çekiyorlar, gerçekten merak ediyorum.
Kürtler, yenildiklerine intikal edemedikleri için, son aylarda aşırı bir gerçekten kaçma ve kopma sendromu yaşar oldular.
Hepsi ama.
Saağcısı, solcsu, faşisti, engizitörü.
Tamam, Öcalan zaten baştan uçuktu. Kitapları abuk sabuk cümlelerle dolu.
Da, bu kadar farklı insan neden hala onun peşine takılıyor acaba?
+
“Müslümanlık / Türklük Sözleşmesi”ni bilebildiğince ve olabildiğince ihlale yatkın siyasi/ideolojik tavırla toplumsal muhalefet içinde yer almaya özenen biri olarak, Öcalan’ın hem 2013 hem de 2019’da vurguladığı ‘İslam bayrağı altında, kardeşlik ve dayanışma hukuku ile örülü’ tarihsel / toplumsal ortaklığı —devlete makul aklı telkin etmek üzere - hatırlatışında beni rahatsız eden şeyler olmalı; ne? Çok şey; ama her şeyden önce, “kapitalist modernite”nin - nasibimize düşen ölçüleri dahilinde - eseri olan bugünü ıslah ve ihya edip “demokratik modernite”ye yol alması arzulanan toplum, bin yıla dayandığı söylenen ‘İslam’ bayrağı altında yaşanan kardeşlikten mi ilham alacaktır? Ortaklıklar olmuşsa, hangisi ne kadar İslam kardeşliği iştiyakı ile gerçekleşmiştir? Demokratik modernite ile kastedilen, demokrasi, özgürlük, eşitlik ve barışın inşa ettiği bir toplumsallıksa; gayri Müslimlere elbirliği ile yaşatılanlarla yüzleşilip hesaplaşılmadan, İslam bayrağı altındaki kardeşliğe atıfla demokratik modernite nasıl inşa edilecektir? Kürt siyasi hareketi, ‘Türklük Sözleşmesi’ne dahil olanları önemli ölçüde ‘Türklük krizi’ne sokmuşken (ya da, o ehliyetle yol alırken), “ben”in (‘benden başkası olmaz’ın) altının bu denli ısrarla çizilmesi, hareketin sivil/toplumsal boyutunu itibarsızlaştırmaz mı? Tarihteki ortaklıklar (yan yana gelişler) hükümran aklın (hükmetme iradesini elde tutmanın) eseri; bütün bir Cumhuriyet tarihi boyunca Kürt’ün yerinin Mahmut Esat Bozkurt’un biçtiği yer oluşu kurucu devlet maneviyatının marifeti ise, iyiden güzelden yana ‘Devlet’e telkinde bulunmanın hükmü ya da hikmeti ne ola?”
En akılısı Deli Bekir, onu da köstekle yatır. Körlerle sağırlar birbirini ağırlar. Hamamdaki deliler kendi sesini duydukça daha çok şarkı söylerle.
Adam, Öcalan’a karşı mı, taraftar mı, o bile belli değil.
Devamında yazdıklarındaki düşünceler, buharlaşan bulut gibi kaybolup gitmiş.
“… demokratik, eşit yurttaşlık ve ‘adem-i merkeziyetçi’ yönetimsellilk ilkesine dayalı (ve dolayısıyla, özgürlükçü ve barışçıl) bir ‘Toplumsal Sözleşme’ye yol alışa hasredilmesi kaçınılmazdır.”
Kürtler’in dinci oylarını hesaba katmamış. Demirtaş’ın namaz kılışını, videolayıp yaymasını hesaba katmamış. Satılık oyları hesaba katmamış.
Hangi Kürt toplumları?
Hangi toplumsal sözleşmeler?
Ayrı bir devlet kurmak isterken mi, toplum sözleşmesi imzalayacak Kürtler?
Dezenformasyon yaparken mi, enformasyon yapacak Kürtler?
Selim Temo, boşuna oto-asimilasyondan söz etmiyor.
Kürtler’in düşman Türkler’e gereksinimi kalmamış, kendi kendilerini imhaya başlamışlar.
(4 Eylül 2019)

Galiba Şimdi Battık


3,5 milyon kişi, kredi borcu nedeniyle icralık. 14 milyonluk hane halkı eder.
“Yılın ilk çeyreğinde 3 milyon 451 bin kişi kredi kartı borcu yüzünden icralık oldu. Tahsili gecikmiş alacak miktarı, 5 Temmuz itibarıyla 19,7 milyar liraya ulaştı.”
Kişi başına 6 bin lira falan eder.
+
İcradaki dosya sayısı 212 milyonu aşmış:
“İcradaki dosya sayısı 21 milyonu aştı
…
Ocak-Temmuz 2019 döneminde vadesinde ödenmediği için bankalar tarafından protesto edilen senet sayısı yüzde 13.1 oranında artarak 574 bin 212'ye kadar çıktı.”
Adam başı 3 mülk / alacak icraya girsin, 7 milyon kişi ve 28 milyon hane halkı eder. Sentten 2 milyon kişi hane halkı eder.
83 milyonda 53 milyonluk hane halkı, borcundan dolayı batmak üzere kısacası.
Bu borç ödenemez, bur borç ödemeyince, bankalar da kendi borçlarını ödeyemez.
Evet, kilitlenme noktası geçilmiş.
+
Dipnot:
Buna yorum da gelmiş:
“ “Krizde henüz dip nokta görülmedi” diyen Berlin School of Economics and Law Ekonomi Bölümü’nden Doç. Dr. Ümit Akçay’a göre, Türkiye’de ekonomik kriz siyasi krizi, siyasi kriz de ekonomik krizi besliyor.”
(4 Eylül 2019)

Yemen'de neyin savaşı veriliyor?: Hiçbir şeyin


Girizgah:
Hiçbirşeyin.
4. Dünyalılar böyle hiçbirşey için savaşıp, binlerce ölü verebiliyorlar.
Yemen, diğerlerinden farklı olarak başından beridir öyleydi. Daha önce de, 2 marksist grup, ne için olduğu belli olmayan bir savaştaydı.
+
Alıntı:
“Yemen’de bu süreçte üç güç iktidar için çatışmaktaydı. Azledilen Salih’in taraftarları, diğer tarafta milisleri devletin organlarını ele geçirmeye başlayan ve İran ile irtibat içinde bulunan Husiler ve üçüncü olarak BM ve Körfez ülkeleri tarafından tanınan hükümet  bulunmaktaydı.
…
… kısa bir süre önce yeni bir bölünme ortaya çıktı. Güneyin ayrılmasını talep eden ve Birleşik Arap Emirliklerinin desteklediği hareket ile Hadi güçleri arasında “ele geçirilmeyen iktidarın” mücadelesi başladı.”
Meali: Grupların sayısı 3 iken, 4 olmuş.
Nolcek?
Afganistan’da 50, Suriye’de 150 grup var.
İrlanda’da MS 800 gibi 150 falan krallık varmış.
Bunlar aynı hesap.
Bozkır barbarları, nedense daha büyük birleşmeleri çok iyi becermişler. Tarihin en geniş alanlı 20 devletinin 2 veya 3 tanesini Orta Asya çıkarmış.
Bizce, asıl bunun nedenlerinin tartışılması gerekli.
Yemenliler ise, muhtemelen yıl 5000’de hala savaşıyor olurlar.
(4 Eylül 2019)

Davutoğlu Aldı Başını Gidiyor


6 ay kılını kıpırdatamadıktan sonra, onu partiden atma çabası, beyhude olmuş durumda baştan.
Kısacası, onun elini güçlendirmek olmuş bu yapılan.
Davutoğlu, kendini alana ilk süren oldu. Aradan 6 ay geçtikten sonra, Gül’ün hala ortalıklarda görünmemesi, Gül’e değil, Davutoğlu’na artı puan yazdı.
Davutoğlu’nun hafiften bir kaplumbağa modundaki tavrı da, başta küçüsmsendi. Şimdi görüyoruz ki AKP usülü isyan da böyle oluyormuş. Her yiğidin yoğurt yişişi ayrı. Yiğidi öldür, yoğurt yiyiş tarzını küçümseme, özellikle de sana rakip / düşman olarak geliyorsa.
Davutoğlu’nu Gülen tarafında görüyoruz. Belirtiler de o yönde.
Gülen x Erdoğan ikilisinin sözde dışında kalan sözde solcular veya sözde liboşlar / liberal demokratlar, Davutoğlu’nun bu noktaya kadar hep küçümsediler. Ve yanıldılar.
Olup biten bu.
Atılan 3 kişi, peşine takılan 5 kişi derken, hiç yoktan 20 kişi.
Dikkat edilsin:
Kendimleri bir şey yapmıyorlar, AKP’ye yaptırıyorlar. Klasik mazlum tribi / ayağı ama hala işliyor.
Ara şerh: 17 yıldır AKP’ye sürekli oy veren, % 30-35’in artık ambale olduğu kanısındayız. Hem ekonomik krizle, hem askeri gidişatla (ki en az algılanan bu, çünkü ölümler haber yapılmıyor), hem de politik gidişatla.
+
Haberler ve yorumlar:
“Kopuşa karşı vefa toplantısı

Parti içinde bu toplantı ve ziyaretlerin yararlı olacağı, ancak bunun için geç kalındığı değerlendirmeleri de yapılıyor. Bazı AKP’li kurmaylar, “Bu toplantıların çok daha önce yapılması gerekiyordu. Yeni parti hazırlıkları nedeniye bir panik havasıyla hareket edilmesi doğru değil, daha serinkanlı bir politika izlenmeli” görüşünü dile getiriyor.”
Yoruma gerek yok. Birileri durumu iyi kavramış.
+
“Yeni parti kuracağı konuşulan eski Başbakan Ahmet Davutoğlu ve üç eski milletvekilinin ihraç talebiyle disipline sevk edilmesinin ardından AKP’den ilk istifa haberi geldi.
AKP’nin 25. Dönem Erzincan Milletvekili Talha Erol Durmaz istifa ettiğini duyurdu.”
Parmak hesabı çetele devam ediyor.
+
Çıkış:
Davutoğlu en düşük şanslı görülen parti kurma adayıydı. En güçlü duruma geldi. Diğer tayfa, biraz daha yavaş davranırsa, parti kuramadan erken seçime takılacak.
Bu metin, bunu imlemek için yazıldı:
Davutoğlu kazanmış gibi görünüyor.
(4 Eylül 2019)

Pazartesi, Eylül 02, 2019

Kürt sorununa Wallerstein yorumu: Dört çelişki


Ustamızdır, konuyla ilgili yazdıklarını pas geçemeyiz.
Boynuz kulağı geçer, ustamızı negasyonlarız.
Bakalım ne demiş?:
“Bana öyle geliyor ki; derinliğine incelendiğinde, bir kapitalist dünya-ekonomisi olan modern dünya-sisteminin işleyişinde dört ayrı çelişki bulunmaktadır. Bunlar:
1. Devletlerin egemenlik arayışı;
2. Tüm devletlerin birer ulus olmaya kenetlenmesi,
3. Devletlerin demokratik olma talepleri,
4. Kapitalizmin kendini dengede tutma yolları,”
Wallerstein’ı eleştirdiğimiz birçok nokta var. Bunlardan biri, kendi modelinin çıkarsamalarına katlanaması. Onun medil, zatern hegemonların belli dönemlerde kendiliğinden çökmesini içeriyor. Yani, illa ki büyük olayların olması gerekmiyor, hegemonlar kendi ağırlıkları altında çöküyorlar. Diğer bir deyişle, tüm siyasi-iktisadi-askeri bütünlükler, günü ve yeri gelir yenilir veya iflas eder kimi kendini tasfiye eder, İskender ve Cengiz Han Dünya imparatorlukları öyledir örneğin.
Bu genel eleştiriydi.
Şimdi, madde madde eleştiri:
Ulus-devlet modeli, Fransa üzerinden örneklenirse, tarihte hiçbir zaman % 50’ye kadar bile işlerlik kazanamadı. Örnekse, Fransa ülkesindeki diğer dilleri tasfiye etmeye 1793’te karar aldı ama 2019’da bu diller hala var. Üstüne üstlük, De Gaulle’in deyimiyle hala 600 peynir çeşitli bir ülke.
Devletlerin demokratik olma talepleri hiç olmadı. Demokrasi ve liberalizm kavramları kadar, yanlış kulanılan kavram azdrı. Antik Yunan’da köleli demokrasi olamayacağı gibi, ingiltere’nin en son gösterdiği gibi, krallı, miraslı vekilli, teokratlarca atanan vekilli demokrasi de olmaz. Yani demokrasi, 2.500 yıldır olması gerektiği önesürülen ama gerçekleştirilmesi için gerekenlerin yapılmadığı bir sistem.
Kapitalizm, kendini dengede tutmaya çabalıyor ama bu dengede tutma yolları onu bitiriyor.
Ne oldu?
Devleti tasfiye etmeye kalktılar ama sonunda vara vara Trump’ın koskoca Google’a emir vermesine vardılar: Bu mu serbest piyasa anlayışı?
+
Çıkış:
“Sonuç: Türkiye ve Kürt Toplumunun siyasi hareketinin yol açacağı faydayı, bu dört temel çelişki bağlamına oturtup analiz etmeksizin bir değerlendirmeye varamayız. Şöyle ki; Türk devletinin sürmekte olan kendi egemenliğini sağlamlaştırma dürtüsü; Türkiye’deki çoğunluk bir gücün Jakoben seçeneği yeniden dayatma saplantısı; aynı şekilde muhalif bir çoğunluğun da daha fazla demokratikleşmeye kenetlenmesi; ve bütün bu siyasal hareket türlerinin izleyeceği yöntemler; şu anda ölmeye mahkum olan kapitalist dünya-sisteminin yerine nasıl bir sistemin geçeceğini tayin edecek olan dünya çapında yürütülen mücadeleyi etkileyecektir.”
Yorum:
“… kapitalist dünya-sisteminin yerine nasıl bir sistemin geçeceğini tayin edecek olan dünya çapında yürütülen mücadele…”
Yok böyle bir mücadele.
Ne Kürtler’de, ne de geri kalan 5 bin küsur ülkesiz halkta.
Ulus-devlet tasfiye edilmişken, Kürtler ulus-devlet peşinde hala örneğin.
Üstüne üstlük, kendi içlerinde 4 ülkeli, 20 kabileli bir bölünmüşlük içindeler.
Olmamış rahmetli ustam, hiç olmamış.
Son:
Ne tek 1 Dünya Devleti çözüm, ne de 999 ülkeli çoğul Dünya Sistemi çözüm.
Çünkü devletli ve çözüm getiren bir sistem yok.
İmza devlet karşıtı, bireyci ve kuramcı bir anarşist.
(2 Eylül 2019)

Fehim Taştekin: Yine Yeni Yeniden


Şöyle yazmış kendisi:
“Her şeyin kontrol altında olduğunu hissettirmek önceliktir. Anlayan için de sırıtan bir hiledir. Görüntü, masada ve sahada aktörün güç balonunu şişirir. Suriye’de gerçeklik, Rusya ve ABD dahil bütün aktörler için mutlak değil rölatiftir; en güçlü olanın eli de ötekine bağlıdır, göreceli bağımlıdır. O yüzden çoğu zaman komplo teorileri, toz duman içinde yolunu kaybediyor.”
Şöyle diyememiş ama:
Bir:
Komplo teorileri, hem herşeyin kontrol altında olduğunu hissettirmekten, hem de toz duman içinde yolunu kaybetmiş durumdan çıkar sağlayabilir.
İki:
Kürtler de, komplo teroilerine bayılıyorlar, kendi hatalarını üstlenmekten kaçınıyorlar. Herşeyin hoktrol altında olduğunu hissettirip, sonra gerçek ortaya çıkınca, tüm liderler sorumluluktan yan çizerler, Erdoğan da öyledir, Öcalan da öyledir. Taştekin’in bugüne kadar Öcalan’ın bu konudaki açıkseçik hatalarının birini bile yazdığını hiç görmedik her nasılsa.
Üç.
Suriye’de veya herhangi bir savaş alanında gerçeklik, hem hegemonlar için yanıltıcıdır, hem de mazlumlar için yanıltıcıdır. Mazlumların tarafını tutup, onların yalanlarını ve mazeretlerini kabul etmenin anlamı yoktur. Taştekin, uluslararası tarafsız örgütlerin kezlerce açıkladığı gibi, Kürt tarafının da insanlık ve savaş suçu işlemesi konusunun hiç üzerine gitmedi.
Ancak, durum başka türlü de olabilir:
Yani, 2 hegemon, üçüncü bir bölgede savaşır. Belli bölgelerde biri kazanır, diğer bölgelerde diğeri kazanır.
Örneğin Soğuk Savaş döneminde böyleydi. SSCB’nin ve ABD’nin hegemonluk alanları belliydi ve herkes kendi alanına çekilmişti. Örneğin TC, SSCB tarafından Yalta’da ABD’nin tarafına bırakıldığı için, biz hala ABD tarafındayız.
Artı, Erdoğan’ın bir ABD projesi olarak, bir noktadan sonra, ABD’ye karşı dönmesi de, tarihte görülen vakalardandır.
Tüm bu durumlar, geçmişte kaldı.
2 dünya savaşı bitti ama 3. Dünya Savaşı olmadı, onun yerine 3. Dünya Savaşçıkları oldu. Bunu bizce ne ABD tercih etti, ne de Rusya. Yalnızca, yokkutuplu bir Dünya’da, eskiden parmaklarında oynatttıkları ülkelerin denetimlerinden çıktığını izliyorlar yalnızca. Herhangi bir şey de yapamıyorlar.
Ancak, Suriye’nin daha baştan böyle olacağını uzmanlar çok daha önceden yazdılar, diyelim 3 yıl önce. Biz, o zamanlar konuyu bu kadar irdelememiştik ve aynı sonuca henüz varmamıştık.
Rusya, Irak’ta herhangi bir şey yapmadı veya yapamadı, çünkü 1991’de kendi dertleriyle meşgüldü, 2003’te ise, işe karışmadı yalnızca, böylelikle de 2 Irak Savaşı geldi geçti.
Ondan sonra, petrol fiyatları yükselip, Rusya ekonomisini toparladı ve Rusya, uluslararası oyuna geri döndü.
Suriye’de herkese göstere göstere, aynı oyunu tutarlılıkta uyguladı ve Esed’i başta tuttu. O sayede de, Suriye’de kalıcı üssü oldu.
Yani, Suriye’de Bursalı gibilerin sandığı gibi bir özgürlük savaşı falan yok, hiç de olmadı. Ki uzmanlar bunu da baştan yazdılar: Muhafliflerin kabile yapısının tek bir yönetim altında toplanmaya uygun olmadığını vurguladılar ve haklı da çıktılar. Adamlar, mayoz bölündüler, mitöz bölündüler, yeni bölünme yolları icat ettiler, yeni ihanet yolları icat ettiler.
Ki Kürtler de öyle.
Açıkçası hiç kimse, Barzani referandum denemesinden beridir süregelen, Kürt tarihsel regresyonunu ummuyordu, biz de ummuyorduk.
O açıdan bakınca, Taştekin’in konuya ayamaması bu açıdan olağan.
+
“Bu noktada ilginç bir gelişme yaşandı: Erdoğan, Moskova’dan dönerken temasları konusunda ABD Başkanı Donald Trump’ı bilgilendirmişti. Kısa süre sonra koalisyon uçakları, Kefraya’da El Kaide’ye bağlı Huras el Din ile Ensar el Tevhid’in karargâhını yerle bir edip, Maarrat Misrin yakınlarında bir konvoyu vurdu. Tam da ateşkese denk gelen bu saldırılar “Hedeflerle ilgili istihbarat MİT’den mi geldi? Acaba TSK’nin yapamadığını ABD mi yapıyor?” sorularını akla getirdi. Muhalif kaynaklar, saldırıyı düzenleyen uçakların İncirlik’ten kalktığına dikkat çekiyor.
…
Bu açıklama sanki Rusya’yı dengelemekte zorlanan Türkiye’nin kâfi iş çıkaramadığını düşünen Amerikan tarafının, Fırat’ın batısına sarkma niyetine de işaret ediyor.”
İlginç bir yorum:
Geçerli bir tahmin bile olabilir. Ancak, ad absurdum / olmayana ergi yapalım ve öyle olduğunu varsayıp, irdelemeye devam edelim:
O zaman ABD, Rusya ve TC, birden birbiriyle savaş durumuna geçmiş olur. Daha önce, en azından bir ara 3’ü de işbirliği içindeydi.
Hem bu durum, hem tersi durum, her durumda Kürtler’e zarar verir, ilki zarar verdi de.
Sanırız Taştekin, birincisi zarar verdiği için, ikincisinin karşıt durum olarak yarar vereceğini bekliyor.
Tabii ki Taştekin dahil, tüm tarafların gözden kaçırdığı şu:
Siz, onlarca grubun eline malzeme verdiniz. Bunların savaşanı var, savaşmayanı var, taşeron savaşanı var. Siz, bunları satarsanız, onlar da sizi satmazlar mı?
Üstüne, eksi zekalı ve eksi bilgili 1. Dünyalı bazı sarıkafaların bunlara yardım ettiğini düşünün (ki ettiler çoktan).
ABD ve AB’nin büyükkentleri yeniden kan gölüne dönmez mi?
Taliban 40 küsur yıldır var. Kimse kalkıp da, Taliban’ın terörlerinin, SSCB’ye / Rusya’ya veya ABD’ye çıkar sağladığını falan önesürmesin.
Bunlardan 100 tane grup olunca ne olacak?
İHA’ları kullanmayı akıl ediyorlar ve öğreniyorlar. Peki, sıra kirli nükleer bombaya gelince, ne olacak?
Yani:
Olay, artık 3. Dünya’nın özgürleşmesi romantizminden çıkalı onyıllar oldu.
Olay, Hasan Sabbah’çıklar salgını.
Üstelik bu, zaman geldi bağımsız terör girişimleri olarak, Kürtler için de böyle oldu.
İster hegemonlarınki olsun, ister mazlumlarınki olsun, gençler gerontokratları er veya geç dinlemezler.
Olayın gittiği yer bu bizce:
Denetimsiz terör.
Taştekin’in algılayamadığı da bu.
(2 Eylül 2019)

