Pazartesi, Şubat 09, 2015

Tango Notları



Kesinlikle ve kesinlikle, dünya salon dansı yarışmalarındaki gibi, tango yapılmaz. Zaten tangonun yarışması olmaz. Zaten tangonun salonu olmaz.
Ara ek: Aslına bakılırsa tango, en azından doğrudan seyretmek için midir, o bile kuşkulu bizcesi. Onu (canlı yayın tangoyu) seyrederek epeyi şey öğreniyoruz, ayrı konu. Demek ki buraya, tango icrası sırasında canlı seyirci izleyici olmayabileceği şerhini eklemiş olalım biz de.
Tango, bir spor değildir, bir sanattır. Akrobatik yanı da yoktur. Bedensel zorlukları vardır ama akrobasi yalnızca ve yalnızca zorluk için zorluktur, işlevsel olarak değil, örneğin akrobasi pekala insanı sakatlayabilir. Tango ise, insanı sakatlamaz, iyileştirir, hem bedenini, hem ruhunu.
Tango, yerel / ulusal bir modern dans çeşididir, Japon buto’su gibi. Ve sonradan, caz gibi globalleşmiştir. Ve yine caz gibi, henüz yolu bitmemiştir. Onun yolunu tıkamamak, onun avangardlığını korur. Yoksa, onun da yaratıcılığı, diğerleri gibi kuruyup gider, muhtemelen gitti bile.
Avangard olmayan tango, tango değildir. Avangard olmayan modern dans, modern dans değildir. Avangard olmayan dans, dans değildir (salon dansları başta olmak üzere). Avangard olmayan sanat, sanat değildir.
Tango, seksin ayakta yapılanıdır.
Tango, seksin başka türlü yapılanıdır.
Tango, seksin aktuel değil, potansiyel de olsa, az bulanan bir türüdür. Bu bile önemlidir, bambaşka libido ve yaratıcılık yolları açabalir bizlere.
Dansın da, modern dansın da, seksin de başka türlü olabilenini yapmak, ağır (zihinsel, bedensel, cinsel) efor gerektirir. Gerçek politik tangoyu, Carlos Sauro, ‘Tango’ filminde bir bölüm olarak yaratıp koyarak, bunu göstermiştir. Piazzolla, bunu başka ve epeyi dolaylı biçimde yapmıştır: Bu nedenle de, aksiyon anti-faşisti değildir, yani o tangonun faşistliğine taraftar kalır: Kendi müziğini yaratabilmek ve sürdürebilmek için. Sonra da, 40 küsur yıl boyunca aynı tango müziğini ve neredeyse her kezinde, ilk kezinden (‘Pulsacions’ albümünden) daha kötü olarak yinelemiştir.
Tango, dolgun bir kadın ve kalın bir erkek bedeni ister. Boy önemli değildir, boyla birlikte kilo ve boyun kiloya oranı değişir yalnızca.
Tango, erkeğin kadından uzun olduğu biçimde tasarlandı ama pekala tersi de olabilir: 2 kadının tangosu olmuştu.
Şerh: 2.25’erlik ve 125’er kiloluk 1 kadının ve 1 erkeğin tangosu, epeyi ilginç olurdu. Bu boyda, futbol kalecisi ve güreşçi erkekler olabildiğine göre, burada da sınır zorlanabilir pekala gibi. ‘Taht Oyunları’ndaki kadın-dev savaşçı, pekala bunu becerebilir gibi.
Arjantinliler’in de yaptığının tersine, tango yavaş yapılır. Bütün modern danslar yavaş yapılır. Bütün yavaş yapılan danslar ve modern danslar, eforu hızın azalmasıyla ters ve geometrik oranlı olarak arttırır. (Buto bunun en açıkseçik kanıtıdır: Ya da durmak, devinmekten daha zordur.)
Arjantinliler’in yaptığından biraz farklı olarak, kadınla erkek, birbirine uzak olarak değil, yakın olarak, çoğunluk sürtünerek tango yapar, yapsa gerekir. Bu izlenmeyi zorlaştırır, dolayısıyla yeni film-çekim teknikleri bulmak gereklidir. Ayrıca bu sürtünme, yine Arjantinliler’in yapıtğından azıcık farklıdır.
Tangodaki klasik mimik-jest replikleşmesinin tersine, doğaçlama da vardır. Daha önceki çalışmalarda bunu ayarlamak mümkündür. Aynı mimik-jest replik jestleşmesinin birden çok karşılığı olur. Bunlar devinim olanaklarını içeren bir ağa / merceğe doğru ıraksar ama sonra yakınsar. Böyellikle, permütasyonlar uzun süre yineleme olmayacak denli çeşitli olur ve artı tango yolunu yitirmez ama dansçıların güçlü bir motor belleğe sahip olması gerekir o zaman. Böylelikle tango, tekdüzeliğinden kurtulur.
Tangoya sokulan üçüncü kişi klişesi, başka biçimlerde tasarlansa gerekir.
Tangoya çakılmış olan iktidar kurma ilişkisi, kadınlarla erkeklerin iktidar ilişkisi, artık epeyi ve epeyi değiştiği için, yeniden şak diye tasarlanması mümkün değil şimdilik ama hiç olmazsa bunun denenmesi gerekir şimdilik.
İlginç olan şey, reel-tangodaki dokunma eksikliğidir. Ne görünüyor olursa olsun, reel-tangoda kadınla erkek greçek anlamda birbirine dokunmaz ki zaten reel-iktidar mücadelesi de budur. Hani, ‘Shibumi’de birbirini orgazma ulaştırma ve ulaşmış gibi kandırma  türünden, kadın ve erkek arasında, birbiri üzerinde iktidar kurma vardır ya, onun gibi bir şey.
Demek ki anarşinin, iktidarın, dokunmanın, durgunun, seksin, tango için yeniden hayal edilmesi gerek. Bu ister yerel, ister global olarak denenebilir; ister tümevarımsal, ister tümdengelimsel olarak; ister edimsel, ister kuramsal olarak denenebilir: Yeter ki ve yeter ki artık denensin. Yoksa, bu yapılamazsa, birkaç onyıl içinde tango kültürel antropolojinin ufkundan ayrılacak. ‘Hollanda Dans Tiyatrosu’nun avangard modern dansı öyle oldu ve klasikleşti / klişeleşti çünkü.
Ara ek: Türk tangosunun olamıyacağı, Şecaettin Tanyerli sayesinde 50 yıl önce falan kesinleşti.
Tangoda anarşiye kapı açılmamış pek. Oysa tango, tanım gereği anarşist bir şey.
İktidar bu sıralar, yönetmektense yönetilmeyi seçenlerle hiç yönetmemiş ve hiç yönetilmemişlerin praksisinde saklı durumda şimdiden.
Dokunmayı, insan türü ve onun kültürü, 5 milenyumdur öğrenemedi hala, Taoist / zen budizmsel dokunma bile icat edilemedi o zaman bile ve hala henüz maalesef.
Durguyu, buto çok iyi icat etti. İster sıfır icat, ister varyasyon. Burada yol açık durumda.
Seksin epeyi çeşitlemeleri yeniden ve yeni olarak icat edildi ama nedense, buralara giren pek yok şimdilik gibi.
Üste ek: Oysa tango, birbiri üzerinde iktidar kurup da, seksi beceremeyebilmenin tam da üzerinde raksediyor.
Yeni-(1)- tango daha önce icat edildi.
Demek ki ‘yeni-N-tango’ icat edilmeli.
Nokta. Es.

Konu sürecek.

Pazar, Şubat 08, 2015

Tayyip'in Ekonomi Bilmezliği



Tayyip, giderayak inciler döktürmüş:
“Keynes ile Smith'i vurdurmak suretiyle bir yere varamazlar.”
Kim kime vuruyor?
Ne vuruyor?
Ne alaka?
Olay, ‘Göklerde Vuruşanlar’ filmi mi yoksa?
Açımlama:
Aralarında 100 yıl falan var. Kapitalizmin farklı momentleri için kuramlar önesürdüler.
İlki, ekonomik durgunluktan çıkmanın yolunu belirtir. İkincisi, ulusların sömürüyle zenginliğini doğrulamaya çabalar ama beceremez. İkisinin de ana / birincil ekonomik derdi, faiz veya enflasyon değildir.
'Faiz ve enflasyon doğru orantılıdır.'
Hayır, ters orantılıdır: Faiz düşerse, tüketim artar, o zaman da enflasyon artar. Ayrıca, ters oran da doğrusal değildir. Yani, % 1 faiz düşerse, enflasyon % 1 artmaz.
Bir de, Neo-Ekonomik Parametreler’in özel bir durumu var:
AB’de ve ABD’de, eksi reel veya nominal faiz ve limit / pratik 0 enflasyon var. Üstelik tüketim kilitlenmiş durumda. Yani, acaip bir ters-stagflasyon durumu var.
“'Faiz sebeptir, enflasyon neticedir' dedim. Fakat şu anda Merkez Bankası'nın anlayışında ve bazı arkadaşlarımızın anlayışında hâlâ şu var: Enflasyon sebep, faiz neticedir.”
İkisinin birarada olmaması ve arada bir neden-sonuç doğrusallığı değil de, neden-sonuç ağı olmaması için hiçbir sınır / engel yok. Sonuçta, enflasyon da faiz de kendini de etkileyen parametreler durumunda. Çok basit: Enflasyon artınca, yan fiyatlar yükselince, tüketim yeniden düşer, enflasyon da düşer.
Günümüzün klasik ekonomik diyagramlarında bu, 4’lü bir grafik toplamı ile gösterilir:
Faiz düşer, tüketim artar, yani insanlar tasarruf yapmazlar. Tüketim artar, üretim artar. Üretim artar, ciro artar. Ciro, yani para bolluğu artar, enflasyon artar. Tabii tasarruf olmadığı için, yatırım olmaz, üretim düşer, sonra hoop ekonomik kafastü çakılır, durum bakınız biz şu anki TC olmakta.
Aslan Tayyip, kulağını tersten gösterdin ama kendini pek iyi açımladın:
Yaktın bizi Tayyip...

Söylediğin yalnızca bundan ibaret...

Cuma, Şubat 06, 2015

Mehmet Erdem: Hakim Bey: Kuzey Güney



Mehmet Erdem, Muhammed’in erdemi, yani peygamberin erdemi demek, nominal olarak...
Ne diyor?
‘Hakim Bey’.
Hakim, hekim, hakem.
Kimin nihai hüküm? Kim nihai hakim?
Allah’ın...
Peygamber kimin peygamberi?
Allah’ın...
Bu böyle biline...
Bunu bir ateist diyor.
Kuzey-Güney, yani aşağıdakiler, yukarıdakiler...
Yani bazı müminler, bunu Allah yaptı sanıyor ve sandırıyor  külliyen yalan, insan yalanı..
Kuzey-Güney, aynı zamanda bir Türkçe dizi idi.
Gelelim klibe ve şarkıya:
Klip ne yazık ki çok zayıf. Erdem’in şarkıları güçlü ama klipleri hep zayıf, bunu da not düşmüş olalım.
Bir bakalım şarkı sözlerine:
“Şikayetim var cümle yasaktan
Dillerimi hakim bey bağlasan durmaz
Gelsin jandarma polis karakoldan firarda mapusa sığmaz eyvah
Gün olur yerle yeksan olurum
Gün olur şahım devri devranda
Kanun üstüne kanun yapsalar
Söz uçar yazı iki cihanda eyvah
Sussan olmuyor, susmasan olmaz
Dil dursa hakim bey, tende can durmaz
Yazsan olmuyor, yazmasan olmaz
Kaleme tedbir koma, tek durmaz.
Söz: Sezen Aksu Müzik: Sezen Aksu”
Breh breh breh...
Öncelikle bu, Pir Sultan Abdal türü bir halk şiirinin devşirmesi olabilir ancak. Eğer Aksu Alevi ise başka tabii ki...
 ‘Söz uçar, yazı iki cihanda, eyvah...’
Bir: Söz uçar, yazı kalır.
İki: Ve eyvah.
Kuzey-Güney eyvah. Muhammed eyvah. Yazı eyvah. Yazar eyvah.
Ama Erkin Koray’ın ‘Eyvah’ı değil.
Erdem’i bu şarkıyla tanıdım. İlk eseri, en değerli eseri gibi hala.
His hıs:
Allah’ınız sizi yazısızlığa, ümmiliğe mahkum etti.
Ama Kuzey-Güney’e mahkum etmedi, onu çözesiniz diye size kitap indirdi. Yazı ile kitap. Tabii onu da Muhammed yazmadı ayrı konu, kendisi oral-söz ile çalışıyordu.
Tek bir şarkı nelere kaadir:
Kıyamete, devrime...
Tek bir şarkı nelere kaadir:

Hükmeden Allah’sız..

Kliplerde İmaj ve Et-Ontos



Klip, tanımı gereği pazarlamadır. Aslında müziği pazarlaması gerekir ama uzun süredir, Dünya’da da TC’de de et imajı (et-ontosu değil) pazarlanır oldu.
Aslında et imajı pornodur. Ancak, kliplerde aşk ve/ya muadili hisler de pornolaştırılarak sunulur oldu.
Ara şerh:
Porno, etin bayağılaştırılması veya şeyselliştirilmesi değildir. Belli 19 Mayıs hareketleri yapılınca, seksin olduğu kanısını uyandırmaktır ki Kamasutra da aynı çizgidedir. Demek ki bu yanılsama epeyi milenyumluk.
Gelelim örneklere:
Alaturka dişilerimiz 50 yıldır yellozdur, kenar mahalle dilberidir, yani seksleri bayağıdır (banaldir).
Ancak aynı dişi, bir aşırı seksi olarak, bir aşırı romantik imajlı olarak sunulunca, üzerine bir de o dişinin gerçek mimiklerinden ve jestlerinden araya sızıntı olunca (ki buna yeni moda olarak, ‘klip oyunculuğu’ deniyor), herşey birbirine karışıyor. İrdelemek istediğimiz de bu zaten.
Örneklemeler:
Esin İris’in 2 klibi:
‘Bu Gece’.
‘Özledim’:
İkincisinde İris, saçını kaşıyışı, erkeğine dokunuşu gibi replikleri kendinden alıntılamışa benziyor.
İris’in yüzü asimetrik, bedeni ise ufak tefek. Bunlar, kliplerde pek dikkate alınmamış. Ufak tefekliği romantikliğe yakınken, ufak tefekliğin seksiliği (bodur tavuk her daim piliç) görselliğe dökülememiş.
Atiye’nin 2 klibi:
‘Bu İşte Bir Yalnızlık Var’.
‘Uyan da Gel’:
İkinicisinde Atiye vamp bir kılıkta, birincisinde ise henüz ergen olmaya bile karar verememiş orta yaşlı kadın imajında ki yapmaya çalıştığı, ergen imajında ergen et-ontosu.
Şarkıcılar da, klip yönetmeye katıldıkları için, bu karmaşanın popüler kültürün toplu bilisizliğinin aynası / göstergesi olduğunu düşünüyoruz. Yani, verilmek istenen mesaj o değil ama yine de, verilen mesaj olarak doğru gönderiyi taşıyor. Yani, atılan taş o değil ama kuş vuruluyor sonuçta.
Toplamda her 4 klipte de, her 2 hanım sanatçıda da, varlık ve görüngü feci dingildek. Yani, olan görünen değil ve görünen olan değil. Var olup da görülemeyecek etsellliklerden belki Fassbinder haberdar olmuş olabilir ama bizim alaturka klipçiler henüz haberdar değil gibi görünüyor. Asıl önemlisi ise, Yeşilçam geleneğinden dolayı, var olan ama görünmeyen imajlar / romantiklikler / hissilikler, tam da klibin şeyselleştirebileceği şeyler oldukları halde, bunların varlığından bile habersizmiş gibi davranılmış.
Sonuç:
Bizim alaturka kliplerde, bu 2 şarkıcının ve 4 klibin imlediği üzere, imaj ve et-ontos yer değiştirmiş. Bu, son 50 yıldır tam da her kesimden dişilerimizin sekso-kültürolojik davranışıdır. Bizde kenar mahalle kevaşeleri, asil kadın rollerine uygun görülür. Kliplerde de, anoreksiya nevrosis veya obezite mağdurları, peek bi sanatçı olarak lanse ediliyor.
İster klipçilerin beceriksizliği olsun, ister yerzamanın kültürel modunun gerektiriri olsun, bu durum sakil kalıyor. Hiçbir biçimde kitleye yeni imaj ve et-ontos satılamıyor. Son 20 yılda 10 şarkıcı üretilebildi ancak.

Dipnot: Türk kadını feci kötü yaşlanır. Candan Erçetin’in 52 ve Sertab Erener’in 51 yaşında aam aslında son 10 yıldır ayan beyan gösterdiği üzere. Yani, 35’inden sonra Türk kadını için, et-ontosun çöküşünü hiçbir imaj kurtaramaz. Boya küpü bile, klipler bile...

Çarşamba, Şubat 04, 2015

Bit Pazarı Anekdotları

Son 10 yıldır falan, Küçükpazar, Bayazıt Meydanı, Unkapanı Manifaturacılar Çarşısı arkası gibi kayan mekanlarda, cumartesi günleri bitpazarı açılır. Zaman da kayar, kimi öğlen ikide, kimi akşam dokuzda hava karardıktan sonra tlau.
Son zamanlarda bu mekan, Vezneciler son duraktaki İÜ Fen Fakültesi aralığı oldu.
Ancak, belediye zabıtaları seyyar satıcıları / hurdacıları rahat bırakmıyor. Baskınlar düzenliyorlar, satıcıların mallarını alıyorlar.
Dün de (31.0.15.15) öyle oldu. Sivil zabıtalar, tam ben oraya gittiğimde, satıcıların içine daldı. Bir Fargo kamyonet dolusu mala el koydu.
(Bunu, devlet memuru bir arkadaşa anlattığımda, sivil zabıtaların sivil olmaları nedeniyle, memur usülü kanunu gereğince, bunu yapamayacaklarını beyan etti. Olsun, AKP bir yolunu bulur izin verir, bir yolunu bulur, malları alır.)
Ortalık karıştı.
Sonra duruldu.
Kaçan kaçtı, kalan kaldı. Malını kaptıran kaptırdı, kurtaran kurtardı.
E, sonra eski tas eski hamam. 100 tezgah birden yeniden açıldı.
Beni aradaki hüzünlü plan etkiledi:
Ortalık tarımar edilmiş, her yerler kırık dökük eşyalarla dolu.
Ortalık yaşlı talancı kadınlarla doldu.
Kalan üç beş şeyi kapıştılar.
Yani, kendi meslektaşlarının iliğini kemiğini sömürdüler / somurdular.
Baktım baktım.

Sonra eğildim, yerden ucu kırık, kısacık bir kurşun kalem aldım. Onu açtım. Bunları yazdım işte.


Salı, Şubat 03, 2015

Haritacılık Tarihinin Kültürel Antropolojiisi


Haritacılık Tarihinin Kültürel Antropolojisi
Haritacılık tarihi, insanların varolan bilgiyi inkarının da tarihidir.
Harita, bir zamanlar biricik zannedilen ve bildiğimiz Evren’i tanımlayan, ev-gezegen Dünya’nın görsel bilgisidir.
5 milenyumluk Dünya Sistemi tarihinin, yalnızca son 500 yılında Dünya haritası kavramı olmuştur.
Aslına benzer gerçek Dünya haritaları yapımı, balonla fotoğrafçılığın icadı ve kullanımı sayesinde, 1850 sonrasında, yani yalnızca son 150 yıldır mümkün olmuştur. (1850 öncesi haritalar, bugünkü haritalarla karşılaştırılınca defolu gibi görünür.)
Geometri, yani yerölçümü, yani yerçizimi ise, 5 milenyumluktur.
Dünya’nın yuvarlaklığı, bildiğimiz enlemler ve boylamlar ve buna göre bir bölgenin haritalanması bilgisi ise, 2.200 yıldır, Eratosthenes’ten beridir var ama son 400 yıl hariç, yani 1.800 yıl o bilgi de inkar edilmiş ve yok sayılmıştır.
Bilginin kültürel antropolojisi, bilginin inkarı kadar, bilgi üretnin cezalandırılmasını da içerir. Bir zamanlar Dünya’nın yuvarlaklığını önesürmek, katli vaciplik bir dinsel suç idi.
Bir de, Eratosthenes’in tüm hesaplamaları mevcut ve kayıtlıyken, Aristo öyle dedi diye, onu usta sayıp, gerçek bilgiyi yok sayma durumu da yaşandı.
Bugün ve burada bu durumlar silsilesi, Evren’e ilişkin bilgiler ve haritalamalar için de aşağı yukarı aynen sürdürülmekte.
Örneğin, Evren’in yarıçapı 78-90 milyar ışık yılı iken, bu hesaplama epeyi onyıl boyunca genel bilgi kitaplarında yer aldırılmadı. Hala 13,5 milyar ışık yılı yazar.

Bugün hala hiçbir kitapta, Evren’in ötesinde / dışında ne alacağı yazmaz / çizilmez. Eski haritalardaki ‘Terra Incognita’ yani. Ya da ‘Terra Inexista’.

Cumartesi, Ocak 31, 2015

Akrep Akrepliğini Yapar, Sorun Kurbağada



“KCK Yürütme Konseyi üyesi Sabri Ok çözüm sürecine ilişkin yaptığı son dakika açıklamada Kürtleri baharda savaşa hazırlık yapmaya çağırdı.”
Bu kaçıncı bozulan ateşkes?
Bu kaçıncı boş atıp dolu tutma çabası?
Bu kaçıncı sözünden dönme?
Biz saymayı unuttuk, onlar ar damarını unuttu.
Bu son adımın da böyle olacağı baştan belliydi ama baştan belli olmayan şey ise, IŞİD PKK’yi dövdü, oldu.
Bir de, IŞİD’in yanında PKK / KCK / YGP, LPG gibins cayır cayır yanar, oldu.
ABD desen, PKK’den oryantal, rakkase büyük kase.
Oohh, AB kaput, ABD kahut, PKK kaput, IŞİD kaput, benim favorim, adı henüz konmamış yeni bir İslat terröist grubu tomurcuğu. Eee, mart ayı geliyor, dağlarda tomurcuklar açar artıkın. Bunlar tohumsuz olarak, mayoz bölünen terliksi hayvan gibi oldukları için, artık kısmete ne çıkarsa...
Vet, akrep akrepliğin hep yapar.
Sorun kurbağada.
Akrebi sırtına almayacak.
Hep birlikte boğulmayacaklar.
Aslında, şu andaki durum daha mavra:
Kurbağa (bu bizim ordu olmakta, Tayyip değil) kendi kendini soktu, akrep yerine...
Şöyle de denebilir:
La Fontaine fablındaki gibi şişti şişti, patladı en sonunda.
İyi mi?

Dipnot: Bu durumda benim faorim durumumda, Sezer’in yaptığı gibi, yeni bir Kadı Burhaneddin devleti daha olur. Sonra da o aile, toptan aynen tarihteki gibi ince kıyım doğranır. Tabii, bu yeni Kadı Burhanettin herhal AYM’den çıkmayacak. Bir kere çıktı, şansları sıfırlandı. Kılıç desen, epeyi paslı zaten.

Pazar, Ocak 25, 2015

Halil Kandok Güzellemesi



Önnot:
Halil Kandok ile karşılaşıp karşılaşmadığıma emin olamıyorum. Tanıdığım birine benziyor ama yaşlılıktan emin olamıyorum.
Metin:
Marjinaller, birbirlerine karşı birçok hata yapar. Bu hataların bir bölümü normallerinkine benzer ilginç biçimde.
Günümüz TC’sinde öteki olarak azınlık olarak; eşcinseller, ateistler ve anarşistler, en nefret edilenler ve en dışlananlar durumundalar.
Kandok eşcinsel, Ülkü ateist ve oto-anarşist. Metin veri tabanı olarak bu bazda irdelense gerek.
Kandok’un eşcinsel ve marjinal olarak yaptığı hata şu:
Kendisinin azınlık ve siyasal mücadeleci biri olarak, kendiliğinden ideolojik durumları anlayabileceğini varsayması. Oysa, herkes gibi onun da, tarihsel bilgileri epeyi eksik gibi görünüyor.
Şöyle demiş:
“Halil Kandok: Benim eşcinselliğimin ülkücü olmakla, dindar bir ideolojiyle ne alakası olabilir ki? Ve üstelik bu ideolojiler eşcinsel düşmanıyken, beni kabul etmeyen siyasi tarzlarla ben nasıl varolabilirim ki?”
Birçok doğru ve yanlış içiçe geçirilmiş onun düşüncelerinde.
Örnekleyelim:
Bazı Museviler, Hitler döneminde Nazi olmuş. Eşcinsellik, ne Almanlık’ta, ne Musevilik’te hoşgörülen bir şey değil ama hem Musevi, hem de Alman eşcinseller olmuş aynı dönemde. Yani, çapraz durumlar oluşmuş
Bu sırada bazı Alman-değiller, bazı Musevi-değiller, bazı eşcinsel-değiller, Alman veya Musevi eşcinsellerin ülkeden kaçmasına yardımcı olmuş. Bunların bazıları da, bu nedenle toplama kamplarında öldürülmüş.
Sonrası mı?
Fassbinder gergefi:
Eşcinsel olup olmadığı bilinmeyen bazı Museviler, Nazisel ‘abwehr’de, bazıları proto-Mossad’da, bazıları KGB’de, bazıları CIA’de çalışmış. Eşcinsel olsalar bile, o 4 ülkede, kendilerine yapılacak olanı eşcinsellere yapmışlar: Onlara zulüm etmişler.
Yani, eşcinsel olmakla bazı siyasal düşüncelerin durumu karşılıklı istatiksel bağımsızlıktır (yani, ‘birbirini etkilememe’dir).
Gelelim bize:
Bizde uygulanmıyor ama erkek eşcinseller, namazda en arkadaki çocukların arkasında saf tutabilir. (Bunun tuhaflığını Müslüman şeriatçıların görmemesi de ayrı konu.) Bunu AKP’lilerin bilmemesi veya uygulamaması bir şeyi değiştirmez. Şeriat değil, alaturka yavşaklık olur yalnızca.
Eh, tabii ki eşcinsel ülkücüler de oldu.
Eh, tabii ki eşcinsel Müslümanlar da oldu. Bunun en az birinin bakanlık yaptığını da biliyoruz.
Bunlar kitaplara ve kayıtlara geçmiş şeyler.
Bu durumda, hoşgörüsüzlüğü tersine çeviriyoruz:
Kandok, Müslüman ve/ya ülkücü bir eşcinsel, daha önce kendisine zulmetmiş olsa da, o zulüm görürse, ne yapacak?
Herkes, mazlum rolünü pek sever de, zalim rolünü üstüne giyen pek çıkmaz nedense.
Bu durumda, bir marjinal olarak diğer marjinallere hoşgörüsüz demeyelim ama anlama çabasıyla yaklaşmaz duruma düşmüş.
Bu bir.
Pozitif de bakalım:
“Bu belki de cinsiyetçi sisteme bir tepki ya da gerçekten insan kendini heteroseksist sistemden soyutlayınca, cinsiyet diye bir şeyin olmadığının bilincine varıyor. Bir kere toplumsal anlamda bir cinsiyetle hiç alakam olamaz. Yani kadın ve erkek rollerine karşıyım ama ben şu anda kendimi gerçekten hiçbir cinsiyet kimliğinde hissetmiyorum.”
Eh, işte bu. Özgür ve oto-anarşist kimliksizlik bu. Çünkü tüm eşcinsel kurumların ve yayın odaklarının, kimlik baskılaycı / tanımlayıcı yöndeki mahalle baskısı ortada.
Ancak, acaba Kandok, özgürlüğü uğruna, hemcinslerini terkedebilir mi? Negatif egzistans olabilir mi?
Burada, acımasızca görünse de şunu panoramalayacağız:
Ülkücüler şöyle diyor:
‘Ne mozaiği lan, mermer mermer.’
Eşcinsel kurumlar şunu diyor:
‘Ya bizdensin, ya da değilsin.’
Tabii ki birden çok eşcinsel kurum ve yayın odağı olduğunu da, aralarındaki iktidarsal köşe kapmacalarını da kayıtlamak gerekli burada.
Ülkücüler adam vururlar, eşcinseller kalpten vururlar. Hangisi daha büyük zulüm: Bedensel mi, zihinsel mi / duygusal mı?
Afrika’da bir genç kabileden dışlanldı mı, ormana gider, oturur ve ölürmüş.
İşte, bunu yapmayın eşcinseller. Özellikle de sizden olanlara.
En son intihar eden trans-’ın intiharında, eşcinseller de rol almış gibi.
Kandok, bunların neresinde acaba?
Özgürlüğünde mi?
Kolay gelsin Kandok. İşin zor. Biliyorum.

Dipnot: Bunu yapmadığın zaman, benim yaptığım gibi, anti-faşist biri olarak, o faşist Ülükcüler’le iletişim kurabiliyorsun. İletişim de, eşcinsellik dahil, tüm farklılıklara hoşgörü yaratıyor. Her zaman değil tabii. Arkanı hep kollayacaksın. Sonuçta bir marjinalsin. Kurbağa nasıl ki akrebi sırtına alıyorsa ve her seferinde ikisi de ölüyorsa, bir marjinal bir normali asla ve kata sırtına almamalı, sırtını da ona dönmemeli. Bakınız: Hayat Bilgisi ünite 3 falan.

Cumartesi, Ocak 24, 2015

Zeki Müren'in Şeysi


Konuyu biraz dolandırayım bari:
Bundan birkaç gece önce, laf lafı açar, sohbetlerinden birinde bir arkadaş, Zeki Müren sergisine gittiğini söyledi. Ben gitmediğimi söyledi.
Söz oradan onun Müren’le içki içmesine, benim de Ferdi Özbeğen’le içki içmeme geldi.
En son da, meşhur bir şehir efsanesi olan, Müren’in Türkçe’yi konuşarak en iyi kullanan kişi olduğu konusuna geldi ki buna hiç katılmam.
Annemle babam da hep öyle demiştir. Ancak kenidleri Müren’in eşcinsel olduğuna asla ve kata ikna olmadı. Her ikisinin de ömürlerinde bir eşcinsel tanımamış olma olasılıkları mevcuttur.
Konu burada geyikleşiyor ve damarlaşıyor:
“... ünlü magazinci Sacit Aslan, Zeki Müren'e cinsel tercihleriyle ilgili söylemlerde haksızlık edildiğini söyleyerek...”
“Zeki Müren'den birkaç kere hamile kalıp kürtaj yaptıran 3 kadın olduğunu, bu 3 kadından birinin vefat ettiğini, diğer ikisinin ise hala hayatta olduğunu açıkladı...”
Bunun üzerine, RB’un ‘best-read’ blogcusu Halil Kandok vermiş veriştirmiş.
Alıntı ve yorum gidecek:
“Biseksüellik neye dahil?”
Kadınlarla ve erkeklerle aktif veya pasif cinsel ilişki kurana, biseksüel deniyor. Platonik kısmı geçtik.
“Eşcinsellerin biseksüel de olması, onları eşcinsel olmaktan kurtarır mı?”
Kurtarmak, uygun bir sözcük değil gibi. Güzedie ülkemizin alaturka popüler kültürüne göre, aktif eşcinsel erkekler öyel sayılmıyor. Beyoğlu’nun arkak sokaklarındaki eşcinsel erkek kerhanesi, her gün kendini asla ve kata eşcinsel saymayan yurdum abazalarıyla dolup taşıyor. Tanım gereği onlar da eşcinsel ama onlar aşağılanmıyor.
“Biseksüelim diye geçinenlerin kaçta kaçının gerçekten heteroseksüel tarafı var?”
Tanıdıklarımın hepsinin. Burada oldukça mavra birkaç durum var gözlediğim:
Biseküsellerin partnerlerinden eşcinsel olanlar, eşcinsel partner (yani poligami) olursa kıskanmıyor da, heteroseksüel partner olursa kıskanıyor.
İnsanların epeyisi, biseksüelitelerini, zamansal ardışıklık olarak, bir heteroseksüel, bir homoseksüel biçiminde, tuhaf bir monogamist-monoseksist açılımda uyguluyor.
Buradan, yaşamının yalnızca bir diliminde eşcinsel ilişkiyi seçen birinin, yaşam boyu eşcinsel sayılıp sayılamyacağı tartışılsa gerek diye düşünürüm. Aynı zamanda, bu heteroseksüelite için de tersyüz edilebilir.
“Bu düşünceyle bu ülkede eşcinsel bile yoktur be; çünkü her eşcinsel aile, çevre ve toplum gibi unsurlar sebebiyle gerçek kimliğini feda ederek heteroseksüel evlilik yapmak zorunda kalmıyor mu?”
Toplum normlarına göre davranan birinin sorunu, cinsel değil. Tinseldir. Normal faşizmine biat eden biri, eşcinselllik özgürülğüneü hak etmez zaten.
Vurgu, vurgu, vurgu: Gerçek kimlik diye bir şey yoktur. Gerçek cnisel kimlik diye de bir şey yoktur. Kandok’un yazdıkları da dahil, tahayyüli dayatmalardır. (Bu konuda Kandok için daha önce yazılmış bir güzellemem mevcut, o da yayınlanacak.) hegemonya kurma çabasıdır. Bir eşcinsel üzerinde bir eşcinsel bile hegemonya kuramaz. O nedenle ‘Triton’ yazılmıştır zaten.
“BUNUN ADI HOMOFOBİDİR; Nefrettir, ötekileştirmedir, ayrımcılıktır, insan haklarını yok saymaktır...”
Bunun adı da, heterofobidir.
Ara not: Erkek Türkler, Dünya’da hem homofobik, hem homopatik (nefret suçu yani), hem de homofilik (eşcinsel erkek düzen) olabilen ender bir yaratık türüdür bizcesi.
Dönelim bizim Zeki Müren’e:
Müren’in yağız ve palabıyıklı erkeklerle fotoğrafları vardır. Daha 1960’larda falan. Benim anam babam onları gördü mü, hep merak ederim. Bir de, görselerdi, ne derlerdi, onu merak ederim.
Benim bilgime ve tahayyülüme göre Müren, ancak dam üstünde döt olabilirdi.
Dipnotlar:
Müren sergisine giden ve beğenen arkadaşım, fena homofobiktir, meyhanede bir homoseksüel olsa, orayı terkedebilen türden. Sergiyi sevmesinin nedeni de, sergideki Müren anıcılarının önemli bir bölümünü şahsen tanıması. Bu da ironik bir ikilem işte.
Kendi hesabıma ise, erkek bedeninin kadın bedeninden daha güzel olduğunu düşünen rahmetli Özbeğen’i erkek bedeninin çirkinliğine ikna etmemin neye mal olacağını düşünürüm hep.

Blünet Ersoy ise, eşcinselliğe adını verebilen bir ikoncan. Dünya’da en sevilen eşcinsel seçilmiş, iyi mi? Tabii bu, onun aynı zamanda en nefret edilen eşcinsel olmasına engel değil. Malumunuz Türkler, hem sever, hem öldürür.



Cumhuriyetsiz Yaşayabilenler



Eelecene, 100 küsur halk olmakta. TC’de değil de, rahmetli TC’de, rahmetli 1. TC’de. Hepicüğü de cumhuriyetsiz yaşayabiliyor, özgürlüksüz yaşayabiliyor, vs, vb...
AKP’nin kendisi, bir cumhuriyet tasfiyesi projesidir, bunu şu an gecikmeli olarak dillendirmeleri durumu değiştirmez. Mart 2003’te Tayyip ge(tiri)ldi. 17 Aralık 2013’te itibarıyla 1. TC küllüm mafiş oldu.
Cumhuriyetsizlik, eski Libya’daki cemahiriyye veya eski SSCB’deki halk cumhuriyeti değil. Cumhuriyetsizlik, Mithat Cemal Kuntay’ın ‘3 İstanbul’u, yeni Fetret Devri, devletsizlik demek.
Tuhaf bir biçimde, AKP’cilerin istediği ve yaptığı bu ama bundan ilk olarak kendileri zarar görecekler, çünkü feci mülklüler ve cumhuriyetsizlik, aynı zamanda (özel ve devletsel) mülkün talanı ve yağmasıdır. Tıpkı 10 yıl boyunca, AKP’lilerin bizzat yaptığı gibi. Talancıların talan edilmesi ise, tarihin ironisi olacak.
Tabii ki kültürde ve tarihte boşluklar doldurulur.
Selçuklu’nun boşluğunu 50 Anadolu beyliği doldurur, Osmanlı’nın boşluğunu 44 devlet doldurur. TC’den ilk aday da, Böyyük Kürdistan.
Fransa, 5. Cumhuriyet’te, 10 yıldır 6. Cumhuriyet bahsi var. Rahmetli TC’de henüz 2. TC bahsi yok (yani fiilen yok, yoksa 1960’tan beridir gazete başlıklarında dolanıyor konu).
Lazistan olur mu? Olmaz. Ankara’nın batısı olur mu? Olmaz. Kürdistan olur mu? Henüz olmaz.
Sonuçta; komşuları olan Ukrayna, Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan, Irak, Kıbrıs gibi fiilen parçalı ama ismen tek ülke olur TC.

Yani Fetret Devri’ne 2003’te 10 yıl vade biçtik, yani 2013-2023 dedik. 2 yılı geçti, 8 yılı kaldı. CIA bastırması / imalatı, bir sahte-sosyal demokrat iktidar gelir 2019’da. 2023 sonrası ise, uzak bir hayal şimdilik.

Perşembe, Ocak 22, 2015

Alaturka Kliplerdeki Absürd Grotesklikler 8


Kliplere harcanan paralar:
Öyle bazı klipler var ki onlara harcandığı görünen parayla tam / uzun metrajlı film bile çekilebilir neredeyse. En basitinden, bir Güney kasabasına, parası tam ödenmek koşuluyla, 10-20 kişilik ekibi 10 günlüğüne götürürsen, yüz binlerce lira harcarsın gerçekte.
Eski şarkıların yeniden yorumu:
1 şarkının 10 yılda 1, 50 sene boyunca yeniden yeniden yorumlanması, kültürel antropoloji açsıından çok ilginç örnekler verebilir: Forman’ın ‘All That Jazz’ filminin finalindeki ‘I’m Gonna Die’ şarkısı. Bizde de, klipsel yorum olaram Fatih Erkoç’un ‘Anı’sı var ki her şeyredişimde içim yanıyor, çünkü her kezinde o klibin yeni versinonundaki kişiler birer birer ölmüş oluyor.
Ancak, bizimkiler işi burada da dejenere etti:
Mehmet Erdem’in ve Umut Güney’in Barış Manço şarkısı yorumları gibi. Erdem aslında oldukça güçlü olan sesini burada kullanamamış, Güney’inse sesi hiç yok.
Eski film efekti:
1970’li yılların Yeşilçam filmlerinde, film banyosunda klorlu su kullanılması nedeniyle aşırı bir yeşil ton vardı. Bu ton ve eskimiş filmlerdeki çizikler, yeni kliplerde, uysa da kodum, uymasa da kodum, olarak çokça kullanılıyor durumda.
Uç kültürel konumlar:
Oto-biseksüeliteden çokeşliliğe dek, birçok konu, RTÜK ve benzeri kurumlara karşın, kliplerde habire boy gösteriyor.
Çaka çuka bitti, bir de öpücük:

İrem Derici’nin bu AKP ortamında, kalkıp babalar gibins, rakı sofralı ve Çiçek Pasajı’lı klip çekebilmesine şapka çıkartıyorum.

Çarşamba, Ocak 21, 2015

Önder'i Linç mi?



Bence değil.
“Önder, Burhan Kuzu’yla birlikte olan fotoğrafı yalanlarken, Bekir Bozdağ ve diğer AKP milletvekilleriyle görüntülendiği fotoğrafların doğru ve gülmesinin de doğal olduğunu yazdı.”
Fotoğrafta Önder, AKP’lilerle birlikte Yüce Divan oylaması sırasında gülüyor.
Bu aklımıza şunu getirdi:
Nazi generalleri, gündüz vakti Nazi fıkrası anlatanları kurşuna dizdirirler, sonra da akşamleyin de duydukları fıkraları birbirlerine anlatır, gülerlermiş.
Fotoğraf aklımıza onu getirdi işte.
Önder’in partisinin eşbaşkanı, kendi gençlerini sokağa döküp onlarcasının ölümüne neden oluyor.
AKP’liler, kendilerini 10 yıl boyunca destekleyen dindaşlarını ve davadaşlarını içeri attırıyor.
Sonra da, işte fotoğraftaki gibi birlikte gülüyorlar.
Oysa biz, şöyle olmasını beklerdik:
IRA konulu bir filmde bir plan vardı:
Protestan ve Katolik akiller, kimsenin haberi olmadan, düzenli olarak  görüşürler, karşı tarafın mensuplarının ahlaksızlıklarını ve yasadışılıklarını birbirlerine rapor ederler ve düzeni çift taraflı korurlar ve sağlarlar.
Bunlarsa yangına benzin döküyorlar.
Çünkü can onların canı değil ve başkalarının canı onlara patlıcan...

Gülün bakalım beyler, nereye kadar?

Salı, Ocak 20, 2015

Özeleştiri: Yüce Divan Oylaması



AKP’nin Yüce Divan oylamasında, olumsuz oy ile fire vermeyeceğini düşündüm. Katılımsızlıkla fire vereceğini düşündüm. Pek pek 15-20 tane.
AKP yaklaşık 40 fire verdi. Bunun için özeleştiri yapıyorum ama ek eleştiriler için de, şerh koyuyorum. Ne olup bittiğini henüz bilmiyorum çünkü.
AKP = 312 milletvekili.
264 hayır, 242 evet, 40 küsur boş.
312 – 38 = 274 milletvekili.
İktidar 275-275 milletvekilinde gider.
Eksi 11 kayıp var.
Tamam, bu olumsuzcuların çoğu, 3 dönem kuralı nedeniyle yeniden seçilmeyecek ama izleri kalacak geriye. Hepsi birden siyaset-dışı kalmayacak.
Vee Fethullah son golünü atmadı henüz.

Dipnot: Ben dahil tüm tahminciler yanıldı. Eee TC, her daim sürprizler ülkesi işte.

Pazar, Ocak 18, 2015

Alaturka Kliplerdeki Absürd Grotesklikler 7


1.
Derya Avcı feat Derya Avcı:
Öyle bir klip ki oto-biseksüelite gibi, oldukça ilginç bir yere / seksüel momente gönderme yapmış oluyor.
En baştan ise, ‘feat’ ‘üstün başarı’ demek. İkili klipler, bildiğim kadarıyla, ‘tek tek yutturamıyoruz, ikişer ikişer çakmayı deneyelim’ zihniyetiyle yapılıyor. Ne üstün başarısı, genelde vasıfsız-altı başarısızlık sözkonusu.
+
2.
Cem Özkan: ‘Olmayacak Bir Hayal’
Feci halde erkek-kız kardeş gibi duruyorlar. Bu da akla ensesti getiriyor. Bu da, şarkının olmayacak hayali herhalde.
+
3.
Sezen Aksu’nun bir klibinde, finale kadar mekan, tümüyle minyatür taklit-kopya yapılmış ve sonra sonunda gerçek mekana geçilmiş. Sezen Aksu’nun cismi bile. İşte şeyselleşme, bilmeden ancak ve ancak bu kadar net açımlanabilirdi: Herşey eşyalaşmış.
Sezen Aksu’nun kendindeki yaşlılığın berbatlığıyla ilgili saptaması önemli.
O nedenle, yaşlanmadan epeyi önce, zirvedeyken yarıştan / oyundan çıkacaksın ki sonra yerlerde sürünmeyesin.

Hayat Bilgisi dersinin başlangıç ünitelerinde böyle yazar.

Cuma, Ocak 16, 2015

Dünya'da Hangi Ülkeler Kadınlar Tarafından Yönetiliyor?

“Birleşmiş Milletler tarafından tüm dünyada tanınan ülke sayısı 193. Bunlar arasında kadınların yönettiği ülke sayısı ise, Hırvatistan'ın da son olarak kadın bir lider seçmesi ile ancak 19'a yükseldi.”
% 10.
Fena değil.
% 50 olsa ne olur?
Bugünkünden farklı hiçbirşey olmaz.
Listeye baktığımızda, sürpriz olarak, 3. Dünya ve İslam ülkelerinde bile kadın başbakan görüyoruz.
Türkiye bile kadın başbakan tarafından yönetilmişti ve tarihinin en yüksek enflasyonunu ve en yüksek devalüasyonunu yaşamıştı. Üstelik ekonomi profesörüydü kendisi.
Devamında:
Bugün ABD, bir kadın başkana hala hazır değilmiş. Bunu kendileri söylüyor.
TC’de bir kadın cumhurbaşkanı en erken 2027’de belki olur.
Asıl İslam ülkelerinde kadının seçme ve seçilme hakkı olmadığı için, durum değişmez.
Tarih bir daha Thatcher gibi birini başımıza musallat etmez dileriz.
Suikastle öldürülen kadın lider de var:
İndra Gandi (Hindistan).
Bu panorama ile:
En azından 20. Yüzyıl tarihine bakılınca, kadın liderlerin pek bir şey değiştirmediğini görüyoruz. Şunda epeyi kraliçe var Dünya’da.

Nedense bu basit gerçek inkar ediliyor.

Toplama Kampı Psikolojisi



Kısaca şöyle özetlenebilir:
Öncelik sırasında ilk 7 sırada kendini seçmek, seni belki sağ bırakabilir.
Her an öl(dürül)ebilirsin ki bu da duygu durumunu çook deforme eder.
Yazın 1 ay parkta açıkhavada yattım. 6 ay sonra aydım ki toplama kampı psiklojisinin özel bir durumunu yaşamışım.
Gasp ve darp tehlikesi yaşadım. Uyurken yaşadım. Duygu durumumu dağıtan bu oldu. Uykuya özel önem veren biriyim. Uyuyamazsam, yaşayamam çünkü.
İnsanların zulmünü yaşadım ve bunun dibi ve sonu olmadığını.
Çok çeşitli altkültürler vardı: 3 çeşit Çingene, Suriyeli göçmenler, AKP’li propagandacılar, deli bir evsiz kadın, benim gibi olağan evsizler, vb...
Bu da çok kaf dağıtıcı bir şeydi. Herhangi birine odaklaşıp iletişim sağlayamıyordun.
Herkes birbirine düşmanıd ama ben şanslıydım. Deli hatun bana yardım etti.
Sözü Bukowski ile bağlıyoruz: Bazı insanlar, barışta bile, savaştakinden daha kötü koşullarda yaşarlar.
Ya da bencesi:

Toplama kampı koşulları şimdi ve burada, barışta... Uzakta bir yer ve zamanda, savaşta değil.

Çarşamba, Ocak 14, 2015

Eşcinsellik, Zıtcinsellik, Feminenlik



Bu metin şu metnin çağrışımları nedeniyle yazıldı:
Eşcinsel erkekler feminendir, çoğunluk.
Eşcinsel kadınların pasif rolde olanı feminendir, hatta çocuksudur, aktif rolde olanı maskülerdir.
Zıtcinsel kadınlar feminendir ama feci artizlik olarak.
Bencesi, erkek eşcinsel erkekler de, bu sahte / taklit kadınsılığı taklit ederler, bu da 2 kere parodi olur.
Bu bir.
Dönelim başa:
Cinsel kimlikler öğretilir ve öğrenilir ama kadının feminen rolünü, bu işten çıkarı olan erkekler değil de, kadınlar tasarlamıştır. O yüzden kadın feminenliği, yine kadın tasarımı olan ve aşırı işlevsiz feci kadın el çantaları gibidir, eşya taşımak gibi, ana işlevi dışında her işe yararlar. Kadın feminenliği de, cinsel (çiftleşmesel) mesaj dışında her işlevi görürler.
Bu iki.
Cinsel mesajlaşmaların, gayet banal alaturka olan naz, işve, eda gibi kırıtmalara kalması, üzücü bir durum doğrusu. Bir zamanlar, o filmlerinde, ‘senin yerin mi, benim yerim mi?’ esprisiyle, bu konudaki kısa yolla dalga geçilirdi ama o tarz yine de en dürüstü hala.
Bu üç.
Yani, ister zıtcinsel olsun, ister eşcinsel olsun, feminenliğin ‘gösteririm ama vermem’ aşamasındaki milenyumluk istopu berbat bir şaka gibi.
Bu dört.
Feminenlik eşcinselde de olsa, zıtcinselde de olsa fark noke. Birbimize hiçbir konuda yalan söylemeyelim.

Bu da beş.

AKP Abuksuyor



“Ak Partili milletvekillerinin Türkiye’nin resmi armasının belirlenmesi için verdiği kanun teklifinin görüşmelerine başlandı. Armanın seçim sonrasında oluşturulacak komisyon tarafından belirlenmesi bekleniyor.”
Di mi?
Herşeyimiz tamam, bir armamız eksik. Onu da tüy niyetine dikerler herhalde.
Not: Canlı programda bu konuda abuksayan, akademisyen ve popüler tarih programcısı Mehmet Altan’a karşı nutkumuz tutuldu netekim.
“Divanü Lugati’t-Türk’ü Osmanlıca yazmayan Kaşgarlı Mahmud’u eleştirmiş, “bu Kaşgarlı Mahmud gibiler yüzünden dedelerimizin mezar taşını bile okuyamıyoruz” demiştir.”
O sözlük, Arap Alfabesi ile Türkçe’dir. Hani, senin 16 Türk devleti diye saydıklarının dili yani.
“Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, kimsenin İslam'ın kutsal değerine ya da herhangi bir dinin kutsal değerine hakaret etme hakkı olmadığını belirterek, "Teröre karşı olduğumuz kadar İslam düşmanlığına da karşıyız, yabancı düşmanlığına da karşıyız'' dedi.”
E sen, onların kutsallarına saygı duyuyor musun ki?
Senin dinin hiçbir dinden üstün değil ki...
Kendi dininin kurallarına uymadığın bir din yalnızca...

Senin dinin, ülkeni yabancılara satmamanı emreder. Sen sattın çoktan.

Demba Ba: Ne Sağcıyım, Ne Solcu, Futbolcuyum Futbolcu



1980 öncesinde lümpen apolitikleri tanımlamak için, böyle denirdi. (Bu arada ben de, hiçbir toplumsal eyleme (cenazeye, mitinge, vd) katılmadığım için öyle addedilirdim.)
Beşiktaş’ın Müslüman oyuncusu Demba Ba’nın durumu böyle olmuş:
“Sunucunun ‘Müslüman mısın, yoksa İslamcı mı?’ sorusuna ise Demba Ba, "Mensubu olduğum dinden insanlar yıllardır öldürülüyor. Öldürenlerin hangi dine ait olduğunu sormadık. Katil katildir" yanıtını verdi.”
Neden sormadın peki?
Müslümanlar’ı öldürenler, Hristiyanlar ve Museviler. (Hindular da öldürüyor ama onlar fazla gündem ve medya geştaltı şeyttirmiyorlar.)
Peki, sen ne yapmışsın Demba Ba?
Anakıtanı köleleştiren ve sömürgeleştirenlerin ülkesinde, sınıf atlamak için futbolcu olmuşsun ve atlamışsın da. Seni o ekrana onun için getirmişler zaten.
Ayrıca şu soruyu da sorman gerekir:
Olaylar sırasında Müslüman katiller, Müslüman polisi de öldürdü.
Neden böyle?
Sana sorulacak soru da şu:
Neden, sen dahil Müslümanlar, Hristiyanlar’a 400 küsur yıldır gönüllü kulluk ediyorlar?

‘Ne sağcıyım, ne solcu, futbolcuyum futbolcu’ olunduğu için mi yoksa?

Çocuk İnfazcı

En sonunda bu da oldu:
Çocuklar tetikçiliğe başladı:
“Suriye ve Irak’ta terör estiren IŞİD, yeni bir propaganda videosu daha yayınladı. IŞİD, geçtiğimiz Kasım ayında çocuklara silah eğitimi verdiği görüntüler yayınlamıştı. O görüntülerde Abdullah isimli bir çocuk ön plana çıkıyordu. Dün yayınlanan videoda ise, Abdullah’ın eğitimini tamamladığı görülüyor. Abdullah, Rusya adına casusluk yapmakla suçlanan 2 kişiyi infaz ederken görülüyor.”
Küçük bir ayrıntı var:
O çocuk Arap değil, Orta Asyalı.
İnfaz edilenler de Orta Asyalı:
“IŞİD saflarına sızarak Rusya adına casusluk yapmakla suçlanan Kazak kökenli Mamayev Cambulat Yesenajoviç ve Ashimov Sergey Nikolayaviç, kameraların önünde çocuk savaşçı “Abdullah” tarafından öldürüldü.”
Kadın infazcı. Çocuk infazcı.
Silahsız savaştan sonra kanıtlandı ki savaştan muaf olan hiç kimse yoktur. Biz bunu 1999 gibi yazdığımızda, infialle karşılanmıştı. Eh, şimdi ayarlar mı, o da belli değil.
Buradaki durum, gelecekbilim değil, olmakta olana aymak. O zaman da bunlar yaşanıyordu ama medya geştaltı önünde değildi yalnızca.
Aazz sonra:
Kız çocuklar, annelerini ve babalarını infaz ederler.
Erkek çocuklar, kızkardeşlerine tecavüz ederler.
Naklen.
‘Naklen Ölüm’, 1980 tarihli bir film idi, anımsana ve unutulmaya...
O filmde başrol oynayan Romy Schneider 1982’de, neredeyse naklen ölüm olan bir intiharla yaşamını bitirmişti.
Naklen ölüm istendiğinde vereceklerini bir televizyon yönetmeni söylediğinde, yıl 1985’ti (BBC yapımı ‘Televizyonun 50. Yılı’ belgeseli).
Medya geştaltı 2010 itibarıyla artık işlemiyordu.

Ve şimdi 2015’teyiz.