Çarşamba, Ocak 08, 2020

Medikotobiyografim ve Estetiko-Politik


08.01.20, 13:30.
Medikotobiyografim ve Estetiko-Politik
Kurmaca-dışı yazını da, burada günceyi de sanat alanı saydığımı hep yazageldim. Bu durumda günce de, estetiko-politik yoruma ve eşlemeye tabi tutulabilir demektir.
Çoklu bir hastalığım var.
Kronik bel ağrısı ve kronik bağırsak gevşekliği yaşıyorum. İkincisi, bağırsak kanseri belirtisi olabilir.
Yani, kendi bakış açıma göre, ölümle yaşam arasında salınıyorum.
En azından bu sıralar tarih de öyle bir salınımda.
Daha önceleri, Zweig’ın toplama kampına düşmeden eksodus yapabilip, sonra intihar etmesini anlamsız bulurdum. Şimdi anlayabiliyorum. Çünkü, kendimi bildim bileli ve yazıyor olalı beri, varlığımı içeren bir gelecek bulamadım ve hep kendi varlığımsız bir gelecekbilim tasarladım.
Yine de intihar etmem ama aşırı bir ölüme teslimiyet içindeyim. Bu da ölümüne tüketici. Benjamin durumu yani.
Tüm cehennemlere karşın, sağ kaldım ama buna anlam kazandıramıyorum.
Sağlıksızlığım, bu direnişsizliği yaratıyor olabilir ama onun da anlamı yok.
Yazmanın, yazarlığın, yazı kültürünün hiçleştirildiği bir Dünya’da yaşıyorum. Yazmanın müridi olan ben için korkunç bir durum.
46 yıldır, hep on binde birlerle muhatap oldum ama bir tek aklı başında insan bulamadım. Kuilman ile ise, ortak bir yaşam veri tabanımız hiç olmadı.
Yalnızlığın bu kadarına, sanırım tahammül edemiyorum.
60 yaşındayım ve kurtulma umudum yok.
Hiç olmadı.

