Pazartesi, Nisan 11, 2016

FB Güneydoğu Diyaloğu

Nickname:
Gömülen haberler ve yozlaşan tekil baloncuklar toplumu üzerine:
Bizi yozlaştıran küstahlık değil, nefret değil; hayır, bizi, içinde tutulduğumuz yapay bilgisizlik yozlaştırıyor.
Temiz yürekli değiliz, kirliyız. Vicdanımız huzursuz edilmedi, buna rağmen huzursuz. Hükümetlerimiz bunu çok iyi biliyor, bizi tam da böyle görmek istiyorlar: Özelliği bakımları, bizi açıkça sakınmaları sayesinde tutulduğumuz yapay bilgisizlik örtüsü altında suç ortağımızı sağlamak niyetindeler.
Herkes katliamları, tırları, işkenceleri duydu, her şeye rağmen, büyük gazetelere bu konuya ilişkin bir şeyler yansıdı, dürüst fakat tirajı yüksek olmayan gazeteler, bu olayların tanıklarını yazdılar, broşürler belgeler elden ele dolaşıyor, askerler geri dönüyor ve anlatıyorlar.
Fakat bütün bunlar ahlakımızı yozlaştıranlara hizmet etmekte; çünkü her şey yitip gidiyor, ya da toplumun ormanı içinde görünmez oluyor, verilen haberlere bir yol açmak gerekiyor, sonra yol bir daha kesiliyor ve haberler ölüyor.
+
Reha Ulku:
TC tarafından işkence yapılmış biri olarak, 1 Temmuz 2015 - 1 Nisan 2016 arasındaki olaylar için yorumumdur:
50 bin kişilik halk isyanı yolu denendi. Başarılamadı. 10 bin ölü verildi. Devlet, savaş ve insanlık suçu işledi ama bunu yapacağı önceden belliydi, çünkü daha önce de yapmıştı. Kendi halkını ateşe sürüp, oradan zorunlu iskanla sürülüp, yerine 3 milyon Suriyeli'yi iskan ettirme olanağı için devlete koz vermek, çarşıdaki pirince giderken evdeki bulgurdan olmaktır. 4 alt-Kürdistan da, devlet kurma sevdasında ama hepsi de ellerindeki minik toprak parçalarını yitirme olasılığını takip edemiyorlar. Neo-Kavimler Göçü, asıl Kavimler Göçü dönemi bilgileriyle, bunun mümkün olmuşluğunu bize anlatıyor. Tarihten ders alıp almamak insanlara kalmış.
Burada önemli olan şey şudur: AB'nin UCM'sinin IŞİD korkusu nedeniyle, Türkiye'nin yaptıklarına göz yumması. Televizyonda AKP lehtarları ve aleyhtarları, Erdoğan'ın UCM'de yargılanamamasının nedenini açıkladılar: BM Güvenlik Konseyi'nde 5 ülkenin oybirliğiyle kararı gerekiyor ki bu mümkün değil. Bunu, Öcalan'ın baştan bilmesi gerekirdi. Ama o ne yaptı? Yangına benzin döktü ve sonucun sorumluluğundan kaçtı. Yani: Bir savaşta 2 taraf da insanlık suçu işleyebilir ki öyle de oldu. Artı: Günümüz koşullarında hiçbir bilgi saklı kalmıyor, bilgiyi öğrenmek isteyen buluyor bir yerlerden.

Bir sorun daha var: Artık, İstanbul'daki Kürt'ün derdi başka, Güneydoğu'daki Kürt'ün derdi başka, yolları ayrıldı epeyidir. İç ihanet de var yani: Musa Anter'i ölüme yollayanın sorumluluğunu Kürt-kimse alamıyor üstüne ama yalnızca 2 ad kaldı geriye. Adını andığım dönemin de tüm bilgileri kayda geçer. Ölenler de eğitim zayiatı oldu yalnızca.

Hiç yorum yok: