Bilgisayarım çalınmıştı. Yeni bilgisayar yeni geldi.
Gelecekbilimi, geleceği boş bırakan, henüz doğmamış olanların özgürlüğünü kısıtlamayan bir açıdan ele alıyorum.
Pazar, Temmuz 22, 2018
Çarşamba, Haziran 13, 2018
Ahlat Ağacı, Entelektüel Nedir ve Nuri Bilge Ceylan
Mavra
bir Ekşi Sözlük geyiği.
Başlık
şu:
“nuri
bilge ceylan'ın entelektüel biri olmaması”
Bir
girdi şu:
“entelektüel
kişi; şartlar ne olursa olsun gerçeği dillendirmek, içinde yaşadığı toplumun
problemlerinden kendini soyutla(ya)mamak, haksızlıklara uğrayan nice bireyden
yana kendini taraf olmak zorunda hissetmek ve hatta aktivizmi de içine alan
etik bir temelden kop(a)mamak gibi temel bazı özelliklere sahip olmalıdır.
Peki,
bir şeylerden yana taraf olmasa olmaz mı? elbette insan, muğlak bazı konularda
düşüncelerini açıklamak için zamana ihtiyaç duyabilir ama demokrasi ve basın
özgürlüğü endekslerinde küme düşen bir ülkede sen, tüm imkanlara sahip olmana
rağmen muktedir olanı gülse birsel kadar rahatsız edemiyorsan, ya haftada bir
kere bile internete girmiyorsundur, ya görüp bir şey hissetmiyorsundur, ya da
muhtemelen muktedir ile üstü kapalı bir uzlaşı vardır aranda.”
(Konunun
ilk sayfası.)
Gerçeği
dillendirdiğin zaman taraf olamazsın, çünkü her iki tarafın da, sömürenin de
sömürülenin de, yönetenin de yönetilenin de. yanlı / haksız / kötü olduğunu
anlatırsın. O zaman her 2 taraf da, kitle de iktidar seçkinleri de, seni
cezalandırır.
Hiçbirşey
yapmamak, eğer bir şey yapacaksan ve her durumda sonuç olumsuz olacaksa, en
evla yoldur. TC, epeyi süredir kaybet-kaybet denilen bu durumda: ‘Yanlış olanı
eleştiren yanlış olan’ı eleştiren yanlış olan’ı…’ diye N adım giden bir
saçmalık silsilesi var ortada: Erdoğan’ı en çok öven Altan kardeşleri içeri
attılar örneğin: Bunun nesini eleştireceksin?
Gelelim
Ceylan’a:
Ceylan’ı
20’li yaşlarında üniversitede tanıdım. Hiçbir zaman entelektüel kaygısı yoktu.
Kaygısı satmak veya pazarlamak idi. O zamanki alanı fotoğraf idi, yarışma ve takvim fotoğrafı çekerdi. Ondan önceki
profesyonel fotoğrafçı kuşağı, bunu turizm
afişi fotoğrafçılığı ile onyıllarca götürdü.
Entellektüelin
böyle kazanma, pazarlama, satış tekniği dertleri yoktur. Olunca, kendisi entelejensiya
olur, herhangi bir kapıya kul olur ve bağlanır. Orhan Pamuk ve Ceylan’ın ortak
yanı, uluslararası / global kültür
bürokrasisine bağlanmaları (hani, kocasının tecavüzleri nedeniyle, Nobel
edebiyat ödülünün 2018’de verilememesine neden olan üyeleri). Bu da 4. Dünyalı
zihniyetinde olmaları nedeniyle böyle, 1. Dünyalı abi / baba istiyorlar:
Sömürge valisi veya düyununu umumiye memuru zihniyeti yani.
Bunun
dışında Ceylan’a insan, sanatçı, sinema yönetmeni olarak 0 bile vermem, çünkü
kopya çekene 0 verirler ve o ya kopya çekemiyor, ya yanlış kopya çekiyor.
Filmlerinde senaryodan kadraja, oyunculuktan dublaja kadar herşey yanlış.
Ceylan’ın
durumu, 1960’larda bolca Nobel edebiyat ödülü alan Latin Amerika ülkeleri
yazarları gibi: Şimdi esameleri okunmuyor: Marquez, yaşamının son dönemlerinde
elini 30 yıl kaleme süremeden (kendi deyimiyle yazmayı beceremeden) gitti.
Ceylan da tam gaz o çizgiye gidiyor, o çizgiyi geçmiş bile olabilir: Taşra
konusunun cılkını çıkardı zira.
Zaytung
esprisi gibi:
“Ahlat
Ağacı (Nuri Bilge Ceylan'dan baba evinde atama beklemenin şiirselliği
üzerine...)”
Bir taşralıdan
entelektüel olması beklenmez.
Bir
taşralı eşraf olabilir, ulema olabilir ama entellektüel olamaz. Entelektüel sanayi
ve kent ürünüdür.
Ayrıca,
Tanıl Bora üzerinden yürüyen bu taşralıseverlik, arabeskseverlik, eşcinselseverlik
türü bir slaktivizm geyiği yalnızca.
Bir
şeyselleşme, bir yabancılaşma yalnızca…
Ceylan
da, büyükkentte (cezayla değil) ödülle yolunu
yitirmiş bir taşralı yalnızca…
(13 Haziran 2018)
Mixtape, Çapraz Medya, Dünya Kupası 2018, Mesut Özil, Guy Ritchie
Sürpriiz.
Yeni bir
tür: ‘Mixtape’.
Çapraz
medya gibi bir şey. Onun 10 yıl önceki durumu gibi bir şey.
Bir tür
episodik enstalasyon. Kuralsızlığın kuralı. Bir tür kolaj montaj.
Dünya
Kupası 2018 reklamı. Yönetmen: Guy Ritchie.
Düşüncenin
kendisi dandik olsa da, bir düşünce kısa filmi.
Çapraz
medyaya benzemesi, değişik mecraları harmanlamasından dolayı.
Derdini
tam anlatmasını beceren bir sanat eser.
Ritchie’nin
argo İngilizce sevmesi ve kullanması üzerinden yerel, futbol üzerinden global.
Kısa
filmin içinde, mixtape’in ne olduğu sorusunun yanıtı da var.
Ancak,
buradaki anlamından biraz daha farklı:
“a
compilation of favourite pieces of music, typically by many different artists,
recorded on to tape or another medium by an individual.”
(Google
dictionary.)
Bu,
bildiğimiz diskjokey (DJ) miksi.
Ancak,
çok-çok farklı müzik türlerinin kolajı ve montajı sözkonusu ki bu da, doğrudan
bilgisayar oyunu fragmanlarının kullandığı tarz. ‘Mixtape’, bu açıdan da,
çapraz medyaya yakın.
Dipnot
üzerinden başka metinlere doğru açılım:
Mesut’un
‘Alman, Türk, Müslüman’ olarak aşırı vurgulu lansesi, politik açıdan çok riskli
ve futbola politika bulaştırınca, her zaman sorun çıkmıştır.
Konu,
doğrudan onun Erdoğan ile fotoğraf çektirmesine gönderme içeriyor. Ki bu daha
da riskli bir konu.
Futbolun
Dünya’nın en lümpen sporu olması, bu
kısa filmi dibe vurduran tek etken. Ki buda kültürolojik bir çapraz medya
demek: Popüler kültür, lümpenlik, politika, global futbol sevdası (7 milyarın 4
milyarı seyredecek Dünya Kupası’nı).
(12 Haziran 2018)
Salı, Haziran 12, 2018
Chaos Cyclus of the World System and Homo Posterus
The
World System point of view was firstly created by Immanuel Wallerstein. It says
that the world history is a total system of 5 millennia between 3000 BC and
2000 AD. It has cycluses averagely 400 years length. It was created between 1960 and 1980. It is now on
Wikipedia, i.e. accepted by academic concensus.
Historians
don’t want to work on the future. Futurologs don’t want to work on the past.
But tomorrow becomes yesterday and past only after 2 days. The year of the 2nd
millennia also became the past.
World
System works never claims that a new chaos period or the new Middle Age after
2000. But they had estimated it even in the 1960s by their models.
There
was the Second Industrial Revolution between 1945 and 2015. Homo Posterus was
also initiated in that period. It is after species of the human being.
There
may be chaos for 18 years, but the means of Industrial Revolution did not
finished in the same period. It may be slowed because of failures of NASA and 2
space shuttle accidents and other events. Tube baby works were also stopped
between 1970-1980 because of conservative reactions. Cloning is forbidden by
the Pope and the UN.
History
is so:
Sometimes
it goes slowly, sometimes it goes quickly. 20th Century was a speedy century
and 21st Century seems will be rather slow century.
Homo
Posterus’ cultural fetus and baby will grow in this century. We must care it
like a baby.
(June 11th, 2018)
Uluslararası Sermayenin Hali Pür Melali
Bu kadar
çok paranın bu kadar çok yüzer gezer olması tuhaf.
“… en
fazla girişin 51,3 milyar dolarla Türkiye'ye olması öngörülüyor. Türkiye'ye
geçen yıl 39,1 milyar dolarlık sermaye girişi yaşanmıştı.
IIF
tahminlerinden derlenen bilgilere göre, bu yıl Çin, Macaristan, Kore, Rusya ve
Tayland'da sermaye çıkışı; Türkiye, Arjantin, Brezilya, Şili, Kolombiya, Çek
Cumhuriyeti, Hindistan, Endonezya, Meksika, Polonya, Güney Afrika ve Ukrayna'da
ise sermaye girişi yaşanacak.
Sermaye
girişi yaşanması beklenen 12 ülkeye toplam 264 milyar dolar nakit akışı
öngörülüyor. Öte yandan sermaye çıkışı olacağı öngörülen 5 ülkede para
çıkışlarının toplam 221,7 milyar dolara ulaşacağı tahmin ediliyor.
Böylece
bu yıl, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 17 gelişmekte olan ülkeye, toplam
42,3 milyar dolarlık net sermaye girişinin gerçekleşmesi bekleniyor.
Geçen
yıl 88 milyar dolarlık net sermaye girişi yaşandığı bilgisi dikkate
alındığında, geçen bir yıllık süreçte gelişmekte olan ülkelere para girişi
beklentisinin 45,7 milyar dolar azaldığı görülüyor.”
Türkiye’deki
yabancı sermaye yatırımı 600 küsur milyar dolar birikimli olarak görünüyor.
Ortalama da 15-20 yıl içinde diyelim (1983-2018 arasındaki 35 yılın yarısı
gibi). Yılda 30-40 milyar dolar gibi bir yatırım görünüyor. Dolayısıyla,
ortalama miktar olacak bu.
Gelelim
asıl öngörüye:
Seçimi
kim kazanırsa kazansın, ister reel sektöre, ister borsaya olana yatırımların
kazandırması artık mümkün değil. Manipülasyon bir yere kadar geçerli oldu ama
deniz bitti artık.
O
nedenle bizim bu sayıyı buraya kaydetmemizin nedeni, yanılma derecesini
gösterebilmek. Biz yıl sonunda çok küçük bir girdi toplamı umuyoruz açıkçası.
Rasyoneller gidecek, genç riskseverler kalacak veya yenisi gelecek.
Unutmamak
gerekli:
Buğday
bile son 6 ayda % 15 kazandırdı. TC, artık bu parayı kazandıramaz bir ülke
konumunda.
Dipnot:
Yatırımların
bu kadar yanardöner olması, yatırım yapılan ülkenin o yatırımdan
müreffehleşmesini epeyi tehlikeye sokuyor. Sonuçta yatırım istihdam demek ve
geçici istihdam, kalıcı işsizlikten daha berbattır.
(10 Haziran 2018)
Pazartesi, Haziran 11, 2018
Homo Posterus and Homo Sapiens
Türkçe önnot: Bu metin, www.humanityplus.org için yazıldı. Buraya örnek olarak kondu.
Homo
Posterus is the after species of Homo Sapiens.
It has hypothetically
existed since 1945 with the means two atomic bombs. Human kind theoritically
ended with this events. And then it has begin as Homo Posterus with Sputnik the
first artificial satellite made by human beings.
Homo
Sapiens and Homo Posterus difference is cultural, not genetic like between Homo
Sapiens and Homo Neanderthalis difference. They will live together may be many millennnia
on the mother-home-planet the Earth.
Homo
Sapiens will stay on the Earth. Homo Posterus will go to the universe and it
will metamorphose / evolve many times.
There are
about 1-7 millions of transhumanists on the Earth in 2018. They will create
Homo Posterus by the means of the Second Industrial Revolution by means of
immortality, human cloning, head / body transplantation, robotization, spacism,
nanotechnology, genetic manipulation, etc.
Homo
Sapiens beings may allow happening of Homo Posterus in theirself like the
youngest boy child of the Jewish family were allowed to be intellectuals in the
19th Century Europe. We had seen the result.
It is
like a very long education process.
It will
be a bigger step than the Neolithic Revolution’s in the history.
This
conceptual framework works for more than 70 years. It seems it can continue to
work.
(June 11th 2018)
Aydın Selcen ve Kandil
Kendisi
hakkında epeyi metin yazdık. Ancak ilk kez bu metin, tümüyle negasyonlama olmayacak. Çünkü kendisi
bu kez, bilgi vermeyi öne çıkarmış.
En
sondan başlayıp, kendisine katılmadığımız noktayı vurgulayalım:
“Kamikaze
diplomasisinin sınırlarına Münbiç Mutabakatı’yla varıldı. Kamikazecilik ise,
askeri bir strateji değil, olmamalı. Yetkili ağızlardan Suriye (ve Suriyeliler)
için, bir toplam 31 milyar dolar (avro da denildi) rakamı çıktı.”
Kendisine
askeri strateji açısından 2 yönden karşı çıkarız:
Bir:
Kamikazecilik savaş tarihinde kimi zaman işlemiştir, kimi zaman işlememiştir.
Üstelik, artık onu aşan bir canlı bombacılık var ve ciddi ciddi işliyor.
