Çarşamba, Mayıs 15, 2013

Yeni Orta Çağ’da Din



İnsanların aşağı yukarı tüm dinsel davranış alışkanlıkları saçmadır ama konumuz o değil.

Avrupa’daki asıl Orta Çağ’da (400-1400 arasında) din için genel kanı, Hristiyanlık saçmalığının egemen olduğudur.

Oysa ki gözden kaçan bir ayrıntı var:

MS 400’de Avrupa’nın aşağı yukarı % 0’ı Hristiyan idi. MS 1300’de ise üçte biri hala Hristiyan değil idi.

Bu dönemdeki temel dinlerin paganist / animist olduğunu biliyoruz. Ancak, o dönemde halklar pratikte % 0 okuryazar olduğu için, elimizde yazılı malzeme yok. Yani, nasıl dinler olduğunu pek bilmiyoruz.

Ancak, bir durum açıkça ortada: Orta Çağ demek, bir dinin koyuluğu değil, bir dinden bir dine zorla geçiş süreçleri demek. (1990-2010 arasında bunu konu alan G-7 yapımı filmlerin pıtrak gibi çoğalması da, dolaylı bir gösterge bence.)

Yeni Orta Çağ için ise, ironik bir durum var ortada:

Din siliniyor ve yitiyor. AB’nin son 70 yıllık barışlı toplumlar süreci, bir biçimde ateizmi besliyor ve AB nüfusunun en az üçte biri ateist durumuda ve bu reel sosyalizmin engizitör ateizmi değil, demokrat bir ateizm.

Ancak, bu yeni ateistlerde ne ateizm bilinci, ne de Hristiyan / tek tanrılı - engizitör din karşı-bilinci yok veya henüz oluşmamış durumda. Yani, kendilerini koruyacak kurumsallaşmalara henüz hazır değiller.

400-1400 arasındaki milenyumun 650-1400 arasındaki 750 yılı, papa-şeyhülislam karşıtlığında yaşandı.

Oysa bugün İslam’da şeyhülislam yok. Papa da ancak üçte bir oranda Hristiyan için geçerli hükümler veriyor.

Demek ki din konusunda, inananlar da inanmayanlar da yönsüz durumda bu yeni Orta çağ’da.

Kitle için aşırı yönlendirme baskısı da, yönsüzlük de aynı kargaşaya limitlenebiliyor.

Bu kargaşada dinsel saçmalıklar da rol oynuyor.

Papa hoşgörü mesajları yayınlarken, Papa’nın cemaati Müslüman yakmayı sürdürüyor.

Müslümanlar’ın saçmalıklarını da diyanetin internet sayfasındaki soru ve yanıtlarda izleyebiliyoruz. Midyenin anüsü olduğu için yenemeyeceği gibi fetvalar var orada. Bu arada, diğer bir anüs civarından gelen kokoreç için herhangi bir fetva yok, çünkü kurnaz halkımız o konuda soru sormuyor ki yanıt alsın.

Bu dinsel örüntü sıkıştırılması ve gevşetilmesi süreçlerinde belki bir simetri vardır. Öyleyse bir milenyum daha yandık demektir.

Yoksa, rasgeleliğe limitleniyoruz demektir. Ancak, son 50 yıldır yaşanan dindışı 2. Sanayileşme süreçleri, teknoloji dinleri gibi başka oluşumları da tetikliyor, örneğin Rael-izm gibi ufocu ve insan kloncu bir tarikat, epeyi mürit toplayabiliyor pekala.

Yeni Orta çağ’ın saçmalama ve abuksama silsileleleri, 50-60 yıl gibi bir global tümden eğitim sürecinin ardından geldiği için, insanlara bilinçsizlik sorumsuzluğu sağlayamıyor. Tersine, artık halkların uluslararası ceza mahkemelerinde yargılanabileceği derecede sorumluluk taşıdığı bir aşamaya geldik. (Hammurabi yasalarının onun ölümüyle epeyi bir süre geçersizleşmesi gibi tarihsel durumlar da mevcut tabii ki, yine bunun benzerleri yaşanacak gibi.)

Bu durumda, eksi zekalılık ve eksi bilgililik ile ileri zekalılık ve ileri bilgililik arasında savaş yaşanıyor demektir. Uzun vadede bilimin dine karşı zaferi kesindir ama kısa vadede belli olmaz tabii ki. Tarih ne Galile ve Ömer Hayyam yargılamalarıyla dolu malumumuz.

Sonuç?:

En az 100 yıl daha abuksamaya devam. Entellektüeller ortalıkta görünmeyin: Kim vurduya gidersiniz. Kitle, ‘kurtar bizi baba’ derse, ortalığa çıkarsınız, kahraman olursunuz. Dost ateşinden de özellikle kaçının.

Salı, Mayıs 14, 2013

TÜSİAD-MÜSİAD Uzlaşması




İlkin, rahmetli hocam Demir Demirgil’den bir ekonomi dersi:

“Ciklet sanayisi 1’e 200 getirir, çelik sanayisi 200’e 1 getirir. Cikletsiz yapabilirsin ama çeliksiz yapamazsın.”

2 sanayici grubunun ilk anlaştığı konu bu:

Ciklet sanayisine yatırıma evet ama çelik sanayisine yatırıma hayır.

