Pazar, Ocak 11, 2015

Gidenler ve Dönenler 1

Yurtdışında 15 yıl yaşadıktan sonra Türkiye’ye dönen birinin notları, ‘1 paragraf alıntı + 1 paragraf yorum’ olarak gidecek:
“Neden Döndüm? İnsanca yaşamak için. Hayata katılım sağlayabileceğim ve kendimi nesne olarak görmek yerine, özne olup dönüştürülebilecek şeylere bizzat katılabilecek enerji ve motivasyonu sağlayabilmek için.”
Bunun en son yapılabileceği yerlerden biri de Türkiye. Alıntı 2. cümlenin meali: Yurtdışında beni kimse kaale almadı, burada kendi ülkemde, ‘sen, ben, bizim oğlan’ yuvarlanır giderim.
“İlk zamanlar neler hissettim? Şehir yordu. Çok yordu. Sokağa çıktığımda nefes alamaz hissettim. Binalardan, camlardan baktığımda gördüğüm taş yığınları bunalttı. Burada mı yaşlanıcam? Burası mı gerçekten gelmek istediğim yer, dedim.”
Eh, başta aymış duruma ama sonra o aymayı yitirmiş.
“Zaman geçtikçe düşüncelerin hislerin nasıl değişti? Dostlar ve aile ile birlikte olmak çok güzel. Hele de insan seçebiliyor olma lüksü çok önemli. Sırf benzer kültürlerden gelip aynı dili konuşabiliyor diye yakınlaşmayı tercih edebildiğimiz ucube tiplere muhtaç kalmamak çok değerli. Dilediğim insanla görüşüyor, dilediğim kişi ile iletişimi tercih edebiliyorum. Keza ortamlar için de aynı şey geçerli. Politikaya aktif katılıp, sanatsal çabaların bizzat göbeğinde yaşayabiliyorum. Bu olanaklar dışarıda da var gibi gözüksede kendi ülkende yabancı hissi taşımadan anadilinde iletişimle var olduğunu hissetmek bence çok değerli. Dünyanın neredeyse her köşesini gördüm, ancak evim hissini hiçbir yerde yaşayamadım. Evim Türkiye ...”
Tersinden başlayalım. Hiçbir ülke kimsenin evi değildir, olursa kültürel kimlik faşizmi olur, üstelik insanseverce olur. Gavurları ucube sayan biri, alaturkaları ucube bile sayamaz ama son 30 yıldaki yeni ucubeliklerden habersiz, algılayamıyor. Dünya’nın hiçbir yerinden hiç kimse dilediği insanla görüşemez ve iletişim kuramaz. Global kültürün buna izin vermediği bir dönemdeyiz. Onun yaşadığı yalnızca bir ilüzyon, kendini alaturka ilüzyona hapsetmiş, alafranga olana değil.
İş ve arkadaş ortamları nasıl? Herkes işgüzar. ... İnsanlar kendilerine alıştırılan gün kurtarma ve hızla köşe dönme kafasında yeni bir kültür içerisinde hapsolmuş durumdalar. Bu yanı ile, neoliberal bir süreçteki tüketim endeksli bir toplumsal doku içerisinde, ilişkilerden aşklara kadar herşeyi tüketen ve bencilleşmiş yaklaşım genel sorun olarak dünyanın her yerinde olduğu kadar, burada da yaşanmakta. Bunu aşma adına da tercihlerimizi doğru yönlendirip doğru diyebileceğimiz insan ve kişilerle birarada olmaya çalışmak bir çözüm. ... buralarda bu seçme özgürlüğü daha fazla. Dışarıda onca farklı ortamda onca farklı kültürle ... entegrasyon sorunu yaşamadım. Ancak, yine de bir şeyler hep eksik kalmaktaydı. Bir şekilde bunun alternatifin ve kültüren doku uyumunun daha fazla olması yüzünden aşıldığını düşünüyorum.
“Herkes kaçmaya çalışırken dönüyor olmak garip değil mi? Bu bir tercih. Evet ülkemiz daha iyiye gitmiyor. ... Ama eksik kalan şeylerin varlığı ve izole bir yaşamı tercih etmeme gibi bir durum da tamamiyle tercih olarak önümüzde durmakta. ... kaybedilen olanakların bilincindeyim ve bunları bilerek ve tüm bunlara rağmen kazanılan güzellikleri ve insan olduğumu hissettiğim gerek dostlar, gerekse de aile ile birlikte hissettiğim bir ortamı tercih ettim. Aklım başımda ve ne istediğimi biliyorum.”
Hiç de öyle görünmüyor. Tümüyle yüreksel ve duygusal bir seçim bu, akılsal değil.
“Ülke kötüye gidiyor, ne düşünüyorsun? Evet çok iyi bir durumda değiliz. Haklar ve özgürlükler anlamında ciddi felaket bir ortam. Ancak bundan kaçıyor olma durumu bir şeye çözüm üretmiyor. Sadece kişi olarak kendimizi kurtarmış olma durumu yaşandığı ilüzyonu var ki bu da son dönem gelinen bireyselleşmiş birey yapısında normal görünebilmekte. ... bu yaklaşımı reddediyorum. Burası ... bizim insanımızın yaşadığı ve bizi biz eden ortam ve bir şekli ile daha iyi olması gibi bir dileğimiz var ise, bu bizzat bizim çabalarımızla olanaklı olabilecek. ... Hayat kendi ellerimizde. Ne istersek onu yaşamak adına insan olmaktan dolayı olan evrensel değerlerin içerisindeki bir kültürel sorumlulukla bu hayata sahip çıkmayı tercih ediyorum.”

Bu koşullarda bireysel ve/ya grupsal mücadele addedilen şey, ancak ve ancak slaktivizm olmakta. Bakınız Gezi olayları.

Hiç yorum yok: