Çarşamba, Aralık 07, 2016

Rowling ve 'Fantastik Çirkinler'inin Estetiko-Politik'i

1880’ler; polisiyenin, bilimkurgunun ve fantastik yazının başlangıç dönemiydi. Bir tür Altın Çağ sayılıyordu ama ertesinde 2 dünya savaşı geldi.
Ancak, onların arkasından 2 atom bombası ve ilk yapay uydu da geldi. Homo Posterus da geldi. Homo Posterus, şu an için embriyo bile sayılmaz ama tohum sayılır.
Sanat eserlerinin akışı ile siyaset olaylarının akışı, neden-sonuç ilintisinde değil de, bir tür koşutluk ama birbirini kesen ve aykırılaşan (kesmeyen) frekans kaymaları ve faz konjügasyon binmeleri taşırlar. Yani, sanat ve siyaset, diğerleri dahil tarihin holografisini oluştururlar. Sanat eserleri, besleyici ışındır, bir tür metafor olarak ve iki kere nominal ve tözsel anlamda.
Yine öyle oluyor gibi:
Hepsi İngiltere kökenli olarak (bu ayrıca irdelenmeli) Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi, Holmes-neo ve en son da bu geldi:
Fantastik Yaratıklar ve Onları Nerede Bulursunuz? (aslında daha çok, onları nerede bulmak, gibi).
Bir de ‘Iron Sky 1-2’ gibi daha doğrudan politik metafor olanlar var, Thatcher, Putin ve Hitler politik orjisi alegorisi içeren.
Evet, yeni sanat ürünleri geliyor, yeni tarihsel ve politik dönemler geliyor ve aralarında ironik-semantik ilintiler var.
Tüm bilimkurgularda, polisiyelerde, fantastiklerde Dünya yıkılıyor, hem de feci yıkılıyor. ‘Kara Şahin Düştü’ dokdramasından başlayarak, tüm kurmaca örneklerde ABD yıkılıyor. Tamam, 11 Eylül post-travma’sı ama bizce proto-travması da.
‘Unthinkable’ gibi, ‘Kong’ gibi, ‘Kara Şahin’ gibi, olmadık düşmanlar yıkıyor bu kez ABD’yi. Kong evinde saldırıldığı için saldırıyor, IŞİD gibi, Taliban gibi.
Bu açıdan ‘Fantastik Çirkinler’, bir yönüyle X-Men olağanüstülüğü taşıyan bireyler, Yankiler’in ve Holywood’un bir tür İngiliz özüne dönüşü (son yıllarda çok fazla İngiliz kökenli oyuncu transfer edildi, tarihte ilk kez olarak), bir yandan ‘Iron Sky 1-2’ politik alegori orjisi / absürd-grotesk-komedi’si, bir yandan inanılmaz masalsılığı (ki bunu Harry Potter sağlayamadı örneğin, hatta ‘Yüzüklerin Efendisi’ bile öyle, çünkü o olsa olsa, ‘Taht Oyunları’ prototipi oldu), bir yandan ters yüz edilen sinema semantiği ile, meta-sinemaya çapraz yollu, kulağını tersten gösteren bir yolda.
Ama bu bir yol ve anlatı ve anlambilim açısından bu sıralar çok anlamlı ve tarihle anlamsal çakışık:
Evet, tarihte de en olmadık fantastik öyküler gerçek oldu, yalnızca 15 yılda, 500 yılın devleri çöktü, çökertildi, hem de kendi askeri (zihin oyunu) hataları ile…
Evet, sinema ve tarih bu zihin oyununda çakışık kalıyor epeyidir, raslantısal olarak sinemanın ikinci yüzyılının ilk 20 yılında hep öyle oldu.
Bu, yeni bir sanatsal başlangıç, yeni bir tarihsel eksodus, ipotek edilmiş geleceğin geri alınması, Spartacus’çe ama…
Romanı okumadığım için, o da bu denli başarılı mı bilmiyorum ama film çok başarılı…
(7 Aralık 2016)

Salı, Aralık 06, 2016

Açlığın Ahlakı ve Ahlaksızlığı

2 örnek var elimizde, biri alaturka, biri alafranga:
Latife Tekin, fakirliğini korumaya çabaladığını söylemişti ama hiç gerçekten fakir ve aç kalmamıştı, çünkü abileri çalışıp onun yazarlığını finanse etmişti. Aslında, yalnızca onun evde oturmasını ve erkek içine girmemesini istiyorlardı, çünkü dış Dünya’nın vahşetini biliyorlardı ve kızkardeşlerini koruyorlardı.
Paul Kennedy, 500 yıllık makro Dünya Sistemi üzerine kitap yazmış bir yazar. Bir G-7 müreffehi olarak konuyu üzerine alınıp, bir imarethanede çorba dağıtmaya başladı.
Her ikisine karşıki öznel ve nesnel pozisyonumu daha önce yazdım:
Tekin’e karşı ben fiilen fakir kalmak durumundayım, çünkü yazmaktan para kazanamıyorum ve benim için özgürlük ekmekten önce gelir.
Kennedy’ye karşı ben, onun çorba dağıttığı yerde, çorba alıcısı konumundayım. Jack London ve onun kurmacası Martin Eden’i çorba kuyruğuna girmezdi ama ben girerim, girdim, giriyorum, gireceğim.
Peki behey molla, Şeytan bunun neresinde?
Şurada efems:
Açlığa karşıki iradi seçimde ve bu bedensel-nesnel, bir de davranış örüntüsü seçimi ve bu zihinsel-öznel.
Açlığa karşı kimse dayanamaz. Dayanamadı da. Bunu toplama kampının yumuşatılmış anılarından biliyoruz. İnsanlar açlık karşısında 24 saatta çözülürler (kuyruktakiler henüz çözülmedi, çünkü o kadar aç değiller henüz, kriz artınca olacaklar ama).
Shevek’in buna çözümü şuydu:
Bol hoşaflı bir yemekhaneye gelir. Önce her akşam 2-3 hoşaf içer. Sonra kendini ahlaken tartar. Her akşam bir hoşaf içmeye başlar. Bu, hakim fıkrasındaki 3 fasulye ama 1 pilav yok durumudur. (O artan hoşafları kimin içtiği, ayrı bir fıkra konusu olabilir.)
Yani insanlar, açlıkla çok tartıldı, çok terbiye edildi.
Şerh:
İnsanlık tarihinin en çok hızlı ve çok ölümleri salgınlarda olur. Ancak bunu ahlak kitabı ortalarda yok ama bir kitap var: Refik Halid’in kardeşinin Bakırköy 1913 veba salgıncığı İngilizce / Osmanlıca kitabı. Ayrıca, bir hasta olarak içeriden / naklen ilk salgın kitabını da ben yazacağım bu gidişle: İstanbul 2019 (Akira yılı).
Ben kendi ahlakımı da söyleyeyim:
Bir yazar olarak, ayda 300 lira kazanmakla yükümlüyüm, yani karnımı asgari olarak doyurmakla. Diğerleri, bedava olabilir. Karşılığını hizmet ile öderim. Önce alır, sonra öderim ama öderim mutlaka.
Çöpten de yerim, yedim, yiyorum, yiyeceğim. Dolabımda çöpten alınmış 4 tane döner pidesi var katır katır taş gibi ama temiz. Onları ıslatıp yiyeceğim.
Ekonomiye de kani olanlardan değilim, onun bir bilim olduğunu da düşünmüyorum, insanları ekonomik kuralların yönettiğini de düşünmüyorum. Paraya karşı değilim, çünkü tüm insan icatları gibi o da % 51 olasılıklı mümkündü oldu ve yerleşti. En iyi değil ama en kötü değil ki göründüğü kadarıyla kredi kartı en kötü şimdilik.
Açlığın ahlakı çok hızlı ve kesin vuruyor, ahlaksızlığı da.
Önemli olan bu.
Kuburkent İstanbul’un açlık yüzlerinden çorba güncesi tek başına bir kitap veya yarı kitap olacak bu gidişle ve bu kışbitiminde.

(7 Aralık 2016)

İnstagram: Bulutname Projesi

Bulutname, 1993’te yazıyla, 1998’de fotoyla başlamış, ölümüme dek sürecek bir proje.
Bulutlar, o görkemli grilikleriyle, hem bana Acı veriyor, hem beni mutlu ediyor.17 yaşımda çizdiğim, yaprakları dökülmüş, kuru dallı ağaç gibi, 11 yaşımda ölümü atlattıktan sonra, mezarlıkta çocuk mezartaşları aramam gibi, Balçova’daki evin karo taş zeminine, Reha Ülkü 1960-2050 yazmam gibi, Kasım 2016’da ölen küçük erkek kardeşimin bana yaşattığı travma gibi.
Duygudurum, kültürdurum, Oblivion’da benden başkasının görmediği-hissetmediği 10 anlamdurum (bakınız Oblivion Metinleri blogspot).
Bulutname, bunların hepsinin gri kaleydeskobu gibi, renkkörü olup öyle kalmayı tercih eden ressam gibi (Oliver Sacks, Mars’ta Bir Antropolog içinde bir öykü).
Evet, melankoliğim. Bulutname bunun amorf-çökyüzlerinden yalnızca biri, Oblivion diğer biri.

(6 Aralık 2016)

Kuburkent İstanbul Fotoğraf Projesi

Anahtar / anafikir metin: Kültürolog Murdock’un binlik şeması buraya da uygulanabilir: 1. Altbaşlık , 2. Altbaşlık, 3. Altbaşlık (10 x 10 x 10 x 10 = 1.000 madde) olarak. Bin taneden 100 tanesini örneklerim, 200 tanesini listelerim, yani 100’ünü örneklemem.
Açıklama metni: 1920’ler Almanyası’na Grosz’un bakış açısını, 2015-2020 İstanbul’una uyguluyorum ama grafikle değil, fotoğrafla. İroni, eleştiri, gülmece, ağlamaca, çözümleme, istatistikleme, veri-tabanı’lama dahil. Sanatçı tümevarımı denli, bilimci tümdengelimi kullanıyorum, belki praksis veya sentezden sözedilebilir ama belki.
Konunun fotoğrafları ve altyazıları, ulkureha instagram’da örnekleriyle yer alıyor, alacak. Aralık başlangıçl bir proje bu. 2-3 ay sürer yoğun olarak. Yıllar sonra da konuya geri dönerim, Bulutname’ye hep döndüğüm gibi.
Altbaşlıklar
Sokak mobilyaları
Atıklar / Artıklar / Çöpler
Alt-altbaşlıklar
Sokak Mobilyaları
Çorbacılar?
Dilenciler
Evsizler +
Geziciler (2013, +15)
Grosz Groteski
Sokak müzisyenleri + 5
Suriyeliler
Atıklar:
Ayçiçeği çekirdekleri +2
Karton çöpler +8
Kusmuklar +1
İzmaritler +3

(5-6 Aralık 2016)

Pazartesi, Aralık 05, 2016

2017 Global Konjonktür

Bu, ironik bir başlık. En son bu biçim bir başlığı 1989 Aralık’ta kullanmıştım. 27 yılda oradaki global şematik değişmedi. Üstelik o metin hemen hiç genel bilgi olmadan yazılmıştı. Daha çok sezgisel bir metindi yani.
Global konjonktür demek, yeni yapılar bitti, eski yapılar geri geliyor demek.
2000-2200 arasını iniş dönemi olarak tanımlayan Dünya Sistemi’ciler, gelecekbilimden uzak durmak istedikleri için olsa gerek, 2000-2016 arasını hangi terimlerle tanımlayacaklarını şaşırdılar.
Şerh: Dar bir zaman aralığında ve daha çok şimdiye yönelik bir geçmişbilim-gelecekbilim bireşiminde, ekstrapolasyon oldukça rahattır. Ancak tarihçiler, tarihi 15 değil de, 50 yıl sonra tartışma eğilimindeler.
Bu 16 yılda AB, ABD ve Çin bitti. Rusya zaten göreli bitikti. Bu dönem aynı zamanda, 1980-2016 arasını kapsayan 37 yılın son 16 yılıydı, yani sonuca giden bölümüydü. 2015 sonu itibarıyla tüm global ve yerel konjonktür kilitlenmiş durumda idi. 1 yıl daha demek, batağa daha çok girmek demek oldu.
Buradaki asıl sorunsalımız şu:
200 yılın yalnızca 15 yılında sonuç belli olduysa, herhalde 185 yıl durum öyle kalmayacak. Brezilya ve Hindistan seçenekleri de, Çin seçeneği gibi tüketilecek ve bunun için zaman var, özellikle ferahfeza davranan Hindistan için: 2016’dan bakınca, göreli zirve bir Hindistan en erken 2070 gibi görünüyor. Brezilya 2040-2050 olabilir ama.
İşte bu da global fetret, duralama, oyalanma ve asıl krizleri yüzleme zamanı demek. 85 yıl büyük olasılıkla bata çıka geçecek. Tarihte böyle dönemler daha önce de olmuş. 250 yıllık bir Sanayileşme döneminin pisliği temizlenecek ki o da temizlenebilirse veya çabalanırsa.
Demek ki burada türev bakış açısıyla ivmelenme, duralama, kesintiye uğrama sözkonusu, 2000-2017-2025 süresi için. Tümlev ise çöken dönem.
Tarihte ve hatta fütürolojide böylesi bir naklen yayın, içeriden bilgi, tümdengelimsel ve tümevarımsal kesinlik, daha da berbatı tüm bunlar belliyken kimsenin kılını bile kıpırdatmaması durumu ilk kez yaşandı, yaşanıyor, yaşanacak gibi.
Bu durumda sürprizin favorisi belli ama sürprizin sürprizi belli değil. İleri marjinaller yine her zamanki parlayarak yanıp bitecekler ama bu yetmez. Ölen bir kültürü bu diriltmez veya beslemez. Sanırım en iyisi ölen kültürü ölümüne bırakmak.
Ütopist biri olarak Dünya ev-gezegeni üzerinde bir ütopya icraatına karşıyım, çünkü o zaman Dünya terkedilmez ve uzaycılık işlemez.
Şerh: Asgardia, yarı Dünya, yarı uzay bir proje (idi).
Tüm bunlara karşın yiten hiçbirşey yok. Kültürün korunumu yasası var. Toplu bilisizlik var. Siberuzay var. Toplumsal dış bellek var.
Bir anarşist gelecekbilimci olarak, bu yıkımdan hoşnut muyum?
Pek sayılmaz. Daha az yıkım ve daha az kakafoni tercihimdi ama böyle bir tercihim yok.
Bu kavramsal çerçeve çok basit oldu ama hemen herşeyi de kapsadı. Tabii ki sürprizler hariç.
Krizleri de içeriden izleyip yazacağım. Çünkü olay giderek, tıbbın koruyucu hekimliği değil, patolojisi olmakta:
Ölü neden öldü?
Gömmeden önce, adli tıp ve anatomi.
Dipnot:
İstanbul 2015-2025 için, görsel ve yazılı İstanbul Banalite Atlası bunun için bir çabadır.

(6 Aralık 2016)

Klavyeye Geri Dönüş

Farem kayboldu. Hala tam yazamıyorum. Yazmaya ve yayınlanmaya geri döndüm.

(05 Aralık 2016)

Cumartesi, Kasım 05, 2016

AKP, IŞİD, PKK, HDP

Daha önceleri PKK-IŞİD işbirliğinin olası olduğunu, çünkü tarihsel koşulların bunu zorlayacağını imlemiştik.
Şu anki gidişte, görünürde YPG üzerinden PKK-IŞİD çatışması var. 2015’te birbirlerini vurdular çünkü.
Ancak, konjonktür değişebilir, Çin politik özdeyişinin dediği gibi, evetler hayır ve hayırlar evet olabilir.
Daha öncesinde, Barzani-Talabani çatışması vardı. Bir ara işbirliği vardı. Şimdi yeniden az çatışma var.
Öcalan, ‘bir no’dan aşağısını kabul etmeyeceği için, ikisiyle de çatıştı hep. Ancak Barzani, geçmişte Öcalan ve PKK ile istemeden de olsa, işbirliği yaptığını kendi ağzıyla söyledi.
AKP’nin IŞİD’i desteklemişliğine yönelik Batı savları var.
HDP, 2015’te namaz kılan eşbaşkan imajı ile IŞİD’e doğru epeyi limitledi statüsünü. Sofu Kürtler’in oylarını bir kereliğine de olsa, böyle alabildi.
Şu anda ise, AKP herkese ve herşeye saldırıyor. Ancak, IŞİD zanlıları hala serbest bırakılıyor.
Bu sürecin gidişi, Suriye’deki 100 gruplu / kabileli / hizipli savaşa doğru gibi bir şey olabilir kolaylıkla. Tüm parametreler buna yatkın eğilimli. Hiçbir sabit veya keskin çizgileri yok, tarihlerinde olmadı da.
Açıkça söylenmese de PKK, HDP’yi çoktan gözden çıkardı.
YPG, KCK veya başka bir grup da PKK’yi gözden çıkarabilir.
Eğer Talabani, Barzani’ye açıkça saldırırsa, o zaman 4 olan Kürt ana grup sayısı çabucak 44 olur.
Biz, en başından beridir IŞİD’in de tek-bütün bir grup olmadığını savunanlardanız ve bunlardan 1-n grup, TC ve AKP ile temas ve az da olsa işbirliği halinde. Haritada IŞİD’in ayrı bölgeleri görünüyor, neden de o.
Haritada, tüm grupların birer bölgesi var, o bölgelerin ortasından düşman bir hat geçiyor. Bu, gerilla savaşı değil, idrar yarışı. Bu koşullarda, kimse bir diğerini Suriye’de yalıtamaz. Savaşacak o kaar çok sayıda asker kalmadı içeride. Dışarıdan gelen paralı askerler de, bir süre sonra alanı terkederler genelde.
Rusya ve Çin’den bir süredir ses çıkmıyor.
AB kaput. ABD başkanlık yarışında ama her 2 aday da bu işi götüremeyecek, şimdiden belli oldu.
PKK, artık AB veya ABD desteği bulamıyor, tüm bu vektörleri buradan ve böylelikle izliyoruz.
Gelelim son bombaya:
HDP diyor IŞİD, AKP diyor PKK.
Hedef belli olamadı, çünkü araba-bomba hedefine varamadı.
O bomba yerinde patlasaydı, kim kazanacaktı?
Herkes. Ölenler hariç tabii.
Bir polisiye roman parodisi gibi durum yani.
Biz, imkansızın yavaş yavaş imkanlı duruma böyle absürdlükler üzerinden geçtiğini bilecek denli, tarih bilgisine vakıfız.
Ancak, PKK-IŞİD işbirliği olsa bile, çok kısa süreli olacaktır ve belki de hiç kanıtlanamayacaktır.
Şu anda 2 tarafın da çıkarı ortak.
Gerçek makro-makro bir TC krizi, uzun vadede herkesi bitirir ama kısa vadede (tüm taraflardan) teröristler kazanır ve onlar da uzun vadeli hesap yapmıyorlar veya yapamıyorlar.
Çığ-çöküntü dönemleri böyle böyle geliyor işte ve biz de tam gaz zembereğin yayını attırmaya debeleniyoruz.

(5 Kasım 2016) 

Asgardia’nın Neresindeyim?

03.11.16, 00:15.
Asgardia’nın Neresindeyim?
21 günün ilk gününde tam gaz içine daldım, 21 günün sonunda tam gaz dışına yol alıyorum. Bu, marjda olduğum andır ve bunun kaydıdır.
Öznel neden şu:
Beni doyurmadı.
Nesnel neden şu:
Her zamanki gibi çok eksik zekalı ve çok eksik bilgililer. Bir de, daha önce dinler tarihinde olan Tanrı veya paygamber ible bu insanların rezilliğini bitiremez, Asgardia da bitiremedi, durumu.
Yaşadığım ikili şok şu oldu:
İmkansızın bir anda mümkün kılınsası ve yeni ve farklı bir mümkünün 20 günde yeni ve farksız bir imkansız kılınması. İnsanlar bir ütopyayı 20 günde yiyip tükettiler. ‘Ateş Peşinde’ filmindeki bir ağaca tünemiş ve onun yapraklarını 3 günde bitiren ilkel insanlar gibi bir öykü oldu bu.

Şaşırtıcı da değil, sorun da değil. Üzücü olan da bu ikisi ve buna alışmışlık.

Çarşamba, Ekim 26, 2016

NEK: Biyoloji: Doğrulanan Evrim Tahminim

Benim savlarım şuydu:
Neahderthaller alttürlere sahip olmuş olabilir. Çekik gözlülük insana onlardan gelmiş olabilir.
Yeni olasılıklar ise şunlar:
Dr Ryan Bohlender ve ekibinin çalışmalarının sonuçlarının linki:
Denisovanlar, Neanderthaller’den farklı genetikte. Onlar da insana katkıda bulunmuş. Artı, belki bir tür daha insan genetiğine katkıda bulunmuş.
Ara bilgiler şunlar:
Neanderthaller de, Denisovanlar da mağara kültürü insanları. Dünya’nın ilk sanat eserleri de mağara duvarlarında. Tamam, kapalı hava açık havadan daha koruyucu ama kazıma olayı aynı sayılır ve mağarada da su var. Yani insanlar, sanatın başlangıcını onlardan almış olabilirler.
Çekik gözlülük gibi, mor-siyah ten rengi gibi, aşırı kıvırcık saçlılık, yassı basık burunluluk gibi bazı nadir ve çok belirgin genetik özellikler var. Onları izlemek daha kolay. Sarışınlık da öyle.
Ancak, sarışınlık ve açık tenlilik arasında ilinti az gibi.
O nedenle ben bir ara, sarışın bir Neanderthal alttürü bile düşündüm ama bunu yazmadım arada. Açık tenliliği ise Denisovanlar’a mal ederdim, çünkü en çok açık tenliler (Gürcüler) onlara en yakın bölgede.
Açık renk tenliliğin Gürcü ve Nordik tipi gibi 2 ayrı türü var. Siyah saçın ise onlarca ayrı türü var. Kıvırcık saçlılığın bir türü, aşırı kıllı beden de demek: Buna Babil-Asur-Med tipi diyorum ben.
Tüm bunlar da, Basra Körfezi üzerinden az bilinen bir tür çaprazlaması rotası imliyor bize. Alanlar (MS 400 Kuzey Hazar) bile aslen oralı sanılıyormuş eskiden.
Sumerliler’in en azından bir bölümünün Ortadoğu’ya denizden ve güneyden artı doğudan gelmişlik olasılığı da var. Onların dili özgün ve yalıtık ama proto-Aramca’yı yaratıyor. Bu da bir topolojik yoğrulma demek.
Tüm bunlar, bizlere yeni modelleme olanakları sağladı.

(27 Ekim 2016)

Cumartesi, Ekim 22, 2016

Tavuk Dönerin Tarihi

Döner onyıllardır var olan bir Türk yemeği.
Tavuk döner ise, pek pek son 20 yıldır fenomen olan bir olgu.
Ara şerh: Yatay döner olan, Erzurum cağ kebabı ara bir parametre. Tutmadı ve yaygınlaşmadı.
Tavuk döner fenomenin alt-parametreleri.
Viralite 1: Mutfak konusu, internet durumundan bağımsız olarak bir viralite taşır. Kumpir 1990 tarihlidir örneğin. 1995’te şu anda var olanın 20 katı kumpirci vardı İstanbul’da. Sonra meyve suyu sıkıcıları geldi. Tutan var, tutmayan var yani.
Sucuk dönere üstünlüğü: Sonuçta tavuk döner leziz bir yiyecek. Sucuk döner ise pişerken kuruyor ve sucuk ekmekten bir üstünlüğü yok. Burada önemli olan şey, piliç çevirmenin, fiyatı nedeniyle, tavuk dönere yenilmesi. Yoksa 50 yıldır piliç çevirme var Türkiye’de, en az 10 vilayette izledim bunu. Tabii asıl parametre fiyat: Çevirme yarım 12 lira yarım tavuk döner 3 lira ve dükkanlar yanyana.
Viralite 2: Eski Beyoğlu karakolu ışıklarındaki tavuk dönerci, 120 yıl önce başladığında günde 10 kilo satıyordu, şu an günde 90-100 kilo satıyor. Satıcı, güleryüzlü, temiz işli, vd. Yine de 10 katına çıkmak 10 yıl aldı.
Bitmedi daha var:
En son 5 yıl önce, tüm AB’yi gezen bir arkadayım, İtalya7nın en ücra taşra ilinde bile tavuk döner gördüğünü söylemişti ve tamamına yakını Türkler’in elinde onların. 5 avro AB standartlarına göre ucuz imiş, o yüzden satıyormuş. Sonuçta, 300 milyon AB’li öğle yemeğini dışarıda yiyor ve şirketler bunu ödemiyor, dolayısıyla ucuz ve doyurucu şıkkı önemli.
Tavuk döner tek başına Türkler’in kişi başına yıllık tavuk tüketimini 3-5 katına çıkardı 15 yılda.
İlginç bir tarihçe oldu yani.

(18 Ekim 2016)

Türkiye’liler Uzaya Kaçıyorlar

Madem AB bizi almıyor, biz de uzaya gideriz.
Asgardia tarihteki ilk uzay devleti olma savında bir site kurdu.
18.10.16 22:25 itibarıyla başvurular şöyleydi.
Asgardians
COUNTRY RATING APPLICATIONS
1.China                       122.348
2.USA             48.952
3.Turkey         34.245
4.Brazil                       20.670
5.United Kingdom      18.461
6.Italy              18.316
7.India 10.001
8.Russian Federation   9.404
9.Iran   8.684
10.Australia     8.585
Asgardia, 443.982 vatandaşıyla, Dünya’nın 167. büyüklükteki ülkesi olmuş.
Projenin önümüzdeki aylarda nereye gittiğini hep birlikte izleyeceğiz.

(18 Ekim 2016)

Çarşamba, Ekim 19, 2016

Mikerim Lan Seçiminizi: ABD Realitesi

ABD gençleri böyle diyormuş:
“Ankete katılan 18 ile 35 yaş arası 1.247 gencin dörtte biri, dünyanın sonunu getirecek bir göktaşını, 2 adaya tercih ettiğini söyledi ama bu tek şaşırtıcı sonuç değil.
Ankete katılanların yüzde 40’ı Başkan Barack Obama’nın kendini ömür boyu başkan ilan etmesini tercih edeceğini açıkladı.
Bir başka bulgu da, katılımcıların yüzde 26’sının yeni başkanın rastgele seçilmesini kabul edeceği yönünde.
...
2016’nın seçmenleri, 2008’de Obama’nın seçilmesini sağlayan genç seçmenlerin tam tersi bir duruş sergiliyor. Zira bu ankete katılanların büyük bir kısmı da sandık başına gitmeyeceğini söylüyor. Ekim başında yapılan anketin yanılma payı yüzde 3,2.”
Yalancı çobanlara artık kimse inanmıyor. Anketi yapanlar ABD’li, ankete yanıt verenler ABD’li, yayınlandığı site resmi ABD sitesi.
Dünya’da da böyle, Türkiye’de de.
Sonra mı?
Halk isyanı ama başarısızından. Halk çok uzun süredir sopa yemediği için hamladı. 5-6 yılda sopa yiye yiye kendine gelir isyancı formuna girer. Tarih öyle söylüyor.

(19 Ekim 2016)

Pazartesi, Ekim 17, 2016

Türkiye’nin Musul Planında Son Moment: 17.10.16, 17:00

Kurtulmuş’un açıklaması şöyle:
“Kurtulmuş, Başika'da Türkiye'nin eğitim kampı kurduğunu ve bu kampta eğitilen 4 bin kişinin eğitim gördüğünü belirterek, "Eğitim görenlerden 3 bin kişi, peşmergelerle birlikte Musul operasyonuna katılmıştır" diye konuştu.”
Yani, o 3 bin kişi Arap, yani C planı, yahi Barzani Türkiye’yi sattı, yani ağır ödeyecek, yani baraj yıkılacak, yani ABD bunları hesaplamadı.
Peki, PKK Barzani’ye dalınca ne olacak?
Peki, koskoca ABD Türkiye’yi 1 yıldır nasıl Başika’dan çıkaramadı?
Peki, Halepçe’yi Barzani’yi yaşamadı mı?
Peki, TC IŞİD’e hafif bilgi sızdırınca ne olacak?
Haa evet, TC accaip riskli oyunu seçti ama Barzani ve Obama daha da beterini seçti. Operasyon Kasım 2016 başında bitememiş olacak.
Var mısınız bahse?

(18 Ekim 2016)

Yanki Komedisi: Musul

2 yıl bekle, seçimden 1 ay önce operasyon yap, seçimi kazan.
Oha lan.
Kürt’ü, Türk’ü, Arap’ı önüne kat, bombala babam bombala, hepsine silah sat.
Bunları zenci bir başkan müstakbel kadın bir başkan için yapıyor.
Thatcher bunlardan daha edepliydi.
Golda Meir, İsrail’de fuhuş olduğunu kabul ediyordu.
Bu kadın, kocasını fuhuşa itip, onu istifa ettiren bir kadın.
Bu, güç belirtisi değil, cıvıklığın son raddesi belirtisi.
Sonra da, Bloomberg’de Rose’un programına çıkıp da, ‘bu ülkeyi kim kurtaracak?, bizim zamanımızda herşey güllük gülistanlıktı,’ demiyorlar mı, bitiyorum valla. Bunu diyen de, Reagan’ın danışmanı.
ABD’nin kafaüstü gideceğini öngörmüştüm ama bunun gözümün önünde vuku bulacağına, hem de bu kadar çabuk olacağına pek inanmamıştım doğrusu. Bu durumda, 2028 öne alındı, 2024 veya 2020 seçimleri diyorum. Çünkü, her 2 başkan adayı da, Obama’nın 8 yılda kırıp döktüğünü, kafadan 4 veya 3 yılda halleder.
Harbi komedi, melokomedi ama: 100 bin ölü, 100 bin göçmen daha.

(17 Ekim 2016)

Asgardia'nın Kısa Vadeli Gelecekbilimi

Projenin gerçekleşmemesi için neden yok.
Daha önceki uzay istasyonlarından epeyi uzağa, 1 milyon kilometre öteye kurulacağı için, kurulma maliyeti diğerlerinden daha yüksek olacaktır. Ancak, diğerlerindeki başarı ve başarısızlıklar, epeyi bir veri tabanı elde var demek.
Finans işine gelince:
Gönüllü ve çoklu katılım planı var. Wikipedia ve Transhumanism projelerinden gözlediğimiz 3 gerçek var:
Bir: İnsanlar 1 kerede 100 verebilirler ama 10 parçada ve uzun dönemde 10’ar vermeyi yürütemezler.
İki: 100’den büyük finansman parçaları gerekince, birey olsun, şirket olsun, müdahaleler devreye girecektir. Asgardia onlarca özel şirket uzay projesinden yalnızca biri. Onu kösteklemek veya diğerini kösteklemek için onu öne çıkaran destek gibi Bizans-insan oyunları yüzyıllarca daha sürecektir.
Üç: Kurucu babasının bir görevlisi olduğu BM gibi resim kurumlar, er veya geç böyle bir özel projenin ayağına dolanır. Sonuçta BM, 5 ülke için var ve Asgardia bunun antitezi. Ashurbeyli, ya Asgardia’yı bırakacak, ya da BM’yi yani. (BM, kafa naklini yasaklayarak, ölümsüzlüğü yasaklayan bir kurum şu an, 10 yıldır.)
UİS’nun kuruluşu sırasındaki başarısızlıkları, tarihsel sorunları (1990 global olayları ve 2003 mekik düşüşü), bunların projeyi geciktirme yönündeki etkilerini izledikçe, en az 25yıllık bir proje olacak Asgardia’nın aynı sorunları yaşayacağını düşünüyoruz. Çünkü 2017-2042 arası, en az 2 makro-global sorun demek: Muhtemelen gıda ve ekonomik. O sırada epeyi ülke haritadan silinecek, yenileri kurulacak, projeyi destekleyen insanların yaşamları yörüngesinden kayacak.
Dolayısıyla Asgardia, hem bir ilk olarak, hem de tarihin oldukça ekstrem bir dönemine denk geldiği için,en azından başarısızlık verileri bile çok önemli. SSCB çökerken, uzay projelerine ne olduğunu biliyoruz. Asgardia ile ise, Dünya-tarih çökerken uzay projelerine ne olduğunu öğreneceğiz.
Asgardia başarısızlığa mahkum yani.
Olsun:
Beckett hesabı, yine deneyeceğiz, yine yenileceğiz ama bu kez daha güzel, daha iyi, daha doğru yenileceğiz.

(17 Ekim 2016)

Cumartesi, Ekim 15, 2016

İlk Uzay Devletinin Vatandaşıyım

Asgardia ilk resmi uzay devleti olma yolunda adım attı. Para, malzeme, insan, plan, zaman ve enerji var ortada. Çünkü, arkasında Rusya kökenli bir özel uzaycılık şirketi var.
Başvuru siteden yapılıyor. Yaptım. Oldu.
Gidişatta gelişmeler olmuş:
“Dünyanın 197. ülkesi yörüngede kuruluyor
...
Asgardia’nın yasalardaki yerini United Nations Office for Outer Space Affairs’a (UNOOSA) soran Business Insider da henüz net bir cevap alamamış; ancak Asgardia’nın uzayda yalnızca bir istasyon olmayı bırakıp, bir ülke olması için uzay yasalarını değiştirmesi gerekebilir.”
Bu, er veya geç olacak.1945 iki atom bombası ve 1957 Sputnik ilk yapay uydusu ile bu yol açıldı. Zaten Asgardia da, ilk adımını Sputnik’in 60. yılında atacakmış.
1990’a kadar Dünya siyasi gerilimi yüksekti. Nükleer bombalar her an patlayabilirdi. Sonra, 1990-2010 arasında gevşeme oldu. 2010 sonrasında ise gerilim geri geldi. Çok basit yöntemlerle büyükkentleri nükleer kirlenme ile yaşanmaz duruma getirmek mümkün artık. Bir şey tasarlanabiliyorsa, muhakka yapılır.
Ancak, bildiğimiz kadarıyla bugünkü insan fizyolojisi, uzayda doğumdan ölüme kadar yaşamaya uygun değil. En uzun uzayda kalma süresi 600 gün civarında.
Dolayısıyla Asgardia vatandaşları yaşamlarının limit tamamını yine Yeryüzü’nde sürdürecekler. Bugün % 4 göçmen ve % 1 çalışan deplasmanda var. Yani, Dünya’nın % 5’i (350 milyon küsur kişi), doğduğu topraklarda yaşamıyor. Onlar, paraları olduğunda nasıl ki ülkelerine gönderiyorlarsa, Asgardialılar da öyle yaparlar herhalde.
Çünkü bir uzay devletinin süreğenlik finansmanı bugünkü koşullarda epeyi yüksek, bunu anlamak için uzay istasyonu maliyetlerine bakmak yeterli.
Yine de bir Homo Posterus (insan sonrası tür) olarak, ölmeden önce Dünya’dan ve insan türünden simgesel bir ayrılma yapabildiğim için çok mutluyum.

(15 Ekim 2016)

Cuma, Ekim 07, 2016

Metin-Çekim İlintisi

Kurmaca ve uzun metrajlı filmler için, kabaca 1 sayfa eşittir 1 dakikalık çekim kabul edilirdi 30 yıl önce.
1 sayfa eşittir 2 bin karakter, 4-5 paragraf, 20 cümle olabilir.
Hemingway (İngilizce olarak) eşittir 30 karakter ve Feneon (Fransız olarak) eşittir (3 satır) 180 karakter eder.
Klip ve reklam çekim metni / senaryosu var mıdır bilemem ama herhalde Türkiye’de yoktur.
Yine de:
180 saniyelik klip senaryosu, 3 sayfadan 6 bin karakter edebilir.
20 saniyelik reklam senaryosu, 667 karakter edebilir.
Vine video metni, 200 karakter edebilir. Hem Hemingway’i, hem de Feneon’u geçer böylelikle.
Twitteratür, 180 karakter ile, vine video sınırında ve 6,6-6,7 saniyelik çekim demek.
Metinden çekime ve çekimden metine böyle yol aldık.

(5 Ekim 2016)

Felsefe Olimpiyadı Soruları İrdelemeleri

Kabaca 20 yılda Dünya’da, 10 yılda da Türkiye’de yıllık felsefe olimpiyatları yapılıyor. Katılımcılara 4 metin verilip, onlardan bunlardan 1’ini yazması isteniyor. Alıntıların hepsi de felsefecilerden değil, sanatçılardan da var. Soruların alanı da geniş. Dolayısıyla her epistemik alanın felsefesinin olabileceği varsayılmış oluyor.
Sorular, bol düzelti hatalı olarak şu linkte mevcut:
Bunlardan 2 tanesini yazdım:
Platon ve Arendt olanları.
Sonra düşündüm:
Bu 1 kitap projesi.
Metafizik Deyişler 2-4 olabilir, onlara parçalı yerleştirilebilir yani, çünkü onlardan biri zaten ‘Ustalarla Hesaplaşmalar’ idi. 4.’sünün başlığı ‘Usta Metinlerden’ olabilir.
Bunun için de, önsöz babında, bir irdeleme metni gerekli diye düşündüm.
1986-1987 ders yılında Arda denkel’den Zihin Felsefesi dersi aldığımda onu dellendirmiştim. Ona özdeşlik ilkesinin geçersiz olabileceğini söyleyince, beni felsefeyi 10 üzerinden 1 bile bilmemekle suçlamıştı. Veri tabanı akademisyen / akademik/ bol alıntılı felsefe idi. Ancak tüm önemli felsefecilerin de hiçbir alıntı yapmadan yazdığını gözönüne almamıştı. Zaten bu nedenle felsefecilik hala öznel-bilimcilik modunda. Eğer felsefecilerin tamamı temel bilimler eğitimi almış olsaydı, bu kadar saçmalamazlardı. Bilim felsefesinde hem Feyerabend, hem de Popper saçmaladı, çünkü kendi zamanlarındaki bilim tarihini eksik biliyorlardı. Dünya Sistemi’ni ise muhtemelen hiç duymamışlardı.
Ek: 1981-1982 ders yılında Zeynep Davran’dan felsefe tarihi dersi alıyordum. Ona da, Platon’un yazdıklarını diyalog değil monolog olduğunu söylemiytim. O da dellenmişti ama beni ne dersten bırakmış, ne de sınıftan kovmuştu. Denkel dersten kovmuştu. Kıssadan hisse: Akademisyen felsefeciler, kütkafa / dunkof oluyor.
Gelelim sorular için öznel yeğlemlerime:
20 x 4 = 80 eder. 10 x 4 = 20 eder. Arakesitlerle kabaca 100 diyelim. Bunlardan yazılası 10 alıntı bulurum ama 20-30 tanesi, yalnızca bu kitabı tamamlamak için olabilir ve ikinci ve üçüncü taramaları / elemeleri gerektirir.
Arendt alıntısını ise, ağzımın suyu akarak yazdım. Çünkü ona tapmaya yakın severim, en son yapılan film (von Trotta) ve oyuncusu Barbara Sukowa nedeniyle de.
Alıntı, bana Arendt’in ‘Şeytani Kötülüğün Bayağılığı’ kitabının bile düşündürtemediği bir şey saptattı:
Arendt’in öğrendiği biçimiyle felsefi sorulamada (sorgulama değil) aksaması. Kaygı konusu ettiği konu, tam baktığı yerde ama kimi hafif sağda, kimi hafif solda. Ayrıntıda ıskalamış yani. Şeytani kötülüğün bir temel insan hakkı olduğunu ise görmesi mümkün olmamış ki bunu ne Naziler, ne de onun büyük aşkı ve Nazi sempatizanı Heidegger bile söylemedi ama Brecht söyledi: Faşizme karşı daha büyük faşizm ve bugünün mazluum, arının zalimi.
İşte, felsefeyi bu nedenle seviyorum.
Saf düşünce hala bilimin değil, felsefenin alanında Bu, metafiziğni tam bir bilim yapılmasına kadar sürecek. Tarih bile tam bilim yapıldıktan sonra, metafizik bence haydi haydi tam bilim yapılabilir.
İşte benim irdelemelerim bunlar.
Kitabın önsözü niyetine kabul edilebilir.

