Cumartesi, Temmuz 23, 2016

Bir Gelecekbilimcinin Kabusu

20.07.16, 01:15.
Bir Gelecekbilimcinin Kabusu
Bir gelecekbilimcinin kabusu veya paranoyası tasarımlarının aynen gerçek olması diye yazdıydım.
Ancak, şunu yazmamıştım:
Gelecekbilimcinin kestirim olarak tasarladığı şey, karşısına gerçek-somut olarak çıkınca, gelecekbilimci onun içinde geçip, geleceğe geçmek zorundadır.
Bugün bunu yaptım veya yarım yaptım veya yapamadım. Onu göreceğiz. Ama denedim.
Bu, somuttan soyuta başkalaşım oluyor. MD3 / felsefe notu olsun.
Bu, soyuttan somuta (bakışımlı olarak değil) başkalaşım denklemi de demek olacak.
Bu o zaman, gelecekbilim-geçmişbilim ve geçmişbilim-gelecekbilim sentezi olacak ama zamanbilim praksisi olmayacak, onu ben yapamam, başkaları yapsın artık. 56 yaş momentim ile mümkün değil, bel veriyor beynim artık.
İlk şunu hissetmiştim.
Kestirimlerim, % 85’ten lüksek oranlı gerçekleşince, kuşkulu bir paranoya:
La ben, nerede yanıldım?
Yanılmamışız.
Sonra, bildiğimiz makro aksis üzerinden peşpeşe çok adım somutlaşınca da:
La ben, bunun ötesine nasıl geçeceğim?
Onu da geçtim. Biraz ittire kaktıra oldu ama oldu.
Şimdi, ilticadan vazgeçmiş olarak, felaket-fırtınanın göbeğinde, mal mal çevreye bakıyorum. Panoramada görmem gereken yeni bir şeyler olduğu da kesin.
‘Matris’te öykü kayınca, de ja vu yaşanıyordu. Onu gibi oldum:
La ben, bu filmi gördüm galiba.
Bu filmi de ja vu niyetine, ‘Hyeongsa’ olarak 2006’da, çekim belgeselini (üstüste 3 kadrajlı, belgesel, film ve plato görüntüsü olarak) 2016’da seyrettim.
Belgesel ‘Hyeongsa’daki 3 kadrajlılık, Tarkovski / ‘Ayna’daki 4 kadrajlılıktan epeyi farklı idi.
Her ikisini de, gelecekbilim-geçmişbilim içiçeliğinde kullanabilirim. Bu, meta-sinema olarak da, kuram olarak da bambaşka sonuçlar verecek gibi.
İşte bu da, kabus yönetmeyi öğrenen, Trier / ‘Krallık’ gibi oldu.

Yine de, (Nice gecesi dahil) son 6 gün kabus idi ve hep öyle kalacak.

Perşembe, Temmuz 21, 2016

Aforizma NEK: Süreksiz Eksi Varlık

Eksi varlığı insanların algılayamadığını gördüm ve bu bana tuhaf geldi.
Sonra gördüm ki ben de, tıpkı varlık gibi, eksi varlığı da sürekli bir şey sanmışım. Bu da bir algılayamama veya yanlış algılama olmuş.
Oysa, tıpkı Julia Kümesi veya Fatou Tozu’nda olduğu gibi, varlık da süreksiz olabilir, dolayısıyla eksi varlık da.
Şerh 1: Aslında hiçlik de / yokluk da öyle ama sürekli / süreksiz-sıfır için bir tanım ve süreksiz / yarım-tanım yok matematikte.
Bu, süreksiz eksi varlık, Calabi-Yau yüzeylerine ve fiziksel Evren’e uyarlanırsa, maddanene/ enerjinin / uzayın / zamanın içindeki eski varlıklar da süreksiz olabiliyor.
Şerh 2: Varlığın ve eksi varlığın sürekliliği ve süreksizliği, istatiksel olarak birbirinden bağımsız ama bu da istatistikte tanımlı değil.
Sonuç:
Bu durumda, süreksiz eksi varlık tanımı ile, yepyeni ve fapfarklı bir uzayzaman – enerjimadde dördülü elde ederiz.
Ek:
Bunların birbiri içinden geçebildiği ve birbirine başkalaşabildiği de hesaba katılmalı.

(20 Temmuz 2016)

Akıllı Telefonda Video İzlemek

Bir haber:
“... video izleme, mobil veri trafiğinin yüzde 50’sini oluşturuyor. Video izlemenin toplam veri trafiğindeki oranının 2021 yılında yüzde 75’e ulaşması bekleniyor.”
Ancak, konu dağılımı yok.
PC’de video izlemenin en az üçte biri, porno idi. Temuz 2016’da aramalarda Pokemon Go, pornoyu bile geçti.
Haber, olayın reklam tarafıyla ilgili.
Oyun-içi reklam var ama vine video-içi reklam henüz yok gibi.
Vine video sayıları, Mayıs 2016:
Aylık kullanıcı: 200 milyon
Tüm zamanlar vine toplamı: 39 milyon
Aylık vine izleyici: 100 milyon
Her ay vine izleyen: 100 milyon
Günlük vine tirajı: 1 milyar
Kişi başına düşen aylık vine: 300
18-24 yaş kullanıcı: % 28
Vine, 4 yıllık bir uygulama.
Viral bir yayılımı var yani. Ancak, hala başlangıçta yani. 5 yıl malu / yeterli süre bunun için ama.
Vine 6 saniye ve 4 yıllık, tv reklamı 20 saniye ve 50 yıllık. Dolayısıyla olayın geri beslemesi var.
1895’te Lumiere’ler ve 1995’te 40 yönetmen, 52 saniyelik filmler yaptılar. Oluyor yani. daha da tarihsel geri besleme yani.
Ancak vine olarak; ne gerçek kısa film yapıldı, ne Lumiere türü bir şey yapıldı, ne de reklam yapıldı. Cingıl var ama yeniden düzenlenmesi gerek. Baş-orta-son = 6 saniye yani. Kompozisyon yani.
V-blog ve vine video, bu işin yolunu açtı. Düşünce içeriği şimdilik 0.
Nokta. Es.

(19 Temmuz 2016)

Anlamsız Şeyler Yazmak

Hiç arzu etmişliğimin olmadığı bir şey.
Ahmet Algazi’nin ‘Bahra Lambaya’sını gördükten sonra da.
Oysa, hem anlamsız şeyler yazan yazarlar, hem anlamsız kaligrafiler çizen kaligraflar varmış.
Sıra da şöyleymiş:
Tanınabilir imge, tanınmaz imge, anlamsız yazı, anlamlı yazı.
Asemitik değil de, asemantik daha doğru bir terim bence.
Benim yaptığım ise, yoktan sözcük var etmek oldu:
Hem poliyalektik gibi var olanı çeşitlendirmek, hem yeğlem gibi öztürkçeleştirmek, hem abdi (Allah’a, babaya, devlete itaatsizlik) yoktan var etmek gibi.
Abdi, bu bağlamda asemitik sayılabilir pekala. Ya da, belki bir kısaltma.

(19 Temmuz 2016)

Çarşamba, Temmuz 20, 2016

Radikal Blog ve Twitter ayrımları

RB’de Mart 2016’da günlük okurum 4 bin idi, Twitter’da Temmuz 2016’da öyleydi.
Düşününce, her 2 odağın okurların arakesitinin belki de 0 olabileceğini ayırsadım. Dolayısıyla, bu ayrımı açımlamak gerekli.
Birincil ayrım anlık tepkide:
Her ikisinde de viral okunma hızı anlık tepki göstergesi.
Ancak, RB okuru ironik olarak yorum yazmazdı. Twitter okuru ise, beğenme, paylaşma türü tepkiler de veriyor, özellikle de yabancı / İngilizce okurlar.
RB okuru, günün 24 saatı internette değildi, bazı Twitter kullanıcıları ise öyle. Bunu uykumun kayan saatlarından dolayı, günün olmadık saatlarında metin koyarak test ettim. Üstelik, TCSİ ve ABDSİ ayrımı da dahil buna.
İkincil ayrım zamanda:
RB 24-48 saatlık viral okunma grafiğine sahipti, Twitter maksimum 24 ama asıl ilk 12 saat.
Üçüncül ayrım anahtar sözcüklerde ve ben orada henüz kara varamadım:
Hem RB’da, hem de Twitter’de en çok hangi metinlerimin okunduğunu biliyorum ama neyin onları okuttuğunu tam formülarize edemedim ki belki denklem de yoktur.
RB için din ve politika birinci etki alanı idi, Twitter’da kullandığım sözcüğün kullandığım odakta ilk kez duyulup ters veya düz infial uyandırması etkili. Bugüne kadar kimsenin HP’a sentimental faşist dediğini sanmıyorum ve okurun tamama yakını da o tanımı ilk benden duydu.
MB’dan, okur yaş gruplarının etki alınını da izleyebilmiştim ama bu, RB ve Twitter için böyle değil. RB için artık omaz. Twitter için 1-2 yılda olur gibi.
Bu konunun daha da işlenmesi gerekli ama başka açılardan.

(19 Temmuz 2016)

Habercilik İlkesi

Huffington Post sanal gazetesinin, Nice saldırısı ile ilgili bir haberinde, terkedilmiş bir oyuncak bebek fotoğrafı kullandıkları için, onları sentimental faşizm ile suçlamıştım.
Sonra, bunu açımlama gereği olduğunu düşündüm.
Açımlama da bu metindir.
Birçok sıfat gibi, terör de günümüz için kullanılır. Yani, bir Terör Çağı’ndayız. Böylesi koşullarda sentimentalite artar, hem de ivmeyle artar. Hisler, hezeyan ve histeri olur.
Bu durumda, basının gerçeği çıplak gerçekten az az bir nicelikte vermesi uygun.
O az-az’lık, gerçeğin hem dile getirilirken, hem de algılanırken uğrayacağı hissel şişmenin bir bölümünü telafi eder. Hepsini değil ama bir bölümünü.
O haberde taş bebek oyuncak herhangi bir haber değeri taşımıyordu. Muhabir onu çekerken, onu görenlerin ağlama hissi ile dolacağnı bilinçli ve/ya bilinçsiz olarak biliyordu. Bilmiş olması da gerekiyordu zaten. Hepimiz insanız ve davranışlarımızdan sorumluyuz.
Burada sorun, muhabirden çok editörde. Editör, bu türden envai çeşit muhabir şişirmesini süzmekle yükümlü kişidir. İşi budur zaten, bunun için para alır. Yangına benzin dökmek için değil, duygusal yangın ve infial yaratmamak için. O nedenle, bazı fotoğraflar yayınlanmaz.
Bu konunun daha da açımlanması gerekli. Nokta. Es.

(19 Temmuz 2016)

Dünya İnterneti 2016 Ocak

(Milyar)
Nüfus              7,4
İnternet                       3,4
Sos. Medya     2,3
Mobil               3,8
Mob. Sos.        2,0
+
Saptamalar:
İnterneti cep telefonu üzerinden kullanan kuşak, 40 yaş altı kuşak. Onlar daha yoğun internet kullanıyor sanılıyordu.
Oysa, sosyal medya / internet = 2 / 3 iken, mobil sosyal medya / mobil < 2 / 3 olmakta.
Yani akıllı telefonlar, 10 yılda PC’yi gömemedi.
Kimse söylemiyor ama bunun nedeni belli:
Akıllı telefonla internet hala zor. Bir zamanların Mac x Windows çelişkisi, şu an için Ios, Android ve Windows için var. Windows akıllı telefonda tutunamadı. PC 6-7 yıl kullanılıyordu ama cep telefonu 1-2 yıl kullanılıyor ve böylelikle tüm back-up siliniyor. Henüz ayılmadı ama bu 5 tur böyle omuş gibi.
Yani, yol çatallandı ve ana akım yol kalmadı.
Facebook x Snapchat, bu demek. 40 yaş altı ergenler Snapchat’e tüydü. Ama onlar da 1-2 yıl sonra moruk olacak.
Sayıların bu kadar açıkseçik göstergeli olduğunu bilmiyordum. Çok eğlendim.
Sonuçta internette, globallik x yerellik (ve yerelliğin kazanması) gibi, kuşak farkı ama hiçbir kuşağın kazanamaması durumu ortaya çıkmış.

