Pazartesi, Nisan 18, 2016

CHP’nin Hali Pür Melali

CHP küllüm mafiş yani.
Bir haber:
“CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, dün akşam yaptığı açıklamada, AKP’nin dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla ilgili anayasa değişikliği teklifine, anayasaya aykırı olmasına rağmen, “evet” diyeceklerini söylemişti.”
Anayasaya uygun anayasa değişikliği olmaz. Adı üzerinde değişim, olduğu gibiden farklı ve var olana aykırı demektir.
Ancak, Kılıçdaroğlu’nun veya CHP’nin derdi bu absürdlük değil.
Dokunulmazlıklar kalacak.
Neden?
HDP’liler salla sırt edilsin diye. CHP buna evet diyecek.
MHP ikiye bölünecek bu konuda.
HDP hayır diyecek.
AKP + CHP, 367 ediyor sanırım.
AKP’lilerin de dokunulmazlıkları kalkacak hesapça. Ancak, suçüstü yakalananlar yargılanmadıktan sonra, dokunulmazlıkları kalkanlar da, yargılanmazlar veya yargılansalar da, ceza almazlar.
CHP’nin evet dediği bu durum işte.
CHP’den ters oy verecek bekliyorum açıkçası. Yalnızca muhalefet olsun diye de olsa, çıkar gibi.
Sonra ne olacak?
Gelsin baskın referandum veya erken seçim.
Yazık CHP sana, çok yazık.

(14 Nisan 2014)

Pazar, Nisan 17, 2016

Kendini Yazan Yapay Zeka: Continuity: Mona Lisa Overdrive

Zihin felsefecilerinin ve yapay zeka kuramcılarının zihinle ve yapay zekayla ilgili abuk sabuk tezleri vardır.
En çok bilinci takarlar.
Bir de, olmayana ergiyi bilmezler. Örneğin, yapay zeka için önerilen kuralların ne kadarını 7 milyar insanın ne kadarı geçebilir?
Oysa tersi yaşandı.
Yapay zeka, 7 milyar insanı birçok konuda yendi.
Akıl oyunları, çeviri, aritmetik hesaplama, hatta bir geometri kuramını kanıtlama.
Dolayıısyla kritelre onlar değil.
Biri şu olabilirdi:
Kendi kendini yazma.
Bunu, insan türünün düşünüp de özgün düşünce ürünü verdiğine tanık olduğumuz milyonda birlik bölümünde bile herkes yapamamıştır ve kendisine verilen standart biyografisini kader gibi yaşamış ve ölmüştür çoğu.
İnsan için kendi kendini yazma, duygularını, düşüncelerini, davranışların yenileme ama cidde yenileme demektir.
Yapay zeka Continuity ise, bunu kendisini bir öykü gibi yeniden yeniden yazarak yapar romanda.
İnsanlarda yaşamda birden çok devrim ve kendini yazma çok çok nadirdir. Ancak, ülke veya taraf değiştiren casuslarda epeyi görülür bu, Kim Philby’de olduğu gibi.
Bu kendi kendini yazma, benim 7 temel duygumdan 8.’si ve dolayısıyla da yeni bir tanesi olabilir, çünkü beni ölene kadar taşıyabilir bu duygu-düşünce.

(14 Nisan 2016)

Ghost Recon: Tom Clancy

Oyunun metnini Clancy’nin yazdığı belirtildiği için, bu parçayı da ona atfettim:
Ölmekten korkmayan düşmanınızla nasıl baş edersiniz?
Soran kişi yanlış ama, Clancy yani.
Öncelikle, oyunda 3-5 aynı versiyon strateji var. Ancak, belirtilmeyen şu.
Dene-yanıl hakkınız yok. Yanılırsanız, devlet olarak siz ölürsünüz.
Sonra, Meksika uyuşturucu kartellerini yaratan ABD devleti.
Şerh: Brezilya’nın mafya-devlet seçinini, ABD’nin burnu dibinde olduğu için, Meksika uygulayamadı ve son zamanlarda mafyayla savaşta, yalnızca 1 yılda 5 bin polis ölümü yaşar duruma geldi. Sonra da kartel şefi, salaklık edip, film çevirme hayaline kapılıp, bir gazeteciyle temasa geçince yakalandı. Tam saçmalık yani.
Daha da sonra, uyuşturucu karteli mafya IŞİD değil. IŞİD bir dava kurumu mafya değil. İkisini çakıştırmak, her açıdan dezenformayson ama kendini de yanıltmak aynı zamanda.
Ayrıca, mafyanın % 1-5 mensubu kişi, ölümden tabii ki korkar. Yoksa, bu kadar ötme olmazdı.
Sonuçta clancy için, en akılılıs deli bekir onu da köstekle yatır, diyoruz.

(14 Nisan 2016)

Sinema Notu

Fragman, demo, dizi, reklam, klip serisi olarak bakınca, sinemasal 2 eksodus görülüyor ekstradan:
Woodwar-Oblivion ve henüz pek yapılmayan saf trük-efekt sineması ki ilk ve en son Final Fantasy de, her açıdan çok başarısızdı ve bu yolu tıkadı.
Woodward, hem motor olarak, hem çapraz medya olarak duble eksodus olur ama benzeri hiç yok, kendi dahil.
Özgün çizerin çizgiromanından djitale yükseltgenmiş, özgün bir çizgiroman-çizgifilm yapılmadı hiç şimdiye kadar. Basilisk çizgifilmi çizgiromandan 3. derecede regresyondu.
Bu alanda ürünler başarılırsa, hele bir de Final Fantasy formunda yapılırsa, 2015-2030 için avangard sinema olur.
Ek: Bir de bunun Capcom-Marvel versiyonu yapılırsa, sinema açısından tripl eksodus olur.

(13 Nisan 2016)