İki: TC
için gereken, artık kamikazecilik- ötesi bir strateji. Selcen şunu söylemedi
bir türlü: TC parçalanma tehlikesinde ve bunun için herşey yapılabilir. Çünkü
en son İran sırada olmak üzere, çevremizde 10 ülke parçalandı. Eğer, parçalanmamak için emperyalistçilik oynamak
gerekiyorsa, oynanır.
Ancak,
bu geniş bakış açısını ne Erdoğan’ın, ne Fidan’ın, ne de Akar’ın bilmediği
kesin. TC’deki hiçbir kuramsal stratejistin de. Bu konu 35 yıllık. Konuyla
ilgili yazılan herşeyi okuduk. Oradan biliyoruz.
Gelelim
Selcen’in bilgilerine:
“… Kandil:
Askeri bakımdan mümkün müdür? Mümkünse, “mümkündür” denilen, yani olası
harekatın amacı ve kapsamı nedir? Hangi hedefe varılması ne süre alır? İnsan ve
silah/mühimmat maliyeti ne olur? Siyaseten ve ulusal güvenlik bakımından
gerekli midir? Acil midir, yani seçime iki hafta kala başlatılması yahut
başlangıcın iki seçim turu arasına sıkıştırılması zorunlu mudur?”
Soruların
yanıtları ne olursa olsun, yapılacaktır değil, yapıldı bile, asıl yanıt olmakta.
“Geçtiğimiz
yıllarda TSK’nin ABD’den yüksek delici nitelikli mühimmat tedarik ettiği,
dolayısıyla artık “oyunun değiştiği” belirtilirdi. Bu ara, TSK’nin hava indirme
kapasitesinin çarpıcı biçimde arttığı ve yine “oyunun değiştiği” vurgulanıyor.”
Kısacası
TC ordusu savunmadan saldırıya, az teknolojiden çok teknolojiye evriliyor. Ha,
buna ‘emperyalizm’ de denebilir, ayrı konu.
“Artık
gündemde olan ne “düşük yoğunluklu çatışma”, ne “isyan bastırma”: TSK’nin
uygulamayı bildiği kitaptan topyekun işgal. İşgal ama istiladan bahsedilmeden.”
Barzani’nin
topraklarında, Araplar da istilacı sayılır, TC de, PKK de. E, Şiiler de var,
IŞİD de, paralı / yabancı askerler de var. Bizim ‘japon kale orji’ dediğimiz
böyle bir şey işte.
Üstelik
bu, tarihte ilk kez olmuyor. Moğol istilasından sonra, tüm Anadolu beyleri, hem
birbirlerine ihanet ederek, hem de birbirleriyle işbirliği yaparak, iktidar
için mücadele ettiler (sonunda en küçük ve en yeni taraf kazandı). Tam ‘ya
devlet başa, ya kuzgun leşe’ durumu.
“Kandil’den
de, harekat olasılığına cevaben, bu durumda “savaşın” Irak Kürdistan
Bölgesi’nin (IKB) tamamına ve Türkiye’nin Güneydoğu Bölgesi’ne yayılacağı
açıklamaları yapılıyor.”
Demirtaş’ın
içeri atılmasından, HDP’nin yeni adaylarına kadar herşeyin, HDP çizgisinin yeniden alana döneceği
yönünde anlaşılması gerektiğini epeyidir yazıyoruz. Asıl önemlisi bu, TC’nin
çizgisinden bağımsız. Çözüm süreci Haziran 2015’te bitti çünkü. Kürtler
açısından sorun, 3 yıldır Kürtler’e yönelik dış desteğin limit sıfıra doğru gitmesi.
Şu anda Kürtler’i uluslararası platformda destekleyen hiçbir büyük devlet
kalmadı. Onlar da, çaresizlikten saldıracaklar, yoksa yok olacaklar çünkü. Eğer
Barzani, Öcalan’a destek vermezse veya bu destek yetmezse, Kürtler’in bu kezki
yenilgisi çok çok acı olabilir.
“Diplomatik
bakımdansa, Afrin-Bab-Batı Idlip ceplerine (bağlaşık toplam yüz ölçümü yaklaşık
11 bin kilometrekare) ilaveten, Irak’ın (IKB’nin) üç ülke sınırının kesiştiği
kuzeydoğu köşesinin işgalini biteviye izah çabası demek.”
Selcen’in
eksik söylediği şu:
Daha
önce de oldu. İran TC’ye destek verecek bu konuda ki zaten daha önce de
vermişti. Çünkü İran’ın kendisi namlunun ucuna kondu artık.
BOP’u da
gördük, GOP’u da gördük, Arap Baharı’nı da gördük. Birçok ülke haritadan
silindi ama sonuç sıfır. ABD veya AB, şu anda 10 yıl öncekinden daha az hegemon durumda. Kendi
kendilerini tüketiyorlar yani. Bunu Roma da yaptıydı, Osmanlı da.
Bu
durumda da, çakma sosyal demokrat
iktidarlı ama emperyalist bir 2.
Cumhuriyet TC’si geliyor. Oldukça nahoş bir çerçeve ama gerçek de bu.
Gelecekbilim
mi?:
Suriye
belki 10 parçaya, Irak 3’ten daha çok parçaya, İran 2 parçaya bölünecek. TC de
bölünebilir ama kısa süreli ve geçici olarak. Kürtler önce birleşirler, sonra
bölünürler. Yani bu bölgede, ayakta kalabilecek tek ülke TC, çünkü herşeye
alıştı ve panzehirlendi: Bu kadar uzun süreli savaşlı ve ekonomik krizli
sürebilen ülke tarihte yok: Askeri darbeleri sayarsak, 60 yıldır savaştayız,
ekonomik kriz de salınımlı olarak o kadar süredir mevcut.
Diğerlerine
bakarsak: Krallıkla yönetilen Arap ülkelerine sıra belki 10 yıl sonra gelir.
Bangladeş veya Endonezya gibilerine sıra gelmez bile, çünkü tüketici olarak hiç
görülmediler, planda hiç yoktular yani.
Çıkarsamalar
şunlar:
ABD’nin
hem neo-globalist neo-liberal ekonomik hegemonyası, hem de yüksek teknolojiye
dayalı Askeri Strateji 2000’i denendi ve yanıldığı görüldü ve artı siyasal
sistemi çöktü. Gören bizler, tarafsız ve nesnel olanlarız. Yenenler de,
yenilenler de, bunu görmüyor ama. Selcen de görmüyor. Evdeki hesap çarşıya
uymadı ve bitti. Kimsenin B planı falan yok. Erdoğan’ın da yok: Ya herro, ya
merro durumunda.
Selcen’in
yangında ilk kurtarılacak nesnesi Kürtler, bizimse yok. Biz yakılıp yıkılan
Dünya’nın ve tarihin vakanüvisliğini eyliyoruz yalnızca.
Herkes haksız. Dolayısıyla, kimin kazanıp
kimin yitireceğinin hiçbir önemi veya anlamı yok. Anlamsızlık, Orta Çağ’ın
temel niteliklerinden ve bizler yeni bir Orta Çağ’dayız. Muhtemelen de, tarihte
ilk kez olarak, hem Hristiyanlar’ın, hem de Müslümanlar’ın birlikte girdiği
makro bir Orta Çağ’dayız.