(5 Ekim 2016)

Twitter Sinema Monoloğu

Önnot: Sondan başa gidiyor.
+
Çokdilli çekilen film gibi, siyahbeyaz-renkli çok renkliliği çekimi de, kamera düzeni ile 1 kezde mümkün diye düşündüm. Bu, yeni dil demek.
+
Başta, yalnızca benim çekebileceğim konuları seçiyorum. 2. Antika Festivali renkli-siyahbeyaz çeşitlemesi öyleydi. 20 saniye için bu kolay.
+
6 saniyelik vine video, 20 = reklam, 180 = klip, Hemingway, Feneon, Twitteratür senaryo çekimi, 10 kadar seçenek. Faşizm-engizisyon bolluğu.
+
Anımsadığım 53 yıldır ilk kez, kendimi tam ve hatta tamdan çok duyumsuyorum. Yazı zorunlu seçimdi, sinema huysuz moruk özgürlüğü oldu.
+
37 bin sayfa yazdıktan, 6 bin film seyrettikten sonra, 56 yaşında, 20 saniyelik ‘vine video’lar ile sinemaya merhabam: https://www.youtube.com/results?search_query=%22reha+%C3%BClk%C3%BC%22

(4 Ekim 2016)

Çarşamba, Ekim 05, 2016

Film Çekmek ve Yayınlamak

04.10.16, 22:25.
Film Çekmek ve Yayınlamak
Bana tamlığımı ve hatta tamdan çokluğumu hissettirdi ve yaşattı. Yaşamımda ilk kez.
Sinemanın bana en uygun sanat veya anlatı aracı olduğunu hiç düşünmedim. Sinemanın en yüksek anlatı gücüne sahip olduğunu biliyorum üstelik. Ancak, benim kurmaca-dışılarımın anlatı gücü, sinemanınkinin çok çok üzerinde.
Bu tamdan eksiklik, yaşam boyunca sürekli kafeslenme durumundan geliyor. Bunu yazdıklarımı okuyanlar da yaptılar.
Ancak kısa-kısa film için öyle değil. Sonuçta en düzünden naturalist belgeseller çektim. Buradaki rahatlama, duygusal dışavurum özgürlüğünden geldi.
İşte ben buyum. İşte ben böyleyim. İşte ben oldum ve aştım.
Ölümün gözlerine bile mutlulukla baktım bu akşam. 3 kısa filmi Youtube’a yükledikten sonra.
Rahatça ölebilirim yani.
E, bir de 25 yıl daha var tabii ki.
Hiç yazmayabilirim’i yazmıştım, sinemadan bağımsız olarak. Demek ki sinema için, yepyeni ve fapfarklı zihinsel bir ‘boş alan’ (Brooke’sal) gerekliymiş.
İşte o yepyeni-fapfarklı boş alan, beni yaşama 56 yaşında 0’dan başlattı.
Ama tam olarak.
Ne güzel ikilem oldu bu.
Şiir gibi.
Möbiüs şeridi mantık gibi.
Kendime varmam için, kendi-değil kök kere kendi-değil kök gerekti.
Ölüm-yaşam, fizik-metafizik, geçmiş-gelecek gibi. (Bunu daha önce ama epeyi önce imlemiştim.)
Kendi-değil, erkek, insan-değil gibi. Asimetrik asimetri gibi. Ki bu asal asimetri olmakta. Asal-yalnızlık da öyledir.
Ancak, bunu fizik mecaz / metafor karşılığı kara delik değil, beyaz delik olmakta. Kara enerji gibi.

Bakalım, filmin devamını ben de çok merak ettim şimdi.