(18 Temmuz 2016)

Twitter Analizleri

Twitter’ın beyinsizlerin mekanı olduğunu yazmıştım. Şimdi de bunu, kendi metinlerim ve okunma sayıları ile karşılaştırayım:
15 Temmuz 2016 tarihli şu metin, 1-2 günde 2.500’den çok okundu:
“@HuffingtonPost No sentimental fascism please, no disinformation please, no feeling please, true information please. If you are journalists.”
Buradaki sansasyonel sözcükler, ‘no sentimental fascism’ olmakta. Bildikleri ama dilegetirlidğini duymadıkları ve dilegetirilince, kulağa hem olumlu, hem de olumsuz gelen önermeler.
Sonra, bildiğimiz Fuat Avni var. 2 Fuat Avni’li mesajım:
Bir:
“@dunya_gazetesi Cumhurbaşkanı başyaveri hakkında gözaltı kararı: En büyük Fuat Avni, bizim Fuat Avni. Bir de kardeş var tabii.”
11 saatta 472 kez okundu.
İki:
“@Haberdar Yaver ve kardeş. Ne çok Fuat Avni'miz varmış te be yav.”
13 saatta 413 kez okundu.
Yine İngilizce bir örnek:
“@WSJ It is very difficult after Brexit. UK is now a colony of her ex-colony USA.”
33 dakikada 174 kez okundu.
Görüldüğü gibi, İngilizce veya Türkçe haber / gazete siteleri bunlar. Dünya’da bile en çok girilen ilk 10 sitede yer bulamayabiliyorlar ama Dünya’nın bütün internetçileri her gün en az bir gazete okuyor.
Bizde Onedio ve Ekşi Sözlük, aşırı öznel ve sansasyonel çizgide. Gazeteler ise, tarafsız olma noktasını / referansını yitirdiler darbeden sonra. Aklıselim zaten yoktu, eksi oldu.
Bu aklıselimsizlik, Twitter ve 40 yaş altı ergen düzeyi demek. Hisle harekete ediyorlar ama tam Türkan Şoray filmi hissiyle. Sonu da hicranla bitecek tabii ki.


(18 Temmuz 2016)

Darbe Gecesi Tv Kanalları

Bir arkadaş derlemiş, eline sağlık:
“TRT: Darbe esnasında baskın yemiş olduğu için pek bir haber yapamadılar ama rte’yi savunmayı da unutmadılar.
TRT SPOR: Darbe esnasında EURO 2016 maçlari yayınlanmıştır. işsizler izlemiş olabilir.
KANAL D: ilk önce saçma diziler  verseler de, sonradan haber sunmuşlar ve telefonla yayında önemli şeyler konuşmuşlardır.
CNN TÜRK: Hande Fırat yayına rte’yi bağlamış ve önemli işler becermiştir. Sabaha kadar darbe hakkında konuşmuşlardır. Baskın yedikleri an efsaneydi.
FOX TV: Darbe esnasında izlenilecek en önemli kanaldır. TBMM’ye yakın merkezleri olması sebebiyle, TBMM’ye yapılan saldırıyı canlı olarak vermiştir. O anlar hâlâ aklımdan çıkmıyor.
STAR TV: Darbe esnasında iyi haberler sunmuşlardır. Ben 1 dk izledim, kusura bakmayın.
SHOW: Darbeyi yakından takip edememiştir. Yayına sonradan girmişlerdir.
NTV : En az CNN ve FOX kadar başarılı iş çıkardılar. Ben biraz izledim ve beğendim.
ATV : rtenin yanında olmuşlardır. Haberleri kötü değildi. Yine akpe ve başkan nı savunmuşlardır. izlemedim.
HABERTÜRK : Yanlış hatırlamıyorsam bunlar tartışma programı yayınlamışlardır. Boş bir programdı.
FLASH TV : Bizim buradan darne esnasında flash çekmiyordu (çanı anteni var apartmanda kalitesiz bir anten) ya da yayın yapmadı ama gece bal yayını izledim.
TV8 : Veee...  Son kanal. En sona sakladım bunu. Darbe esnasında, şehitler olurken, vatan için o kadar vatandaş caddelerdeyken bunlar yemek programı verdi. Hiç değinilmedi bile darbeye. İzleyen varsa beynini gibim.”
Ek:
Müzik kanalları hiç değişmedi.
Darbenin ertesi günü, tüm kanallar bok gibiydi.
36 saat sonra, medya geştaltı etkisi geçti. Olağana döndüler. İlk 10 kanaldan 4’ü (TRT, TRT Haber, Show, Kanal 7), 2 günden sonra bile hala, ceddin deden modunda.
TRT eşeğin kulağına değil, başka yerlerine su kaçırdı. Spikerin kahraman yapılması imaj putlaştırmasıydı. O spiker, başkalarını canıın yakacak çakma haberleri zevkle okuyordu ve okuyacak da.
Basın eksi 10 aldı yani.
Cnnturk’un ve Doğan’ın u ve o dönüşü ibretlik bir durum.
Medyatörlerin bir ayıbı daha kayda geçsin istedik.

(18 Temmuz 2016)

Salı, Temmuz 19, 2016

Pokemoncular ve Darbe

Epeyi merak ettim:
Yav bu oyunsever arkadaşlar ne yapıyorlar şu sıralar?
Onlar ve karşıtları şunları yapıyorlarmış:
“bu saatte camii'de yer alan pokestop'e lure kullanılan oyun. imam veya camii'nin bekçisi kimse gelmesin diye beklemiş resmen. duş almasam sırf gıcıklığına gidecektim.
ve evet bu gündemde hala oynuyorum. hakaretleri özelden yazın pls.”
Hakaret açıktan gelmiş:
“sokturtma pokumonuna itin eniği.”
Fakir Baykurt’un anlattığı gerçek anekdottur:
Köyde devlet baskısı ezer ezer. Köylü patlama noktasına gelir. Bir tavuk birinin bahçesine girer. Akabinde tüm köy birbirine girer. Birbirlerini bir güzel döverler. Akşam jandarma gelir, üstüne cila bir de onlar kötek çekerler. Oohh, herkes rahat, bir sonraki kavgaya dek.
Yeni kitle psikolojisi ve toplu bilisizlik, hala bildik aynı vektörlerde işliyormuş.
Bu, Yeni Orta Çağ için, puslu havada iyi bir yön bulucu.
Olaya mizahi yaklaşım da şöyle:
“topu tekbir getirerek atarsanız, dikkat çekmeyecektir. ancak elinizde salladığınız telefonu görenler, linç mi var diye etrafınıza üşüşebilir.”
Espriyi çok tuttum.