İran Savaşı: Global Yeni Paradigmalar Oluşurken


ABD, İran’ın en önemli komutanlarından birini öldürdü.
İran, uzun süre beklemedi, 2 ABD üssünü vurdu.
Bugüne dek, eski paradigmalar silinirken, yeni paradigmalar oluşmuyordu. Artık, yeni paradigmalar da oluşmaya başladı gibi.
Obama’nın yapmadığını Trump yaptı ve İran’ı parçalama yoluna girdi. Kısa vadede değil ama orta ve uzun vadede. 5 yıldan uzun sürede.
Böylelikle, sıraya Pakistan ve Suudi Arabistan da parçalanmak için girmiş oldu.
Böylelikle, Türkiye’nin parçalanma olasılığı daha da azaltılmış oldu.
Ara şerhler:
Bir:
Türkiye, 1945-2020 arasında, Ortadoğu satranç tahtasında,  Batı tarafından hep bir piyon olarak görüldü, Türkiye de kendini böyle görmeye alıştı. Son gelişmeler, bunun böyle olmadığını kanıtladı. Çünkü Türkiye-Araplar gerilimi, hep vardı ve Türkiye hep bugünkü konumundaydı, yani Batı Türkiye’yi çok daha verimli kullanabilirdi: Örneğin, onu 1980’de piyonluktan şahlığa değilse bile, atlığa veya filliğe taşısaydı, herkes çok daha fazla kazanmış olurdu. Çünkü, Türkiye, ister Tanzimat kafası, işter aşağılık kompleksi kafası, hep Batı’ya gönüllü kul oldu, son 200 küsur yıldır yani.
İki:
SSCB’nin Türkiye’yi Yalta’da fedası yanlış bir hamle olarak görünmeye başladı. SSCB, Doğu Avrupa’yı yitirdi ama Türkiye’yi alsaydı, yitirmeyebilirdi.
Üç:
İsrail ve Türkiye’nin çıkarları ayın olabilecekken, asla öyle olmadı. ABD, bunun böyle olmasını sağladıysa da hatalı, buna bilmeden izin verdiyse de hatalı.
İkinci 1980 dalgası, bu koşullarda artık kurulabilir görünmeye başladı.
Türkiye, petrol üzerinden, yılda 25 milyar dolar komisyon, 25 milyar dolar zam karı elde edebilir. O zaman da, 2020 = 1 trilyon dolar eksinin fazla anlamı kalmaz.
Türkiye’nin ekonomik durumu, çok çöktü. Yoksa, bu koşullarda ciddi bir bir global atak yapabilirdi. Artı ve ayrıca, Erdoğan gibilerin vizyonu, gerçek global güç Türkiye için çok yetersiz.
Yani Türkiye, yine her zamanki gibi arada kalacak. Unutmamak gerekir ki Türkiye’nin GSYİH’sı artık Dünya ortalamasının gerisinde.
Parçalanmış Libya, Suriye, Irak, İran, Pakistan, Suudi Arabistan panoraması, sürdürülebilir bir süreç değil.
Artan petrol fiyatlarıyla birlikte, altın ve buğday da yükseliyor. Döndük dolaştık, geldik yine reel sektöre.
Yalnız sorun şu:
Petrol fiyatları 10 dolardan 100 dolara çıkarsa, kimse ölmez ama buğday fiyatları 100 dolardan 1.000 dolara çıkarsa, milyonlar ölür. Savaşlardakinden daha çok insan ölür.
Bu politik-militarist-ekonomik gidişatın olası vektörlerinden biri de bu.
İran 1980’de 1 milyon kişi, Türkiye’den transit geçmişti. Bu kez 2 milyon kişi geçer. Ki bu da Türkiye’yi daha çok Lübnan’laştırır ve Beyrut’laştırır.
Dışarıdan bakınca, parçalanmayan Türkiye ile, çevresinde parçalanmış 15 ülke, Türkiye hegemon olamadıkça, daha büyük bir girdap yaratır. Parçalanma sırasında Ukrayna zaten var, Hindistan ve Kenya da işin içine girer, yıkımın girdabı genişler. Yani BOP, olur negatif-GOP (global ortadoğu projesi). ABD en az 500 milyon müşteri yiririr. Çin’in borç tuzağı projesi, bir yerlerde takılır kalır.
Yani, özetle:
Bu gidişat, varolan tüm politikacıların vizyonunu aştı.
Bu noktadan sonra çok büyümüş olan global politik kriz, diğer makro-makro global krizler (su, gıda, enerji, nüfus, ekonomi, çevre, salgın) ile eşdeğer noktalara taşınır. Faz kaymaları ve faz binmeleri raslantılara bağlı. Yani, rönesans ve engizisyon raslantılara bağlı.
+
Dönüp İran özeline ve mikrosuna bakarsak:
İran, bekleyip, orta vadede bir ABD uçak gemisi vuracağına, bunu yaptı. 2 askeri üs vurma, 20 füze kullanma, maksimum 80 ölü yaratma. Süleymani askeri açıdan, herhalde 80 erden daha değerliydi.
Arada İsrail, ironik bir açıklama yapıp, işin büyütülmemesini, İran’ın gücünün sınırlı olduğunu açıkladı. Yani, gidişat onların bile işine gelmedi. Onlar, rüşvetçi yolsuzlukçu Netanyahu’ları ile kavrulup gitmeye çoktan razılar yani.
Burada geçmişe bakarsak:
Anadolu’daki beylikler, parçalanma ve birleşme osilisayonunda oldukça mantıklı salınımlar izledi. BOP’taki parçalanan ve birleşen ülkeler ise, o denli mantıklı gidemeyecek gibi.
O zaman, Osmanlı-Konya Rum Devleti asimetrik diyalektiği vardı. Şimdi TC için, ana Koch Adası ve 10 fraktal parçanın etkileşimi var. İkisi farklı paradigmalar.
Karşılaştır-karşıtlaştır:
Osmanlı geleneği olsun veya olmasın, TC periferisinde vassallığı kabul edecek çok fazla fraktal parça var, Acaristan gibi.
Hiç kabul etmeyecek Araplar gibileri var ama onlar da kalabalık ve etkisiz eleman durumundalar.
İnanılmaz ama kısacası herşey, TC ortadan büyüğe emperyalist olsun diye gidiyor gibi.
ABD yaratılırken de böyle olmuştu:
Daha 1776’da Fransa, İngiltere’ye karşı ABD’yi savununca, İngiltere de Fransa Devrimi’ne katkıda bulunmuştu ve olay 200 yılda yok-AB’ye ve (bilmem kaçıncı kez) var-Almanya’ya vardı. Yani ABD, 4. Reich’ı 250 yılda katalize etmiş oldu.
İran-Rusya-TC üçlüsünde, İran boş ve etkisiz eleman olmaya doğru gidiyor. Putin-Rusya’sı, aşırı Doğu ülkesi olduğunu, dış politikası ile göstereli beridir, TC-Rusya al takke ver külah, her durumda anlaşabilir oldu. Ki 20 yıldır (Apo keklemesinden beridir) pratikte öyle.
Yani, İran kendine yazık etti.
Sanırız, ABD’nin istediği de buydu.
Bu durumda, Trump kendini seçtirenlere hizmetini gayet güzel yerine getirmiş oluyor.
Yani İran’ın vurulması, İran’ın Pavlov köpeği gibi hareket etmesinden dolayı, ABD açısından 3-5 günde haklı çıktı.
Sonuç:
ABD’nin ve Almanya’nın dolaylı desteklediği bir Türkiye.
Nedense, hala işlevsel bulunan Erdoğan.
2020-2060 ikinci neo-global neo-liberal dalga (ama ilk tasarımından farklı).
Silinenler:
AB paradigması.
NATO paradigması.
Dalgalı silinen AGİK paradigması ki bu yeni bir tasarım-uygulama demek olabilir de olmayabilir de.
2060’ta petrolü bitmiş ve yüzlerce yıllığına Orta Çağ karanlığına girmiş Arap coğrafyası.
40 yıllığına zaman kazanmış Brezilya gibiler. Hindistan, bu koşullarda riskli bölge tanımına alınmış oldu.
Bu arada Çin, bir yerlerde tepetaklak olacak ama nasıl?
ABD paradigması, kendini bilmeden metamorfozluyor. Bunu 1776, 1861 ve Batı ABD’yi ele geçirme ile zaten yapmıştı daha önce de.
Çıkış:
Hala, küçük ülkeler umudu var. Vassal olmak isteyen Acaristan değil ama.
Yeni paradigma, yinelenmesi beklenen yerlerde yinelenmeyip, yinelenmemesi beklenen yerlerde yinelenen bir tasarımda oldu.
Yine de, çok fazla sürpriz yok denebilir.
Not 1: Bunun ne menem bir şey olduğu, 1-3 yıl içinde belirginleşir.
Not 2: Kennedy’nin ‘Büyük Güçlerin Yükselişi ve Çöküşü’ kitabındaki 1900 Dünya panoraması ile, 2000 Dünya panoraması, karşıtlaştır-karşıtlaştır ile 2000-2100 ekstrapolasyonuna taşınabilir. İlk 10 için İngiltere yok, Avustralya ve Kanada var olabilir örneğin.
(8 Ocak 2020)

Pazar, Ocak 05, 2020

Yeni Savaşı Anlamak


Hamit Bozarslan:
“Aslında garip bir süreç söz konusu. Her iki tarafta da şiddet temel bir boyut aldığı halde, ortada stratejik bir akıl yok. Hatırlanacak olursa, şiddete dayalı bu sürecin bir önceki halkası, İran’ın veya İran destekli güçlerin Suudi Arabistan’da Aramco tesislerine yönelik saldırısıydı. ABD, 14 Eylül 2019 tarihinde insansız hava araçlarıyla yapılan bu saldırıdan İran’ı sorumlu tutmuş, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, saldırıyı ilk kez ‘savaş nedeni’ sözleriyle tanımlamıştı. Aramco’ya yönelik saldırılar, teknik anlamda “mükemmel” saldırılardı. Fakat bu saldırıların hangi stratejik aklın ürünü olduğunu saptayabilmek çok zordu. Aynı şekilde ABD’nin de Kasım Süleymani’yi teknik olarak “mükemmel” bir saldırıyla öldürmesinin arkasında nasıl bir stratejik aklın yattığını kestirmek zor.”
Silahsız savaştan sonra, mantıksız, taktiksiz, stratejisiz savaş: 2001-2020.
Basit sorular:
Ne işe yaradı, kimin işine yaradı?
Petrol fiyatları arttı. Kimin işine yaradı?
Politikacıları işadamları yönlendiriyor. Doğru. Ama onların da doğru dürüst bilanço hesapları var mı?
Hgemonlar inişe geçip, geriye dönüş olmayan noktayı da geçtikten sonra, konuşmanın gereği kalmıyor.
Çünkü, ABD’nin son 20 yıldır hiçbir ekonomik, politik, militarist davranışı anlamlı değil. Şimdiki davranışı da öyle.
Ancak, İran’ın parçalanmak üzere olan bir ülke olarak, Dünya’nın 40 ülkesinde asker bulundurmasının da anlamı yok.
Yani, mazlum-zalim ayrımı yok artık.
Haklı-haksız ayrımı da yok.
Bunlar da kazanan-kaybeden ayrımını bulanıklaştırıyor.
+
“ABD ve İran’ın, kullansalar da kullanmasalar da, güçlerinin kendi kendilerini kısırlaştırmasının arkasında ne tür dinamikler yatıyor?
Bu tıkanmanın arkasında, her şeyden önce Ortadoğu’da anti-demokrasilerin giderek körleşen sistemlere dönüşmüş olması yatıyor.”
Kel alaka bir önerme.
Eğer demokrasi bir yerlerde körleşmise, orası Batı, G-7, şu bu.
Orman panoramasını göremeyenlerin kaçırdığı şu:
AB ülkeleri 2 dünya savaşını yarattı, 2 dünya devrimini de tetikledi, sonra savaşı inkar ettiler, bu da onları sıfırladı.
Yerlerini ABD-SSCB aldı. Yerini ABD aldı. O da tüm Dünya’yı sıfırladı.
Demokrasi yok, ayrı konu.
Ama bu tıkanmışlığın demokrasiyle ilgisi yok.
AB, 1.100 yıl Orta Çağ, 450 yıl çıkış yaşadı. Sonra pili bitti.
ABD, 75 yıl çıkış yaşadı ve pili bitti.
Ortalıkta pili bitmemiş ülke veya kültür yok.
Global asıl açmaz bu.
(5 Ocak 2020)