Sarı Sinema 2016

Tuhaf bir moment.
Kendi efsanelerini yazmaya karar vermişler.
Hong Kong sineması. Sarı sinema.
Zaten bir efsane idi.
Yıllarca Dünya’nın en çok film üretimini yaptılar.
Tarihin en iyi şiddet estetiği filmlerini çektiler. Öyle ki Holywood’u bile, kendilerini taklide ve intihale zorladılar.
Bununla, onyıllarca Bolywood antitezi oldular ama onları da aksiyon filmlerine çekebildiler. Az ama öyle.
Tüm bunlar yetmemiş.
1990 sonrasının tüm dev oyuncuları artık yolun sonunda: Bir kuğu şarkısı gibi, ‘Rıhtımlar Üzerinde’nin Marlon Brando’sunun ‘Gotfather’ olması gibi, her biri kendi ‘Mobfather’ portresini çizmiş bu yıl:
Chow Fun Yat, Andy Lau, vd.
Kantonca’ları bir acaip olmuş. Brando’nun İtalyanca taklitli İngilizce’si gibi, kısık ve gıcırtılı sesle yapmışlar dublajları. 20 filmini seyredip, adını bile bilmediğim, en sapa oyuncular bile.
Sorun, bu efesaneleşme arzusunun kökeni.
Bu efsaneleşme çabası, çok-çok yüksek ego demek. Bu da, Çin kültürüne küfretmek demek.
Ancak anavatan Çin, Hong Kong’a, diline, kültürüne kezlerce küfretti, 1997’den ve oraya el koyalıdan beri.
Ve Hong Kong, yüzyıllardır ve İngiliz sömürgesi olma zamanından beridir, korsanların ve kriminalitenin mekanıdır. Hala, Dünya’nn en çok suç işlenen serbest bölgelerinden biridir.
Bu koşullarda oyuncular, efsaneyi oynamışlar. Bir tür asilik gibi.
Bunun tam-asıl anlamı ve göstergesi ne?
1-2 yıl içinde belli olur.
Bu metin, bu konu için bir başlangıç imi idi.
Dipnot 1:
Sorun neymiş anlaşıldı:
Hong Kong, politik bir film yapmış ve anavatan Çin, onu sansürlemiş ama film ‘Star Wars’u bile geçmiş seyirci olarak.
Bu sorun, aslında gerçek. Çin, Hong Kong halkını Mandarince konuşmayı öğrenmeye zorluyor.
Tuhaf ama Batı’da çok izlenen ilk Çin filmi ‘Hero’ da bu sorunu irdeliyordu.
Not: Çin, tarihte en az 100 dili bile isteye yok etti. Kantonca, Mandarince’nin en büyük rakibi nüfus olarak. Espri şu ki bunu yaratan Mao’nun kendisi doğru dürüst Mandarince bilmiyordu, çünkü Pekin bölgesinde doğmamıştı.
Demek ki Hong Kong sineması, tarihe ve siyasete tavır koyuor ama bunu gangstre filmleri üzerinden dolaylı olarak yapıyor.
Ki buda, çizgiromanın ve Horace McCoy’un sanatladığı, 1930’lar ABD polis devletinin, Çin 2020 muadili demek.
Dipnot 2.
Sorun ciddiymiş. Kaynak, Türkçe’de görememiştim, İngilizce’de varmış. 2012’den beridir bu sorun cidiymiş.
Artı:
Language policies: Promotion of Mandarin
Within the Basic Law of Hong Kong, Mandarin was made an official language along with Cantonese and English. On paper, the three languages were given equal status, in reality Mandarin is increasingly given more importance.
In recent years, Mandarin has been increasingly used in Hong Kong, this has led to fears of Cantonese being replaced.
Link: Main article: Guangzhou Television Cantonese controversy
Link: Main article: Guangdong National Language Regulations
The use of English and its proficiency in Hong Kong has also suffered a decline in standards. The promotion and increasingly use of Mandarin over Cantonese and English in Hong Kong has led to questions raised about Hong Kong's competitiveness in the global economy, its dependency on the Mainland's economy and it's loss of cultural / special identity.”

(13 Nisan 2016)

LSD Nörolojisi

Bir deney yapılmış. Deneklere LSD verilmiş ve beyinleri incelenmiş.
Sonuç şu:
“Sinirbilim uzmanı bu durumu şöyle açıkladı, beyinde normal şartlarda görsel işlemeyen bölgeler de görsel işleme eylemine katkıda bulunuyor, hatta gönüllülerin gözü kapalıyken bile beyin aynı şekilde çalışmaya devam ediyor.”
Bu, toksikolojiyi aşan bir bilgi.
Bu, donanım ve nörokimyasal olarak yapılıyorsa, kendini eğitin biri, bunu yazılım ve zihin iç etkilenimi olarak da yapabilir.
Hani, beyni kullanma yüzdesi düşükülğüne yönelik şehir efsanesi var ya, işte bu bilgi onu yıkar.
Küçükken yıllarca yüksek ateşli hastalıklar geçirdim. O nedenle halisünasyona yatkınım. Yorgunluk, üzgünlük, ateşli hastalık, uykudan uyanıklığa geçiş, uyanıklıktan uykuya geçiş, hep hep farklı duyu-dillerde, dıştan gelmeyen uyarılar varmış gibi, halisünasyonlar yaratır bende. Koku, ses, devni, dokunma, renk, vd, vb...
LSD dışında onlarca zihinsel uyarıcı var. Zihnin kendi iç uyarıcıları da belli. Bir gün bende, onların hangilerinin nasıl çalıştığını da öğrenirim belki.
Ancak beni birincil olarak ligilendiren şu.
LSD’nin yaptığı gibi, beynin o iş için kullanımyana bölgelerin o şi için kullanma. Burada kapasite arttırımı peşinde değilim, nitelik değişimi peşindeyim.
Yani, işitsel alanın görsel iş için kullanılması, görsel alanın görsel iş için kullanılmasından daha farklı sonuçlar veriyor. LSD, bunu açıkça gösteriyor. Onun özelliği, renkleri çok canlı, az fazla doymuş ve ama az pastel / yumuşak göstermesi. Bir tür kilim desenlemesi gibi yani.
Rüya görürken rüyalarını değiştirebilen insanlar var. Ben de, nasıl yaptığımı bilmeden, halisünasyon görürken halisünasyonlarımı değşitirebiliyorum ama bunu rüyalarıma yapamıyorum.
Bir de bu etkileme kısa süreli oluyor, çünük yorğunluk veya uyku göreli kısa süreli olanaklar.
Bense, 4 saat yazabilen biriyim ve özel hazırlanmış olarak, LSD almış gibi, bazı konuları düşünmeye ve yazmaya bu uyarıcılarla girmek istiyorum.
Zihnimin içinde olduğunu bildiğim ama bir biçimde uygun duyu-dile dönüştüremediğim çekirdek-töz proto-düşünceler var. Onları gerçeksemek arzusundayım.
LSD veya başka birşey almam ama. Kurulara ve sentetiklere kapalıyım. Kendi nörokimyasal maddelerimden alabilirim ama.
Ek:
LSD ve yaklaşık 20 madde etkisende daha yapılan resimler konusu hep ilgimi çekmiştir. Benim için bu konu da öyle:
Olanakların ötesi.

(13 Nisan 2016)

Sanal Gerçeklikte Yeni Deneyim: Canlı Ameliyat Yayını

İşte budur:
“Sanal Medical Realites firması, oyun ve eğlence odaklı olarak geliştirilip kullanılan sanal gerçeklik gözlüklerini, çok farklı bir kullanım alanına taşımaya hazırlanıyor. Dr. Shafi Ahmed'in gerçekleştireceği bir ameliyat, ameliyat masasının etrafına 360 derece yerleştirilecek kameralarla, tüm dünyaya canlı olarak aktarılacak.”
Öneriler:
Masaya yakın biri de, sanal-akıllı lens takarsa, canlı çekim yapabilir.
İzleyecek cerrahların veya tıp fakültesi öğrencilerin kağıt, kalem, ses kayıt cihazı her neyse, izlenimlerini anı anına kaydetmesi uygun. Bunu zaten CSI / suç mahali araştırmacıları yapıyorlar.
Kayıtlarla e ameliyatın sonuçlarıyla, çok güzel sınav soruları hazırlanabilir:
Doğrular, yanlışlar, eksikler, başarılar, ekstralar, vd.
Sonunda bu, pilotların uçuş simülasyonu saatı gibi, sanal ameliyat saatı doldurma zorunluluğuna dek gider.
Bir tek üzücü yan var:
10 yıl gecikti bu iş.
O nedenele tezimiz hep aynı.
Teknoloji önemli değil, onun kullanım biçimi önemli.      
Bir de not:
Doktorların bir bölümü yıllarca robot cerraha bile karşı çıktılar. Bunu, bilimcilerin bile geri kafalı olabileceğini imlemek için belirtiyoruz.
Bu olaya da, hasta mahremiyeti falan deyip, karşı çıkacaklar olacaktır.
Dileriz, ileride bunun global bir görsel kütüphanesi de kurulur. Çünkü bazı ameliyatlar yüzyıllarca aynı biçimde yapılacak, olay bilgi menziline vardı yani.
Hemen hiç hata yapmadan, tüm hataları öğrenmek mümkün artık yani.

(13 Nisan 2016)

Perşembe, Nisan 14, 2016

Güller Ölür İçimde

13.04.16, 19:45.
Güller Ölür İçimde
İnternete baktım yok, yani güfte / dize patenti benim.
Bunu rüyamda yazdım, okudum, gördüm.
İnanılmaz melankolik bir duygu.
İnsanların muazzam anlamsızlığının karşılık hissi.
Sürreele paralel bir duygu.
Folklorik bir özdeyiş.
‘Düşmn elinden taş değil, dost elinden gül yareler beni’ gibi bir şey.
Araplar şöyle demişler:
‘O kadar çok karanlık gördüm ki, gözlerimin nuru / fer söndü ve kör oldum.’
İşte ben de, o kadar çok kötülük gördüm ki içimde güllerim öldü ve gül bahçem bitti.
Devamı da var:
Yüzümde güller açarken, içimde güllerim öldü.
Mizah duygusu yüksek biriyim, çok da gülerim, öyle ki koleksiyoner moruklar bu gülmeden rahatsız olurlar, bet sesle gülerim çünkü.

Bir bahar daha geldi, gül bahçemi yeniden ekme zamanı şimdi.

21. Yüzyıl’da Kan Davası: PKK ve Aşiretler

Bir haber:
"Jirki aşireti lideri Tahir Adıyaman, oğlu ve iki yakını ile bir ihtiyacı için Beytüşşebaba giderken PKK’lılar tarafından yolları kesilmiş. O da yolun kapalı olduğunu görünce geri dönmek istemiş. Dönüş sınasında PKK’lılar ateş etmiş. Tahir Adıyaman’ın ayağına bir mermi isabet etmiş. Allah acil şifalar versin. Tahir Adıyaman kötü ve yanlış bir insan değildi. Evindeydi, bölgede bir taziye ya da bir barış olduğu zaman gelip aracı oluyordu. Böyle bir şeyi haketmemişti.
Aşiret liderimizin ayağına sıkılan kurşun Jirki aşiretinin kalbine sıkılmıştır. Biz Jirki aşireti olarak çok öfkeliyiz ve hepimiz yaralıyız. Bundan sonra bizim aşiret ile PKK’lılar arasında ip kopmuştur. Bizden insanlık adına bir şey beklemesinler. Biz aşiret olarak karar vermişiz. Yani bizler, aşiret liderimiz için kendimizi suya bile atarız.
Bizim aşiret liderimize bunu yapanlar edepsizlik yapmıştır. Bizler Jirki aşireti olarak bundan sonra da devletimizle canla-başla bilikte olacağız."
"Yüksekova’daki insanları muhacir duruma düşürdüler. Bırakmadılar, tek yorganlarını bile alsınlar. Binlerce Kürt’ü perişan edip, yalınayak muhacir duruma düşürdüler. Silopi, Cizre, Diyarbakır’da, onlar Kürtler’i imha ettiler. Kürtler’in düşmanıdırlar. Bugünden sonra, onlar bizim aşiretin içine gelmesinler. Nereye giderlerse gitsinler. Bizim bulunduğumuz bölgelere gelmesinler. Bunlar böyle yaptıktan sonra, Kürtler’in bulunduğu il ve ilçelere de Kürtler’e en büyük ihaneti yaptılar. Bundan sonra onlarla hiç bir alakamız yok. Bize yakın bir Kürt varsa, o da sayın Barzani’dir. Şunu çok iyi bilsinler, Kürtler artık onların etrafında değil ve onları sevmiyorlar. Bizden uzak kalsınlar. Aşiretimiz 50 bin nüfusludur."
Bunları açıklayan kişi, aynı soyadlı ve aynı aşiretten biri.
Saptamalar neler?:
Adam, kendini Dünya’nın merkezinde görüyor. Çünkü o, bir aşiret lideri. Söylemi, peygamber söylemi.
TC sınırları içinde, Müslim’i, Barzani’yi, Talabani’yi seçecek Kürtler çıkabilir.
Kan davası oluşmuş.
PKK, kendinden olmayan Kürtler’i öldürmüş veya sürmüş. Bunu Barzani de söylemişti.
Yine de PKK, en azından askeri açıdan en güçlü olan kesimmiş.
PKK’nin kullandığı acımasız yöntemler, en azından geçmişte ona sempatizan kazandırmış. Sonuçta, bir zaman TC’ye boyun eğdirdi. Bu, Kürtler ve TC arasında ilk kez oldu.
21. Yüzyıl’da proto-feodal yapı aynen sürmekte.
Böyle bir yapının demokratik bir ülke kurması beklenemez.
Sonlarını da, şimdilik 4’lü olan, bu parçalanmış yapı getirecek.
Kürtler’in kent, sanayi, yazı, demokrasi, ulus-devlet, uluslaşma kültürü yok. Bunlardan 2 aşama gerideler. Oysa Dünya, bu aşamadan da 1 aşama sonrasına geçti. Etti 3 aşama. Kürtler, Afrika kabilelerinin durumuna düştüler yani. Tarih treni kaçtı.
Kürtler şu anda, birbirini yemekten, başkalarıyla (örneğin şimdi IŞİD ile, az eskiden alaturka Hizbullah ile) savaşamıyorlar.
Ancak:
Coğrafi bölgeleri belli. Oralarda, Kürtler’den başkası birkaç yüzyıl daha hegemon olamaz, Afganistan Taliban gibi. Zaten geriliğe sığınmalarının nedeni, ancak böyle savaş kazanabilmeleri.
Tüm bunlar, kısa vadede Batı’nın işine yarıyor görünebilir ama 1 milenyum önceki İslam öndeyken, Hristiyanlar’ın tarihi geri çekmesi durumunun bakışığı şimdi tersine olarak yaşanıyor. 2 milyar Hristiyan ve 1,5 milyar Müslüman, tarihi ters yönlere itiyorlar. Değişimsizlik vektörü, her zaman 2-5 kat büyük işler. O nedenle bugünkü neo-Orta Çağ’ın müsebbibi İslam, yangına benzin dökeni İsevilik gibi görünmekte.
Yine de, makro olarak Dünya’nın yarı nüfusu, mikro olarak ise marjinaller kalıyor geriye.
Sonuçta petrol 50 yıl daha var. Yani bu Kürt’sel kısırdöngü, en az 50 yıl daha sürer.
Talabani aşireti gider, Jirki aşireti gelir; o gider, başkası gelir.
Bir zamanlar hegemon Bucak aşireti vardı, anımsayan var mı?