(17 Temmuz 2016)

5. Yılında Huffington Post: Veyis Özen Ertuğ ve Reha Ülkü

Bu konuda onunla 4 yıl önce farklı düşünüyorduk:
“Huffington Post yazılarımı takip edenler için çok da yabancı olmayan bir konu. Daha önce "Blogculukta İran Devrimi" adlı yazımda, Huffington Post'un ne kadar önemli bir blogculuğun haberciliğe devşirmesi başarısı olduğunu anlatmıştım. Her ne kadar bu başarı Reha Ülkü tarafından, günlük ve gelir geçer olarak görülse de, önemli olanın kurumların değil, modellerin başarısı olduğunu temel hareket noktamız olarak görmek en doğrusu.”
Rahmetli Yurtsan Atakan ile de bu konuda anlaşamadık. Onun hatırasına saygıyla, onun çizgisini sürdürebilmek için konuyu açımlama yükümlülüğü duyumsadım.
(Şerh: Ertuğ adını anımsamıyorum, Atakan’ın veya başka bir yazarın mahlası veya ayrı bir yazar olabilir. Ek: Genç bir iletişimci imiş.)
Gelelim 2016 Huffington Post’una:
Gazete, Nice saldırısının ardından ölen çocukların üzerinden sansayyon yaratmak için, terkedilmiş bir taş bebek fotoğrafı bastı. Altına da firaklı bir metin yazdı.
Öncelikle benim konuyla ilgili oradaki yorumum ve sonra asıl açımlama:
“@HuffingtonPost No sentimental fascism please, no disinformation please, no feeling please, true information please. If you are journalists.”
Yani:
Sentimental faşizm olmasın lütfen, dezenformasyon olmasın lütfen, duygu olmasın lütfen, doğru bilgi lütfen. Eğer gazeteciyseniz.
Burada 2 nokta var:
Bir:
HP en başta bu noktadan yola çıktı ve bu gazetecilikte bilinen bir üçkağıttır.
İki:
Ortaya 3,5 buçuk karışık yazar düşüncesini bizim ülkedekiler de uyguladı ve tutmadı. Radikal’i bu tutum batırdı örneğin. Sorun satmak veya reklam almak da değil etik, yani estetik değil.
Bunları şunun için yazdım:
Türkiye’deki 2016 darbe girişimin ardından herkes olur olmaz şeyler yazdı. Doğu kökenliler Batı’da tutulduğu için, onların metinleri öne çıktı. Ancak, feci yalan yanlış şeylerle doluydu bu metinler.
Darbenin biçiminde aksayanları görmediler. İşin AKP’ye yaradığını görmediler. Diktatörlüğü ucundan eşelediler.
Engizisyon lafını eden yok, Papa’dan söz yayınlayan çok.
Bu, cihad x Haçlı Seferi durumu. Bu bir gazetecilik haberi olarak, 15 yıl önce oğul Bush tarafından dilegetirildi.
Gazeteci anı anıa yazmaz. Yazarsa, 70 yıllık, 20 ciltlik ve 7 bin sayfalık Cüneyt Bey Tarihi yazıp da, tarih bilinci eksi olan Cüneyt Arcayürek gibi olur.
O nedenle, epei süredir gazeteler makale de yayınlıyorlar. Muhabirler edğil ama köye yazarları temel tarih bilgilerine sahip olmak durumundalar.
HP’un yaptığı ise, yalnızca satış odaklılık.
En battığı nokta da bu.

(17 Temmuz 2016)

Darbede En Samimi Hisler

En sevdiğim bu oldu:
“esat’ta geçirdik geceyi. bilen bilir, esat caddesi meclis'e yürüme mesafesindedir. sabah 6’ya kadar bomba sesleri ile uyuyamadık. sabah 9 civarı sıhhiyede tanklar ve onların ezdiği arabalar etraftaydı. aklıma suriyeli bir arkadaşımın dediği geldi tüm bunlardan sonra:
"ıraklılar’a bakar, savaşın ne kadar zor bir şey olduğunu düşünürdük. asla aklımıza gelmezdi böyle birşeyi bizim de yaşayacağımız."”
En doğru bulduğum ise şu:
“caddeler, binalar onarılır da,
ruhlarımız nasıl, ne zaman. bilmiyorum.
karman çorman duygular:
yıllardır biriktirdiğin öfke ile bir an önce,
-her nasıl ise- gitsinler var..
yakınların için endişe, korku,
ekranlarda gördüklerine öfke, nefret
gelecek için umutsuzluk,
an için belirsizlik...
hepsinin en yoğunu bir de.

bir çeşit fragman gibi okumak lazım
belki de tüm geceyi..
gelecek 50 yılın
hızlı ileri sarılmışı
bir çeşit turnusol kağıdı;
hangi duygular sömürülecek,
kim hangi köşeyi kapacak
kim hangi maskeyle dolaşacak
neler göze alınacak,
neler feda edilecek,
neler alet edilecek..
bize tüm bu duyguları yaşatıp
memleketi bu hale getirenler
hepinizin allah gerçekten belasını versin.”
İkisinin arası ise, benzeri şeylerle doldurulabilir.
Yorumum kısa:
Cehennemin en sapa ve en kestirme yoluna girdik.
Ancak:
Uzun vade için, kısa ve orta vade feda edilebilir mi?
That is the question.

(16 Temmuz 2016)

Gezici Araştırma: IŞİD'e destek veren ve sempati besleyenlerin oranı yüzde 42,9

Olağandır. Şeriat isteyenler de, bir ara o kadar çıkıyordu.
Asıl haber:
“Gezici Araştırma Şirketi'nin IŞİD ile ilgili yaptığı anket sonucuna göre, Türkiye vatandaşlarının yüzde 19.7'si IŞİD'i desteklerken, yüzde 23.2'si de sempati duyuyor.”
Bunlar, AKP seçmeni kitle.
Şeriatçı ama demokrat olunabileceğini sanan bir kitle.
Şimdi bunlar, 14 yıl lüp lüp yediler. Vicdanalır hazımsızlık yaptı.
Aslında cüzdanları solda iken AKP sayesinde, taşıma suyla, cüzdanları, sığırcık dirhemi hafif sağa kaydı, bunlar, görünürde cüzdanı solda ama cüzdanı hafif sağa kayık ama vicdanı kesinkes aşırı sağda türden accaip bir seçmen ve vatandaş türü oldular.
ABD’ye gönüllü kulluk yaptıklarını biliyorlar. Eee, hem yiyip, hem de itiraz etmek olmaz. Onlar da dolaylı olaraktans, IŞİD’i şeyttiriyorlar bööle pasif pasif.
Lümpen varoş vijdanı bu kadar oluyoo amcası.
“Gezici Araştırma Şirketi, verdiği başka bir bilgide ise, Suriyelilerin yüzde 57'sinin IŞİD'e sempati duyduğunu belirtti.”
Şaşırdım.
Bunlar Türkiye’deki Suriyeliler tabii ki.
Az yani.
Tabii ki söylemek gerekmesin:
O destekçilerin bir bölümü, IŞİD bombaları ile öte yana havale oldular çoktan.

(15 Temmuz 2016)

Gerçek ve Kurmaca Bastille Günü

Sanat ve gerçek yaşam bu sıralar epeyi sık olarak içiçe geçiyor.
14 Temmuz 2016 günü, Bastille Günü’nde, Fransa Nice’te, bir terörist kutlama yapan kalabalığın içine daldı ve yalnızca ezerek 84’ten çok insanı öldürdü.
Bu, bir felaket. Bu, bir gerçek yaşam durumu.
+
‘Bastille Day’ / Bastille Günü ise, bir film.
Konusu özetle şu:
“A young con artist and former CIA agent embark on an anti-terrorist mission in France.”
Tam komplo teorilik değil mi?:
Bir (eski) CIA ajanı ve bir artiz, Fransa’da bir terör olayını engelemeye çabalar.
Burada kurmaca, bir kez daha yaşamın önüne geçti. Bu kez. 11 Eylül ‘Kılıçbalığı’ drumu olmadı henüz, belki olur ama. Film seyirden kaldırılmadı yani.
Ek bilgi:
Filmin Türkiye’de Nisan 2016’da vizyona girdiği yazıyor imdb’de.
Yani film, yaşamın önünde olarak kayda geçti kesin.
+
Dünya, apaçık bir halk isyanı kargaşasına gidiyor. (Türkçe’de ‘riot’ ve ‘rebel’ ayrımı yok ama İngilizce’de var.) ABD’de zenciler, limuzinle talana gitmişlerdi Los Angeles ‘riot’unda. ‘Riot’ bu olmakta, (hiç olamamış) örgütlü % 99 isyanı ‘rebel’ olmakta.
Hobsbaum, ‘Eşkiyalar’ ile haydutluğu övdü, bizim Köroğlu hesabı, ferman padişahınsa dağlar bizimdir, hesabı.
Bizde ise, mafyöz kadın mafyöz kocasını öldürdü, üniversite mezunu kadınlar, onu rol modeli laptılar.
Teröristlik, mafyözlük, eşkiyalık, birbirinden çok farklı şeyler. Elmalarla armutları birbirine karıştırmamak daha uygun. Özellikle de, şimdi ve burada.
+
Halk:
Salağımız bol, salakları bol.
Bizdeki Atatürk Havalimanı saldırısında bir sivil, terörist durduracağım derken öldü ve olaya hiçbir katkısı da olmadı.
Nice saldırısında, motorsikletli biri, kamyonu durdurmaya çalıştı ama hiçbirşey yapamadı.
Felaket yönetimi açsınıdan, bunun sakıncalırın çok yazdık. Burada özet olsun:
İnsanlar, felaket koşullarında birilerine yardım edeceğim derken, daha çok ölüm kaybına neden oluyorlar.
Daha beteri, bunun koşutu var:
Nice saldırısında, hiç kimse yere yatmadı. Onlarca silah atılıyor ve kimse yere yatmıyor. Oha lan. Geberin lan o zaman.
+
Mafya:
Mafya-devlet Brezilya olur da, devlet-mafya neden olmasın. Devletin yıkıldığını gören mafya, nasıl ki devlet yıkılmadan, polisin giremediği kurtarılmış bölgeler yaptıysa, bunu azcıkın büyütürlerse, devlet-mafya olur. Terörist-devlet de var zaten, IŞİD, ABD tanımı İran değil.
Evet, mafya da işin içine girecek ya da girdi bile çoktan. Adamların bağımsız interneti var: Bu, en en önemlisi.
+
Tam japon kale maç, değil mi?
Benim favorim Hasan Sabbah ama onun mafyöz olmasını tasarlayamıyorum  henüz (belki yakın gelecekte tasarlayabilirim) ve şu anda en güçlü odak mafya. Evet, ABD veya terörizm değil, mafya. Ya da mafya-politikacı sembiyözü.
Ancak bu, bir şeyler imliyor.
Nokta. Es.
Dipnot:
Türkiye saldırısının bu durumda, 30 Ağustos veya 29 Ekim tarihli olmasını tahmi ediyoruz.

(15 Temmuz 2016)

Hangisi Daha Kötü: Erdoğan'lılık mı, Erdoğan'sızlık mı?

Önce, öncül-saptamalar:
1983-2013 arasındaki 30 yılda ve 3 liberalizm dalgasında, TC halkları 1 trilyon dolar israf etti, 1 trilyon dolarlık KİT’leri yitirdi, 1 trilyon dolar da borçlandı: Elde avuçta hiçbirşey yine.
Bu süreç, NATO, ABD ve AB’nin dışında, %o 1 ila % 1’lik oligarkların ve işbirlikçilerinin işiydi. Tüm Dünya, G-7-içi nüfus bile bundan payını aldı.
2013’te TC bitmişti ama Dünya ve bu neo-liberalizm de bitmişti. Şu anda, 3 yıldır TC-Erdoğan da uzatmalarda, Dünya da. Taşıma suyla gidilmeyeceğini 2016-Brexit ile gördük.
70 trilyon dolarlık reel global GSMH’ye karşılık, 70 trilyon dolar beyaz + kara kara para ve 140 trilyon da sanal / finansal para mevcut. Devletler ise, 70 trilyon dolar borçlanmış durumda. Reel insanlar ise, herhalde 35 trilyon borçludur.
Nicel kolaylaştırma / ‘quantitative easing’ denilen ile, devletlerin ödemeyeceği bonoları merkez bankaları satın alıyor, aldı, alacak. Eğer öyle olmasaydı, o senetler tuvalet kağıdı olacaktı ama şimdi de ve artık dolar tuvalet kağıdı olacak: Altın ve benzeri dolaşım aletleri işleyecek.
Yeni ve en pahalı teknoloji ürünleri dışında Dünya, neredeyse 45 yıldır aynı yaşama düzeyinde, yani neo-liberalizmin öncesinden beridir: Yani, aynı şeyler yeniyor, aynı evlerde yaşanıyor, televizyon yerine, akıllı telefon veya bilgisayar var yalnızca. Reel ücretler 1968’den beridir düştüğü için, G-7 ülkelerinde bile insanlar aç ama /  ve açların oranı yavaş ve hep artıyor ama.
Erdoğan, bu planın sömürge valisi olarak bir parçası idi. Dış ve iç joint-venture bir projenin ürünüydü. O projeyi üretenler bile, onu artık istemese de, o rol çalıp, hala başta kaldı.
E, o gitse ne olacak?
Bu CHP, MHP ve HDP, ne yapabilir üçlü, ikili veya birli olarak?
2015’te ne yaptı ki?
Lider yok, kadro yok, ideoloji yok.
Sarıgül gidince Şişli ilçesini ne hale soktu, 2 yıldır hep birlikte izliyoruz.
Karayalçın desen, AKP’nin 14 yıldır yaptığını, 1993’te kendisinin yaptığını ve parayla oy satın aldığını kendi ağzıyla söyledi.
Baykal desen Truva atı: Önce Ecevit, sonra oğul İnönü ile tepişti, 40 yıl boyunca. Partiyi % 44’ten % 9’a geriletti.
Bu 3 parti, AKP’nin yaptığını yapacaksa, o zaman Erdoğan mumyalanabilir bile kalsın diye. Yapmayacaksa, 40 yıldır yapamadıklarını yapacak yeni insanlar çıkarması gerekli. Ekmeleddin değil ama.
Erdoğan-AKP gidince, yeni Fetret Devri ve koalisyonlar (yeniden) gelecek. Bu hasar, belki en erken 15 yılda durdurulabilir, sıfırlanabilir değil, ilerlemesi durdurulabilir, o da belki.
Dolayısıyla, eğer öyle olacaksa, bu 3 parti olayı durdurur, sonra yeni bir sağ parti, yeni yalanlarla yeniden çalmaya gelir.
Çünkü, G-7’de bile hep böyle oldu: Obama, oğul Bush’un ettiklerini temizleyemedi 8 yılda. Şimdi de, hanım Clinton, daha beterini etmeye geliyor veya Trump. Hollande anti-sosyalist ve neo-emperyalist davranıyor sosyalist sosyalist, De Gaulle’in kemiklerini mezarda sızlatıyor, Fransa halkı cüzdanı sağdayken vicdanı solda iken, şimdi cüzdanı solda iken vicdanı sağda oldu: Araba almak çiin grev yapan işçilerin yerini, emeklisizlik ve üçte bir asgari ücrete çalışan göçmenler aldı.
Arabanın tekeri kırılmadan veya az çatlakken uyarıları dinlemeyenler, şu an feryadü figan eyliyorlar nedense.
O 1 trilyon doları, Erdoğan’a oy verenlerin çocukları ve torunları ödeyecek öpe öpe. Yarısına ve üçte birine indirim gelecek, Osmanlı borçlarında olduğu üzere.
Kitle, 35 yıldır parayı bol bulup poposunu dolarla silerken, artık temel gereksinimlerini bile ödeyemeyecek, çok değil 5 yıl sonra.
Bu senaryoyu, Erdoğan 20 yıl daha kalsa da değiştiremez, Mao veya Stalin mezardan kalkıp gelse de değiştiremez.
Gerisi, ayaktakımı ve başıbozuk yalnızca.
(15 Temmuz 2016)
+
Dipnot:
Tarihinden görülebileceği üzere bu metin, darbemsiden önce yazıldı. Sonraki 3 günde yaşananlar, yazının kastettiklerini gösterdi. Gerisi otosansür.

(19 Temmuz 2016)

14.07.16 Nice Saldırısı ve Ekşi Sözlük

Alıntı ve yorum sırasıyla gidecek:
“artık işi öldürme varyasyonuna döktüler. kafasını keserek, yakarak, boğarak, füze ile havaya uçurarak, bombalayarak, asarak, döverek, taşlayarak, tankla ezerek, uçakla dalarak, türlü türlü işkence ederek...  bunlar sanırım artık kesmez oldu...”
Bu, minik bir beynin bakış açısı. Doğrusu şu:
Bir.
Medya geştaltı için, yeni yöntemler yaratmak zorundalar.
İki:
Terör de bir savaş biçimi oludğu için, önlenebilirliği azaltmak açısından yeni yöntemler bulmak zorundalar.
Ancak, saldıran kim olursa olsun, yöntemlerin sonuna gelinmek üzere, çünkü yöntemlerin sayısı sınırlı. Yeni yöntem yaratmak ise, o saldırıları tasarlayanların işi değil.
Bir de dönem modası sözkonusu:
Artık kimse pek uçak kaçırmıyor. Onun yerine, uçakla İkiz Kuleler’e dalıyor, ikisi çok çok farklı: İlkinde savaş uçağı o uçağa dalabilir ki daha önce bu oldu, ikincisinde dalamaz, dalamadı da.
Bugüne kadar denenmeyen tek yöntem Papa ziyareti 6 milyon Manila ve herhangi bir konser Rio de Janeiro 2010’lar 3 milyon gibi durumlar.
Stad 100 bin kişilik ve boşluklu ve dağınık sivil yayılımı sözkonusu. Plajda konserde ise, birbirine değen yakınlıkta 100 binler sözkonusu.
Hannibal’in yazarının ilk romanı, bir stada saldırıyı 1975 gibi tasarladı ve 2015 başarısız denemesi oldu.
Martin Beck dizisinin son kitabındaki saldırıyı, romanı filme çekerken kullanmadılar. Teröristler filmedi saldırıyı kullandı. Romandaki saldırıyı ise, Manukyan İstanbul için kullandılar.
Burada, ‘Akbabanın Üç Günü’ romanındaki gibi roman okuyup saldırı tipi öğrenen ve dolayısıyla önlemeyi de öğrenen türü elemanlar Dünya’da var mı bilmiyorum ama olması gerekli, çünük İkiz Kuleler saldırısı da tasarlanmıştı ve zaten oraya 5 yıl önce bir saldırı daha olmuştu.
Evet:
Devlet terörü, sivil terörüne karşı aciz, çünkü böyle bir saldırı tipini 40 yıl önce okulda okumadılar ve yeni durumlara ilişkin bilgi üretimiyorlar. Bunun için ‘Yarının Sınırında’ (Tom Cruise) fimindeki gibi, tüm salıdırıları yüzlerce kez yeinden yeniden yaşayabilecek beyinler gerekli. Ki bu, onları teröristlerden beter caniler kılacaktır.
Olayın açılımı bu yani, yukarıdaki ergen paragrafı değil.
+
“yaklaşık iki haftadır paris'teyim, gözlemim o ki, paris'te yaşayan fransızlar genel popülasyon içinde sadece bir azınlık. binlerce afrikalı, uzak doğulu, ortadoğulu yaşıyor burada. paris'in kuzeyindeki bir banliyöde kalıyorum, sokağa çıkıp tramvaya gidene kadar geçen sürede istanbul fatih'te yürümüş gibi hissediyorum kendimi. özellikle etek, elbise giyince. tramvay ise ayrı zaten, çok kalabalık sıkış tepiş herkes birbirini ittiriyor, sadece göçmenler var. ne oldu da anlamıyorum, fransa neden bu kadar göçmen aldı, nasıl aldı. göçmenlerin birçoğu güvenlik görevlisi, garson olarak çalışıyorlar. bu saldırıyı yapanın da fransa'da ikamet etmekte olan bir tunuslu olduğu söyleniyor. hollande'ın söylediğine bütün fransa islami terörün tehdidi altında.”
Kulağını tersinden gösteren ama doğru gösteren bir gözlem bu.
2015 kasım saldırısındaki saldırganlardan biri göçmen ve polis idi, fransız idi aynı zamanda.
Göç oranı % 20, çünkü asgari ücretin yarısına veya üçte birine çalışacak dama gerkli, Türkiye’deki Suriyeliler gibi.
Bir de, Yeni Orta çağ’a girdikten, Yeni Kavimler Gçü başladıktan ve 2000-2200 için 2000’den beridir makro tarihsel inişe geçtikten sonra, ne Pentagon, ne AB, bu yıkımı durduramaz artık.
Kendileri bunu istemiş veya kendileri bunu yaratmış olabilir, sonuç değişmez, artık geri dönüş yok, 150 yıl daha.
Gerçeğin çölüne hoşgeldiniz.
+
“etrafta parçalanmış cesetleri göremediğimiz saldırı.”
Etrafta parçalanmış ama içten parçalanmış cesetleri gördüğümüz saldırı.
Benim merakımı celbeden şu.
Bomba atıyorsun 100 kişi, arabayla eziyorsun 100, var orada 100 bin. Bu, epeyi bir teknik hata değil mi?
Aradaki fark, eğitimli olmakla ilgili sanırım:
100 kişiyi silahla kıstırıp 50’sini öldüren kişi, eğitimli biri idi.
Bu konunu daha irdelenmesi gerekli ama bilgiler geldikten sonra.
+
Bir de, 500 tane abuksama metni var, 15.07.16 13:30 itibarıyla.
+
Kendi Facebook yorumumla bitireyim:
“Fazla hızlı gerçekleşen bir öngörü oldu bu, belki yazıldığı anda gerçekleşmişti. Ancak IŞİD, zirveyi geçmiş olduğunu kanıtladı artık: 14 Temmuz tamam, simgesel bir gün. Ancak, ne İstanbul, ne de Paris oldu Nice. Bağdad'da 250 ölü iken, 1. Dünya'da 100 olamadı ve bin olması gerekiyordu geştalt etkisinin devamı için. Bu durumda, Türkiye saldırıları olasılığı hala baki.”
Ek bilgi: Hemen bunun öncesinde yazdığım ve Türkiye’de bu kez bin ölü öngördüğüm bir saldırı kurgusu metni yazıp yayınladığım sıralarda saldırı olmuş Fransa’da.

(15 Temmuz 2016)

David Cameron'dan veda konuşması: Bir zamanlar 'gelecek' bendim

Bu, bir politikacı ve özellikle de bir gelecekbilimci için çok acı bir itiraf olurdu, olmuş da.
“Cameron, "Bir zamanlar ben de geleceği temsil ediyordum" vurgusu yaptı.”
Eh, yiyemeyeceğin mısır koçanını eline ve ağzına almayacaksın.
Kim dedi ki ona, AB için referandum yapmayı vaat et, diye?
Hele hele AB’de kalmayı savunuyorken.
İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır, demişler.
Biz de öyle yapalım.
42 yıl önce, gelecekbilim hakkında ilk sayfaları okuduğumda, ben de gelecek idim:
21. Yüzyıl’ı en net gören ben imişim 1974’te ve 1980’de:
1976’da Tito Yugoslavya’nın ve Mao ölcüne Çin’in halinin berbat olacağını söyledim. Öyle de oldu.
1980’de ekonomik determinizmin tarihi Orta Çağ’a, çöküşe ve engizisyona götüreceğini yazdım. Öyle de oldu.
2005’te Dünya Sistemi ve neo-liberalizmin ekonomik determenizimde buluştuğunu yazdım. Öyle de zaten.
Yine de ben8im için gelecekbilim, bunlar değildi.
Benim gelecekbilimim, beni içermeyen bir boş sayfa idi ve hala da öyle, 42 yıldır.
Çok çok ironik olarak, geleceğin beni içermemesi çok kıvırttı, çünkü kendi-insan-değil ama erkek olarak ben ve tarih çok değişti. Tarihe çok çok az kez de olsa girip çıktım. 2010-2013 arasında, şu ya a bu biçimde tarihin içindeydim az veya çok, sürekli veya süreksiz olarak.
2000-2015 arasında kanıtlanmış olan 2000-2200 tarihsel çöküş döneminin ilk 15 yılında şunları gördük:
Tarihin makro hegemonları kendini tasfiye edebiliyorlarmış. Bu Dünya Sistemi’nde yazmıyor ne yazık ki.
En azından İslam aleminde, faşizm-engizisyon eşleniği olabiliyormuş. Dilerim, İsevilik için de böyle olmaz.
Ve ben hala geleceğim.
Çünkü:
9 öncü altkültür, gelecek duvarını kırıp, eksodus yolunu aydınlattı şimdiden. İçinden geçilmesi kaç yüzyıl alır, sorun değil, tarihin acelesi yok. Ben, o yolu aynıdnlatıyorum ve imliyorum. Yürüme biçimleri yürüyenlere kalmış.
Yani hegemonlar bugün ve burada, yarını ipotekleyemiyorlar artık.
Ve benim gelecekbilimim hala beni içermiyor.
Ne ironi ama:
Yiyebileceği koçanı bir kenara atmak gibi bir şey bu.

(14 Temmuz 2016)