Yeni
Kavimler Göçü ile oluşan göçmensel-kültürel yoğrulma ise, yepyeni kültürlerin sentezleneceği bir mayalanma dönemi demek.
O zamana
kadar da, kan, ter ve gözyaşı seli.
(10 Haziran 2018)
Sikluslar Neden Var ve Sikluslar Neden Yok?
Sözcük
oyunu değil bu.
5 bin
yıllık tarihte iktisadi-siyasi-askeri eşlenik sikluslar var.
5 bin
yıllık tarihte bilimsel-sanatsal-düşünsel sikluslar yok.
Sikluslar
varsa, büyük sayılar kuramı ve raslantısallık geçerli demektir.
Sikluslar
yoksa, büyük sayılar kuramı oluşamamış (yani henüz yeterince dene-yanıl
olmamış) ve rasgelelik geçerli demektir.
Eldeki
bilgi tümelimiz böyle söylüyor.
Ayrıca:
Maddi
üretim, manevi üretimden daha kolay demektir ki tarih sikluslarını maddi
uygarlıkla ilgilenenler kurdu, tanımladı.
Tarih
boyunca kümülatif aktarma, ikinci eşleniklikte daha zor demektir.
Birinci
eşleniklik maddi Dünya’yı, ikinci eşleniklik manevi Dünya’yı temsil eder ve
artı din, ahlak, hukuk, siyaset maneviyatı (yani insanların birarada yaşama
kuralları), bu birinci maneviyat eşlenikliğini distorsiyona uğratıyor demektir.
En
önemlisi:
İktisat,
siyaset, askeriye üretimi; bilim, sanat, düşün üretiminden daha kolay ve daha
çok yapılmış demektir. Ki bu da insan türü, henüz yeterince evrilmemiş demektir
ve 1945-2015 tarihinde bu okuryazarlığın inkarı olgusu olarak resme
tescillendi.
Nokta.
Es.
(9 Haziran 2018)
Pazar, Haziran 10, 2018
3 Cisim Problemi, Çok Cisim Problemi
3 cisim
problemi kaotik sistemlerin en küçüğüdür.
3 cisim
problemi bildiğimiz kütleçekim problemidir.
İnsanlar
gözlerinin önündeki en basit ve en açıkseçik örnekleri bile görmezden
gelebilirler ve bu da bilimin yüzyıllarca olduğu yerde kalmasına neden
olabilir. Aristo Mantığı, 2.500 yıldır hala başladığı yerdedir örneğin.
Gözmüzün
önündeki en açıkseçik çok cisim problemi Güneş Sistemi’dir. Güneş Sistemi, öyle
ya da böyle 9 gezegen ve 1 yıldızdan oluşur.
Bu 9
gezegenin ortak yanı, hepsinin içinde kayaç olmasıdır, gaz devleri dahil.
Bu 9
gezegenin benzemez yanı, Pluton’un konuya sonradan müdahil olmasıdır.
Bu 9
gezegen, Güneş’in çevresinde 4, +3, +3, +6, +12, +24, +48, +96, +192 birim
uzaklıkta dönerler.
Düzensizlik
şuradadır:
7. ve 9.
gezegenin arasında kalan asıl gezegen Neptün, 9. Ve misafir gezegen Pluton’un
pertürbasyonuyla daha içeri bir yörüngeye kaymıştır ve matematikle ilk kez
bakınca tüm gezegenlerin yörüngeleri düzenli görünmez.
Bunun
yerine, 4. Gezegen Mars ile 5. Gezegen Jüpiter arasında bütünleşememiş bir
gezgen gibi kabul edilebilecek bir asteroid kuşağı vardır.
Benzeri
bir asteroid kuşağı, Neptün ötesinde de vardır. Ve bir de Oort Kuşağı’nda.
Bunun
anlamı şudur:
Gezegen
olabilmiş olsun veya olmasın, tüm kayaçlar, Güneş henüz oluşmadan önce
bulundukları yerdeydiler ve patlamış bir yıldızın artığıydılar.
Yani,
Güneş’in ve gezegenlerinin düzenliliği bir önkoşullu olasılık durumuydu.
Gezegenlerin
bir düzenli yörüngelere varması, en az 1 milyar yıl aldı. Ondan önce onlar, çok cisimli kaotik yörünge
durumundaydılar.
Buradaki
önkoyut şu.
Gezegenlerin
kütleleri, Güneş’in kütlesiyle karşılaştırıldığında gözardı edilebilir azlıkta.
Yani, bu da bir önkoşul, bu düzenli çok cisimli kütleçekim sisteminin oluşumu
için.
Bu
düzenin ve düzeneğin oluşumu için en az kaç gezegen gerektiğini bilmiyoruz.
Bu
düzenin veya gezegenin diğer yıldız-gezegen sistemlerinde var olup olmadığını
bilmiyoruz.
Bizim bu
örneklemede dikkati çekmek istediğimiz şey şu:
Çoklu
cisim problemi sistemlerinde cisimler, birbirlerin hızını ve yörünge yarıçapını
değiştiriyorlar. Bu, ya belirgin bir düzene, ya da sürekli kaotiklikte kalan
salınımlar dağılımına limitleniyor.
Birbirine
yakın kütledeki 3 cisim problemleri için de bu böyle olabilir.
Bir de
çoklu yıldız kümeleri var ve onlar belli bir kütleçekim bütünlüğü içinde,
birbirlerine fazla yaklaşmadan veya uzaklaşmadan toplu yörüngede
kalabiliyorlar. Bunun da nedeni, uzaklık çok olduğu için, kütleçekim gücünün
azalması ve ancak birbirinden uzaklaşmamaya yetmesi.
Biz, tüm
bu sözü geçen cisim probelmelirin ancak birarada ve limit sonsuz durumlarda
anlamlı dağılımlar verebileceği kanısındayız.
Bunu
imlemek istedik.
Bir de
şu:
Yıldızlar
ve gezegenleri düzenlidir. Sonra düzensizlik gelir. Ölçek daha büyüyünce
kolların düzenliliği gelir. Kolların da belli düzensizlikleri vardır arada. En
son da spiral düzen gelir.
Yani:
Düzen ve
düzensizlik, ölçek değiştikçe kendiliğinden değişebilir ve hepsi birarada
anlamlı bir dağılımdır.
En son:
Sonsuz
hacimli bir Evren, sonlu mekan-zaman toplamında olabilir. Matematik öyle
söylüyor.
Sonlu
mekan-zaman toplamı ve 10-11 arasında değişebilen boyut düzeneği üzerinden, bir
zamanbilim modeli kurmamız gerekiyor.
Tuhaf
bir şey ama hiçbir fizikçinin zamanla uğraştığını duymadık. Mekanla uğraşan
çok. Mekan sınırı Planck ölçeği herhalde. Zaman sınırı da yine Planck sınırı
herhalde.
Bu bakış
açısında zaman, 1-2 boyut arasında küsurlu değerde bir boyut gibi görünüyor.