Devamında her ikisinin de ortak olduğu bir nokta daha var:

Montaj sanayisi.

Anadolu kaplanları ile Bizans pisileri, üretim ara malları ithalatının ihracat toplamını geçmesinde onyıllardır uzlaşıyorlar pekala.

3 araba satıp, kendileri ve CEO’cukları tarafından dahil, bindikleri 1’er 4x4 araba alınmasında da uzlaşıyorlar.

Sektörlerde de uzlaşıyorlar:

Koç ve Sabancı perakende sektöründen çıkarken, Ülker de finans sektöründen çıkıyor.

Elele verip vardıkları en önemli uzlaşma, Anadolu toprağını, Yunanistan ve Mezopotamya’dan sonra, kalıcı olarak kayıp topraklar listesine sokmak oldu. 21. Yüzyıl’da püskürtme sulama teknolojisini kullanmayı bile pahalı bulup, önce TÜSİAD, sonra da MÜSİAD kadrosu, perakende sektöründe sebze-meyve alımında / üretiminde bu yola girmediler.

12 bin yıldır öldürülemeyen bu toprakları, artık çöl kılma becerileri için, her 2 tarafı da şimdiden kutlarız.

Anlaştıkları başka alanlar da var:

Sendikasız işçiler, fazla fazla mesai, emeklilik yaşının mezara kadar geciktirilmesi, vb vd...

Sonracıma, bankalarını ve büyük şirketlerini yabancılara satma konusunda da uzlaştılar.

Sonuçta, yeni-sömürge Türkiye’yi ekonomik olarak, sağlı sağlı  elbirliğiyle inşa ettiler. Kendilerini kutluyoruz...

Google Translate: Türkçe’den İngilizce’ye Örneklemeler


Google Translate, çevirmenlik mesleğini etkileyebilecek denli, geniş kullanıma erdi. AB dilleri arasındaki çevirilerde bir sorun olmamasına karşın, 5 yıldan uzun bir süredir Türkçe için aynı şeyi söyleyemiyoruz.

Aşağıdaki örneklemeler bunu sergilemek için:

(Önce program çevirdi, sonra ben çevirdim.)

“Geleneksel olarak uzmanlar vardır, yani bir fotoğrafçı pratikte sıfır nöroloji bilir, bir nörolog pratikte sıfır fotoğraf bilir.”

Program çevirisi:

“Traditionally, experts, ie, a photographer who knows practically zero, neurology, neurologist knows practically zero pictures.”

Benim çevirim:

“There are traditionally experts, ie a photographer practically knows nothing about neurology and a neurolog practically knows nothing about photography.”

(Bu çeviri paragrafı programa önerecektim. Eskiden tüm paragraf önerilebiliyordu. Durum değişmiş. Daha doğru olan çeviriyi karşı tarafa iletemedim ki bu da program için büyük bir eksik.)

(Önce ben çevirdim, sonra program çevirdi.)

“Mekansal topografyada 3’lü veya 4’lü katmanda derinlik var ve biz bunu zaman için de katmanlı olarak tasarlayabiliriz, o planlar aracılığı ile...”

Benim çevirim:

“There are 3 or 4 levels of depth in spatial topography and we can imagine this for time too by using these sequences...”

Programın çevirisi:

“3-or 4-layer depth spatial topography, and we can design it for you as well as a layer, then through plans ...”

(Burada, ‘you’ yerine, ‘time’ önerdim, kabul edildi.)

Yorumlar:

Sözcük sözcüğe çeviri açısından, herhangi bir Türkçe sözcüğün o metindeki anlamının İngilizce karşılığını seçmede program yetersiz kalmış.

Tümce yapılandırması açısındansa, her iki tümcede de görülen bir yapı-kayma / -sünme var. Burada da, herhangi bir alttümcenin hangi diğer alttümce ile ilintili olduğunun seçilmesi sorunu var.

AB dilleri arasındaki çeviriler için, bunlar sorun yaratmıyor. Türkçe ara örnek: Analitik bir dil ama tümce yapısı ‘Ö + N + Y’ ama AB dillerinde bu ‘Ö + Y + N’ ve bu durum, karmaşık / çokalttümceli durumlarda, otomatikman çeviriyi işlevsiz kılıyor.

Çince gibi, iyice uç örnekler için, çeviri karşılaştırmasını yapamam. Ancak, sonucu merak ediyorum doğrusu.

Sonuç. Türkçe için bu durumun tümüyle ticari değer açısından yaklaşım nedeniyle olduğunu sanıyorum. Yani uğraşmıyorlar, çünkü para etmiyor.

Pazartesi, Mayıs 13, 2013

Blogcu ve Wikipedia: Mayıs 2013: Arama Sözcükleri



Aşağıdaki 2 fragman, Blogcu’daki bir sayfama varmak için, kullanılmış arama sözcükleri:

7 Mayıs 2013

türkiyedeki sağ partiler        3
aristonun 10 temel                2
nu erkek                                 1
aristo'nun 10 kategorisi       1
sanatçınin önemi̇                  1
geyler nu                               1
docs.google.com e-kitap     1
ülkemizdeki sağ partiler       1
nü foto                                   1
kasımpaşa çingene pazarı   1
çıplak zenci erkekler             1
sağ ve sol partiler                 1
türkiyede sağ partiler           1
çin aile yapısı                        1
turkiyede sag partileri          1
turkiyede sag sol partiler    1

8 Mayıs 2013

türkiyedeki sağ partiler        3
çıplak zenci erkekler             3
aristonun 10 temel                2
türkiye'deki sağ ve sol partiler           2
www.geylerin foto               2
nu erkek                                 1
aristo'nun 10 kategorisi       1
sanatçınin önemi̇                  1
geyler nu                               1
docs.google.com e-kitap     1
ülkemizdeki sağ partiler       1
nü foto                                   1
kasımpaşa çingene pazarı   1
sağ ve sol partiler                 1
türkiyede sağ partiler           1
çin aile yapısı                        1
turkiyede sag partiler           1
turkiyede sag sol partiler    1
yazisma tekst nedir              1
akp nin başarısızlıkları         1
lübnan trajedisi                     1
sağcı ve solcu partiler         1
türkiye'deki sağcı partiler    1
koninin hangi                        1
sağ sol partiler                      1
türki̇yede hangi̇ parti̇ler sağci                             1

Yorumlar:

Yarısı bir ve ilk konunun çeşitlemeleri, üçte biri nokta atışı konu arama, geri kalanı nü türünden absürd ve/ya anlam göstergesiz sayılabilir (ya da beyaz gürültülü anlamlı) aramalar.

Akılsal işlevli sorular birarada ilginç, daha çok kafaya anlık takılan sorulara benziyorlar: Aristo kategorileri, e-kitap, sanatçının önemi, Kasımpaşa Çingene pazarı, Çin aile yapısı, yazışma / tekst nedir, AKP’nin başarısızlıkları, Lübnan trajedisi, koninin hangi.

Bir de Wikipedia’ya bakalım (son 1 haftalık liste, 2-8 Mayıs 2013):

Rank      Article                   Views

1              Main Page             63,839,658
2              Jeff Hanneman      1,000,226
3              Labour Day           990,333
4              Iron Man 3            975,476
5              Patti Reagan          842,029
6              Cat anatomy          798,140
7              Jason Collins        690,067
8              Undefined             667,833
9              Aashiqui 2             641,956
10            May Day               624,930
11            Game of Thrones 556,635
12            The Great Gatsby 539,104
13            Facebook               473,125
14            Kris Kross             466,872
15            G                             455,965
16            Steve Jobs             438,784
17            Cinco de Mayo     434,702
18            Deaths in 2013      418,124
19            Sarabjit Singh       418,079
20            YouTube               392,365

101.-120. Sıralar:

101          Vietnam War                         171,087
102          The Simpsons                       170,793
103          France                                    170,443
104          Human                                   169,704
105          Video Camera                        167,768
106          One Direction                       166,730
107          Bipolar disorder                    166,629
108          List of New Girl episodes    166,537
109          Kaley Cuoco                         165,960
110          The Walking Dead               165,204
111          Attack on Titan                    164,943
112          The Vampire Diaries            163,615
113          Jarron Collins                        159,137
114          Breaking Bad                        158,618
115          Australia                                158,313
116          UK Independence Party     157,909
117          China                                      157,713
118          Justin Bieber                         157,277
119          UEFA Champions League 156,852
120          Leonardo da Vinci                156,305

4981.-5000. Sıralar:

4981        Frasier                    24,671
4982        Redox                     24,667
4983        Horsepower          24,666
4984        Article (grammar) 24,664
4985        Cassadee Pope     24,658
4986        Warfarin                24,656
4987        Chi-squared distribution     24,645
4988        Lisa Bonet             24,644
4989        Chromosome         24,643
4990        Customer service 24,641
4991        Ranveer Singh      24,640
4992        The Brady Bunch  24,639
4993        No Country for Old Men (film)          24,635
4994        D (programming language)                 24,633
4995        The Departed        24,630
4996        Raipur International Cricket Stadium                24,629
4997        Javi Martínez        24,628
4998        Bertrand Russell   24,623
4998        NBA Playoffs       24,623
5000        Mercedes-Benz C-Class      24,614

Yorumlar:

Buradakiler hepten uçmuş ama bunlar Dünya’da bir halt bildiği varsayılabilecek tek dilim olan, % 1-%oo 1 arası orandaki bilgide, İngilizce bilen demografik dilimde. Yani, internetin bilgi kullanımı için bundan daha anlamlı bir nüfus fragmanı yok şimdilik. Onlar da, ‘en akıllısı Deli Bekir’ gibi görünüyor.

Buradaki en önemli gözlem, bilgi edinmek bilgi aramak için yapılan aramaların, listenin epeyi dibinde yer alması. Aradaki ayrım, ünlü kişileri ve güncel konuları eledikten sonra ortaya çıkıyor.

Bir de, sinema ve televizyon dizisi gibi konularda imdb var iken, Wikipedia’da aramak yapmak da bir gösterge: İşin kolayına kaçıp, herşeyi aynı sitede aramak. (Oyun konusu tam ortada: Hem imdb var, hem allgames gibi siteler var.)

Bir de, internetin hala yerel olması, global kültür yanılsamasının dışında, 20 küsur yıllık bir sürecin ertesinde, oldukça dar bakış açılı kalınmış olması gibi, çok üzücü bir nokta var ortada. Gereksiz genel kültürü geniş biri olarak, yukarıdaki listelerdeki özel adların çoğunu hiç duymadım bile ve bu ‘Google top’ aramaları için de aynen geçerli.

Peki, yapılacak bir şey var mı?

Soruyu çevirelim:

Peki, bir şey yapılması gerekiyor mu? Yoksa, durumu yalnızca izlemek ve yapılabildiğinde küçük müdahalelerle onu yönetmek daha mı makul?

Henüz bilmiyorum: Son 1 haftada yazılan, internet konulu 5 metin, bunun sorgulaması içindi zaten.

İrdelemenin sonunda, herhangi kesin bir sonuç çıkmasa da olur.

Cuma, Mayıs 10, 2013

Yaşamayı Bilmemek




‘Survival’ (sağ kalma) becerisi bir zanattır.

Nasıl ki dünyada her yıl ev kazalarında binlerce kişi ölüyor ve bunların ölümleri de tümüyle önlenebilir ise, bu sağ kalma bilgisi de olsa, daha büyük dış kazalarda da hemen herkes sağ kalabilir.

Bakalım fotoğrafa:




Bir yangın var.

Yangından kaçanlar var.

Binadan atlıyorlar ve ölüyorlar.

Ancak hemen yanlarında, onları taşıyabileceği kesine yakın olan bir kablolar yığını var. O kablo yığını / demeti ulaşılabilir durumda. Ancak, insanlar panik halinde ve onu görmemişler. Bir değil, birden çok kişi görmemiş ki zaten panik ve onu önleme sağ kalmanın temel yasalarından biridir bu yüzden ya da panik bulaşıcıdır.

Kendi yaşadığım br olayı anlatayım:

Yıllar önce bir gün Boğaz’da vapurla gidiyordum. Sis vardı. Vapur düdüğünden tehlike olduğunu anlayıp, dışarıda sisin içine baktım ve bir gemiye doğru gittiğimizi gördüm.

Hızla içeri girip, başaltı kamaradakilere bir gemiye çarpacağımızı ve bir yerlere tutunmalarını bağırdım.

Uzayaan bir an oldu. Herkes dondu kaldı. Kımıldamadılar bile. Öylece baktılar.

Bizim vapur gitti gitti, tık diye çarptı ve geri sekti.

Kimse ölmedi ama ölebilirdi.

Biliyorsunuz, bu sıralar epeyi vapur kazası yaşanıyor ve ölümler olmakta.

Onlarda da aynen benim yaşadığım gibi, insanlar bilinçsiz davranıyorlar.

İkinci fotoğrafa bakalım:




Kadıköy’de yakın tarihte bir vapur kazası oldu ve vapur hasar gördü.

Fotoğraftaki bu olayı doğrudan yaşayan insanlar ne yapıyorlar?

Çevreyi seyrediyorlar. Vapuru tahliye etmek gibi bir niyetleri yok. Çevrede bunu yapacak görevli de yok.

O insanlar yüzme mi biliyorlar? Vapur batarsa, kaçabilecekler mi?

Yoo.

Bu kadar açıkseçik bir eblehlik bu.

Canını kurtarmayı bilmeyen bir milletiz.

Dünya milletleri de öyle.

O zaman ölsünler, ne yapayım yani... Ama sonra da kimse ağlamasın...

(10 Mayıs 2013)

750.000 ve/ya 1,8 Milyon Okur


Milliyet Blog’da 6,5 yılım bitti.

Toplamda 750.000 civarında okunmaya ulaştım. Bunun 25-30.000’i silinmiş makalelerden oluşuyor. (MB silinmiş makalelerin kaydının tutulması açısından avantajlı.)

Okurlarımın 2/3’ü erkek, 2/3’ü eğitim meslekli (öğrenci, eğitimci, öğretmen), 2/3’ü yüksek eğitim mezunu, 2/3’ü 25-55 arası yaşta.

Demek ki ciddi bir yazarım. Demek biraz ağırbaşlılara hitap ediyorum. Demek ki sapa bir konuda yine de okur bulunabiliyor ülkemizde. Demek ki hala eksodus var.

Hoş bir sürpriz de var: Benimle okur-yazar diyaloğu kurmak isteyenlerin hemen hepsi genç, yani 20-24 yaş arasında.

Yılda 115.000 okuru MB’da buluyorsam, tüm bloglardaki toplam okurum yıllık 500.000 civarında. 2012’de bu, daha çok sayıda internet sitesinde yazdığım için, yıllık 1 milyona ulaşmıştı.

10 küsur yılda 5 milyon okura ulaşmışsam, bunun en az 2 milyonu ünik okur durumundadır herhalde (dolaylı çıkarsama).

2 milyon, 40 milyon internet kullanmışın içinden, % 45’lik yaş, % 10’luk eğitim örneklemesinden dolayı, % 4,5’luk örneklemeden yola çıkarak, varabileceğim 1,8 milyonluk kitlenin hepsine en az 1 kez ulaşmışım demektir.

Epeyi metnimde irdelediğim üzere, koca Türkiye’de 75 tane akıllı-bilgili insan çıkmayacağına ikna olmuş durumdayım çoktan. Daha da acısı, onların da hemen hepsi 40 yaş üzerinde ve pilini tüketmiş veya beynen kemikleşmiş durumda. Gençler ise, kültürel ve zihinsel olarak, sabit bir konuya 40 yıl verecek durumda değil artık.