Aforizma: Doğru, iyi, Güzel


Doğru, iyi ve/ya güzelsiz de doğrudur ve işlevseldir ama doğrusuz iyi ve/ya güzel zararlıdır.
Bilim, felsefe /ya sanatsız da bilimdir ve işlevseldir ama bilimsiz felsefe ve/ya sanat zararlıdır.
(4-5 Ocak 2020)

Kasım Süleymani'den sonra ne olacak?


“Gazete Duvar yazarları Fehim Taştekin, İlhan Uzgel, Musa Özuğurlu ve Mühdan Sağlam, Bağdat'ta yaşanan saldırıda, Kasım Süleymani ve Mehdi el Mühendis'in öldürülmesini değerlendirdi.”
+
Uzgel:
“Birincisi, ABD hâlâ Ortadoğu’da kontrolün kendisinde olduğu mesajını verdi.
…
İkincisi, İran hem son derece yetenekli bir komutanını hem de ülkesinde efsane komutan, bir ulusal kahraman olarak görülen figürünü kaybetti.
…
Üçüncü olarak, bu gelişme ayrıca Trump’a içte muhafazakar ve İsrail’e yakın çevrelerin desteğini arttırıcı etkide bulunacak.”
Birincisi, ABD bunu yaparak Ortadoğu üzerindeki kontrolünü daha da kaybetti.
İkincisi, İran Dünya’da 40 noktada asker bulunduran bir ülke imiş. Irak’ta yönetimi etkileme oyunu, İran’ın şu anda yapmaması gereken bir şey.
Üçüncüsü, seçime daha çok var. Bunun üzerine İran, ABD’yi vurursa ve bu seçime yakın zamanda olursa, Trump yaptığından epeyi zararlı çıkar.
+
Taştekin:
“Haşd el Şaabi’nin önce 5 üssünün vurulması, ardından gelen bu suikastten sonra Irak artık Amerikalılar için güvenli üslenme yeri olmaktan çıktı.”
Uzgel’in birinci tezine karşı yorumumuz destekliyor.
“ABD’nin bu konumdaki birini öldürmesi, açık bir savaş ilanı olarak görülecektir.”
Evet.
Soru bu:
Neden şimdi?
Trump, savaştan çıkacağını söyleyip seçildikten bu savaş?
Çıkarsanacak tek şey:
ABD’nin ekonomik olarak içe dönmesini savunup, Trump’u seçtirenlerin içinde, militarist şahinlerin olduğunu gördük.
+
“ABD, bu darbe sonrasında, İran’ın nasıl adım atacağını bekleyecektir. Çünkü, şimdi zor durumda olan İran. Zira daha önce defaatle ABD ve İsrail’e karşı ağır yanıt vereceklerini belirtmişlerdi. Eğer yanıt vermezlerse, inandırıcılıkları kalmaz, verirlerse aynı ağırlıkta yanıt vermeleri gerekir ki ABD ve İsrail savaştan kaçmayacaklarını belli ettiler.”
Savaş oyunu, böylesi bir ‘sen vur, sonra bekle o vursun’, diye gitmez.
Bizim tezimiz, İran’ın bir ABD uçak gemisini vuracağı ve bunu Yemen gibi, üçüncü bir ülke üzerinden yapacağı.
+
“Şimdi böyle bir adımın atılması tuhaf. Bunun Trump’ın seçim hesaplarıyla ilişkili olduğu da söylenmeli.”
Bu, önemli bir soru.
Seçime yakın bir zamanda olsaydı da, bu savaş adımı Trump’ı yeniden seçtirir miydi?
+
Çıkış:
ABD’nin atağını kimse beklemiyordu.
İran’ın atağını da kimse beklemiyor olacak.
Asıl soru şu.
3. Dünya Savaşçıkları, bu adımla 3. Dünya Savaşı’na dönüşebilir mi?
Bizce, hayır.
(5 Ocak 2020)

Perşembe, Ocak 02, 2020

2020: Kanal İstanbul'un sonuçları olacak, kabine değişecek, erken seçim tartışılacak