Eski FARC Komutanı Luis Eliecer Rueda: Barış halkla inşa edilir


Demiş ama gerisini getirememiş ve tezini açımlayamamış.
“Bazı eski FARC liderlerinin “yeniden silahlı mücadele” dediği bir dönemde görüştüğümüz eski FARC komutanlarından Luis Eliécer Rueda, silahlanma çağrısına itiraz ettiklerini söyledi.”
Savaş halkla mı yapılıyordu ki barış halkla inşa edilsin?
Kolombiyalı eski ve yeni gerillalar, suda olduğunu bilmeyen balık durumuna indirgemişler kendilerini.
Silaha geri dönmeyi savunan da, savunmayan da.
Uzlaşıcılar, baştaki uç sağ liderin durumu giderek kötüleştirdiğini inkar ediyorlar.
Uzlaşmayıcılar, yeniden silahlı mücadelenin bir bölümünün ABD’nin işine yaradığını inkar ediyorlar. Sonuçta Abd, Latin Amerika’da yine yeni yeniden, İngiliz tipi ‘böl ve yut’ politikasına geri döndüler.
Buna gereksinimleri var mıydı, bundan karlı çıkacaklar mı?
O da ayrı konu.
Tuhaf olan şey, Latin Amerika’nın da giderek, Suriye absürdüzmüne süreklenmesi.
Hegemonlar başka tür idiot, mazlumlar başka tür idiot. Ama toplu bir idiotluk histeri nöbeti ve dalgası var.
(2 Eylül 2019)