Pazartesi, Temmuz 18, 2016

1 Mart – 1 Haziran ve 1 Haziran – 1 Eylül 2016 Dönemleri

Global konjonktür açısından, tersi olması gerekirken, böyle oldu:
1 Mart – 1 Haziran arası, aşırı sessiz geçti.
1 Haziran’dan beridir gümbürtülü gidiyor. 1 Eylül’e kadar da, yaz molası verecek gibi görünmüyor. Eskiden öyle olurdu.
14 Temmuz Fransa’nın bayramı nedeniyle saptanan ve şimdilik durdurulmuş görünen saldırı, bir yerden vuracak elbette.
Hem IŞİD, hem de El Nusra dalacak deniyor.
Kürtler ise hepten acaip:
HDP-PKK, TC-içi çaresizliği kabul etti.
Barzani, ABD ile anlaştı.
Talabani, Barzani’den bir şeyler kopardı deniyor.
Talabani, İran’a diş geçiremedi.
ABD-YPG anlaştı.
Kayan durum şu oldu:
IŞİD ile mücadele, Musul’a kaydırıldı. YPG batıda kucak açıp bekleyecek ve sanırım biraz daha savaşmayı öğrensinler diye eğitimden geçecek.  ABD, ‘bu nasıl savaş leyn?’ demez; onun yerine, ‘yav, gelin bak, yeni-cici silahlar var, sizi azcık eğiteyim’ der ve dedi de, eğitecek de zaten.
Ancak, Tayyip-AKP 180 derece çark edince, ABD’nin bile feleği şaştı. Bir de, ne Trump’ın, ne de Clinton’ın bu yeni durumu yönetemeyeceği kesinleşti; bunu hem Demokratlar, hem de Cumhuriyetçiler şimdiden kabul ettiler. Bu durumda, na naa naaa, derin devlet gelsin, olur. Ancak o da, tam-denetimli kalamaz artık bu devirde: Ya baştan deşifre olur, ya da yumurtayı çekiçle kırar, binlerce sivil öldürüp, yine deşifre olur.
Şerh: Oğul Bush, 2000-2008 arasında, milleti o kadar savaştırmasaydı, ABD’liler şu an savaşa bu kadar karşı olmazlardı.
Şahsen, ben ısmarlasaydım bile, bu kadar salakça bir Kürt-Yanki kokteyli umamazdım:
Kürdistan imkansız, IŞİD Taliban’dan beridir 10. halka olduğu için, devamı olacağını CIA hempaları bile yazdı çoktan.
Ekonomi 10 yıldır kaput ve Bush tayfası 2000’de 2007yi öngöremedi. Dolayısıyla, 2014’ü hala anlamadılar. 2021’i de anlayamayıp, 2028’e toslayacaklar, Friedman’ın 2000 gibi saptadığı gibi.
TC ise, AKP gitse de kalsa da eksi-eksi kaput.
Bu durumda, yiyeceksiz 200 milyon kişiden söz ediyoruz demektir.
Pek söz edilmedi ama salgından da söz ediyoruz demektir.
Su desen, zaten yok Suriye’de.
70 milyon, 7 milyarın % 1’i olduğu için de, bize bilgi sağlayabilecek bir global-toplu kriz denemesinden söz ediyoruz demektir.
Tabii ki neo-koloniyalizmin anlamsız kıyımından söz ediyoruz demektir.
Kavimler Göçü’nün Roma’yı ne yaptığını biliyoruz ama.
Yeni Kavimler Göçü’nün G-7’yi ne yapmakta olduğunu seyrediyoruz ama.
1 Eylül’e kadar yaz olayları, hızını kesmeden devam eder bu durumda.
1 Temmuz deyince istop eden, 2013-Gezi’den farkı yaşamış ve görmüş oluruz bu durumda.
Ben, kesinkes bir stad saldırısı bekliyorum ve tahmin ediyorum: Takımların sahaya inme zamanı. Fransa 2016’yı da ıskaladılar, pek sinirlilerdir bu sıralar.
Konser de olabilir, İnönü konser dizisi başladı yeniden çünkü.
Bin ölü tahmin ediyorum bu kezinde açıkçası.
Göreceğiz.

(14 Temmuz 2016)

Film Böyle Çekilir: Hyeongsa / Duelist

Fanatik hayranı olduğum planın nasıl çekildiğini, filmi izlememden 10 yıl sonra öğrendim.
Döğüş sanatçıları, tango yapmayı öğreniyorlar.
13:29 / 16:48’de.
Belgesel yapmayı zaten biliyorlarmış:
3 kadraj içiçe / üstüste geçirmişler:
Çekilen plan çekilirken, çekilen plan çekilirken çeken, çekilmiş gösterim planı.
Dikkatnizi çekeriz:
Filmin geçtiği dönemde tango henüz icat edilmemişti.
Epik-epik bu olmakta işte.
Brecht’i aşırı-yorum ile dosdoğru yorumlamak bu olmakta işte.
Dansı komikliğe çevirebilmek de mümkün işte:
Erkek ve kadın polisin erkek hırsızı kıstırıp yakalayamadıkları plan.
At arabasından düşen altın paraları, halkın yağmalaması ve kaçırması, polisin onu geri alması, halkın yeniden kaçırması, döngülü dansları:
Paranın absürd-epik döngü dansı.
Asıl ise:
Kadın-erkek imkansızlığının dansı.
Birden çok kez.
‘Kavuşamazsan aşk olur, kavuşursan bok olur’a tarihsel bir anti-tez sunumu:
Hırsız erkek kaçar ama öyle güzel kaçar ki kadın polis onun gititğini bile anlayamaz. Onu yeniden gördüğünde ise, aşk ve/ya kavuşmak için çook geçtir.
Ben öldürmeyerek de öldürürüm, Sun Tzu şerhi.
Ben savaşmayarak da yenerim, Sun Tzu şerhi.
Ne filmdi ama.
Ghost in the Shell 1-2 ile birlikte, beni en uzun uğraştıran film oldu Hyeongsa.
Filmdeki tek ve gerçek düellonun, düellocu tara        ından yapılmıyor olması önemli.
Filmde asıl olacak ama olmayan tek ve gerçek düelloda, erkek düellocunun kadın düellocu ile düelloyu reddetmesi. Onunla oynaması:
Savaş oyunu değil de, savaş hilesi oyunu.
Sun Tzu yerine, Huizinga.
Ne tez ama.
Boşuna İngilizce’de ‘av’ ve ‘savaş’, aynı sözcükle, ‘game’ ile karşılanmamış.
Düellocu bir avcı aynı zamanda. Kendini avlamış olanı bile avlayan ve avlatan, beklemeyi bilen bir av ve avcı.
Zafer sonul olandır, erken veya kısa vadeli olana muharebe derler, sonul olana savaş galibi derler.

(14 Temmuz 2016)

Paranın Cılkını Çıkarmak

Şu andaki G-7 ekonomilerinde, yatırım / spekülasyon mallarında enfasyon negatif ama reel tüketim mallarında enflasyon pozitif ama genel enflasyon negatif ve deflasyon var.
Bu, cılkını çıkarmanın ötesi.
Bir tarafın harcayamayacağı parası birikiyor, bir tarafın reel ücreti sürekli düşüyor.
Diyemiyorlar ki:
O paranın karşılığı yok.
O para da, altına doğru ufak ufak tüyüyor ve altın yeniden para birimi olmaya geri dönüyor.
Eski ekonomik parametreler, yeni ekonomik parametrelermiş gibi davrandılar. Ekonomi yutmadı. Şimdi götün götün eskiye geri dönüyorlar.
Ya da:
Toplam paranın üçte ikisi karşılıksız.

(14 Temmuz 2016)