Bu durumda boşa atış yapıyorum ama bunun çok önemli bir işlevi var: Konuyu tümüyle deneyselleştirebilirim ki öyle de yaptım.

MB üzerinden konuşursak, metinlerimi yeniden yeniden düzenleyip, yeni okurlara farklı söylemdeymişim gibi ulaşabiliyorum.

Artı: Birçok okurun beynini tutukluyorum ki bu yeni orta çağ açısından gerekli bir deney. Diğer bir deyişle, akıl tutulmalarının panzehirini bulmak için, aşı icadında olduğu gibi, insanlara akıl tutulması şırıngalıyorum örneğin.

Yani, burada artık çok eğleniyorum.

Yeni orta çağ momenti, aslında ağlanacak bir durum olmasına karşın, trajedinin çok yinelenince komedileşmesi gibi, artık gülünecek durumlar yaratıyor: Sevgili AKP’miz gibi.

15 yıldır internetteyim. Demek ki MB, bunun neredeyse yarısını ve son dönemini kapsıyor.

Bloglaşma sanki artık giderek demode olmakta ama kulvara sürekli yeni gençler giriyor ki ben de zaten gençlerin yazdığı yeni bir kulvarda da yarışıyorum ve orası çok daha komik, buradan bile.

Yani MB, bana temel blog yolunu açtı demeyeyim de, yolumu sabitledi ve kalıcılaştırdı.

Kendi arşivimi kendim de tutsam da, MB arşivim tek başına bir kitap sayılır, örneğin yorumlarım bin taneyi geçtiğine göre, onlar bile tek başlarına birden çok kitap ediyor demektir.

Bu kadarını ummazdım. Özellikle de, Milliyet el değiştirdikten sonra.

Yani, benim açımdan MB işlevini artı artı yerine getirdi. Buna katkısı olan tüm editör, okur, yazar, boşa tıklayıcı herkese teşekkürlerimi sunarım.

Dipnot: MB, en önemli işlev olarak, gelecekbilim konusunda 20 kitap yazmanın yolunu bana açtı. Proje de tamam durumda.


Perşembe, Mayıs 09, 2013

Semantik Arama: Bir Örnekleme


Önbilgiler: ‘Semantik arama’ deyince, sözcükleri morfemlerine göre değil de, anlamlarına göre arayabilmeyi anlıyoruz. Türkçe’de yakın anlamlı veya çağrışımlı sözlük yok. İngilizce’dekiler de oldukça sınırlı kapsamda. Artı, programların dilbilgisi altprogramları oldukça hatalı durumda.

Konuyu örnekleyelim: 8 Nisan - 8 Mayıs 2013 tarihleri arasında, Blogcu’daki bir sayfama gelinen taramada kullanılan anahtar sözcükler şunlarmış:

türkiyedeki sağ partiler        3
çıplak zenci erkekler             3
aristonun 10 temel                2
türkiye'deki sağ ve sol partiler           2
www.geylerin foto               2
nu erkek                                 1
aristo'nun 10 kategorisi       1
sanatçınin önemi̇                  1
geyler nu                               1
docs.google.com e-kitap     1
ülkemizdeki sağ partiler       1
nü foto                                   1
kasımpaşa çingene pazarı   1
sağ ve sol partiler                 1
türkiyede sağ partiler           1
çin aile yapısı                        1
turkiyede sag partiler           1
turkiyede sag sol partiler    1
yazisma tekst nedir              1
akp nin başarısızlıkları         1
lübnan trajedisi                     1
sağcı ve solcu partiler         1
türkiye'deki sağcı partiler    1
koninin hangi                        1
sağ sol partiler                      1
türki̇yede hangi̇ parti̇ler sağci                             1

Ön saptama: Bu aramaların bir öğrenci ödevi nedeniyle yapılmış olması büyük olasılık. Ancak bu durum aynı zamanda, konuyu arayan örnekleme kümesinin oldukça geniş, baştan tanımlı ve istatiksel açıdan anlamlı olmasını sağlıyor. Ayrıca, sınırlı da olsa bilgisel bir arayış sözkonusu.

Devam: Görüldüğü gibi aynı konu, 10 farklı biçimde aranabiliyor. Konunun bir bölümü bir biçimde çözülmüş durumda (gözlem sonucunda belirtiliyor) ama tamamı değil. Orayı geçip, çözümsüz olan duruma varalım:

Konuyla ilgili Türkçe’de 4 temel kitap var:

‘Türkiye’de Sağ Partiler’: Faik Bulut

‘Türkiye’de Sol Partiler’: Faik Bulut

‘Popüler Türk Solu Sözlüğü’: İnönü Alpat

‘Türk Sağı Sözlüğü’: Hüdavendigar Onur

(Duverger’in ve Berkes’in siyasi partiler tarihi ile ilgili kitapları var ama onlar 1900-1950 arası döneme ilişkin, aramacıların onlarla pek ilgilenmeyeceğini kabul edebiliriz. Bir de Türkiye’deki siyasal partilerin listesi her zaman tutulur ama onu güncellemek zor, çünkü ülkemizde yılda 3-5 tane yeni parti kuruluyor ve toplam sayı 100’ün üzerinde, yine de birkaç ay geriden gelse de tam liste var.)

