Çarşamba, Nisan 20, 2016

Toplumsal Çürüme 2015

Yeni mahafazakarlar, yani Türk-İslam sentezi, yani Demokrat Müslüman denilenler sayesinde herşey çürüdü:
“2002’den bu yana fuhuş yüzde 790, uyuşturucu bağımlılığı yüzde 678, çocukların cinsel istismarı yüzde 434, adam öldürme yüzde 261, boşanma oranları yüzde 37 arttı.”
Ensest, sübyancılık, tecavüz, kadına yönelik şiddet, sokak çocukları yok bu sayılarda.
İroni şurada:
Herşey çürüyor ama aile yerinde gibi duruyor ama o da dururken çürüyor.
Düşünün ki böyle bir rezilliği; anarşistler, teröristler, seri katiller beceremediler.
Asıl önemlisi şu:
Gelir dağılımı eşitsizliği korkunçlaşırken, tıpkı ABD’deki gibi, mülkiyete yönelik suçlar, bunlardan çok daha hızla arttı. Artık kimse evi soyulunca polise gitmiyor.
Bu şi ne kadar sürer?
Ya 10 yılda restorasyon denenir, ya da 500 yıl Orta Çağ karanlığı gelir.
Tahminim ise şu.
10 yıl fetret, 10 yıl 2. Cumhuriyet’i kurma çabası, 10 yıl da toparlanma, ceman 30 yıl.
Ancak, 2045’te Dünya var olacak mı onu bilmiyoruz.

(19 Nisan 2016)

Mete Yarar ve IŞİD-PKK İşbirliği

Bugünlerde akil beşerler, feci şaşar oldular.
Mete Yarar, bir strateji uzmanı sayılıyormuş. TC-AKP tarafında görünüyor şu an. Tarafsız değil yani. AKP’nin mezhepçilik yapmadığını söylemiş, güldürücüydü.
Kendisi, 18.04.16 :18:20 gibi Cnntürk’te, Kilis’e roket saldırılarının, KCK’nin Suriye’deki konumunu güçlendirmek için yapıldığını önesürdü.
İyi de, atılanlar Katyuşa roketleri ve atıldıkları bölge de IŞİD’in elinde.
O zaman bu dolaylı olarak, IŞİD-PKK işbirliğini önesürmek demek.
Bunun olabileceğini, ileride bir zaman, her ikisi de sıkıyşırsa, muhakka bu yola başvurulacağını daha önce yazmıştık.
Ancak, şimdi mi?
Epeyi zor.
IŞİD-PYD çtışması belli. Kazara, en küçük ilintileri kanıtlanırsa, ikisi de oyulur. TC, dosdoğru Suriye’ye girer. Rusya bile göz yumar buna.
Doğu Suriye’yi de öylecene hemencecik ele geçiremez TC.
O zaman da, Musul’u bıraması gerekir. TC bunu yapar mı belli olmaz.
Gelelim anasava:
Kilis roketleri, PYD’yi Suriye’de güçlendiriyor mu?
Hiç belli olmaz şimdilik.
O roketler, Kobane’yi de vurabilir, başka silahlar vurdu zaten.
Ancak zaman, fırıldaklık zamanı. Savaş ölçekleri küçüldükçe, hesaplar da küçülür.
TC’nin yeni silah bulma sorunu yok. AKP’nin savaş çıkarmama gibi bir derdi de yok. Saavaş nedeni bulmak ise, dert değil.
Vurgulu açımlama:
Artık savaş hukuku işlemeyecek. Fransa, bunu böyle olacağını açıladı. IŞİD desen, buna dünden razı.
Eh TC de böyle yaparsa, Batı seyreder yalnızca.
Erdoğan’ın aniden ölmesinden başka hiçbir güç, AKP’yi 2023’ten önce silemeyeceğe benzemeye başladı.
Şimdi Yarar, anasavıyla tüm bunları da önesürmüş oluyor, AKP taraftarı olsa da.
O nedenle, dediklerini bir daha düşünsün, derim ben.

(18 Nisan 2016)

IŞİD Akıllanmış

Bir haber:
“ABD öncülüğündeki koalisyonun IŞİD’le mücadeleye başlamasından bu yana cihatçı örgüt Irak’ta elinde tuttuğu alanın yüzde 40’ını, Suriye’de de yüzde 10’unu kaybetti. Yetkilileri endişelendirense, IŞİD’in yenilgisinden ders çıkarması ve kendini geliştirmesi. Bir zamanlar kaynaklarını cömertçe harcayan ve önüne gelen her yerde çatışmaya giren örgüt, artık cephe konusunda daha seçici davranıyor.”
Eh, devlet anlayışı da bu zaten:
Önce hobarey hobarey fethedersin, sonra çekirdek bölgeleri saptar, oralarda sabit kalırsın, diğerleri ise mehter adımı, iki ileri, bir geri gider.
Fethetmenin ve elinde tutmanın farklı maliyetleri ve askeri stratejileri var:
Kuzey-Batı Irak gibi seni isteyen yerde daha rahat tutunursun. Düşmanın da salaklık edip, senin çıkmak isteyeceğin yerlere saldırırsa, Kuzey-Batı Suriye’de ABD’nin yaptığı gibi, sen de vur kaç, vur kaç geri çekilirsin, düşmanının da pili biter, elindeki zafercikle yetinir.
IŞİD, Rakka ve Musul’a önem veriyormuş. Rakka’yı yitirebilir ama Musul çok zor.
Sonuç:
Irak, 3’e değil, 4’e bölünmüş olur. ABD de, istemem yan cebime koy, der. TC de, la doğru yapmışım la, der. AB ve Rusya ise, havaya bakar anlamsız anlamsız. Çin desen, şimdilik savaş muhabiri yalnızca.
Açımlama vurgusu:
Taliban 37 yıldır baki. Boko Haram 14 yıldır kendi yerelliğinde egemen. IŞİD 3 yıldır yeni kuşak terörist devlet. Bir de, en son Gana Körfezi’ne bile kayan yeni-korsanlık var, yeni dönemde onyıllarlık geleneği olan bir akım bu.
Terörist / gerilla, mafya / eşkiya, hegemon.
E zaten, tüm tarih bunların bir biçimde permütasyonu veya kombinasyonu idi hep.
Cihad-akıncı ve Haçlı Seferi bile.
Yine de not:
IŞİD, ne devletini tam kurabilir, ne de 50 yıl daha dayanabilir. Yerini başka bir şeyler alacak gibi.
IŞİD, bir neo-Hasan Sabbah değil yani ve o, muhakkak çıkacak gibi.

(18 Nisan 2016)

Eco, Britt, Ülkü

Bu 2 yazar, beni şu sıralar çok güldürüyorlar.
Faşizmin içinde, gırtlağına dek kubur ve kabire gömülmüş iken bile, körün fili tarifi gibisinden, doğru dürüst bir faşizm tarifi yapamıyorlar.
2 konuya bakmıyorlar baştan:
Bir: Faşizmin kendisi dışındaki ideolojilerle ortak yanları.
İki: Farklı faşizmlerin farklı yanları.
Alt tarafı karşılaştır-karşıtlaştır yapamıyorlar bir türlü yani.
Öncelikle şunlar var:
Alman Nazizmi kendisini faşist saymadı hiç, onları öyle adlandıran kişi, Naziler kendilerini nasyonel sosyalist saydığı ve Nazizm’e sosyalizm adını yakıştıramadığı için, Stalin olmuş.
Alman Nazizmi asıl faşizm sayılır, değildir. Mussolini Faşizmi asıl faşizmdir. Ki o da en has-arı faşizm değildir. Şimdilik en has olanı, Yanki işi olanıdır.
Almanya ve İtalya, geç koloniyalleştiği için, emperyal olmadan faşist-emperyalist oldu. Ya da denedi, yanıldı, beceremedi.
Geri dönüp devam:
Stalin de, nasyonel sosyalist aslında. Kendisi Gürcü olmasına karşın, önce Rus, sonra Slav nasyonalizmini SSCB’deki 100-200 halka zorbalıkla dayattı. Hepsini zorla Kiril Alfabesi’ne geçirdi örneğin. Oysa Azerbaycan, 1920-1922 arasında Latin Alfabesi kullandı örneğin.
Lenin de, Troçki de, Stalin de, devrimin 3 adamı olarak Rus nasyonalisti idi. Bakınız: Troçki, ‘Balkan Savaşı’ kitabı ve oradaki Osmanlı-Türk düşmanlığı. Troçki, orada Malhthus’dan beter Türk düşmanıdır.
Ancak:
Totaliterizm ayağına yatıp da, ‘Stalin = Hitler’ denmeyecek. Bu bir.
ABD 1930 Yanki polis devleti faşzimi idi. Bu iki.
1950 McCarthy faşizmi de devamında geldi. Bu iki buçuk.
Faşizmime küfreden demokrat olsa yani...
Şimdi geçelim bu ikisindeki maddelere:
Madde 2: Marx da, insan haklarını feci aşağılar, hem de Komünst Manifesto’da, bir barksist bile insan haklarının marksist düşünceye göre, burjuva oyunu olduğunu açımlar. Yani bu madde tek başına, faşizmi faşizm yapmıyor.
Madde 4: Ordu ve militarizm, son çok yüzyıldır hep baştacı. Ancak ordu başka, savaş başka, militarist ekonomi başka, Krupp faşizmi başka. ABD bile ordunun başına, hem de Vietnam Savaşı’nda bile McNamara gibi sivilleri getirdi.
Madde 5: Cinsel ayrımcılık. Pozitif ayrımcılık da, feminist veya matriyarkal faşizmdir, önce bunu belirtelim. Sonra, patriyarkıllıkla faşizmi birbirinden ayıralım. Ona bakılırsa Freud, Mussolini’den daha maçoydu ama kimse onu seksist faşist saymadı.
Madde 8: Din ve yönetimin içiçeliği. Ahan da bu gafın allahı işte. Mussolini kaç papazı öldürtmüştür kimse bilmez.
Madde 13: Adam kayırma ve yozlaşma. Bu küçük idarelerin derdidir ve faşizm makro bir ideoloji ve idare biçimidir. Toplama kamıpnad yolsuzluk yapsan ne olur, yapmasan ne olur?
Dolayısıyla, Latin amerika Faşizmi 1970 gibi momentleri geçip, 2000-2015 neo-globalist neo-liberal faşizmin özelliklerine bakalım. Tüm Dünya’da gçeerli olanlara odaklanmaya gayret edeceğiz:
Bir: Çalışan haklarının gerilemesi.
İki: Neo-kavimler göçü.
Üç: Üretimin tüketimi aşırı geçmesi ve gereksiz şeyleri tüketip, aç kalmak gibi, gerekli şeyleri tüket(e)meme.
Dört: Tarım üzerinden, Dünya kaynaklarının bitmesi.
Beş: Geleceğe yönelik aşırı borç.
Altı: Sanal sektörün ekonominin % 90’ı olması.
Yedi: 3. Dünya savaşçıkları militarizmi.
Sekiz: Engizisyon-faşizm eşlenikliği. Tarih için üzerinde çalışılmamış bir konudur.
Dokuz: Tarihin ekseninin Doğu’ya ama Uzakdoğu’ya kayması ama bedeli Ortadoğu’nun ödemesi.
On: Koloniyalizmin 500., kapitalizmin 250. yılında bile hala, 3., 4. N. Dünya halklarının deriin uykularından uyanmamışlığı. Lümpen N. Dünya problematiği.
On Bir: Kadınların erkeklerle eşit sorumluluk almama ısrarı.
On İki. Tüketim üzerinden çocukerkil aile yapısı ve çözülen aile.
Toplamda panoramaya bakılınca, toplumun çarmıha gerilmediği çok az nokta kaldı. Marjinalller çok çok azaldı ve aşırı cezalandırılıyorlar artık.
Latin Amerika, ABD, AB, Uzakdoğu Asya faşizmleri var 21. Yüzyıl’da. (Alaturka faşizm de var ama global önemde değil.)
Dünya Sistemi’ciler ve Barnett türü neo-liberaller, hep global ölçekli ve ölçütlü yazarken, bu ikisini faşizm için yerel ölçek (burada Berlusconi olmakta) kullanmaı komik. Yahu, İtalyan mafyası, şu anda 10. sırada falan. Amerika’da Meksika mafyası var AB’de Kürt, Arnavut, Rus mayfası var. Japonya’da yakuza var. Adamların 32 trilyon doları, orduları, ileri teknolojili silahları, bankaları, kendi damgalı altınları, internetleri bile var.
Yani ilk asıl faşizm, AB’nin 4 nosu ile 1 nolarının (İngiltere, Fransa ve diğerleri) savaşı oldu. Şu anda da Dünya’nın 1. ve 4. Dünya’ları savaşıyor, durum kabaca aynı yani.
Diğer bir deyişle, Almanya ve İtalya faşizmi, hiçbir zaman tarihsel dünya hegemonu olamadılar. 1940-1945 için İngiltere, ABD ve Japonya daha büyüktü.
Yani:
En büyük hegemonlar, en büyük faşistlerdir, emperyallerdir, kapitalistlerdir.
Bunu bile bilememişler.

(17 Nisan 2016)

Anarşist Realist Duygum

7 ana duygumdan biri olarak, eski, orta veya yeni moment olabilir, anarşist realist duygum var mı?
Önce onun ne olabileceğine bir bakayım:
İlkin: İsyan duygusu.
O var. Hep vardı.
İtaatsizlik ama sessiz itaatsizlik.
Asker kaçaklığı ama vicdanı ret değil.
Allah’a, babaya, devlete itaatsizlik ve yine sessiz isyan.
Otorite veya iktidar anlamında değil, seni ezmesi anlamında. Seni yönetmeye kalkması seni ezmesini gerektiroyr, çünkü sen hem farklısın, hem de marjlararası selyir halindesin. Azınlıklar içinde azınlıksın yani.
Sonra: Bilme arzusu ve oryetasyonu.
Herşeyi olduğu gibi bilme, göründüğü gibi değil.
Metafizik ontolojim ve metafiziği bilim sayan epistemolojim buradan kaynaklanıyor zaten.
Bu ikisi, beni yaşadığım yerzamanın hem Batı, hem de Doğu kültüründe anarşist realizm demek oldu.
Ben kendimdeki anarşizmi görmeden henüz, başkaları gördü ve bir de adlandırdı. Demek ki aşikarmış anarşizmim.
Geceleri yıldızları seyretmem, bir de bunu 1974 Kıbrıs Savaşı (Temmuz) sırasındaki İzmir karartma gecelerinde yapmam, tam anarşist realist  üslupta bir davranış oldu. Herkes ergen iken, karanlıkta saklanbaç ve münasebetsiz başka şeyler oynar iken, ben saklanır ve yıldızları seyredirdim. Onların bilgisinin peşindreydim çünkü ve hala da öyleyim. Ölene kadar da öyle kalacağım.
Meteor yağmurunun sesi olduğunu o zaman dinledim ve taa 30 yıl sonra, bir astronomi ansiklopedisinden bu bilgiyi doğruladım.
Epistemik anarşizm, resmi paradigmaya karşı çıkmak da oluyor.
Feyerabend ve Capra, bilim felsefesi açısından böyle sayıldılar çünkü.
İşte beni anarşist realizmim, onları da solladığımda, 1995 gibi tam olmuştu. O sırada aynı zamanda, kültürel dedem Kafka’yı ve kültürel babam Fassbinder’i de sollamış ve bunu ‘Fassbinder-Kafka’ metni ile ‘Kitapname’de yazmıştım parça olarak.
Not: En azından 2015’ten beridir ben artık bir kültüre dee ve bir kültürel baba oldum. ‘Menzile ermek’ dediğim buydu 2010 gibi. Aziz Nesin’in en onun bunun çocuğu’nun en usta olup, kendisine saygı duyulması diye ironiyle yazdığı da buydu.

Demek ki bu duygum var ama (öfke-nefret ikilisi gibi) asal-duygu olarak değil de, toplam bir fon-panorama bileşik-duygu olarak.

Anarşist Realist Üslup

Dadacılar ve sürrealistler dekadant ve skandalcı idiler.
Anarşist realistler de böyle olurlar mı? Olmalılar mı?
Artı anarşist realistler; kinik, nihilist olurlar mı?
İronki lorular kesin ama grotesk olurlar mı belirsiz kalır. Dekadantlık, skandalcılık, kiniklik, nihilistlik grotesktir ama... Rolünü abartmanın hasıdır. Bohemlikle flanör proleterliğin farkı gibi, Fassbinder’in kendiliğinden biseksüelizmi ama diğerlerininkilerin özentiliği gibi, yaşanmış ve baştan görünen ve belli olan ayrımlar var.
Yani, Amerika ilk defa keşfedilmiyor.
Biz bunun tersine, Feneon ve Bukowski tarzı aşırı üslupsal sadelik ve düzlük öneriyoruz. Yaşam abartabilir ama üslubun abartılı olması gerekmez bunu anlatmak için.
Bizde de, Adnan Veli’nin 1960’larda çıkan ‘Tıpta Yenilikler’ ve ‘Sağlık Dünyası’ dergilerinde okuduğum, 1950-İstanbul’un dibi öyküleri öyledir. Sait Faik onları yazamamıştır örneğin, o süslü üsluba kaymıştır: Sade görünür ama süslüdür.
Adnan Veli, ayrıca ‘Mapusane Çeşmesi’ ile bu türün özgün tek alaturka örneğini vermiştir. Bir de, de Souza’nın ‘Hilalin Altında’sı vardır ama o Türk değildir. Oradaki kedi ve kuş öyküsünü, ben hiçbir Türk yazarında okumadım üslup olarak ve o dümdüz bir öyküdür. Bizim Türk yazarları genelde anıları bile (gazete yazısı gibi değil de, Nasreddin Hoca’nınki gibi) fıkralaştırır (anekdotlaştırır değil).
Çok basit:
Bir Nazım’ın ‘Siyau’ şiirini düşünün, bir de Eva Siyau’nun otobiyografisini okuyun. İkincisi, anarşist realist üsluptadır işte. Birincisi ise, arabeskin allahıdır.
Benim ‘Zanaat-ül Kıraat’taki ‘Kadınlar ve Erkekler’ öyledir. Feneon’un adını henüz ben duymamışken bile öyledir, o zamanlar yazıldı metin çünkü.
Bu konu, daha da yazılacak. Nokta ama es değil.

(17 Nisan 2016)

Kişisel Tüketim Türkiye 2015

1 Nisan 2016 matbu Hürriyet (2015 harcamaları = milyon lira):
Gıda, içki, tütün          23.598
Giyim, ayakkabı         4.624
Konut, su, elektrik, gaz           8.999
Mobilya, ev aletleri     10.612
Sağlık                          5.487
Ulaştırma, iletişim       17.428
Eğlence, kültür                        4.195
Eğitim                         933
Lokanta, otel               4.769
Diğer                           11.296
Türkiye’de 20 milyon hane ve 20 milyon araba var. O nedenle bazı sayılar pek tutarlı değil.
Hem benzin parası, hem de cep telefonu faturasının, toplamda hane başına yılda bin lira etmesi mümkün değil. Aylık benzin parası 500 liradan başlar. 5 milyon kişi yılda 2 bin lira akbil parası veriyor. 1 milyon çocuğa yılda bin lira okul servisi ücreti ödeniyor. 70-80 milyon hattaki, kişi başına aylık cep telefonu / internet faturası 50 liradan başlar.
Kira, su, elektrik, gaz; hane başına ayda en az 1.500 lira eder, yılda 18 bin eder. 20 milyon evin 15 milyonu kirada.
Bu ülkede yılda 100 milyon kitap basılıyor. Tanesi 20 liradan 2 milyar lira eder. 65 milyon kişi sinemaya gidiyor. 10 liradan 650 milyon lira eder.
Mobilya, ev aletleri harcaması hane başına yılda 500 lira deiyor. Demek ki her eve her yıl ortalama en az bir yeni dayanıklı tüketim malı giriyor. Bu olağan. Aslında bunlar her yıl alınmaz ama her yıl yeni evlenenler ve 5-6 tane birden alanlar var.
Bu ülkede 4 milyon çalışan, günde bir öğün 10 lira, yılda 2 bin 500 lira lokantaya para veriyor. 10 milyar lira tek başına o eder.
Buradan şu sonuç çıkıyor:
Faturasız harcamaların bu listede görünmediği ve kayıtdışı para oranının % 25-50 olduğu.

