Pazar, Mayıs 26, 2019

Happy!: 2. Sezon 9. Bölüm: Masum, İyi, Kötü, Çocuk, Kadın


Sait Faik, ‘Sinağrit Baba’ adlı öyküsünde, Dünya’daki en büyük kötülükleri yapabilecek insanların, en masumlar olduğunu, çünkü onların yaptıkları işin ölçeğini ve ölçütünü kavrayamadıklarını yazmıştır. Böylelikle, ondan beklenmeyecek bir biçimde, alaturka edebiyat yoluyla, global etiğe muazzam bir şerh ve zeyl yazmıştır.
İyi ve kötü vardır.
Yaşamda ve sanatta.
Bir de kötünün ötesinde, şeytani kötülük (evil) vardır: Bunu, ‘sıradan kötülük’ ve/ya ‘bayağı kötülük’ olarak çevirenler var, geçersiz, ‘evil’ ‘devil’dan gelir, yani Şeytan’dan: Şeytan ise, ne sıradandır, ne de bayağı.
İyiyle kötünün diyalektiği; iyi, kötü ve şeytani kötülüğün triyalektiği, öykü anlatıcı sanatın en sevdiği konulardan birisidir.
Şerh: Masumluk, meleksi iyilik de sayılabilir, şeytani kötülük de. Bizce, biri diğerini değillemez ve/ya engellemez.
Şeytani kötülük konusu son zamanlarda, ‘Preacher’, ‘American Gods’, ‘Hellboy’ çizgiromanlarında, filmlerinde ve dizi filmlerinde yeni yorumlarla ve aşırı yorumlarla sergilendi. (Bunu ayrı bir metinde irdelemiştik.)’Happy!’ ise, tüm öykü anlatma kalıplarını zorlayarak ve hatta yırtarak, oldukça yeni bir iyi / kötü / şeytani kötü yorumu getirdi.
‘Ghost in the Shell 1-2’, çocuğun masumluğu veya şeytani kötülüğü üzerine dolaylı imalarda bulunmuştu ama yine de konuyu açıkça imlemişti. Bradbury de, çocuktaki şeytani kötülüğü yazan yazarlardan.
‘Happy!’deki öykü kalıbı ise şöyle:
İyi-kötü arasında, daha çok kötüye yönelik olarak salınan, eski-iyi bir baba.
İyi-kötü arasında, daha çok iyiye yönelik olarak salınan, iyi-kötü ayırtsızı bir anne.
Sonrasında ise şeytani kötüler var bolca.
Bir medyatör: Çocuk programları yapıyor.
Bir şeytani kötü-ötesi (Orcus, herhalde ‘Orca’dan mülhem): İnsanları mutsuz etmek için elinden gelmeyeni bile yapıyor: Bu biçimiyle, daha çok ve büyük kötülük yapabilmek için kendini Superman’e öldürttüren Joker gibi tanımlı.
Ekte fantastik öğeler var:
İnsanımsılar: Et ve jöle yığını olan, tüm amaçları insanları mutlu eden ve onlara hayaller kurduranları (Lennon’u, King’i, hatta Lady Dee’yi) yok etmek olan yaratıklar.
Hayali arkadaş: Aslında öykünün çekirdek kahramanı ama sonuna kadar işlenmemiş bir öyküsü var. Babanın kızı, babasının yokluğunda, onu hayali arkadaş olarak yaratmış. Sonra kız çocuk azıcık büyümüş. Akıllı telefon ve sosyal medya işin içine girmiş. Hayali arkadaş da, gidip babanın hayali arkadaşı olmuş ki bu bile başlı başına ayrı bir dizi film konusu demek.
Sorun, bu hayali arkadaşı kimlerin veya hangi insanların görüp göremediğinde:
Epeyi deli olanlar, hayal gücü yüksek olanlar, psikopat yönünde kötü olanlar, onu görebiliyorlar ancak.
Anne, bu hayali tek boynuzlu eşeği hiç göremiyor ama 9. bölümde, iyiden kötünün oralara epeyice geçtiğinde, yalnızca bir kezliğine görüyor.
Öykü, finale doğru, asıl kız çocuğun üzerine yüklendi:
Kız, kendisine travma yaşattıran medyatörü öldürecek ama o da hayal yaratan durumunda.
Kız masum.
Kız aptal ve cahil. Yaşının gereği olarak değil. 11 yaşında bir kız çocuğunun bile anlaması gereken hayat bilgisi üniteleri mevcuttur. O, onları anlamıyor, daha doğrusu anlamazlıktan geliyor ve masum kalıyor. Ve en büyük kötülükleri yapabilecek bir biçimde manipüle edilebilecek duruma geliyor.
Kadınlar ve çocuklar, savaşın kötülüğünden muaf ve azat sayılırlar nedense. O nedenle, iyi-kötü arasında sorgulama yapan öykülerin kadınların ve çocukların masumiyeti konusuna yüklenmesi olağan.
‘Happy!’ de öyle yapıyor.
9. bölümde bir plan var, evlere şenlik:
İyi hayali arkadaş Happy ile şeytani kötü Orcus karşılaşır. Orcus kötülük dalgaları yayar, Happy de iyilik, yani burada sevgi.
Olay bir hastanede geçmektedir. Bir anda herkes, neredeyse bir orjiye geçer. Sevgi dalgasından etkilenmeyen tek kişi babadır, çünkü gerçekçidir.
Senaryo yazarlarının ye yaptıklarını ayırsadıklarını sanmıyorum. Çünkü birinci sezondan sonra, beklenmedik bir başarı sağlayan dizi, biraz da ite kaka devam ettirildi. Bu öykücük de, azıcık taşıma değirmen suyu kokuyor: Yani, bunlar bildik dizi film öykü trükleri.
Adam en başından beridir ne olduğunu açıkseçik bilmektedir: Şiddete yatkındır, alkoliktir, keş değilse bile, yoğun kullanıcıdır, vd…
Sonra masum kızı için, iyi tarafa geçer ama sahtekarlık tutmaz. O da, aslına rücu eder. Dizinin en etkileyici planları, bu aslına rücularda oldu:
‘Gore’ derecesinde grotesk şiddetli, geniş açılı, ‘stop-motion’a yakın teknikli çekimler ile, adamın şiddet sağanağının içinde, ‘Singing in the Rain’ dansları, acaip-ötesi (meta-weird) bir tipleme yaratmış o derecede reel bir tipleme yaratmış.
Kızın masumluğu ise; yapay, aptalca ve cahilce…
Öykünün sonunda babasının kızı olduğunu kanıtlayacak bizce…
(26 Mayıs 2019)

Perşembe, Mayıs 16, 2019

TC Politik Moment 16.05.19


Bir önceki momentten farklı olan en önemli olay, Davutoğlu’nun kendini kamikaze olarak ortaya sürmesi. Bu, AKP’nin sonunun sonu için çakılan bir emniyet çivisi gibi bir şey oldu. Davutoğlu bir başarı yakalayamaz ama bir yol açar ki kendini ortaya sürmesinin ve onun ortaya sürülmesinin nedeni de o.
AKP bitti ama CHP başlamadı, İmamoğlu bile öyle.
HDP, İP, MHP barajın altında. İlk erken genel seçimde de böyle olacağa benzer. Bu da, 2002 AKP > CHP ikili partili meclisi yerine, 2020 CHP > AKP ikili meclisini akla getiriyor.
Bunun yolu da, ikinci yerel seçim öncesinde, sırasında ve/ya ertesinde, 5-10 AKP milletvekilinin istifası ile olabilir (grup kuracak denli, 20 değil ama).
Tüm bunlar da, işbirlikçi yerli oligarklar ile uluslararası sermayenin bir ara çözüm arayışını imliyor. Bunu da, kaba ve sakar yollardan eyliyorlar.
Akar-Fidan askeri-sivil eşleniği militarist çizginin tam altyapısını bilemiyoruz: Gücünü de öyle. Savaş, generallerin ve/ya Mc Namara’ların hayallerindeki gibi olmuyor, olmamış da (bakınız ‘Savaşın Sisi’ Errol Morris belgeseli)… Bunu biliyoruz.
Kestirimler:
TC ekonomisi küçülecek.
İç ve dış borçların en az yarısı ödenecek.
Siyasetin hiçbir önemi kalmadı, çünkü yol kalmadı. Dünyi için de böyle.
Bunları da biliyoruz.
Eski usül entelejensiya kendini kapatacağı kafes bile bulamıyor durumda. Tam özgürlükçü neo-entellektüeller ise piyasada henüz yok. Bir öz-yıkım döneminden sonra belki oluşur.
Yani:
1980 bitti, 2020 başlamadı.
Su, gıda, enerji, çevre makro krizleri hala oralarda bir yerlerde bekliyor. Nüfus-göç makro problemi ise, 1. Dünya uygarlığını siliyor, sildi bile aslında…
Yeni Orta Çağ, yazılı bir senaryo gibi, bir kader gibi ilerliyor ama bir kader değil. Bunları da biliyoruz.
Kültür adaları, kampüs, komün, hala çözüm…
Bunu bilsek de, bilmesek de, çözüm gelmiyor, gelemiyor, bunu biliyoruz…
Sonuç:
Kuzey-Güney, Doğu-Batı ortasında kaldık: Boşa kürek çekilen 180 yılın ertesinde…
Öyleyse, ne mi?
Türkler, önce bölünür, sonra birleşir; Kürtler, önce birleşir, sonra bölünür.
Tarih senaryoları böyle yazmış:
Türkler için 1.570 yıldır, Kürtler için 1.00 küsur yıldır…
Araplar desen, çölde deve sevmeye devam…
3. Dünya’lıktan 4. Dünya’lığa gönüllü küme düşen ve hem de küme düşürülen ama haritadan silinmeye tenüzzel bile edilmeyen, Ortadoğu’nun lümpen halklarının melokomik öyküsü, TC üzerinden böyle gidiyor..
(16 Mayıs 2019)

Dünya Sistemi: Paris 1871, Kronstadt 1921, Paris 1971, Dünya? 2021


Girizgah
Dünya Sistemi yaklaşımları; iktisat, siyaset, askeriye üzerinden, devletlilik üzerine dayalı bir modelleme. Oysa tarih göstermiş ki göçler ve halk isyanları, yani devletsizlikler de,  Dünya Sistemi modelinin ve gerçeğinin oluşmasına doğrudan katkıda bulunmuş.
Progogin’in buna yaklaşımı, determinist kaos modellemesi; Ülkü’nün buna yaklaşımı, indeterminist kozmos modellemesi.
Verhulst çizelgelerinin görünür örüntüleri açısından konuya bakarsak, kimi devletlilik örüntüsüz ve devletsizlik örüntülü olabilmekte. Bu da, Orta Çağ için kaos modellemesi yaklaşımlarının gözden geçirilmesi ve yeniden düzenlenmesi gereğini imliyor.
Gelişme
4 başkaldırı ve kazan kaldırma silsileleri dizisine bakarsak, 50 yıllık düzenlilikte bir örüntü görüyoruz.
Paris 1871, bir kentin ülkesinin epeyi önüne geçmiş kültürel evriminin barbarlığa yenilgisini temsil ediyor.
Kronstadt 1921, daha gerçekleştirilmeden önce, Luxemburg tarafından bürokratik parti devleti faşizmi olacağı öngörülmüş ilk Dünya devriminin, kendisinin parçası olması gereken, işçi sınıfını acımasızca ezmesini temsil ediyor.
Paris 1971, 2. Dünya savaşı ertesinde özgür (püriten ahlak tarafından engellenmeden) yaşayan kuşakların isyanlarını ve tarihteki (üniversite) ilk öğrenci devrimci hareketini temsil ediyor.
Dünya 2021 ise, 1970’te tıkanmış olan 1. ve 2. Dünya ekonomilerinin, işin içine 3. Dünya’yı katarak, 1980’lerde G-20’yi oluşturarak, o diğer ülkeleri dördüncü-dünya’laştırması sürecini ve buna karşı tepkileri temsil ediyor.
Bu süreçte isyanlar, daha 1990’da WTO / DTÖ yıllık toplantılarında, Dünya’nın epeyi kentinde olagelmişti. Yani, toplamda 30 yıllık isyansal bir süreç sözkonusu ve büyük bir başarısızlık da…
Gezi olayları olsun, Sarı Yelekliler olayları olsun, yeni kuşak isyancıların ve kazan kaldırıcıların, bu işi kıvıramayacağını kanıtladı.
Sarı Yelekliler bir şey daha kanıtladı ama:
Yerli proleter ile göçmen proleter arasındaki çözümsüz, ölümcül, kanlı iç savaşın varlığını…
Keza:
Aristokrasi-burjuvazi-proleterya ve burjuvazi-proleterya sınıfsal tanımlamalarının eksikliği gibi, neo-burjuvazi-neo-proleterya tanımlamalarının da eksikliğini…
Keza:
Roma’nın topraklarını çiftçi göçmenlere açmasının ve Osmanlı zorunlu iskan projelerinin de geçersizliğini ya da geçici geçerliliğini…
Süreç, dönüp dolaşıp büyük göç dalgalarının, uygarlık sayılan kültürü çürütmesi (dekadans, dejenarasyon) ama ardından barbarların onun / uygarlığın bazı artıklarını aynen benimsemesi dizisine geliyor: Bizim Alamancılar’ın Türkiye’de Alman, Almanya’da Türk olması gibi, Roma’yı yıkan barbarların, Romalılar’ın tam yazıya geçirmediği Roma Huku’nun tam yazıya geçirmesi gibi…
Ancak bu kez fazladan bir şey var:
40 yıldır sınıf atlama umutlarıyla yaşayan, yaklaşık 2 milyar kişinin sınıf atlayamayacağını kavradığında yapacakları… Genelde bu kazan kaldırmak, kırıp dökmek yönünde oluyor. Ha, bu da uygarlık sayılanı yeniden mayalandırıyor, ayrı konu.
İşte Dünya 2021 de böyle olacağa benziyor.
Bu kazan kaldırmalar; Brezilya, Arjantin, Meksika’da ciddi; Türkiye, Endonezya’da yarı-ciddi; Bangladeş gibi yok etmeye bile tenezzül edilmeyen ülkelerde tümüyle gayrı-ciddi duygusal dozlarda oluşacak.
Hegemonlar, ABD’nin Suriye ve Irak’tan asker çekmesi gibi, kırıp döktükleri enkazı toparlamaya bile korkar duruma geldiler.
Dolayısıyla bu süreç, yarısında terkedilen bir deneyin alıp başını gitmesi kabilinden absürd-ironik gelişmeler yaratacak gibi…
Türkiye’den bölgesel hegemon-emperyalist bir güç yaratmak gibi örneğin…
Sonuç
Anlatılanlar; belirgin örüntülerin oluşması, sonra onların silinmesi, sonra yeniden oluşurken kendini az değiştirerek yinelemesi geometrik modelini imliyor, yani Poincare geometrik dönüşümlerinin Poincare portreli olan, sonsuz iterasyonlusunu…
Yeni isyanlar ve kazan kaldırmalar, devletleri ne kadar dağıtacak, onu 2020-2060 arasında göreceğiz.
Ancak, devletlerin kendilerini tasfiyelerini daha çok izledik, ABD’nin öz-tasfiyesi gibi… (Ancak, bunun ABD devletinin toplam ömrünü uzattığını da imlemek isteriz.)
Bildiğimiz kadarıyla, tarihte tam başarılı halk hareketi yok. Ancak olabilirdi. Spartacus isyanı bile başarıya ulaşabilirdi.
Dipnot:
Dünya devletler tarihinde, devletlerin yaşamlarını ne kadarında ne kadar başarılı veya yanılmış devlet olduğunun henüz tam bir haritalanması yok ama yanılmış devlet durumunun sandığımızdan daha çok olduğu, günümüz devletleri üzerindeki testlerde ortaya çıktı çoktan…
Bu durumda bizi ilgilendiren konu, yanılmış devlet ile halk isyanlarının başarı yüzdesi arasıdaki ilinti olabilir.
Artı:
Devletsiz ya da anarşist yönetimli bir ülkede, halk isyanlarının süreçleri, üzerinde çalışılması gereken bir konu ama ne yazık ki tarihsel bir örnek yok elimizde (Makhno 1920 Ukrayna’da Kronstadt 1921 olmadı yani)…
(16 Mayıs 2019)

Perşembe, Mayıs 09, 2019

Türkiye’nin Uluslararası, Bölgesel, Küresel Güç Olabilirliği 2019-2020


Türkiye; 1950-2010 arasında, AB’ci ve ABD’ci, yani G-7’nin vassalı olmaya yönelik bir dış politika izledi. Bu, ‘yurtta barış, Dünya’da barış’ ilkesinin dışına çıkmak demek oldu: Çünkü, 1950’de Kore’de 5 bin Türk askeri (ABD askeri yerine) öldü ama Kuzey Kore hala var.
Bu pasif çizginin negasyonlanmaları, 1974’teki 2 Kıbrıs harekatı ve Kuzey Irak’ta 20 küsur yılda yaklaşık 20 askeri harekat oldu ki bu harekatların bir bölümü, Saddam’ın ve Barzani’nin itirazlarına karşın yapıldı.
Tüm bunlar, TC’yi ön-emperyalizm aşamasına taşıdı.
Sonrasında, 2015 ilk genel seçimi kaybı ertesinde AKP, 2 yılda, 2 ülkede (Irak’ta ve Suriye’de), 2 cepheli savaş aşamasına vardı (her 2 ülkede de savaş cepheleri şehir kaşmaları gösterdi, ironik olarak bu sırada Süleymaniye Türbesi belki 10 kez taşındı).
Bunlar da, TC’yi yarı-emperyalizm aşamasına taşıdı. Son paragraftaki olayların, ABD ve Rusya oradayken, kimi onların pasif onayıyla, kimi onların itirazlarına karşın yaşanmışlığı önemli ayrıntılar.
ABD bu sırada, 1980 Afganistan’dan beridir, reel sosyalizmin yerine şeriatçı İslam düşman üretimiyle meşgüldü. Bu koşullarda, ılımlı İslam’ımsı TC’ye gün doğdu. Olay, Kırım Savaşı ertesinde yenilmiş Rusya’nın, Amerika kıtasındaki toprağı Alaska’yı, yenildiği İngiltere’ye veya Fransa’ya değil, ABD’ye satması  ve ABD emperyalizmine yol aralaması gibi bir durum. Artı, İngiltere-ABD kolonileri savaşlarında, Fransa’nın ABD’lileri tutması ama sonrasında İngiltere’nin de Fransa Devrimi’ni desteklemesi gibi, hegemonların her zaman olduğu üzere, bu kezlerde de, kendi hegemonluklarını kendilerinin tüketmesi olgusu var. Bu da, Osmanlı’nın en geç kurulup, en küçük beylik iken, Dünya devleti oldurulmuşluğunu da açımlar.
Bu süreçlerde, 4 ülke (Afganistan, Libya, Irak, Suriye) parçalandı ve/ya fiilen haritadan silindi. Bu projede (Arap Baharı’nda) düşürülen rol, laikliği yerine, şeriatçı odaklara karşı, ılımlı İslam projesi yapılmaktı, AKP de bu projenin bir ayağıydı ama biraz evdeki hesap çarşıya uymadı.
Laiklik, zaten ılımlı islam olduğu için, alaturka İslam, AKP’nin elinde 3 çeyrek milliyetçilik, 1 çeyrek imajsal şeriatçılık karışımı olabildi ancak. (Oysa İslam, milliyetçi değil, ümmetçidir.) Bu süreçte, AKP’nin seçmenlerinin çocukları, kafa karışıklığından dolayı agnostikleştiler: % 100 Allah’a iman varken, % 50 meleklere iman / inanç durumu oluştu.
AKP’nin bu milliyetçiliği, (Türkiye’de ekilen toprak alanı küçülürken) Sudan’da tarım toprağı kiralamaya ve askeri üs kurmaya, Katar’da askeri üs kurmaya kadar vardı.
Peki, bu yeni atak-proje nerelere varabilir?
Türkiye; ne askeri, ne de iktisadi olarak bu emperyalizmi karşılayabilecek durumda değil. (2002’de belki olabilirdi). Ulusal askeri ekonominin kendine yeterli duruma varması, 15 yılda çok yavaş ilerledi, başlangıçtaki asıl hedeflerine 30 yılda belki varabilir.
Bu süreçte Türkiye, BAE gibi odaklarla düşmancılık oynar duruma gelebildi ancak. BAE, Katar, Kuveyt: 3’ü birleşse, belki 1 ülke edebilecek küçüklükte ama petro-dolarları çok.
Fehim Taştekin ve Aydın Selcen gibi neo-absürd, Kürt-sever, uluslararası politika yazarları, şu anda TC’nin bölgesel güç olmasından korkar durumdalar ve bunu köşe yazılarında peşpeşe açımlıyorlar.
Taştekin’in 05.05.19 tarihli, BBC Türkçe kaynaklı metni, TC’yi hegemon güç olmuşçasına irdeliyor. Oysa TC, çevresindeki 10-15 ülke parçalandığı için, parçalanmayan bir ülke olmuşluk durumunda.
Doğrudur: İngiltere bile, 1600’lerde hem parçalanma riski, hem emperyalizm yaşadı. Ancak, analizlerin baştan bu veri tabanına dayalı olarak kurulması gerekli: Çünkü, emperyal bir TC, hem Araplar’ı, hem de Kürtler’i hegemonyalayabilir. Her 2 halklar odaklarının buna tepkileri hiç irdelenmiyor. Taştekin ve Selcen tarafından da öyle, onlar yalnhızca Kürt federasyonu / ülkesi hayalindeler.
İşte, asıl sorumuz bu:
2019 TC, ne kadar uluslararası, bölgesel, küresel güç olabilir veya olabildi?: İktisadi olarak, askeri olarak…
Ve bunun neden-sonuç ağları içindeki olası sonuçları neler olabilir?
Yanıt:
Bu AKP ile olmaz da olamaz da… Ancak, müstakbel, çakma, CHP odaklı sosyal demokrat iktidarı ile olabilir pekala… (İngiltere-Blair vakasında olduğu gibi…)
Panoramaya bakarsak:
1974-2019 arası 45 yıl eder. Geçilen yol (ABD’ye kezler hayır demek, Rus uçağı düşürmek, vd) belli, geçilmesi gereken yol (ilk olarak Hatay-Kandil arasında, bin kilometreden uzun, en az 10 kilometre eninde, tampon / tarafsız bölge, yani eski mayınlı bölge) belli. Demek ki 2-3 iktidar ertesiki odak, bu işi becerebilir ancak. Tuhaf olan şey, hem 1974 koalisyon ortağı MSP’nin, hem de AKP’nin çizgisinin aslen milliyetçi değil , ümmetçi çizgide olması. Bu da, muhafazakar-liberal durumundaki, teorikçe çelişkili ama pratikte uygulanmış durumları anımsatıyor. Sonuçta CHP, sosyal demokrat geçiniyor ama 1974’te de, 2019’da da savaşa evet dedi.
Şerh: Kurtarmaya gittiğimiz 100 bin Kıbrıslı Türk, biz oraya gittikten sonra, Kıbrıs’ı terketti ve 250 bin TC’li Türk oraya yerleşti. Ki bu da, neo-Kavimler Göçü için erken bir örnek.
45 ülkelik neo-osmanlı hayali, bir hayal bile değil 2020’de. En gerçekçi hayal, hala parçalanmamak: 36 yıllık iç savaş sürecniin maddi ve manevi maliyetleri belli.
Onun dışında, Ortadoğu petrolü bize yar olmaz ve zaten tükenmek üzere. O bölgede başka da ekonomik kaynak yok. Doğu Akdeniz’de deniz petrolü emperyalizmi daha rasyonel şu anda ve AKP, onu da kurcalıyor zaten.
Çıkış:
Gerçek emperyalizm şudur:
Girilen bölgelerden anavatana yüksek miktarda ekonomik kaynak aktarımı ki bu, imkansız gibi görünüyor.
Bedava veya ucuz işgücü ki onu TC yapmış sayılır ama bunun için emperyalizm kullanması gerekmedi, koyunlar mezbahaya gönüllü geldiler.
Geriye kalıyor yüksek teknoloji patentleri ki TC’liler onu hiç beceremedi, beceremiyor, beceremeyecek…
Yani, eski usül toprak emperyalizmleri artık işlevsiz…
(6 + 9 Mayıs 2019)

Pazar, Mayıs 05, 2019

Bakunin ve ‘Devlet ve Anarşi’si


Kitabın ikinci cildi olacakmış ama Bakunin onu yaz(a)mamış.
Bu durumuyla kitabın adı, ‘1820-1840 Avrupa Tarihçesi’ olsa gerekmiş.
Bakunin gibi bir anarşistin, pan-Rus’çu, Rus nasyonalist, Rus-perver’liğin dozunu aşırı kaçırmış bir yazar olması, çok-çok ilginç.
Alman(ya) düşmanlığı, bu eseri ‘Oblomov’daki Alman imajıyla birlikte, ‘Rus yazarların Alman olmaya karşı pozitif ve negatif bakış açıları’ olarak ilginç bir noktaya taşımış.
Bakunin, Osmanlı’yı anmadan, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nu, çokuluslu olması üzerinden, hasta-adam-devlet olarak tanımlıyor. Rusya’nın da 1. Dünya Savaşı ertesinde, diğer 2 ülkeyle birlikte parçalanmışlığı, ona ve tezlerine ironik bir tarih yanıtı olmuş.
1840’ta da, 1940’ta da, Almanya-Rusya ikilisinin Polonya’yı parçalaması durumu / sorunu olmuş. 2040 için bu, parçalanan ülke Ukrayna vakası olacak. Yani Almanya 2020, 20 yıllık Merkel iktidarı ve sağ-sol koalisyonu ertesinde, 4. Reich’ına ve eski Roma-Germen İmparatorluğu gücüne doğru geri gidiyor. Not: Burada, alman Fassbinder’in Birleşik Almanya Faşizmi’ne karşı(t)lığı ve Trier’ın anti-AB’ci ve AB faşizmini açımlayan ‘Europa’sı özellikle anılmalı.
Bakunin, 1920 Ukrayna Makhno’yu bile aşarak, anarşistlerin en-en toplumcu ve marksizme en yakın kanadını oluşturmuş: Sınıfı ulusun üstüne koymuş.
1871 Paris Komünü ve 3. Enternasyonel rezillikleri, kitapta ve özellikle editörün notlarında az da olsa açımlanmış. Bakunin’den daha açıkseçik bilgiler beklerdik.
Buradan çıkan sonuçlarla:
Bakunin’de ağaca bakarken ormanı gözden kaçırma var: 10-20 ağaca birden birarada bakabiliyor ama ormanın tamamına değil. Artı, elindeki veri yığınlarından çok kolay yapılabilecek çıkarsamalar yapmayıp, aynı bilgiyi kitap boyunca 10 kere falan yineliyor. Oysa Kropotkin, Avrupa ülkelerindeki çöküşü 1880-1890 gibi, çok daha açıkseçik olarak notlamıştı (Bir Devrimcinin Günlüğü).
Tarihin tekerrürü değil ama belli örüntüleri varyasyonlarla yinelemesi var:
Almanya’nın AB güç odaklığı, Rusya’nın daha 1870’te Dünya gücü olmaya adaylığı, vd, vb…
Ancak hiç algılanamayan şu tez olmuş:
AB ülkeleri, güç-hegemonya savaşından kafalarını kaldırıp, ne Rusya’nın, ne de ABD’nin gelişini görememişler ki Avrupa-sentrisizm bu olmakta zaten.
Tuhaf olan şey, bunun 2020’de bile aynen geçerliliği ve dahasında AB parçalanmışken bile öyleliği…
Yani:
Çok tuhaf ama:
Bakunin, devletten ve anarşiden söz ederken, ne kaos-kozmos denklemlerini görebilmiş, ne yanılmış-devlet olgularını imleyebilmiş, ne de 1 milyarlık bir devletsiz-anarşizm’in mümkünsüzlüğünü dilgetirebilmiş.
Sonsöz:
Boynuzun kulağı geçip, çırağın ustasını değillemesi, hüzünlü ve hatta melankolik bir durum.
Bir de:
Yazarın, kendi dehasını içermeyen bir geleceği inşa ederken, ‘Devrimden Önceki Gün’ (Ursula k. Le Guin) durumunda bırakılması…
Bakunin bunu yapamamış ve o nedenle de bir deha olamamış, vasatüstü bir zeka olmuş yalnızca…
(5 Mayıs 2019)

2020 Neo-Anarşizm Tezleri


Önnot: Bu metin, Bakunin’in ‘Devlet ve Anarşi’ kitabını okurken yazıldı. Bakunin’in metninde dikkati çeken şeyler; marksistlerin olsun, anarşistlerin olsun, devrim gelecekbilimi eylerken (belki o zamanlar bilinmeyen olabilecek) bazı bilgileri kullanmaması, bir de mekansal ve tarihsel saptama eksikliği (örneğin, Almanya 1648-1873 için, Ruslar’ın Almanya kökeni, Almanya’nın geç sömürgecileşmesi, almanya’nın prensliklerin krallığa doğru birleştirilmesinin 200 yıldan çok süre alması)…
Anarşizm; 1990-2020 arasında, kapitalizmin ve reel sosyalizmin kafaüstü gitmesiyle, yeniden rağbet gördü. Bu da; anarşist olmayan kişilerin anarşist geçinmesine, anarşizm olmayan düşüngülerin anarşizm sayılmasına neden oldu.
Oysa, tüm düşüngüler gibi anarşizm de, mekansal ve zamansal olarak sınırlı-sonlu-belirgin (ama kesin olmayabilecek) savlar toplamıdır ve sorun, bu savların açıseçik ifade edilebilmesindedir.
Biz bu önkoşulların kavramsal çerçevesi içinde, 2020 için, pek pek 2040’a kadar geçerli olabileceğini düşündüğümüz, neo-n-N-anarşist tezler sunacağız.
2000-2040 arasındaki genel-global tarihsel çöküş-kaos koşulları, anarşizmin bir kez daha kaosizm sayılmasına neden oldu, oluyor, olacak.
Oysa reel anarşizm, tarihsel-gelecekbilisel kaos-kozmos denklemlerinin geometrik kırınım saçaklarından oluşan türden bir Verhulst çizelgesinde, ancak bazı limit-noktasal bölgelerde geçerli olarak tanımlanabilir. Kuramsal anarşistler de, tarihin gösterdiği üzere, 180 yıldır, saltıkçı felsefeciler gibi, savlarının gerçek yaşamdaki geçerliliğine veya geçersizliğine kafayı hiç takmayagelmişler, buna Bakunin de dahil.
2020-2040 için gerçerli-reel bir anarşizm, çözülen devlet yapıları kadar, (komüncü değil) cemaatçi bireysellikimsiler ile de uğraşmak durumunda.
Asıl neo-neo-anarşizm ise; ya bunlardan eksodus eylemek, ya da hiç o koşullara girmeyen komünler yaratmak durumunda.
Birinci Dünya’nın 1980-2020 neo-liberalizmi, G-20’li 3. Dünya’yı 1. veya 2. Dünya değil, 4. Dünya yaptı veya haritadan sildi.
Birinci Dünya’nın 2. Sanayileşme kültürel metamorfozları ise, bilindiği kadarıyla, hiçbir kayıtlı / yazar neo-neo anarşist yaratamadı (çevreci olanları özellikle negasyonlanıyor): Wikipedia’listeli hiçbir neo-anarşizm geçerli olamadı yani.
Bu açıdan epistemik kritik eşik, 1. Dünyalılar’ın bile, 2020 momentinde, yeterli nicelikte ve nitelikte, çokdisiplinli / disiplinlerarası düşünür çıkaramamışlığı (buna gelecekbilim eylemeyi reddeip, yine de ağızlarından gelecekbilimsel tezler kaçıran Dünya Ssistemi’ciler özellikle dahil, Wallerstein daha da çok özellikle dahil) olmakta.
Yani neo-anarşizm, 75 yıllık Bilgi Çağı’nda ve özelikle son 20 yıllık Yeni Orta Çağ’da ve hemen ertesinde, epistemik olmak zorunda: İnsanlığı, eğer kurtarabilecekse, bilgi kurtaracak yani.
Yeni Orta Çağ’da neo-anarşizm, komüncü-kampüsçü bir tikellik taşımak zorunda.not: Hiçbir anarşizm, değil tüm Dünya nüfusu için, 10-100 kişiden kalabalık gruplar için bile geçerli olamamıştır; çünkü, 7 kişiden büyük sosyal gruplardaki aptallaşma ve cahilleşme, anarşizmi imkansız kılar, kıldı, kılıyor, kılacak.
Anarşizmin tikelliği, insan doğası sayılan şeylerin de tikelliğiyle ilintili: Yani, farklı epistemik-demografik altkümeler için farklı farklı anarşizmler, baştan sınırlı ve sonlu olarak tanımlıdır.
Dördüncü Dünya’nın anarşizmi, imkansızca limitlidir örneğin. Bu durum, 3. Dünya’dan 4. Dünya’ya küme düş(ürül)en Türkiye’deki anarşistimsiler için de geçerlidir.
4., 7., N. Dünya’lar için anarşizm imkansızdır, tıpkı Proudhon’un feodal anarşizminin 1840 Fransa’sında baştan geçersizliği ve tanımsızlığı gibi…
Dipnot:
Buradan, anti-egoist, anti-egosentrisit, anti-solipsist bir bireyci anarşizme varılacaktır ve bu da, Stirner’in değillenmesi olacaktır.
Yani.
Çok bilebilmek, hala tek kişilik bir edimdir. Bilme olmadan da, anarşizm olamıyor.
(2 + 5 Mayıs 2019)

Salı, Nisan 30, 2019

Türkiye Politik Moment 1 Mayıs 2019


AKP bitti.
AKP kendini bitirdi.
Bu ikisinin fazlaca bir anlamı yok fiilen.
Savaş ve ekonomik kriz baki: 1 yıl sonra da baki olacak.
Çözüm, açmaz, duvar, baki yani.
Bunlar, yepyeni oluşumlar fırsatı demek.
Alaturka gelenek, 1946’dan beridir ve çokpartili dönemde bunu başaramayacağını kanıtladı.
CHP, 2002’den beridir hiçbirşey yapmadı, yapmıyor ve 2-4 yıl içinde de yapamayacak.
ANAP ve AKP, nasıl bir proje idiyse, yeni projeler dış destek ve iç işbirlikçiler aracılığıyla devre sokulacak yine, yeni ve yeniden…
Bu neo-proje, çakma bir sosyal demokrasi olacak.
İmamoğlu, bunu ilk ve olası bir adayı.
AB’nin ve ABD’nin koşulları belli.
 Dolara % 15 faiz ve TC’nin savaşsızlığı veya anti-emperyalizmi.
Ancak, ok yaydan çıktı. Kuzey Suriye ve Kuzey Irak savaşları, MİT ve ordu üzerinden sivillerden / politikacılardan çıktı.
Dolayısıyla, tek adamlık için, Erdoğan yerine, tek Akar, tek Fidan veya ikisi birarada bir neo-proje de devreye girebilir.
Yani:
2023 İkinci Cumhuriyet’in ilk momenti, az veya çok fetret üzerinden gelecek. Bu, son 1 yılın sonucu.
Ekonomik küçülme çöküş ile eylenecek, el freni seçeneğini düşünen yok çünkü.
Kitle ve iktidar beçkinleri için pek bir şey değişmeyecek.
Kaybedenler kaybetti ve gidebilenler gitti. Kalanlar imha edilecek veya eziyetin limiti uygulanacak üzerlerinde.
Çıkış:
Bu da, 1950 ertesiki 10 yıllık dönemin, 1960 malforme rönesansını yaratmışlığı gibi yeni bir durum yaratacak.
AKP’nin % 50’lik seçmeninin % 5’lik bölümünün (yani % 10’unun) canı çok-çok feci yanacak. Kendilerini kuşaklar boyu toparlayamayacaklar.
Anarşizm ve ateizm oranları zirve yapacak ama bunlar kof ve boş anarşistler ve ateistler olacak, aslında çoktan öyle oldu bile…
Ne bir Napolyon, ne de bir Hasan Sabbah çıkamayacak. Bu, tek adamlık dönemi tezinin tersinin geçerliliğini kanıtlayan ve açımlayan bir neo-potansiyel-olgu.
Bu açıdan 2023-2073 döneminin 2. Cumhuriyet’i büyük olasılıkla, 1600-1650 döneminin Osmanlı’sı dönemine benzeyecek.
(30 Nisan 2019)

Terör Novum’lu Sri Lanka Nisan 2019 Olaylarının Medya Geştaltı Efektleri


Sri Lanka’da Nisan 2019’da 8 terör olayı birden aynı günde uygulandı, önce 350, sonra 250 denen sayıda kişi öldü.
Bu olay, 1970-2020 arasındaki 1, 2, 4, 8, 16 sayılı eşlenik terör olayı biraradalığının son örneği oldu. Bu olay, sonuca vardırılmış 8 olay oldu. ABD’de 2018’de 8-16 arası terör olayı girişimi sonuçlandırılamadı: ‘Ceteris paribus’ ve karşılaştır-karşıtlaştır.
Bu olayın, Yeni Zelanda’daki cami baskınlarına karşılık olduğu savunuldu. Bunun 2 yönü var:
Bir: ABD’de otelden uzun menzilli tüfeklerle saldıran kişinin terör olayına benzerlik: Bu çizgi, 1966 Kule çizgisi: Tek kişi, elinden geldiğince çok kişiyi öldürüyor ve sonunda kendisi de ölüyor. Yeni Zelanda’daki olayda, teröristin naklen yayında, tam bir bilgisayar oyunu edimi soğukkanlılığıyla, tek tek atışlarla insanları öldürmesi vardı. Bu, felaket yönetimi açısından, G-7 ülkelerinde 100 kişiden 0’ının kendini savunabildiğini ortaya çıkardı.
İki: Camiye karşı kilise terörü ile ve bunun medya geştaltı sunumuyla, dezenformatif bir çizgi: Bunu idiotlar bile yutmaz ama kitle belki yutar.
Buradan toplamda, İkiz Kuleler 2001 olayındaki 1 ve çok ölülü terörün medya geştaltından, çok (ve oradan çok-çok’a uzanan çizgide) olaylı ve birim olay başına az ölülü teröre doğru yol alma gibi bir izlek çıkıyor ortaya.
Hangisinin kitle üzerindeki duygusal etkisi büyük?
Bizce terörün tarihi, 2 tür olaylamanın da, artık medya geştaltı etkisini sıfırlama noktasına vardığı / erdiği yönünde. Bunda 2 yön var:
Bir: Dünya’nın 3. Dünya Savaşı yerine, 3. Dünya Savaşçıkları aşamasına girdirilmesiyle, sivil ölümlerinin terör olaylarınınn zayiatının üsselleri aşamasına vardırılmışlığı ki ayrıca bu, ABD’nin 1950 Kore’den beridir genel tavrı ki bu da ABD’nin 1980 tarihli 2000 Askeri Stratejisi’ne tümden ters bir durum, çünkü orada teknolojik yıldırma var, psikolojik yıldırma değil.
İki: ABD’nin 1950 Mc Carthy / Popper çizgisindeki neo-dezenformasyon çizgisi, 1995 internetinin 1950 televizyonunun yerini almasıyla, medya geştaltı çizgisi, Gibson’un ‘Neuromancer’ındaki ve Lawrence Sanders’in romanlarında ‘ 7 ölümcül günah’ ve ’10 emir’ kurmaca anlayışındaki / çizgisindeki nedensiz terör konusunda metamorfoz yaşadı, yaşıyor yaşayacak: Bizce, Sri Lanka terör olayları bunu kanıtladı ve açımladı.
Artı: Terörist grup, ÇÜŞ, mafya ve kontra-terörist grubu ölümcül ayırtsızlığı çizgisi / momenti de var: Artık çevreciler öldürülüyor ve çevreciler ABD çizgiromanlarında terörist tiplemesinde klişeleştiriliyor ve teröristlerin kendi ülkelerinden başka ülkelerde başarılı eylemler yapabilecekleri denli ‘joint venture’ terör kurumsallığı var.
Dönelim başa, bitmedi daha var:
Bir: Sri Lanka kültürü, canlı bomba olgusunu icat eden ve ilk kullanan kültür. Yani, yeni terör çağı’nın bir açıdan Haşhaşiler’i ama Hasan Sabbah’ları değil.
Bu, Tatar Yayı’nın 21. Yüzyıl’da otomatik tüfek denli işlevsel olabilmesi anlamına geliyor. Bu; ne bir engizisyon, ne de bir rönesans. Bu, yepyeni ve fapfarklı bir olgu ve yeni bir ada gereksinimi var. Şerh: Aslına rücu veya selefileşme değil bu.
Peki, neden Sri Lanka?
Çünkü, orada dinsel grupların dağılımı şöyle:
“Buddhist        70%
Hindu              13%
Muslim                        9.7%
Christian          7.4%
Other               0.04%”
(Kaynak: Wikipedia İngilizce.)
Şerh: Bu, daha önce medyada belirtilmeyen bir bilgi.
Böylelikle:
Bir. Hindular’ın Hindistan’ındaki 3 Gandi’nin suikastle öldürülmüşlüğü başka bir anlam kazanıyor.
İki: Budistler’in barışçıllığı ve şiddetsizliği değilleniyor.
Üç: Dünya’da böylesi bir karışım olmadığı için, ‘nerede çokluk, orada b.kluk’ tezi, yeni bir açıdan ilk kez doğrulanıyor.
Dört: Terör olayı, ‘iyi, kötü, çirkin / iyi, kötü, acaip’ tipi triellodan japon tipi orjiye yaşamın içinde metamorfozlanıyor.
Beş: Filistinliler üzerinden, İslam’ın canlı bombayı (Sri Lankalılar’dan alarak) sahiplenişi, boynuz kulağı geçer, tezini geçerli kılıyor.
Altı: Arthur Clarke’ın koskoca Dünya’da yerleşmek için, bula bula Sri Lanka ormanlarını seçişi, İngiliz entellektüellerinin MI5 / MI6-perver’liğini bir kez daha sergiliyor.
Peki, çıkış vektörleri de olsun bakalım:
Terörün medya geştaltı efekti sıfırlanmışsa, bu durumda terörist ne yapar?
Bir: ÇÜŞ, mafya, kontra-terörist, teröst işbirliklerini yapar.
İki: Yepyeni ve fapfarklı terör olayları icat eder.
Üç: ‘Hiçi Üçlemesi’ndeki gibi, sonsuz terör dönemini yaratır.
Dört: 2 ve 3, birarada şu demek: Kobalt 60’lı kirli nükleer bomba veya nükleer reaktörlerin havaya uçuruluşu (ki denenmediği de önesürülemez).
Beş: 4, şu demek. Kitle, bunu da yutar ve insan türünün yok edilebilirliği aşamasını, limit sonsuz ölü yoluyla, terörün medya geştaltı efekti katkısıyla kabullenir ki bu, neo-faşizm ve neo-engizisyon ötesi bir durumdur, hatta 1.100 yıllık AB orta Çağı ötesi bir durumdur
Altı: İronik olarak bu, Homo Posterus’un yolunu 500 yıl kısaltır.
Bizce Sri Lanka Nisan 2019, çok aşamalı olarak ve kulağını ters yönden göstererek, 6’yı kanıtladı ve açımladı.
Şerh: Bir Homo Posterus’çu olarak, Homo Posterus’a giden böylesi bir kestirme yol açılmasını olumlamıyoruz, çünkü yumurta çekiçle kırılmaz, tarih bunu kanıtladı ve açımladı. Ancak, bu yolu negasyonlamıyoruz da, sıfır-müdahaleci tutumuzu ve davranışımızı sürdürüyoruz yalnızca…
(30 Nisan 2019)