1’den büyük boyutlu bir çizgi tasarlamak mümkün. Demek ki Evren’in bir
yerlerinde zamanın deforme olduğu, diyelim zaman okunun ileriye gitmediği
düzensizlikler de var.
Not:
Zamanın geriye döndürmek diye bir şey yok, kayıtlı-sabit-somut geçmiş diye bir
şey de yok.
(9 Haziran 2018)
3 Cisim Problemi: Makro-Global Politika 2020-2040
Japonya
etkisiz eleman.
AB
etkisiz eleman.
Brezilya
etkisiz eleman.
ABD,
Rusya, Çin etkili eleman.
AB ve
Japonya, ABD’nin eksi epsilonu.
Brezilya
ve Hindistan, ABD’nin eksi epsilonu.
ABD 4,
Rusya 1, Çin ise, 1 sanılıp, 4 etkili / etkide eleman.
Bütüncül
hesapla, kütle probleminde bu, Çin’in 4 veya 1 davranması demek. 2010-2020
arasında öyle yaptı zaten.
Bu da
işi 3 cismin 1’inin 2 değerlikli / kütleli olması demek.
Reel
ortamda da bunu, hiçlikten / sıfırlıktan / eksilikten ABD’nin ve Rusya’nın,
Çin’in 1’inin geçici olarak 4 yapması gibi tasarlayabiliriz.
Sonuçta,
3 cisim yeterince kaotik yörüngeler çizer, bu kez aşırı senkoplu-kaotik
yörüngeler ama arada aşırı düzenli kısa dönemler var olacak demektir bu model.
(7 + 9 Haziran 2018)
Cumartesi, Haziran 09, 2018
İnsan Türüne Ne Kadar Karşıyım?
Önnot:
Bu soruyu ‘Üç Cisim Problemi’ adlı bilimkurgu romanı okuduğumda kendime sordum.
Yanıtı vermeye çabalayacağım ama sonuçta epeyi kesinsizlik kalabilir.
Gelecekbilimi
1974’te öğrendim ama üzerinde tam-yoğun çalışmaya ancak taa 2006’da başladım
denebilir. Dünya Sistemi konusu için de bu böyle oldu. Öznel neden ise,
alkolizm tedavisine başladığımda, meşgale olacak yoğun bir konu bulmaktı: O
günden beridir de hemen tüm bloglarımın başlığı ‘gelecekbilim’ oldu.
Dünya
Sistemi’ci olsalar bile tarihçiler, nedense gelecek üzerinde çalışmayı
reddediyorlar. Bu, daha çok uzmanlık takıntısı, çünkü zaten yarın 2 gün sonra
dün oluyor ve tüm gelecekler geçmiş olageldi hep. Wallerstein olsun, ‘Geleceğin
Kısa Tarihi’ni yazan Attali olsun, 2001 ertesinde ABD zayıflamasını yazdı ama
sistemin öngördüğü üzere, global bir çöküş dönemini yazmadı. Üstelik Alain
Minc, 1999’da ‘Yeni Orta Çağ’ı yayınlamıştı.
Yani,
benim için geçmişbilim-gelecekbilim / tarih-fütüroloji tümleşik bir alan.
(Şerh:
Tam sentez için, zamanbilim / şimdibilim diye bir bilim dalı gerekiyor mu, 12
yıldır hala emin olamadım.)
İşte bu
tümleşik bilgi disiplini 12 yıldır benim için, ilkede anti- / trans- / post- /
meta-hümanist.
Anti-hümanizmim
kendimi bildim bileli var. Trans-hümanizmim ise, ilk bilimkurgu romanını
okuduğum (Geçmişini Unutan Adam, Çağlayan Yayınları) 1970-1971’den beridir var.
Dünya
Sistemi tarih içinde, evrimbilim ise tarihöncesinde insanın 500 ila 5 bin
yıldır neler yapabildiğini ve yapamadığını limit tamama yakın listelemiş
durumda. Yani, insanı yapıp yapabileceği herşeyi aşağı yukarı biliyoruz ve bu
insan türünü kurtarmıyor.
Kişisel
öfkem ve nefretim 7 milyar kişiyi bir kalemde öldürmeyi düşünebilecek düzeyde
ama bu kuramsal.
Şerh:
Benim şiddet anlayışım hep kuramsal olageldi. Kendimden güçlüyü dövemem, dayak
yerim (ki yedim de), kendimden güçsüz dövmek beni kendimden utandırır, edimsel
durumda yani. Başka bir deyişle: öldürme listemde Başka bir deyişle: öldürme listemde 40 kişi
var ama bugüne kadar tek bir kişiyi öldürmeye kalkmadım, bundan sonra kalkmam
da zaten.
Gelecekbilimciliğim
limit 0 müdahalecidir, yani insan türün her ne olacaksa, ben onlara her ne
kötülük yapmak istiyorsam, onu kendi kendilerine yaptığını iezliyorum çünkü.
Bir anarşist olarak, devleti savunanların devleti tasfiye ettiğini de izledim.
İnsan
türüne olumlu veya olumsuz, şiddetli veya şiddetsiz bir edimsel-müdahale
düşünmüyorum tüm bu nedenlerle. Tam tersine, tarihte enerjisi atmamış çok fazla
kurulu-zemberek-etki-tepki birikmiş olduğunu düşünüyorum. 7 milyarın azalması
için, 0 doğumu ölü kontrolüne yeğ tutmam bu nedenle. Ki zaten 3. Dünya
kadınları bile, giderek daha az sayıda çocuk doğurur oldular. Tabii, bir de
insanların kendi sorumluluklarını taşımaları gerektiğini düşünüyorum.
Ne kaldı
geriye o zaman?
Geçmişteki
Homo Neanderthal ve Homo Sapiens ilişkisi ile kuramsal olarak 70 küsur yıldır
süregelen Homo Sapiens ile Homo Posterus ilişkisi. İlk ikili gen alışverişinde
bulundu, ikinci ikili belki binlerce yıl boyunca kültürel alışverişi
sürdürecekler. Yani, şu ya bu biçimde Dünya ev-gezegeni üzerinde bunlar
birarada var olacaklar. Homo Sapiens’in kendini % 100 sileceğini sanmıyorum.
Homo Posterus’un Evren’deki evrimi ise, Homo Sapiens’in Dünya’daki evriminden
bile uzun sürebilir.
Ancak,
artık 60 yıla basamak dayayan biyografim ertesinde insan türüne hoşgörü
göstermem mümkün değil. Tarihin boktan dönemlerinden birine denk geldim
sonuçta. İnsani sayılan hiçbir ahlaki değere uyulmadığını uzun süredir
gözlüyorum, hem 1. Dünya’da, hem de 3. Dünya’da. Geriye de boş Dünya diye bir
kalmadı / bırakılmadı epeyidir.
Ancak,
bilimkurgu romana dönersek:
İnsan
türünün yok olması için ET’lerle işbirliği yapar mıydım?
Hayır.
Ahlaki
nedenlerle değil. Romanın da açımladığı üzere ama John Le Carre’nin casusluk
romanlarında yaklaşıp ıskaladığı biçimde, tezler de antitezler de boktan
olabilir ve artı hiçbir tez veya antitez tümden boktan değil, Homo Sapiens
bile, sonuçta bilimi, sanatı ve düşünü var.