Şimdi, ilk aramadan bu kitaplara nasıl varılabilir?:

Örneğin, ‘parti’ ile ‘popüler’ arasında bir anlam ilintisi kurmak gerekli. Ancak, ‘popüler’ ‘halk’ ile de ilintili. Eğer, ikisini de kurarsanız, bir semantik totolojik döngü oluşabilir.

Bunun yerine, 1.-5. derecede anlam yakınlığı listesi tercih edilebilir. Bunun da Google’sal göstermesi yapılabilir ama Google ticari bir kurum, bir Wikipedia değil.

Bu 1.-5. derecede anlam ilintilendirilmesinin her 5-10 yılda bir, değişik kültürel / eğitimsel / demografik fragmanlardaki insanlar için de taranması ve listelenmesi gerekli.

Devam: Zaten bu kitapların bilgisini internette bulunca, onları temin etmek gerek. İnternet kullanıcısı böyle bir derde katlanmıyor.

Varılan yer ne?: İnternetin konuyla ilgili bilginin yalnızca % 1-5’ini verebileceği gerçeği.

Bu, Wikipedia ve yakın tarihli konular için limit % 100 durumda. Türkçe Wikipedia ise feci durumda. Hem o sayfa, hem de Google Translate Türkçe için, bu işi yapabilecek çevirmenlerimiz ekmek paralarına kan doğrandığı için tavır koymuş gibiler.

Çıkarsama: Her kim yapacaksa, söz edilen anlamsal taramanın sonu bitmeyecek biçimde, yapılabilirse geçmişe ve eski sözcüklere de yönelik olarak, (sonuç çok para edeceği için) gerekirse genel aramaya kapalı olarak, sürekli olarak yapılması gerek. Birileri anket yapılmasına zaman ayırabildiğine göre, bu biçimde uygulama da bir yöntem olabilir.

En önemli vurgu:  Hakia gibi örneklerden biliyoruz ki yapılmış olanların hepsinin çöpe atılması gerekli ve Google tekeli orada heyula gibi duruyor, yani Google konunun en büyük engeli durumunda.

Dipnot: Bilgisayarımda, arama listesindeki ilk altı çizili ibare yazıldığında, ne Google’da, ne de Blogcu’da, benim sayfama gelinmiyor. Böylelikle buradan çıkan bir sonuç daha var: Döküm, aramanın yapıldığı bilgisayara göre değişiyor.

Siberuzay Olarak Bilgisayar Oyunu



Giriş

İlk siberuzay 1960’ların başında tanımlandı, sanatta, romanda (Daniel F. Galouye, Simulacron-3, 1964). Film olarak tasarımı için 10 yıl geçti (Fassbinder, 1973, World on a Wire).

İlk kesik plan oyun öyküsü 1980’lerde tasarlandı (Bega’s Battle). Bu aynı zamanda ilk oyun-filmin ve ilk konsensuslu kültürel siberuzay tanımının zamanıydı.

Siberuzaysal filmin asıl başlangıcı 1990’lar (Johnny Mnemonic) oldu.

Oysa ki oyunların filmleşmesi ve kesik planların filmsel olarak monte edilebilmesi, taa 2010’lara kaldı.

2010’lar aynı zamanda bilgisayar oyunu satışlarının film bileti satışlarını geçtiği zaman dilimi oldu.

Böylelikle kendisi de bir film türü olan videosal oyunların gerçek filmleşmesi de 2010’lara kalmış oldu.

Dile kolay 50 yıl: Aynı sürede geçmiş olan sinemanın ilk yüzyılının yarısı kadar bir süre.

Bu işte çok para vardı ama ticari başarı bile, kültürel yaygın-yerleşikliği sağlamıyormuş bunu gördük.

Gelişme

Bir bilgisayar oyunu kendiliğinden bir siberuzay oluşturur. 2010’ların bilgisayar oyunu teknolojisi, 5 duyu-dilin benzetişebildiği kaskların teknolojik gelişmesini de sağlamış durumda.

Bir bilgisayar oyunu epistemolojik olarak da bir siberuzay ve burada Wikipedia ile eşdeğerde.

İkisi birleştirilince, bir bilgisayar oyunu, bilgi-oyun niteliğinde.

Örnekse, 4 saatlık ‘Halo’ filmi, ‘Halo’ oyunundan bambaşka bir narrasyon.


Bir bilgisayar oyununun kesik planları toplamı, oyun planlarının toplamından siberuzaysal olarak bambaşka bir şey ve bunu Machimina yöntemi kazara sağladı (yani aslında hedeflenen bu değildi gibi).

Sonuç

Bilgisayar oyununun epistemolojik olanakları 50 yılda görülememiş. Hala da görülemiyor.

İnsan hala oynayarak daha çok öğreniyor: Eğlendiği için değil: Dene-yanıl ile kezlerce yeniden öğrenip, bu tekrar sürekli aşama ilerlettiği için.

İnternet nedense bir türlü gelecek vaat eden bir siberuzay olamadı (ki Google’ın bunda büyük payı var). O nedenle başka yollara gereksinimimiz var. Oyun aslında buna uygun değilse bile, bunun için geçerli bir yöntem.

Siberuzay olarak / kılınmış bilgisayar oyunu, bunun için siberuzaysal-epistemolojik varlık olarak işlevsel.