Rusya: ABD İdlib'de ateşkesi tehlikeye atıyor


İlginç bir açıklama:
“Rusya'nın Suriyeli Tarafları Uzlaştırma Merkezi, ABD'nin Rusya ve Türkiye'ye bildirimde bulunmadan İdlib'de hava saldırısı düzenlediğini açıkladı.”
ABD, bunu yaptı mı?
Yaptıysa, neden yaptı?
Tuhaf olan şey, hem ABD’nin, hem de Rusya’nın cihatçıları bombalaması. Demek ki ‘daha çok düşman’ ve ‘en birinci yok edilecek’ saydıkları gruplar birbirinden farklı.
Suriye, giderek karışıyor. Durumlar da, giderek absürdleşiyor.
Bu son moment de, bu absürd durumlardan biri olmuş.
(2 Eylül 2019)

IŞİD bomba yüklü iki inekle saldırdı


Zaytung haberi gibi. Zatn Zaytung da konuyu haberleştirmiş.
Bu, işin mizah yanı.
“Irak'ta IŞİD mensuplarının iki ineğin üzerine yükledikleri bombaları uzaktan kumandayla infilak ettirerek saldırı düzenlediği bildirildi.”
Şimdi, işin ciddi yanı.
İnek, bomba yüklü olarak ve korkulmak için, insanların geç tepki göstereceği bir nesne.
Ancak, bombalar ineklerin üzerinde göze çarpar. Bunun devamında, göze çarpmayacak biçimde kamufle edilmiş olarak, bu türden ‘canlı bomba’ olması akla gelmeyecek nesneleri canlı bomba olarak kullanmak yolu açılmış açıldı.
Evet:
IŞİD’in ölüsü veya oyk edilmişi bile, teröre yeni kavram katkılarında bulunmaya devam ediyor.
Daha da önemlisi:
Tıpkı daha önce terörle ilgili olarak yazılmış romanlardaki teknikler gibi, bu yeni teknikler de arşive giriyor, kayda geçiyor, olabilirliği kanıtlanmış oluyor.
Dipnot:
‘Akbabanın Üç Günü’ romanında, yalnızca bu tür teknikleri romanlardan okuyarak, CIA’ye bilgi sağlayan bir eleman vardır. Dikkat: Yıl daha 1970.
(2 Eylül 2019)

Immanuel Wallerstein Vefat Etti


Ustamdı.
20. Yüzyıl’da insan bilimlerinde yeni paradigma yaratabilmiş az sayıda kişiden biriydi.
Dünya Sistemi’nin kavram-ad patenti onundu. Kendisi, yaratı / tasarım tarihi olarak 1960’ların sonunu ve 1970’lerin başını verir.
Aradan 50 yıl geçmiş. Bugün Dünya’da Dünya Sistemi’nin benimsemeyen çok sayıda tarihçi var: En basit ve anlaşılabilir kavram bile, bazı kafalara giremiyor. Türk tarihçileri ise ondan bihaberler.
Dünya Sistemi, sikluslara dayalı ama siklus düşüncesi, daha 1890’lardan başlayarak birçok bilimci tarafından ayırsanmış ve modellenmiş.
Dünya Sistemi; hala Afro-Avrasya-dışı bölgeleri içermiyor, denizleri içermiyor, büyük göçleri içermiyor. İktisat-siyaset-askeriye’yi içerirken, bilim-sanat-düşün’ü içermiyor. 70 yıllık Homo Posterus’u içermiyor.
Önemli olan şey, 5 bin yılın büyük sayılar, limit, asimptot olarak, belli bir bütüne / bütünlüğe ulaşması ve bunun bir kişi tarafından algılanabilmesi.
O zamandan bu yana, konuya birçok katkı eklendi. Artık İngilizce literatürde konuyla ilgili onlarca kitap var.
Bugün internette, 5 bin yıllık tarihin 10-20 dakikalık haritalı ve tam tarihini gösteren animasyonlar var. Olay, o denli yaygınlaştı yani.
Tabii ki model, 50 yılda çok ilerledi. İlerletildi.
Boynuz kulağı geçiyor.
Çırak ustayı geçiyor.
İyi ki böyle.
Güle güle usta.
(2 Eylül 2019)