Hiper-Tekst Olarak ‘Hardcore’ Bilimkurgu


Önnot: Hiper-tekst ve çapraz medya, semantik olarak birbirine yakındır. Çapraz medya metinleri de birer hiper-tekst’tir. Fazladan, metinsel indirgeme ve/ya yükseltgeme de olabilir: Örneğin çizgiroman metni, kart oyunu metnine indirgenir ya da ‘amiral battı’ oyunu metni, filminin senaryosunda aşırı-yorum ile yükseltgemeye maruz bırakılabilir.
‘Hiçi Üçlemesi’ bilimkurgu romanı dizisi, hiper-tekst’in yakın zaman bilimkurgularında görüldüğü ilk örnekti ama ‘harcore’ bir bilimkurgu metni değildi. ‘ET’ zeki canlı konusunu içermesi ile de, ‘3 Cisim Problemi’ dizisine koşuttu.
Asimov’un ‘Vakıf’ yedilemesi, özellikle Asimov’un gelecekbilimin ad babası ve yaratıcısı Ossip Flechtheim ile tanışıklığı nedeniyle, gelecekbilim-bilimkurgu eşlenikliği ‘harcore’luğunun ilk örneğiydi. Ek: 1940’larda Dünya sistemi düşüncesi henüz yoktu ama yine bir ABD’li olan Dewey’in 1895-1945 arasındaki tarihsel sikluslar üzerine metni vardı.
2010-2020 arasındaysa, Kim Stanley Robinson ‘2312’ ile, Liu Cixin ‘3 Cisim Problemi’ ‘neo-hardcore’ bilimkurgu akımını oluşturdu.
‘2312’deki konu açıklamaları ve rasgele görünüp, aslında kendi içlerinde hiper-tekst’çik olan serbest çağrışımlı sözcük dizileri birer neo-hiper-tekst örneği oldu.
Liu Cixin ise bunu, romanlardaki Çin tarihine dayalı bir bilgisayar oyunuyla hiper-3-tekst (içiçe geçirilmiş 3 hiper-tekst) olarak tasarladı:
Birinci hiper-tekst, gerçek tarihi ve ondaki dönemsellikler, yani rönesanslar ve engizisyonlar / çöküşler. İkinci hiper-tekst, bunun kurmaca bir metne, yani bir bilgisayar oyunu metnine dönüştürülmüşlüğü. Üçüncü hiper-tekst ise, Çin tarihinin ET zeki canlı tarihine uyarlanmışlığı ki bu, ‘Hiçi Üçlemesi’nde insan tarihi ve Hiçi tarihi karşılaştırması (özellikle öte-düşüncenin evriminin tarihi) olarak mevcut. Ekstradan, Dünya tarihinden, hem Batı’nınkinden, hem de Doğu’nunkinden dahi-kişi  örneklemeleri alaşımlaması hiper-tekst’i çizgisi var: Bu konu da yazarın bir Doğulu olarak Batı dehası bilgisi sınırlamalarını açıkça çiziyor, çünkü Asimov’un Vakıf’ını, 7 değil, 3 metin olarak anıyor.
‘2312’nin ‘harcore’ bölümü, Güneş Sistemi’nin sömürgeleştirilmesi yolunda, romanda anlatılan hemen herşeyin birebir (ama çok daha uzun vadede) yapılacak ve yapılmak zorunda olması ki bu da, ‘hardcore’ bilimkurgu denli, gelecekbilim hiper-teskt’i de demek.
‘3 Cisim Problemi’nin ‘hardcore’ bölümü, 4’ten çok boyutlu atomaltı cisimcikler / parcaçıklar anlatısı bölümü.
Bu ‘hardcore’ ve hipertekst çabası, bilimkurguyu nerelere götürecek?
İlki, bilimkurgunun zaten varmış olduğu gelecekbilime.
İkincisi, sanat-bilim bireşimi üzerinden, duygu-düşünce bireşimine ve oradan da Homo Posterus’a.
Üçüncüsü, bunlar aracılığıyla düşünce-öte’ye ki bunun poliyalektiği de ayrıcı yazılası bir konu.
Şerh: ‘3 Cisim Problemi’nin ikinci cildi olan ‘Karanlık Orman’daki uzay devletleri, 2015-2020 arasının reel uzay devleti Asgardia’dan daha gerçek: Yani simülasyon, gerçekten daha gerçek ki bu Homo Posterus’un gerçekleştirilebilirliği için çok-çok uygun bir kanıt.
(29-30 Nisan 2019)