(13 Nisan 2016)

Akıllı Lens = Samsung

İşte bu örnek, teknoloji devlerinin hep hatalı olduğunu bir kez daha kanıtladı.
“Samsung’un artırılmış gerçekliği göz bebeğinizin hemen üzerinde görmenizi sağlayacak akıllı lensler için patent başvurusunda bulunduğu açıklandı. 2014’te Güney Kore Fikri Mülkiyet Ofisi'ne yapılan başvuruda kullanıcıların artırılmış gerçekliği akıllı lensler ile akıllı gözlüklerden daha doğal bir şekilde deneyimleyebilecekleri öne sürüldü.”
2014.
Yani, akıllı gözlükten önce veya sırasında.
Google’ın baştan hatası şu:
100 tane dahi işgörenle, gözlük yerine, lens akıl edememek.
Artı, belki de bunu yapacak teknolojiyi tasarlayamamak.
Sen yap, patentini al, sonra satarsın. Yani, pazar erkenliği de önemli değil.
Tabii, devamı var:
Lens olabiliyorsa, retina yansıtıcısı da olur. Amalar için yapıldı zaten.
Bu durumda, kafaya takılan 1 kiloluk kocaman sanal gerçeklik aletini düşünün bir, bir de onun yerine lensi.
Yahu. Bari o aleti yassı, homojen ağırlıklı ve ağırlık kafanın önünde ve arkasında kabaca eşit dağılımlı tasarlayaydınız.
Ancak bu lens de ancak 2 mesleğe yarar:
Askerler ve fotoğrafçılar.
Sıradan bir insan, onunla selfi çektiremez örneğin.
Ayrıca, hem askerler için, hem de (Nachwel belgeselinde görüldüğü üzere) fotoğrafçılar için, benzerleri yapıldı çoktan.
Yani bir bakıma, eğer yeni bir kullanım alanı yaratılmazsa, bu lens artık pek de bir işe yarar ve ticari kullanımlı olmaz gibi.
Bir de şu var:
Google, nasıl olsa satarım ve maliyetinin çıkarırım diye, gıcıklık olsun diye, Samsung’un o ürününü sıfırlamak için, akıllı gözlüğü yapmış olabilir ve bu Google’ın ticari-yeni anlayışına uygun bir davranış olur.
Peki ben, o lensi ne için kullanırım?
Kullanamam, çünkü lens takamayanlardanım ve 18 yıldır gözlüklüyüm.
Bana, odak uzunluğu ayarlanabilir lens veya gözlük gerekli çünkü, sabit odaklı değil.
Haha, işte bunu yapsınlar, tam teknoloji devrimi olur.
Tüyo:
Kısa, orta ve uzun uzaklığı göremezler için 3 ayrı gözlük var zaten. Bir tek bunu küsurla gözün ayırsayamayacağı sürekli duruma getirmek kalıyor geriye. O kadar da uğraşsınlar yani.
Tasarlarsam:
Eğer, gözümde bir les-fotoğraf makinası olduğu anlaşılmazsa, Nobel fotoğraf ödülünü alacak çook fotoğraflar çekebilirim. Tarihin çok acaip mekanlarında ve zamanlarında dolanıyorum çünkü.
Kesinlikle tarihin ilk tarih simülasyonunu, gelecekbilim-geçmişbilim bireşimini ve en geniş banaloji atlasını toparlarım görsellerle ve artı metinlerini de kendim yazarım.
Hayali cihana değer...

(13 Nisan 2016)

Trump'ın Dış Politika Önerileri Mercek Altında

ABD’yi sevdiğini önesüren ABD’lilerin herhangi bir ABD’liyi anlamaması ironik.
Benim bir Abd dşmanı olarak bir ABD’liyi anlamam, daha da ironik.
Örneğin Trump’ı anlıyorum ama ABD’liler onun saçmaladığını düşünüyorlar:
“Wright, seçilmesi durumunda Trump’ın ülkeyi soyutlamayı amaçlayan politikalarının Amerika’yı küresel istikrar denkleminden çıkarmak anlamına geleceği görüşünde.”
Ne ilgisi var ki?
Güney Kore ve Japonya’ya atom bombası vermek; Kuzey Kore, Rusya ve Çin’e karşı önlem.
Trump’ın bu adımı, maddi ve manevi maliyet paylaştırımı demek yalnızca.
Yukarıdakini söyleyen şunu da söylüyor:
“Trump, şimdi de Putin Rusya’sı gibi otoriter rejimlerle daha yakın ilişkiler kurma peşinde.”
Yine, ne ilgisi var?ABD, Putin-Rusya’nın Suriye’ye neden, asıl ve ne zaman girdiğini ve çıktığını anlayamadı bile. Oysa, Putin’in net bir hesabı vardı ve o da tuttu: Esed yerinde kaldı. Putin, bunu kendi elleriyle yaptı, yalnızca 5 ayda.
Al bir gaf daha:
“Trump, Amerika’nın Asya, Avrupa ve Ortadoğu’da kurduğu ittifaklardan, Amerika’nın son yıllarda yaptığı tüm ticari anlaşmalardan ve kurduğu ekonomik ilişkilerden hiç hoşlanmıyor.”
Arap Baharı ile, 10 Arap ülkesini haritadan silmek mi, Ortadoğu’da kurduğu ittifak olmakta?
Yoksa birileri, ABD’nin şu an İran ile ittifiak kurduğunu falan mı sanıyor?
ABD ve AB, tarihinin en çatşımalı döneminde. Askeri, iktisadi ve siyasi çıkarları tümüyle birbirinin tersi yönde.
AB ise, NATO’dan çıkamıyor ama AGİT’i de kuramıyor bir türlü, çünkü AB göz göre göre parçalanıyor. Tuhaf bir biiçmde, ABD’nin bunu engellemesi gerekirken, yangına benzin döküyor yalnızca.
Velev ki AB çöktü, ABD ne yapacak?
SSCB’siz yapamadığını kanıtladı.
Araplar’sız / İslam’sız yapamadığını kanıtladı.
AB’siz de yapamayacağını, neden göremiyor ki?
Asıl önemlisi şu:
Trump da, bu sorunlara yanıt vermedi henüz. Demek ki danışmanları bunları dikkate alamamış hala.
Afrika’da 35 ülkede asker bulundurmak, nereye kadar/
Latin Amerika faşizminin ateşini üfleyerek yakmak nereye kadar?
Hindistan-Pakistan karşıtlığında, ikincisi eski müttefiki iken, biricisini yeni müttefik yapmak nereye kadar, özellikle ikincisinde de atom bombası varken?
Japonya nereye kadar, özellikle füzeleri varken, artı 71 yıl sonra atom bombası için hala özür dilememek ne demek?
Çin, artık her konuda ABD’yi geçmişken, Çin nereye kadar?
Yahu sözün kısası, ABD’nin kendi sorununu kendinin yaratmadığı, geriye bir yer kaldı mı hiç?
Bunlar, akil değil, sakil değil, Clinton’u Trump’u, Demokrat’ı Cumhuriyetçi’si kompleta dunkof, o kadar...