Öte-düşüncenin
bilim, sanat, düşün ile üretilemeyeceği, bu üçünün birer tümleşik
üst-dil-düşünce-sistemi olduğu ama bunların öte-düşünce için şimdiden yetersiz
kaldığı yönünde kanım mevcut.
İşte ben
zihnimi yırtmadan bu öte-düşünceye yoluna açılan eksodus vektörlerini imlemeye
çabalıyorum. Yani, kendimi bir insanbilimci saymama karşın, bilimin dilini bile
metamorfozlayıp dehümanize ediyorum kısacası. Benim anti-hümanist tarzım da
böyle işte.
Nokta.
Es.
(8 Haziran 2018)
Cuma, Haziran 08, 2018
Nihilizmin krallığında kahraman ne anlama geliyor?
Yine bir
sürü kavramsal teknik hata. Yine sulanmış beyinler.
Bunu pas
geçtim.
Başlığa
bakalım:
Sorunun
yanıtı Neçayef (ama metnin
içeriğiyle bu yanıtın hiç ilintisi yok):
Hem
başkalarını katletti, hem de kendi de intihar anlamında yok oluşa yürüdü.
Da,
2018’de değil, 1878’de vardı o.
Yani,
yanıtı tarih tarafından çoktan verilmiş sorular bunlar.
Gelelim
asıl konuya:
Bir
kitap ve yazarı var:
“Kahramanlık
Patolojisi: Toplu Katliam ve İntihar” ve Franco “Bifo” Gerardi.
Toplu
katliam ve intihar birebir çakışık değil. Öldürülme veya firar da sözkonusu.
Gösteri
de illa ki birebir sözkonusu değil. Unabomber var çünkü.
Açımlamalar:
Başlangıç:
Hala
gözden kaçıyor:
Canlı
bombanın icadı, Tamil gerillaları tarafından ve Sri Lanka’da yapıldı.
Sonradan
Filistinliler konuyu üstlendiler ve dolayısıyla da Müslümanlar.
İkisinin
tarzları çok farklı ama. İslam’da şehitlik mertebesi var ama Tamiller’de yok.
Devam:
Alıntı (asıl
irdeleme bunun için):
“… katılımın
tersini, sorumluluğun tersini, yani inancın tersini kastediyorum.”
3
kavramın zorunlu arakesiti limit 0. Sorumluluksuz katılım, inançsız katılım
mevcut: Her ikisi de oy verme durumunun şu sıralarki global momenti.
Asıl
önemlisi:
İnanç,
sorumluluksuzdur. İşi Allah’a devredersin, ya da irade-i cüziyeni irade-i
kemiye karşısında sıfırlarsın ama bu bir kaçış içindir, bilinçli bir eylem
değildir, en kolayını seçmektir.
Ne biçim
bir zihin karışıklığıdır bu?
Desene:
Kölelik olarak toplumsallığın reddi.
Konuyu
anlatan köşe yazarını pas geçiyorum. ‘Yazık’ diyorum yalnızca: Gençler böyle
olmamalıydı.
Dönelim
başa ve çıkış momenti:
Son 50
küsur yıldır terör eylemi (yani asıl ve çağdaş terör ana akım çizgisi), bir
medya geştaltıdır. Medya geştaltının da ne teşhircilikle, ne de seyredilme ile
ilintisi yoktur, kitlesel etkilenme yaratma
ile ilgisi vardır.
Burada
en önemli olan şu:
2018’de
internetteki bir viral videonun seyredilme-tarihleme hızıyla, 1960’larda Leyla
Halid’in eylemlerinin gazetelerdeki okunma (ve G-7 ülkelerinde televizyondaki
seyredilme) hızı aynı denklemlerle gösteriliyor hala.
Örneklenen
eylemler de öyle:
Seri
katillerle seri teröristlerin denklemi de aynıdır ve 200 kişiyi öldürüp de kim
olduğu hala bilinmeyen seri katiller vardır, tüm Dünya ülkelerinde hem de.
Peki,
neden bu seri teröristler için böyle değildir?
Örnekse:
Carlos yakalanmadan kaç kişiyi öldürdü ve neden hala sağ?
Sonuç
mu?:
Ağaca
bakarken ormanı kaçırmayacaksın, ormana bakarken ağacı kaçırmayacaksın.
Hannibal
ve Calos büyük bir bütünün parçalarıdır, kimi kurmaca parça, kimi reel parça
olarak.
Yani:
Şiddet
ve katl bir tasarımdır yalnızca.
Diğer
bir deyişle genetik / biyolojik şiddet ile kültürel şiddet ayrı şeylerdir.
(7 Haziran 2018)
Perşembe, Haziran 07, 2018
Çin Usülü Enstalasyon
Çin
tarihiyle ilgili olan, popüler kültür tipi Çin filmlerinde bu yok.
Ancak,
Çinli bir bilimkurgu yazarının romanına, Çinliler tarafından yapılmış 2 ayrı
montaj / kolaj / enstalasyon filmimsi
var.
İkisinde
de dublajdaki konuşmacı aşırı hızlı. Özgün Çince filmlerde bu yok. Demek ki
dublajlarda zaman eşleşmesi olmadığından böyle bir gelenek var.
Bunu pas
geçtik.
Asıl
kolajlar önemli. Uzun olanını özgün bir film zannettim, çünkü Wikipedia 2017
tarihli olası bir filmden söz ediyor ve filmin bir de fragmanı var, Çince:
Ki bu da
enstalasyon olabilir.
Romanın
kendisi 10 farklı konunun enstalasyonu gibi. Farklı okurlar için farklı konular
öne çıkabilir. Benim için en çok oyun-simülasyon konusu öne çıktı. ET’lerin
insan türünü yok etmesi konusu ise, hiç mi hiç ilgimi çekmedi ki burası aşırı
yineleme durumu olmuş.
Çinliler’in
bu enstalasyon durumu ise, felsefi anlamda birden çok anlama gelebilir.
Bir:
Hızlı
bir zihinsel / kültürel sindirme.
İki:
Uzun
problem çözümünde ayrıntıları atlama.
Üç:
Batı
kültürü karşısında yaşanan bir travma.
Hepsi
birarada olabilir, çünkü yine sarı ırk kültürü olan Japonya, bunu 19. Yüzyıl
sonunda aynen yaşadı.
(7 Haziran 2018)
3 Cisim Problemi ve Triyalektik
3 cismin
birbiriyle yerçekimsel ve yörüngesel etkileşimleri, tersine ve negatif
triyalektik üzerinden olmakta.
Sentez
yok.
Yakınlaşma,
uzaklaşma, çok az olasılıklı karşılaşma-çarpışma-çatışma durumu var.
(7 Haziran 2018)
Üç Cisim Problemi
Bir
bilimkurgu roman bu.
Ancak
üçüncü okuma girişimimde kitaba nüfuz edebildim.
Roman,
Nebula ödülü alabilen ilk Çinli / Asyalı bir yazar tarafından yazılmış:
Liu
Cixin (Çinliler’de aile adı başta yazılıyormuş, yani ikisinin yerini değişik
görmek gerekli).