Cuma, Nisan 19, 2019

‘Neo-Con’ Uyduramadık, ‘Paleo-Con’ Verelim


‘Neo-con’ denilen yeni muhafazakarlık türü, 1980-2020 arasında egemen oldu: Hem muhafazakar, hem liberal olunabileceğini önesürdü. 2007’den beridir genel krize giren neo-global neo-liberalizm üzerinden, kendini 2 yönlü tasfiye etti: Yerelliğe geri çekilerek, zaten batmış olan bütçeleri yine savaşa ve silaha yönlendirerek.
‘Paleo-con’lar da, bu ara ortalığa çıkmışlar. Trump daha aday adayı iken, aday bile seçilemeyeceği önesürülürken, kimsenin aklına şu gelmedi:
ABD gibi bir yerde bir insan, arkasına birilerini almadan, başkan aday adayı olmaz, olamaz. Bu ‘paleo-con’lar da Trump’ı destekleyenlerin bir bölümü imiş.
Nasıl ki tektanrılı dinlerde, öze geri dönme tezleri (uzun vadeli periyodlarla yinelenen biçimde hep) varsa, muhafazakarlıkta da öze geri dönme eğilimleri başlamış, çünkü habire revizyon yapılınca, ana düşüngünün aslıyla pek ilgisi kalmıyor. Not: Bu; hem neo-faşizm, hem de neo-engizisyon vektörlerini açımlıyor ama onlar başka metinlerin konuları.
ABD usülü ‘paleo-con’ların 2 özelliği var:
Bölgesellik ve daha içedönük (nasıl oluyorsa, ulus olmayan / içermeyen ABD tipi ulusalcı) ekonomi.
Bunun da nedenleri belli:
ABD, askeri ve iktisadi olarak son 40 yılda başarı sağlayamadı. Teknolojik rekabet gücünü yitirdi. İkikutuplu Dünya yıkılıp da, tekkutuplu Dünya’da tek hegemon olarak kalınca, bunu yürütemedi, reel sosyalizm yerine, İslam’ı kendine yeni düşman / antitez olarak yarattı ama bu da hesaplananın çok ötelerine vardı.
Makro-makro olarak, neo-global neo-liberalizmin baştan çok büyük açıkları vardı:
Dünya’nın tamamını tüketici kılmak isteyip, üstüne bir de tüketici ol(a)mayanları haritadan silmek gibi bir çizgi izleyince, hesap baştan tutmadı. Çünkü, G-20’den G-7-8 çıkınca, yalnızca 1 milyar yeni tüketici demek oluyordu. Globalizm de, toplam 35 yıl ertesinde maksimum % 50 global nüfusu banka hesabı yarattırabildi ancak. İnternet oranı da aynı ama aktif kullanıcılar bunun da yarısı, aktif banka hesabı kullanımı da öyle: Yani, atılan taşla, vurulan kuş hesapları birbirini tutmuyor.
İnsanları yönetmek ayrı, sömürmek ayrı, tükettiremeyince onları öldürmek apayrı. ‘Neo-con’lar bunları hesaplayamadı. Bizce, 2020 itibarıyla, yani şu an için de, ‘paleo-con’lar da aynı durumdalar.
Tezleri kabaca şöyle:
YMCA yerine, beyaz ulusalcı.
Proleterya için, ya yerli işçici, ya göçmen işçici (AB tipi, liberalizmde asimile olmuş, çakma-sözde sol göçmenci takılıyor). Trump, Meksika göçmenlerine karşı duvar örmeye gitti ama bunun bildiğimiz Berlin Duvarı ile aynı anlama geldiğini hesaba katamıyor.
İçedönük ekonomi ki bu da WTA yerine NAFTA demek. 7 milyar havadaki kuş yerine, 1 milyar Latin Amerikalı’yı çantada keklik olarak tercih etmekdemek.
İdelojik araçları da şu imiş:
‘Alt-right’ denilen sosyal medya popülizmi ve neo-faşizmi (bu konuda Trump’ın ideoloğu Steve Bannon imiş).
Burada en önemli sorun, (libelarizmin ana tüketici kitlesi olarak hedeflediği) sosyal medyanın zihni ve kültürel ezeli-ebedi ergenlerinin yönetilemez olması (bu yönetilemezlik, isyankar bir anarşizm değil, rasgeleliğin belirsizliği olmakta). Türkiye’de gençler, HDP ile MHP arasında seçim yapıyor, ABD’de gençler 2016’da Hillary Clinton’dan da Trump’tan da nefret ediyor, ABD’li gençlerin % 40’ı demokrasiye inanmıyor, AB için bu oran % 17, vd, vb...
Böyle bir kitle profili, daha önce engizisyonun da faşizmin de rahatça yaptığı biçimde, kitlenin rahatça yönetilebilirliğinin silinmesi demek. İronik ama internet kitlenin sürü psikolojisini bozdu, daha çok epistemik beyaz gürültü nedeniyle: Türkler’in hem demokrat, hem de şeriatçı olunabileceğini sanmaları, AB’lilerin kitaba dokunmayla Aydınlanma Kültürü’nü taşıyabileceklerini sanmaları gibi, vd…
Dünya Sistemi açısından bakılınca, bu ‘paleo-con’ ve ‘alt-right’ vektörleri şunlar demek:
Epistemik muallaklaşma ya da Yeni Orta Çağ’dalaşma.
Global ekonomik küçülme.
Kültürelce ve zihince, topluca ve histerikçe irrasyonelleşme.
Her bölgenin bu yeni dönemi yaşama biçimleri farklı farklı: Çin’in global emperyalist olma yolunda 2000-2020 arasında arpa boyu yol alamaması bir örnek, AB’nin savaşmamak için veya Brexit durumunda kafayı kuma gömmesi bir örnek, vd…
ABD içinse, bu kadro, 1945-1995 İngiltere’si gibi, ABD’nin bir numara olmaktan aşağıya kayışını gerçekleştirme kısmeti demek. Friedman, bunun 2028 başkanlık seçimlerinde olacağını söylemişti, Trump ve kadrosu, bunu 2020’ye veya 2024’e doğru öne çektiler. Çünkü, hatalarını bile bile hatalarında ısrar edecekler, o zaman da volan büyüyecek:
ABD’de sosyal demokrasi gerek ama mümkün değil ve bunu Sanders gibi biri beceremez: Sosyal demokrasi olmayınca, kanlı ve başarısız isyanlar gelir ve yeni kovboy filmleri konuları ortaya çıkar.
Bilim, teknoloji demek değil, ABD’de akademik çalışmalar taa 1980’den beridir geriliyor ve bu Dünya’nın o zamanlarki bir numaralı bilim dergisi ‘Scientific American’da açıkça dilegetirilmişti.
Bertham Gross, daha 1980’de ABD’nin SSCB’yi soğurmasının ve uyruklaştırmasının bir çözüm olamayacağını belirtmişti.
Farrighi, Wallerstein ve Samin, daha 1970’te 1980 liberalizminin geleceğini ve başarısızlığını öngörmüşlerdi.
Türk genelkurmayı bile, 1985 gibi bir tarihte, ABD’nin Askeri Strateji 2000’sinin işlemeyeceğini öngörmüşlerdi.
Rickaard, kur savaşlarının ABD ekonomisini çökerteceğini, bir beyin fırtınası oyununda, Pentagon’un, CIA’in ve hükümetin adamlarına açıkça söylemişti.
Dolayısıyla:
‘Neo-con’ uydurumadık, ‘paleo-con’ verlim. ‘Paloe-con’ da uymayacak, başarısız halk isyanı verelim, dönelim 1968’e veya 1848’e…
Böyle böyle, 21. Yüyıl’ın ilk 20 yılını heba ettiler, 180 yılı daha heba edecekler: En az 22007e kadar böyle gidecek.
Bu yazılı kader değil, determinist kaosla indeterminist kozmos arasında salınan Verhulst denklemi ve parametreleri olmakta…
Yani:
‘Neo-con’lar gibi, ‘paleo-con’lar da kendilerini tasfiye edecekler…
Dipnot:
‘Paleo-con’ ve ‘alt-right’ tanımlarının açılımları için, İngilizce  Wikipedia’ya bakılabilir.
(17 + 19 Nisan 2019)

Poliyalektik: Kavramsal Çerçeveler


Girişler
İlk poliyalektik metni: ‘Mülksüzler’ Üzerine, Haziran 1990
Artı, Nisan 1990 şerhi ve konuyla ilgili diğer ekler
Birden çok diyalektik tanımı (alıntılar)
Birden çok diyalektikle ilgili metinlerim:
Aristo-Lao Tzu Proto-Sentezi
Açılımlar
Nicelik:
Nolektik, monolektik, diyalektik, triyalektik, kuadralektik, … , poliyalektik
Tarihte diyalektikler:
Aristo, Lao Tzu, Hegel, Marx, Adorno
Epistemik kategoriler:
Düşün, sanat, bilim; insansal, temel bilimler
Diyalektik / poliyalektik alanları:
Reel, sanal, kompleks poliyalektik
Mantık ve poliyalektik:
Neden-sonuç, özdeşlik, bütün-parça (Aristo’sal 10 kategorinin 3’e indirilmesi)
Çıkışlar
Kriterler:
Determinizm x indeterminizm
Kaos x kozmos
Muğlak x kesin mantık ve  poliyalektik
Fraktal mantık ve poliyalektik
Makro-makro kategoriler:
Homo Sapiens ve Pomo Posterus’un poliyalektiği
Tarih-gelecekbilim poliyalektiği
(13 + 19 Nisan 2019)

Geçmişbilim-Gelecekbilim Bileşiminde Kaos-Kosmos ve Determinizm-İndeterminizm Salınımları


Önkoyutlar:
Sıfır Sıfır: 5 bin yıllık tarih belirgin bir örüntü gösterdiği için, geleceğe doğru da 5 bin yıllık bir aralık alındı ama ikincisi birincisinin üssel katları olarak başkalaşımlar getirecek gibi.
Sıfır Bir: Tarihöncesi, tarih, tarihsonrası ayrımından çok; tarihöncesi ve tarih birarada Homo Sapiens, ötesinde ise Homo Posterus ayrımı belirgin 2000-2020 momentinde. Artı, tarihöncesinin de öncesinde insansal evrim var ve o da birinci kümeye dahil.
Bir: Tarihteki düzen, sistem, devlet, hegemon kategorilerinin tanımları, içerikleri, öğeleri salınıyor (bazı öğeler eksiliyor, bazı öğeler ekleniyor sürekli olarak): Yazınınkiler bile ve yazının tanımında hala belirsizlik var: Morfem-fonem ayrımı ve bireşimi veya 70 yıllık global zorunlu okuryazarlık eğitiminin geçersizleşmesi ve sonuçsuzlaşması gözönüne alınmıyor ve tarih yazısızlaştırılabiliyor: Oysa, tanım gereği yalnızca yazılı tarih tarih demek, yazısız tarih, devletsizlik ve tarihöncesi demek. Şerh. Tarihöncesinden tarihe ozmosisler (ve geriye doğru (tarihten yeniden tarihöncesine) olanları da) konusu ise başka bir konu. Bunların açıkseçikleştirilmesi gerekli.
İki: Prigogine’in determinist kaos’u yerine, indeterminist kozmos tanımı, tarih tümlevi için daha mantıklı ve geçerli görünüyor.
Üç: Düzenin olumluluğu göreli (pozisyon yerine, başka bir sözcük icat edilmeli): Dünya’nın yarı nüfusu için kaos veya kozmos arasında hiçbirşey farketmiyor. Bir bölümü içinse, kozmos denilen şey, kaos denilen şeyden daha zararlı sonuçlar veriyor, kitlesel ölümler gibi: ABD’nin düzeni (Pax Yanki veya Pax Americana denilen şey) epeyi Arap için ölüm demek oldu: Daha da acısı, bu ölümlerden ABD oligarkları veya kitlesi hiçbir maddi veya manevi çıkar sağlamadı: Yani bazı barışlar, epeyi savaştan daha öldürücü.
Dört: İktisat-Askeriye-Siyaset düzeninin, Bilim-Sanat-Düşün düzeni getirmemesi de, başka bir görelilik: Tarihte onlarca birinci üçlü zirvesi varken, çok çok az sayıda ikinci üçlü zirvesi var.
Gerisi salınım olmakta. Diğer bir deyişle, kaos veya kozmostan çok salınım dönemleri ağırlıkta. Büyük göçler de salınım demek zaten: Dekadans, fermentasyon da demek aynı zaman da.
Yani; ne kaos, ne de kozmos, tek başına kültürel evrim (veya kültürel devrim) yaratmıyor. Kültürel evrimi yaratan şeyler, bu geçiş dönemleri ve salınımlar.
Bu salınım koşullarında da, determinizmden çok indeterminizm geçerli ama (en azından sezildiği kadarıyla) onun da kuralları var ama pek çalışılmamışlar.
Salınımlar, Poincare dönüşümleri / fonksiyonlarının geçerliliği ile bulanık-açıkseçik, birli-çoklu görüntülü / görüngülü olabilecektir. Salınımlar, artık sayılı olan periyodik fonksiyonlu, hata fonksiyonu ana fonksiyonu bozabilen, parazitleyebilen, beyaz-gürültü’leyebilen biçimde olabilecektir.
Bu durumlarda olgusal bulanıklaşma, kaos sayılmasa, ozmosis sayılsa gerektir: Belirsizlik ve kesinsizlik, birbirinden farklı şeylerdir: Örneğin irrasyonel sayılar belirgindir ama kesin değildir, çünkü verili yazı / notasyon tabanında tam kesin ifade edilemez (ondalıklı yazımın sonsuza kadar sürebilmesi durumu). Örneğin tarih, makro ölçekte / ölçütte kesindir ama mikro ölçekte / ölçütte belirsizdir.
(10 + 12 + 19 Nisan 2018)