(13 Nisan 2016)

HDP vs PKK = Demirtaş x Öcalan: 12.04.16

Bence, hala ikinci ikili avantajlı. Demirtaş, rakibine katkıda bulundu ama istemeden ve bilmeden.
Şimdi gelelim Demirtaş neler demişe:
“Demirtaş, “7 Haziran seçimlerinin ardından PKK neden strateji değişikliği yaptı?” sorusuna, “PKK neden strateji değiştirdi, bunu onlara sormak lazım. Biz demokratik bir partiyiz ve şiddetin her türlüsünü reddediyoruz. Hendek savaşları kamu güvenliğini tehdit etti ve şiddeti tırmandırdı. Fakat bunlar diyalogla çözülmeli. Tankla, topla tüfekle değil" yanıtını verdi.
Kürt illerinde “özyönetim” ilan edilmesinin partileriyle ilgili olmadığını da vurgulayan Selahattin Demirtaş, “Özerklik ilanlarıyla bir yere varılamaz” dedi.”
Çenem düştü.
Bunu neden şimdi söyledi?
Neden halk isyanından önce söylemedi?
Çünkü, kendi halkından bin sivili ölüme yolladı göz göre göre.
Şunu anımsayalım:
PKK, Mart 2015’te Nisan 2015 için tarih verdi.. Mola istendi. Onu da verdi. Haziran 2015 seçimlerinin sonucu belli. Haa, PKK HDP’nin o kadar güçlenmesini istemezdi ayrı konu.
1 Temmuz 2015 itibarıyla, 6 günde, PKK / IŞİD / TC üçlüsünün, birbirlerine ikili saldırı permütasyonlarının hepsi, 6 tane olarak 6 günde peşpeşe olarak yaşandı. Hani, kitaplar bile bu kadar düzenli öngörüde bulunamazdı.
Şerh:
Bu olay dizisi böyle olunca, bunun kurgu olduğu ama kurmaca-gerçek ayrımının da böylelikle, kendi elleriyle ortadan kaldırılmış olduğu kanısına vardık. Bunu da, taa o zaman yazdık ve yayınladık.
Sonra, türbülanslar geldi, geliyor ve az da olsa, daha da gelecek gibi.
Bu da, mantıklı olandan, gayrı-mantıklı olana geçiş ve abuksama dönemi demek: Demirtaş’ın şu anki politik momenti gibi. Toprağın ayağının altından çekildiğini, 1 Temmuz 2015’te değil de, 1 Nisan 2016’da ayırsaması, çook geç.
Şu anki, 12.04.16 politik momenti şu:
IŞİD, beklemeye aldı. Daha büyük işler peşinde. Ya yenilecek, ya da o büyük işleri becerecek.
Kürtler’in 4 ayağından ikisi, PYD Suriye’de batıdan, Barzani Irak’ta doğudan IŞİD’e saldıracak gibi. Ancak, bunun için 1 yıl vade koydular. İşte bu, savaşı kaybettirir. En kötü durumda IŞİD, oralara kimyasal eker, mayın eker, oraları da kimselere hayretmez.
ABD, Saddam’a yaptığını, nedense IŞİD’e yapmıyor. Bunun için tek neden, başkanlık seçimi için mola alması.
AB desen, ABD’den beter, iyice kabuğuna çekildi. Mültecileri hesaplayamadılar ve AKP o riski, Demokles’in kılıcı gibi, hep AB’nin tepesinde tutacak.
TC, Suriye’ye saldırıyor, Musul-Irak’a da. Şehitler, artık haber değeri bile olamamaya başladı.
Bu koşullarda, HDP’nin yapabileceği hiçbirşey yok. Batı desteği yok artık. Ki Demirtaş, onu yeniden geri almak için, bu çıkışları yapıyor. Konuştuğu ve bunları söylediği yer Almanya zaten.
Tuhaf olan şu:
Merkel, şahin olmadığını gösterdi. Thatcher-İngiltere ve Le Pen-Fransa’dan sonra, Almanya’nın yüzünü kara çıkardı. Hele hele gelebilecek olan Clinton-ABD düşünülürse, tarihte ters köşeye yattığı söylenebilir şimdiden.
Bu durumda, IŞİD’e karşı sürecekleri TC’den başka kozları kalmadı demektir.
Yeniden vurgulayarak anımsatalım:
YPG, IŞİD’in önünden kaçtı. Barzani de, yaklaşamadı bile. Kobani Yaz 2015 için, gayrıresmi ve gerçek bilgi bu. 3 bin sivillerini ölüme gönderdiler göz göre göre, 300 bin de göç oldu.
Ancak artık, genç kuşak YDG çıkışı ve sivil ölümlerine halkın isyanı (bunu Sur’da gördük), geri tepebilecek. Zaman, artık 1983 momenti değil Kürt halkı için.
Yine de, herkes için çok çok yavaş hareket etme sözkonusu. Tamam, herkesin pili deşarj oldu ve şarj zamanı gerekli ama savaşta bunu yapana da gülerler hani.
Putin-Rusya’nın da mola aldığı düşünülürse, şimdiye dek savaşta, aynı anda tüm / 10 takımın mola aldığı ilk vaka bu olabilir tarihte.
Hayır, 3 haftadır mola var. Bari, hiç olmazsa molada bir şeyler becerseler.

(12 Nisan 2016)

IŞİD, AB, ABD: Moment 12.04.16: FB Monoloğu

İlginç bir savaş momenti idi: Mart 2016 aksiyonlu idi, Nisan 2016 ise mola zamanı oldu. Oysa genelde, tam tersi olagelirdi. Tamam, saldıran taraflara ağır hasar verdirilmiş de olabilir ama bu frekans kayması, gayrınizami savaşı, daha da gayrınizami kılacak.
IŞİD'e saldıramayan ve onu bitiremeyen, 50 ülkelik ve 800 milyonluk AB-ABD ittifakından söz ediyoruz burada. Liderlerin mental ve kültürel konfüzyondan dolayı, durup kilitlendiğini izliyoruz daha çok.
200 nükleer reaktörü birden nasıl korumayı düşünüyorlar acaba? Veya 200 tane 100 bin kişilik stadı? Veya 50'şer bin kişilik binlerce lunaparkı? Saldırılar bunlara yapıldı çünkü. Stadı, nükleer reaktörü, lunaparkı düşünen, okulları veya hastaneleri neden düşünemesin örneğin, üstelik ABD'de bile bu yapılıyorken?
Bence, IŞİD tarzı saldırıdan sonra, ABD-AB saldırılardan apışıp ambale oldu, IŞİD de terörizmde kendini aşma ile ambale oldu. Herkesin kılıcı yere dönük şu an. Moment bu.
Tuhaf bir, savaş bestesinde es an'ı, gibi.