Kitap
yaklaşık 10 kitaplık konuyu içeriyor.
Bunlardan
3 konu çok önemli:
3 cisim
probleminin romansal özgün yorumu.
Bir
bilgisayar oyunu var: Tarihin simülasyonu. Gerçek ama hayal gibi.
Ve bu
oyunda Aristo ve Konfiçyus problem çözümü için tartışıyor. En önemli bulduğum
nokta bu: Bilimkurguların bile olamadığı biçimde bir düşünce romanı bu.
Türk okurlardan
biri şöyle bir tepki göstermiş:
“Bir
romandan ziyade bir ders kitabı gibiydi. Hikayeden ziyade size sürekli bir
şeyler öğretmeye çalışıyor. Eğlendirici değil bilgilendirici diyeceğim fakat
fizik bilimine uzaksanız kitaptan bir şeyler anlamanız pek mümkün değil.”
İngilizce’de
buna ‘hardcore’ bilimkurgu deniyor. ‘Hardcore’, eskiden ‘xxx’, yani ‘porno’
demekti.
Kitabın
henüz üçte birini okudum ama Wikipedia’da ana yapısını okudum.
Mecazda
belirtildiği üzere roman, beyninize iyi sokuyor, sert sokuyor. Okurun
yavşaklığını ciddiye falan almıyor.
Romanda beni
en çok simülasyon olan oyun bölümü etkiledi. Onları, bugüne kadar seyrettiğim
tüm Çin / Kore / Japon tarihi filmleriyle içiçe soktum zihnimde. İyice derine
soktum yani.
Her
zaman aynı şeyi söyyledim.
Onları
hiç tanımıyor olabilirim ama benim gibi, milyarda bir hesabından dolayı, en az
6-7 kişi daha var ama hanfgi alanlarda uçtuklarını bilemem, tahmin de edemem.
Çinli
bilimkurgucu, ben gelecekbilimciyim, nasıl anlaşabiliriz bilmiyorum.
Hollandalı
Marten Kuilman ile de tam iletişim kuramadım ama ikimiz de poliyalektikçi idik.
Yani:
Şimdilik
elde var 3.
Yani:
Üç cisim
problemi.
Yani:
Tersine
ve uzaktan diyalektik.
Evet:
Tarihi
bükmeye kesin başlamışız ama 500 yıl falan sürer bu.
Dipnot:
Ursula
K. Le Guin’i poliyalektikçi saymıyorum, çünkü ‘Mülksüzler’ dışındaki hiçbir
metninde buna yakınsamadı, hatta konudan ıraksadı.
+
Ekstra
notlar:
Bir:
Bilimkurgunun
200 yıldan sonra bile yazmayı akledemediği hala akledemediği konular var. Ben
konuların var olduğu ama görülemediği kanısındayız.
İki:
Hem ABD,
hem AB bu şansı harcadı. Bilimi, sanatı, düşünü toptan harcadığı gibi.
Üç:
Aristo,
Euclid, Newton eşlenik paradigmaların yer veya zaman eşleniksizliği durumu hala
geçerli. Kuilman Hollandalı, Ülkü Türkiyeli, Liu Cixin Çinli.
Dört:
Gelecekbilim,
artık gerçekten bilimkurgudan daha ‘hardcore’. Bilimkurgucuların gelecekbilim
çalışması gerekli, tıpkı tarihçiler gibi. Ah, bir de zamanbilim kurulabilseydi.
Saptama: Zamanbilim şu an boş küme bir bilimsel / epistemik alan.
Beş:
Liu
Cixin ile iletişime geçmem gerekli.
(7 Haziran 2018)
Bir Anket: Kuşak Parçalanması
Dünya
gazetesi bir anket yaptırmış.
Bunu da
Ümit Kıvanç irdelemiş.
Bir sürü
nitelik sayılıp şöyle sorulmuş:
“(1)
“Cumhurbaşkanı adayının [sayılacak] sıfatlardan hangilerine sahip olmasını
istersiniz?”, (2) “Çocuğunuz [sayılacak] sıfatlardan hangilerine sahip olsun
istersiniz?”
Kıvanç,
araştırmanın sonuçlarının da gerektirdiği üzere, işi ironiye vurmuş ve ciddi
analiz yapmamış pek. Bizi işin o yönü ilgilendiriyor.
“İnsanımızın
yine neredeyse yüzde doksanı (% 86), cumhurbaşkanının sorumluluk sahibi
olmasını isterken, çocuklarında bu özelliği görmek isteyenlerin oranı % 67!”
Epeyi
şıkta bu, değer yargısı ikiliği mevcut.
“İnsanımız
meğer cumhurbaşkanının “yenilikçi” olmasını istermiş; yüzde 85’lik oranla.
Fakat yine, çocuğunda bu özelliği görmek isteyenler, katılımcıların yarısı
kadar: yüzde 51.”
“Cumhurbaşkanının
“disiplinli” olmasını isteyen nüfusumuz da yüksek: yüzde 81. Fakat insanımız,
anlaşılan, ’olacaksa tepedekiler disiplinli olsun, çocuklarımız o kadar sıkıya
girmesinler’ görüşünde. Zira anca yarıdan biraz fazlası (% 56) çocuklarının
disiplinli olmasını istiyor.”
Öncelikle
şunu imleyelim:
Anababalar
cumhurbaşkanına oy veren kuşaktan. Gençler ise, oy vermeyen veya verdiği oyu
neden öyle verdiğini bilmeyen kuşaktan.
Yani:
Anababalar;
taşralı, eğitimsiz, sorumluluksuz, sürü psikolojisinde, şu bu.
Ama
çocuklar büyükkentlerde doğup büyümüşler.
En
belirgin durum şu:
16 yılda
cuma namazına giden erkek sayısı % 30’u bir türlü geçemedi. AKP’nin mahalle
baskısı olsa da, yaşlılar vefat ederlerken, genç kuşaklar büyükkentlerde namaza
gidip gitmediği denetlenemez oldular.
Yani:
Büyüklerin
kendileri kaytaramıyor ama akıllar kaytarmadan yana. Bunu çocuğu için aklediyor
yalnızca.
Bu da,
bugün için 18-28 yaş arasında olan erkeklerin muazzam bir kuşak kopuşu, 2-3
kuşaklık kopmayı tek kerede yaşayacakları.
İşte o
zaman, öldürülen Gonca Güriş’in tahmini gerçekleşecek:
Başörtülü
kızlar da evlilik öncesi ilişkiye girecek ve muhafazakar eş isteyen erkekler de
o kızlarla evlenecekler.
Bu
modernleşme mi?
Hayır.
Bu,
kulağını eliyle tersten göstererek lümpenleşme.
Zaten
muhafazakar değer yargılarından kaytarma da, gönülsüz ibadet de, lümpenliğin
hasıdır ve ülkemizde bolca görülür.
Dipnot
ve çıkış:
30 küsur
yıldan sonra anket şirketleri, abidik gubudik sorular yerine, yanıtları anlamlı toplumsal panoramalar
üreten sorular hazırlamayı ve sormayı becermişler sonunda.
(6 Haziran 2018)
Ozmosis, Disbiyöz, Lümpen Halklar
Kendi
gözlerimizle bizzat izlediğimiz için örnekleyelim:
Çingeleşmiş
Türkmenler ve türkmenleşmiş Çingeneler var, Anadolu’da yani: Oluşum süresi de
11.-19. Yüzyıl arası olması gerekiyor. (Ne yazık ki Anadolu-içi Çingene
göçleri, etniden sayılmadıkları için, Osmanlı döneminde pek kayıtlanmamış,
Cumhuriyet bile onlara başta kimlik kağıdı vermemiş.)
Bu neyin
göstergesidir?
Bizce
bu, lümpenliğin göstergesi, hatta kanıtıdır. Çünkü, ulus-devlet üzerinden
ısrarla dayatılan etnik kimliğin içi boşluğu ve herhangi bir halk tarafından,
belki maddi / manevi çıkar karşılığında, belki hiç karşılıksız, hatta hiç
nedensiz terkedilmesi ve hatta düşman-karşıt-rakip olan birinin üstlenilmesi,
ancak ‘lümpenlik’ sözcüğüyle karşılanabilir bizce.
Aranot:
Nasıl ki lümpen burjuvalık varsa, etnik lümpenlik ve lümpen etnisite de vardır.
Bunun
oluşum süreci, zaman içinde uzayabilen bir ozmozis ile mümkündür: A
kategorisinin öğeleri eksilirken, B kategorisinin öğeleri artar: A’yı A yapan
temel öğeler gitmişken ve B’yi B yapan öğeler gelmişken A, artık B’dir.
Her iki
çevrim de birer disbiyözdür. Yani:
Eğer tek
tek olsaydı, zararlı olmazdı ama aşağı yukarı tüm halklar arasında bu olduğu
için, bu lümpence olduğu için, bir halkın kültürel kimliğini (yani namusunu ve
ahlakını) bile koruyamaması nedeniyle zararlı. Hem de çok zararlı.
Zararlı
olmayan istisnaları da olabilir, beyaz-Trakyalı Çingeneler gibi belki.
Bugüne
kadar hiçbir tarih, coğrafya, sosyoloji, etnoloji, kültüroloji kitabında
halkların; yer, ad, ırk, dil, din değiştirdiğini okumadım (yani hepsini
birarada okumadım). Bunun anlamı şudur: Bir
halkı o halk yapan hiçbir şey yoktur.
Bu
ozmosis-disbiyöz durumuna da, halkların bu durumunu imlemek için değil, tüm
epistemik alanlar içinde, ozmosis-disbiyöz
ikilisine bilindik ilk örnek olduğu için eğildik.
(6 Haziran 2018)
Disbiyöz ve Diyalektik
Disbiyöz,
ana sistemle sembiyözde olan, kalabalık ve farklı parametrelerin, tek tekken
sisteme zararsız ama hepsi biraradayken sisteme zararlı olması durumudur.
Poliyalektik,
limit n sonsuz sayıda diyalektik ikililerinden oluşan bir dizidir. Parçalarının
büyüklüğü sıfıra gittiği için, dizinin toplamı olan kaplamı ve kapsamı sınırlı
ve sonludur.
1, 2, …
, n öğenin ikili diyalektikleri dekadans yaratmazken, 1-N (limit sonsuz) öğenin
toplamı olan ( = n x (n-1) / 2 ) dekadans yaratır.
Bu durum
etnolojiye ve politik birliklere uygulanabilir.
(6 Haziran 2018)
Çarşamba, Haziran 06, 2018
Disbiyöz, Poliyalektik, AB
Önnot:
İnsansal / toplumsal sistemlerle
biyolojik sistemlere aynı terimleri kullanmanın, riskli bir metafor
olduğunu biliyoruz.
Disbiyöz,
ana sistemle sembiyözde olan, kalabalık ve farklı parametrelerin, tek tekken
sisteme zararsız ama hepsi biraradayken sisteme zararlı olması durumudur.
(S: 127,
Mikrobiyota, Ed Yong, Alfa Yayınları, http://www.idefix.com/Kitap/Mikrobiyota/Bilim/Populer-Bilim/urunno=0001755230001?gclid=EAIaIQobChMIsIeS5YO_2wIVG18ZCh0aqwqgEAQYASABEgKfFPD_BwE
“Disbiyozis,
herhangi bir nedenle mikrobiyotanın dengesinin bozulmasıdır. Mikrobiyata
kompozisyonunun değişmesi veya bozulması ve buna bağlı olarak fonksiyonlarının
kaybolması şeklinde tanımlanır.”
Poliyalektik,
limit sonsuz sayıdaki diyalektik ikililerinden oluşan bir sistemdir.
Olaya
poliyalektik açısından bakarsak:
Bir
antitez-sistemin içindeki onlarca alt-antitez-sistemciğin tek tek iken ana
sisteme zararsız ama hepsi birarada iken zararlı olması durumu olarak disbiyözü
tanımlayalım.
Ekonomide
faiz, işsizlik, üretim, tüketim, tasarruf, yatırım, devalüasyon, enflasyon
etkenleri, tek tek iken makro ekonomiye zararsızdırlar ama birarada hızlı
değişimler gösterirlerse, o ekonomi çöker.
Olaya AB
açısından bakarsak:
İlk AB
tasarımı, 800 gibi Şarlman eliyle oldu. Sonra da, Napolyon ve Hitler konuya
limit aldılar. Onu dışında AB ülkeleri, 1.200 yıl boyunca hep birbirleriyle
çeliştiler, çatıştılar, savaştılar.
2 dünya
savaşı ertesinde savaş denizi bitti, AB gemisi karaya oturdu. 1945’ten 2015’e
olan proje, AB’yi 30 ülkelir yapacakken, makro etkenlerden biri olan İngiltere
AB’den ayrıldı. En az 15 AB ülkesi de, AB bütünlüğüne / kültürüne zararlı oldu.
İşte bu
total durum, uluslararası/ global politika açısından disbiyöz oldu.
Daha da
makro sistemde AB, bilimi, sanatı, düşünü ABD’ye aktaramadı, daha doğrusu o
üstlenmedi ve hep birlikte global bir Orta Çağ’a girdik: ‘Fahrenheit 451’ tipi
bir gelecek bu.
Dolayısıyla
AB disbiyözü, mikrodan makroya ve makrodan mikroya 2 yönlü olarak disbiyöz
oldu.
(6 Haziran 2018)
Rıfat Ilgaz, Hababam Sınıfı, Güdük Necmi
‘Rıfat Ilgaz’lı
Yıllar’ kitabında, Ilgaz’ın ‘Hababam Sınıfı’ndaki Güdük Necmi olduğunu okudum.
Kitabı
ilk kez 1969’da okudum, bunu 2018’de okudum: 49 yıldır da zihnimde duran
sorunun yanıtını öğrendim.
Bu
konuyu açtığım biri, onun Güdük Necmi değil, başkalarının mektuplarını yazdığı
için, Refüze Ekrem olduğunu önesürdü.
(2 + 5 Haziran 2018)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)