Cuma, Nisan 12, 2019

İyalektik ve Kendine Özdeşsizlik


Kendine özdeşsizlik (özdeşmezlik kullanılmış), ne Hegel’de, ne de Adorno’da açıkseçik anlatılmamış. Oysa, Aristo’da çok açıkseçik olarak mevcut. Biz de, kendi özdeşsizlik tanımlarımızı oradan hareketle tasarladık.
Mantıktaki kendine özdeşsizlik, analitik geometrideki, matematikteki, istatistikteki x’in ve y’nin birbirinden karşılıklı bağımsızlığı (mutually exclusiveness), süreklilik ve sonsuzluk gibi, aynı konunun iki farklı epistemik / dilsel dilegetirimidir.
Kompleks sayılar grafiklenirken, buradaki x vey parametreleri, yani reel ve sanal, yani x ve i, yani a ve b katsıyalır kullanılır. Burada y üzeri 4 = x gibi bir ilinti vardır, çünkü i üzeri 4 = 1 olarak tanımlı.
Bu durumdaki bir kategori, iyalektikte kendi kendiyle çarpılırken, özdeşsizlik kendiliğinden belirginleşir. Bazı tezler, bu süreçte kendisinin-antitezi’leşir, yani kendi-kendisinin-karşıtı’laşır, yani (x çarpı -1 = -x) olur.
Bunu aynı zamanda Verhulst çizelgesine ilintilendirirsek.
Hem tez, hem antitez, hem kendileriyle, hem de birbirleriyle dinamikçe / kaotikçe etkileşirken, birbirleriyle çelişirken, çatışırken ve hatta birbirinden uzaktayken bile, hem kendilerini, hem de birbirlerini dönüştürürler: Verhulst çizelgesinde bu, aynı parametrenin kendisinin etkilerini uzun dönemli sikluslarla bir arttırıp bir azaltmasıdır. (Burası, Adorno’nun negatif diyalektiği için farklı bir açıklama oldu.)
Tez = 1 ise, antitez = -1 ise; 0, epsilon ve sonsuz durumları da hesaba katılırsa, 2 x 3 x 2 = 12 durum tasarlanablir demektir. (Bu durum da, neden-sonuç ağlarına benzeyebilir ve onlara uyarlanabilir.)
Dekadans, tezin koyulu ölçütlerde kendini sıfırlaması, kendini değillemesi, tezin antitezileşmesi durumları da hesaba dahildir.
Tüm bunlar, iyalektiğin çizelgesinde, reel poliyalektikten daha uygunca işler, sistematikleştirilebilir ve çizelgeleştirilebilir.
İyalektiğin tezi kendine özdeşsizleştirmesi ve tezin baştan kendine özdeşsizliği, ayrıca sentezin ve/ya praksisin çalışma konusu olabilir. Çünkü o sentezler ve praksisler, düz ve reel diyalektiktekinden farklı olacaktır.
(25 Mart + 12 Nisan 2019)

Mülksüzler ve Poliyalektik


Önnot: ‘Mülksüzler’ eleştirisi, Haziran 1990’da poliyalektik kavramının içeriğinin değil ama adının ilk geçtiği metin. Aradan geçen 30 yıla yakın süreden sonra, ölümüme kadar uğraşacağım birkaç konudan biri olarak poliyalektiği çalışmaya geri dönmüşken, bu metin üzerinden bir yeniden değerlendirme yazmanın da uygun olacağını düşündüm.
‘Mülksüzler’de 2 gezegen var:
Anarres ve Urras.
Urras’ta 3 ülkenin adı geçiyor:
İo, Thu, Benbili.
Bu, 3 Dünya demek.
Çin’in tanımından hareketle 3 Dünya 2 biçimde tanımlanabilir:
Bir:
Birinci Dünya = ABD ve SSCB. İkinci Dünya = Doğu ve Batı Avrupa. Üçüncü Dünya = 1960 gibi diğer ülkeler.
Bu, hegemonlar x vassallar veya Kuzey x Güney üzerinden bir tanımlama demek.
İki:
Birinci Dünya = NATO, (o zamanki) AB ya da Batı Avrupa, ABD. İkinci Dünya = Varşova Paktı, Comecon, Doğu Avrupa, SSCB. Üçüncü Dünya = Diğerleri.
Bu, kapitalizm x reel sosyalizm üzerinden bir tanımlama demek.
Şerh 1: Ne ABD’nin, eski sömürgesi olduğu İngiltere’yi yeni sömürgesi yapmışlığı, ne de SSCB’nin hem Napolyon / Fransa, hem de Hitler / Almanya tarafından sömürge yapılma isteği, bu yaklaşımlarda (1960-1980 arasındaki reel global konjonktürün politik çalışmalarında) dikkate alınmamış. Yani, tez x antitez durumlarında, kriterler belirgin ama listelenmemiş durumda.
Bu durumda Anarres, tek tek 3 ülke ile de diyalektik ve tez x antitez durumu taşıyor.
Bu 3 ülke ise, kendi içlerinde 3 tane diyalektik taşıyor. 3’ü birarada ise, triyalektik trilemma, yani açmazlı üçüşüm olmakta: Açmazın adı Urras.
Burada açar, Anarres olarak tanımlı:
Anti-kapitalist, anti-reel sosyalist ve anti-3. Dünya olarak, çünkü en azından bilim açısından 1. Dünya konumunda.
Urass’a karşı ise, tez x antitez durumunda, çünkü tüm Urras’ı negasyonlayanlar, Urras’ı terkedip, Anarres’te yeni bir Dünya kurmuşlar.
Şerh 2:
Terketmek; karşılaşma, çelişme ve çatışmada, hem kapitalizm, hem reel sosyalist, hem de anarşist geleneksel ana akımlarda irdelenmeyen bir eylem olmakta.
Romanın sonunda, devreye üçüncü şık olarak Hainliler giriyor ki bu da Asimov’un ‘Vakıf’ dizisinde de varolan bir tematik: Tez ve antitez düalizmi dışında, üçüncü ve dördüncü şıkların mümkünlüğü. Ki bu da, bir bakıma ayrılmak demek, çünkü bir Hainli, kendi ev-gezegen-gemi’sinden ayrılıp, Anarres’e geliyor.
Demek ki (Le Guin’in önesürdüğünün dışında)  ikircikli’den çok, açık uçlu bir anlatı sözkonusu bu romanda. Bu açık uçluluk, Ursula K. Le Guin’in metinlerinde bolca ve sıkça karşımıza çıkan didaktik anlatıya karşıt bir anlatı türü.
Artı, hemen tüm bilimkurgu romanlarda karşımıza çıkan, ev-gezegen-Dünya da anlatıda yer almış. Böylelikle de, diyalektikler ve triyalektikler, poliyalektiğe en azından vektörlenmiş ve göstergelenmiş.
‘Mülksüzler’de sentez yok, dekadans ve eksodus çözümün yinelenmesi eğilimi var. Ancak bu, yine de bir poliyalektik, çünkü ta Hegel’de bile sentez bir zorunluluk değil, Marksizm’de öyle olması, o düşüngünün hatası.
‘Mülksüzler’in bu poliyalektiği ileriki metinlerde, geçmiş, halihazırdaki ve olası gelecek politik durumlar için, yeniden yeniden irdelenecek.
(12 Nisan 2019)