(12 Nisan 2016)

Ölüme, Felakete, Vd Dalanlar

Bir:
Tikeller:
Marazilik eğilimli çıplak derililer, sanki belayı üzerlerine çekermişçesine, ortalama bir bireyden onlarca kat oranda sorunlara yakın oluyorlar. (Sorunsuz bölgeden sorunlu bölgeye doğruki izlekleri hakkında kayıt yok, sonuçta onlar da çocuktu ve belasızdı  bir zamanlar.)
İki:
Tümeller:
2000-2200 arasındaki tarih dilimi gibi dönemlerde toplumlar ve kültürler rollerini abartıyorlar: Orta Çağ’ın absürd kitle dansları gibi.
Bu ikisini, karşılaştır-karşıtlaştır ve mümkünse ilintilendir yap.
Bir:
Kafka gibiler, toplama kampını öngörseler de, epeyi erken öngörüyorlar. Ve o nedenle değil de, başka nedenle (burara veremden) erken ölüyorlar. Kafka’nın Hitler’den kaçabilecek ailesi gibi başkaları, onun öngördüğü nedenlerle ölüyorlar. Ailesi açısından Kafka, onların başına bela çeken biri bile sayılmış olabilir.
İki:
Seldon-Asimov-psiko-tarih ve Flechtheim-gelecekbilim türü örnekler, diyelim 1940’ta reel olarak atom bombalarını ve insan türünün sonunu öngörürken, 1957-Sputnik ardılını ve hatta atom bombasının o eksodusu nedenlediğini öngöremiyorlar. Oysa Conan ne diyor?: En büyük savaş ustası, en derin karanlıkta, zihninin içinde, şafağı görebilendir.
Ara 2 yani:
Eğer tarihin sikluslarını biliyorsan (ki gelecekbilimciliğe soyunmuşsan, bilinen geçmişbilimi bilmek yetmez, bilinmeyen veya gözden kaçan geçmişbilimi de bilmen veya tasarlayabilmen / bilgileştirebilmen / ciddi-oyunlayabilmen gerekir.
Bilmiyorsan, hiç gelecekbilimcilik ve savaş ustasıcılık oynama boşuna.
Sözünü ettiklerimiz marjinaller.
(Not: Marjinaller, yanlış tanım gereği, sınırın ötesindekiler olarak tanımlı, sınırı her iki yöne de geçebilen olarak değil. Bunu yapabilenler de, tanım gereği marjinal.)
Normallere bakarsak:
İnsanların olağan felaketlerde zaten % 90’ı hiçbirşey yapamaz, apışıp kalırlar. Bunun olağandışı felaketlerde az-az veya az-çok olması önemli değil gibi görünüyor bu durumda, yani sonuç çok etkilenmez gibi. Ki zaten, % 90’ı gerekebilecek % 10’a düşürmek, felaket koşullarında değil de, felaket-öncesi ve simülasyonu koşullarda yapılabilir görünüyor.
Örneğin: PKK savaşında, önce onu yok saydılar ama sonra çok saydılar. Oysa, tam gücü neyse, onu anında simülasyonlayıp, o koşullarda talim yaptırmaları uygundu.
Not: Bildiğimiz şu anki uzman çavuşlar gibi profesyonel sayılan alaturka savaşçılar bile bu işi kıvıramadı. Çünkü savaşı gerçekten ciddi bir iş ve oyun kabul eden yok, general stratejistler dahil.
Gelelim zurnanın zırt değliğine:
Tarihin indiğini biliyoruz da, nasıl indirilmeyeceğini, indirilmesinin durdurulmasının mı, kendi oluruna bırakılmasının mı daha fizibl / optimal / makul olduğunu bilmiyoruz şimdilik. 200 yıllık bir dönem için, ilk 15 yıl yetmedi örneğin bunun için.
Örneğin:
TC’nin emperyalistleşme sürecini hesaplarken, bunun bilançosunu pek hesaplamadım gibi. Az parçalanıp yeniden birleşme, daha ucuz olabilir gibi. Tabii ki bazı kriterler açısından, hepsi açısından değil.
Dolayısıyla:
Paniklemiş ve çevreyi kırıp döken, felaket-bilmez kitle, burada pekala ceylan olarak işe yarabilir. Ki zaten kitle adı üzerinde, % 99 oranla, atom bombasını bile hasarsız atlatmıştır, bunu da atlatır nasıl olsa.
Demek ki:
Bugünlerde çokça yaşadığım ve yazdığım tarihsel-kitlesel abuksama / saçmalama ve yangına benzin dökme, o denli hasar verici olmayabilir. Görüntü berbat, ayrı konu.
Nokta. Es.
Bir epsilon-manivela-düşünce yakaladım gibi.

(12 Nisan 2016)

Çarşamba, Nisan 13, 2016

Anekdot: Ölüme Dalanlar: Sürreel

11.04.16 tarihinde, Fındıklı’da sarhoş bir kağıt hurdacısı, hareket halindeki tramvaya daldı. Çarptı da. Onu durdurmak, kendisi yolun karşısına geçmek istiyordu. Ölümüne daldığının bilincinde değildi. Yaşlı bir erkekti.
12.04.16 tarihinde, Dolapdere’de haplamış görünen bir evsiz, caddeye çıkıp, arabaların ters yönünde yürüyüp, hızlı hareket eden arabalara doğru daldı. Taş attı, kaportayı tokatladı, vd. Araba sürücüleri, onu ezmemek ve diğerlerine çarpmamak için epeyi uğraştılar. Ölümüne daldığının bilincinde değildi. Muhtemelen hiçbirşeyin bilincinde değildi. Genç bir kızdı.
Bu peşpeşe 2 örnek, apaçık bir biçimde ölüme dalanları gösteriyor.
Bu durum aşırı sürreel. Bu sürreellik, dünkü soyut sürreel duygumun kanıtı bir somut durum sürreeli.
Not 1: Bunun bir de, 1930 Berlin’inde havagazıyla intihar ettikleri ve toplama kampından 10 yıl önce müslümanlaştıkları için, mahallelerinde havagazı kesilen Musevi öykülerine aşırı benzemesi tuhaf.
Not 2: Ancak bunun bir de, henüz 1982 gibi, Alfred var iken, onun evnie Bakırköy’e Eminönü’nden gider iken, banliyö trenindeki bir sarhoşun, ‘savaş çıksın, ölen ölsün, kalanlar doysun’ demesinden farkı yok.
Not 3: Durumlar üstüste geldi o kadar, Yoksa, ben onları çıplak derililiğimle bile abartmıyorum anlatırken. Ancak yaşam abartıyor, artık eşeğin kulağına su kaçırmacasına abartıyor.
Bir de, rüyamda Sezen Aksu’nun ‘güller açar yüzümde, güller ölür içimde’ şarkısını capacanlı söylemesi, aşırı sürreelliği var idi. Bütün gün zihnimdeydi, görüntüsü ve sesi ile...

(12 Nisan 2016)