2020 Türkiye için, belirsizlik ve yıkım yılı olacak. Yıkımı belirsizlik getirmeyecek, giden iktidar getirecek.
Bunu yaratacak olaylar ve durumlar birebir söylenemez. 100 madde varsa, 20’si işleyecek ve 20’si bitişi getirebilir.
+
“Cumhuriyet'ten İpek özbey'in haberine göre, A&G Araştırma'dan Adil Gür, ekonomik sıkıntıların devam etmesi halinde Kanal İstanbul tartışmalarının seçmenin davranışına yansıyacağını ve bunun iktidarı olumsuz etkileyeceğini söylerken, Gezi Araştırma'dan Murat Gezici, 3-4 isim dışında kabinede büyük bir değişiklik beklediğini belirtti. Anar Araşrtırma'dan İbrahim Uslu, Babacan ve Davutoğlu'nun partilerinin metropollerde yaşayan seçmenin oylarını alacağını söyledi.”
Tersi önemli.
Para bulunursa, seçmen sesini kısar ve paranın nereden geldiğine bakmaz. Bakmadı da.
Diğerleri ise, yılın başından beridir yazılan şeyler.
+
“Üç dört isim dışında, kabinede büyük bir değişiklik beklediğini söyleyen Gezi Araştırma'dan Murat Gezici…”
Kabinenin ve meclisin hiçbir önemi kalmamışken, bunu yazmanın da anlamı olmuyor.
+
“Burada bir nokta önemli: Medya ekibinin AK Parti’ye zarar verdiğini düşünüyorum.”
Hata baştandı.
Liberal olsun, boyalı basın olsun, tüm gazeteler toplamda bir renklilik idi. Erdoğan onları tek elde toplattı, ortalık siyahbeyaz oldu.
İşin içine, yazılı basının ve televizyonunu çöküşü de eklenince, yandaş medya milyarlarca lirayı çöp atmış oldu.
Yani, Erdoğan’ın yapması gereken şey belliydi.
Aydın Doğan’a sopa yerine, havuç kullanacaktı. En ironiği de, Doğan’ın basına geri dönme isteği.
+
“Adil Gür, "Ancak unutmayalım ki artık yeni hükümet sisteminde siyasi partilerin oy oranlarının çok da önemi yok. Oy oranı ne olursa olsun, siyasi hayatımızda yer alacak bu iki yeni partinin bundan sonraki ilk seçimde özellikle Cumhurbaşkanlığı seçiminde, hangi ittifakın içinde yer alacağı önem arz edecektir" dedi.”
Aferin yahu.
2 partili olsun istenen mecliste, şu an 10 parti var. 12 de olur, 15 de.
Seçim yasaları ve teamülleri takan kalmadığı için, baraj konusu da hallediliyor nasıl olsa.
Gerçek şu:
Arada kalan bir % 5-10 oy var.
25 milletvekili eder.
O da, cumhurbaşkanını istediği gibi seçer.
+
Çıkış:
Ki bu da, 2023’e kadar anlamlı hiçbir gelişme olmayacak demektir.
Erken genel seçim, meclisi değiştirir ama Erdoğan’ı değiştirmez.
Erdoğan’ın erken cumhurbaşkanlığı seçimi riskini alması zor görünüyor ama siyaseten intihar etme eğiliminde olanların neler yaptığını da gördük geçmişte.
Tek anlamlı cümle şu:
CHP, 21 yıl boyunca hiçbirşey yapmamış olacak.
(2 Aralık 2020)

Netflix: Diğerleriyle Karşılaştır-Karşıtlaştır


Öncelikle, Youtube, Amazon, Alibaba gibi global internet şirketleri de sinema piyasasına girdiğini görmek gerek. Hem de Netflix’ten önce.
Bizce Netflix bütçe olarak onlarla başedemez.
+
HBO çizgisi, taa 2000’e kadar geriye uzatılabilir. Yani Netflix, 20 yıllık bir altyapının üzerine kondu.
Not: Burada, ilklerin en çok kazanan olmaması durumunun sıkça yaşandığını anımsamak gerekli.
+
Gelelim 2020 verilerine:
“Online film ve dizi izleme platformu Netflix, 2019 yılında İngilizce dilinde 60 film üreterek, birçok büyük stüdyoyu geride bıraktı.”
Burada sorun şu ki Hollywood film şirketlerinin yeni sahipleri, daha 1930’lardan beridirki Yanki tipi hatalarını tümünü yinelediler.
Görülmesi gereken durum şu:
Dünya’da 5 major, 5 minör olarak 10 ayrı sinema tipi, ideolojisi var.
Bunlardan Uzakdoğu Asya sineması yalnızca 20 yıllık bir çıkışta ve 10 yıldır da bir inişte. Artı kendi içinde; Hong Kong, Japonya, Güney Kore ve Çin olarak bölünmüş durumda ama Tayvan yok (Tayvan x Hong Kong (sineması ve kültürü) karşıtlığı).
Buna karşılık AB sineması / sinemaları, 3 büyük AB sanat filmi şenliğinin (Venedik, Belin, Cannes) Hollywood’a teslim olmuşluğu durumunda. (Uzakdoğu Asya x AB (sinemaları ve kültürleri) karşıtlıkları.)
Netflix, tüm bunlar yokmuş gibi davranıyor ve hatta onu algılamıyor bile. Güney Kore dizileri global / 4. Dünya’sal fenomen olmuşken, o tipolojiyi yok sayıyorlar.
Yani diğer bir deyişle, uzunca bir süredir global sinema piyasasını Hollywood domine etmiyor, evinde bile edemedi, HBO çizgisi nedeniyle.
Netflix ise, HBO çizgisini aldı, Hollywood çizgisine geri döndürdü.
600 filmin 60’ını yapmanın anlamı yok, çünkü yapılan filmlerin % 95’i ticari olarak anlamsız. En basitinden, bir stüdyo bir konuyla ilgili film yaparsa (Calling of Wild), diğerlerinin de hemen bir tane yapmaları. Çünkü, 2 tane aynı konuda film, 1 tane ayın konuda filmden daha az ciro yapıyor.
+
“Şirket, 2019 yılında film stüdyolarını temsil eden ticaret odasına üye olarak başlamıştı, yılın kalanında ise The Irishman ve Marriage Story gibi Oscar yarışının en iddialı filmlerini üretti.”
Tam da kendi tezinin tersine bir veri:
Irishman’i seyircilerin çoğu sonuna kadar bir kezde izleyemedi. Üstüne bir de yönetmen, filminin cep telefonundan izlenmemesini istedi. Scorcse, 1970 model bir yönetmen yani, 2020 model değil.
+
“Netflix'in o dönemde eleştirmenlerin beğenisi toplayan filmi Beasts of No Nation, 2016 yılında Oscar'a aday gösterilmemişti.
Şirket, o yıl filmlerini vizyona sokmayacağını söyleyerek, büyük salonların ve sinefillerin tepkisini toplamıştı.
Ancak bu politikasını değiştirerek The Irishman ve Marriage Story gibi filmlerini platforma koymadan bir ay önce vizyona soktu.”
Yine, sen ben bizim oğlan’ın uzun idrar yarışması.
Not: Eskiden filmlerin dvd’si filmden birkaç ay sonra piyasaya sürülürdü, şimdi hemen sürülüyor. Netflix, yine eskinin yinelemesi durumunda yani.
+
“Şirketin verilerine göre, Bird Box ve Murder Mystery platformda yayınlandığı ilk ay, dünya çapında 70 milyon insan tarafından izlendi.
Ancak, şirketin izleyici sayısını açıklamakta seçici davranması ve üçüncü bir taraf tarafından ölçümleme yapılmaması, filmlerin başarısının ölçülmesini zor kılıyor.”
Hah, problem tam da bu.
Facebook da videoları için yalan sayılar yayınlardı ve kimse bugüne kadar ona dava açmadı.
Yani Netflix, zararı kesin görülmüş bir davranışı, birebir aynen yineliyor.
+
Aranot: Netflix ile ilgili metinlerimizde, Netflix’in yeni hiçbir özelliği olmaması, bir de kendi için belgesel hazarlatıp, kendini goygoylatması durumunun çok sakil kaçtığını kezlerce belirttik.
+
Çıkış:
“Netflix geçen yıl 15 dalda Oscar'a aday gösterildi.
Geçen yıl Altın Küre'de en çok ödül kazanan şirket olan Netflix'in bu yıl Oscar töreninde nasıl bir performans sergileyeceği merak ediliyor.”
Oscar bir kriter değil.
Çok izlenen filmlere zorla Oscar verildiğini gördük ama Oscar kazananların az izlendiğini de çok gördük.
Netflix’in en geniş ve en sakat durduğu nokta 3. Dünya ülkelerine yönelik pazar anlayışı. Kutupta dondurma satan bir anlayış bu.
Netflix’i de bu saydıklarımız çoktan geriletmeye başladı zaten.
(2 Ocak 2020)

Fehim Taştekin: Amerikan salvoları: Tükenmişliğin emareleri


Taştekin ile bu kez aynı savları savunur ama başka sonuçlar çıkarsar olmuşuz.
+
Tamam ABD tükeniyor. Peki, ya sonra?
Irak 1991’den sonra ABDsiz ne olacağını ve ne olamayacağını gösterdi.
Özgürleşmesini istediğiniz halkların gönüllü köleliği ortadayken, hegemonlar kendilerini batırsalar ne olur, batırmasalar ne olur?
Taştekin ve benzerleri bunu düşünemiyor.
+
“Dahası, yaptırımları temel dış politika enstrümanına dönüştüren Trump yönetimi, sonuç alacak gerçekçi siyaset geliştiremiyor. İran’ın sıkışmışlığı, ABD’nin tükenmişliğini önemsizleştirmiyor. Amerikan müdahaleciliğinin içeriği de boşalıyor.”
Öncelikle şu:
Bir politika enstrümanı, işlemiyor diye, gerçekçi değildir, gibi bir çıkarsama geçerli değil.
Sürecin iki yönü var:
Bir:
Global tarihteki çöküş dönemi, hegemonları işlevsiz bırakıyor.
İki:
Küçükler de, büyükler de çözüm aramıyor. Bu bir bakıma günü kurtarma çabası, bir bakıma yetersiz siyasetçilerin yeterli düşünce üretememesi olmakta.
Yani, gerçekçi bir global politika işlemez bu koşullarda.
+
“Amerikalılar için kâbus olmalı. Olay, 1979 devrimi sırasında Tahran’daki Amerikan elçiliğinde yaşanan rehine krizi ile Libya’ya NATO müdahalesiyle palazlanan cihatçıların 2012’de Bingazi’deki Amerikan elçisini öldürdüğü saldırıyı çağrıştırdı. Restleşme tırmanırsa, sıradaki çağrışım, ABD’yi 1983’te Beyrut’u 241 kayıpla terk etmek durumunda bırakan bombalı saldırı olabilir.”
İşte, tam da bu:
Taştekin gibilerin ağaca bakarken ormanı görememeleri.
1979 İran, hem İranlılar’ın, hem de ABD’lilerin beklemediği bir şeydi. Yani, beklenmeyen, gerççek-dışı, irrasyonel global politik durumlar daha önce de vardı.
1983 Lübnan ise, bir tuhaf. 1982’de FKÖ’yü oradan söküp, onu bitirdiler. Tamam. Ancak, sonuçta kendileri de orada bittiler.
Bu parçanın çıkışında hep yazdığımız aynı şey:
ABD 1950’den beridir girdiği hiçbir savaşı gerçek anlamda kazanamadı. Kazanmadı değil, kazanamadı.
Taştekin gibiler ise, duruma 70 yıl sonra ayabiliyorlar ancak.
+
“İran nüfuzuna karşı Iraklı-Şii duruşu sergileyen Mukteda Sadr da saldırıya sert çıktı: “Irak üzerinden bir çekişmeye izin vermeyeceğiz. İşgalcileri ülkeden siyasi ve hukuki yollarla çıkarmaya hazırım. Eğer çıkmazlarsa, başka tutumumuz olacak.””
Olay, döndü dolaştı, İran-Irak savaşına geri dönüş oldu.
Sonuç çok açık.
Bu savaşın kazananı yok, olmayacak da.
+
İran’ın durumu:
“ABD’nin İran’la doğrudan savaşı göze alamaması Tahran’a gerilimin çıtasını yükseltme imkanı sunuyor. “Öngörülemezlik” ve “Bilinmezlik”, şu anda İran’ın en önemli silahı. Kuşatma ve müdahale stratejisine karşı İran’ın yaptığı, farklı coğrafyalarda vekil güçlerle asimetrik yanıtlar verme kapasitesini göstermek. Ancak bunu hangi boyutlara taşıyabileceği konusunu bahse açık bırakıyor.”
İyi de, Dünya’da kaç tane Şii-Sünni savaş noktası var ki ve iran bunların kaçını etkileyebilir ki?
Yani İran, kendini gereksiz bir kurtkapanı açmazına sokuyor.
+
Biz, ABD’nin bitişinin İran’dan başka güçlerin kendini göstermesine neden olduğu, olacağı kanısındayız ki biri Türkiye.
Not: Türkiye, 1974, 1984, 2015 gibi yavaş adımlarla emperyalistleşiyor ama bu o çizginin kesinliğini de sağlıyor. Yani artık emperyalizm, TC’nin geleceğinin bir parçası oldu. Hangi iktidar gelirse gelsin, bu böyle gider. Bunda da, derin devletin payı çok yüksek olur.
+
Çıkış:
İronik bir noktaya parmak isteriz:
Dost TC’ye ABD’nin yaptıkları, düşman TC’ye yaptıklarından çok daha beterdi.
Deveye diken, özdeyişi boşuna söylenmemiş yani.
(2 Ocak 2020)