(17 Nisan 2016)

Salı, Nisan 19, 2016

Anarşist Realist Olarak Feneon 2

Feneon metinleri:
"Suçlu cadı Madmazel Tulle, aşığı 5 yıl almışken, Rouen Mahkemesi tarafından, 10 yıl küreğe mahkum edildi."
“Madam Ernestine Gapol, 49 yaşında, Vanves'li (Avenue Gambetta) intihar etmiş: Başında iki kurşun.”
O, bunlara ‘3 satırlık öykücükler’ demiş. Çoğunluk gazete haberlerinden içeriklerini derlemiş.
Bunlar bizce, 1871 Komün metinleri. Politik olarak eşdeğerler.
Üstüne bir de, daha o zamanda lümpen proleteryayı olduğu gibi anlatıyor.
Feneon’un farkı şu:
Zola’nın 300 sayfada yazmaya başlayamadığını, Feneon 3 satırda bitirmiş.
Zola kendini naturalist sayarken, Feneon onu aşıp meta-naturalist olmuş.
Bir de şu gerçek var:
Sıradan insanların tüm biyografileri de bu kadar özettir:
“Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşadı, hiç yaşamamış gibi öldü.”
Dilime pelesenk ettiğim bir teranedir bu.
Asıl önemlisi, iktidar seçkinleri de öyledir:
20 milyon dolar kazanmak için yaşadı. Öldü. Evlenmek istemediği karısı ve doğmasını istemediği çocuğu parayı yedi.
Gerçek bir öyküdür bu.
Bunun sosyalist realizme antitez olarak anarşist realizm yanı şu:
Yalan söylemez. Böylelikle de; romantik, idealist, simgesel, melodram olmaz. Bukowski gibi.
Vurgu:
Gerçeği, yalnızca gerçeği söylemek gibi, Yanki hukuğu palavrası da değildir bu.
20. Yüzyıl’a girilirken Marx, paradigma hegemonyası kurmuş, Neçayef ve Bakunin üzerinden anarşizmi enternasyonelden attırmıştı.
Üstüne bir de anarşistler, tarihlerinin en büyük suikastler silsilesini başlatıp, devleti deviremeyip, onu balyozlaştırınca, 2 dünya savaşında anarşizm dışlandı. Ukrayna 1920 Makhno’nun başarıları ve Lenin-Troçki-Stalin devrim trilemmasının ölümcül ayırtsızlığı, ancak 90 yıl sonra açıkça gündeme geldi. Çokça internet sayesinde. Yoksa, SBKP bittikten sonra bile buna izin vermezdi. Kendileri hala inkardalar zaten.
21. Yüzyıl bir biçimde anarşizmin yüzyılı olacak gibi. Bellegarrigue’dan başlayıp, İspanya 1935’e kadar uzanan çizgi, yeniden keşfediliyor. Bize anlatacakları ve öğretecekleri şeyler olduğu açık.
İşin tuhafı, Feneon ve anarşist realizminin de öyle.
Öyle ki Türkçe’de bile, ‘küçürek öykü’ başlığıyla, kalabalık katılımlı bir akım oldu onun açtığı yol ve 100 küsur yıl sonra.
Bir tek sorunumuz var.
Anarşist estetik yok.
Daha doğrusu, anarşist realist estetik yok ortada.
Duygusal olarak, bazı ‘atmadığı taşla, olmadık kuş vuran’lar var tabii ki.
Şimdi görüyoruz ki anarşist epistemik, bunlar aracılığıyla kendine yeni bir yol daha açabilir.
Böylelikle, sanattaki / edebiyattaki duvar kırılabilir ve bir eksodus yaşanabilir.
Elde var bir Feneon.

(17 Nisan 2016)

Anarşist Realist Olarak Feneon 1

Adamın biri şöyle düşünmüş:
“Anarşist sanatçılar içinde en tutkulusu Gustave Courbet oldu. Courbet, sanatın ahlâki bakımdan mükemmelleşmesi hedefine ulaşmak için doğanın ve bizlerin idealist bir temsili olmalıdır” diyen Proudhon’un yakın dostu oldu. Yoksulların hayatını anlatan Courbet, bu anlayışı paylaştı ve sosyalist realizm teorisine katkıda bulundu. Courbet, ‘Osnans’da Defin’ adlı ünlü resminde romantizm idealini inkâr etti ve bireyin özgürleşmesine ulaşmaya çalıştı. Komün’ün sanatsal siyasetten sorumlu üyesi oldu ve Napolyon’un askeri diktatörlüğünü simgeleyen Paris’teki Vendome Sütunu’nu kaldırılması için karar alınmasını sağladı. Courbet ve Proudhon, uzun süre mektuplaştılar; hatta Courbet, Proudhon’un eldeki tek resmini de yapan sanatçıdır. Proudhon ve Courbet arasındaki bir fikir birliği vardı. Proudhon, Courbet’den esinlenerek 1865 yılında yayımlanan ‘Sanatın İlkeleri ve Sosyal Hedefi’ adlı kitabını yazdı. Proudhon, bu kitapta sanatın toplumsal görevinin doğru gözlemlerden yararlanarak gerçekçi eserler üretmek ve böylece toplumu geliştirmek ve korumak; “bizi gerçekte olduğumuz gibi” resmetmek olduğunu ileri sürdü. Realistlerle aynı dönemde post-empresyonist ressamların çoğu, anarşizmde, kendi sanatsal özgürlük çağrılarının, burjuva toplumuna karşı isyanlarının yoksul ve ezilmiş insanlara duydukları sempatinin bir ifadesini buldular. Camille Pisarro ve oğlu Lucien, Peinard baba’ya ve Jean Grave’in yeni zamanları gibi anarşist düşüncedeki süreli yayınlara sürekli biçimde maddi katkıda bulundular. Pissarro, tıpkı Courbet gibi, Komün’den sonra Paris’ten sürüldü, Cumhurbaşkanı Carnot’nun öldürülmesinin ardından anarşistlere uygulanan baskı nedeniyle, Belçika’ya gitmek zorunda kaldı. 1880’li yılların ortasında, Fransa’nın önde gelen birçok entelektüel ve ressamı, Kropotkin’in ve Grave’in anarşist gazetesi La Revolte’un teşvikiyle anarşist çevrelere katıldı.”
Gelelim Feneon’a:
Feneon bir anarşist imiş. Bir devlet memuru da. Bir bombalamayı yaptığı sanılmış ama kanıtlanamamış.
Fenenon, aynı zamanda öyküde çok-çok kısa türünün mucidi. Bir de naturalist ötesi bir realizmde. 3 cümlede; 1 cinayet, 1 aşk / çift, 1 idam, 1 müebbed anlatabilmiş.
Şimdi bu, anarşist realizm mi?
Anarşist biri, gerçekten anarşist sanat mı icra etmeli? Kendiliğinden edebilir mi? İlah...
Fenenon’un bir portresi var, 1890 tarihli, Paul Signac yapımı. Bence asıl anarşist sanat o. Picasso’dan önce, modern sanatı sollamış geçmiş bu resim. O resim 45 yıl önceden, ‘Guernica’yı değilliyor. Daha da önemlisi, 2015 momentinde bile, o roesim aşılamamış hatta yanına yaklaşılamamış durumda.
Burada bir eşleniklik var:
Resmi yapan ressam çok başırılı ama resmi yapılan da çok başarılı, çünkü resim onu temsil ediyor. Üstelik resmi yapılan da bir sanatçı.
İşte bu bence, duble anarşist realizm.
Bunu başka türlü de açımlamak uygun. Nokta. Es.

(16 Nisan 2016)

Ferhat Göçer: Talihimin Döndüğü Yok

Göçer’’i pek sevmem. Bana hitap eden şarkılar söylemez.
Ancak bu kez öyle olmamış. Kekremsi bir hüzünle içime çöken bir şarkı bu.
Vokalist hanım da çok uymuş şarkıya. Ancak, klipte görüntüsü olmasına karşın, ne başlıkta, ne de başka yerde adı yok.
“Yara büyük gizlice kırıldı bir kere gönül
Yara büyük gizlice kırıldı bir kere gönül
Başın düşmüş omzumda efkarım süzülerek
Başın düşmüş omzumda gözyaşım süzülerek
Talihimin döndüğü yok, yıllar akıp gidiyor
Ağlıyorum, ellerinden zaman akıp gidiyor
Acınla gel, neşenle gel, can evime buyur
Giden gitti, yollar ıssız, yüreğim sensiz uyur
Acınla gel, neşenle gel, can evime buyur
Giden gitti, yollar ıssız, yüreğim sensiz uyur
Talihimin döndüğü yok, yıllar akıp gidiyor
Ağlıyorum, ellerinden zaman akıp gidiyor
Acınla gel, neşenle gel, can evime buyur
Giden gitti, yollar ıssız, yüreğim sensiz uyur”
Klibin ilk yarısı yaşlılık üzerine gitmiş. İkinci yarı, vokalist hanımın da görüntüye girmesiyle, aşk parçası olmuş. Böylelikle klip, sanki 2 ayrı yönetmen tarafından çekilmiş gibi olmuş.
56 yılını bitirip de, 42 yıldır gurbette olup da, talihi hiç dönmemiş, pişmiş tavuktan beter şeyler yaşamış bana gelsin bu şarkı.
Dipnot:
Bizim Türkler, kopya çekmiş bile olsalar, ilginç bir biçimde, hayran yapımı (fan made) olarak, Kore filmlerine yerli müzikleri monte etmişler. Göçer’in bu parçası da, bir Kore filmi bölümüyle eşlenik olarak da var.
Ek bilgi: Bu linki tıklayınca, yanda aynı ve tek insanın koyduğu onlarca örnek daha çıkıyor. 15 Kore filmi planına uygun, 15 Türk şarkısının olması tabii ki imkansız (olsaydı, Kore filmleri Türk klibi derlemesi olurdu komple), bu arkadaşın semantik-senkron yakalaması da imkansız, onu Iron 2 kereyle yaparak rekoru kırdı çoktan zaten. Yani, at penisinde kelebek durumu bir örnekleme kümesi bu.
Ek bilgi 2: Bunu yapan kişi Azeri Türkü çıktı ve bir de mühendis. Kültürel melezleme, paçallama, her ne ise o nelere kaadir.

(16 Nisan 2016)

Anarşist Realizmi Yazmak

16.04.16, 20:30.
Anarşist Realizmi Yazmak
Anarşizmi kendisine konulan tanımdan öğrenip, 40 yıldır anarşist kabul edilen biri olarak, bu kavramı yazmayı 40 yılda yazmayı akıl edebilmem, ironinin dibi.
Bu kavramın internet tanımları ise, ironinin zirvesi.
Çüş dedim, oha dedim, pes dedim.
Şöymle bir şey:
Bugün anarşizm ile ilgili matbu bir kitapta, Stirner ile Nietzsche bir tutuluyordu.
Kafayı yedim. Kitabı yere çaldım hırsımdan.
Marksistler anarşizmi inkar ederler. Sonra da bir marksist oturup kitap yazar ve Marx’ın anarşizme ilişkin dişe dokunur hiçbirşey söyleyemiş olduğunu takır takır yazar. Üstelik, Bellegarrigue’yu da anmaz, çünkü adam ancak 2000’lerde keşfedildi İngilizce’de.
Kendine realist yaftası asan bir akımın yaptıklarına bakın.
Cehaletin bayrak yapılmasına bakın.
Sonuçta, başlığı tam bu olmasa da, bu konuda bir kitap yazmayı tamamlak,  boynumun borcu oldu.
Çünkü ben, herşeyden önce ve sonra olarak, ilkin bir estetikçiyim. Ve realizm, tam da anlatacak gerçek olmadığı yalanının zihinler ve kültürlere şırıngalandığı bir dönemde, anlatılması bir estetikçinin konusu ve sorumluluğu olan bir alandır.
Konu yazılacaak, yaz.
Not 1:
Konu hakında peşpeşe yazdığım 3 metin oldu bu. Ve gördüm ki oralardaki her paragraf, birer metin olabilir.
Sorun, anımız koşullarından önem sırası yaratabilmek.
Soru şu yani:
Anarşist realizmni şu an, istanbul’da, Türkiye7de, Dünya’da yazması gereken ik konu nedir?
‘Shit-Will’ olabilir mi ya da oldu mu çoktan?
Not 2:
‘Kusmukname’ fotoblogları, hem ‘Shit-Will’ dizisi olarak, hem görsel kayıtlama olarak, hem de çapraz medya olarak; ve artı hem içerik, hem de form olarak, anarşist realist alanda seyretti, seyrediyor, seyredecek.
Gemi logu gibi, bayağılık / banalite logu bu ama vaka nüvislik değil bu. Bayağılık, bir olay / aktuel değil, bir olgu / soyutlama olmakta çünkü.
Ek 1: Ferdi Tayfur’un arabesk anırmaları gibi, işitsel bayağılıklar da eklenmeli ama bugünün 40 yaş altı ergenlerinin şarkıları ne kadar jentrifiye arabesk onu henüz bilmiyorum. Buraya not almış oldum, irdelemek için.

Ek 2: Kalecinin şikeyle boşta giden topu kaleye alması gibi, motor banalite de olabilir ek olarak.

Anarşist Realizm 2

Uzun yıllardır ilk kez, internette belli konuları ansiklopedik olarak taradığımda, resmen külliyen saçmalandığını gördüm.
1830 tarihli ‘Kırmızı ve Siyah’ varken, edebi realizm 1848 Devrimi sonrasına konmuş. ‘Robinson Crusoe’ realist bir roman sayılmış. (Bunu okuyunca, sinirimden masaya yumruk vurdum.)
En baştan başlayılm o zaman:
Bir:
Birden çok kültürel realite olduğuna göre, aynı mınıf içinde bile böyle olabilir, birden çok realizm vardır. Bir realizmin birden çok realiteyi anlatabildiği vaki değildir, çünkü bir realizmin bir realiteyi bile tam analtabildiği pek vaki değildir.
İşte o nedenle iki:
Realizmin ardılı naturalizm realizmin yerini almıştır. Bugün realizm deyince, aslında ontik / semantik açıdan naturalizmi kastediyoruz.
Bir roman tasnifçisinin ironik olarak tarif ettiği üzere: Realist roman kahramanların başına, sürekli meodram olaylar gelir nedense, hiç düz yaşamzalar gerçek yaşamda oldukları gibi.
Realizm, romantizme, idealizme ve sembolizme antitez olarak çıkmıştır ve var olanı olduğu gibi yazmayı tezlemiştir.
Bu açıdan anarşist realizm, anarşist realiteyi de içerik olarak yazabilir, anarşist olmayan realiteyi anarşist formda da yazabilir.
Sosyalist realizm ise sembolisttir, bir işçi sınıf simgesi olarak tipleme kullanır.
Sosyalist realizm ise idealistir, idealize bir işçi tipi yaratır.
Sosyalist realizm feci romantiktir, hatta melodramatiktir. İşçi, ya sömürülerek ölür, ya da zincirlerini kırar ve uçarak özgürleşir. Gerçek yaşamdaki işçiler ise, sınıf atlarlar veya düşerler.
1800-1945 modern dönem, 1945-1990 post-modern dönem, 1990-2001 post-2-modern dönem, 2001-2011 post-3 modern dönem, 2011- post-4-modern tanımı dizisiyle, anarşist realizm, naturalist çizgide kalır.
Bu açıdan bakınca, Bukowski 1960-1980 naturalisttir, Jack London ve O. Henry bile değildir ama. Onunla kıyaslayınca yani.
‘Beyaz Zenciler’ türü yeraltı edebiyatı anarşist realist sayılabilir ama ‘Yolda’ değil. Burroughs 1970 romanlarında değil ama söyleşilerinde, uyuşturucu hakkında anarşist realisttir. ‘Hobo’ ise, 2000’lerde ucundan kıyısından da olsa, anarşist realist olabildi.
2010’ların anarşist realizmi ise, ‘Kanlı Pazar’-‘Hannibal’ çizgisinde Thomas Harris oldu: Seri teröristlerden seri katillere olarak tersine akışla.
1970’lerin ‘Teröristler’ Sjöwll-Wahlöö ise, transendental bir anarşist relazim idi. Kendini inkar eden bir biçimde. Romanın filmi, romanda anlatılan konu gerçek yaşamda gerçekleştiği için, başka biçimde yapıldı, sonra o başkalık da yaşama törer olarak geçirildi gerçekten.
İşte burada, anarşistlerin, o 1800’ler sonu ve 1900’ler başı, kendilerine negatif anarşist ve terörist yaftasını aldıran eylemlerini yapması devreye giriyor sosyalist realizm olarak.
Onların yaptıkları o zaman lanetlendi ama sonra Hitler ve Stalin kendi 10 milyon katları vatandaşlarını mezara yolladılar ve bugün ‘Spartacus’, ‘Hannibal’ ve ‘Dexter’ şiddeti alkışlanıyor.
Çünkü evsahiplerini doğrmaktan atombombalamaktan başka bir seçenek kalmadı.
Nush, tekdir, kötek, katliam, atom bombası yani.
Bu da bizi ‘Carlos’ dok-drama’sına taşıyor.
Ona destek öğe olarak da, ‘Terör Çağı’ gibi 4 bölümlük bir belgesel var.
Buradan da, anarşist realist eleştiri’ye vardık. (Bu metin, bir anarşist realist eleştiri metnidir aynı zamanda.)
Bir daha nokta. Es.

(16 Nisan 2016)

Anarşist Realizm 1

Bugün bu kavram zihnimde canlandı.
Bir bakayım dedim internete, şunu buldum:
“Anarchist realism refers to an anarchist study or appraisal of crime and international relations.”
eng.anarchopedia.org/anarchist_realism
(Site silinmiş ama alıntı (2008 tarihli olarak) Google’da kayıtlı kalmış.)
Yani:
Anarşist realizm, suçun ve uluslararası ilişkilerin ilintisinin anarşist çalışmasıdır.
Şerh:
Terör-anarşizm linitisi, anarşistler tarafından açık ve geniş yürekle yapılmalıdır. Mafya, beyaz-kara paranın öldürücülğü ve devlet-terörü ile birlikte irdelenmelidir. Carlos’un terörden para kazanması konusu dahildir buna.
Bense bu başlığı, sanatın bilimi olarak estetik alanda düşünmüştüm: Sosyalist realizmin bir antitezi olarak.
Sosyalist realizm, adı üzerinde toplumcudur; anarşist realizm, bu durumda bireysel / zihinsel / duyu-dilsel / içsel olabilir.
Sosyalist realizm ekonomik deterministtir, anarşist realizm indeterminist bir kaos-kozmos denklemi bireşimi olabilir.
Sosyalist realizm didaktiktir, moralisttir, misyoncudur; anarşist realizm tümevarımsal, negasyonsal, dıştan dayatılan ahlaktan muaf, özgürlükçü olabilir.
Sosyalist realizm birebir neden-sonuçsal mantık ilintileri kullanır, anarşist realizm bireçok, çokabir neden-sonuçsal mantık ilintileri kullanabilir.
Bu bir epsilon-başlangıç. Nokta. Es.

(16 Nisan 2016)

Oksidentalizm x Oryentalizm

Oksidentalizm, Batı’nın batı gözüyle temsili.
Oryentalizm ise, Doğu’nun batı gözüyle temsili.
Tahmin edilebileceği gibi oksidentalizm, Batı’yı yüceltiyor.
Bu düalizmde o kadar çok yanlış var ki. En başa gidelim.
Bugünkü Batı, 1500 gibi, koloniyalizm ve 1650 gibi Aydınlanma ile tanımlı.
Hesapça temelde hümanist bir doka Batı ama antropomorfik faşist bir hümanizm bu.
Sonra, kendini Antik Yunan’ın ve Roma’nın devamı sayıyor. Bir Hristiyan.
Oysa, Antik Yunan’ı silen Roma. Roma hiç tam Hristiyan olmadı. İsevilik bir Asya dini. AB ülkeleri ise, 500-1500 arasında ve zulümle, kıyımla, zorbalıkla Hristiyan yapıldı.
Yani, arada hiçbir biçimde süreklilik yok ve yoktan kavramlar uydurulmuş.
Örneğin, Aristo diyalektiğinin antitezi olan Lao Tzu diyalektiği, ancak 20. Yüzyıl’da Batı tarafından öğrenildi.
Bugün bile, İslam-İsevilik düalizmi Dünya7nın ancak yarısını kapsıyor ve bırakın tektanrılı olmayı, tanrısız epeyi din var Dünya’da.
Yain, bu düalizm de küllüm mafiş.
Bütün olay, 600-1500 arasındaki cihadın ve 400-1500 arasındaki Orta Çağ’ın, 11007den itibaren Haçlı seferlerini tetiklemesi.
Haçlı Seferi söylemi, oğul Bush tarafından, 21. Yüzyıl’da bile dilegetirildi.
Eh o zaman da İslam, Taliban 1980, IŞİD 2015 üzerinden cihada devam eder tabii ki.
Demokrasi söylemine gelince:
İlk demokrasi olduğu önesürülen Antik Yunan’ın hegemonu olan Atina’nın üçte biri köle idi. İlk devrim (1789) ülkesi sayılan Fransa’da kadınlar, ancak 1945’te oy hakkı kazandı.
Kölelik ABD’de hesapça 1861’de kalktı ama bugün Dünya’da hala 30 milyon köle var.
Serbest ticaret yalnızca bir palavra. Tüm ülkelerinde yerli ürünler destekleniyor.
Kalsa kalsa geriye, bilim, düşün ve sanat kalır ama onu da ancak milyonda birlik kesim yaptı, tüm Batı değil. Bugün Batı’nın yarısı etkin okuryazar değil ve üniversite öğrencisi Çin’i Dünya haritasında bulamıyor.
Eğitim, sağlık ve emekçi hakları ise, hızla kafaüstü çakılmakta.
Yani olay, Atina’nın diğerlerini barbar saymasının devamı. Ancak bunu da, Çin bile yapıyor. Çince’de ‘insan’ ve ‘Çinli’ aynı sözcük.
Yani:
Kim yeniyorsa, o söylem üretiyor.
Ancak:
Bugün Batı’nın hegemonluğu bitti ve global hegemon yok ortada, kutupsuz ve çok-çokparçalı bir Dünya dönemine girdik.
Tüm diğer hegemon söylemleri gibi, bu ikilinin de hiçbir anlamı ve geçerliliği yok.

(16 Nisan 2016)

Müslümanlar’ın Parası Nereye Gidiyor?

Resimde gördüğünüz uçak gemisi gibi, yeni teknolojili savaş araçlarına gidiyor.
“Dünyanın en pahalı savaş gemisi Temmuz’da denize indirilecek. ABD’nin yaklaşık 13 milyar dolara mal olan yeni uçak gemisi USS Gerald Ford, Eylül’de donanmaya katılacak. ABD’nin halihazırda bir uçak gemisinin inşası sürüyor, bir diğer uçak gemisinin inşasına ise, 2018’de başlanacak. Önümüzdeki 5 yıl içinde 38 yeni savaş gemisi inşa edecek olan ABD Deniz Kuvvetleri, bunun için 81 milyar dolarlık bütçe talep etti.”
ABD, İslam’ın parasıyla İslam’ı vuruyor.
Akrep akrepliğini yapar, sorun kurbağada, akrebi sırtına almayacak. 100 yıldır ABD’nin kuyruğuna takılan Suudi Arabistan, iflas etmek ve parçalanmak üzere. ABD, istediği an, kralların paralarına el koyar üstelik.
Arap Baharı ayağına, ABD eski silahlarını tüketti. Kalanları da 3. ve 4. Dünya’ya kakaladı. Şimdi kendisi, yenilerini yapacak.
Putin-Rusya desen, 1.500 kilometre menzilli füzelerini, taa Hazar Denizi’nden Suriye’ye % 100 doğru hedefi bulmacasına gönderdi.
Ayrıca, arkalarından Tom Clancy var. O ne diyor peki?
Ölmekten korkmayan düşmanlarını birbirine düşüreceksin ki birbirlerini öldürsünler.
Tabii ki asıl soru şu.
Bu hesap nereye kadar tutacak?

(16 Nisan 2016)

Makyavelli, Neçayef, Marx, Bellegarrigue, de la Boetie

Makyavelli, ‘Prens’i 1513’te yayınlamış.
Neçayef, antitez olan ‘Elkitabı’nı 1869’da yayınlamış.
Marx, ‘Komünist Manifesto’yu 1848’de yazmış.
Bellgarrigue, antitez olan ‘Anarşist Manifesto’yu hemen 2 yıl sonra, 1850’de yazmış.
Ancak de la Boetie, hepsinin de antitezi olan, ‘Gönüllü Kulluk Üzerine Söylem’i (söylev değil, söylemdir aslı, ‘discourse’ her 2 anlama da gelir ama politikada ve felsefede söylem anlamına gelir), 1550’de yazmış.
Bu 5 eser, politika açısından eşlenik değerde.
Bunun tek anlamı var:
1500-1945 arasındaki AB koloniyalizmi en başta mafiş imiş.
Barnett günümüz ünlü yazarlarından. Birçok temel hatasının yanında, milliyetçiliği ve sosyalizmi, Batı’nın ürettiği, zamanı dolmuş idelojiler olarak tanımlaması.
Zamanı dolmuş değil, en baştan belli olduğu gibi, en baştan geçersiz idiler hepsi.
Artı, ne milliyetçiliğin, ne de sosyalizmin miyadı falan dolmadı. Bunu, anti-nasyonalist ve anti-komünist biri olarak yazıyorum.
1980 neo-liberalizmi de öyle. Oysa Barnett ve Fukuyama, o adımın son adım olduğunu ve tarihin sonunun geldiğini önesürdüler.
2001-2016 arasında ise, tarihin değil bitmek, henüz başlamadığını izledik canlı yayında.
Not: Gelecekbilim, büyük zaman perspektiflerinde olaya baktığı için, kimi zaman geçmişi de değiştirir. Epistemik olarak da, ontik olarak da.
İşte benim gelecekbilimim de, bu 7 kişi ve eserleri üzerinden, geçmişi hem epistemik, hem de ontik olarak değilledi ve değiştirdi.

(16 Nisan 2016)

Pazartesi, Nisan 18, 2016

Siborg Antropolojisi Açısından İnfomorfizm

Konunun öncü tasarlayıcısı Amber Case, durumu şöyle tanımlamış:
“She talks of an "informorphic footprint", corresponding to the size of information created and distributed during a person's lifetime.”
Yani:
Bir insanın tüm yaşamı boyunca yarattığı ve dağıttığı bilginin miktarı, onun bıraktığı infomorfik ayakizidir.
Derlediği de dahil edilse gerek buna: Bach’ı yeniden derleyen Mendelsson gibi.
Taşıdığı da dahil edilse gerek buna: İnsanların milyonda dokuz yüz doksan dokuz bin dokuz doksan dokuzu bilgiyi yalnızca taşırlar, o da bilinçlerinde değil, toplu bilisizliklerinde. Ancak bu olmadan, Aristo 2 bin 500 yıl sağ kalamazdı. Onu yok olmaktan ilk kurtaran Aristo-dışı yabancılar / barbarlar olarak Süryaniler’in, Aristo’nun ne demek istediğini anladığını hiç mi hiç sanmıyorum şerh olarak: Bilselerdi, pekala yok olmaya.
Biz, konuyu genişleteceğiz:
100 milyarlık insan türünün tamamı, 5 bin yılda ürettiği ve informorfluğunu yapabildiği bilgiyle sınırlı ve ne yazık ki türümüz, bu konuda çoktan sınıfta çaktı.
Yani insan türü, bile ve isteye değil de, bilmeden ve istemeden bu kadar bilgiyi taşıdı sırtında ve kültüründe. İlk yapabildiğinde de onu sırtından attı hep.
Gelelim Case’e ve Ülkü’ye:
Case, yazdıkları ölümlerinden sonraya kalan yazarları da, kısmi infomorf saymış.
Kısmi bölümünü atarsak, Ülkü bu saptamaya katılıyor diyebiliriz.
Tabii ki geriye kalan yalnızca sözel duyu-dil ürünleri değil, işitsel, görsel, motor ve hatta kimyasal duyu-dil ürünleri de geleceğe aktarılıyor çok şükür.
Aralarında eşleniklik ve bilgisel-denklik yok ama.
En ileri olan alan, birleşik-karma bir duyu-dil kullanan sinema ve onun koşutunda da çapraz medya. O da şimdilik.
Yoksa, vizi-sonor (Asimov) ve reel (Lem), çok iyi infomorf tasarımlar, kurmaca olarak.
Nokta. Es.

(15 Nisan 2016)

İnfomorf

Gerçekleşmiş ile gerçekleşmekte arasında bir transhümanizm terimi imiş bu:
“An infomorph is a virtual body of information that can possess emergent features such as personality.”
Yani:
Bir infomorf, kişilik gibi görünen özellikleri işleyebilen bir bilgi sanal bütünüdür.
Baştan ve yine bir yapay zeka yanılsaması eleştirisi:
İnsanların kişiliklerinin görünen özellikleri, o denli mantıklı ve mantıken çözümlenebilir değildir pek. Bunu, bir de yapay zekadan beklemek, gereksiz bir zorlama.
Bunu atlayıp, biz informorfu şöyle anlıyoruz:
Kendi kendine çalışan, oto-kritik, oto-organize, negatif entropili bir bütün. Aynı zamanda bir soyutluk ve bir yazılım.
Bu açıdan, elektronik hesap makinesi de, bir infomorf olur.
İleri derecede ise, artık yapılmış olan, satranç ve go gibi, strateji oyunlarını tasarlayabilen yapay zekalar infomorf olur.
Benim yaptığım, en zekilerin en iyi eserlerini beynimde biriktirip, onları işlemek ve artı-değer düşünceler üretmek, tümüyle bir infomorfluk olmakta.
Sorun, bilişim işlemesini yaparken de, negatif entropisini korumak alanında. Bunu, dahi gerçek insanlar da yaparlarken zorlanırlar ve arada delirirler, intihar ederler, açlıktan ölürler (Gödel, Eratosthenes) ölürler.
Freud’un inkar ettiği işte tam da buydu:
İnsan zihninin aslında tümüyle kognitif bir bütün olduğu. Duygu ve davranışların öneminin limit yüzde sıfır olduğu.
İşte bu nedenle, klasik-hümanist-antropomorfik gelenek açısından bakılınca, bu konu transhümanist bir konu olmakta.
Bu konunun devamı yazılmalı.
Nokta. Es.

(15 Nisan 2016)

Dünya’nın İlk Çip Beyin Protezi

Bir haber:
“Dünyada ilk defa her iki kolu ve her iki bacağı felçli bir kişi, beynine yerleştirilen çip sayesinde parmaklarını yeniden oynatabildi.
BBC'nin haberine göre, ABD'nin Ohio eyaletinde yaşayan Ian Burkhart (24), parmaklarının her birini ayrı ayrı oynatarak, bilgisayar oyunu olarak tasarlanan gitarı çalabildi.
...
Burkhart, "Her bir hareketi gerçekten bölmeniz ve hareketleri daha konsantre bir şekilde düşünmeniz gerekiyor. Ömrünün ilk 19 yılında hareket etmenin değerini çok hafife almışım" dedi”
Bir haberde çok konu.
Birinci paragraf, daha önce parça parça ve yapay olarak yapılan bir şeyi bütün ve gerçek olarak denedi ve başardı.
İkinci paragraf, sanal-gerçek ayrımı, çapraz medya, çokdisiplinlilik üzerine.
Üçüncü paragraf ise, bilimcilerin de gözden kaçırdığını, yaşayan birinin anlaması:
Bedenimizi ve zihinimizin tüm işlevleri aşırı grift içiçeliklerden oluşuyor. Dene-yanıl  ve analiz ile onun simülasyonunu üretmek gerekli. Bunun için de, varsayımlardan ve yanlış bilgilerden kurtulmak gerekli.
Örneğin, bu yapılmadan önce, bir bardağı tutmakla bir gitar çalmanın benzeştiğini söyleseniz, müziyenler de, nörologlar da size gülerlerdi.
Başrının pratiği kuşukusuz çok önemli ama kuramı da çok önemli:
Zihnimizi için işleyen bütüncül bir modelimiz hala yok.
Böylesi, beyin protezi tasarımı veya LSD deneyi, körün fili tarifi gibi de olsa, zihin modelimizi kuracağız.
Bu kez işin içine, ne zihin felsefecileri sokulmalı, ne de yapay zekacılar. Bu konuyu, en az 40 yıl istop ettirdiler çünkü. Ancak, açıktan ve ilgisiz bölgelerden dolanarak, sonuca varılabilidi. Epistemik faşizm uygulayarak, gerçek-doğru bilgiye ulaşılmasını engellediler, Weil da, Pearry de...

(14 Nisan 2016)

Başabaş, Baş Başa, Kafa Kafaya, Vs: AKP x PKK

AKP ve PKK toslaşmış:
AKP kanadı demiş ki:
“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 'Ya baş eğecekler ya da baş verecekler' ifadesi...”
PKK kanadı (Bayık) demiş ki:
"Ya Kürt sorunu çözülerek, Kürtler özgür ve demokratik yaşama kavuşacak ya da AKP iktidarı baş aşağı çakılacaktır!"
Başaşağı veya kafaüstü, yine nüanslı anlamdı.
‘Devlet başa, kuzgun leşe’ de öyle. Leşe giden, genelde kelle olmakta çünkü.
Tabii, 2 taraf da yanılıyor.
Biri olunca, diğeri olmayacak diye bir şey yok ki.
4 Kürt kanadı var: Bunun 1’li, 2’li, 3’lü, 4’lü kombinasyonlarını hepsi de denenebilir, yanılabilir veya başarabilir.
TC’de 4 parti var: Bunların da, 1’li, 2’li, 3’lü, 4’lü (diyelim dokunuluzmazlık için işbirliği veya çatışma olarak) tüm kombinasyonları olabilir, başarabilir veya yanılabilir.
Anımsayalım:
Barzani-Talabani ikilisi, yüzyıl savaştı. 2003’te ABD penisiyle, ortak gerdeğe / iktidara geçtiler. Sonra, Talabani’yi uyuttular, Barzani tek başına kaldı. Talabani’yi 2015’te uyandırdılar ama geç kaldı.
2015 Haziran seçiminden sonra HDP, MHP, CHP’nin herhangi ikili işbirliği işe yarardı. 0 oldu. TC babayı aldı. AKP, fırdöndüdeki gibi, ‘hepsini al’ yaptı.
Bu arada, 2 taraf da, IŞİD yokmuş gibi davranıyor bu sıralar ve bunu acı ödeyecekler yakında.

(14 Nisan 2016)

CHP’nin Hali Pür Melali

CHP küllüm mafiş yani.
Bir haber:
“CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, dün akşam yaptığı açıklamada, AKP’nin dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla ilgili anayasa değişikliği teklifine, anayasaya aykırı olmasına rağmen, “evet” diyeceklerini söylemişti.”
Anayasaya uygun anayasa değişikliği olmaz. Adı üzerinde değişim, olduğu gibiden farklı ve var olana aykırı demektir.
Ancak, Kılıçdaroğlu’nun veya CHP’nin derdi bu absürdlük değil.
Dokunulmazlıklar kalacak.
Neden?
HDP’liler salla sırt edilsin diye. CHP buna evet diyecek.
MHP ikiye bölünecek bu konuda.
HDP hayır diyecek.
AKP + CHP, 367 ediyor sanırım.
AKP’lilerin de dokunulmazlıkları kalkacak hesapça. Ancak, suçüstü yakalananlar yargılanmadıktan sonra, dokunulmazlıkları kalkanlar da, yargılanmazlar veya yargılansalar da, ceza almazlar.
CHP’nin evet dediği bu durum işte.
CHP’den ters oy verecek bekliyorum açıkçası. Yalnızca muhalefet olsun diye de olsa, çıkar gibi.
Sonra ne olacak?
Gelsin baskın referandum veya erken seçim.
Yazık CHP sana, çok yazık.

(14 Nisan 2014)