3 Tuhaf Rüya

12.04.16, 11:50.
3 Tuhaf Rüya
(Dün gece görüldüler. Yazıldıkları sırayla.)
Bir:
Ziyaver ve ben Afyon’dayız. Ziyaver ir kuburtaşı alacak. Bu kuburtaşı kahverengi ve ytong taşından. Antikaymış. Daha önce yir yerde gördüğüm gib, bu kuburtaşı tuvalette zeminden 80 santim falan yukarda yerleşikti.
İki:
2 kadan ve ve 2 erke ve 2 çift var. Bunlar evliler. Bunlar çocuk yapamak üzereler. Sonra son anda boşanıyorlar. Çaprazlama evleniyorlar. Çocuk yapıyorlar. 2 fotoğraf vardı rüyada: Baba, anne, çocuk, yalnızca kafalar, karpostal, siyahbeyaz 2 foto.
Üç:
Sezen Kasu, açkıhavdaa yağmur yagarken, yüzüne yağmur düşerken şu şarkıyı söylüyordu:
“Güller açtı yüzümdee, güller öldü içimdee...”
Açıklama ve yorum:
Sonuncu rüyayı tam görüyorken kendimi uyandırdım, rüyayı yazayım diye.
Sonuncu rüya, Türkiye’deki kadınlara yönelik ölüm sonuçlu erkek şiddetinin sivil toplum aktiviteleri sayesinde azaldığını bana söyleyen 2 gençkıza yanıldıklarını, gidip TUİK istatistiklerine bakmalarını söylediğimin hemen arkasında, bir tür kapanış klibi gibi göründü.
O rüya parçasından önce de, bir müzayede bir film bileti veriyordu ama ben filmi seyretmek için giyilmesi gereken giysiyi gymemek için, seyretmek isteyeceğim filme gitmiyordum. O zaman da, açıkhavada yağmur yağıyordu.
Yani o 3 parça, peşpeşeydi ve anlamsal eşlenik gibiydi. En azından renk atmosferi aynıydı.
Yorum:
Son aylardaki, insanların muazzam anlamsızlığı duygu fonuma yönelik rüyalar. Ziyaver’in saçmalığına karşı, Sezen’in söylediği ama benim söylüyor olacağım şarkı: Yüzünde güller açarken içinde güllerin ölmesinin absürdlüğü ama geçerliliği de. Yaşamın önce insanın yüzünde güller açtırması, sonra içindeki gülleri öldürmesi acımasızlığı.

Rüyalarda fon hüzünlüydü ve ben şu an yaşarken de, rüyalarımı anımsarken de hüzünlüyüm.

Obama: En büyük hatam Libya'ydı

Meali:
Küllüm mafiş.
Yani:
Arap Baharı tümden hataydı. Yani, ABD çıkarları için hataydı. Bir de, kimsenin işine yaramadı, Rusya’nın bile, Çin’in bile, ABD’nin düşmanlarının bile yani. Obama, o kadar beceriksizdi yani. Ne halt yediği belli değildi yani.
“ABD Başkanı Barack Obama, Libya lideri Muammer Kaddafi'nin devrilmesinden sonrası için hazırlıklı olmamanın başkanlık döneminde yaptığı en büyük hata olduğunu söyledi.”
Diğerleri hata değil mi?
Şu anda gider ayak, Suudi Arabistan’da krallık devrilirse, nerelere varacağını göremiyor mu hala?
Bunun müsebbinin de, kendisinin olmuş olacağını göremiyor mu hala?
Haa, ister Clinton gelsin, ister Trump, daha beterlerini yapacak. O da doğru.
Kissinger-Brzezinsky çizgisindeki 1960-1995 ABD dış politikası, şahindi şahinliğine ama bu kadar maçmalamıyordu. O zaman SSCB, ABD için gerçekten baş belasıydı. Buna karşın Abd, belli alanlarda hegemonluğunu sürdürebildi.
1995 sonrasındaki, tekkutuplu rakipsiz global hegemon ABD ise, sürekli sırılsıklam saçmalar oldu. Müttefikleriyle bile, hem de tümüyle bile, arasını bozdu.
Not: 1971 Çin hamlesinin, Nixon çizgisinin en-en büyük hatası olduğunu ısrarla vurguluyoruz. O nokta, tartışma-dışı kalsın.
ABD artık; askeri, siyasi, iktisadi 1 no değil. IŞİD’e, Rusya’ya ve Çin’e yenildi sırasıyla o başlıklarda. Teknoloji olarak da, 2. Sanayileşme’nin 9 alanının en az 5’inde 1 no değil ve hiçbir zaman da olamadı.
Geriye ne kaldı?
Korku imparatorluğu.
Eh, korkunun ecele yararı olmadığına ayanlar da, takıyor intihar yeleğini, dooru cennete...

(12 Nisan 2016)

Simülasyon Gerçeği Bir Kez Daha Aşarken: Beta Test

Eskiden, ilk önce empati vardı sanılır.
Oysa, simülasyon hep vardı.
Daha 1940’ta, Flechtheim ve gelecekbilim de vardı, onlar da simülasyon idi.
Daha 1940’ta, Asimov ve psiko-tarih vardı, onlar da simülasyon idi.
Sonra, 1990’da uçuş simülasyonu geldi.
Sonra, ciddi oyun geldi, ‘Hollanda Sel Kontrolü 2015’ olarak, 2010’da.
Sonra, ‘Hardcore Henry’ geldi, 2016’da.
Şimdi de, ‘Beta Test’ yolda, 2017’de.
Tabii, daha önce ‘Gamer’ ve ‘Inkheart’ da vardı. ‘Beta Test’in konu tematiğini, 2 ayrı koldan kullanmışlardı: Oynatan-oynayan oyuncu ikilemi ve kitaptan çıkan can olarak.
Yine de bunlar, gerçekliğin ve kurmacalığın dar ve eksik bir alanıyla ve tikellerle uğraştı, tümellerle değil.
Henüz, gerçek gelecekbilim-geçmişbilim içiçeliği simülasyonu yapılmadı. Sentezi ve/ya praksisi değil, simülasyonu. Yani, geleceğin geçmişi değiştirdiği ve değiştirebildiği bir simülasyon. Ciddi oyun olarak, böyle bir simülasyon.
Tarih, her dönemde yazılırken, değişir ve değiştirilir; hegemon sınıf anlamında değil, kültürel modun izdüşümü anlamında.
Gelecekbilim, henüz bu aşamaya gelebilecek denli çokevrelileşmedi.
Bildiğim, bu olduğunda, bilgi-öte’nin ilk adımları reel olacak /  yapılacak.
Bildiğim, bunun şimdilik sanat yoluyla öncelikle yapılacağı, sonra belki ben bilimini getiririm.
Bildiğim, bunları yapanlar, ne yaptıklarının tarihsel ve fütürolojik bilincinde değiller. Bilselerdi, bu işe kalkışmazlardı büyük olasılık. Çünkü, kendi var oldukları geçmişi siliyorlar bilmeden.
Ben kendimi, yani beyinsel varlığımı içermeyen bir gelecek tasarlayabildim. Hesaplar o yolu gösterdi, ben de o yolu yürüdüm yalnızca. Onun için, bunu da yapabilirim, ölümüm bile olsa.
Bu ‘Beta Test’, tam bunlar olmayabilir ama ona yakın bir şey.
‘Catherine’ türü bilgisayar oyunsal bir ciddi oyun kurgusundaki ve kurmacasındaki gelecekbilim simülasyonu, bir tür ‘Ghost in the Shell 3’ yani, Motoko-Batou etkileşimi ama enginleşmiş olarak siberuzayda etkileşimi yani, daha tasarlanırken, geçmişi de geleceği de büker, büktü bile.
Ancak şu aşama için henüz erken:
Kurmaca öykülerde, uçuş simülasyonunun gerçek uçuştan daha tümel bir reel olması yaşanmışken, benzer bir tümelliğin yaşanması. İşte o zaten, ‘Ghost in the Shell 3’ olurdu ve henüz olamadı.
Bunu ben, ‘Oblivion’ duygu-devinim ‘Ma 3’ü olarak yapabilirim. En yapabilir olduğum alan o: ‘300’ kahin kız planı’ndaki gibi. Onun ne olduğunu benden başka algılayıp tasarlayabilen olmamıştır gibi yani.
Geleceksel dans, reel-geleceğin mümkün bir dansı olabilir.
Bir tür, gelecekteki ‘Ma N’ aşamasındaki bir ‘modern-N-dans’çıya, geçmişten geleceği akan bir kehanet dansı oynatmak gibi bir şey. ‘300’ kahin kız dansı’ onun gibi bir şey zaten.
Bu bir ‘beta test’ olacak tabii ki.
Beta sürüm, yani deneme sürümü.
Yine, sözü geçen filmdeki gibi: Deneme sürümünün asıl sürümün yerine geçmesi gibi.
Bakalım. Göreceğiz.