Politiğin Estetizasyonu ve/ya Estetiğin Politizasyonu


Her ikisi de kullanılabiliyormuş.
Ustamız Benjamin.
O, ilk ibareyi yeğlemiş.
+
Not: Estetiğin politizasyonu, 1930-1990 arasında, SSCB’nin reel politiğinin sanat ideolojisi için de kullanılmış.
+
Benjamin’den fazla ve farklı olarak biz, popüler kültür ürünlerinin kültürolojisini, sosyolojisini, estetiğini, politiğini birarada çalışmayı yeğliyoruz.
Çünkü özdeyişimiz şu:
Popüler kültür banaldir ve feçestir ama tarih-gelecek; banalin, feçesin, toplumsal kültürsel kanalizasyonun aktığı yöne akar ve aynı denize varır.
Yani bunu söylediğimizde, popüler kültür ırmağının, kimi yerde veya zamanda, dört yönden herhangi birine akabileceğini ama sonuçta / sonulda, büyük sayılar kuramına göre, hep aynı anlamları bütünde imlediğini savlıyoruz.
Bunu, sosyolojik ve post-sosyolojik kültür için savlıyoruz.
Avcı-toplayıcı, proto-fedoal ve feodal kültür modları için bunun çok çok gevşek örüntülü olabileceğini baştan kabul ediyoruz ve çalışma gündemi dışı bırakıyoruz.
+
Benjamin, savlarını 1930’lar gibi ortaya döktü. Ömrü vefa etmedi, savları yarıda ve boşta kaldı ama yaşarken de metinleri boşta ve oldukça gevşek örüntülüydü.
Popüler kültür ürünü olarak çizgiroman; 1930’lar, 1960’lar, 1990’lar ve 2020’lerde sikluslar halinde metamorfozlar yaşadı.
Yani tesadüfen Benjamin tezleri (o çizgirman konusunu çalışmadı), üzerinde çalıştığı popüler kültürlerin zirvelemesi ile koşut zirveledi.
1960 gibi Barthes gazete köşe yazılarıyla aynı izleği sürdürdü.
Bizde Murat Belge 1990’larda ‘Tarihten Güncelliğe’ kitabıyla, ülkemizde ilk (ve kendi tarzında hala tek) olarak aynı çizgiyi bilerek veya bilmeyerek sürdürdü. Ya da, o da bizim gibi aşırı-yorum uyguladı diyebiliriz.
Biz de, 2010-2020 arasında hemen tüm sanat dallarındaki popüler kültür ürünleri üzerinden aynı izleği sürdürüyoruz.
Yani, gelenek çizgimiz bu. Hiper-tekst omurgamız da bu.
+
Benjamin’i bugün eleştirmen sayılan herkes bilir ama onun savlarını tüm popüler kültür ürünlerine genişletmek, son 10 yıldır kimsenin aklına gelmiyor.
Bu belki de, sosyalist realizmin de reel sosyalizm ile birlikte gömüldüğünü sanma yanılgısından kaynaklanıyor olabilir.
Son 10 yıldırki ayrı ayrı politik ve estetiko-politik metinlerimiz, bizi de şaşırtan biçimde aynı gelecekbilim vektörlerini imledi. Aslına bakılırsa bu durum, 1999 tarihli ‘Conan ve Estetiko-Politik’ metnimizden beridir böyle. Yani biz, 11 Eylül 2001 Dünya’sını henüz gerçekleşmeden koklamışız veya çıplak derimizle / derisizliğimizle ona dokunmuşuz.
Not: Buradaki konu-ustalarımız, dede Kafka, baba Fassbinder olmakta.
+
Peki, en genel panoramaya bakarsak, estetiko-politik vektörler neleri ve nereleri imliyor, 2020 momenti ile?
Conan’ın ‘krallıklar gökteki yıldızlar kadar çoktu’ ibaresi. Bir.
‘Battle Royal 1-2’deki gibi, ‘küçükler büyüklere savaş açar’. İki.
Assassin’s Creed’de yitirilen çizgideki gibi, Hasan Sabbah çizgisi. Üç.
‘Vaiz’deki gibi, İnsan (nedense önce) Şeytan’ı ve (nedense sonra) Tanrı’yı öldürdü ve kıyameti engelleyerek Dünya’nın hükümranı oldu. Dört.
‘Happy!’deki gibi, kötü komik, hem de feci komik. Kötü insan daha da komik. Yaptıklarının vahşetine gülemeyebiliyoruz ama, o da doğru.  Beş.
Tek bir aklı başında entellektüel yok ortada. (Bu, bizim saptamamız.) Altı. (Ve biz ölüyüz, zombiyiz, ‘Dünya Savaşı Z’yi kaybedenlerdeniz, her ne kadar Bedeker’i ve çözümlerini savunsak da.)
+
Çıkış:
Benjamin’i gençliğimizde çok eleştirmiştik.
Yaşlılığımızda onun durumundayız.
Bu da, tarihe kayıt özeleştirimiz olsun.
(30 Aralık 2019)

Pazartesi, Aralık 30, 2019

Çin’in Borç Tuzağı Politikası


Çin, 20 yıldır ÇÜŞ’leriyle yurtdışı yatırımlara yüklenmiş. Finansman da devlet bankalarından gelmiş.
Bu linkte, 4., 5., N. Dünya ülkelerine Çin’in nasıl ödenemeyecek miktarlarda borç vermişliği listeleniyor.
Bu konuyu global 2020 panoramasında irdelemeyi deneyeceğiz.
Not: Konu boşta ve muğlak.
+
Öncelikle, bu tarz ekonomi işlemiş mi?
Tarihte evet.
Osmanlı’da evet.
Ancak, borcu verirken, faizi önce kestikleri için, ödeme yıkıcı olmuş.
Reel sektördeki yatırımlarda ise, yatırımın rasyonelitesi ve fizibilitesi önemli.
Örneğin Çin, bizim Kanal İstanbul projesine talip.
Bu projenin batacağı baştan belli.
Ama bunu en çok biz biliyoruz, başkaları değil.
Devamında Çin, Dünya’nın birçok noktasında liman, şu bu sahibi olmuş durumda.
Birçok küçük ülkenin dış borçlarının % 75-90’ına varan oranda borçlar vermiş. Bu durumda Çin, o ülkenin iç politikasına doğrudan müdahale eder.
Bu durumda ticaret, savaştan daha yıkıcı olmuş oluyor.
+
Sorun, AB’nin ve ABD’nin 20 yıl bunu seyretmişliğinde ve buna izin vermişliğinde.
Bu noktadan sonra, müdahale için artık çok geç ki Çin’i buraya taşıyan zaten bizzat ABD.
+
Çoğu olup bitmiş olayları pas geçelim ve soralım:
1 no’ya oynayan ama zihniyet olarak hala 2,5-3. Dünya ülkesi olan Çin, 4., 5., N. Dünya’yı yöneterek, global yönetici olabilir mi, olabilecek mi?
Bizce hayır.
Bu ülkelerin ancak BM oyları işe yarayabilir, ekonomileri değil. Hepsi askeri üs olsa, ne olacak?
Not: Bir tek Japonya ile anlaşıp, Doğu Çin Denizi petrolüne, düşmanıyla birlikte el koyması, fizibıl bir ekonomik davranış. Aslında o da, Japonya’dan 1930’ların rövanşını almaya yönelik bir davranış.
+
Buradan çıkan sonuç şu:
Çin’in akilleri işlevsiz. Yani onlar, Dünya’dan habersiz ve zekaları eksik.
Plan berbat çünkü.
ABD’nin akilleri, ancak emekli olunca doğruları söylerler ama söylerler hiç olmazsa. Çin’de bunu yapamazlar, her durumda kelleleri gider, onlarınki gitmezse, yakınlarınınki gider.
Tuhaf ama AB’nin akil adamları bile yok. Hiç kimse, 75 yıllık bir yanılgıdan söz etmiyor onlarda.
Yüzlerce kurum, yüz milyarlarca dolar ve sonuç sıfır bile değil, eksi, global olarak yani.
+
Çıkış.
Yine de Çin’in davranışı şu işe yarayacak:
Çin ekonomik olarak ihya olamayacak ama ABD ekonomik olarak gayrı-ihya olacak.
Bunu yapmak için epeyi masraflı bir yol ama yine de bir yol.
Tam da Çin’e göre bir davranış.
Kulağını (bir tur) tersten değil, iki tur tersten göstermek.
(30 Aralık 2019)

IP Man 4: Serbest Çağrışımlar




Oksidentalizm var, oryentalizm var.
Kültürel aşağılık kompleksi var, kültürel üstünlük kompleksi var.
Batı, Doğu’ya karşı göstermiş, 400-1500 gibi; Doğu, Batı’ya karşı göstermiş, 1500-2000 gibi.
Nesnellik yok, duygusallık var.
+
Çin / Hong Kong kökenli filmlerde bu çizgi onyıllardır var.
En belirgini, (kendisi bir Çinli değil, bir Vietnamlı olan) Tsui Hark’ın Bir Zamanlar Çin’de 1-6 dizisi.
Şimdi de, Ip Man 1-4 dizisi eklendi buna.
Her ikisinde de, sonu Bruce Le olan, 3 kuşaklık bir usta-çırak dizisi var.
Bir Zamanlar Çin’de 6’da bu öykü, ABD’de kovboylar ve kızılderiler idi.
Ip Man 4’te bu, 1960’lar ve 1970’ler ABD’si, Vietnam bile var hikayede.
Bu çizgide, Doğu Batı’ya yenilmeye mahkum.
Oysa Bir Zamanlar Çin’de 1’de muazzam (bizce benzeri sergilenmemiş) bir girizgah vardı.
Geleneksel Çin tıbbı, Batı tıbbını yeniyordu, akupunktür gibi. Akupunktür hala var, tıp fakültelerinde bile.
+
Çıplak beden, silahlı bedene karşı kazanabilir. Bu, kung fu olur.
Silah olmayan aletlerlden silah yaratan biri de, silahlı bedene karşı kazanabilir. Bu, Shibumi olur.
Silahsız savaş zamanındayız ya da silah olmayan silahlar zamanında: Kobalt 60’lı bir nükleer bomba, aslında nükleer silah değildir.
+
Alegori yapıyoruz, metafor yapıyoruz.
Estetiko-politik yapıyoruz.
Doğu, sanatsal alegoride tasarımsal üstünlük kazanırsa, savaş alanında da kazanabilir, diyoruz.
Doğu hiç olmazsa, kalaşnikofa karşı modifiye tatar yayını akıl etmeli, edebilmeli, diyoruz.
Kendini yitirmeye mahkum etmemeli, diyoruz.
Ama Çin öyle yapmış gibi. Kendini yitirmeye baştan mahkum etmiş gibi:
Yeni İpek Yolu ile de, ilk Çin global emperyalizmi ile de.
Ve bu ikisine, bu filmler sakil kaçıyor, düzey olarak, kültürel düzey olarak.
Kızıl Yar 1-2, 1911, Konfiçyus, Bir Cumhuriyet Kurmak, sakil kaçmıyor ama. 10 yıldır devamı gelemedi ama.
Ynai Bruce Lee, ilk çıktığında bile sakildi, diyoruz. Hala sakil, diyoruz.
Jackie Chan, onu yapmayı arzuladığını, daha onun zamanında yaptı, diyoruz.
Chan şimdi hala var ama Lee yok, diyoruz.
+
Her kültürün özü ve tözü vardır.
Öncelikle bu çok özenle saptanmalı ve açıkseçikleştirilmeli.
Sonra, mücadele için seçilen kültürde, yerde ve zamanda işleyebilecek mi, ona bakmalı.
Kung Fu, 2020’de globalce işleyebilir mi?
Hayır.
Karate veya Taek Wan Do işleyebilir ama.
Yeni İpek Yolu işlemez ama TC-Çin ikili anlaşmaları yürür (TC bunu beceriksizliğinden görememiş ve uygulayamamış bile olsa, hala öyle olarak) ama.
+
BM’de bir zamanlar 77’ler vardı. Başta, onu yaratan Hindistan ona ihanet etti.
Bir zamanlar 3 Dünya Teorisi vardı. Başta, onu yaratan Çin ona ihanet etti.
Yani Doğu, kendini yenmekten uzak tutuyor ki Batı onu zaten yenmiş.
Hem kazanacağın oyuna gireceksin, hem oyunu bileceksin, hem oyunu iyi oynayacaksın, hem de sebat edeceksin.
Ancak, öyle kazanabilirsin.
Yoksa, melokomik filmlerdeki hayali kazançlar ile, aç tavuk kendini buğday ambarında sanır ile, yaşarsın.
(29 Aralık 2019)

Pazar, Aralık 29, 2019

Çapraz Medyanın Ticari Sorunu


En basit olarak ele alalım:
Elimizde çizgiroman, film, oyun ve roman var.
Bunların kombinasyonu, 24 eder.
Çapraz medyada tüm bu seçeneklerin hepsi kullanıldı.
Son 10 yılın en çok seyredilen filmlerinin hemen hepsi çapraz medya ürünü.
Sorumuz şu:
Acaba, hasılat üzerinden bir karşılaştır-karşıtlaştır var mı?
Tabii, gerçekleştirme sırası da işin içine katılarak.
Bizim 2 savımız var:
Bir: Çapraz medya uyarlamaları giderek başarısızlık düzeyini abartıyor. Asssassin’s Creed ve Witcher gerçekten kötüler.
İki: Tüketici sayısını arttıracağına, azaltabilir. Çünkü, filmi sevmeyen oyuncu, oyunun devamını almayabilir. Çizgiroman içinse bu, üssel olarak geçerli.
Bizi ilgilendiren, neden böyle olduğu:
Öncelikle Hollywood yapımcıları, oyun hasılatlarının film hasılatlarını geçmesine karşı bir aşağılık kompleksi içindeler. Bu, bilinçaltlarını etkiliyor bizce. O nedenle, işlerini kötü yapıyorlar.
Devamında, Marvel, DC ve Walt Disney bir iş nasıl yapılmaz için inanılmaz gösterilerde bulunuyorlar.
Walt Disney’in Star Wars’tan sinek yağı çıkarması önemli değil, onu Lukas zaten yapmıştı. Sorun, Star Wars’ın bunu karşılayamaması.
Şerh: Tersi durumda GoT, malzeme bolluğu açısından Star Wars’un tersi durumda ama o da malzeme bolluğundan batırıldı. Beceriksizlik dediğimiz de zaten bu: Her durumda, işi batırmak.
Çizgiromancılarsa, çizgiromanın ruhuna ihanet etmiş durumdalar. Unutmamak gerekli, nüsha satışı olarak çizgiroman, Hollywood’dan öndeydi.
+
Çıkış:
Görünüş olarak, Hollywood zirvede ama bizce gidişat ve eğilim olarak batmış durumda.
Çapraz medya olmayan filmlerin hasılatta dibi vurması bunun kanıtı bizce.
Not: İlginç ama koşut bir durum internet televizyonculuğunda da var. Yani Netflix çizgisi, yalnızca ona özel değil, genel bir gidişat çizgisi ve o da uçuruma gidiyor.
(29 Aralık 2019)

Türk Sineması Nereye Gitti 2019?


Seyirci sayısı, 70,4’ten 57,6 milyon kişiye düştü. Bunun tamamına yakını, yerli filmlerde oldu.
Toplam hasılat dolar bazında, 2015’teki 251’den, 165 milyon dolara düştü.
En çok hasılatlı Hollywood filmi, 2 milyar dolar hasılat yapıyor. Karşılaştır-karşıtlaştır. 100 küsur film ve 1 film.
Köşe yazarı gidişatı şuraya bağlıyor:
“Derinleşen ekonomik krizle birlikte düşünüldüğünde, yerli sinemayı ciddi bir sınav bekliyor. Aksi durumda salonların tıpkı 90’lı yıllardaki gibi Hollywood istilasına uğraması işten bile olmaz!”
Bizce öyle değil.
Öncelikle şu:
0 yerli film olsa, o hasılatın tümünü Hollywood filmleri yapmaz, yapamaz. Yaklaşık yine aynı hasılatı yapar.
Bizim Siyad tipi olsun olmasın, eleştirmenlerimiz şunun ayırdında değilller.
Dünya’da oyun hasılatı, film hasılatını çoktan geçti.
Yani, 1970’lerdeki televizyona, 1980’lerdeki videoya kayış gibi, 2010’larda ve 2020’lerde de oyuna kayış var.
Artı, çapraz medya olarak çizgiroman veya oyun uyarlaması dışında, Hollywood da inişte.
Bizdeki özel durum şu:
2018 sonu ve 2019 başı için, bizim sinemacılar yangına benzin döktüler ve sonun gelişini ivmelendirdiler. Yani bu süreç 5 yıl alabilirdi, 1 yıl almadı.
Bizce, aradaki fark şu:
Hollywood, çizgiromanı film yaparken epeyi değiştiriyor ama Recep İvedik hep aynı, hep aynı. Seyirci de, viralite kuralı gereği, birincide 10 ise, beşincide 2 verim sağlıyor.
(29 Aralık 2019)

Trablusgarp Banzai: Aydın Selcen, SAS, Vs


Yazının başlığı Selcen’den.
O da şuradan almış:
“Bir dizi ucuz roman yazıyor olsaydım (hem belki yazıyorumdur da), son cildin başlığı bu olurdu: Trablusgarp Banzai! Hani şu Gérard de Villiers’nin SAS serisi gibi.”
Not: Banzai, Japonca, ‘saldır’ demek. 2. Dünya Savaşı’nı anlatan ucuz romanlarda bolca geçer. 2 anlamıyla da, bonzai ile karıştırılmamalıdır.
+
Neden Libya’daymışız:
“Deniz ve hava unsurlarını içerecek topyekûn bir savaşa, müteahhitlerin 25 milyar ABD doları toplamına varan alacakları yanmasın diye ve olursa, birkaç petrol sahasına çökmek adına girmeye değer mi?”
Geçerli bir neden mi?
Belki.
Dünya petroml rezervlerinin % 10’u Libya’da. Onun da yarıdan çoğu, Türkiye’nin desteklediği tarafın bölgesinde.
Neden mi?
Evet.
Her durumda, o 25 milyar dolar tahsil edilmiş olur. Masraf olarak da 1-2 milyar dolar gösterildi şimdiden.
Ölü sayısı mı?
500-1.000 arası olur.
Kore’deki 5 bin düşünülünce, birileri az bulabilir.
+
Durum şu sıralar oradalarda nasılmış?:
“Çad, Nijer ve Sudan’dan Hafter’in Libya Ulusal Ordusu’na (LUO) paralı asker akışı sürüyor. Rusların Wagner’i de, Vega’sı da orada. Mısır LUO’nun hava kuvvetlerini takviye ediyor. Hafter, Scud-B füzeleri ve Kornet tanksavar silâhları da edindi. Takım tutar gibi, LUO’cu veya UMH’ci olmaya gerek var mı? Fransa ve Rusya, iki tarafa birden “oynuyor” uzaktan. Biz iki tarafı bırakın, Kahire, Şam, Tel Aviv, Abu Dabi, Riyad, köprüleri atmadık başkent bırakmadık bölgede.”
İspanya mı desek, Suriye mi?
Fark noke.
Bizim tarafımız Katar.
Selcen bunu bilir de, bilmezden gelir gibi.
Not: Gerilla, ordu ve paralı asker konusunun, şu anki koşullar için yeniden irdelenmesi gerekli.
+
İnsani öğesinin karşılanamazlığı dışında, orada olmamız absürd değil gibi görünüyor.
Sorun, bu işi becerip beceremeyeceğimiz.
Burada, vatan savunması sözkonusu değil.
+
Çıkış:
Gelişmelere göre Libya, TC’nin ilk yüzyılı sonunda, gerçekten ilk emperyalist adımı.
(29 Aralık 2019)