Yani, bu açıda ve bu yolda ilerlenirse, bu hızla önümüzdeki 100 yılda bilgisel açıdan metamorfoz geçir(til)miş bir alana varılması pekala mümkün. Yoksa, kör bir yol olarak kalır bu yol.

3B Fotoğraf ve 3B Cisim


3B cisimlerin seri ve pratik üretimine geçildi. Sivri zekalı biri, o niyetle tasarlanmamış bir cisim yazıcıdan (denenmiş) kullanılabilir ve plastik bir tabanca üretip herkesi birbirine kattı.





Bu 3 boyutlu cisimler epeyi süredir var.


Ancak, nedense hala ticari ve pratik 3B fotoğraf yok. Holografik demekten özellikle kaçındık.

Holografi de, başka 3B fotoğraflar da, kendi gözlerimizin de 3B görüşü, bir yanılsama yalnızca. Bu çok önemli.

Böylelikle, o yanılsamayı yaratacak olan teknik değiştikçe, farklı 3B görüntüler elde edilebiliyor.

1970’lerde moda olan, sonraları nedense modası geçen, bizim efemeracılık meslek dilinde ‘janjanlı’ dedğimiz, yine nedense en çok Japonlar’ın yaptığı 3B kartpostallar vardı (o zamanlar ‘Japonlar yapıyoo, abi’ idi, şimdi ise ‘Çinliler yapıyoo, abi’).

Bunun 2 versiyonu vardı:

Bir: 3 boyutlu görünen manzara.




İki: Göz kırpan veya soyunan gençkız.




Tüm bu örnekler ticari teknolojinin, parasal gelirle doğru orantılı gitmediğini gösteriyor.

Üstelik diijital kameralar, en son model cep telefonları veya tablet PC’ler tarafından ekarte edildi bile sayılabilir.

Üstelik vatandaş haberciliği, o devasa lensli, gövdesine eziyet makinalar için bir mezartaşı yazdı bile (üstelik o devasa lenslerin kullanıcıya verdiği ağır abi pozu da çok nostaljik ve eski kafalı / zihniyetli bir imaj bir de).

Bir örnek: Dandik bir makinayla yalnızca benim çektiğim, belediyenin sitesinde bile olmayan, bir Kasımpaşa yangını fotosu:




Tabii bu durumun bir de, fatihası çoktan okunmuş, inkitadaki, putlaştırılmış, eleştirisi zinhaar yasak ustalarımızın, milyonlarca karelik arşivleriyle övünüp, bir de herkesin şak şak diye fotoğraf çekiyorluğundan yakınması gibi, hem acı, hemi de tatlı, fotoğrafik bir baharat / çeşni katkısı da var.

Bakın, gördünüz mü?

Fotoğraf tarihine bakarak, aynı an diliminde, 4-5 fotoğraf tarihsel altkültürünün çakıştığını göstermiş de olduk.

Eee, kıssadan hissemiz ne?:

Lütfen, artık yayınlanabilir 3B fotoğraflar bekliyoruz...

Dipnot: Sözün bundan sonraki aşamasında, örneğini yıllar önce ‘Scientific American’ dergisinde gördüğüm, (İngilizce’de nedense ‘frozen light’ / ‘dondurulmuş ışık’ denilen ama hızı sıfıra limitlendiği için, aslında durdurulmuş ışık olan (donmuş şeyler, illa ki durmuş olmaz)) teknolojiyle çekilmiş ve opak cisimlerin ardını gösteren, yani onları saydamlaştıran, fotoğraf teknolojisi var. O nedenle, 60 yıllık ustalarımıza, yaşamlarında kaç tane 3B ve kaç tane durdurulmuş ışıkla fotoğraf çektiklerini, buradan soruyorum şimdiden.

İlgilenenler için, bu konu ile ilgili yakın tarihli bir örnek:


Çarşamba, Mayıs 08, 2013

İnternet ve Kitle


20 küsur yıllık global internetleşme sürecinin sonucunda, bazı olgular limitte somutlaşmış gibi:

7 küsur milyarlık Dünya’da, 2 küsur milyar internet kullanıcısı var ve bunların % 30’u ayda 1 kez bile internete girmiyor durumda. Diğer bir deyişle, tam-etkin internet kullanıcıları (diyelim her gün internete girenler), dünya nüfusunun % 10’u bile etmiyor hala.

İnternet kullanıcıları açısından, 1995-2015 itibarıyla, 4 kültürel mod mevcut:

Proto-feodal, feodal, sosyolojik / sanayileşme, ikinci sanayileşme / bilgisayarlaşma.

Ortada önesürülen bir ilerleme var. Ancak, bu yanıltıcı bir iddia.

Denizde bir dalgaya baktığınızda gördüğünüz yön, gerçek devinim yönü değildir. Su parçacıkları, aşağı yukarı devinirken, biz onu doksan derece dik açıda deviniyormuş gibi görürüz.

Ayrıca dik devinim, döngüsel devinim de olabilir ve biz aynı dalgayı yine aynı yönde deviniyor görürüz.

Metafor:

Bu durumda, bir internet kullanıcısı, eğer en son olgulaşmış kültürel modun yerleştiği dönemde doğmuş olacak kadar genç değilse (yani biri yokmuş gibi hiç yaşamamışsa) , internet kullanırken bu kültürel modlar arasında salınır olur.