(11 Nisan 2016)

Salı, Nisan 12, 2016

Oyundan ve Gündemden Çıkma

Aslında, ‘düşme’de denebilir.
Bunu şöyle düşündüm:
Güzelleme kitabı için, Nisan 2016’ya ilişkin bir açıklama yazarken, Oğuz Aral’ın 1995 sonrasında oyundan düştüğünü ve yazılası olmaktan çıktığını belirttim.
Bunu biraz daha açımlamak gerekli.
Sanatçılara nedense çifte kıyak geçilir:
Hem 70 yıllık yaşamlarından 7 yıl iyi eser verme, hem de 70 eser verdilerse, bunun yalnızca 7’sinde iyi olma hakkı.
Ancak bu % 1, tüm ömrünü sıfır zihinsel eforla fgeçirip, şakkadanak yeni bir Pisagor Teoremi kanıtı geliştiren bir evkadını için bile var olmuş sayılır.
Yani, sanatçılara bu denli kıyak geçilmesine karşıyım.
Bunu da özellikle, Atıf Yılmaz’ın nehir söyleşisini okurken düşündüm, 10-15 yıl kadar önce. Oranlar da, o zamandan aklımda kalma.
Bir de, Elif Şafak gibi, Nuri Bilge Ceylan gibi (batıda da Coenler gibi), sanatçı, yazar, çizer, yönetmen saymadığım kişiler var.
Benim bile hala severek filmlerin seyrettiğim yönetmenlerle bile, en sevdikleri film veya yönetmen konusunda feci çatıştığımı gördüm. Dolayısıyla, bu çatışmalar olağan. Benim okurlarım da, benim sevdiğim filmlerden nefret edebilir. Kaldı ki 19957teki en iyi 50 listem, yavaş yavşa 5 yılda bir değişirek, bugün / 20 yıl sonra, herhalde % 50 değişmiş olarak geldi bugünlere.
Ancak, konumuz bu değil.
Konumuz şu.
Bir sanatçı neden gündemden düşer?
2 yolu var bunun:
Ya kendi oyundan çıkar.
Ya ürünlerini tüketenler, onu oyundan çıkarır.
Sonuçta bugün, Baykurt okunmuyor ve hatta adı bile unutuldu. Cumalı veya Buyrukçu’nun kitabı basılmıyor bile. Seyda ise, şans eseri biri tarafından anımsanıp basılıyor.
Kastettiğimiz bu değil ama.
Yazmayı bırakan yazar çok. Marquez 25 yıl tek bir satır üretemediğini kendi itiraf etmişti.
Birincisi bu.
Yazar ters bir siyasal davranış yapar. Okurları ona küserler. Örnekse, faşistleşen Ezra Pound.
İkincisi bu.
Not:
Bir de, Kafka gibi, Benjamin gibi, uzun dönemli okunur olup, okunurluğu siklus çizenler de var. 2000-2015 arası, ikisi de az okunur idiyse, 2020 sonrasında yeniden çok okunmaya gereksinilir olacaklar örneğin.

(11 Nisan 2016)

Güzelleme Kitabı: Nisan 2016 Açıklama

Güzelleme kitabı genelde, 1965-2015 arasındaki 50 yılda, kendi konusunda, 100 değil ama 50 yıl sonra da, 2065 gibi bakıldığında, Türkiye tarihçesinde bir moment olmuş insanları içermiştir.
Ancak bazı kişiler, tümüyle anlık sansasyon nedeniyle önem kazandılar. Örneğin İsmail Saymaz böyle biri. Onun gibi, onlarca, belki birkaç yüz gazeteci adının parlayıp söndüğünü izledim.
Tamam, Çetin Altan veya Cüneyt Arcayürek de, parlak gazeteciler değildi ama 70 yıl gibi Dünya için bile çok uzun bir süre, gündemde kalabilecek denli, soluklu köşe yazıları yazdılar.
Bir de, Hikmet Feridun Es veya Arslan Tufan Yazman gibi, zamanında parlayıp, benim okumayı öğrendiğim 1965 sonrasında gündemde olmayan ama benim bir biçimde adını öğrendiğim gazeteciler de var. Onları yazmadım örneğin.
Dolayısıyla, güzellemesi yazılan bir kişi, en azından o metnin yazıldığı tariteki dar zaman diliminde, gündemi ve kamuoyunu etkiledi. Az da değil, epeyi etkiledi.
Dolayısıyla, bu güzelleme metinleri, mümkün olduğunca eşit aralıklarla dağıtılmış, bir tür kültürel çatı haritalaması ve taşıyıcısı olarak tasarlanmalı. Yani, Türkiye’nin kültürü onlardan soruldu bir dönem. En az 100 bin kişiyi, kimi 10 milyon kişiyi etkilediler.
10 değilse bile, hiç olmazsa şimdilik 5 milyon kişinin zihnini etkilemiş biri olarak, güzelleme veya çirkinleme biri beni yazarsa, merakla okuyacağım. Uludağ Sözlük’teki kısa paragraf bunun bir örneği.
O parça, asıl ben değilim, onu yazan kişiye izdüşmüş benim. İşte güzellemeler de, yazdığım kişilerin benim okuma’ma izdüşmüş parçası olmakta.
Bu zarf eğrilerinin zarf eğrisi de, işte o zamanki popüler kültür ve gazetecilik olmakta.
Dipnot:
Cafer Zorlu gibi, Tercüman gibi benim okuma ufkumun dışında kalan yerlerde yazıp / çizip, bir biçimde benim gündemime daha sonra düşen ama artık yazılası bulmadığım insanlar da var.
Oğuz Aral gibi, aşırı yazılası bulduğum ama Güzelleme gibi öznel-nesnel kırması değil, karikatür tarihçesi gibi tümüyle nesnel olarak yazdığım kişiler de var.
Muzaffer Buyrukçu gibi, tümüyle nesnel-yazılası bulduğum ama okumayı çok sevdiğim ve öznel modda yazdığım ama kısa yazdığım kişiler var.
1979 gibiki karikatür yarışmasının sonunda, taa Bulgaristan’dan kalkıp Türkiye’ye gelip, yazılası olan, anekdot gibi yazılabilecek ama o sıralar sürekli yazmadığım için yazmayı ıskaladığım kişiler var. Örneğin, 1979’da Özdemir Asaf’ı kendi barında dövme fikrine feci kapıldığım anekdotu gibi.
Tüm onları yazmadığım için Güzelleme, en yazından yazıldığı tarih aralığında, aşağıya doğru sünmedi. Zaten örneğin Aral bile, 1995 sonrasında, Türk karikatürü için yazılası bir konumda hiç olmadı, yani o zaman oyundan çıkmıştı.

(11 Nisan 2016)