Yani bir çoban, internet kullanırken, 1.’den başlar, 2., 3. ve 4.’den geçer ve yine 1.’ye döner. Evet, bu bir kültürel kısırdöngüdür ve din ve milliyetçilik gibi kuvvetli kültürel göstergeli konularda, internette gözlenen davranış aynen budur: Yalnızca Türkiye’de değil, Dünya’da da böyle. Daha da önemlisi, araştırmacılar bunu izleyememekte, çünkü bu açıya ve bu açıdan bakmamakta.

Eğer bu durum, dijital pazarlama ve dijital reklam açısından kullanılacak olsa, bu döngüyü kullanarak onu okşayan veya tam tersine tam tersi yönde yol alıp, yabancılaşma etkisi yaratan bir duygusal artetki dizisi yaratma yolu kullanılabilir. Dinamik reklam anlayışı ikincisini yeğler.

Kitleden söz ediyorsak, istatistikten de söz ediyoruz demektir. Tarihte bazı istatiksel kültürel eşikler hep gözlenegelmiştir ve biz onlardan birine girmiş durumdayız. Dünya’da aydınlanma kültürü ve Türkiye’de 1. Cumhuriyet kültürü miyadını doldurdu (aslında her ikisi de daha çok doldurtuldu). Bu son moment, iktidar seçkinlerinin işine yarayacağına, Roma’nın çöküşü hesabınca, onları da yanında sürükleyerek, herkese zarar vermeye başlamış durumda.

İnternet kullanıcı tepkileri izleği de bunu imliyor yalnızca.

1500-2000 arasındaki matbuat döneminde bilgi pahalıydı. (Hala pahalı aslında: Türkiye’de bile bir çocuğun üniversite bitirmesi 1 milyon dolara patlıyor.) Şimdi dijital bilgi göreli bedava ama bilgiyi kullanan yok, çünkü Aydınlanma ve Cumhuriyet türü altkültürlerin yarattığı bilgi açlığı ve hevesi kalmadı.

İşte o nedenle, internetinki dahil, 2. Sanayileşme’nin öncü altkültürleri, daha önceki benzerlerinde yaşandığı üzere, bir oluşup bir kaybolacaklar ve sonunda kalıcı olarak oluşmuş olacaklar ama bu süreç 250 yıl falan alabilir. Anımsayalım: İnternet henüz 20 yaşında: Daha çok yol var yani. Düşünün ki 5.000-6.000 yıllık yazı altkültürünü Dünya’da benimsememiş nüfus oranı hala % 50.

Eh, sen cahil ve aptal kalmayı yeğlersen, sana semer vuracak, yani senin beynini manipüle edecek birileri de elbette çıkar.

İnternetin şu an gösterdiği budur.

Salı, Mayıs 07, 2013

Blogcu ve Anahtar Sözcükler


Yazarport gibi Blogcu da, aramada kullanılan anahtar sözcüklerin kaydını tutmuş.

5 Nisan – 5 Mayıs 2013 tarihleri arasında, buradaki bir sayfama gelinen taramada kullanılan anahtar sözcükler şunlarmış:

türkiyedeki sağ partiler        3
aristonun 10 temel                2
nu erkek                                 1
aristo'nun 10 kategorisi       1
sanatçınin önemi̇                  1
geyler nu                               1
docs.google.com e-kitap     1
ülkemizdeki sağ partiler       1
nü foto                                   1
kasımpaşa çingene pazarı   1
çıplak zenci erkekler             1
sağ ve sol partiler                 1
türkiyede sağ partiler           1
çin aile yapısı                        1
turkiyede sag partileri          1
turkiyede sag sol partiler    1


İşte bu liste, anlamlı bir göstergeler dizisi veriyor:

16 başlıkta 10’dan çok konu var.

Tahmin edilebileceği gibi, başlıkların hepsi birbirine 5 benzemez durumda.

Demek ki 5 benzemez konularda ya da kültürolojinin tüm spektrumunda yazmak, okunmak için uygun bir yol.

Demek ki Wikipedia okuru gibi, Blogcu okuru da inanılmaz dağınık kafalı ki post-modernizm ertesinde fırtına ertesi yorgunluk gibi yorumlanabilir.

Şerh: Bunları yazarken dağınık kafalı değilim, çünkü elimde bir kavramsal çerçeve (Murdock’unki) mevcut. Aynı zamanda tüm metinler, adresli ve referanslı durumda.

Demek ki Wikipedia gibi bilgi yönelimli bir site ile, Blogcu gibi eğlence yönelimli bir site arasında, kullanıcı açısından nitelik farkı yok.

Demek ki okura yönelik olarak, yaylım ateşle nokta atışı arasındaki derleme tavrım işe yarıyormuş ve istediğim tüm demografik kesimlerin içinden okur bulabiliyormuşum.

Yine de:

Bu durumun internetin tüm tarihi boyunca geçerli olmasını beklemiyorum. (Olursa da, çok tuhaf olur.)

Demek ki:

Dünya’da ve bizde blogun yükseldiği 2005-2015 arasındaki moda sürenin bitimine yaklaşırken, 2006’da başlayan neo-blog dönemim, misyonunu fazlasıyla yerine getirmiş.

Demek ki:

Dün dündür cancağızım, yarına yeni şeyler lazım.